Kategori: Psikoloji

  • Rol Model Olmak

    Rol Model Olmak

    İnsanlar dünyaya gelirken anne babalarını,isimlerini ve kardeşlerini seçemezler. Yalnız yaşamlarını tercih edebilirler. Yaratılış gereği kendini bir yapının içinde bulurlar. Bu yapının adı ailedir. İnsan olmanın gereklerini ve ihtiyaçlarını ilk önce aile içerisinde sevgiyle öğrenirler. Anne şevkat ve merhametin;baba otorite ve güvenin kardeş candaş olmanın sembolüdür. İnsan aileden aldıkları veya alamadıklarıyla;çevreden ekleyip eklemedikleriyle kişiliğini şekillendirir. Dolaysıyle anne babaların çocuk yetiştirmede sabırlı ve de önyargısız olması gerekir. Neyi nasıl verirsek o şekilde alacağımız bir alışveriştir ki bu; kısa vade de kesin sonuç verir.

    Onları sevgi dolu yapmak da, kıskanç yapmak da,sorumlu bir insan yapmak da tamamen elimizde olan birşeydir. Ölçülü davranmalıyız çocuklarımıza,ölçülü olmayı öğretmeliyiz. Herşeyin azı zarar fazlası zarar ortası karar demiş büyüklerimiz. Az verip aratmayalım çok verip şımartmayalım sözü de çocuk yetiştirmede dengeyi bulma adına mükemmel bir yaklaşımdır. Sevgi ve yakınlıkta ölçünüz öyle olmalı ki çocuk hem her an sizi yanında hissederek destek bulmalı hem de anne-babasını görmediği zamanlarda kendisini özgür hissedebilmeli. Çocuğa aşırı ilgi ve özen gösterme yanlışına kültürümüzde genellikle hanımlar düşer. Evliliğinde kendini yalnız hisseden anneler kendini çocuğuna adamaya, ona fazlasıyla bağlanmaya başlar ve çocuğunu da kendine bağımlı hale getirebilir. Oysa her güçlükten korunan, aşırı kontrol edilen, sorunları genellikle anne-babası tarafından çözülen çocuklar pasif, beceriksiz ve kendine güveni olmayan kişilik tipi geliştiriyor. Bu yanlış anne-baba tutumuna geç çocuk sahibi olmuş, ilk çocuk anne-babası, tek çocuğu olan, erkek çocuğu evde kral ilan eden ebeveynlerde daha sık rastlanıyor.

    Çocuk el bebek gül bebek şımartılıyor, kucaktan yere indirilmiyor, “aman üzülmesin, incinmesin, her istediği olsun” denip adeta bir cam fanus içinde büyütülüyor. Her zaman yanında anne ya da babasını bulan çocukta bağımlı kişilik özelliği daha sık gözleniyor. Zamanla çocuk bu bağımlılığı eşine karşı da sergileyebiliyor. Süt kuzusu denilen gençlere dönebiliyor. Dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta ise çocuk henüz bebeklik dönemindeyken “Şımarmasın, bağımlı olmasın” düşüncesiyle yanlış uygulama hatasına düşmemeniz. “Çocuğunuz her ağladığında kucağa alırsanız bağımlı olur” tavsiyelerine çok fazla rağbet göstermeyin. Zira ilk yıllarda bebeğinizi ne kadar çok sevgi ve ilgi ile büyütürseniz kendini o kadar güvende hisseder ve sağlıklı bir gelişme gösterir.

    Başarılı anne-babalar, çocuğun ihtiyaçlarını sezen, onlara uygun yanıtlar veren, aşırı hoşgörülü veya katı olmayıp, çocuğa karşı esnek bir yaklaşım içinde olan, davranışlarında belirli bir kararlılık ve devamlılık sağlayan, karşı çıkmadan önce her zaman çocuğunun isteklerini dinleyen anne-babalardır. Yine başarılı anne-babalar, çocuğunun kendi kendisini denetlemesini ya da iç denetim demek olan ahlak gelişimine ortam hazırlayan, çocuktaki sorumluluk duygusunu geliştiren, olayların sonuçlarıyla onları baş başa bırakan, onlara hak ve özgürlüklerinin sınırını öğreten, çocuklarına korku silahını çevirmeksizin, kendi kendilerini disipline eden ve düşüncelerini özgürce anlatabilen birer birey olarak yetişmelerine imkân hazırlayan kimselerdir. Yeryüzündeki hiç bir çocuğu “senden adam olmaz” diyerek adam edemezsiniz! Unutmayın ki her çocuğun rol ve modeli anne ve babasıdır..Çocuk eğer sizin gözünüzde adam olmayacaksa adam olamadığınız dandır.Bu çocuklar bencilliği,yalancılığı,ikiyüzlü olmayı,aldatmayı sadece sokaktan öğrenmiyor…Yapmadığınız bir şeyi onlardan ne isteyebilir,ne de bekleyebilirsiniz.Bir çocuk anne babasının tablosudur…Bu tablonun güzel olması tamamiyle ressamına bağlı diyorum ben sevgili dostlar.

    Yapmadığımız yada gerçekleştiremediğimiz şeyleri isteriz.Yalan konuşur dürüstlük bekleriz,kitap okumayız,ders çalışmasını isteriz..Bunları çoğaltmak mümkün. Lakin onlara önce kendimizle örnek olmayı denemeliyiz.Sorumluluğumuz onları dünyaya getirmeye vesile olmamızla bitmiyor.Aksine doğru bir rol model olarak devam etmesi gerekiyor. Sevgi dolu, merhametli çocuklar yetiştirelim sevgili dostlar..

    Sevgiyle kalın!!

  • Her İnsan Meyvesi ile Tanınır

    Her İnsan Meyvesi ile Tanınır

    Ne kadar güzel bir söz değil mi? Emek verip yetiştirdiği gözünün nuru evladı, üzerine titrediği işi gücü, elini uzattığı çaresizler ortaya koyduğu ve dünyaya miras bıraktığı her şey meyvesidir bence…Bir insan kolay vücuda gelmiyor dostlarım.Hele vatana millete Faydalı olanı kolay yetişmiyor artık. Meyve verdikçe taşlanacağını göze alarak, ayakta durmaya çalışıp, yine de bir şeyler ortaya koymaya çalışanları ayakta alkışlıyorum. Bir yere gelirsiniz önce dost bildikleriniz rahatsız olur.

    Sonra bir bakarsınız aynı fotoğrafı ailenizde görürsünüz. Hiç canınız sıkılmasın!
    Siz seviye atladıkça dostta düşmanda sizi ilk önce hazmedemese bile zamanla farklılığınızı kabul ederek sizinle hava atmak isteyecektir. Bırakın öyle düşünsünler öyle yapsınlar. Siz yolunuza devam edin! Asla sıradan Olmayın! Kendinizi geliştirin! Gelişmek istemeyenlere kapak olsun! Bazı insanlar vardır; yirmi yaşında ölür. Cesedi seksen yaşında kaldırılır. Bazıları da vardır; ölüm onlar için durum güncellemesidir. Geride bıraktıkları ve ortaya koydukları onun yaşadığını sürekli güncelleyecektir zaten…

    Sevgiyle kalın…

  • Evlilik Üzerine

    Evlilik Üzerine

    Tanışma, karşılaşma veya başka bir şekilde oluşan birliktelikler flört döneminde verilen bir kararla ciddiyete dönüşür ve evlilikle nihayetlenir. Nitelikli bir flört geçirilmediği vakit ilk zamanlarda hayal kırıklıkları oluşabilir. Birbirini anlamaya çalışmayan kendi cumhuriyetini ilan etmiş kendi kurallarını karşıya kabul ettirmeye çalışan bireyler ortaya çıkar.

    Günlük hayatın içerisinde zamanla heyecan ve romantizm kaybı oluşur. Zamanla oluşan mutsuzluk; kişileri farklı arayışlara sürüklediği gibi kendi içine çekilme, ev içinde bireyselleşmeye de ler.itebilir. Sonuç olarak iletişim, karşılıklı sevgi ve saygı yitimi evliliği geçimsiz bir hale getirir ki; bu konuda ne yapacağını bilemeyen ve aynı sevgi dilini konuşamayan eşler ayrılığa karar verirler.

    İşte tam bu noktada bir uzman desteği onların birbirlerini fark etmelerini sağlayacağı gibi telkin ve terapi yöntemiyle ilişkilerini tazeleyebilir ve mutlu olabilirler.

  • Evlat Ayrımı

    Evlat Ayrımı

    Evladını diğer evladından ayıran, birine tebessüm şefkat, diğerine sille tokat muamele
    eden anne babalar nasıl bir düşünce içindedir? İnsanın aklı almıyor! Şunu anlarım! Bazı anne babalar çocuklardan birinin fiziksel veya zihinsel yetersizliği vardır ve bu yüzden himayeci ve korumacı bir tutum sergilerler bu anlaşılabilir ve izah edilebilir. öyle de olsa bu dışarıdan bakıldığında evlat ayrımı olarak algılanabilir.

    Bunun dışında kız çocuklarını fazlalık görüp; öteleyen, erkek çocuklarını servet gibi ön tarafa çıkaran,anne babalarda yok değil! Her ne ayrımı olursa olsun; insan cinsiyetinden, renginden ya da herhangi bir durumundan ötürü, farklı uygulamaya tabii tutulmamalıdır! Yıllar sonra durum ne olabilir sizce? Öncelikle birbirini arayıp sormayan kardeşler oluşacağı kesin! İkinci olarak da aşırı anne baba himayesi gören çocuğun kişiliği tam oturmayacağı için evlilikte sorun yaşayacaktır. Aşırı anne babacı tiplerde eşleri tarafından memnuniyetle karşılanmaz!

    Yaşamın içinde bocalayıp sarsılabilirler. Yeterince sevgi ve ilgi görmeyip ayrımcılığa maruz kalan kardeş ise;sevgi vermede almada ve anlamada güçlük yaşayıp bencil ve kıskanç bir yapıda olacaktır. Adil olmalıyız! Alırken de verirken de dağıtırken de…Büyüklerin sözüdür. Az verip aratmayın! Çok verip şımartmayın! Çocuklarınızı ölçülü ve merhametli yetiştirin! Hoşçakalın!

  • Aile ve Çift Terapisi

    Aile ve Çift Terapisi

    İnsanlar genellikle bir aile içerisinde dünyaya gelir. Annesini, babasını ve diğer büyüklerini gözlerini dünyaya açtığında hazır bulur ve bu onun tercihi değildir. Yaşamla birlikte, kendi tercihlerini yaptığı bir hayat yoluna girer. Eş seçimi ve evlilik bir tercihtir. Farklı iki dünyadan gelen iki insanın sevgi ve saygı temelinde aile olmak amacıyla; bir araya gelmesi ile evlilik dediğimiz kutsal yapı oluşur. Ülkemizde birbirini çok da iyi tanımadan gerçekleştirilen ve nitelikli bir flört dönemi geçirmeden; imza altına alınan evlilikler mutlu bir şekilde devam etmemektedir.

    Ayrıca evlilik sürecinde eşler arasında romantizm ve heyecanın yitirilmesi, çoluk çocuk adına devam eden evlilikleri ortaya çıkarmaktadır. İşte tam bu noktada Aile ve çift terapisi yani bir uzman desteği gerekmektedir. Aile ve çift terapisinde eşlerinin birbirini tekrar görmesi sağlanır. İletişim becerileri kazandırılır. Gerek ekonomik sıkıntılar yüzünden gerekse aldatma, tartışma nedeniyle yıpranan evlilikler neden ve sonuçlarıyla eşlerin değerlendirilmesine sunulur ve olaylarla yüzleştirilir.

    Aile ve çift terapisinin bir işlevi de eşlerin etkin ve nitelikli zaman geçirmesini sağlamaktır. Kişilerin özsaygılarını yitirmeden birbirlerini suçlamadan yaşamalarında yardımcı olmaktır. Aile ve çift terapilerin de suçlu aranmaz. Nedenler üzerinde durulup yeni tutum geliştirme üzerine örnek müdahaleler yapılır. Hangi evlilik olursa olsun; zaman içerisinde biraz yıpranmıştır. Bu konuda bir Aile ve çift terapisi almak, bir uzman desteği görmek son derece faydalıdır. Mutlu bir ailenin çocuklarının da ruhen sağlıklı olacağı da bir hakikattir.

  • Pedofili ve Çocuk İstismarı

    Pedofili ve Çocuk İstismarı

    Pedofili ve istismar kelimelerini aynı karede paylaşmak bile hoş değilken, bu kelimeleri çocuklarla birlikte kullanmak ne kadar korkunç!

    Öncelikle açılımını yapmak gerekirse pedofili; yetişkin bir kimsenin ergenlik öncesi çocukları veya ergenliğe yeni girmişleri cinsel açıdan çekici bulması ve cinsel eğiliminin çocuklara yönelik olmasına neden olan psikoseksüel rahatsızlıktır.

    İstismar ise; yaşı ve cinsiyeti ne olursa olsun herhangi birinin yaşamına yönelik kötüye kullanım anlamına gelir. Kelime kelime açıklıyorum ki, en büyük sorunumuz ve eksikliğimiz olan eğitimsiziliği, cehaleti gidermek adınadır.

    Yetişkinlerin istismar edilmesine bile katlanamazken, çocukların istismarı… üç nokta ile cümlemi bitiriyorum ki, söyleyecek çok şeyin olması ama kelimelerin kifayetsiz kalmasındandır.

    Herkesin bir sınırı vardır. Ama tüm insanlık olarak ortak kırmızı çizgimiz pedofili ve istismardır (fiziksel-psikolojik). Halbuki ne kadar kabul etsek de etmesek de pedofili psikolojik bir rahatsızlıktır. Cinsel bir yönelimdir. Yani bu doğuştan gelen dürtülerle ilgili bir durum ve bunun sonradan değiştirilmesi mümkün değildir, tıpkı diğer cinsel yönelimlerde olduğu gibi.

    Pedofili genel tanımında hem suç hem de cezai indirimi olmaması gereken bir hastalık olarak da bilinir. Ne yazık ki şunu eklemekte fayda vardır; pedofiliden muzdarip insanların bu alanda yapılan araştırmalarla henüz iyileşebildikleri görülmemiştir. Tedavi olsalar dahi bu tedaviler sadece kendilerini baskıladıkları gözlemlenmiştir.

    Aileler gizlemeye, üstünü örtmeye, bastırmaya çalışıyor ya da kabullenmek istemiyorlar. Halbuki pedofili ve cinsel istismar toplumsal bir olaydır. “Elalem ne der?” baskısı ile kabuklarına çekiliyorlar ve olan çocuklara oluyor. Hayatlari boyunca psikolojik ve fizyolojik bir çok sorun yaşıyorlar. Özellikle Travma Sonrası Stres Bozukluğu belirtileri görülmektedir.

    Toplum eğitilmeli, tamam güzel hepimiz aynı fikirdeyiz, ama bazı şeyleri eğitimle veremeyiz. Bunun bir yara olduğunu kabullenip bu yarayı kapamaktan ziyade içindeki kirli kanın akmasına bırakın izin verin. Ağzınızı kapanın yanı sıra, ağzı kapalı olanların, sesi çıkamayınları sesi olun. Böyle bir olayı hissettiğiniz an gerekli yerlere bildirin. Hele ki bu çocuklarımız ise…Unutmayın çocuklar uyurken sessiz olunur, istismara uğrarken değil..!

  • Panik Atak

    Panik Atak

    Panik atak çok sık karşılaştığımız bir kaygı bozukluğudur. Genellikle ilk kez panik atak yaşayan kişi, vücudunda rahatsız edici bir beden duyumu fark eder ve bu duyuma olağan dışı anlamlar yükler. Panik atak sırasında kişinin aklından geçen düşünceler, öleceğim, delireceğim, kalp krizi geçireceğim gibi kişinin günlük yaşamla bağını kopartacak kadar rahatsız edicidir. Bu düşünceler doğal olarak çok ciddi bir kaygı yaratır. Kaygı ve korku ise her zaman fiziksel belirtiler oluşturur. Örneğin karşınızda bir aslan gördüğünüzde beyniniz hemen korkuyu yöneten bölgeyi uyarır, bu durum size kaygı ve korku hissettirir ve acil durumlarda tepki vermenizi sağlayan adrenalin hormonunun salgılanışı artar ve otomatik olarak tepki verirsiniz. Çünkü tehlikedesinizdir ve bu bedensel tepkiler sizi hemen harekete geçirir, durup düşünecek zamanınız yoktur, karşınızda bir aslan vardır ve organizma hızlı hareket etmek zorundadır, zaman kaybı hayatınızın sonu olacağı için direk savaş, kaç ya da donma tepkisi oluşur. Panik atak sırasında da zihniniz sanki karşınızda gerçek bir aslan varmış gibi tepki verir. Zihniniz İlk kez deneyimlediği bu beden duyumlarını ölebileceği, delirebileceği, kalp krizi geçirebileceği bağlamında yorumlar. Bu düşüncelerin ise kaygı yaratmaması imkânsızdır. Kişi kaygılanır ve panikler. Bu durum, fiziksel belirtilerin artmasına sebep olur, fiziksel belirtiler arttıkça, olumsuz düşünceler artar, bu da kaygıyı daha da arttırır, kaygı arttıkça bedensel tepkileriniz artar ve bu şekilde bir döngü oluşur.

    Panik atakta bu döngünün kırılması gerekir. Panik atak yaşayan kişinin, gerçek bir tehlike altında olmadığını anlaması gerekmektedir. Zihnimiz sadece yanlış alarm vermiştir, yani gördüğü şeyi “aslan” zannetmiştir diyebiliriz. Panik atak yaşandıktan bir süre sonra zihnimiz tehlikeli bir durum olmadığını algılar ve bedensel tepkilerimiz normale döner. Ancak yaşadığımız korkutucu deneyim bizi rahat bırakmaz. Bu nedenle geçti bitti deyip, hayatımıza devam edemeyiz ve bittiğinden, tekrar olmayacağından emin olmaya çalışırız ki bu da panik ataktaki döngünün tekrarlamasına neden olur.

    Hiçbirimiz yaşadığımız kötü deneyimleri tekrardan yaşamak istemeyiz. Organizma her zaman rahatsız edici durumlardan kaçmak ister, çünkü korku ve kaygı zihnimiz için ölümcül bir tehlike olarak algılanır. Bu nedenle İlk panik ataktan sonra yaşanan panik ataklar genelde tekrar böyle hissetmekten korkma sebebiyle tetiklenir. Yani panik atağı devam ettiren şey tekrar panik atak yaşama korkusu olur.

    Panik atak yaşayan kişi, tekrar böyle hissetmemek için çeşitli davranışlar geliştirir. Özellikle panik atak yaşama ihtimalinin olduğu durumları düşünüp önlemler almaya çalışır ve bu önlemler gittikçe artar. Panik atak geçirme korkusuyla, panik yaşayabileceğini düşündüğü mekanlardan ve durumlardan uzak durmaya başlar. Panik atak yaşamış olan kişi en ufak rahatsız edici bir hisse izin vermediği için birçok ortamdan uzaklaşır ve dolayısıyla hareket alanı kısıtlanmaya başlar. Bu durum panik atak yaşayan kişinin kendine güvenini azalttır ve genelde kişi tek başına bir şeyler yapmaktan vazgeçer. Böylece söz konusu durumların panik atağa yol açtığına ilişkin düşünceleri daha da güçlenmiş olur.

    Son olarak, panik atağın hayatımızda yolunda gitmeyen bir şeylerin habercisi olduğunu unutmamak gerekir. Bu nedenle panik atağın oluşma nedenlerini fark etmek ve tamamıyla çözmek için bir uzmandan yardım almanız önemlidir. Bu nedenlerin çalışılması daha sağlıklı ve huzurlu bir hayat sürmenizde yardımcı olacaktır.

  • Öfke Nöbeti Mi? Yıkıcı Dışavurum Mu?

    Öfke Nöbeti Mi? Yıkıcı Dışavurum Mu?

    Ağlamak, bebekler için iletişim kurma, ihtiyaçlarını ifade etme yollarından biridir. Bir bebek acıktığında, uykusu geldiğinde, altını ıslattığında, korktuğunda ya da rahatsız edici bir duygu yaşadığında ağlayarak bakımından sorumlu olan yetişkinden yardım ister. Zaman içinde konuşmayı öğrendikçe de ağlamaların yerini sözel ifadeler alır. Bununla birlikte ağlamak her insan için duygusal bir ihtiyaçtır. Çocuk ya da yetişkin, her sağlıklı insan zaman zaman ağlamaya ihtiyaç duyar. Yaşanan olumsuz duygular karşısında ağlamak ruh sağlığının korunmasına yardımcı olur. Bazen ağlamalar belirgin bir neden olmaksızın da ortaya çıkabilir. En iyi anne babaların çocukları bile görünen bir sebep olmadan ağlayabilirler. Bilinmelidir ki göz yaşının akmasına izin vermek, ağlama nedeninin bilinmesinden daha önemlidir. Çünkü ağlamak negatif duygulardan kurtulmanın en zararsız yoludur.Bu nedenle göz yaşının rahatça akmasına fırsat veren, kabul edici ortam sunmak, duygusal gelişimin sağlıkla ilerleyebilmesi için önemli bir gerekliliktir.

    Çocukların olumsuz yaşam olayları karşısında verdikleri bir diğer duygusal tepki de yoğun ağlama ve hiddeti içeren öfke nöbetleridir. Çocuk yaşadığı can sıkıcı durumlar karşısında ağlayıp bağırarak, kolunu bacağını hızla hareket ettirerek hissettiği rahatsızlığı ifade etmeye çalışır. Her ne kadar davranışları hiddeti içeriyorsa da öfke nöbeti esnasında ne kendine ne de başka bir şeye zarar vermez. Duygularını özgürce ortaya koyma fırsatı bulduğunda bir süre sonra aşırı tepkileri azalır, sakinleşir ve kendini iyi hisseder. Zarar verici davranışları içermeyen, göz yaşlarının da eşlik ettiği öfke nöbetleri samimi bir öfke boşalımının göstergesidir.

    Ancak bu nöbetlere eşlik eden yıkıcı davranışlar varsa, öfkelendiğinde kendine, diğer insanlara ya da çevresindeki eşyalara zarar veriyorsa içinde bulunduğu durum artık öfke nöbeti değildir. Bu durum “yıkıcı dışavurum” olarak nitelendirilir. Yıkıcı dışa vurum, çarpıtılmış bir öfke boşalımı halidir.

    Samimi öfke boşalımı, çocuğun altta yatan duygularını ifade edecek güveni hissettiğinde ortaya çıkar, acı veren duyguları çözer, sonrasında çocuk kendini mutlu ve gevşemiş hisseder. Böyle bir anda yapılan müdahale duyguların bastırılmasına sebep olur. Çarpıtılmış öfke boşalımı hali ise çocuğun altta yatan duyguları ifade edecek güveni hissedemediğinde ortaya çıkar ve sorunları çözümlemez. Sonrasında çocuk incinmiş ve gergin hissetmeye devam eder.

    Yıkıcı dışavurum nöbeti esnasında ebeveynler şiddeti engelleyen bir tutum sergilemeli ama göz yaşını kabul etmelidir. Kararlı ve sevecen müdahaleler duyguların samimi boşalımını sağlayabilir.

  • Depresyon Çağın Hastalığımı Yoksa Psikolojik Bir Savunmamı?

    Depresyon Çağın Hastalığımı Yoksa Psikolojik Bir Savunmamı?

    Depresyon çağın hastalığımı yoksa psikolojik bir savunmamı?

    İsteksizlik, karamsarlık, uyku ve iştahta değişiklikler, içe kapanma, konsantrasyon güçlüğü, sık ağlamalar, değersizlik ve yetersizlik duyguları gibi belirtilerle seyreden ve sanki biyolojik bir hastalıkmış gibi lanse edilip ilaçla tedavisi ön plana çıkarılan bir durumdan söz ediyoruz. Aslında depresyon çoğu zaman bir savunma olarak ortaya çıkar. Düşünün üzerinizde çok yük var ya da sizi üzüp öfkelendiren bir işiniz ya da eşiniz var ya da bu tür birkaç sorunu birlikte yaşıyorsunuz. Öfkelenmek, vurmak kırmak, hayır demek ya da benzeri tepkilerin size göre olmadığını düşünüp sürekli yumruk yiyen bir boksör gibi çaresiz ve patlamaya hazırsınız. Patlasanız bile hemen pişmanlık, değersizlik ve suçluluk duyguları sizi dibe çekiyor. Bu dayanılmaz acı karşısında varoluşunuz size göre anormal tepkiler vermemek adına kendini kapamaya başlıyor; yani başka bir deyişle motoru yakmaktansa enerjiyi kesiyor ve isteksizlik ön plana çıkıyor.

    Çağın hastalığı denmesinin nedeni ise yaşamın sürekli daha hızlanması ve insanın varoluşunu zorlamasıyla(maddi, iş, evlilik sorunları vb.) çaresizlikten bir “es” vermesine depresyon diyoruz.

    Depresyonda çözüm: Aslında yazıya bakıldığında çözümünde ne olduğu anlaşılabilir. Biraz yavaşlamak ve yaşama ve ilişkilerle başa çıkabilmek için yeni beceriler kazanmak, daha önceden bize yüklenmiş, düşünce, inanç ve şemaları gözden geçirmek ve bunları başarabilmek için psikoterapi almak.

    Son olarak tabiki mevsimsel özellikleri olan biyolojik ve genetik faktörlerin ön planda olduğu depresyon kriterlerini tam ve nedensiz karşılayan vakalarda ilaç tedavisi göz ardı edilmektedir.

  • HER HAREKETLİ ÇOCUK DEHB (DİKKAT EKSİKLİĞİ VE HİPERAKTİVİTE)

    HER HAREKETLİ ÇOCUK DEHB (DİKKAT EKSİKLİĞİ VE HİPERAKTİVİTE)

    TANISI ALIR MI?

    DEHB kişinin yaşı ile uyumlu olmayan dikkatsizlik, dürtüsellik ve aşırı hareketlilik (hiperaktivite) belirtileri ile karakterize olan nörogelişimsel bir bozukluktur. Okul öncesi çocuklukta başlayıp yetişkin yaşamda da değişik bulgularla seyredebilen/gözlemlenebilen süreğen bir bozukluktur. Tedavi edilmediği takdirde, belirtileri çocuğun akademik v hemen her alanın sosyal hayatını olumsuz etkilemekte, yoğun ruhsal, sosyal ve okul sorunları ortaya çıkmaktadır. Yapılan araştırmalara göre DEHB genetik bir bozukluktur. Çocuğun genetik yatkınlığının üzerine olumsuz çevre faktörleri eklenince ortaya daha karmaşık bir tablo çıkabiliyor.

    TANI KRİTERLERİ

    • Dikkat sorunları, hiperaktivite ve dürtüsellik belirtileri gözlemlenebiliyor olmalı
    • 12 yaşından önce başlamış olmalı
    • En az 6 aydır devam ediyor olmalı
    • Birden fazla ortamda (ev ve okul) görülmelidir

    “Dikkat eksikliği”, bir konuya yoğunlaşmada güçlük, verilen görevleri tamamlayama, sınırlı dikkat zamanı ve dikkat dağınıklığı belirtileri ile kendini gösterir. Bu bozukluğu olan çocuklar ayrıntılara karşı dikkat eksikliği gösterir, okul ve diğer ödevlerinde birçok hatalar yaparlar. Çalışmalarını plansız, düzensiz ve karmakarışık bir biçimde sürdürürler. Oyun ve benzeri etkinliklerde dikkatlerini uzun süre toplayamazlar, başladıkları işleri tamamlamakta zorlanırlar. Sanki akılları başka yerdedir ya da söylenenleri dinlemiyor ya da duymuyor görünümü verirler. Kendilerine verilen okul ödevi ya da herhangi bir sorumluluk üzerinde belirtilen ve beklenilen bir biçimde çalışılamazlar. Dikkatleri ilgisiz uyaranlarla kolaylıkla dağılabilir.

    “Hiperaktivite”, yerinde duramama ya da oturduğu yerde bile kıpır kıpır olma, uygunsuz ortamlarda koşuşturma ya da eşyalara tırmanma davranışları ile kendini gösterir. Bu çocuklar, uyarıları dinlemeden, durmak yorulmak bilmeden birbiri ardına hareket ederler. Sınıf öğretmenleri bu gibi çocukların sık ayağa kalkmalarından, arkadaşları ile sık sık konuşma istekleri olduğundan, sessiz ve sakin kalmakta zorlandıklarından yakınabilirler. Koltukların üzerinden atlamaları ve dolaplara tırmanmaları nedeniyle “düz duvara tırmanma” deyimi bu çocuklar için uygundur.

    İmpulsivite (dürtüsellik)”, bir davranışın sonucunu düşünmeksizin harekete geçme ile kendisini gösteren ataklıktır. Dürtüsellik kendini sabırsızlık, soru tamamlamadan yanıtlama eğilimi, sıra beklemede güçlük, sıklıkla diğerlerinin konuşmasını kesme, oyunların arasına girme ve tehlikeli işlere girişme, tartışma, kavga vb. gibi davranışlarla kendini gösterir.

    Eşlik Eden Davranış Şekilleri;

    • Zamanı iyi kullanamama
    • Dağınıklık/düzensizlik
    • Hırçınlık
    • Sosyal beceri sorunları
    • Sakarlık/koordinasyon güçlükleri
    • Kendine güvenememe
    • Uyku sorunları
    • Duygusal dalgalanmalar

    Eşlik Eden Ruhsal Bozukluklar;

    • Özgül öğrenme güçlüğü
    • Karşıt olma karşı gelme bozukluğu
    • Davranım bozukluğu
    • Depresyon
    • Kaygı bozuklukları
    • Tik, Tourette bozukluğu

    Çevresel Etkenler;

    • Ailede benzer belirtiler
    • Aile içi stres,şiddet
    • Travmalar

    Tedevi yöntemleri;

    DEHB’nin tedavisinde psikososyal ve tıbbi girişimleri içeren çok yönlü tedavi çeşitleri söz konusudur:

    • İlaç tedavisi

    (Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı tarafından karar verilir ve izlenir)

    • Anne-baba eğitimi

    (Çocuğun davranışlarının düzenlenmesi için ebeveyn eğitimi ve ev ortamının düzenlenmesi)

    • Öğretmenlerin eğitimi

    (Okul-rehberlik servisi-öğretmen ile yakın temas ve işbirliği sağlanması)

    • Bilişsel-Davranışsal Tedaviler
    • Deneyimsel Oyun Terapisi

    ANNE-BABALARA ÖNERİLER

    Çocuğundaki dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu ile başa çıkmaya çalışan aileler yetersizlik duygusu, ümitsizlik ve üzüntü içerisinde olabilirler.

    TANISI ALIR MI?

    DEHB kişinin yaşı ile uyumlu olmayan dikkatsizlik, dürtüsellik ve aşırı hareketlilik (hiperaktivite) belirtileri ile karakterize olan nörogelişimsel bir bozukluktur. Okul öncesi çocuklukta başlayıp yetişkin yaşamda da değişik bulgularla seyredebilen/gözlemlenebilen süreğen bir bozukluktur. Tedavi edilmediği takdirde, belirtileri çocuğun akademik v hemen her alanın sosyal hayatını olumsuz etkilemekte, yoğun ruhsal, sosyal ve okul sorunları ortaya çıkmaktadır. Yapılan araştırmalara göre DEHB genetik bir bozukluktur. Çocuğun genetik yatkınlığının üzerine olumsuz çevre faktörleri eklenince ortaya daha karmaşık bir tablo çıkabiliyor.

    TANI KRİTERLERİ

    “Dikkat eksikliği”, bir konuya yoğunlaşmada güçlük, verilen görevleri tamamlayama, sınırlı dikkat zamanı ve dikkat dağınıklığı belirtileri ile kendini gösterir. Bu bozukluğu olan çocuklar ayrıntılara karşı dikkat eksikliği gösterir, okul ve diğer ödevlerinde birçok hatalar yaparlar. Çalışmalarını plansız, düzensiz ve karmakarışık bir biçimde sürdürürler. Oyun ve benzeri etkinliklerde dikkatlerini uzun süre toplayamazlar, başladıkları işleri tamamlamakta zorlanırlar. Sanki akılları başka yerdedir ya da söylenenleri dinlemiyor ya da duymuyor görünümü verirler. Kendilerine verilen okul ödevi ya da herhangi bir sorumluluk üzerinde belirtilen ve beklenilen bir biçimde çalışılamazlar. Dikkatleri ilgisiz uyaranlarla kolaylıkla dağılabilir.

    “Hiperaktivite”, yerinde duramama ya da oturduğu yerde bile kıpır kıpır olma, uygunsuz ortamlarda koşuşturma ya da eşyalara tırmanma davranışları ile kendini gösterir. Bu çocuklar, uyarıları dinlemeden, durmak yorulmak bilmeden birbiri ardına hareket ederler. Sınıf öğretmenleri bu gibi çocukların sık ayağa kalkmalarından, arkadaşları ile sık sık konuşma istekleri olduğundan, sessiz ve sakin kalmakta zorlandıklarından yakınabilirler. Koltukların üzerinden atlamaları ve dolaplara tırmanmaları nedeniyle “düz duvara tırmanma” deyimi bu çocuklar için uygundur.

    İmpulsivite (dürtüsellik)”, bir davranışın sonucunu düşünmeksizin harekete geçme ile kendisini gösteren ataklıktır. Dürtüsellik kendini sabırsızlık, soru tamamlamadan yanıtlama eğilimi, sıra beklemede güçlük, sıklıkla diğerlerinin konuşmasını kesme, oyunların arasına girme ve tehlikeli işlere girişme, tartışma, kavga vb. gibi davranışlarla kendini gösterir.

    Eşlik Eden Davranış Şekilleri;

    Eşlik Eden Ruhsal Bozukluklar;

    Çevresel Etkenler;

    Tedevi yöntemleri;

    DEHB’nin tedavisinde psikososyal ve tıbbi girişimleri içeren çok yönlü tedavi çeşitleri söz konusudur:

    (Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı tarafından karar verilir ve izlenir)

    (Çocuğun davranışlarının düzenlenmesi için ebeveyn eğitimi ve ev ortamının düzenlenmesi)

    (Okul-rehberlik servisi-öğretmen ile yakın temas ve işbirliği sağlanması)

    ANNE-BABALARA ÖNERİLER

    Çocuğundaki dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu ile başa çıkmaya çalışan aileler yetersizlik duygusu, ümitsizlik ve üzüntü içerisinde olabilirler.

    DEHB İLE İLGİLİ HİZMETLERİMİZ

    DEHB tanısı almış çocuklarla ilgili Merkezimizde yapılan birden çok çalışma vardır. Çocuğun ve ailenin ihtiyacına göre danışmanlık yapılır, uygun ev ve yaşam alanı oluşturulur, doğru davranışlar ebeveyne öğretilir ve çocuğa uygun bir terapi yöntemi uygulanır.

    • Ebeveynlerde bu tür hisler oluşmaya başladıktan sonra anneler ve babalar çoğunlukla çocuğun yetiştirilme tarzında bir hata olduğunu düşünerek birbirlerine suçlar şekilde yaklaşımlarda bulunabiliyorlar. Aile içerisindeki bu gerginlik hali, tutarsız ve sevgisiz davranışlar ne yazık ki DEHB ile başa çıkmaya çalıştığınız bu süreci yavaşlatacaktır.
      • Dikkat sorunları, hiperaktivite ve dürtüsellik belirtileri gözlemlenebiliyor olmalı
      • 12 yaşından önce başlamış olmalı
      • En az 6 aydır devam ediyor olmalı
      • Birden fazla ortamda (ev ve okul) görülmelidir
      • Zamanı iyi kullanamama
      • Dağınıklık/düzensizlik
      • Hırçınlık
      • Sosyal beceri sorunları
      • Sakarlık/koordinasyon güçlükleri
      • Kendine güvenememe
      • Uyku sorunları
      • Duygusal dalgalanmalar
      • Özgül öğrenme güçlüğü
      • Karşıt olma karşı gelme bozukluğu
      • Davranım bozukluğu
      • Depresyon
      • Kaygı bozuklukları
      • Tik, Tourette bozukluğu
      • Ailede benzer belirtiler
      • Aile içi stres,şiddet
      • Travmalar
      • İlaç tedavisi
      • Anne-baba eğitimi
      • Öğretmenlerin eğitimi
      • Bilişsel-Davranışsal Tedaviler
      • Deneyimsel Oyun Terapisi
      • Ebeveynlerde bu tür hisler oluşmaya başladıktan sonra anneler ve babalar çoğunlukla çocuğun yetiştirilme tarzında bir hata olduğunu düşünerek birbirlerine suçlar şekilde yaklaşımlarda bulunabiliyorlar. Aile içerisindeki bu gerginlik hali, tutarsız ve sevgisiz davranışlar ne yazık ki DEHB ile başa çıkmaya çalıştığınız bu süreci yavaşlatacaktır.
      • Çocuğa yeni davranışlar kazandırma yolunda ilerlerken farkında olmadan fazla yüklenilebiliyor. Baskılama ve yüklenmeler çoğu zaman ailelere ve çocuklara fayda sağlamamakta.
      • Çocukların sergilemiş oldukları problem olarak adlandırılan davranışa odaklanmak yerine o davranışı ‘neden yapıyor, nasıl yapıyor ve ne şartlarda (çevresel faktörler var mı/yok mu) yapıyor?’ sorularına cevap bulmaya çalışılmalıdır. Bu sorulara odaklanarak bir çocuğun davranışları ile ilgili yola çıktığınızda hem çocuğunuzu daha iyi hissedip anlamış olacaksınız hem de çözüm üretme konusundaki bakış açınız genişlemiş olacaktır.
      • Evde ve okulda mutlaka kurallar öğretilmeli, çocuk nerede durması gerektiğini, durmazsa bedelinin (ceza değil) ne olacağını bilmelidir.
      • Çocuğa yaşına ve gelişim düzeyine uygun sorumluluklar verilmeli ve uygun bir şekilde onaylanmalı, takdir edilmelidir.
      • Çocuğu sürekli uyarılara, müdahaleye maruz bırakan, sürekli durdurmaya çalışan aile ve öğretmen, çocuğun artık olumsuz davranışlarını pekiştirmişlerdir. Yaptığı olumlu davranışlar görülmez olmuştur. Çocuğun her yaptığı olumlu davranış görülüp taktir edilmelidir ki bunlar pekişsin…
      • Çocukla her gün ortalama 30 dk zaman geçirilmelidir. Yaşına uygun bir şekilde oyun, etkinlik, kutu oyunları gibi bire bir zamanlara ihtiyaç vardır.
      • Ödül stratejisi işe yarayabilir bir yöntem fakat fazla ödüle boğulan çocuklarda aşılanmak istenen olumlu davranışların aksine olumsuz davranışlar görülebiliyor. Çocukları ödüllendirirken dikkat edilmesi gerekenler;
      1. Ödül olarak neler işe yarıyor? / Çocuğunuz nelerden hoşlanıyor?
      2. Ödülü rüşvet gibi mi kullanıyorsunuz?
      3. Küçük yaşlarda ödül davranıştan hemen sonra verilebilir ama belirlenen zamanda verilmesi önemlidir.
      4. Yaş büyüdükçe ödüller somuttan soyuta doğru değiştirilmelidir. Bu yüzden bütün ebeveynlerin çocukların gelişim süreçlerini (duygusal, fiziksel, cinsel) bilmelerinde fayda vardır.
      1. Bilişsel Davranışçı Terapi
      2. Deneyimsel Oyun Terapisi (2-9 Yaş)
      3. Ebeveyn Danışmanlığı
      4. Akıl Zeka Oyunları Atölyesi