Kategori: Psikoloji

  • Otizm

    Otizm

    Otizm; nöro gelişimsel bir hastalıktır.

    Sözlü ve sözsüz iletişimde sıkıntı, basmakalıp ve yineleyici davranışlar, sosyal ilişkilerde sorunlar, kısıtlı ilgi alanları ile karakterize edilen ve bu sınırlılıkların zihinsel yetersizlik ve ya gelişimsel gerilik ile açıklanamadığı bir bozukluktur.

    Otizmin, Kanner (1943) tarafından tanımlanmasından bu yana uzun bir süre geçmesine karşın nedenleri tam olarak belirlenmiş değildir. Otizmli çocuklar yineleyici davranışlar sergilerler. Örneğin aynı yemeği yiyip aynı kıyafeti giyebilirler. Alıştıkları şeyin aynı kalmasını isteyebilir, tanıdık eşyalara bağımlılık gösterebilir, kendini sallama gibi bazı davranışlarda bulunabilirler. İlgi alanları çok dardır, göz teması kurmayabilir, yalnız kalmayı seçebilir, aniden kızabilir-korkabilir, değişken duygusal davranışlar gösterebilirler.Tanı ve kabullenme süreci bazı aileler için sıkıntılı olabilmektedir. Otizmle birlikte ortaya çıkan belirsizlik, otizm farkındalığı, toplumda görülme sıklığı ve otizmin şiddeti ve süresi gibi faktörlerin ailelerin uyumunu ve tanıyı kabullenmelerini zorlaştırdıkları bilinmektedir. Bu nedenle otizmli bir çocuğunvarlığına başarılı bir şekilde uyum sağlamayı kolaylaştıracak; sorunların azaltılmasına yardım edecek, bu sorunlar ile başa çıkmalarını kolaylaştıracak şekilde ailelerin psikolojik destek alması çok önemlidir.

    Erken tanı ve tedavi otistik çocukların tam potansiyellerine ulaşmalarına yardımcı olur. Otistik çocukta özel bireysel eğitim çok yararlı olmaktadır. Amaç çocuğun sorumluluklarını yerine getirebilmesini sağlayan becerileri geliştirmektir. Otizm belirtileri ve davranış örüntüleri farklı derecelerde olabilir ve yoğunlukları değişebilir. Ayrıca bireysel belirtiler zaman içinde de değişiklik gösterebilir. Bu nedenle eğitim bireysel ihtiyaçlar doğrultusunda yapılmalıdır.

    Otizmli çocuklar genellikle kendilerine uygun bireysel eğitime iyi yanıt vermektedirler. En başarılı eğitim çocuğun yaşamına iletişimsel, sosyal,davranışsal, uyum sağlayıcı yönler katan ve aileye yardımcı olan eğitimdir. Ayrıca konuşma, fizik ve uğraş terapileri uygulanabilir. Konuşma terapisi çocuğun dil ve sosyal becerilerini geliştirmesine ve daha iyi iletişim kurabilmesine yardımcı olabilir. Fizik terapi koordinasyon ve motor becerilerdeki yetersizlikleri geliştirmeye yardımcı olabilir.

    Uğraş terapisi otizmli çocukların duyma, görme, dokunma, koklama gibi duyulardan gelen bilgiyi daha yönetilebilir yollarla işlemelerine yardımcı olur. Otizmde en önemli şeylerden biri de ailenin çocuğa yaklaşımıdır. Hem normal gelişim gösteren çocuklar hem de gelişimsel yetersizlikleri olan çocuklarda anne-çocuk etkileşimi ile çocuğun bilişsel, dil ve sosyal gelişimi ile doğrudan ilişkili olduğu yönünde araştırmalar mevcuttur. Duyarlı olma, yanıtlayıcı olma, yönlendirici olma, başarı odaklı olma, etkileşimde sıcak olma gibi ebeveyn özelliklerinin çocukların gelişimlerine iyi geldikleri bilinmektedir.

    Ebeveynler çocuklarının gelişimini takip etmede diğer herkesten daha fazla etkiye sahiptir. Otizmli çocukların sınırlı düzeyde sosyal becerilere sahip olması günlük etkileşim içerisinde ebeveyn çocuk ilişkisinin değerini arttırmaktadır. Bu yüzden ebeveynin dengeli bir etkileşim geliştirmesi ve sürdürmesi gerekmektedir.

  • Hayatında Değer Verdiğin Neler Var?

    Hayatında Değer Verdiğin Neler Var?

    Görüşmelerde referans almak istediğimiz bir alan var. Değerleriniz. Nelere değer verdiğinizi merak
    ediyoruz. Değerlerinizi keşfetmek ve buna uygun bir hayat sürüp sürmediğinizi analiz etmek istiyoruz. Seanslarda değerlerinize uygun hedefler oluşturmanız için uğraşıyoruz. Seanslarınız ilerledikçe bu hedeflere sizlerle adım adım yaklaşmayı umut ediyoruz. Seanslarda belirlediğimiz hedeflere ulaşmak iki ileri bir geri ritmi şeklinde gerçekleşir. Seanslarda değerlerinize, değer verdikleriniz uygun olarak hedefler belirledikten sonra bu yolda karşımıza elbette engeller çıkacaktır. Örneğin varsayalım öfke kontrolü noktasında sorun yaşıyorsunuz bu sorunla alakalı değerlerinize uygun bir hedef belirlediğinizde düşüncelerle bileşme ve rahatsızlıktan kaçınma, değerlerden uzaklaşma gibi engeller kaşınıza dikilip size pis pis sırıtabilirler.

    Düşüncelerle birleşme, rahatsızlıktan kaçınma, değerlerden uzaklaşma ne demek? Bunlar ne anlama geliyor? Düşüncelerle birleşme durumunda zihniniz size bir adım geri atmanızı söyler. Yani zihnimizden geçen düşünceler bizi baş koyduğumuz yoldan alıkoyabilirler. Mesela sosyal fobi problemi yaşıyorsanız zihninizin ‘’Düzgün sunum yapmazsan senle dalga geçebilirler, rezil olabilirsin.’’ Düşüncesiyle birleşebilir yani bu düşünceye yapışabilirsiniz. Bu durumda sunum yapma yolundan değerleriniz yolundan geri çekilebilirsiniz ki bu da istediğiniz bir şey değildir. Rahatsızlıktan kaçınma nedir? Rahatsız olmak kulağa çok itici geliyor değil mi? Ama ya rahatsız olmak sizin dostunuz da sizin haberiniz yoksa ne olacak? Yine bir örnek vermek gerekirse sosyal fobi problemi yaşayan bir kişi için performans sergilemek zor olabilir çünkü o durumda kişi kendini rahatsız hisseder. Rahatsız kelimesinin altını çizmek istiyorum. Rahatsız hissettiği için performans sergilemesi gereken durumlardan kaçar. Bu durumda ne yazık ki sergilemek istediği performansı sergileyemez. Dolayısıyla değerlerinden uzaklaşır.

    Fakat bu meydan okumanın getirdiği rahatsızlık için içimizde yer açarsak yani performans sergilerken rahatsızlık duyduğumuz kabul edersek bir adım ileri gitmiş oluruz hatta baya büyük bir adım desek yalan olmaz. Değerlerden kopmak ne demek peki? Bizim için değerli olanı unutmak. Zihnimizde tutmamak yani değerlerimizi kendimize hatırlatmamak diyebiliriz. Değerlerimizin doğrultusunda davranmamızın önüne neler geçiyor? Mesela ‘’Bunu yapamam bu çok zor, bunu daha sonra yaparım.’’ şeklindeki bir düşünceyle birleşmek değerlerimiz doğrultusunda davranmaktan bizleri alıkoyabilir. Abartılı hedefler koymak da aynı sonucu verebilir. Zamanınızın yeterli olmayacağı şekilde bir hedef koyma gibi abartılı bir hedef yine değerlerimizden bizi alıkoyabilir. Bazen içsel yaşantılarımız da bir engel oluşturur kaygı duygusu gibi ya da yetersizim düşüncesi gibi.
    Değerlerinizin yolundan gitmeniz dileğiyle.

  • Karşımdaki Beni Dinlemiyorsa Ne Yapmalıyım?

    Karşımdaki Beni Dinlemiyorsa Ne Yapmalıyım?

    -Karşımızdakinin ihtiyacını tespit edip onaylama
    -Kendi istediğimizi tekrar gerekirse tekrar söylemek
    -Karşı tarafı daha iyi anlayabilmek için sorular sormak
    -Anlaşamadığınız noktalar dışında anlaşabildiğiniz noktaları da bulabilmek
    -Mola verme

    Karşımızdakinin ihtiyacını tespit edip onaylama
    Eğer kişilerin sizi dinlemediğini düşünüyorsanız belki de bu kişiler dinlenildiklerini düşünmüyor
    olabilirler. Karşınızdakini onaylamak onunla aynı fikirleri paylaştığınız anlamına gelmez sadece karşı tarafın ne düşündüğünü ne hissettiğini ona geri yansıttığınızı gösterir. Örn. Şu an ki konuştuğumuz konuyu anlamadığım şeklinde bir cümle kuruyor ve öfkeleniyorsun. Benim açımdan bakacak olursak şu anki konuştuğumuz konuyu anlamadığımı düşünmüyorum.

    Kendi isteğimizi tekrar gerekirse tekrar tekrar söylemek
    Söylediğiniz şeyin anlaşılmadığını düşündüğünüzde söylediğiniz şeyi tekrar edin. Özür dilemeyin
    açıklama yapmayın. Direkt olun ricanızı tekrar dile getirin. Tartışmaya girmeyin , sinirlenmeyin, karşı tarafın söylediklerini çürütmeye çalışmayın. Neden sorusuna cevap vermeyin bunun yerine …….şeklinde tercih ediyorum/ bu şekilde hissediyorum deyin. Kendi isteğiniz için kanıt veya bilgi sunmayın.

    Karşı tarafı daha iyi anlayabilmek için sorular sormak
    Eleştiren: seni bu saatte burda görmek ilginç
    Siz:seni tam olarak ne rahatsız ediyor?
    Eleştiren: hepimiz fazla mesai yapıyoruz ama sen 5 te gidiyorsun.
    Siz: ofisten vaktinde ayrılmamla ilgili seni rahatsız eden ne?
    Eleştiren: işlerin bitmesi gerekiyor, bundan sorumlu olan benim.
    Siz: ofisten vaktinde ayrılmamla ilgili seni rahatsız eden ne?
    Eleştiren: işleri tamamlayan genelde ben oluyorum. İşler bitene kadar sen de kalsan iyi olurdu.
    Siz: konuya açıklık getirdiğin için teşekkür ederim.

    Analaşabildiğiniz noktaları bulabilmek

    Karşımızdakinin her dediğine evet doğru demek yerine bir kısmına evet doğru demek bizim işimizi
    kolaylaştırabilir. Kazan kazan oyunu oynamanın iyi bir yoludur anlaşabildiğiniz noktaları bulup bunu
    dile getirmek. Küçük şeyleri abartıyorsun. – Bazen öfkelendiğim oluyor. İstediğim desteği bana hiç vermedin.- istediğin desteği veremediğim zamanlar oldu.

    Mola verme
    Tartışma tırmanmaya başladığında konuşmanın tadının kaçtığını fark ettiğinizde mola verin. Örn.
    Dedikleriniz anladım, durumu biraz değerlendirmek istiyorum. Söylediklerinize daha sonra cevap
    vermek istiyorum, biraz üstüne düşüneceğim.

  • Ben Çok Uyumlu Biriyimdir Diyorsanız Dikkatli Olun Lütfen

    Ben Çok Uyumlu Biriyimdir Diyorsanız Dikkatli Olun Lütfen

    Kişiler arası ilişkilerde uyum sağlayıcı olmak çok işlevseldir ve güzel bir beceridir bizim sosyalliğimizi korur büyütür. Fakat bazen farkında olmasak da fazla uyumlu davranabiliriz ve bu davranışımız bize ve çevremizdekilere zarar verebilir. En fazla önemsediğiniz beş ilişkiyi düşünün ve size yakın gelenlerin yanına işaret koyun.

    1-Hoşlanmasam da katlanıyorum, razı oluyorum.
    2-Sonunda hayal kırıklığı olsa da insanları doğru olanı yapmaya itiyorum.
    3-Karşımdaki ne yaparsa yapsın ne söylerse söylesin kibar ve geçimli olmaya özen gösteriyorum.
    4-Hak ettiğini düşündüğüm insanlara tavsiyelerde bulunurum.
    5-Sonunda kendi gereksinimlerimi feda etsem bile, çevremdekilerin ihtiyaçlarına duyarlılık gösteririm.
    6-Ne istediğimi bilirim ve o konuda ısrarcı olurum, sonunda sinirlensem bile.
    7-Baktım çatışma olacak, geri çekilirim, karşı tarafın isteklerine öncelik vermeye özen gösteririm.
    8-İnsanlar doğru olanı yapmayınca üstlerine giderim
    9-Kırıcı olmaktansa geri çekilirim
    10-İnsanların bencil olmalarına izin vermem, ne yapmaları gerektiğini gösteririm.
    11-İnsanları değiştirmeye çalışmam onları rahat bırakırım.

    Ağırlıklı olarak tek sayıları işaretlediyseniz ilişkilerde pasif kalıyorsunuz demektir, çift sayıları işaretlediyseniz agresif bir sorun çözme tarzınızın olduğu anlaşılır. İlişkilerde pasif kalma kişinin zamanla özgüvenini düşürecektir ve yine zamanla ilişkilerde problem yaşamaya başlarsınız. Sizin pasif kalmanız karşı tarafın davranışlarını da sağlıksız yönde etkileyecektir mesela siz ne istediğinizi dile getirmedikçe karşı taraf sizin ne hissettiğinizi ne istediğinizi anlama şansını kaybedecektir.

  • Müzakereci Dinleme Becerileri

    Müzakereci Dinleme Becerileri

    Dinlemek aslında aktif bir süreçtir ne kadar aktif dinlersek iletişim kalitemiz artacaktır. Aktif dinleme
    karşı tarafın his ve düşüncelerini anlamaya çalışmakla olur. Bunun yolu ise soru sormaktır. Örn. Sence sıkıntı ne? Bu durumu nasıl değerlendiriyorsun? ….. sorunu sana kendini nasıl hissettiriyor? Neyin değişmesi gerektiğini düşünüyorsun? Bu durumla ilgili ne hissettiğini anlayamadım biraz daha açıklar mısın? Bu durumu değiştirebilmek için sence ne yapalım? Bu konuda sana yardımcı olabilmem için ne önerirsin?

    Peki nasıl müzakere edilmeli? Bir çatışma yaşadığınızda çatışmayı sükûnet içinde karşılayın. Söz
    söylemeden önce derin bir nefes alın, nefesi verirken gerginliği bırakın. Böylece kendini müzakere
    etmeye hazırlıyor olacaksın.

    İtici olma, başkaları tarafından itildiğin kaba halden uzak dur. Öfkelendiğimizde kaba davranmak
    gelebilir içimizden ama bu bizi haklıyken bile haksız duruma düşürebilir. Kaba hal tuzağına düşme.
    Muhatabın endişe ve gereksinimlerini kabul et ve ona bunu söyle, iki tarafın da tatmin olabileceği
    sonuç üzerine odaklan. Karşı tarafı anladığını göster ki senin onu anlayabildiğini görsün.
    Nötr bir ses tonu kullan, öfke ya da hırçın olmasın ses tonun. Çünkü öfkeli bir ses tonu
    kullandığımızda karşı tarafı tahrik ederiz karşı taraf tahrik olunca sizi dinlemeyecektir ve kavga
    tırmanacaktır.

  • Çocuğuma Nasıl Sınır Koyarım? Sınır Koymanın Faydaları Nelerdir?

    Çocuğuma Nasıl Sınır Koyarım? Sınır Koymanın Faydaları Nelerdir?

    Sınır koymak, çocuğun kendisini güvende hissederek hareket edebileceği alanı belirlemesine
    yardımcı ve yol gösterici olacak işaretleri çocuğa göstermek ve öğretmektir. Sınır koymak,
    çocuğun neleri yapıp, neleri yapamayacağını belirler ve sağlıklı gelişim için gereklidir. Çocuğu
    baskılamak, katı sınırlar koymak, her yönden kontrol altına almak demek değildir.
    Çocuklar neden sınırlara ihtiyaç duyarlar?
    Çocuklar içinde bulundukları dünyayı tanımak ve keşfetmek isterler. Bu süreçte de onları
    yönlendirici ipuçlarına ihtiyaç duyarlar. Sınırlar önemlidir çünkü çocuğa güvende olduğunu
    hissettirir. Keşfe çıktığı dünyada yapması ve yapmaması gerekenleri ve sergilediği
    davranışların sonuçlarıyla başa çıkmasını öğretir.

    Çocuğa sınır koymanın faydaları:
    Kurallar, sınırlar bizim hayatımızı kolaylaştırdığı gibi çocuklarında hayatını kolaylaştırır. Bizler
    yetişkin olarak hayatımızda sınırlara ve kurallara ihtiyaç duyarken çocukların bilişsel
    seviyesini düşündüğümüzde sınırlara, kurallara ve rutinlere ne kadar çok ihtiyaçları
    olduğunu anlayabiliriz. Çocuklar sınırlar olduğunda kendilerini güvende hissedebilirler.
    Örneğin, trafik ışıklarının olmadığını düşünün. Muhtemelen kendinizi güvende
    hissetmezsiniz. Bu örnekteki gibi, sınırlar olmazsa çocuklar için pek çok şey de daha karmaşık
    hale gelebilir. Sınırlar aynı zamanda çocukların sosyal becerilerinin gelişmesine de katkı
    sağlar. Bu şekilde çocuklar sosyal hayattaki kurallara uyum sağlamakta zorlanmazlar, hangi
    davranışının kabul gördüğünü, hangi davranışının kabul görmediğini öğrenirler fakat sınırlar
    olmazsa ve çocuğunuza onaylamadığınız bir davranışı yapmasına izin verirseniz, çocuğunuza
    o davranışının yanlış olduğunu öğrenmesini engellemiş olursunuz. Sınır ve kurallarla birlikte
    çocuklar; sorumluluk alma, kendini kontrol etme ve kendi kararlarını vermeyi öğrenirler.
    Çocuğa sınır koyarken, anne ve baba çocuğun yaptığı ve yapmak istediği davranışların
    sonunda bazı alternatifler sunar. Çocuk bunlardan birini seçer ve seçtiği seçeneğin sonucunu
    kabul eder. Bu şekilde çocuk duygusunu geliştirir.
    Tüm çocuklar koyulan sınırları test etmeye çalışır. Bu durum ebeveynlerin canını sıkabilir,
    zaman zaman onları yorabilir fakat sınırladı test etmek ve anne-babaya meydan okumak, bir
    çocuğun hangi davranışlarının kabul edilebilir ve hangilerinin kabul edilemez olduğunu
    öğrenmesini sağlar. Çocuğunuza hayır dediğiniz zaman, istediği şeyi onaylamadığınızı
    söylemiş olursunuz, o da bunun açık ve net bir sınır olduğunu anlar. Tam tersi, evet
    dediğinizdeyse istediği şeyi onayladığınızı söylemiş olursunuz. Bu aynı zamanda, aslında evet
    demek istemediğiniz ama çocuğunuz sizi yıprattığı ve onunla tartışamayacak durumda
    hissettiğiniz veya kötü adam/kadın olmak istemediğiniz için yine de evet dediğiniz
    durumlarda da geçerlidir. Bu gibi durumlarda çocukta bir kafa karışıklığı yaratmamak adına,
    çocuğunuza yalnızca onun yararına ise evet deyin, çünkü evet dediğinizde aslında öyle
    olmasa da istediği şeyi onayladığınızı varsayar.

    Çocuklar sınırlara ve kurallara uymadığı zaman ebeveynler neler yapmalı?
    Öncelikle çocuk sınır ihlali yapmak istediğinde ya da yaptığında hemen tepki göstermek
    yerine nedenlerini düşünün. Çocuklar zaten tedavi gereği zor bir süreçten geçtiği için onları
    dinlemek, anlamaya çalışmak çok daha önemli. Böyle bir durumda öncelikle çocuğunuzun
    anlatacaklarını dinleyin, ihlal etmek istediği veya ettiği sınırlara uygun sonuçlar belirleyin ve
    bu sonuçların ne olacağını önceden net bir şekilde açıklamayı unutmayın. Unutmayın ki
    tutarlı ve hepsinden öte kararlı olmak oldukça önemli. Tutarlı olunmazsa, çocuk yaptığı
    davranışın karşılığında ne alacağını ön göremez ve davranışını ona göre ayarlayamaz. Bu da
    onda kafa karışıklığına sebep olur.

    Çocuğa sınır koyma ile ilgili ailelere öneriler:
    Öncelikle çocuklara vermek istediğimiz mesajı net ve doğrudan vermelisiniz çünkü onlar
    kuralları ve kabul gören davranışları bilerek doğmuyorlar. Ebeveynler olarak bizim işimiz
    onlara öğretmek olduğu için kurallarımızı açık ve net biçimde anlatmalıyız. Kuralları söz ve
    davranışlarımızla öğretebiliriz fakat sözlerimizle davranışlarımız uymadığında çocuklar,
    sözlerimizi duymazdan gelir, davranışlarıyla bizleri deneyebilirler. Bu şekilde karşıdan gelecek
    tepkiye göre davranışlarını deneyimlerine göre ayarlamayı öğrenirler. Sınır koymanın zor
    olduğu çocuklar kurallarımızı ve beklentilerimizi belirlemek için sınırları zorlarlar. Bu tepkiler
    normaldir fakat her çocuğun mizaç özellikleri birbirinden farklı olduğu için her çocuktan farklı
    tepkiler görebiliriz. Çocukla ebeveyn arasındaki olumsuz ilişki de sınır koymayı zorlaştırabilir.
    Çoğu durumda sorun, sınırlar konusunda net olmayan iletişimden kaynaklanır. Bu sebeple
    sınırları belirlemek için net ve doğru bir iletişim kurmak oldukça önemlidir.

  • Duyguları Tanımak ve İfade Etmek

    Duyguları Tanımak ve İfade Etmek

    Duyguları tanıma ve ifade etmenin çocuklar için önemi:

    Çocuklar çok küçük aylardan itibaren kendisi ve çevresindekilerin duygularının farkındadırlar fakat bunları tanımak ve isimlendirmek için ebeveynlerinin yardımına ihtiyaç duyarlar. Duyguları tanımlamak, çocukların zaman zaman anlamlandıramadığı, duygusal olarak zorlandıkları anlarda rahatlamalarını sağlaması açısından önemlidir. Eğer öfke, mutsuzluk gibi duyguları günlük hayatin birer parçası olarak görürlerse bu duygularla baş etmeleri daha kolay olabilir. Örneğin, çocuk bir şeye öfkelendiğinde “çok kızdım” diyerek kendisini ifade edebilirse daha az öfke patlaması ya da ağlama krizi yaşayacaktır. Burada çocuğun hangi gelişim döneminde olduğuna dikkat etmek önemlidir çünkü çocukların duygularını tanımlaması ve ifade etmesi yaş gruplarına göre değişir. Bu sebeple, anne babalar önce çocuklarına yaşına göre duyguları anlatıp, tanıtmalı ve sonrasında yaşadığı duyguları ifade etmesine yardımcı olacak koşulları oluşturmalıdırlar.

    Gelişim dönemlerine göre, çocukların duyguları tanıma ve ifade etme becerileri:

    Okul öncesi dönemde;çocuklar üç yaşından itibaren duygularını ifade etmeye başlarlar. Mutluluk ya da üzüntü gibi duyguları isimlendirebilirler. Dört yaş itibariyle; korku, üzüntü ve öfke gibi duyguları ayırt edebilir ve tanımlayabilirler. Okul öncesi dönemde çocuklar çevresindekilerin de duygularını tanımlamaya başlar.

    Okul dönemindeki çocuklar daha karmaşık duyguları tanıyabilir ve anlamlandırabilirler. 8-9 yaşından itibaren gurur, hayal kırıklığı, utanç, suçluluk gibi daha karmaşık duyguları isimlendirebilirler. Bu yaş grubundaki çocuklar, bir insanın aynı zamanda hem iyi hem de kötü hissedebileceğini anlayabilir. Örneğin, bir çocuk okula gittiği için mutlu olabilir ama evden ayrı kaldığı için aynı zamanda üzülüyor ya da anne babasına özlem duyuyor olabilir. Bu durumda çocuk yaşadığı duygulardan dolayı kafa karışıklığı yaşayabilir. Bu yüzden anne baba olarak ona bu duyguları keşfetmesi için yardımcı olmalı ve aynı zamanda birden fazla duygu yaşamanın normal olduğundan bahsedebilirsiniz.

    Ergenlik döneminde, çocuklar pek çok duyguyu hissedebilir ve isimlendirebilirler fakat içinde bulundukları çalkantılı dönemden ötürü ebeveynleriyle paylaşma konusunda sıkıntı yaşayabilirler. Özellikle ebeveynler bu dönemde çocuklarını eleştirmeden ve yargılamadan duygularını dinlemeli ve yaşadığı duyguları onaylamalıdırlar.

    Ebeveynler duyguları tanımlama ve isimlendirme konusunda çocuklara yardımcı olma:

    Anne babalar öncelikle çocuğun içinde bulunduğu durumu anlamalı sonra duyguları kelimelerle ifade etmelidirler. Yapılan araştırmalarda, duyguları isimlendirmenin sinir sistemi üzerinde rahatlatıcı bir etkisi olduğu ortaya çıkmıştır. Bu yüzden ebeveynler çocuklarına yaşadıkları duyguyu isimlendirmede yardımcı olurlarla rahatlamasını da sağlayabilirler çünkü çocuklar duyguları tanımladıklarında, bu duyguların onlar üzerindeki etkisinden daha kolay kurtulabilmektedirler. Duyguyu tanımladıktan sonra çocuklara kendi kendilerini rahatlatmalarını öğretmek de çok önemlidir fakat şunu ayırt etmek gerekir ki, çocuklara duyguları tanımlamaları konusunda çocuklara yardımcı olmak onlara ne hissetmeleri gerektiğini söylemek değildir. Yapılması gereken, çocukların duygularını anlamalarına ve tanımlamalarına yardımcı olmak, onları dinlemek ve anlamaya çalışmaktır.

    Duyguların tanınması ve yönetilmesinde ailenin rolü:

    Çocuklarına duygularını tanıma ve yansıtma konusunda yardımcı olmak isteyen anne babaların öncelikle kendi duygusunu tanıması ve yansıtması önemlidir. Çocuklar pek çok konuda olduğu gibi, duygularını yansıtma ve ifade etme konusunda da ebeveynlerini model alırlar. Duyguların ifade edilmediği bir ortamda büyüyen çocuk, yaşadığı duyguları yansıtma zorlanabilir. Duygularını ailesi ile paylaşabilen bir çocuk onların kendisi üzerindeki etkisi ile daha kolay baş edebilir.

    Duyguların ifade ediliş biçimi ve sıklığı çocuğun sosyal becerilerinin gelişiminde önemli bir rol alır. Örneğin, çocuk arkadaşlarıyla olan ilişkilerinde sık sık öfke duygusu hissediyor ve bu öfkeyi karşıdaki kişiyi rahatsız edecek biçimde ifade ediyorsa bu durum arkadaşlarıyla iletişiminde problemlere sebep olacaktır. Bu sebeple, çocuğa her duygunun doğal olduğu anlatılmalı, duygular karşısında verilen tepkilerin sonuçlarından da söz edilmelidir. Çocuğa duygularını doğru bir biçimde ifade etmesi için yardımcı olunmalıdır.

    Ailelere tavsiyeler:

    Küçük yaştaki çocuklara, mutlu, üzgün, kızgın, korkmuş gibi temel duygular öğretilebilir, daha büyük yaş çocuklara ise endişeli, hayal kırıklığına uğramış, heyecanlı gibi daha detay içeren duygu ifadeleri öğretilebilir. Çocuklara bu duyguları hissettikleri anları anımsayarak resimlerini çizmeleri ve/veya anlatmaları istenebilir.

    Anne-baba olarak çocuklarınıza duygu ifadeleri kullanmada örnek olabilirsiniz. Örneğin, kardeşiyle oyuncağını paylaşmayan çocuğa; “Kardeşinle oyuncağını paylaşmaman beni biraz üzdü.” diyebilirsiniz. Bu şekilde çocuğunuza duygularını ifade etme konusunda örnek olabilir, duygularını paylaşmada cesaretlendirebilirsiniz. Fakat ebeveyn olarak, duygularınızı ifade etmiyor ya da öfkelendiğinizde bağırıyor ya da bir eşyayı fırlatıyorsanız çocuğunuz da olumsuz duyguları ile uygun şekilde baş etmeyecektir çünkü ebeveynlerin baş etme yöntemleri/stratejileri her zaman çocuklara model olmaktadır.

    Çocuğunuza gün içerisinde nasıl hissettiğini sorup bir tablo yardımı ile o günkü duygusu üzerinde konuşup, boyayabilirsiniz.

    Çocuğunuzun duygusunu ifade ettiği ve olumsuz duygularıyla baş edebildiği durumları gözlemleyerek takdir edebilirsiniz.

  • Anksiyete Nedir? Anksiyete Nasıl Geçer? Anksiyete ile Baş Etme Yolları?

    Anksiyete Nedir? Anksiyete Nasıl Geçer? Anksiyete ile Baş Etme Yolları?

    Hepimizin endişeli, kaygılı, gergin ya da stresli hissettiği zamanlar vardır. Genellikle bunun bir nedeni olur:

    Okulun spor takımı için seçmelere katılmak ya da iş görüşmesine gitmek gibi yeni ve zor bir şey yapmak, birine “Artık seninle arkadaş olmak istemiyorum” gibi hoşlanmayacağı bir şey söylemek, sınav gibi önemli bir şey için hazırlanmak.

    Genellikle kaygıyla bir kere yüzleştiğinde kendini daha iyi hissedersin ancak bazı zamanlarda bu rahatsızlık verici duygu çok güçlü, sık sık ortaya çıkan veya uzun süre devam edecek gibi görünebilir. Açık ve net bir neden bulmak mümkün olmadığında, seni kaygılı hissettiren şeyin ne olduğunu bilmek zor olabilir. Bu zamanlarda anksiyeteyi nasıl yeneceğini öğrenmen iyi olabilir.

    Kaygılı duygularınızı anlayın.İnsanlar kaygılı/endişeli olduğunda ya da korktuğunda genellikle vücutlarında pek çok değişiklik olduğunu fark ederler. Buna savaş ya da kaç reaksiyonu/tepkisi denir. Vücudumuz kaçmak için ya da korkutucu/endişe verici şeyle karşılaşmak ve savaşmak için kendini hazırlar.

    Temel belirtiler şunlardır: Yüzde kızarma, ateş basması, ağız kuruluğu, boğazda düğümlenme, ellerin titremesi, baş ağrısı, bulanık görme, seste titreme, kalp atışında hızlanma, nefes almada güçlük gibi..

    Rahatlamayı öğrenin.Kaygı duygularını, rahatlamayı öğrenerek kontrol edebilirsin. Bunu farklı şekillerde yapabilirsin ama şunu unutma; kontrol etmenin tek bir yolu yoktur. Farklı yöntemler farklı zamanlarda faydalı olabilir. Senin için hangisinin işe yaradığını bulmak önemlidir.

    Fiziksel egzersiz.Bazen günün büyük kısmında kaygılı olduğunun farkına varabilirsin. Bir çok kaygılı duyguların olmuş olabilir ve bu olduğu zaman fiziksel egzersiz rahatlamak için iyi bir yol olabilir. İyi bir koşu, hızlı bir yürüyüş, bisiklete binme ya da yüzme kaygılı duygulardan kurtulmana yardımcı olabilir ve daha iyi hissetmeni sağlayabilir.

    Sürükleyici faaliyetler.Rahatlamanın ikinci yolu, düşünmek için başka bir şey bulmak ve yapmaktır. Negatif düşünceleri dinlemek veya kaygılı duygulara odaklanmaktansa, başka bir şey yapmaya çalışın. Bazı insanlar bu düşünceleri ve duyguları başka bir aktivite ile uğraşarak değiştirebilirler. Yaptığın işe daha çok odaklandıkça negatif düşünceler veya duyguları daha çok bastıracaksın. Negatif düşüncelerini dinlediğinin farkına vardığın zamanlarda, yardımcı olabilecek aktivitelerden birini dene.

    Yatağına uzanıp negatif düşüncelerini dinlemek yerine, müzik dinleyebilirsin.

    Arkadaşının arayıp aramayacağını ile ilgili endişelenmek yerine, bir dergi açıp okuyabilirsin.

    Daha çok alıştırma yaptıkça, negatif düşüncelerini engellemenin daha kolay olacağını ve daha iyi hissedeceğini göreceksin.

    Kontrollü nefes alma. Aniden endişelendiğini fark ettiğin ve kontrolü yeniden eline alıp hızlı bir şekilde rahatlama ihtiyacı duyduğun zamanlar olabilir. Kontrollü nefes alma yardımcı olabilecek hızlı bir yöntemdir. Nefes alış verişin üzerine odaklanabilirsen rahatlamana yardımcı olacaktır.

    “Yavaşça derin bir nefes al, nefesini beş saniye tut ve sonra çok yavaş bir şekilde dışarı ver. Nefesini verirken kendine “rahatla” diyebilirsin.” Bunu birkaç kez yapman vücudunun kontrolünü yeniden sağlamana ve sakin hissetmene yardımcı olacaktır.

    Rahatladığım yer. Bu yöntemle seni huzurlu hissettiren özel bir yeri düşünerek rahatlamayı dene. Rüyalarını ya da hayallerini düşün.Bu yer senin daha önceden bulunduğun bir yer olabileceği gibi hayali bir yer de olabilir. Onun resmini düşün ve mümkün olduğunca şunları düşün:

    Sahile vuran dalgaların sesi veya ağaçlara esen rüzgarın çıkardığı ses.

    Deniz kokusu veya çam ormanlarının kokusu.

    Yüzünde parlayan sıcak güneş veya saçlarının arasından hafifçe esen rüzgar.

    Endişe verici düşüncelerini tespit et. Negatif, eleştirel veya endişe verici düşüncelerinin belirlenmesi önemlidir. Kaygılı hisseden insanlar genellikle;

    Olumsuz düşüncelere sahiptir.

    Kendileriyle ilgili iyi bir şey düşünmek, duymak veya görmekte zorlanırlar.

    Olumlu becerilerini fark etmezler.

    Kötü şeylerin olacağını beklemeleri daha olasıdır.

    Başarılı olabileceklerini düşünmeleri daha az olasıdır.

    Gelecekle ilgili kasvetli veya olumsuz bir görüşleri vardır.

    Bazıları bu düşünce şeklini benimser. Düşünceleri temel olarak negatif olur ve sıklıkla kaygılı hissederler.

    Düşüncelerini kontrol et ve onları sına.Düşüncelerini sınayarak olumsuz bir düşünce tuzağına sıkışıp kalmayacağına emin olabilirsin. Bu daha önce görmezden geldiğin veya gözünden kaçırdığın şeylerin pozitif bir yolunu bulmana ve başka bir şekilde düşünmeyi öğrenmene yardımcı olabilir. Düşüncelerini sınamak için şunları yapmayı dene:

    En sık duyduğun olumsuz düşünceyi bir yere yaz.

    Bu düşünceyi destekleyen tüm kanıtları yaz.

    Bu düşünceyi sorgulamak için gerekli tüm kanıtları yaz.

    En iyi arkadaşın, öğretmenin, ailen bunları duysa sana ne söylerlerdi, kendine bunu sor.

    Yardımcı olmayan düşünceleri yardımcı olan düşüncelerle değiştirmek. Bazen daha olumlu bir şekilde düşünmek yararlı olabilir ve kaygılı hissetmemeni sağlayabilir.

    “Farklılık olsun diye saçlarımı kısacık kestirdim ama galiba beni bu şekilde gören herkes bana gülecek.”

    “Bence bu saç modeli bana çok yakıştı. Hem değişiklik iyidir.”

    Korkularınla yüzleş.İnsanlar sıklıkla endişeleri ve kaygılı duygularıyla, onları endişelendiren şeylerden kaçınarak başa çıkmayı öğrenir. Bu daha iyi hissetmeni sağlayabilir ancak endişeni yenmene faydası olmaz. Bu tip durumlarda korkularınla yüzleşmek bu sorunları aşmak için faydalı olabilir. Bunu şu şekilde yapmayı deneyebilirsin:

    Meydan okuyacağın bir şey belirle ya da yüzleşmek istediğin bir korku.

    Meydan okumanı küçük adımlara böl, bu başarılı olmanı daha kolay hale getirecek.

    Başarılı olman için sana yardımcı olabilecek yardımcı düşüncelerin nedir?

    Rahatla, yardımcı düşüncelerini kullan ve korkunun aşılmasına yönelik ilk adımla yüzleş.

    Ne kadar iyi yatığını kendine söylemeyi unutma!

    Eğer bir kez başarılı olmuşsan, diğer adımı dene, yüzleş ve korkularını yenene kadar devam et.

    Kendini övmeyi unutma.Çoğu zaman kendimizi övmek ve aferin demek konusunda çok iyi değilizdir. Bu nedenle kaygıyı yenmeyi ve korkularınla yüzleşmeyi denediğinde kendini övmeyi unutma. Her ne olursa olsun, denediğin için bunu hak ediyorsun.

  • Depresyon Nedir? Belirtileri Nelerdir? Depresyonla Baş Etme Yöntemleri

    Depresyon Nedir? Belirtileri Nelerdir? Depresyonla Baş Etme Yöntemleri

    Herkesin üzgün, sıkkın veya mutsuz hissettiği zamanlar olur. Çoğu zaman bu duygular gelir ve gider ama bazen devam eder ve uzun süreler kalıcı olur. Bunları değiştiremeyip ve depresif hissetmekten kurtulamadığın olabilir. Depresif hissettiğinde Kendinde şunları fark edebilirsin:

    Sıklıkla ağlamaklısın.

    Net bir neden olmamasına rağmen veya küçük şeylere ağlıyorsun.

    Sabah erken saatlerde uyanıyorsun.

    Gece uykuya dalmakta güçlük çekiyorsun.

    Sürekli yorgun ve enerjisiz hissediyorsun.

    İştahını kaybettin.

    Konsantre olma sorunları yaşıyorsun.

    Yapmaktan zevk aldığın şeyleri bıraktın.

    Dışarıya daha az çıkıyorsun ve yalnız başına kalmak istiyorsun.

    Üzgün hissettiğinde kendini tekrar toparlamak çok zordur. Her şey imkansız gibi görünür, çok zor bir iş olduğunu hisseder ve denemek için zahmet etmeye bile gerek olmadığını düşünürsün. Bu depresyonun bir parçasıdır ve en zor işlerden biri ilk adımı atmaktır. İki şey harekete geçmek için yardımcı olabilir.

    1. İnsanlara depresyonla mücadele etmeye başlayacağını söyle. Sana yardımcı olabilirler, seni destekleyebilir ve cesaretlendirebilirler.

    2. Nasıl hissettiğinle ilgili bir fark yaratabilirsin. Bu zor bir iş olsa da kendini daha iyi hissetmeni sağlayacak şeyler var.

    Ne yaptığını ve nasıl hissettiğini kontrol et.İnsanlar üzgün hissettiğinde bir şeyler yapmayı bırakırlar. Dışarı çok fazla çıkmaz, boş oturabilir ya da tüm gün yatakta durabilirler. Ne yapacağını kontrol etmek ve gün boyunca başkalarından daha kötü hissettiğin zamanların olup olmadığını görmek faydalı bir ilk adım olabilir.

    Her saat bir kağıda ya da telefonuna ne yaptığını yaz ve 1’den(çok kötü hissetmek) 10’a(çok iyi hissetmek) kadar bir sayı seçerek o andaki ruh halini puanla.

    Kendine sürekli olarak iyiye gittiğini hatırlat ve bir şeylerle meşgul olmanın olumsuz düşüncelerini dinlemene daha az zaman bıraktığını unutma.

    Olumsuz düşüncelerini bul. Kendisini üzgün ve depresif hisseden insanların olumsuz düşünceleri olur. Gerçekleşen olumsuz ve kötü şeyleri çok kolay bulurlar. İyi şeyleri görmezden gelirler. Kendilerine ve yaptıkları şeylere karşı çok eleştireldirler. İşlerin kendileri yüzünden kötü gittiğini düşünürler. Hayatlarının bir alanında kötü giden bir şeyi tüm yaşamlarına genellerler.

    Eğer sen de böyle düşünüyorsan, olumsuz düşüncelerinin farkında olman ve bir düşünce tuzağına yakalanmış olup olmadığını keşfetmen gerekiyor. Şimdi sana çok yaygın olan dört düşünce tuzağından bahsedeceğim:

    Olumsuz gözlük-Bunlar olayın sadece olumsuz kısmını görmenize izin verir.

    Olumlu şeyler sayılmaz-Gerçekleşen olumlu şeylere önem verilmez ya da onların şans eseri olduğu düşünülür.

    Bir şeyleri abartmak- Küçük ve olumsuz şeyler gerçekte olduğundan daha büyük hale gelir.

    Kötü şeyler olacağını tahmin etmek- Temelde iki şekilde olur:

    Zihin okuyucu: Başkalarının düşündüğü şeyleri bildiğini düşünürler. (“Ela’nın beni sevdiğini düşünmüyorum.”)

    Falcı: Ne olacağını bildiğini düşünürler.(“Biliyorum aptalca bir şeyler söyleyeceğim ve herkes bana gülecek.”)

    Negatif düşüncelerine meydan oku.Bir kez negatif düşüncelerini bulduğunda ve düştüğün düşünce tuzağını bildiğinde, müdahale etmeyi öğrenebilirsin.

    Eğer olumsuz gözlüklerin varsa durmayı öğrenmelisin, tekrar bakarak gözden kaçırdığın herhangi bir olumlu şeyi bulmalısın. Olumlu şeylerin sayılmayacağını düşünüyorsan başarılarını kabul etmeyi ve kutlamayı öğrenmelisin. Eğer bir şeyleri abartıyorsan, sorunların başa çıkılmaz hale gelmesini ve büyümesini engellemeyi öğrenmelisin. Eğer kötü şeylerin olacağını tahmin ediyorsan bunu yapmayı bırakmalı ve gerçekte ne olduğunu kontrol etmelisin.

    Depresif hisseden insanlar bazen sorunlarıyla nasıl başa çıkacaklarını bilmediklerini hissederler. Arkadaşlarla, aileyle veya patronlarla yaşanan zorluklar öylesine büyük gelir ki, bunlarla nasıl başa çıkacağını bilemezsin.

    Tüm olası çözümleri düşün.Sorununu düşün ve olası çözüm yollarının tamamını bir yere yaz. Bazı zamanlarda kendi kendinle “ben bunu yapabilirim ya da…” şeklinde konuşmak faydalı olabilir.

    Başarılı olma alıştırması. Bir zorlukla veya yeni bir durumla karşı karşıya kalındığında, başarısız olacağını veya işlerin yolunda gitmeyeceğini düşünmek kolaydır. Bu kötü şeylerin olacağını tahmin etmek olumsuz tuzaklardan biridir. Kendini başarılı olduğun bir resimde hayal etmek faydalı bir yoldur. Zor bir durumun olduğu bir resim hayal et ve kendi kendine ne olacağını söyle. İlgili adımlar hakkında düşün ama bu resimde kendini başa çıktığın ve başarılı olduğun şekilde hayal et. Bu resmi mümkün olduğunda gerçekçi bir şekilde yap ve bu sahneyi ayrıntılı bir şekilde tarif et. Birkaç kez alıştırma yapmak zor olmasına rağmen senin başarılı olabileceğini görmene yardımcı olacaktır.

    Olumlu içsel konuşma. Zor veya endişeli bir durumda kendi kendine yardım etmek için faydalı bir yol da içsel konuşmayı kullanmaktır. Olumlu içsel konuşma daha rahat ve güvenli hissetmene yardımcı olarak şüphelerin ve endişelerin kontrol altında tutulmasını sağlar. Bunu endişeli veya başarılı olacağına emin olmadığını hissettiğin zaman kendine olumlu şeyler söyleyerek yapabilirsin.

    Denediğin için kendini öv. Üzgün hissettiğinde kendini övmek oldukça zor olabilir. Her zaman yapmak istediğin daha birçok şey var gibi veya daha iyi yapılabilirdi gibi görünür ve bu nedenle başardığın şeyleri fark etmen daha zor hale gelir. Her zaman başarılı olamayabilirsin ama bu önemli değil. Önemli olan denemen ve tekrar mücadele etmeye başlamandır. Bu yüzden yaptığın şeylere takılma, denediğin için kendini öv.

  • Panik Bozukluk

    Panik Bozukluk

    Panik Bozukluk, Anksiyete (Kaygı) Bozuklukları çatısı altında görülen bir bozukluktur. Genellikle Panik atak olarak bahsedilir ama aslında panik atak ruhsal bir bozukluk değildir. Panik atak, sadece panik bozukluk da değil, depresyon bozuklukları, madde kullanım bozuklukları, fiziksel rahatsızlıklarda da ortaya çıkabilir. Panik bozuklukta da panik atak belirleyici değil, tanı ölçütleri içinde kapsanır.

    Panik atak nedir?

    Kişinin kısa bir sürede hissettiği, doruğa çıkan yoğun korku ve sıkıntıdır. Çarpıntı, terleme, titreme, soluğun daralması/ tıkanması, bulantı, karın ağrısı, baş dönmesi, sersemlik, ölüm korkusu gibi belirtiler oluşur.

    Panik bozukluk nedir?

    DSM V tanı kriterlerine göre;

    • Panik atak belirtilerinden en az dördünün ortaya çıktığı durumlar

    • Atakların en az birinden sonra, aşağıdakilerin biri ya da her ikisi de 1 ay (ya da daha uzun bir) süreyle olur:

    1. Başka panik ataklarının olacağı ya da bunların olası sonuçlarıyla ilgili olarak sürekli bir kaygı duyma ya da tasalanma

    2. Ataklarla ilgili olarak, uyum bozukluğuyla giden davranış değişiklikleri gösterme

    • Bu bozukluk başka fizyolojik ya da ruhsal bozukluklarla daha iyi açıklanamaz

    Son dönemlerde stresli yaşam koşullarından dolayı panik bozukluk sık karşılaşılan rahatsızlıklardan biri haline gelmiştir. Panik bozukluk yaşayan kişiler kendilerinde fizyolojik bir rahatsızlığın olduğu düşüncesine inanırlar ve genelde doktor kontrolünden sonra fizyolojik herhangi bir rahatsızlığın çıkmaması üzerine yönlendirilirler. Panik atağın yaşattığı korku, yaygın olarak kalp krizi geçirildiği düşüncesi oluşturur.

    Panik atağın yaşattığı korku, kişide yine böyle bir atak geçireceğine dair bir kaygı oluşturur. Buna da “beklenti anksiyetesi” denir. Kişi her an tetiktedir. Efor sarf ettiğinde, kahve içtiğinde, kabus görme, öfke gibi durumlar bunun tetikleyicisi olabilir.

    Panik bozukluğun sonucunda agorafobik kaçınma davranışları da sık karşılaşılır. Kişi panik atak geçirme durumunda yardım sağlanamayacağı, kaçmanın zor olduğu durumlardan korkar. Güvenli ortamından çıkmak istemez.

    Panik bozukluk nasıl çözülür?

    Panik bozukluk, Bilişsel Davranışçı Terapi uygulanarak başarılı sonuçların alındığı bir rahatsızlıktır. Duygu-Düşünce-Davranış ekseninde kişinin panik atak yaşadığı durumlar incelenir. Panik atağın yaşandığı an akıldan geçen düşünceler ayrıntılı bir şekilde incelenerek, bu düşüncelerin doğruluğu sorgulanır. Panik atağa yardımcı düşünceler yerine, daha rasyonel düşünceler geliştirilmesi hedeflenir. Bunun yanında nefes egzersizleri çalışılır ve panik atak durumunda veya olmadan önce kişinin kendini rahatlatması sağlanır.