Kategori: Psikoloji

  • FARKLI ANNE BABA TUTUMLARI VE TUTUMLARIN ÇOCUKLAR ÜZERİNDEKİ ETKİSİ

    FARKLI ANNE BABA TUTUMLARI VE TUTUMLARIN ÇOCUKLAR ÜZERİNDEKİ ETKİSİ

    Çocuğun kişilik özellikleri ve davranış örüntüleri anne babanın çocuk yetiştirme tutumlarıyla şekillenir. Çocuk öğretilen davranışları gösterdiğinde onaylanmazsa olumlu ve olumsuz davranış ayrımını yapmakta zorlanır. Fakat öğretilen davranışı gösterdiğinde anne babanın onayını alırsa çocuk olumlu davranışları öğrenmeye başlar. Anne babaların farklı tutumları çocuğun kişilik gelişiminin temelini oluşturur.

    Çocuk yetiştirmede karşılaşılan farklı anne baba tutumları ve bu tutumların çocuklar üzerindeki etkisi aşağıda kısaca belirtilmiştir.

    Baskıcı/Otoriter Tutum

    Sıkı disiplin ve baskının olduğu, kuralların hiç esnemediği cezanın ön planda olduğu, çocuğun, söz ve karar hakkının en aza indirildiği ortamdır. Böyle bir ortamda büyüyen çocukların iletişim becerileri ve sosyal yeteneklerinin zayıf olduğu gözlemlenir. Bu tarz sağlıksız aile koşullarında çocuk, nasıl düşünüp nasıl davranması gerektiğini belirleyen katı kurallarla büyür. Disiplinin iletişimin önüne geçtiği bu ailelerde sevgi, kabul ve anlayış yeterince sunulmaz. Küçük bir yanlış davranışta dahi anne babanın eleştiri ve abartılı cezasına maruz kalan çocuk anne babaya karşı yoğun korku duygusu yaşar. Bu durum çocuğun doğru davranış kalıbını öğrenmesine engel olur.

    • Baskıcı tutumla büyüyen çocuklarda şu problemler sıkça yaşanır;
    • Düşüncelerini ifade etmede zorluk
    • Güven duygusunda eksiklik,
    • Düşük benlik saygısı ve çekingenlik
    • Başkalarının etkisinde kolaylıkla kalabilme, diğer insanlara bağımlı olma

    İlgisiz Tutum

    Çocuğun sosyal ve duygusal ihtiyaçlarının önemsenmediği, yeterli sevgi ve ilgiyi görmediği tutumdur. Çocuk temel ihtiyaçlarından olan disiplinden mahrum kalır. İlgisiz ve kayıtsız aile, saldırganlığı körükler, çocuğun çevresindeki kişi ve eşyaya zarar vermesine sebep olabilir.

    • İlgisiz tutumla büyüyen çocuklarda şu problemler gözlemlenebilir;
    • Otorite ve disiplin kuralları öğretilmediği için kurallı ortamlara uyum problemleri
    • Duygusal yönden yeterince desteklenmediği için iletişim problemleri
    • Diğerlerine çabuk bağlanma, zararlı alışkanlık edinme
    • Değersizlik duygusu, özgüven eksikliği
    • Duygusal olarak kendisini yalnız hissetme, sağlıklı ilişkiler kuramama.
    • Aileden yeterince destek göremediği için akademik başarısızlık.

    Aşırı Hoşgörülü Tutum

    Günümüz kafası karışık anne babalarının en çok gösterdiği davranış ve duygu modelidir. Bu tarz yaklaşımda olan anne babalar çocuklarının isteklerine teslim olur, onların ısrarlı isteklerini yerine getirir, onları şımartır, onlar fazlasıyla özgürlük tanır ve disiplin kuralları öğretilmez. Aslında dertleri çocuğuyla çok ilgilenmek olan bu anne babalar çocuklarına ‘hayır’ demek ve çocukları üzerinde kontrol sağlamakta zorlanırlar. Bunun sonucu olarak bu çocuklar kendi davranışlarını kontrol etmeyi öğrenemezler.

    Disiplinin çok düşük, hoşgörünün abartılı olduğu bu ailelerde çocuklarda şu özellikler gözlemlenebilir;

    • Toplumsal kurallara uymakta zorlanma
    • Her zaman kendi isteklerinin yerine getirilmesini istedikleri için arkadaş ilişkilerinde kabul görmeme
    • Ben merkezli olma ve diğerlerine karşı saygısız davranışlar sergileme
    • Davranışlarını kontrol etmekte zorlanma, dürtüsel davranma
    • Anaokulu ve ilkokul uyum sağlamakta zorlanma, okula gitmek istememe
    • Ağlayarak bütün isteklerini yerine getirme, anne babayı yönetmeye çalışma

    Aşırı Koruyucu Tutum

    Anne babanın aşırı koruması çocuğa gereğinden fazla kontrol ve özen gösterilesi anlamına gelir. Çocuğun büyümesine izin verilmemesi bu tutumun temel özelliğidir. Okulda kendi ihtiyaçlarını gideren çocuğun evde yemeğinin anne tarafından yedirilmesi, anne babayla aynı yatağı paylaşması sıkça rastlanan örneklerdir. Sosyal, duygusal ve davranışsal anlamda korunan çocuğun toplumsal gelişiminde gecikme yaşanır. Bu durum çocuğun arkadaş ilişkilerini olumsuz etkiler.

    • Büyümeye izin verilmeyen bu ailelerde yetişen çocuklarda şu özelikler gözlemlenebilir.
    • Anneyle ayrışmayan çocukla, aşırı bağımlı kişilik yapısı geliştirir.
    • Bütün ihtiyaçları anne –baba tarafından yerine getirilen çocuklarda sorumluluk duygusu gelişmez, kendi kararlarını vermekte zorlanır.
    • Ailede ilginin merkezi olan çocuk akranlarının da aynı ilgiyi göstermesini bekler, bu beklenti arkadaşlık ilişkilerinde sorun yaşatır.
    • Aşırı korunma özgüven eksikliğine neden olur.

    Kararsız ve Tutarsız Tutum

    Anne babanın kararsız tutumu neyin doğru neyin yanlış davranış olduğu konusunda çocuğu şüpheye düşürür. Kararsızlık iki şekilde görülebilir. Anne babanın bir davranışı kimi zaman normal olarak değerlendirip kimi zaman cezalandırması ya da bir davranışın anne tarafından farklı baba tarafından farklı değerlendirilmesi kararsız tutuma örnektir.

    • Kararsız tutum gösteren ailelerin çocuklarında şu özellikler gözlemlenebilir.
    • Tutarsız bir kişilik yapısı
    • Karar vermede zorluk yaşaması
    • Doğru ve yanlış davranışı anlamakta zorlanması
    • Okul fobisi yaşayabilir

    Destekleyici Aile Tutumu

    Anne babanın çocuğu hem desteklediği hem de sınırlar koyduğu, kontrolü ve disiplini öğrettiği aile tutumudur. Çocuk anne babayla iletişim kurmakta zorlanmaz, ihtiyaçlarını rahat bir şekilde ifade edebilir. Anne –baba çocuğa kendi başına karar vermeyi ve bu kararın sorumluluğunu yüklenmesi gerektiğini öğretir. Çocuğun temel ve duygusal ihtiyaçları en uygun şekilde karşılanır. Anne baban tutarlı davranışlar gösterir, olumlu ve olumsuz davranışlar çocuğa öğretilir. Çocuk yetiştirmenin temel dinamiği olan koşulsuz sevgi, yeterli hoşgörü ve yaşa uygun disiplin güvenli bir ortamda sunulur. Çocuğun kendini tanıması; kendine özgü anlayış geliştirmesine ve görüşlerini ifade etmesine olanak sağlanır.

    • Destekleyici tutumun çocuk üzerinde şu etkileri oluşabilir.
    • Sağlıklı sosyal ilişkiler geliştirir.
    • Özgüven ve özdenetimi geliştirir
    • Toplumsal kurallara uyum sağlar
    • Sorumluluklarının farkında olur
    • Anaokuluna ve ilkokula uyum sağlamakta zorlanmaz.
  • “Sevgililer Günü’nü Fırsata Çevirin, Dönüm Noktası Olarak Görün!..”

    “Sevgililer Günü’nü Fırsata Çevirin, Dönüm Noktası Olarak Görün!..”

    Psikolog Ceren Yağcıköseoğlu,14 Şubat’ın sevgilisi olanlar kadar olmayanlar için de önemli bir tarih olduğunu söyledi.

    Sevgililer Günü’nün ilişkiyi gözden geçirme, aşkı tazeleme, birlikteliği güçlendirme ve sevgiyi pekiştirme açısından çiftler üzerinde önemli bir rol oynadığını belirten Psikolog Ceren Yağcıköseoğlu,“Sevgililer Günü’nü fırsata çevirin, dönüm noktası olarak görün!..”diyerek, 14 Şubat tarihinin maneviyatına değindi.

    Sevgililer Günü’nü”kapitalist sistemin bir oyunu” klişesiyle değerlendirmenin bahanelerin ardına sığanan insanların kolaycılığı olarak niteleyen Yağcıköseoğlu, yalnızlıktan kaynaklı mutsuzluğa bahaneler bulmak yerine mutluluğa giden yolu bulmanın yerinde bir karar olacağını kaydetti.

    Sevgililer Günü’nü sadece hediye alınıp-verilen bir gün olarak görmenin ve özellikle kabul edilen hediyeleri ticari değeri üzerinden değerlendirmenin 14 Şubat’ı amacına ulaştırmayacağının altını çizen Psikolog Ceren Yağcıköseoğlu, Sevgililer Günü’nün önemini ve tavsiyelerini şöyle aktardı: “Sevmek ve sevilmek, birisi için özel olduğumuzu hissetmek; insan ruhunun en temel ihtiyaçlarındandır. Özellikle bireyler, ilişkilerinde sevgi, saygı, şefkat, anlayış ve korunma içeren bir yakınlık içerisinde temas etmeye ve hissetmeye ihtiyaç duyarlar.

    14 Şubat ise bu duyguların daha çok paylaşılması beklenilen, kimi bireylere göre ticari yönü olan kimilerine göre ise sevginin anlamının hatırlanmasını sağlayan günlerden biridir…

    İlişkinin durumu ve kişilerin beklentileri, bu günü nasıl geçireceğinizi de belirlemektedir aslında.

    İlişkisi olmayan bireyler için, yalnız olma duygusu her ne kadar kişiyi rahatsız etse de, kişinin sevgi, paylaşım, ilişki kurma ve yönetmeye dair beklenti ve düşüncelerini sorgulamasını, kendisini tanıma fırsatı sunmaktadır.

    İlişkisi olan bireyler için ise 14 Şubattan beklenilen, hediyelerin alınması ve birlikte paylaşımların olmasıdır. Bu gün ayrıca kişinin beklentilerini, partnerine olan duygu ve düşüncelerini, ilişkinin boyutunu görmenize fırsat vermektedir.

    Duygularını ifade etmekte zorlanan kişiler için bu gün doğru ifade etmeyi seçme konusunda yardımcı olmaktadır. Ayrıca ilişkinizin rutininin değişmesini sağlayarak, ilişkinizde enerjinin artmasını sağlamaktadır. Partnerinizden beklentilerinizi, ilişkinizin olumlu ve olumsuz yönlerini ele alma ve yeniden bir başlangıç yapabilmek için bir fırsat niteliği de taşımaktadır.

    14 Şubat, sevginizi hatırlamak ve paylaşmak için kutlanılan bir gündür .

    Önemli olan; sevgiyi ifade etmek için doğru yollar seçebilmek ,bir gün değil, her gün sevgiyi paylaşabilmek, sahip olduğunuz sevgiyi korumak ve besleyerek büyümesini sağlamaktır..”

  • ÇOCUĞUM DİKKAT EKSİKLİĞİ VE HİPERAKTİVİTE BOZUKLUĞU YAŞIYOR OLABİLİR Mİ?

    ÇOCUĞUM DİKKAT EKSİKLİĞİ VE HİPERAKTİVİTE BOZUKLUĞU YAŞIYOR OLABİLİR Mİ?

    Çocuğunuz diğer çocuklara göre daha mı hareketli ve bu hareketliliği onun çevresiyle olan uyumunu bozuyor mu?

    Çocuğunuz birçok şeyi unutuyor ya da onunla konuştuğunuzda dinlemiyormuş gibi mi davranıyor?

    Çocuğunuz genelde sabırsız mı ya da düşünmeden davrandığı için başına kötü şeyler geldi mi?

    Çocuğunuzun öğretmeninden okulda sıklıkla yaramazlık yaptığına ya da dersleri dinlemediğine dair şikayetler mi alıyorsunuz?

    Çocuğunuz okul ödevlerine başlamakta, sürdürmekte ve sonlandırmakta zorlanıyor mu?

    Yukarıdaki sorulardan yarısına “evet” yanıtı verdiyseniz, çocuğunuz DEHB (Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite) sorunu yaşıyor olabilir.

    Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu erken çocukluk dönemlerinde ilk sinyallerini veren bir bozukluktur. Bu bozuklukta tipik bir takım özellikler bulunmaktadır; bu özellikleri dikkat eksikliği, aşırı hareketlilik ve dürtüsellik gibi 3 ana başlık altına toplayabiliriz.

    Bu sorunu yaşayan çocuklarda saymış olduğumuz üç başlıktan birinin belli derecelerde daha baskın olduğunu söyleyebiliriz. Örneğin; kimi çocukta dikkat eksikliği tablosu baskınken, bir diğerinde aşırı hareketlilik ya da dürtüsellik daha çok ön planda olabilir.

    Aşırı hareketliliğin bakın olduğu tipte;

    • Oturduğu yerde kıpırdanma, ellerin ayakların oynatılması

    • Gereksiz yere sağ sola koşturma, eşyalara tırmanma

    • Sakin bir biçimde oyun oynayamama ya da başka bir işle uğraşma

    • Belirli bir süre bir yerde oturamama, sürekli hareket etme

    • Çok konuşma

    Dikkat dağınıklığın baskın olduğu tipte;

    • Dikkatin kolayca dağılması

    • Belirli bir işe ya da oyuna dikkat vermekte zorlanma

    • Dikkatsizlikten kaynaklanan hatalar yapma

    • Görev ve etkinlikleri düzenlemekte zorlanma

    • Ev ödevi, ders içi etkinlikleri gibi yoğun zihinsel çaba gerektiren işleri yapmaktan kaçınma

    • Başlanan işin yarım bırakılması

    • Kendisiyle konuşulurken, dinlemiyormuş gibi görünme

    • Günlük etkinliklerde unutkanlık

    • Etkinlikler için gereken eşyaları kaybetme

    Dürtüselliğin (düşünmeden harekete geçme) baskın olduğu tipte;

    • Sorulan soru tamamlanmadan yanıt verme

    • Sırasını beklemekte güçlük çekme

    • Başkalarının sözünü kesme ya da oyunlarında araya girme

    • Sonucunu düşünmeden koşma, itme, çekme

    gibi bir takım durumlar gözlemlenebilir. Kimi çocuklarda bu üç tip durumda aynı anda eşit derecede etkin olabilir.

    Her hareketli çocuk hiperaktif midir?

    Birçok çocuğun genel yapısı hareketli ve enerjik olabilir. Her hareketli olan çocuk dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu yaşıyor denemez. Kimi durumlarda bazı çocuklar yapı gereği hareketli ve meraklı olabilir. Bir çocuğun DEHB (dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu) tanısı alabilmesi için bir takım yıkıcı (arkadaşlarına, kendilerine ve çevrelerine karşı şiddet içerikli) davranışlar sergilemesi gerekir. Gene her dikkat etmekte zorlanan çocuk DEHB na sahip değildir.

    Belki de çocuk ilgilenmesi gereken her ne konu ise o konu için yeterince motivasyona sahip olmayabilir.

    Bazı psikolojik sorunlar da DEHB ile karışmaktadır. Çocuğa yeterince sınır ve kural koyamayan ailelerin çocuklarında da DEHB gibi görünen ancak DEHB olmayan bir takım tablolara denk gelmek mümkündür. Çocuk yeteri kadar özdenetime sahip olmadığı için kontrolsüz tavırlarda olabilir.

    Gene çocuğun endişeli ya da depresif ruh haline sahip olması da çocuğu huzursuz ve dikkatsiz kılabileceği için DEHB na benzer bir takım durumlar oluşabilir. Çocuklar depresif ya da kaygılı olduklarında zaman zaman kontrolü yitirip, huzursuz bir şekilde hareketlenebilirler. Bu tavırları ruhsal çöküşü engellemeye çalıştıkları bir savunma davranışıdır; DEHB ile karıştırılmamalıdır.

    Sonuç olarak bir çocukta DEHB olup olmadığını anlayabilmek için çocuğun sağlıklı bir değerlendirmeden geçmesi ve yapılan değerlendirme sonuçlarına göre tedavi planının oluşturulması gerekmektedir.

    Ne yazık ki ülkemiz koşullarında çok kısa suren ve hiç bir değerlendirme aracı kullanılmaksızın gerçekleştirilen bir takım psikiyatrik muayeneler sonrası kolaylıkla bir çocuğa DEHB tanısı koyulabilmekte ve ihtiyaçları dışında çocuklar bir takim ilaç tedavilerine mecbur bırakılmaktadır. Toplumsal yaygınlık oranı %8 olduğu tahmin edilen DEHB nun kliniklerdeki seyri bu yanlış tanılar sebebiyle oldukça yüksek orandaymış gibi görünmektedir.

    Özetle hareketli ve dağınık olan her çocukta DEHB vardır demek oldukça yanlış bir önermedir. Merkezimizde çocuk ve ergen psikologlar tarafından uygulanan çocuğa yönelik ruhsal ve bilişsel bir takım test ve ölçeklerle kesin tanısı konulabilmektedir.

    Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunun tedavisi nasıl gerçekleşmektedir?

    Merkeziminde bu konuyla ilgili uzman psikologlar tarafından uygulanan ve oldukça hızlı verim alabileceğiniz ABD kökenli bir terapi tekniği olan “Bilişsel Davranışçı Terapi” uygulanmaktadır. Çocuğunuz bu terapi ile öncelikle yaşadığı zorluklarla ilgili düşüncelerini düzenleyerek duygularını olumluya çevirecek ve dolayısıyla bu gelişme davranışlarını da değiştirecektir.

    Bu terapi tekniği ile siz de çocuğunuzun terapi sürecine katılabilecek, evde yapacağınız egzersizlerle terapistle iş birliği halinde kalarak çocuğunuzun aile, okul ve çevreye karşı uyumunu kısa sürede yakalayabileceksiniz.

  • DİKKAT EKSİKLİĞİ HİPERAKTİVİTE BOZUKLUĞU NEDİR?

    DİKKAT EKSİKLİĞİ HİPERAKTİVİTE BOZUKLUĞU NEDİR?

    Çocukluk çağının en sık görülen rahatsızlıklarından olan Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB), son derece önemli akademik, sosyal ve psikiyatrik sorunlara yol açabilen psikiyatrik bir rahatsızlıktır.

    Bir kişide DEHB’ten sözedebilmek için, dikkatin kolayca dağılması, aşırı hareketlilik ve dürtüsellik (aklına geleni hemen yapma, sonucunu düşünmeden hareket etme) gibi 3 temel alandan belirtilerin bulunması ve bu belirtilerin, kişinin yaşamında en az bir alanı olumsuz etkileyecek boyutta olması beklenir.

    Ailelerin en sık dile getirdikleri yakınmalar şöyledir; “bizi duymuyor, söylediklerimizi yapmıyor ya da defalarca söyledikten, bağırdıktan sonra yapıyor, günlük basit işlerini yapamıyor, çok ısrarcı dediğini yaptırana kadar uğraşıyor”

    Öğretmenleri ise bu çocukları “çok hareketli, uzun süre bir yerde oturamaz, sınıfta çevresiyle fazla ilgili, dersi dinlemiyor, sık sık yerinden kalkıyor, izin almadan konuşuyor, kurallara uymuyor, düşünmeden hareket ediyor” gibi cümlelerle tanımlarlar.

    DEHB sadece bu belirtilerle sınırlı basit bir sorun değildir. DEHB’i olan bir çocuk, çevresinden devamlı uyarı ve eleştiri alan, istenmeme, dışlanma ve hayal kırıklıkları nedeniyle özgüveni sarsılmaya aday bir çocuktur.

    DEHB’NİN TEMEL BELİRTİLERİ NELERDİR

    1. Dikkat Eksikliği

    Dikkatsüresinin ve yoğunluğunun, kişinin yaşına göre olması gerekenden az olmasıdır. Dikkatin belirli bir noktaya toplanamaması ve kolayca dağılması, dağınıklık, unutkanlık, eşyalarını kaybetme, dikkatsizce hatalar yapma gibi belirtilerle kendini gösterir

    Dikkat eksikliği olan çocukların ilgilerini gerçekten çeken konularda ya da etkinliklerde dikkatlerini uzun süre sürdürebiliyor olmaları, anne babaların çocuğun dikkatinden bir sorun olmadığını düşünmesine neden olur ancak bu dikkat eksikliği tanısını dışlayan bir durum değildir.

    2.Hiperaktivite:

    Aşırı hareketlilik, bireyin yaşına ve gelişimine uygun olmayacak bir biçimde hareketli olmasıdır. Uzun süre yerinde oturamama, otururken elinin ayağının kıpır kıpır olması, çoğu zaman hareket halinde olma, çok konuşma gibi belirtilerle kendini gösterir.

    3.Dürtüsellik

    Genel olarak bireyin davranışlarını kontrol edebilmesinde sorun olmasıdır. Bu kişiler bir şeyi yapmadan önce olası sonuçları düşünmeden hareket ederler. Acelecilik, istekleri erteleyememe, söz kesme, düşündüğünü hemen yapma, aklına geleni geldiği anda söyleme, sırasını beklemekte güçlük çekme gibi belirtilerle kendini gösterir.

    DEHB’NİN FARKLI TİPLERİ VAR MIDIR?

    DEHB tanısı alan çocukların pek çok benzer özellikleri olsa da hepsi birbirinden farklıdır. DEHB’nin üç temel belirtisi olan dikkat eksikliği, aşırı hareketlilik ve dürtüsellik her çocukta farklı oranlarda ve şiddetle görülür.

    Temel belirtilerin dağılımına göre üç farklı DEHB tipi vardır;

    1. Birleşik tip

    2. Dikkat eksikliği önde olan tip

    3. Aşırı hareketliliği önde olan tip

    DEHB OLAN ÇOCUKLARDA BAŞKA NE TÜR SORUNLAR GÖRÜLEBİLİR?

    • Günlük rutin işleri öğrenmede gecikme yaşayabilirler

    Yapması gereken her işi biz hatırlatırız”

    “Biz söylemeden asla harekete geçmez”

    • Sosyal olgunlukta gecikme yaşayabilirler.

    “Kocaman çocuk oldu halen oyuncaklarla oynuyor, çizgi film izliyor”

    “Hiç büyümeyecek mi?”

    • Dağınıklık, düzensizlik en sık görülen belirtilerden biridir.

    “Odası darmadağınıktır”

    “Sürekli bir şeylerini kaybeder”

    “Üstü başı dağınıktir”

    “Defterleri çok düzensiz”

    “Sırasının üstü karmakarışık, yanına kimseyi oturtamıyorum”

    • Duygusal aşırı duyarlılık; hemen her çeşit uyarana karşı aşırı duyarlılık gösterebilirler.

    Kıyafetlerinin iç dikişlerinden bile rahatsız olur”

    “Beğenmediği, rahatsız olduğu giysiyi bir daha giymez”

    “Yemeğin önce görüntüsüne, kokusuna bakar, beğenmezse asla tadına bakmaz

    • Çok değişkendirler.

    “Bir anı bir anına uymuyor”

    “Çok keyifliyken birden öfkeleniyor”

    “Başarısı çok değişken, aynı dersin sınavlarında bile bir iyi, bir kötü not alıyor”

    “Ne zaman ne yapacağı belli olmaz”

    • Motor becerilerde sorunlar ve koordinasyon güçlükleri yaşayabilirler.

    “Çok sakar”

    “Yürürken kapılara, eşyalara çarpar”

    “Koşarken ayakları birbirine dolanıyor”

    “Yemek yerken o kadar döküp saçıyor ki birlikte yemek yiyemez olduk”

    “O kadar çok düşer ve yaralanır ki üzerinde yara izi olmayan yer kalmadı”

    “Ayakkabı bağlamayı öğrenemiyor”

    “Kalem tutması çok farklı”

    Yazısı o kadar çirkin ki kendisi bile okuyamıyor”

    • Unutkanlık çok sık rastlanan sorunlardandır.

    “Bazı şeyleri çok iyi hatırlıyor ama bir dakika önce söyleneni hatırlamıyor”

    “Bir şey yapmasını söylüyorum, başka bir şey yapıyor”

    “Mutfağa gittiğinde ne alacağını unutmuş oluyor”

    “Akşam öğrettiklerimi sabaha unutuyor”

    “Eşyalarını nereye koyduğunu hatırlamıyor

    • Saldırgan davranışlar görülebilir

    “Sinirlendiğinde gözü bir şey görmez”

    “Sık sık arkadaşlarıyla kavga ediyor”

    “Eşyalara zarar veriyor”

    DEHB’nin ORTAYA ÇIKIŞ NEDENLERİ NELERDİR?

    Yakın zamandaki araştırmalar beynin kimyasal yapısındaki sorunların üzerinde durmaktadır. Beyinde mesaj iletimini sağlayan dopamin, serotonin, noradrenalin gibi maddelerle ilgili sorunlar olduğu bilinmektedir. Bu sorunların sebepleri tam olarak tanımlanmış olmasa da 2 grup risk faktörü tanımlanmıştır.

    1. Genetik Etmenler

    DEHB olan çocukların aile üyelerinden en az birinde benzer belirtiler olduğunu görürüz.

    Anne babalarında benzer sorunlar olma oranı normal çocuklara oranla 2-8 kat, kardeşlerinde benzer sorunlar olma oranı normal çocuklara oranla 2-3 kat fazladır.

    1. Çevresel Etmenler

    Tek başına direk olarak DEHB’ye neden olmaktan çok, yatkın olan bireylerde DEHB ortaya çıkma riskini arttırırlar.

    Annenin gebelikte sigara,alkol kullanımı, fazla stres yaşaması, kötü beslenmesi, erken doğum, düşük doğum ağırlığı, doğum komplikasyonları ve doğum sonrası bazı hastalıklar gibi çevresel nedenler tanımlanmıştır.

    DEHB TANISI NASIL KONUR?

    • Aile ve çocukla psikiyatrik görüşme yapılır.

    • Aileye bazı ölçekler doldurtulur.

    • Çocuğun psikiyatrik muayenesi yapılır.

    • Çocuğa bazı testler (zekanın, sözel ve sayısal öğrenmenin, işitsel ve görsel dikkat alanlarının değerlendirildiği testler) uygulanır.

    • Okuldan, öğretmenlerinden bilgi alınır, ölçekler doldurtulur.

    DEHB, bütün bu alanlardan gelen verilerin hekim tarafından değerlendirilmesi ile konan klinik bir tanıdır. Hekim tarafından gerek görülüyorsa ayırıcı tanının yapılabilmesi için, labaratuar tetkikleri ve görüntüleme yöntemlerinden de faydalanılabilir.

    DEHB NASIL TEDAVİ EDİLİR?

    Tedavi hedefleri;

    • DEHB belirtilerini kontrol altına almak,

    • Yıpranmış olan aile, okul, arkadaşlık ilişkilerini tamir etmek,

    • Bireye yaşına uygun olan kendini yönetebilme becerilerini kazandırmak,

    • Yaşam kalitesini yükseltmektir.

    DEHB belirtilerinin kontrol altına alınmasında ilaçlar büyük ölçüde etkilidirler. İlaç tedavisine başlandıktan sonra en geç 2-3 ay içinde belirtilerde % 70-90 düzelme görülür.

    DEHB belirtileri kontrol altına alındıktan sonra diğer tedavi hedeflerine ulaşmak için psikososyal tedaviler gereklidir.

  • KANSERİN PSİKOLOJİK ETKİSİ

    KANSERİN PSİKOLOJİK ETKİSİ

    Günümüzün ;önde gelen sağlık sorunlarından birisi olan kanser, çaresizlik ve belirsizlik içeren, ağrı ve acı içinde ölümü çağrıştıran, suçluluk ve kaygı uyandıran kronik bir hastalık olarak algılanmaktadır.

    Kişiye kanser ;teşhisi konulmasıyla birlikte, hastayla paylaşma ;şekli oldukça önemlidir. Genellikle teşhisi öğrendiği ;andan itibaren hastalar, hastalıklarını inkar etme davranışları sergileyerek, gerçekle başa çıkamayacağı ve gerçeği kabul etmek istememelerinden dolayı bir direnç geliştirme eğilimi göstermektedirler. Bu noktada önemli olan doktorun, kişinin hastalığını ve tedavi süreci hakkında hastaya, yaşayacağı evreleri ve yapılacak olan tıbbi müdahaleleri açık ;bir şekilde ifade ederek, kişinin hastalığı kabul etme sürecini beklemektir. Hasta, hastalığı hakkında neden kendisinin bu durumu yaşadığıyla ilgili duygulara bağlı olarak ,öfkesini çevresindeki kişilere doğrudan gösterebilir, bu durum ;kişinin içinde yaşadığı öfke, çaresizlik, ölüm ve baş edemeyeceğine dair korkulardan kaynaklanmaktadır.

    Tedavinin başlaması ve ilerlemesi ile birlikte, kanserin sınırlayıcı etkileri ile hasta maddi ve manevi olarak kayıp ve yas duygusu yaşamaya başlayabilir ayrıca umutsuzluk, çaresizlik duygusuna düşerek, başkalarına yük olma duygusu geliştirebilmektedir. Kişinin yaşadığı hastalık ile baş edip edemeyeceği içinde bulunduğu durumun belirsiz olması, psikolojik olarak kişinin yorulmasına sebep olmaktadır.

    Tedavi süresinde, hastanın geçirmekte olduğu ameliyat, kemoterapi ve kullanılan ilaçların yan etkileri, kişiyi tedavi hakkında umutsuzluğa düşürebilmekte ve hastalığı hakkında gerçekçi olmayan fikirler edinmesini sağlayabilmektedir. Kanser hastalarının aile ve yakın çevresine bu noktada büyük görev düşmektedir.

    *Hastaların başta kendilerine olmak üzere hastalığı ile bahşedemeyeceğine dair inançlarına yönelik olan düşüncelerinin, bu durumu yaşayan herkesin sahip olabileceğini ifade etmelerini, ona inandıklarını, her koşulda yanında olduklarını hissettirmeleri ve ifade etmeleri gerekmektedirler.

    *Hastaya acıyarak bakmamaları, ;hastadan herhangi bir şey saklamamaları, hastalığı ile ilgili her ayrıntıyı hasta ile paylaşmaları gerekmektedir. Hastalık öncesine göre, hastaya karşı tutum ve davranışların yapay olmamasına özen gösterilmelidir.

    *Hastanın yaşadığı her duyguyu ifade etmeleri sağlanmalıdır çünkü bu süreçte hasta kendini ve duygularını gizleme ve içinde yaşama eğilimi göstermektedir.

    *Hastalığı, hayatının merkezinden olabildiğince uzaklaştırmak ve hastayı mutlu edebilecek, kendisine iyi gelecek kişiler ile bir araya getirmeye özen gösterin bu kanseri yenmiş kişiler ve oluşturduğu gruplar olabilir.

    *Hastanın yaşadığı ortamda sürekli hastalığını konuşmamaya özen gösterin. Kişinin umut etmesini, pozitif düşünmesini destekleyecek ve yardımda bulunacak tutum ve davranış sergileyin.

    *Hastayı iyi gelecek aktivitelere yönlendirerek cesaret verin.

    ;

  • Vajinismus

    Vajinismus

    Vajinismus, nedenleri çeşitli olmasına rağmen, tedavisi kesinlikle mümkün olan psikolojik bir sorundur.Vajinismus tedavisiiçin gelen danışan, ilgiyle ve ayrıntılı olarak dinlenilmelidir. Duyguları anlaşılmaya çalışılmalıdır. Danışana, ayrıntılı bir psikolojik (ruhsal) anemnezi alındıktan sonra problemin çözümü aşamasında neler yapılacağına dair bilgilendirme yapılır. Vajinismus tedavisi için problemi çözmek istemek ve yapabileceğine inanmak önemli bir adımdır. Danışan fiziksel olarak kadın olsa bile, duygusal olarak kadın olma konusunda içsel problem yaşamaktadır. Danışana, kendine özel sebeplerinin vajinismus olarak nasıl oluşabileceği anlatılmalıdır. Ve sonra insanın ruhsal yapısı anlatılmaktadır.

    Evli kişilerde terapi; terapist, eşlerden oluşan sac ayağı arasında yürütülmektedir. Eşlerin katılımı destek ve anlayışı iyileşmeye olumlu bir katkı sağlar. Diğer yönden unutmamamız gereken bir konuda bir çok bekar arkadaşlarda aynı problemleri yaşamaktadır. Terapi için illa ki eşi olması gerekmemektedir.

    Vajinismus tedavisiile %90’a yakın başarı sağlanmaktadır. Ama geriye kalan %10’luk oranın başarılı olamamasının arkasında çevre baskısı ve eş desteğinin olmaması yer almaktadır. Vajinismus tedavisinde sürece uyum sağlarsanız, hekiminiz ile koordineli olarak çalışırsanız probleminizi aşarsınız. Ancak arka plandaki kaygı ve endişeler maalesef ya doktora-terapiye gelmeyi engelliyor ya da süreç içerisinde özellikle başlangıç kısmında hastada boğulma ve daralma yaratabilmekte ve bu da terapiyi yarım bırakmalarına neden olabilmektedir.

  • MADDE BAĞIMLILIĞI

    MADDE BAĞIMLILIĞI

    Zarar verici,sakinleştirici,uyarıcı ve mutluluk verici etkileri olan;zaman geçtikçe daha fazla alma isteği veren,alınmadığında ise zarar verici davranışlara neden olan bir beyin hastalığıdır.Herkes önce deneme amaçlı başlar ve kendini kontrol edebileceği yanılgısına kapılır.Deneme amaçlı olan kullanım,daha sonraki aşamalarda bağımlılığı ortaya çıkarır.Kişi;maddeden aynı etkiyi sağlamak adına kullanım miktarını arttırır,bununla birlikte ise bağımlılık sürecine girilmiş olunur.

    MADDE ETKİSİNE BAĞLI DEĞİŞİKLİKLER

    MADDENİN ZARARLARI

    Türlerine bağlı değişiklik göstermekle birlikte genel olarak kişiler üzerinde fizyolojik,psikolojik ve sosyal tahribatlar yaratır.

    Bellek bozukluğu,yeni bilgileri öğrenememe

    Dikkati toplayamama,dalgınlık

    Halsizlik ve yorgunluk

    Aşırı derecede kilo kaybı

    Huzursuzluk,sinirlilik(madde yoksunluğuna bağlı)

    Çevreden kopma

    İç organların zarar görmesi

    Zehirlenmeler ve buna bağlı ölümler

    MADDE BAĞIMLILIĞI RİSK FAKTÖRLERİ

    KİMLER RİSK ALTINDADIR?

    Herhangi bir madde bağımlılığı bulunan ebeveynlerin çocukları

    Ebeveyn ilgi eksikliği.Aile dinamikleri oldukça önemlidir,aile içi iletişimin eksik ve yetersiz olması.

    Sosyoekonomik seviyenin düşük olması

    Maddeye karşı kişinin oluşturduğu yumuşak düşünceler,”istediğim zaman bırakabilirim”düşüncesi madde kullanımını ve bağımlılığını etkiler.

    Kişilik gelişmesi;örneğin kişinin kendini kontrol edememe gibi dürtüselliklerinin olması,ani duygudurum değişikliği içinde olması, madde bağımlığı açısından risk oluşturan bir durumdur.

    MADDE BAĞIMLILIĞI TEDAVİSİ

    Öncelikle kişinin tedaviye istekli olması ve bağımlı olduğunu kabullenmesi gerekiyor.AMATEM,psikiyatri kliniklerinde tedavi olunabilir.Tedavi süresi 1-5hafta arası hastanede yatırılarak,hastanın vücudunu maddeden arındırarak,eş zamanlı psikoterapiler eşliğinde gerçekleşir.Tedavi sonrasında,uzman eşliğinde psikoterapi süreciyle,takip amaçlı tedaviye devam edilmelidir.Bu süreçte anne ve babanın, çocuklarıyla etkileşimlerinin güçlü olması da oldukça önemlidir.

  • PANİK BOZUKLUK NEDİR?

    PANİK BOZUKLUK NEDİR?

    Panik bozukluk;kaygıya bağlı olarak ortaya çıkan,bir anlamda düşünce rahatsızlığıdır.Aslında;panik atağın üzerine kurulu bir bozukluktur.Temelinde yatan düşünceler,”panik heran gelebilir,biraz sonra bir felaket olabilir ve ben bu durumun altından kalkamam,başa çıkamam”gibi olumsuz içerikli düşüncelerdir.En önemli belirtisi sürekli,heran olabilecek olan bir panik atak beklentisidir.Kişi panik anından değil de,panik anında yaşanacak yoğun kaygılardan endişe eder.Bu duruma,dayanıksızlık düşüncesi de eşlik eder.Zihnin sürekli olumsuz içerikli mesajlar vermesi,kişinin hayattan keyif almasını engeller.Kişi atakları yaşamamak adına kendince tedbirler almaya başlar.Örneğin;evde yalnız kalmama,asansöre tek başına binmeme gibi.Gün içinde sık sık nedensizce endişeli,gergin,huzursuz,öfkeli ve bu duygudurumlara eşlik eden bedende abartılı yüksek algı,yoğun şekilde yaşanan göğüste basınç,terleme,titreme,karıncalanma,bulantı,güçsüzlük hissi,baş dönmesi,gerçek dışılık hissi sonucunda düşüncelere de yansıyan kişinin ölmek üzere olduğu düşüncesi,kontrolünü kaybettiği ve rezil olacağı düşünceleri dolayısıyla da tüm bunlara bağlı olarak kişinin;yer,zaman ve durumlardan kaçınma isteği görülür.Daha sonra kişi,örneğin tek başına denize giremez,metroya binemez,köprüden geçerken yoğun kaygı duyar.Yani;panik bozuklukla eş zamanlı agorofobide ortaya çıkar.

    PANİK ATAK İLE PANİK BOZUKLUĞUN ARASINDAKİ FARKLAR NELERDİR?

    Çoğu insan panik atak ile panik bozukluğu aynı kategori içersinde değerlendirse de aslında iki kavram birbirlerine benzer olmakla beraber klinik anlamda birbirlerinden ayrıştırılırlar.

    Panik atak;başka psikiyatrik rahatsızlıklara da eşlik eder.Örneğin;okb(obsesif kompulsif bozukluk),anksiyete(kaygı bozuklukları),t.s.s.b(travma sonrası stres bozukluğu)sonrasında da görülebilirken;panik bozukluk,panik atağın kronikleşmesi ile görülür.Panik atak,aniden başlar ve zamanı bilinmez.Belirtileri;nefes alamama,karın ağrısı,karıncalanma,uyuşma,terleme,titreme,gariplik hissi,kalp krizi geçiriyormuş hissi,kişinin kontrolünü kaybettiğine dair düşünceleri,baş ağrısı,ölüm korkusu,baş dönmesi,delirdiğine dair korku ve düşüncelerdir.Panik bozuklukta ise;bu belirtiler daha yoğun ve heran yaşanır.

    PANİK BOZUKLUĞUN SEBEPLERİ NELERDİR?

    Irsi,bedensel yatkınlıklardan dolayı olabilir.Çevresel olaylarda panik bozukluğun zeminini hazırlayabilir.Anne-babanın,çocuğun yanında sürekli karamsar düşünmesi de çocuğa zemin hazırlar.

    HANGİ KİŞİLİK YAPISINDA PANİK BOZUKLUK GÖRÜLÜR?

    Mükemmeliyetçi,ayrıntıya dikkat eden,titiz,herşeyi aklına takan ve günlerce aklına taktığı olaylarla veya olayla meşgul olan kişilerde ve kadınlarda daha sık görülür.

    PANİK BOZUKLUĞUN GÖRÜLME OLASILIĞI NEDİR?

    100 kişiden 3 veya 4’ünün panik bozukluk hastası olduğu düşünülmektedir.

    TEDAVİ

    İlaçla beraber psikoterapi %90 oranında panik bozukluk tedavisinde başarıya ulaştıracaktır.Sadece,psikoterapi(davranışçı,dinamik,bilişsel)yöntemi de son zamanlarda oldukça başarılı sonuçlar ortaya çıkarmaktadır.Solunum egzersizleri(doğru ve kontrollü nefes almak)oldukça başarılı ve yardımcı bir yöntemdir.Son olarak maruz bırakma yöntemi ile kişinin gitmekten yoğun kaygı duyduğu,yapmaya korktuğu spesifik yerlerin listesi yapılır ve kişi sıra ile en az kaygı ve korku duyduğu durumdan başlayarak,olay ve durumlara maruz bırakılır.Böylece korkularıyla yavaş yavaş yüzleşmesi sağlanır ve bu yöntemde tedavi için, gayet başarılı bir yöntemdir ancak tamamen uzman kişilerin kontrolü ile uygulanmalıdır.

    Panik bozukluk belirtileri gösteren kişilerin;kulaktan dolma yöntemlerle muskacı hocalar,transandantal meditasyonlar,ehil olmayan yerlerde uygulanan hipnozlar vb. başvurmadan,psikolog ve psikiyatristlerden yardım istemeleri onları kısa zamanda çözüme ulaştıracaktır.

  • MESLEK SEÇİMİ VE KAYGILAR

    MESLEK SEÇİMİ VE KAYGILAR

    Üniversite sınavlarının yaklaştığı şu günlerde, genç öğrencilerimiz meslek ve okul konusunda oldukça kaygılılar.Herkes doğru bir üniversite,dolayısıyla da doğru meslek seçimi yapmak istiyor.Ancak ne yazık ki gençlerimiz bu konuda yeterli bilinç ve sorumluluğa sahip değiller.Genç ögrencilerimiz bu konuda büyük bir bocalama yaşıyorlar ve en büyük hatalar yanlış yönlendiren ebeveynler,bazen de öğretmenler tarafından kaynaklanabiliyor.Peki,öğrencilerimizin meslek seçimi nasıl olmalıdır ve meslek seçiminde nelere dikkat edilmelidir?

    Meslek seçimi ve doğru mesleği kişi olarak benimsemek,insanın yaşam biçiminin bir noktada seçilmesi demektir.İnsan hayatının önemli dönüm noktalarından biri olan meslek seçiminin,kişinin bireysel mutluluğuna doğrudan etkisi vardır.Çalışma hayatında ve bireysel hayatımızda mutlu olmanın yolu,kişiliğimize uygun meslek seçmekten geçer.Kendine uygun meslek seçmiş olan kişilerin,hayat kalitelerinin belirli seviyede olduğunu,işlerini severek yaptıklarını ve dolayısıyla da mesleğinde ilerlemiş,verimli birer birey olduklarını görürüz.Öte yandan ilgi ve yeteneğine uymayan mesleği seçen bireylerin;verimsiz,isteksiz,mutsuz ve sürekli meslek değiştirme çabası içinde olduklarını görürüz.Bu durum sadece işvereni değil,kişinin ailesini,arkadaşlarını ve çevresindeki diğer insanları da son derece olumsuz etkiler.

    DOĞRU MESLEK SEÇİMİNDE KİŞİYE DÜŞEN GÖREVLER NELERDİR?

    Kişi kaygılarını biryana bırakıp,neler yapabileceğini,neleri yapmaktan hoşlanmadığını öncelikli olarak belirlemelidir.Daha sonra ilgi alanlarının sınırlarını belirlemeli ve ne istediğinin bilincine vararak yola çıkmalıdır.

    İlgi duyduğu meslek gruplarını incemekte oldukça faydalıdır.(meslek koşulları,çalışma ortamı,kazancı,iş bulma olanakları,nitelikleri)birey bu doğrultuda kendi kişilik özelliklerini ve ilgi duyduğu meslek özelliklerini eşleştirerek belirli bir karara varabilir.

    Günümüz gençliği maalesef “kazancım nasıl olur?” Düşünceleri içinde kendilerini yanlış meslekte ve mutsuz bir hayatın içinde buluyorlar.Kazanç yerine “hangi işi en iyi şekilde yapabilirim?”düşüncesine yoğunlaşmak,doğru mesleği ve gerçek mutluluğu yakalamanız adına size ilk adım oluşturacaktır.Diğer önemli bir nokta ise;üniversite sınavında aldığınız puanın boşa gitmesi kaygısına kapılmanızdır.Bunun yerine istediğiniz mesleğe uygun bir fakülte belirleyip,puan ve hedeflerinizi o doğrultuda tutmaya gayret edin.”Daha yüksek puanlı bölümü” tercih etmek yerine ne istediğinizin bilincine vararak tercihler yapmak,sizi daha üst seviyelere taşıyacaktır.Olabildiğince farklı meslek gruplarına mensup kişilerle ve farklı bölümlerde okuyan arkadaşlarınızla görüşün.Bu,hem ufkunuzu genişletecek,hem de sizi sığ ve önyargılı tutumlardan kurtaracaktır.

    Kişinin neler yapabileceğini,kendi karakterini,güçlü ve zayıf yönlerini,yeteneklerini,beklentilerini,değerlerini kendisine sorup ona göre bir karar ve yön belirlemesi gerekiyor.

    Meslek seçimi,hayatın uzun bir dönemini etkileyecek oldukça önemli bir karardır.Çünkü meslek aslında kişiyle özdeşleşecek ve kişinin bir parçası olabilecek önemli bir karardır.Seçimlerinde,hayatlarında ve vericek oldukları kararlarda gençlerimize başarılar diliyorum..

  • DEPRESYON

    DEPRESYON

    Daha önceleri severek ve kendi isteğimizle yaptığımız aktiviteleri çeşitli çevresel,hormonal ve genetik bozukluklardan dolayı yapmak istemediğimiz,zevk alamadığımız çökkünlük ve uzun süre devam eden üzgün,mutsuz,çaresiz,değersiz hissetme halidir.

    Günlük hayatta kolayca kullandığımız bu sözcük;aslında çok ciddi bir rahatsızlığa işaret eder.Rahatsızlık;sadece düşünce,davranış ve diğer insanlarla ilişkilerini değil birçok vücut fonksiyonunu da etkilemektedir.Unutulmamalıdır ki toplumda sık görülen bir rahatsızlıktır ve herkes hayatının bazı dönemlerinde bu durumla karşılaşabilir.Kişi kendisini umutsuz,karamsar,çaresiz,başarısız,suçlu,değersiz hisseder.Kişi böyle zamanlarda genellikle terapinin faydası olmayacağına inanır.Depresyon teşhisi koyabilmek için;kişinin şikayetlerinin en az 2 hafta sürüyor olması,mesleki ve sosyal hayatını etkiliyor olması gerekir.

    DEPRESYONUN BELİRTİLERİ NELERDİR?

    Önceden yapılan iş ve aktivitelerden zevk almamak,duygu değişikliklerinin görülmesi,çabuk sinirlenmek,hergün sürekli olarak kendisini üzgün hissetmek,çok uyumak,uyku arasında sık uyanmak,uykusuzluk çekmek ya da az uyumak,dikkatin çabuk dağılması,bir işe motive olamamak,kişinin kendisini sürekli huzursuz,işe yaramaz ve değersiz hissetmesi,vücudun işlevlerinin azalması,cinsel isteksizlik,kişinin kendisini sürekli yorgun hissetmesi,intihar düşünceleri,yaptıklarından sürekli kendisini sorumlu tutması,karamsar olmak,gelecekle ilgili olumsuz düşünceler,geçmişte yaşanan olumsuz olayların sık sık akla gelmesi,enerjinin düşmesi,kişinin çabuk yorulması,iştah azalması,kilo kaybı ya da aşırı yeme isteği,unutkanlık,yalnızlık hissi,alınganlık da artış,düşünce yavaşlaması dolayısıyla konuşmanın yavaşlaması,artabilir ajitasyon(huzursuzluk),anksiyete(bunaltı, kaygı) düzeyinde artış depresyonun belirleyici semptomları arasındadır.

    DEPRESYON SIKLIĞI

    Hastalığın ortaya çıkmasına neden olan etkenlerin belirlenmesi çalışmalarında klinik araştırmalar ayaktan izlenen hastaların %12-36 sı ile,yatarak tedavi gören hastaların %30-38’inde depresif belirtilerin geliştiğini göstermektedir.Yatan hastaların %11-26sında ise klinik anlamda depresyon tablosu gelişmektedir.1 yıllık yaygınlık ise %2.6-6.2 olarak verilmektedir.Hayat boyu risk erkekler için %3.12 kadınlar için %10.26’dır.Farklı araştırmalara göre,farklı rakamlar verilmekle birlikte tüm oranlar bu verilere yakındır.Türkiye Ruh Sağlığı Profili Çalışmasında 12 aylık depresif nöbet yaygınlığı kadınlarda %5.4, erkeklerde ise %2.3 olduğunu göstermektedir.

    DEPRESYONA YOL AÇAN ETKENLER NELERDİR?

    Madde ve alkol kötüye kullanımı

    Erken ebeveyn kaybı

    Anksiyete bozuklukları

    Kadın olmak

    Genetik yatkınlık ve beynin biyolojik dengesindeki bozukluklar

    Düşük sosyoekonomik düzey

    Boşanmış olmak

    İşşizlik

    Daha önce depresyon geçirmiş olmak

    Bazı ilaçlar

    Kişilik yapısı(mükemmeliyetçi,aşırı duygusal)

    Tıbbi hastalıklar

    Hormonal değişiklikler

    Çocukluk döneminde cinsel veya fiziksel yönden kötü bir öykü geçirmiş olmak

    Evlilikte yaşanan sorunlar

    Hiç evlenmemiş olmak

    Beyin ve kalp rahatsızlıkları yaşanması

    tiroid bezi ve böbrek rahatsızlıkları yaşayanlar

    Adet dönemleri

    Hamilelik

    Doğum sonrası dönemleri yaşayanlar da depresyon daha fazla görülür.

    DEPRESYONUN,DEPRESİF BELİRTİLER İLE YASTAN FARKI NEDİR?

    Depresif belirtiler,günlük yaşam olayları sonrası kişilerin olumsuz etkilenmeleri ve buna karşı oluşturdukları kendi ve çevrelerine karşı hoşnutsuzluk duygusunun yarattığı hal ve hareketlerdir.

    Yasta ise;anksiyete(bunaltı,kaygı),kötü rüyalar,uyku sorunları,iştahsızlık gibi depresyona benzer belirtiler bulunur.Ancak belirtiler zamanla azalarak kaybolur ve hekim müdahalesi gerekmez.Depresyon da benlik saygısı azalırken,yasta bu durum yaşanmaz.

    Depresif belirtilerle farkına gelicek olursak,uyaranlar ortadan kalktığında depresif bozukluk geçicidir,depresyon ise kişinin yaşam kalitesini düşürür ve mutlaka tedavi gerektirir.

    DEPRESYONUN MESLEKİ VE SOSYAL İŞLEVSELLİK ÜZERİNDE ETKİLERİ NELERDİR?

    Depresyon ile beraber konsantre olma güçlükleri,enerji kaybı,değersizlik duyguları hem zihinsel hem de fiziksel yavaşlamalara neden olduğu için;günlük işlevleri sürdürmek oldukça güçtür,sosyal yaşama ayak uydurmak oldukça zorlayıcıdır.

    DEPRESYONUN SÜRESİ NEKADARDIR?

    Hiç tedavi edilmemiş bir kişinin depresyon atağı 6 ila 24 ay sürer.

    HERKES AYNI TİP DEPRESYON HASTASI MIDIR?

    Herkes aynı tip depresyon hastası olmaz.Depresyonun melankolik,tipik,atipik,mevsimsel tip gibi durumları vardır.Mevsimsel tipte;depresyon belirtileri,mevsim tekrarladıkça görülür.Atipik depresyonda;uyku ve iştahın artması görülürken,tipik depresyonda;iştah ve uyku azalması gibi semptomlar hastalığa eşlik eder.

    DEPRESYON BAŞARILI BİR ŞEKİLDE TEDAVİ EDİLİR Mİ?

    Bu durum kişinin,doktoruyla arasındaki sağlıklı ilişkiye bağlıdır aslında.Öncelikle verilen talimatlara uyulması,hastalığın aşılmasıyla ilgili en önemli basamaktır.Terapiler ve antidepresanlar neredeyse depresyondan bütün etkilenenlere uzun süreli yardımda bulunurlar.Bir gecede düzelme hiçbirzaman gerçekleşmez,depresyonun düzelmesi;sabır ve irade işidir.Bu da terapi için umut ve teşviktir.Bilişsel davranışçı tedaviler,kişilerarası ilişkilere yönelen psikoterapiler depresyonda oldukça yarar sağlamaktadır.

    KİŞİYE DÜŞEN GÖREVLER NELERDİR?

    Bedensel olarak aktif olunması,yatakta yatıp kalmamak

    Önceden gün planları yapmak.Mümkünse 1 gün önceden işlerini tam olarak planlayın ve plana uyun.

    Kendinize basit hedefler koyun,böylece motive olmuş olursunuz ve başarısızlıkları unutmuş olursunuz.

    Depresif düşüncelerden uzak durun.

    Yaşadığınız olumsuzlukları,etrafınızdaki insanlarla paylaşın.

    Düzenli ve sağlıklı beslenin.

    İnsanlardan soyutlanmayın.

    Arkadaşlarınızla birarada bulunun.

    Sizi üzen durumlardan kaçının.

    Yürüyüşe çıkın.

    Korku ve şiddet içerikli filmler izlemeyin.

    Sürekli gülümsemeye çalışın ve poztif olun.

    Alkolden uzak durun.