Kategori: Psikoloji

  • Kekemelik

    Kekemelik

    Aşağıdakilerden birinin ya da birden fazlasının sık ortaya çıkması ile belirli konuşmanın olağan
    sıkıcılığında ve zamanlama örüntüsünde bozukluk olmasıdır.

    1) Ses ve hece yinelemeleri.
    2) Sesleri uzatma.
    3) Ünlemlemeler (araya ses ve hece sokma)
    4) Sözcüklerin parçalanması.
    5) Duyulabilir ya da sessiz bloklar (konuşma sırasında doldurulan ya da doldurulamayan ara
    vermeler)
    6) Dolambaçlı yoldan konuşma (söylenmesi zorunlu sözcüklerden kaçınmak için bu sözcüklerin
    yerine başka sözcükleri kullanma)
    7) Sözcükleri aşırı bir fiziksel gerginlikle söyleme.
    8) Tek heceli sözcük yinelemeleri.

  • Çözümcü Olan Davranışı Seçtiğimizde Hayatımız Güzelleşir

    Çözümcü Olan Davranışı Seçtiğimizde Hayatımız Güzelleşir

    Çözümcü olanı yapmak kimi zaman içimizden geldiği gibi davranmamaktır. Davranışınızı değiştirebilmeniz için mevcut anda ne düşündüğünüzün, ne hissettiğinizin, ne yaptığınızın bilincinde olmanız gerekiyor. Eğer bunların farkında olursak hoşumuza gitmeyen değiştirmek istediğimiz davranışlarımıza anlam vermeye, bu davranışları neden yaptığımızı anlamaya başlarız. Neyi neden yaptığımızı anladıktan sonra davranışlarımızı değiştirmek daha olası olacaktır. Yaşadığımız olumsuz bir olayla baş ederken etkili olan davranışı seçmek çözüm odaklı olabilme her zaman kolay değildir. Bunu başarmanın yolu yargıda bulunmamaktan geçer. Yargıda bulunduğumuzun çoğu kez farkında bile olmayız aslında zihnimiz sürekli yargı üretir bir nevi yargı üretme makinasıdır diyebiliriz. Olumlu ya da olumsuz yargı bizleri düş kırıklığına uğratabilir. Durum ve davranışlarımız hakkında yargıda bulunmamız etkili olanı yapmamızı engelleyebilir. Mesela bir öğrenci düşünelim ki verilen bir ödev için çok zor bir ödev diye düşünüyor olsun. Bu öğrenci çok zor diyerek muhtemelen ödevi yapmayacaktır. Ve sınavda ilgili ödevle alakalı soruları cevaplayamayabilir dolayısıyla dersten kalabilir. Bu öğrencinin ödevi hakkındaki olumsuz yargısı onun etkili olan davranışı yapmasını ne yazık ki engeller. O anda duygu ve düşüncelerinin yargılarının farkında olsaydı ödevle ilgili yargıda bulunmak yerine ödevi elinden geldiğince yapmaya çalışırdı.

    Çözümcü olanı yapmak bir sorunu çözmek için gerekli olanı yapmaya çalışmaktır. Çözümcü olmak pes etmek saklanmak anlamına asla gelmez. Yani kısaca çözümcü olanı yapmak demek HAREKETE GEÇmek demektir. Doğru olduğunu düşünmesek bile hedefimize ulaşmak için bazen ısrarcı davranmamız gerekir. İstediğimizi alabilmemiz için ısrarcı davranmamız gerekebilir.

    Çözümcü olanı yapmakla ilgili birkaç örnek verelim:

    • Süper markette alışveriş yapıyorsunuz ve sonra ödeme noktasına ilerleyince görüyorsunuz ki hiç bitmeyecek gibi bir kuyruk var. Aldıklarınızı bırakıp eve dönmek istiyorsunuz fakat evde yiyecek çok da malzeme kalmadığından dolayı sıraya girmeyi tercih ediyorsunuz

    • Trafiktesiniz. Sol şerittesiniz fakat önünüzdeki araç sol şeritte olmasına rağmen düşük hızda seyir alıyor o kadar sinirleniyorsunuz ki arkdan çarpasınız geliyor, ancak böyle yapmanız halinde iki arabaya da hasar vereceksiniz. Diğer şoförün yaralanması da ayrı bir mesele. Sonuç olarak sabretmeyi ve önünüzde giden aracın başka şeride geçmesini bekliyorsunuz.

    • Sevgilinizle bir kavgaya tutuşuyorsunuz. İkiniz de bağırıp çağrıryorsunuz. O kadar inciniyorsunuz ki evi terk etmek geçiyor içinizden. Kapıyı vurup çıkmak yerine derin bir nefes alıyorsunuz kısa bir mola veriyorsunuz ve ben diliyle kurulmuş cümlelerle kendinizi ifa etmeye başlıyorsunuz.

    • İş yoğunluğunuza rağmen patronunuz size bir iş daha veriyor, öfkeleniyorsunuz, içinizden patrona bağırmak ve istifa etmek geliyor, böyle yaparsanız işssiz kalacağınızı düşünüyorsunuz, sakinleştiğinizde patronla iş yoğunluğunuzla alakalı konuşmaya karar veriyorsunuz, kendiniz için en iyi olanı yapıyorsunuz.

    • Arkadaşınıza alışveriş merkezine beraber gitmeyi teklif ediyorsunuz ve arkadaşınız isteğinizi reddediyor başka işlerinin olduğunu söylüyor, oysa siz onun her ihtiyacı olduğunda yanındaydınız ve öfkeleniyorsunuz. İçinizden ona bencil olduğunu söylemek geçiyor fakat bunu yaparsanız arkadaşınızın üzüleceğini hatta arkadaşlığınızın bitebileceğini düşünüyorsunuz ve bencil demekten vazgeçip şu anki durum için çözümcü bir davranış ne olabilir diye kendi kendinize soruyorsunuz ve arkadaşınıza ne hissettiğinizi söylüyorsunuz.

  • Eyvah! Depresyonda Mıyım?

    Eyvah! Depresyonda Mıyım?

    Depresyondaki kişi kendini çökkün hisseder ve eskiden yaptıklarına karşı ilgi ve istek kaybı yaşar. Olumsuz düşünceler çok sıklıkla kişinin zihnindedir ve bu durum kişinin davranışlarına sirayet eder ve kişi eskiden keyifle yaptıklarını yapmamaya başlar işte burada kısır döngü başlar. Kişi eskiden keyifle yaptıklarını yapmamaya başladıkça mutsuz keyifsiz hisseder, mutsuz keyifsiz hissettikçe de doğal olarak harekete geçmeyi anlamsız bulur ve keyif almayacağım mutlu hissetmeyeceğim şeklindeki düşünceleri pekişir. Bu düşünceler, kişinin zihnine sıklıkla gelince otomatikman kişi hareketsizleşir. Depresyonun yarattığı bu durum görevleri yerine getirmeyi ve eskiden olduğu gibi hayattan keyif almayı güçleştirir. Hobileriniz ve arkadaşlarınız eskisi gibi ilginizi çekmez. Sürekli bir çökkünlük hali yaşarsınız ve bir günü tamamlayabilmek dahi size zor gelebilir, günler artık size sıkıcı gelmeye başlamıştır.

    Araştırmalara göre depresyonun görülme oranı çok yüksektir. En yaygın ruhsal hastalıklardan birisidir ve yaşam boyu görülme oranı %20dir. 2020 yılında depresyonun ruhsal hastalıklarda ikinci sırada olması tahmin ediliyor.

    DSM-5’e göre

    A.Majör depresyon bozukluğu

    1. Çökkün duygu durum yani keyifsizlik, nerdeyse her gün günün büyük bir bölümünde bulunur ve bu durumu ya kişinin kendisi bildirir ya da bu durum başkalarınca gözlenir.

    2. Bütün ya da nerdeyse bütün etkinliklere karşı ilgide azama keyif alamama, her gün günün büyük bir bölümünde bulunur.

    3. 3. Çok kilo alma ya da verme (bir ay içinde kilonun %5inden daha büyük bir değişiklik). Yeme isteğinde azalma ya da artma.

    4. Neredeyse her gün uykusuzluk çekme ya da çok uyuma.

    5. Neredeyse her gün psikodevinsel kışkırma(ajitasyon) ya da yavaşlama(başkalarınca gözlemlenebilir olmalı yani öznel dinginlik sağlayamama ya da yavaşlama değil)

    6. Nerdedeyse her gün bitkinlik ve içsel gücün kalmaması

    7. Nerdeyse her gün değersiz olduğunu düşünme

    8. Neredeyse her gün düşünmekte yada odaklanmakta güçlük ya da kararsızlık yaşama

    9. Yineleyici ölüm düşünceleri, özel eylem tasarlamaksızın kendini öldürme düşünceleri ya da kendini öldürme girişimi ya da kendini öldürmek üzere özel eylem tasarlama.

    Buradaki kriterlere bakınca depresyondaki kişinin keyifsiz olduğunu, enerji ve aktivitelerinde bir azalma olduğunu, çoğu şeyden zevk almadığını, konsantrasyon probleminin olduğunu, yorgun hissedebileceğini, uyku düzeni bozulduğunu, iştahsız olabileceğini ve hareketlerinin yavaşladığını görebiliriz.

    B.Süregiden Depresyon Bozukluğu(Distimi)

    1. En az 2 yıl süreyle çogün, günün büyük bir bölümünde, kişinin söylediği ya da başkalarınca gözlendiği üzere çökkün yani mutsuz duygudurum vardır.

    2. Aşağıdakilerden 2 sinin ya da daha fazlasının varlığı:

    1. Yeme isteğinde artma ya da azalma

    2. Uykusuzluk ya da aşırı uyuma

    3. Enerji düzeyinde azalma

    4. Benlik saygısında azalma

    5. Odaklanamama ya da karar vermede güçlük

    6. Umutsuzluk

    Depresyondaki kişinin duygu ve düşünceleri aşağıdaki gibi olabilir.

    Kendini değersiz olduğunu düşünebilir ve benlik saygısı düşüktür. Başarılarını küçümseyebilir.

    Kendine güvenmiyorum diyebilir.

    Yaşadığı herhangi bir olayın olumsuz ve kötü yanlarına odaklanabilir.

    ‘’Hiçbir şey yolunda gitmiyor’’ gibi aşırı genellemelerde bulunabilir

    Kimsenin kendine yardım edemeyeceğine inanabilir

    Kendini boşlukta hissedebilir

    İntiharı düşünebilir

    Bu belirtileri az oranda dahi olsa herkeste gözlemleyebiliriz fakat depresyonda bu belirtiler bir anda ortaya çıkıp kaybolmazlar, devamlıdırlar, yoğundurlar ve belki uzun yıllardan beri bulunuyor olabilirler. Depresyon kişinin sosyal ilişkilerini etkiler(mesela arkadaşlarla görüşmeme, eskiden keyifle film izleyen birinin artık film izlemekten keyif almaması) ve onda bir takım psikosomatik bozukluklara yol açabilirler ve dahası kişiyi intihara yöneltebilir.

    Depresyonda istek felci yaşarsınız. Bir aktivitede bulunmayı istemeyiz. Bu depresyonun doğasında vardır. Depresyonda olmadığınız dönemde yaptığınız neler var? Depresyon dönemindeyken yapmadığınız neler var? Bunu bir kâğıda dökün. Bunları parçalarına ayırın ve küçük bir kısmını yapmaya gayret edin, bu depresyonunuza iyi gelecektir. İstek gelmesini beklerseniz sonsuza kadar gelemeyebilir ve sizin istediğinizi doğrudan etkileyemiyoruz fakat davranışlarınızı etkileyebiliriz ve onlara siz müdahale edebilirsiniz. İsteğinizin gelmesini beklemeyin örneğin canınız ders çalışmak istemediğinde harekete geçin küçük bir şey yapın 20 dk ders çalışın ve kalkın dersin başından. İstemeseniz bile arkadaşlarınızla görüşün istemeseniz de film izleyin bunun öncesinde ne kadar keyif alacağınızı not edin ve yaptıktan sonra ne kadar keyif aldığınızı not edin ve ikisini karşılaştırın. Diyelim ki kendini mutsuz hissettiğin bir gün arkadaşlarınız çağırdı istemeseniz de gidin gitmeden önce ne kadar keyif alacağınızı not edin eve geri geldiğinde ne kadar keyif aldığınızı not edin ve bu 2 puanı karşılaştırın. Varsayalım ki siz öğrencisiniz okulda kendinizi kötü hissettiniz ve ağladınız eve gelmek istediniz. Eve gelmeyin 15 dk daha okulda kalın yani bir zaman verin kendinize eğer hala eve gitmek istiyorsanız gidin ama eve gitme isteği uyanır uyanmaz anında eve gitmeye kalkmayın çünkü bu davranış depresyon canavarını besliyor. Bir süre sonra eve gitme istediğiniz azalabilir. Böylelikle davranışlarınızdaki değişim sizi zamanla daha istekli hale getirecektir.

    Normalde insan bir şey yapmayı ister. İstekten sonra gider onu yapar fakat depresyonda tam tersini yapıyoruz önce harekete geçiyorsunuz sonra istek gelmesini bekliyoruz. Ters mantık kuruyoruz yani. Çünkü depresyonda istekli olmamanız çok doğal ve depresyon döneminde iyi hissetmek, motivasyonunuzun yüksek olması sizin elinizde değil. Bu yüzden depresyonun terapisinde farklı bir yol izlenir. İsteğin gelmesini beklemeden biraz da kendinizi zorlayarak istemeseniz de o an yapmanız gerekenin küçücük bir kısmını yapmanız sizi biraz daha iyi hissettirecektir. O an yorgun ve isteksiz olduğunuz için yapamayacaksınız gibi gelebilir. Mesela bir tane sınav var diyelim tüm konulara olmasa bile 20 dakikalık bir kısmına çalışın. Bunu yaptığınızda kendinizi harika hissetmeyeceksiniz belki ama hiçbir şey yapmamaya oranla daha iyi hissedeceksiniz. Kendimi tam anlamıyla iyi hissetmedikten sonra bu birazcık iyi hissetmeyi dikkate almak anlamsız diye düşünebilirsiniz ama merdivenler teker teker çıkılabilir. 2 3 adım birden atlamaya çalışmak çok da olası olmayabilir ve zaten bu çok da sağlıklıdır diyemeyiz.

    Önce harekete geç sonra iyi hissetmeyi bekle sloganını uyguluyoruz. Normalde önce istek duyulur sonra harekete geçilir dolayısıyla depresyondaki bireylerin isteklenmek için beklemeleri normaldir ama daha önce de dediğimiz gibi depresyon döneminde ters mantık kuruyoruz. Depresyon döneminde bu çok zor gibi görünse de yaptıkça bunun kolay hale geldiğini göreceksiniz.

    Mutlu olan birini gözlemleyin, neler yaptığına dikkat edin. Yaptığı şeyleri keyifle yaptığını görebilirsiniz. Bu kişiyi mutsuz etmek için ne yapılabilir? Elbette sevdiği keyif aldığı şeyleri elinden alarak onu mutsuz edebiliriz. Yani buradan ne anlamalıyız? Birini mutsuz etmek istiyorsak onun elinden mutlu olduğu şeyleri alırsak kişi otomatikman mutsuz olacaktır. İnsan hiçbir şey yapmadan mutlu olabilen bir canlı değil diyebilir miyiz bu noktada? Şöyle biri var mıdır: Sabahtan akşama kadar evde hiçbir şey yapmadan koltukta yatakta televizyon karşısında öylece vakit geçiren ve mutlu olan biri? Tahmin ediyoruz ki böyle biri olamaz.

    Bir deney yapın: Kendinizi iyi hissetmediğiniz ve bir şey yapmak istemiyorum dediğiniz gün herhangi bir etkinlik yapın ve gün sonunda ne hissettiğinizi ve kaç şiddetinde hissettiğiniz not alın. İkinci gün yine kendiniz iyi hissetmediğiniz gün hiçbir şey yapmayın ve gün sonunda kendinizi nasıl hissettiğinizi ve hissinizin şiddetini not alın. Çıkardığınız sonuç ne?

    Normalde bir şeyler yapar yoruluruz. Yorulduğumuz için de dinleniriz. Depresyonda tam tersi geçerli yorulmamak ve tükenmiş bitkin hissetmemek için bir şeyler yapmak harekete geçmek gerekir. İlk bakışta bunlar size çok anlamsız gelebilir çünkü zaten hareket edecek enerjim yok nasıl bir şeyler yapmamı beklersiniz benden şeklinde düşünebilirsiniz. Evet haklısınız enerjiniz yok bir şey yapmakta zorlanacaksınız ama biraz kendinizi zorlayıp küçük bir şey yapabilirsiniz. Küçük bir şeyi yapmaktansa hiçbir şey yapmamayı tercih ederim diye düşünebilirsiniz işte bu depresyonu besleyen bir canavardır desek yalan söylemiş olmayız. Çünkü küçük şeyleri yapabilmek depresyonda kişinin daha enerjik olmasını sağlar ki ilerde enerjisini daha da artırmanın öncülüdür.

    Varsayalım kendinizi zorladınız ve bir şey yaptınız ve keyif almadığınız. Olma ihtimali var mı? Evet elbette var. Eğer bunu göz önüne alıp hiçbir şey yapmamaya devam ederseniz olumsuz düşünceleriniz daha fazla gelmeye başlayacak. En azından keyif almasanız da o an için bir şeylerle ilgilenmek bir süreliğine olumsuz düşüncelerin sizi daha rahat bırakması demektir. Bu demek değil ki siz bu depresyondan hiç kurtulamayacaksınız. Ama başlangıçta bu aşamalardan geçilmesi gerekiyor. Diyelim ki bir şeyler yapmaya başladınız fakat olumsuz düşünceler başınıza üşüşmeye başladı, yapamayacağınızı başarmayacağınızı ya da yaptığınız şeyin iyi olmadığını yeterince güzel olmayacağını düşünmeye başladınız diyelim. Bu düşüncelerinizle savaşın. Bu düşüncelerinizle terapide çalışılır. Bazı sorular ışığında düşüncelerinizi terapistle beraber değerlendirmeye alırsınız.

    İnsanların yaptıkları eylemleri basitçe ikiye ayırabiliriz. Performansa dayalı ve yapmak ve keyfe dayalı etkinlikler. Bu iki listenin ağırlığı dengede olmalı. Eğer dengede olmazsa mesela performansa dayalı etkinlikleri yapar ve eğlenceye vakit ayırmazsanız kendinizi yorulmuş tükenmiş, mutsuz, keyifsiz hissedebilirsiniz ama çok fazla eğlence odaklı bir program yapar ve uygularsanız bu sefer de eğlenmiş fakat kendinizi başarısız olarak düşünebilirsiniz ve bundan dolayı da mutsuz hissedebilirsiniz. Özetle, performansa ve keyfe dayalı etkinlikler tüm bireylerin hayatında dengede olmalıdır.

    Bu iki kategoriyi dengelemek için etkinlik programı yapmak gerekir bunun için zamanınızı planlayacağız. Günlük etkinlikler bir kâğıda yazılırsa bu sizi motive eder çünkü yapılacaklar dağ gibi görünmez dolayısıyla daha yapılabilir gibi görünürler. Kişinin bu küçük program sayesinde motivasyonu artar.

    Nerede yanılıyoruz? Mutsuz keyifsiz hissediyorum demek yerine depresyondayım demek ne kadar doğru? Burada üzgün hissetmekle depresyon aynı şeylermiş gibi algılama söz konusu hâlbuki depresyon bir hastalıktır ve çözümü olan bir rahatsızlıktır. Artık dilimize fazla yerleşen depresyon kelimesini maalesef yanlış kullanıyoruz Depresyon anlık üzüntü, keyifsizlik, acı çekme değildir. Dolayısıyla depresyonun tedavisi önemlidir.

  • Hayatın Anlamı Kaşıkta

    Hayatın Anlamı Kaşıkta

    Şu an üstünde oturduğum sandalyeyi düşünüyorum, ya da telefonumu düşüneyim. Ben ya da bir başkası bu sandalyeyi veya telefonu kullanmasa bu nesnelerin bir anlamı olur muydu? Nesneler, insan var oldukça anlam kazanıyor sanırım. Ben varsam oturduğum sandalye, yaşadığım yer, yaptığım iş, görüştüğüm insanlar, dinlediğim müzik, gezip gördüğüm yerler anlam kazanıyor. Tüm bunların tek başına anlamı yok gibi, ben varsam biz varsak anlam kazanıyor her şey. O halde hayata anlam veren bizlerin varlığı diyebilir miyiz?

    Avusturyalı psikiyatr Victor Frankl’ye göre hayata anlam vermek ve amaçla doldurmak için insan anlam aramalıdır. İnsan hayatın anlamını acı çekerken dahi bulabilir yani insanı güdüleyen şey kendi yaşamını anlamlı hale getirme gereksinimidir. Herkes için geçerli bir tane anlam yoktur, bu kişiden kişiye değişir. Sürekli olarak da değişebilir .

    Alfred Adler’e göre hayatın anlamı bizim başkalarının hayatlarına bir şeyler katabildiğimize göre şekillenir. Ancak başkalarına faydalı olduğumuzda hayatımız anlam kazanacaktır.

    Bir hikaye… Bir gün hayatın amacını anlamını merak eden biri bu soru aklına geldiğinde etrafındakilerle bu konuyu konuşmaya başlamış, sohbetler etmiş, fakat ne yazık ki aldığı cevaplar onu tatmin etmemiş. Belki farklı kişilerle bu konuyu konuşursam cevap bulurum umuduyla köy köy kasaba kasaba şehir şehir gezmiş oralardaki insanlarla sohbetler etmiş. Fakat yaptığı sohbetlerden bir sonuç alamamış artık umutsuzluğa düşmüş ama yine de hayatın anlamını aramaktan vazgeçmemiş. Bir gün gittiği kasabalardan birinde bir bilgenin adını duymuş . Belki ondan öğrenirim hayatın amacını diyerek hemen yola koyulmuş, yol onu bahçeli bir eve çıkarmış. Bilge onu güler yüzle karşılamış, sohbet etmeye başlamışlar ve bilge gitmiş bir kaşık yağ ile geri gelmiş. Bilge “Kaşığın içinde yağ var, evin etrafında yağı dökmeden çevreni izleyerek gezip gelmeni istiyorum.” demiş. Bizimki bilgenin dediğini hemen yapmış ve evin etrafını dolanıp gelmiş. Bilge evin etrafında neler gördün diye sorduğunda bizimki “ Sadece kaşığa dikkate ettim yağı dökmemek için bakınmadım ki çevreme.” demiş. Bunun üstüne bilge tekrar kaşıkla beraber bahçeyi de izleyerek gezmesini istemiş. Bilgenin isteğini hemen yerine getirmiş ve bahçeyi de izleyerek gezmeye başlamış. Fakat bahçe o kadar güzelmiş ki insan kendini unuturmuş sadece kaşığı değil. Bilgenin yanına gittiğinde bilge kaşığa bakmış ve konuşmaya başlamış: “Hayat senin ona bakış açına göre şekillenir, ya bir noktayı görür başka hiç bir şeye bakmazsın ve yaşamın akıp gider farkına varmazsın ya da görebileceğin tüm güzellikleri görmeye çalışır hayatını yaşarsın ve akıp giden zamanda hayatın anlam kazanır. Hayatın anlamı senin bakış açında, gördüklerinde ortaya çıkar…”

    Yaşamın anlamı bizim ona bakışımızda gizli.Hayat tek başına anlamsız, ona anlam verecek olan ise bizleriz, yaptıklarımız ve yapacaklarımız. Her insan kendi hayat evinin mimarıdır. Hayatınızın anlamını bulmanız dileğiyle.

  • Hayır Derseniz Ne Olur?

    Hayır Derseniz Ne Olur?

    Hayır demek kimilerimize zor gelebilir ve zor gelmesinin çok anlamlı açıklamaları vardır. Hayır dersek karşımızdakini kırmaktan kızdırmaktan ya da üzmekten çekiniriz çoğu kez. Fakat hayır diyebilmek sağlıklı bir iletişim için çok değerlidir.

    Hayır derken,

    1. Muhatabımızın gereksinim ve arzularını ihtiyaçlarını onaylamak.

    2. Ben dili aracılığıyla yapmak istemediğiniz şeyi kaşı tarafa beyan etmek.

    Komedi filmleri çok keyifli vakit geçirmemi sağlıyor fakat şu an daha ağır film seyretmeyi tercih ederim.(B en dili)

    Kırmızı gerçekten harika bir renk ancak odam için daha pastel bir renk tercih ederim. (Ben dili)

    Neden bu kadar geç yatmak istediğini anlıyorum fakat bu kadar geç yatmandan rahatsızım. (Ben dili)

    Acelenizi anlıyorum fakat şu an yetiştirmem gereken başka işlerim var. (Ben dili)

    Bu konuda endişelenmeni anlıyorum fakat isteğini şu an için gerçekleştiremem. (Ben dili)

    Şahsi harcamalarını azaltmanı istememin seni üzdüğünün farkındayım ve bunu istemek benim için de çok zor fakat önümüzdeki aylar zor geçeceğe benziyor.

    Karşılıklı onaylama ve karşınızdaki kişinin gereksinim ve arzularının önemli olduğunu söyleme ve ardından kendi isteğimizi iletme ilişkilerimizi daha iyi hale getirecektir. Hayır derken çekinmemizde muhakkak haklı sebeplerimiz vardır. Hayır dersek olumsuz neler olabileceğini zihnimiz bize sıralamaya başlayınca hayır demekte zorlanırız. Gelecekte olabilecek olumsuz sahneler zihnimizde gösterime girer ve izleyeni sadece biz olmamıza rağmen izlenme oranı gayet yüksektir çünkü defalarca bu filmi izleriz. Eğer hayır dersek ve tahmin ettiğimiz olumsuz sahne zihnimizde sahnelenmenin dışında gerçek hayatta da sahnelenirse bu durumla başa çıkamayacağımıza inanıyorsak hayır demek nerdeyse imkânsızlaşır. Fakat o olumsuz sahnenin gerçek hayatta izlenmesi durumunda sahnede neler yapabileceğiniz üzerine çalışırsanız o sahnede olmak o kadar da korkutucu gelmeyebilir.

    Bir örnek;

    A: Evimin çatısına gelen dalları kestirmeni istiyorum, benim çatım için tehlike oluşturuyor.

    B: Bugüne kadar böyle bir şey olmadı, bence endişe edecek bir durum yok.

    A: Dallar tehlikeli diye düşünüyorum rica ediyorum dalları kestir.

    B: Biz öldükten sonra bile o dallar orda kalır sen canını sıkma.

    A: Dallardan dolayı endişeleniyorum kestirmeni rica ediyorum.

    B: Durup dururken neden bu kadar rahatsız oldun?

    A: Bu dallar çatımın tam tepesinde ne olur ne olmaz kestirmeni istiyorum.

    Hayır derken ben dili kullanımına dikkat etmek gerekir böylelikle karşı tarafla münakaşaya girme ihtimaliniz azalır. Bu noktada önemli olan karşınızdakine size karşı kullanacağı bir silah vermemek, tartışmaya girmemektir. Hiç kimse duygu ve ihtiyaçlarla tartışmaya giremez.

  • İçinizden Gelenin Tam Tersini Yapmak İşe Yarayabilir Mi?

    İçinizden Gelenin Tam Tersini Yapmak İşe Yarayabilir Mi?

    Öfkelendiğimizde içimizden bağırmak gelebilir, korktuğumuzda kaygılandığımızda bulunduğumuz yerden bir an önce ayrılma isteği duyabiliriz, utandığımız bir yere tekrar gitmek istemeyebiliriz. Bu davranışlarımız ne yazık ki problem yaşadığımız konuya bir çözüm getirmez bizi rahata kavuşturmaz. Bu noktada yeni bir davranış modeli öneriyoruz danışanlarımıza. Zıt eylemde bulunma. Çok öfkeliyken öfkeyi sessiz sakin bir şekilde dile getirme yani içinizden geldiği gibi değil de tam tersi şeklinde davranmak çok da kolay olmayacaktır fakat eğer öfkelendiğinizde sakin bir şekilde ifade ederseniz karşı taraf tarafından anlaşılma ihtimaliniz artacaktır. Sakin bir ses tonuyla hissettiklerinizi paylaştığınızda üzüntünüzü ifade etme ve sakinleşme şansı yakalarsınız. Bu şekilde davranmaktan çekinebiliriz.

    Zıt eylemde bulunmak kolay bir iş olmayabilir ancak bunaltıcı duyguların yerine olumlu duyguların gelmesi bakımından  harika bir tekniktir diyebiliriz. Problem yaşadığımız alanlarda İçimizden gelenin tam tersini yaptığımızda korku yerini korkmamaya, kızgınlık sakin hissetmeye, utanç yerini utanmamaya  bırakacaktır. Zıt eylem stratejisi duyguları yönetmemizde mucize sonuçlar getirir.

  • Küçük Adımlar Büyük Yolculuklara Gebedir

    Küçük Adımlar Büyük Yolculuklara Gebedir

    Depresyon, tembellik değildir, kişinin psikolojik destek alarak iyileşebileceği bir hastalıktır. Günlük işlerimizi yapmamak, işe gitmemek ya da işe gitmeye istekli olmamak, arkadaşlarımızla buluşmaya istek duymamak ya da onlarla görüşmemek, evle ilgili işleri yapmamak(örneğin temizlik) tembellik değildir, depresyonun işaretleridir ve iyi haber ki depresyon tedavi edebilen bir rahatsızlıktır.

    Depresyondaki bireyde değersizlik, başarısızlık, sevilmeme, yetersizlik şemaları sıklıkla gözlenir. Depresyonu olan birey, başkalarının onun hakkında olumsuz düşünebileceklerini düşünebilir. Kişide yapamam edemem düşünceleri görülebilir , dolayısıyla yapmak istediği işlerini erteleyebilir ve erteledikçe yapamam düşüncesine olan inancı pekişir bunu kırmanın yolu ise bu düşüncelerle çalışmak ve bu düşüncelere rağmen harekete geçip yapmak istediğimiz her ne ise küçük bir parçasını yapmaktır eğer bizi engelleyecek şeyler çıkarsa karşımıza onları tespit edip onlara karşı çözüm stratejileri geliştirmektir.

    Depresif kişinin kendilik düşünceleri, geleceğe dair düşünceleri, dünya hakkındaki düşüncelerine bakacak olursak ki biz bunlara depresyonun bilişsel üçlüsü diyoruz, kendi hakkında değersiz yetersiz sevilmeyen başarısız biri olarak düşünürken(Örnegin, Iyi güzel şeyleri hak etmediğini düşünebilir) dünya hakkında olumsuz düşünceleri söz konusudur ve geleceği karanlık olarak görür umudu yoktur(Örneğin gelecekte keyifli arkadaşlıklar kuramayacağını düşünebilir) Kişi kendini değersiz, sevilmeyen, yetersiz olarak görür, çünkü depresyon güneş gözlüğü gibidir hava istediğiniz kadar açık güneşli olsun siz etrafı karanlık görürsünüz. Biz terapilerde bu gözlüğü çıkarmanız için uğraşıyoruz.

    Hepimiz istenmeyen, hayal kırıklığı yaratan yaşam olayları karşısında sıkıntı, hüzün, keder, karamsarlık yaşarız. Fakat bu saydıklarımız bir süre sonra kaybolur . Eğer depresyondaysak hüzün keder karamsarlık bulutları bir türlü başımızdan ayrılmayabilir. Işe gitmek istemeyebilir, yapmaya koyulduğunuz bir işi devam ettiremeyebilirsiniz, evi toplayamazsınız, arkadaşlarınızla buluşmayı keyifsiz bulabilirsiniz. Farz edelim ki yazı yazmak üzere masanızın başına geçtiniz bir kelime dahi yazasınız gelmeyebilir. Fakat bu depresif belirtilerden kurtulmanın yolu küçük bir adım atmakla başlıyor. Binlerce kilometrelik yolculuk bile tek bir adımla başlar diyor Laozi. Ama bazen bu küçük adımı atmak bile zor gelir. Yol gözünüzde büyür de büyür ve kaygılarınız tarafından sarmalanırsınız çünkü yolun sonuna bakıyorsunuzdur o anda önünüzdeki tek bir adımlık olan küçük alana değil. Çoğu danışanımız bu durumda psikoloji kitaplarına koşar haklı olarak. Fakat o mucizevi tek adım atılmadığı yani harekete geçilmediği sürece okunan bilgiler kullanılmadığından dolayıdır ki olumlu sonuçlar alınamaz. Psikoloji kitaplarında okuduklarımızı hayatta kullandığımızda yaşamımız değişmeye başlar. Bunu danışanlarımızın tek başına gerçekleştirmeye çalışmalarındansa profesyonel psikolojik destek alarak yapmalarını öneriyoruz.

    Bir an durun düşünün yapmak istedikleriniz arasında yapabileceğiniz en ufak şey ne bugün?

    Küçük adımlarınızın büyük yolculukları başlatması dileğiyle.

  • Mükemmelliyetçiliğin Kendisi Mükemmel Mi?

    Mükemmelliyetçiliğin Kendisi Mükemmel Mi?

    Yaptığınız herhangi bir iş için uzun uzadıya zaman harcıyor fakat yine de ortaya koyduğunuz iş için çok iyi olmadı daha iyi olması için uğraşmalıyım diye düşünüyorsanız ya da en iyisini yapmalıyım fikri aklınıza üşüşüp duruyorsa mükemmeliyetçiğin tatlı tuzağına düşmüş olabilirsiniz. Mükemmeliyetçilik, kişiyi başarmaktan ve mutlu olma yolundan alıkoyduğunda hüzne ve kaygıya sebep olduğunda kişi için problem olur. Mükemmeliyetçiliğin olumsuz çıktıları, hata yapmaktan endişe etmek, işi iyi yapamamaktan dolayı kaygılanmaktır. Ne yazık ki bu durumda kişi kendi yeteneklerinden şüphe etmeye başlar.
    Mükemmeliyetçi döngünün sebep olduğu olumsuz duygular ve başarısızlık, psikolojik açıdan kişiyi yıpratır.

    Yoksa siz de mi mükemmeliyetçisiniz? İş yerinizde ya da okulda, ilişkilerinizde en iyi olmaya mı çalışıyorsunuz? Modern dünyanın bize dayattığı en iyisi ol, yarışmacı ol sloganı maalesef depresyon ve anksiyete hastalıklarını tetikliyor.

    Mükemmeliyetçiliğin düşünsel süreçlerine mercek tutacak olursak öncesinde biraz bilişsel çarpıtmalar(düşünce hataları)dan söz etmek gerekir. Psikoloji biliminde düşünce hatası(bilişsel çarpıtmalar) olarak tanımladığınız on tane düşünme stili vardır. Ben düşünce hatalarını şu şekilde tanımlıyorum: Düşünürken düştüğümüz hatalar. Evet, hepimiz düşüyoruz bu hatalara, kimimiz biraz kimimiz fazla. Fakat bunu hiç deneyimlememiş insan yoktur diyebiliriz. Peki, hepimiz az ya da çok bunu yaşıyorsak nerede problem çıkıyor? Cevap, sıklık. Düşünce hatalarımızın diğer adıyla bilişsel çarpıtmalarımızın sıklığı artınca hayatımız olumsuz yönde etkilenmeye başlıyor.

    On tane bilişsel çarpıtma vardır dedik, mükemmeliyetçiği besleyen düşünce hatasında duralım yani Siyah Beyaz Düşünce Hatasından konuşalım biraz. Bu düşünce stilinde iki kategori vardır, kişi yaşadıklarını bu iki kategoriden birine koyar yani ya siyah ya da beyaz kategorisine yerleştirir.Kişi için gri ya da başka renk seçenekleri yoktur. Mesela yaptığı bir işi ya çok iyi olarak etiketler ya da çok kötü. Elbette bir iş yaparken performans sergilerken iyi olmasını isteriz bunun için emek de veririz, bu işlevsel bir davranıştır.Fakat siyah beyaz değerlendirmesi yapan kişi en iyisi için çabalayabilir. Bu durum da haliyle kaygı doğuracaktır. Çünkü en iyisini yapmaya çalışmak kaygıyı artırır. Kaygı eğer bizi olumsuz yönde etkileyecek kadar artarsa performansımızı sergilemekte zorluk yaşarız. En iyisini yapmalıyım standardı altında kaygının artması beklenen bir durumdur. “ Çok heyecanlandım performansımı ortaya koyamadım.” Cümlesini tanıdıklarınızdan duymuşsunuzdur.

    Siyah Beyaz düşünme biçimi başka renklere karşı kördür.Değerlendirmeye alınan 2 durum vardır diğerleri es geçilir yani değerlendirmeye alınmaz. Örneğin kişi kendisini değerlendirirken sadece en iyi olarak düşündüğü işleri dikkate alır iyileri dikkate almaz. Dolayısıyla kişinin olumlu kendilik değerlendirmesi başlığının altına yazacağı maddelerin sayısı azalır . Bu durum kaçınılmaz olarak kişinin özgüvenini aşağı çekecektir.

    Bir öğrenciyi ele alalım. Tüm sınavlar başarılı değilsem başarısız biriyimdir şeklinde düşündüğünü varsayalım. Bu öğrencimiz bir sınavda başarısız olduğu takdirde diğer başarılı olduğu sınavları göz önüne almayarak kendine başarısızım etiketi yapıştıracaktır. Başarız olduğunu düşündüğü anda kendini mutlu huzurlu hissedebilen biri olabilir mi? Sanırım olamaz. Bu kişi mutsuz ve kaygılı hissedecektir muhtemelen, bu duygu ve düşünceler kişinin davranışlarını da olumsuz yönde etkiler. Duruma bir de tersten bakalım, tüm sınavlarda başarılı olma standardı belirlemeyen çoğu sınavda başarılı olmayı hedefleyen bir öğrenci düşünelim. Bu kişi sınavlara girdiğinde daha işlevsel bir kaygı yaşar, yani performansını daha iyi gösterebileceği bir kaygı seviyesi olacaktır.

    Genel olarak baktığımızda mükemmeliyetçilik bize destek olmaktansa işleri çıkmaza sokar gibi durmaktadır. William Shakespeare’in bir sözüne burada kulak vermek gerekiyor sanırım: ‘’ İyi ol fakat çok iyi olma.’’

  • Obsesif Kompulsif Bozukluk

    Obsesif Kompulsif Bozukluk

    Kaygı (anksiyete)bizlere rahatsızlık veren, tehlikede olduğumuzu düşündüğümüz bir uyarıcı karşısında veya böyle bir durumun olduğunu düşündüğümüzde, vücut olarak ve zihnen verdiğimiz tepkilerdir. Elbette tehlikeler karşısında tetikte olmamız bizim hayatımızı devam ettiren işlevselliktedir. Aksi taktirde hayatımızı riske atmış olurduk. Fakat kaygımız çok yüksekse günlük hayatımızı sekteye uğratabilir. Obsesif Kompulsif Bozukluk anksiyete bozukluklarının içinde yer alır.Türkçeye takıntı olarak çevrilen obsesyon, kişinin elinde olmadan aklına gelen, onda kaygı oluşturan, ısrarlı, inatçı, tekrarlayıcı, rahatsız edici düşüncelere, imajlara denir. OKBsi olan kişi bu imajlarla(zihinde oluşan resim), düşüncelerle baş etmek için bazı baş etme yöntemleri geliştirir, çünkü kişi bu düşünce zihninde oluşan resimden rahatsız olur. Yaşanılan kaygı ile baş etmek için yapılan davranışlar obsesyonların( istenmediği halde zihne gelen kaygı oluşturan düşünceler) tetikleyicisi haline gelmektedir. Bu da obsesif düşüncenin akla gelişini artırır. Türkçe’ye zorlantı olarak çevrilen kompulsiyon, kişiye rahatsızlık veren, zihne takılan ve kovulamayan düşüncelerin oluşturduğu kaygıyı azaltmak için katı bir biçimde kişinin yapmak zorunda hissettiği belirli davranışlara veya zihinsel etkinliklere denir. Bu davranışlar kişinin obsesyonlarının azalması için yaptığı davranışlardır ve düşüncenin verdiği rahatsızlığı ortadan kaldırır. Ama bir süre sonra düşünceler yine gelecektir. Yani rahatsızlığı kısa süreliğine geçirir ama uzun vadede devam ettiren davranışlardır.

    Amerikan Psikiyatri Derneğinin DSM 5 istatiksel tanı elkitabına göre

    1. Takıntıların(obsesyonların) zorlantıların(kompülsiyonların) her ikisinin varlığı:

    Obsesyonlar (1) ve (2) ile tanımlanır.

    1. Kimi zaman zorla ve istenmeden gelen kişide belirgin bir kaygı ve sıkıntıya neden olan düşünceler imajlar dürtülerdir.
    2. Kişi bu düşünce, dürtü ve imajlara aldırmamaya ya da bunları baskılamaya çalışır ya da bunları başka bir düşünce ya da eylemle nötrleme girişimlerinde bulunur.

    Kompülsiyonlar (1) ve (2) ile tanımlanır.

    1. Kişinin aklına gelen obsesyonuna tepki olarak katı bir şekilde uyulması gereken kurallara göre yapmaya zorlanmış gibi düşündüğü yinelemeli davranışlarıdır(el yıkama, düzenleme, denetleyip durma) ya da zihinsel eylemleridir(dinsel değeri olan sözler söyleme, sayı sayma, sözcükleri sessiz bir biçimde yineleme)
    2. Bu davranışlar ya da zihinsel eylemler yaşanan kaygı ya da sıkıtıdan korunma ya da korkulan durumdan sakınma amacıyla yapılır ancak bu davranışlar ya da zihinsel eylemler korunulacağı tasarlanan durumlarla gerçekçi bir biçimde ilişkili değildir.
    3. Obsesyonlar ve kompülsiyonlar kişinin zamanını alır( örn. Günde bir saatten fazla zamanını alır) ya da kinik açıdan belirli bir sıkıntıya ya da toplumsal , işle alakalı alanlarda işlevsellikte düşmeye neden olur.

    Obsesif Kompulsif Bozukluğunun neden ortaya çıktığının bilimsel açıklaması henüz elde edilememiştir. Buna karşın OKB’nin nasıl devam ettiğinin açıklaması vardır.

    OKB problemi yaşayan bireyler, akıllarına gelmesini istemedikleri düşüncelerinden rahatsız olurlar, obsesyonlarının ve kompulsiyonlarının anlamsız bulduklarını ifade edebilirler.

    En yaygın obsesyon, mikrop kapma, bulaşm, saldırgan düşüncelerdir. Simetri ve tam düzen obsesyonu da vardır kişi sürekli düzenleme ile meşguldür. En yaygın kompulsiyon, kontrol etmedir. Yıkama ve sayma kompülsif davranışları da yaygındır.

    Obsesyonu olan kişiler düşüncelere aşırı bir önem verme eğilimindedirler. Düşünmek ile yapmak bu kişiler için aynı anlama gelmektedir, buna eylem düşünce kaynaşması diyoruz. Eylem eşittir düşünce mantalitesi vardır bu kişilerde. Dolayısıyla kişiler düşüncelerini kontrol altına almak isterler. Mesela kendini atma fikri aklına gelen bir kişiyi düşünelim bu kişi ‘’Bu fikir aklıma geliyorsa demek ki ben farkında olmasam bile kendimi atmak istiyorum.’’ şeklinde düşünebilir yani kişiye göre düşüncenin akla gelmesi o davranışı yapmakla ya da yapmayı istemekle aynı şey olmuş oluyor.

    Bu rahatsızlığın kilit noktasındaki kelime sorumluluktur. Kişi kendini sorumlu olarak görür. OKB’li kişilerin sorumluluklarına ilişkin duyarlılıkları vardır potansiyel tehlikeleri, zarar olasılığını olduğundan daha aşırı değerlendirme eğiliminde olurlar bundan dolayı doğal olarak bu tehlikelere karşı önlemler alırlar yani kompulsif davranışlar gerçekleştirirler.

    OBSESYONLAR

    Saldırganlık içeren obsesif düşünceler

    Şiddet ve korkunç şeyler içeren görüntüler(imajlar) görmek

    Başka birine zarar vermekten korkmak, örneğin istemeden birini balkondan atmaktan ya da bir arabanın, otobüsün önüne itmekten korkmak

    Dürtüsel olarak istemediği bir şey yapmaktan korkmak

    Dikkatsizliğinden ötürü başkalarını yaralamaktan korkmak

    Kendi hatasından dolayı korkunç bir olayın gerçekleşmesinden korkma

    Mikrop kapma, hastalanmaya ilişkin obsesif düşünceler

    Çevreden gelebilecek bulaşıcı, radyasyon, kanserojen maddeler ve kir, mikrop, toz, dışkı, idrar, tükürük gibi şeylerden iğrenme ve bunlardan korkma

    Ev temizliği ile ilgili deterjan, çamaşır suyu gibi malzemelerle aşırı meşgul olma

    Bulaşıcı bir şeyden dolayı hasta olmak düşüncesiyle meşgul olma

    Ya bir hastalığı başkalarına bulaştırdıysam diye korkma

    Yaygın bir hastalığa yakalanmış olabilirim diye korkma

    Cinsel içerikli obsesyonlar

    Kişinin kendine, yaşına toplumsal konumuna yakıştıramadığı, cinselliğe ilişkin kabul edemediği, sapıkça ya da yasaklanmış düşüncelere, imajlara, dürtülere sahip olduğunı düşünmesi ve bundan korkma

    Başkalarına karşı cinsel şiddet ve saldırganlık içeren davranışlarda bulunmaktan korkma

    Biriktirme ve Koleksiyon içerikli obsesyonlar

    Çöp evler

    Dinsel içerikli obsesyonlar

    Dinsel şeylere saygısızlık etmekten korkma

    Farkıda olmadan günah işlemekten korkma

    Simetriye ve mükemmel düzenliliğe ilişkin obsesyonlar

    Simetri ve düzenlilikle aşırı meşgul olma.

    KOMPÜLSİYONLAR

    Yıkama ve temizleme kompülsiyonları

    Aşırı ya da ritüelleşmiş bir tarzda el yıkama

    Ritüelleşmiş vücut bakımı ya da aşırı yıkanma, diş fırçalama

    Mikrop kapmamak için çeşitli aşırı önlemler almak

    Kontrol kompülsiyonları

    Kapıları, kilitleri, gaz ocağını, elektrikli aletleri ya da arabanın el frenini kontrol etme

    Başkalarına zarar verebilecek bir şeyler olup olmadığını kontrol etmek

    Kendine zarar verebilecek bir şeylerin olup olmadığını kontrol etmek

    Olumsuz bir durumun ortaya çıkıp çıkmayacağını kontrol etmek

    Yanlış yapıp yapmadığını kontrol etmek

    Hasta olup olmadığını kontrol etmek,bunun için sürekli doktora gitmek

    Düzen ve düzenleme/toplama kompulsiyonları

    Eşyaları, şeyleri bir düzene koyma

    Elbiseleri düzenleme, toplama

    Koleksiyon kompulsiyonları

    Eski gazeteleri, çöp torbalarını biriktirme

    Çöpleri ayıklayarak saklamak, biriktirmek

    Gerekli gereksiz her şeyi biriktirme

    Çeşitli ritüeller

    Sayma ve kontrol dışı zihinsel ritüeller

    Her şeyin bir listesini yapma

    Şeylere dokunma, vurma ya da sürtme

    Göz kırpma ya da sabit bir şekilde bakma

    Ritüelleştirilmiş yeme davranışları

    Trikotilomani yani saçları ya da kaşları yolma

    Obsesif yavaşlık

    Ayrıntılarla o kadar çok ilgilenirler ki işleri bitmez harekete geçemezler, örneğin basit bir şeye karar vermekte zorlanabilirler bunun için saatler hatta günler harcayabilirler ya da evden çıkmaları çok fazla zaman alabilir.

    Normal olan ile patolojik olan (hastalıklı olan) arasındaki farkı nasıl anlayacağız?, Bu düşüncelerin ve davranışların kişinin günlük hayatını ne kadar etkilediğine onun ne kadar zamanını aldığına ve hatta bazen kişinin bunlardan ne kadar rahatsız olup olmadığına bakmalıyız.

    OKB problemi yaşayan bireyler, kendi düşüncelerine odaklıdırlar ve kendi düşüncelerinden ve eylemlerinden de korkmaktadırlar. Örneğin, abartılı tehlike, mükemmeliyetçilik, belirsizliğe tahammülsüzlük, abartılmış sorumluluk, düşüncelerin kontrol edilebileceğini düşünme, düşüncelere aşırı önem verme (yani kişi düşünceye o denli değer verir ki o düşünceyi eyleme dökmekle aynı kefeye koyar düşüncelerini.) Oluşan tehdit, tehlike algısı ve kendini sorumlu tutma düşünme doğal olarak kaygıya yol açar. Bu kaygıdan kurtulmak için nötralize etme davranışları yani kompülsiyonlar yapar böylelikleri felaketlerin önüne geçtiğini düşünür yani kompülsiyonu onu felaketlerden korumuştur. Bunu defalarca yaptıktan sonra bu düşüncesine olan inancı artar. Sonuçta kişi hem değerlendirmelerinin doğruluğuna ve olası tehlikelerden sorumlu oluşuna ilişkin düşüncesi katılaşır, pekişir.

  • Olumsuz Olay ve Durumlarla Başa Çıkma Örnekleri

    Olumsuz Olay ve Durumlarla Başa Çıkma Örnekleri

    Olumsuz bir olay ya da durum yaşadığında Ayşe’nin zihninde düşünce ve yargılar belirmeye başlar. Düşünce ve yargılarına top şeklini verir ve topun sonsuza doğru gittiğini hayal eder. Düşüncelerine kapılmaz kaptırmaz kendini ve sadece izler düşüncelerini, şimdiye odaklanmıştır Ayşe o an yazı yazıyordur ve harflere dikkat kesilmiştir aynı zamanda soluk alışverişini, karın kaslarının hareketini takip eder. Diş fırçalarken anda kalmanın tadına varır. Gün içindeki diğer işlerinde de aynısını yapar.

    Benzer şekilde olumsuz bir olay ya da durum yaşadığında Ali’nin zihninde düşünce ve yargılar belirmeye başlar. Ali gün boyunca farkındalığını sürdürmek adına yürürken adımlarını izler etrafında olanlara dikkatini verir. Örneğin sabah yolda işe giderken ‘’ Şimdi yanımdan bir kedi geçti.’’ diyerek o anda kalmaya çalışır. Dikkatini dağıtan düşünceler zihnine ark arkaya gelmeye ve onu bunaltmaya başladığında düşüncelerini metinler şeklinde bulutların üstüne koyarak onların uzaklara doğru yola çıktığını hayal eder. Hoşlanmadığı biriyle karşılaşıp yargıların düşüncelerinin bombardımanına tutulduğunda paniklemez. Çok sevdiği bir ortam getirir gözünün önüne ve o mekanda yargılarının havaya uçtuğunu izler. Olumlu yargılar için de aynısını yapar Ali. Bir arkadaşını gördüğünde zihninde ‘’Ne kadar mükemmel biri keşke ben de onun gibi olabilsem.’’ Şeklinde olumlu bir yargı düşünce geçtiğinde zihninde bu yargıya takılmaz ve ana odaklanır zihnini tüm yargılardan arındırır.

    Ana odaklanırken karşımıza çıkan en zor engel başkalarıyla etkileşim içindeyken içimizde uyananlardır. Biriyle konuşup aynı anda farkında kalmak oldukça zordur fakat etkileşim anlarında ana odaklanmak önemlidir. Özellikle karşımızdaki kişi bunaltıcı duyguların pençesine düşmüş biriyse. Bu duruma uygun bir örnek verelim. Ali ana odaklanma becerileri edinmek için bir aydır egzersiz yapıyordur. Arkadaşı ile alışverişe çıkmıştır ve yolda ana odaklanmaya çalışır soluk alışverişine etrafındaki nesnelere dikkatini verir. Alışveriş merkezine vardıklarında ana odaklanma fırsatı elde edeceği bir durum yaşar. Ali’nin sevdiği sevmediği mağazalar mevcuttur sevdiği mağazalardan birinde istediği kıyafeti bulacağını düşünür ve hemen bu olumlu yargısının farkına varır. Bu olumlu yargısını bir bulutun üstüne koyar ve uzaklaştığını hayal eder. İyi ki de öyle yapmıştır çünkü aradığı kıyafet mağazalarda yoktur. Daha önce de benzer deneyimi olmuş ve öfkelendiğini hissetmiştir. Alışveriş yaparken öfkeye kapılmamaktadır böylece. Alışverişi sırasında bir kıyafeti çok beğenir ve fiyatına bakmadan dener fakat etikete baktığında çok pahalı olduğunu görür eğer alırsa maddi olarak zorlandığında neler yaşayacağını değerlendirir ve kıyafeti almaktan vazgeçer.