Kategori: Psikoloji

  • İlişkilerde Bağımlı Kişilik

    İlişkilerde Bağımlı Kişilik

    Bebek ilk doğduğundan itibaren bazı temel gereksinimler için anneye ihtiyaç duyar. Bunlar; karnını doyurma, altını temizleme ve uyutma gibi temel ihtiyaçlardır. Bu yüzden bebek kendi ihtiyaçları kendi karşılayamadığı için anneye bağımlı olur. Yaş ilerledikçe çocuğun dış çevreye duyarlılığı gelişir. Kendi ihtiyaçlarını kendisi karşılamayı ister ve bunun için denemeler yapar; kaşığı eline alıp yemek yeme, yürümeye çalışma, üstünü giyinme gibi. Bunları öğrenmeye ve uygulamaya başladığında bağımlılığı azalır. Kuşkusuz her çocuk ailesi için çok değerlidir. Onu gelişimi ve konforu için elimizden geleni yapmak isteriz fakat bunu isterken farkında olmadan birtakım hatalar yapabiliriz. Bunlar; gece uyurken korkmasın diye beraber uyumak, sık sık müdahalelerde bulunmak, onun yerine yapmaya çalışmak ve etrafı kirletip veya kırıp dökmemesi için engelleyici olmak gibi davranışlar çocuğun bağımsız hareket etmesini önler ve aile ile çocuk ilişkisinde bağımlılık oluşmasına yol açar. İlerleyen yaşlarda hem aile hem de çocuk için yaşamını sürdürme zorlayıcı olmaya başlar. Bu sorunlar;

    • Okul çağına geldiklerinde okula gitmek istemezler, arkadaşlarıyla uyum sağlamakta zorlanırlar

    • Kendi kararlarını hiçbir zaman kendileri alamazlar, başkalarının onun yerine karar vermelerini beklerler

    • Bir konuda fikir yürütmekte çekinirler; başkalarının ondan daha iyi bildiğini düşünürler

    • Sorumluluk almak istemezler

    • Her zaman başkalarından yardım isterler; anne, baba, arkadaş, eş, kardeş gibi

    • Partner seçerken aileden destek alırlar

    • Romantik ilişkilerinde de bağımlı olurlar, ayrılık onlar için katlanamaz bir durumdur. Bu yüzden kendi istekleri değil de parterin istekleri daha önemlidir onlar için.

    Bağımlı Kişiliğe Yol Açan Nedenler;

    • Uzun bir süre çocuk ile beraber uyuma.

    • Çocuk kendi ihtiyaçlarını karşılayabiliyorken ailenin karşılaması

    • Çocuğu sürekli korumaya çalışma; her davranışını sürekli müdahale etme

    • Çocuğun konuşmalarını ve fikirlerini devamlı düzeltmeye çalışma

    • Bağımsız olarak hareket etmesini engelleme

    • Evde çocuğa sorumluluk verilmemesi

    • Dışarıda veya okulda çocuğun sorumluluğunun ailenin üstlenmesi

    Bağımlı Kişiliği Engellemek için Yapılması Gerekenler

    • Çocuğunuzu özgür bırakın

    • Onu destekleyin; ilk adımını attığında düşer diye korkmak yerine onu cesaretlendirip destekleyin. Kaşığı alıp kendi başına yemek yemede, sandalyede oturmada, kıyafetlerini kendi giymek istediğinde, düğmeleri iliklemede fırsat verin. İlk başlarda bunları yanlış yapabilir, etrafı kirletebilir, düşebilir ve ağlayabilir fakat daha sonra bunları öğrenmeye başlayacaktır.

    • Onunla konuşun, sohbet edin, fikirlerini dinleyin; böylelikle fikirlerinin önemsendiğini ve değerli olduğunu hissedecektir.

    • Dışarı çıkmasında ve bağımsız hareket etmesinde destekleyin.

    • Evde sorumluluk verin; odasını toplama, çantasını hazırlama, dişini fırçalama gibi.

    • Bir problemle karşılaştığında ona nasihat vermek yerine çözüm bulması için ona fırsat verin.

    Böylelikle kendine güveni olan, kendi kararlarını kendi alabilen, problemler karşısında çözüm bulan ve hayatını sürdürmede zorluk çekmeyen bir çocuk yetiştirmiş olursunuz.

  • Disletik Bireylerde Özgüven Eksikliği

    Disletik Bireylerde Özgüven Eksikliği

    Bireyler anne karnından çıktığından itibaren sergiledikleri davranışlarından geri bildirim alırlar. Bunların bir kısmı olumlu, bir kısmı da olumsuz geri bildirimlerdir. Olumlu geri bildirim alan kişiler mutlu, başarılı ve yüksek özgüvene sahipken, olumsuz geri bildirimlere sıkça uğramış kişilerde yetersizlik duygusu ve özgüven eksikliği belirtileri gözlenmektedir.

    Düşük Özgüven Belirtileri;

    • Bir konuda fikrini söyleyememe

    • Sıkça destek alma isteği

    • Utangaçlık, çekingenlik ve içe kapanıklık

    • Hayır demede çekingenlik

    • Küçük düşeceğine inanç

    • Kendini değersiz ve yetersiz görme

    Dislektik bireylerin akademikte yaşadığı başarısızlık aile, öğretmen ve arkadaşlarından sıkça olumsuz eleştiriye maruz kalmasıyla kendilerini yetersiz hissedebilmektedirler. Bunlardan kısaca bahsedersek;

    Özel Öğrenme Güçlüğü tanısı koyulmadan önce aile ve öğretmenin baskı yapması;

    Henüz fark edilmeyen özel öğrenme güçlüğü, aileler ve öğretmenler tarafından tembellik, isteksizlik, karşı gelme gibi değerlendirilebilir. Bu nedenle birçok ebeveyn ve öğretmen çocuğa ceza, psikolojik veya fiziksel şiddet uygulayabiliyor. Bu olumsuz durumlara maruz kalan çocuk; okula, aileye ve ders çalışmaya karşı olumsuz tutum geliştirip, takip eden süreçte de direnç gösterebilir.

    Okulda dışlanan olması;

    Disleksi bireyler okul performansının düşük olması nedeniyle ders dinlemede ve ödev yapmada isteksiz davranabilmektedir. Bu nedenle öğretmeni tarafından dışlanan olabilir.

    Ayrıca oyun kurallarını aklında tutma, şaka ve mecazları anlamada yaşadığı güçlük; arkadaşları ile olan sosyal ilişkisini sekteye uğratıp, dışlanan olmasına neden olabilmektedir.

    Evde dışlanan olması;

    Yaşadığı güçlüklerden dolayı okulda yaşadığı sorunlar eve de yansıyabilmektedir. Evde de baskıcı, zorlayıcı davranışlarla karşılaşabilirler, kardeşleriyle kıyaslanabilirler. Bu durumda çocuk kendini dışlanmış hissedebilmektedir.

    Sınıf ortamında öğretmenin ihmali;

    Çocukların harfleri tanıma ve sözcükleri okuma evresinde iyi gözlemlenmelidir. Okuma ve yazmada yaşanan her zorlanma öğrenme güçlüğüne işaret etmemekle beraber, disleksi şüphesi olduğunu gösterir. Bu yüzden erken teşhis için öğretmenin yakın gözlemi ve doğru yönlendirmesi büyük önem teşkil etmektedir.

    Akademik çalışmalarda zorlayıcı davranışlarla çocuğu stres altında bırakmak;

    Çocuğun aldığı özel öğrenme güçlüğü teşhisinden sonra açığın giderilmesi açısından ebeveyn baskıcı davranabilmektedir, bu tutum çocuğu daha fazla stres altına almaktadır. Aile bunun bir süreç olduğunu unutmamalı ve sabırlı davranmalıdır.

    Bireyde travmalara yol açmak;

    Başarıyı tatmayan çocuk okula gitmekte kaçınma davranışı sergileyebilir. Bununla beraber benlik saygısında düşüklük görülebilmektedir. Bunun yanı sıra aile ya da öğretmenin psikolojik şiddet uygulaması da çocukta travmaya yol açabilmektedir. Bu travmalar çalma, altını ıslatma, yalan söyleme vb. birçok olumsuz davranış meydana getirebilir. Çocuğa anlayışlı yaklaşmak ve var olan güçlüklerden dolayı psikolojik zararlar almasını önlemek gerekir.

    Çocuğun övgüden mahrum bırakılması;

    ÖÖG çocukların en sık yaşadığı problemlerden biri ebeveyn ve öğretmenden övgü sözcükleri duymamalarıdır. Her zaman bir eksikliği ve yetersizliği olduğunun düşündürülmesi; çocukta kendini yetersiz ve güvensiz hissetmeyi doğurur.

    Aile çocuğun akran grubuyla aynı beklentide olması ve kıyaslaması;

    Kendi akran grubuyla kıyaslanan ÖÖG olan çocuk, özgüven eksikliği yaşamaktadır. Aileler her çocuğun

    özel olduğunu unutmamalı ve kendi çocuğunun güçlü yanlarını keşfedip geliştirmelidir.

    Özgüveni Yeniden Kazanma

    • Disleksinin ne olduğunu anlatın ve beraber bunun üzerinden filmler izleyip, kitaplar okuyun; saklanan ve sizin gözünüzde büyüttüğünüz şeyler onlar için de aşılmaz problemler olduğu izlenimi verecektir. Siz normalleştirdiğinizde çocuğunuz içinde bulunduğu durumu kabul etmesi için ilk yapıcı adım olacaktır.

    • Özel eğitimden destek alın; bu onun öğrenmesini kolaylaştıracaktır

    • Evde ve okulda küçük dahi olsa başarılarını motive ederek ödüllendirin; ‘başarabiliyorum’ inancına sahip olmaya başlayacak ve özgüveni artacaktır.

    • Ödevlerini yapmada zorlamadan, yardımcı olmaya çalışın

    • Sınıf arkadaşlarına disleksinin ne olduğuna dair bilgi ve örnek verilmesini sağlayın; farkındalık oluşunca arkadaşları tarafından dışlanması azaltacaktır.

    • Kardeşi ve ya akran grubuyla kıyaslamaktan kaçının

    • Güçlü yanlarını keşfetmesini sağlayın

    • Daha önce yaşadığı travmatik bir durum varsa uzmanından psikolojik destek alın.

    Film Önerileri;

    • Her Çocuk Özeldir: Yeryüzündeki Yıldızlar

    • Journey into Dsylexia

    • The Big Picture: Rethinking Dyslexia

    • Dislecksia: The Movie

    • Read Me Differently

  • Psikoterapi Yöntemleri Nelerdir?

    Psikoterapi Yöntemleri Nelerdir?

    Dünyada uygulanan yüzlerce terapi yöntemi vardır.

    Temel olarak, ülkemizde en çok kullanılan terapi yöntemleri;

    PSİKANALİTİK TERAPİ

    Sigmund Freud tarafından temelleri atılan Psikanalitik Terapi’de, terapistin minimum müdahalesi esastır. Terapist geri plandadır. Bu terapi yöntemine göre kişinin davranışının temelinde, küçüklüğünde(özellikle yaşamın ilk 6 yılında) yaşantıladığı olaylar etkilidir. Terapist, danışanın davranışlarının geçmişte yaşadığı olaylarla bağlantı kurmasını ve içgörü kazanmasını amaçlar.

    PSİKODİNAMİK TERAPİ

    Psikodinamik yöntemle, bilinçdışına itilmiş, bastırılmış malzemenin bilinçüstüne çıkarılması amaçlanır. Psikanalitik yönteme göre farkı; terapist biraz daha ön plandadır. Danışanın problemlerinin iç çatışmaları ve duygularıyla olan ilişkileri üzerine daha güncel döneme yoğunlaşır.

    BİLİŞSEL DAVRANIŞÇI TERAPİ

    Terapistler bu terapi yöntemi ile; kişisel olay, düşünceler, algılar ve yargılar ile bireyin kendi hakkındaki açıklamalarına dikkat ederler. Açık ve örtülü bozuk davranışları anlama ve değiştirme için bu süreçleri çalışıp manipüle ederler. Terapi sürecinde, duygu düşünce ve davranışlar incelenir.

    ŞEMA TERAPİ

    Jeffrey Young tarafından geliştirilmiş bir terapi yöntemidir. Şemalar; çocukluk döneminde oluşmuş olan, bizi etkileyen uyaranların ne olduğunu anlamak için zihnimizde farkında olmadan oluşturduğumuz kalıplardır. Terapide, danışanın bu şemaların yaşamına olumsuz etkilerini fark ettirip, başa çıkma stratejilerinin geliştirilmesi amaçlanır.

    VAROLUŞÇU TERAPİ

    Bu terapi yönteminde danışanın sorun olarak gördüğü belirtileri ortadan kaldırmayı hedeflemek yerine, belirtilerin danışanın varoluşuna dair bir unsur olarak görmesini amaçlar. Sorunsuz veya çatışmasız bir hayattan ziyade, hayatın getirdiklerini anlamaya çalışır ve dönüştürmeye zemin hazırlar.

    GEŞTALT TERAPİ

    Geştalt’a göre; insan kendini olduğu gibi kabul ederek karşılaştığı durumları ve yaşamdaki zorlukları göğüsleyebilir. Bu terapi yönteminde danışanın potansiyelini fark ettirme amaçlanır, burada ve şimdiye odaklanılır.

    BÜTÜNCÜL PSİKOTERAPİ

    Bütüncül Terapi, her terapi ekolünün insanın bir yönünü çok iyi tanımlarken bazı yönlerini anlama konusunda yetersiz kaldığını düşünmektedir. Bu terapi yönteminde danışanın karakter özelliğine, kültürüne, sorun alanına ve beklentilerine göre terapiyi daha yararlı hale getirebilmek adına kişiye özel sürecin yapılandırılması amaçlanır.

  • Terapi Çeşitleri Nelerdir?

    Terapi Çeşitleri Nelerdir?

    Bireysel Terapi

    – Bireysel terapi; danışan ve psikologun birebir çalışmasıdır. Kişinin kendini geliştirebileceği, günlük yaşamdaki zorluklarla nasıl baş edebileceği hakkında farkındalığını arttırabileceği bir süreçtir.

    Bireysel Terapi’de çalışılabilecek konular; depresyon, panik bozukluk, özgül fobiler, kaygı bozuklukları, travma ve yas, öfke kontrolü, sosyal fobi, özgüven eksikliği, obsesif kompulsif bozukluk, kişilik bozuklukları…

    Aile/Çift Terapisi

    – Evlilik veya ilişki terapisi de denebilir. Aile içindeki problemlerin üstesinden gelmek ve ilişkilerinin kalitesini arttırmak amaçlanmaktadır.

    Aile/Çift Terapisi’nde çalışılabilecek konular; boşanma, aldatma/aldatılma, kıskançlık, evlilik öncesi danışmanlık, aile içi iletişim…

    Cinsel Terapi

    – Bu alanda özel olarak eğitim almış psikologlar tarafından uygulanmaktadır. Cinsel terapide, çiftlerin cinsel yaşamlarındaki problemleri çözmek veya cinsel yaşamlarının kalitesini arttırmak amaçlanmaktadır.

    Cinsel Terapi’de çalışılabilecek konular; vajinismus, cinsel isteksizlik, erken veya geç boşalma, ereksiyon bozukluğu…

    Çocuk Terapisi

    – Çocuk Terapisi uygulayan kişiler bu alanda özel eğitim almışlardır. Çocuk ile anne-baba arasındaki iletişim, çocuğun ileriki yaşamında karşılaşacağı zorlukların üstesinden gelmede önemli rol oynar. Çocuk Terapisi ile erken yaşlarda fark edilen ve çözümlenen problemler, ileride karşılaşılacak olan daha büyük problemlerin aşılmasında kolaylık sağlar.

    Çocuk Terapisi’nde çalışılabilecek konular; okul fobisi, konuşma bozukluğu, tuvalet eğitimi zorlukları, çocuk istismarı…

    Ergen Terapisi

    – Ergenlik döneminde, ergen ile ailesi arasındaki iletişim her zamankinden daha zorludur. Ergen Terapisi’yle bu zorluğun kolaylaştırılması, aile ile iletişimin kuvvetlendirilmesi ve ergenin problemlerinin çözülmesinde destek sağlanmaktadır.

    Ergen Terapisi’nde çalışılabilecek konular; sınav kaygısı, okul başarısızlıkları, duygusal dengesizlikler…

    Grup Terapisi

    – Grup Terapisi sayesinde, kişiler kendileriyle aynı sorunlarla karşı karşıya kalmış diğer insanlarla bir araya gelip yalnız olmadıklarını fark ederler. Daha önce aynı problemleri yaşayıp üstesinden gelmiş kişilerle karşılaştıklarında kendi problemlerinin de çözülebileceği hakkındaki umutları artar.

    Grup Terapisi’nde çalışılabilecek konular; alkol, sigara, madde bağımlılığı, yas, ayrılık ve travmalar, kumar bağımlılığı…

  • Çocuklarda Cinsel İstismar

    Çocuklarda Cinsel İstismar

    Son günlerde çocuklara yönelik olan cinsel istismar konusu gerek ruh sağlığı profesyonelleri arasında gerekse alan dışında olan herkesin dikkatini çekmekte ve bu durumdan duyulan rahatsızlık sesli bir şekilde dile getirilmektedir. Çocuk istismarı/ihmali sıklıkla rastlanılan ve çocukların yaşamlarında acıklı olaylarla sonuçlanabilen bir problem olarak kabul edilmektedir. Dünya Sağlık Örgütü çocuk istismarını,“ bir yetişkin eliyle bilerek veya bilmeyerek yapılan ve çocuğun sağlığına, fiziksel ve psikososyal gelişimine negatif biçimde tesir eden davranışlar” olarak değerlendirmektedir. Çocuk istismarı fiziksel, cinsel ya da duygusal istismar ve ihmal (fiziksel ya da duygusal ihmal) olarak 4 grupta tanımlanmaktadır. Bunlar içinde hiç kuşkusuz en çok dikkat çekeni cinsel istismardır.

    Cinsel istismar; ebeveynlerin veya çocuğa bakmakla yükümlü olan yetişkinlerin veya yabancı herhangi birinin, kendi cinsel isteklerini tatmin etmek için çocuğu kullanması, çocuk üzerinde güç kullanarak, çocuğu korkutarak, tehdit ederek, kandırarak veya ikna ederek çocukla cinsel yakınlık kurmaya çaba göstermesi ve cinsel haz almasıdır. Bunlar; fiziksel temas içermeyen cinsel içerikli konuşma, teşhircilik, röntgencilik, çocuğa cinsel içerikli film vb. gösterme/izletme, cinsel ilişkiye tanık olmaya zorlama, çocukla cinsel ilişki kurma, çocuğa zorla dokunma, çocuğun dokunması için zorlama, çocuğa sürtünme, çocuğu pornografik yayınlarda kullanma, çocuğu fuhuşa veya evlenmeye zorlama cinsel istismar örnekleridir. Son zamanlarda giderek yaygınlaşan sosyal medya ve çeşitli teknolojik uygulamalar aracılığıyla çocukla cinsel ve duygusal istismar amaçlı ilişki kurulma biçimleri de istismar olarak kabul görmektedir.

    Yapılan araştırmalara göre, her dört kız çocuktan birinin ve her on erkek çocuktan birinin cinsel istismara uğradığı tahmin edilmektedir. Bir diğer çalışmada ise buna benzer olarak her üç kız çocuktan birinin ve her on erkek çocuktan birinin 18 yaşından önce cinsel istismara uğradığı belirtilmiştir. Gerçekte bu oranların rapor edilenlerden ve tahmin edilenlerden çok daha fazla olduğunu düşünülmektedir. Özellikle istismar sadece kız çocuklarına yapılıyormuş gibi bir algı hakimdir. Oysa araştırmalar erkek çocuklarında hiç de küçümsenmeyecek bir oranda, çocukluk döneminde cinsel istismara maruz kaldığını göstermektedir. Erkek çocukların cinsel istismarı çoğunlukla olduğundan daha az rapor edilmekte ve daha az farkına varılmaktadır. Yani çocuklarda cinsel istismar cinsiyet farkı olmaksızın her yaş grubunda giderek artan bir tehlike olarak görülmektedir.

    İstismarların büyük çoğunluğuna bakıldığında en sık karşılaşılan istismar türünün aile bireyleri veya akrabaları (çocukla birinci dereceden kan bağı olan bireyler) tarafından gerçekleştirilen ensest durumları olduğu görülmektedir. Çocukların özellikle tanıdıkları biri tarafından bu durumu yaşamaları istismarı ve istismarın boyutunu tanımlamayı güç kılmaktadır. Bununla beraber çocuk pornografisinin tüm dünyada giderek yaygın bir pazara dönüştüğü ve zavallı çocukların bu pazara ve yüksek cirolara alet edildiği bilinmektedir.

    Çocuklar kimsenin kendilerine inanmayacağını düşünüp sessiz kalırlar. Başlarının belaya gireceğinden, istismarcının tehditlerinden, anlatırlarsa arkadaşları tarafından dışlanabilecekleri düşüncesinden, homoseksüel olarak adlandırılabileceklerinden korkabilirler. Bu durumu nasıl anlatacakları gerektiğini bilmeyebilir, cinsel davranışın veya kendilerine yapılan davranışın yanlış olduğunu bilmeyebilirler. Bu durumdan dolayı günah işlemiş olduklarını düşünebilir, kendilerini suçlu, günahkar olarak hissedebilir ve yaşadıklarından dolayı utanç duyabilirler. Özellikle tanıdığı biri tarafından istismara maruz kalan çocuk bu durumu oyun olarak görebilir ve tehlikenin farkında olmayabilir.

    İstismara uğramış olan bir çocukta;

    Kendisine dokunulduğunda aşırı tepki verme,

    Fiziksel temas veya yakınlıktan kaçınma,

    Yaşa uygun olmayan cinsel davranışlar sergilenmesi,

    Cinsel içerikli oyun oynamada artış,

    Cinsel söylemlerin başlaması veya artması,

    Sosyal anlamda içe kapanma,

    Ani ve aşırı kilo değişimi (zayıflama ya da şişmanlama),

    Belli yerlerden ve kişilerden çok fazla korkma,

    Tanıdık bir yetişkinden kaçma ya da kaçınma davranışı sergileme,

    Çocuğun ifadelerinin donuklaşması,

    Kendine ve yakınlarına güvensiz davranma,

    Uyku problemleri yaşanmaya başlaması,

    Enürezinin (alt ıslatmanın) başlaması,

    Parmak emme davranışının görülmesi,

    Aşırı suçluluk duygusunun dışavurumunda artış,

    Sık sık banyo yapma isteği,

    Okula gitmek istememe,

    Okul başarısında düşüş,

    Kendini suçlama (benim hatam), utanç, depresyon, kaygı, ruhsal gelgitler, öfke tepkileri vs. görülen belirtiler olarak sayılabilir.

    Anneler, babalar, aileler, uzmanlar, yetişkinler…

    Bir çocuk size istismara uğradığını söylediğinde yapmanız gereken en önemli ilk şey çocuğun daha fazla zarar görmesini engellemek ve kuşkularınızı bir kenara bırakarak çocuğa güvenmek ve inanmaktır. Çocuklarının hayal dünyalarının geniş olduğu bu nedenle uydurabilecekleri algısından vazgeçerek hemen gerekli yerlere (polis, sosyal hizmetler, en yakın çocuk polis şubesi, travma konusunda alanda çalışan uzman psikologlar, pedagoglar, çocuk ve ergen psikiyatri) başvurun. Çocuklar böyle bir durumu söylemekte zorlanmakta ve size kendini zaten zor açmaktadır, ona inanmayarak bu hislerini pekiştirmiş olacaksınız.

    Unutmayın ki; her sosyo-ekonomik düzeyden ve her sosyo-kültürel gruptan gelen çocuklar, cinsel istismara maruz kalabilir.İstismarın gerçekleştiği mekanlar genellikle çocuğun içinde bulunduğu yakın çevredir (ev, mahalle, okul, akraba evi vs.). Araştırmalara göre istismar eden kişiler çoğunlukla 20-40 yaşları arasında, tanıdık, evli ve çocuklu erkeklerdir.

    Kaynakça:

    Lanning, B.,Ballard, J.D. ve Robinson, J. (1999). Child sexual abuse preventionprograms in Texas publicelementaryschools. The Journal of School Health, 69(1), 3-8.

    Smith, M. ve Bentovim, A. (1999). Sexual abuse. Child and Adolescent Psychiatry. 3rd. Ed. New York.

    Mor Çatı Kadın Sığınma Vakfı, Çocuk İhmalini ve İstismarını Önlemek Elimizde! Sessiz Kalma, Suca Ortak Olma!, Erişim: https://www.morcati.org.tr/tr/yayinlarimiz/brosurler/186-cocuk-ihmalini-ve-istismarini-onlemek-elimizde-sessiz-kalma-suca-ortak-olma.

    Gonca Yılmaz G, İşiten N, Ertan Ü, & Öner A. (2003). Bir çocuk istismarı vakası. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Dergisi, 46, 295-298 § Taner, Y., Gökler, B. (2004). Çocuk istismarı ve ihmali: psikiyatrik yönleri, Hacettepe Tıp Dergisi, 35, 82-86.

    Turhan, E. Sangün, Ö, &İnandi, T. (2006). Birinci Basamakta Çocuk İstismarı ve Önlenmesi, Sted, 9, 153-157.

    Kırımsoy E. vd., 2013, Sosyal Çalışma Görevlileri için Eğitim Kitabı, Çocuk Adalet Sistemi Çalışanları Eğitim Programı, Ankara. Erişim: http://www.unicef.org.tr/vera/app/var/files/s/o/sosyal-calisma-gorevlileri-icin-egitim-kitabi.pdf.

    Jacobi, G. et al., 2010, “Child Abuse and Neglect: Diagnosis and Management”, Deutsches Ärzteblatt International, 107(13): 231-39.

  • Terapide Doğru Bilinen Yanlışlar

    Terapide Doğru Bilinen Yanlışlar

    • Terapi, yakın arkadaşlarla veya akrabalarla konuşmak gibi bir şeydir düşüncesi yanlış bir inanış şeklidir. Terapi kişinin psikoloğu ile işbirliği yaparak, bire bir ve düzenli görüşmeler dahilinde içinde bulunduğu durumu daha iyi analiz etme, nedenlere farklı farklı pencerelerden bakma, sorunu daha iyi anlama ve tanımlama becerilerini geliştirebilme sürecidir.

    • Psikoloğun görevi kişiyi rahatlatmak, neşelendirmek, kişiye hak vermek, onunla beraber üzülmekten ziyade kişinin kendisini tanıması ve çözümlemesinde yol gösterici olabilmektir.

    • Psikoloğun görevi kişinin üretemediği çözümü kişiye doğrudan empoze etmek değildir. Bunun yerine o çözüm için gerekli olan psikolojik altyapıyı oluşturmaya çalışmaktır.

    • Psikoloğa deliler gider ben deli değilim!Psikoloğa gidersem elalem ne der! Psikoloğa gitmenin yaşadığımız çağda utanılacak bir şey olmadığı artık tüm dünyaca bilinmektedir. Günlük hayatta yaşadığımız strese bir yerden sonra dayanamamaya başlarız ve bu durumu kendi kendimize atlatamaz hale geliriz bu durumda destek almaya ihtiyaç duyarız. Unutmayalım ki artık başarılı pek çok liderin, sanatçının, sporcunun arkalarında psikolojik danışmanlık geçmişleri vardır.

    • Ya psikolog konuştuklarımızı başkalarına anlatırsa! Yetişkinler ile yapılan görüşmelerde konuşulanlar kişinin izni olmadan kimseyle paylaşılamaz. Gizlilik birinci öncelik olduğu unutulmamalıdır, bu konudaki şüpheler uzmanla paylaşılıp birlikte değerlendirilmelidir.

    UNUTMAYALIM Kİ;

    RUH VE BEDEN SAĞLIĞI BİR BÜTÜNDÜR.

    YAŞADIĞIMIZ BU ÇAĞDA RUH SAĞLIĞIMIZIN NE DURUMDA OLDUĞU EN AZ FİZİKSEL SAĞLIĞIMIZ KADAR ÖNEMLİDİR VE BUNUN KORUNMASI KONUSUNDAKİ FARKINDALIĞIMIZI ARTTIRMAMIZ KENDİMİZE KARŞI EN BÜYÜK SORUMLULUKLARIMIZDAN BİRİDİR.

    BİLİNMEKTEDİR Kİ;

    YAŞAMLARININ BİR DÖNEMİNDE HER DÖRT KİŞİDEN BİRİ RUHSAL HASTAKLIKLARDAN ETKİLENMEKTEDİR.

  • Bireysel Terapi / Bireysel Danışmanlık Nedir?

    Bireysel Terapi / Bireysel Danışmanlık Nedir?

    Bireysel danışmanlık kişinin kendi iç dünyasına bir yolculuktur. Kendini yeniden keşfetmesi, hayata ve sorunlara farklı pencerelerden bakabilme becerisini kazanabilmesidir. Bir başka deyişle kişinin iç dünyası ile dış dünyasını uyumlu hale getirebilmesi için başlattığı süreçtir.

    Bireysel terapi ile kişi psikoloğu ile işbirliği yaparak, bire bir ve düzenli görüşmeler dahilinde içinde bulunduğu durumu daha iyi analiz etme, nedenlere farklı farklı pencerelerden bakma, sorunu daha iyi anlama ve tanımlama becerilerini geliştirir.

    Terapist, danışanın yeni geliştirdiği bu becerilerini var olan sorununun çözümünde ve farklı stratejiler geliştirmesinde kullanmasında kişiye rehberlik eder.
     

    BİREYSEL TERAPİNİN / BİREYSEL DANIŞMANLIĞIN HEDEFİ NEDİR?

    Terapide hedef, terapi sürecinde bireyin sorunlarıyla baş edebilme becerilerinin geliştirilmesi ve kişinin kendi kendisinin terapistiolmasını sağlamaktır.

    Terapi sürecinde kişiler kendileriyle ve kaçındıkları, erteledikleri sorunlarla yüzleşme fırsatı bulurlar.

    Kişinin değiştirmek istediği davranış yada rahatsızlıklar terapi sürecindeki teknikler ile daha kolay ve hızlı bir şekilde gerçekleşir.

    Bireyin yaşadığı sıkıntılar iş, özel, aile, sosyal yaşantısını da çoğunlukla olumsuz etkilemektedir. Terapi sürecinde bireyin yaşadığı bu sıkıntıların üzerinde çalışılarak, bu sıkıntılar hasta ve uzmanın iş birliği ile giderilmeye çalışılmaktadır.

    • Duygusal zorlukların üstesinden gelmek istediğimizde,

    • Davranış ve tutum değişikliği sağlamak istediğimizde,

    • Eş, aile ve diğer bireylerle olan ilişkileri düzenlemek istediğimizde,

    • Hayata yön veren önemli kararlar alırken; evlenme, boşanma, ayrılma, taşınma, göç, iş değişikliği, okul tercihi vs.,

    • Kendimize olan güvenimizi/ özgüvenimizi arttırmak istediğimizde,

    • Sorunlarla başa çıkma kapasitesini artırabilmek istediğimizde,

    • Ruhsal sorunlarımızı hafifletmek istediğimizde,

    • Kendimizi daha iyi tanımak istediğimizde,

    • Öfke kontrol problemiyaşadığımızı düşündüğümüzde,

    • Takıntılara ve takıntılı düşüncelere sahip olduğumuzu düşündüğümüzde,

    • Öleceğim korkusu, başıma bir şey gelecek, çok hasta olacağım korkuları, sevdiklerime bir şey olacak korkusu yaşadığımızda,

    • Ya sınavda başarısız olursam, ya istediğim yeri kazanamazsam kaygılarıyla başa çıkmakta zorlandığımızda,

    • Depresif ruh hali, panik atak, travma sonrası stres bozukluğu (deprem, sel, terör, trafik kazası vs.),

    • Uçak, böcek, örümcek, yükseklik, iğne ve kan fobilerine sahip olduğumuzu düşündüğümüzde,

    • Yeme tutumlarımızda değişiklik olduğunun farkına vardığımızda,

    • Uykusuzluk, aşırı kilo alımı veya kaybı, sinirlilik, yataktan çıkmak istememe gibi durumlarla karşılaştığımızda,

    • Cinsellikle ilgili sorunlarla karşılaştığımızda

    • Anne/ baba olmaya hazırlanırken,

    • Hamilelik ve lohusalık sürecinde,

    • Kendi içsel yolculuğumuza çıkmak istediğimizde bireysel terapi almak için başvurabiliriz.

  • Çift ve Evlilik Terapisi

    Çift ve Evlilik Terapisi

    Her ilişkide bazı problemler yaşanabilir fakat kimi zaman bu problemler çiftlerin hayal kırıklığı yaşamasına sebep olabilir. Çiftler bu sorunları bazen kendi çabalarıyla, bazı beceriler geliştirerek çözmeye çalışsa da çoğu zaman profesyonel bir yardım gerekmekte ve çift/ evlilik terapisine ihtiyaç duyulmaktadır.
    Bu süreçte ise taraflardan birinin ya da her ikisinin ilişkilerinde bir sorun olduğunu algılaması gerekir. Kişilerin algıladığı sorun alanı değişiklik gösterebilir. İnsanların bazıları sevildiğini hissedememekten bahsederken, bazıları ilişki içinde anlaşamamaktan bahsedebilir. Sorunu algılayan çiftler bir çözüm arayışına girer. Çözüm yollarının bazıları sağlıklı bazıları sağlıksızdır.

    Çift/ evlilik terapisi de, bu çözüm yollarının sağlıklı olanları arasında yer alır. Peki çift / evlilik terapisi nedir?

    Çift/evlilik terapisi, ilişkilerinde sorunlar yaşayan kişilere destek olmak amacı taşır. Çift ve Evlilik Terapisi, evli olan ya da olmayan çiftlerin karşılaştıkları sorunları ele alıp çözüme kavuşturmayı hedefleyen bir terapi modelidir. Bu terapide, çiftler arasında terapist tarafından yönlendirilen konuşmalara yer verilir. Genel olarak çift birlikte seansa katılırken bazen tek bir kişiye de ilişkisi baz alınarak çift ve evlilik terapisi yapılabilir. Çift/evlilik terapisinde yapılan bir anlamda iletişim kurmayı öğrenmektir. Problem çözme ve incitmeden nasıl tartışılacağını öğrenmek gibi becerileri kapsar, ilişkiyi yeniden kurmaya yardımcı olur. Bu terapi ile eşlerin birbirine saygı duyması ve birbirini insan olarak görmeyi öğrenmesi hedeflenir. Karşısındakinin kişilik özelliklerini anlama ve uzlaştırılabilecek farklılıkları uzlaştırabilmeyi, uzlaştırılamayacak yanlarını ise kabul edebilmeyi öğrenmeleri sağlanmaya çalışılır.

    Çift/evlilik ilişkisini olumsuz etkileyen ve ilişkinin kalitesini düşüren faktörler:
    * Kişilerin bireysel sıkıntıları
    *İlişkideki iletişim sorunları
    *Duygusal sorunlar
    *Yakınlaşma ve güvenle ilgili sorunlar
    *Çocuk yetiştirme
    *Roller
    *Görevler

    Çift/evlilik terapisi, ilişki terapisidir. Bireysel terapiden farklıdır, ilişki odaklıdır ve danışanların ilişki içindeki kendiliklerine odaklanır. Çift/evlilik terapisinde değişim, çözüm odaklı bakmayı gerektirir. Çözüm odaklı bakmak, her iki tarafın da, “Sorunların çözümü için ben ne yapabilirim?” bakış açısı geliştirmesi demektir.

    Çift/evlilik terapisi hakkında,
    *Terapistiniz bir hakim ya da hakem pozisyonunda değildir. Kim haklı, kim haksız gibi meselelere girilmez. Terapist herkese eşit mesafededir.
    *Terapi esnasında ilişkinizdeki güçlü yanları ve zorlandığınız alanları rahatça görebilirsiniz ve değerlendirebilirsiniz.
    *Eşlerin sorunlarını konuşabilir hale gelmeleri çözüm ve tedavide ilk basamaktır.
    *Bireylerin sorun ve çatışmadaki rolleri, kendini ifade ediş biçimi, problem çözme stratejileri değerlendirilir ve terapi esnasında işlenmesi gereken temel noktalar belirlenir.
    *Terapi sürecinde terapistiniz size uygulamalı ev ödevleri verebilir. Bu sayede çözümün dışarıdaki değişimlerden ziyade kendinizde bittiğini daha kolay görmüş olursunuz.
    *Terapi süresi boyunca kendinizi ve eşinizi anlayabileceğiniz, sağlıklı tartışabildiğiniz, problem çözebildiğiniz, farklılıkları kabul edebildiğiniz ölçüde iyi bir eş olursunuz. Terapi ile aranızdaki sorunları konuşur hale gelir, çözüm yolları üretebilirsiniz.

    İlişkinin sorunlu olduğunun işaretleri; sık sık tartışmalar yaşanması ve çözüme kavuşamaması, olumlu duygularda kayıpların olması, arkadaşlığın, cinsel hayatın ve canlılığın azalmasıdır. Eğer önemsememe, içe çekilme, şiddet ve bağlantının tümüyle kopuk olması söz konusu ise ilişkinin büyük bir problem içinde olduğu söylenebilir.

  • Wisc-R Zeka Testi

    Wisc-R Zeka Testi

    Wisc-r bireylerin zihinsel performanslarını belirlemek amacıyla 6-16 yaş grubuna yönelik uygulanan bir zeka testidir. Bu test bireysel olarak uygulanan bir testtir. Uygulaması 1 – 1,5 saat sürmektedir. Her alt testin soruları test yönergesine uygun bir şekilde çocuğa yöneltilir ve çocuktan sorulan soruları yanıtlaması istenir.

    Wisc-r testi, sözel ve performans olmak üzere iki bölümden, her bölümde bir yedek, 5 ana test olmak üzere altı alt testten oluşmaktadır. Wisc-r testi sonucunda bireye ait sözel, performans ve genel olmak üzere üç zeka bölümü elde edilir.

    Wisc-r zeka testi ülkemizde kullanılan yetenek ve zeka testleri arasında geçerlik ve güvenirliği en yüksek olanıdır. Alt testlerinde değişik yetenek alanlarından örnekler bulunması, yorum ve puanlama kriterlerinin netliği, sonuçlarının açık, anlaşılır ve tatmin edici olması bu zeka testinin daha fazla tercih edilmesine neden olmaktadır.Wisc-r zekayı çeşitli boyutlardan oluşan bir genel yetenek olarak kabul etmektedir. Wisc-r zeka testinde her alt test farklı bir yeteneği ölçebilmek amacıyla geliştirilmiştir. Bütün alt testlerde kendini gösteren bir genel zekanın varlığı kabul edildiği için alt testler arasında anlamlı ilişkiler bulunması beklenmektedir. Alt testlerden alınan standart puanlar arasındaki belirgin sapmalar klinik veri niteliği taşır ve deneyimli bir wisc-r uygulayıcısı öğrenme güçlüğü, disleksi gibi olası problem alanlarını bu testin yorumlanması esnasında tespit edebilir.

    Sözel Zeka Bölümü Testlerinde Sorulan Sorular:
    1. Genel Bilgi: Bu bölümde çocuğun doğal ve kültürel yaşamından aldığı genel kültür bilgileri sorulur.
    2. Benzerlikler: Çocuğa iki adet resim gösterilir ve soyutlama yeteneği test edilir.
    3. Aritmetik: Süre sınırı olmakla birlikte, aritmetik işlemler ve problemler yöneltilir.
    4. Sözcük Dağarcığı: Çocuğa kendi dilinde öğrendiği kelimeleri kullandıracak sorular sorulur.
    5. Yargılama: Çocuğun önüne mantık ve muhakeme becerisini ölçecek problemler konur ve çözmesi istenir.
    6. Sayı Dizisi: Sözel zekanın son bölümünde ise çocuğun işitsel hafızasını ölçme amaçlı sorular yöneltilir.
    Performans Zeka Bölümü Testlerinde Sorulan Sorular:
    1. Resim tamamlama: Çocuğun önüne bir resim konur ve resimdeki eksiği tamamlaması istenir.
    2. Resim düzenleme: Resimlerdeki sebep-sonuç ilişkisini oluşturabilme üzerine sorular sorulur.
    3. Küplerle desen oluşturma: 3 boyutta ne kadar yaratıcı olduğunu öğrenmek için küplerden cisimler yaratması istenir.
    4. Şifre: Karışık görselleri düzenleyerek şifre çözmeyi ne kadar hızlı yaptığı test edilir.
    5. Labirentler: El-göz uyumunu ölçmek için labirentin sonuna ulaşma soruları sorulur.
    Uygulamaya girecek olana bir çocuğun uygulamaya başlamadan önce gerekli bazı koşulların sağlandığından emin olunmalıdır.
    -Açlık olmamalıdır
    -Dinlenmiş olmalıdır
    -Uykusunu almış olmalıdır
    -Hasta olmamalıdır.
    -İlaç kullanılıyorsa ve ilacın sakinleştirici/uyku getirici etkisi varsa ilaç etkisi altında olmamak
    Testin sonucunu etkileyecek tüm bu koşulların iyiliği sağlanmış olması gerekir. Rahat kıyafetler tercih edilmelidir.
    Wisc-r zeka testini uygulayacak personel Psikoloji lisans mezunu olmalı aynı zamanda bu ölçme aracıyla ilgili resmi ve özel kuruluşlar ya da meslek örgütleri tarafından verilen eğitim yaşantısına katılarak uygulayıcı yeterlilik sertifikasına sahip olmalıdırlar.

  • Sınav Kaygısı

    Sınav Kaygısı

    İlk olarak kaygının tanımını yaparak yazıya başlamak daha uygun olacaktır. Kaygı, kişinin kötü bir şey olacakmış düşüncesi ile yaşadığı aşırı bir uyarılmışlık halidir.
    Kaygının belirtilerine baktığımızda fiziksel olarak; kalp atışlarında hızlanma, terleme, titreme, soluk alıp vermede güçlük, çarpıntı hissi, mide ağrısı, kaslarda gerginlik, iştahsızlık, baş ağrısı gibi belirtiler karşımıza çıkacaktır. Duygusal belirtilere baktığımızda ise gerginlik, sinirlilik, karamsarlık, endişe, huzursuzluk, heyecan, çaresizlik gibi duygulara rastlayabiliriz. Zihinsel olarak ise bildiklerinin hepsini unuttuğunu düşünme, başaralı olamayacağını düşünme, sınavı kazanamazsa her şeyin biteceğini düşünme, sınav kötü geçecek düşüncesi, ailesine ve çevresinde bulunan insanlara rezil olacağını düşünme, düşüncelerini toparlamada güçlük, unutkanlık, dikkatte yoğunlaşmada güçlük gibi durumlarla karşılaşılabilir. Ve tüm bunların sonucunda davranışsal olarak ders çalışmayı bırakma, ders çalışmayı erteleme ya da sınava girmeme gibi davranışlar gözlemlenebilir.

    Peki sınav kaygısı nedir?
    Sınav kaygısı, bir sınav öncesi ya da sınav esnasında var olan performansın etkili biçimde kullanılmasına engel olan yoğun endişe halidir.

    Sınav kaygısının birçok nedeni olabilir.

    Zamanı etkin kullanamamak ve sınava yeterli düzeyde hazır olmamak sebeplerden biri olarak gösterilebilir. Sınava yeteri kadar hazırlanmayan öğrencilerin sınav öncesi ve sonrasında kaygı yaşaması doğaldır. Bu durumun düzelmesi öğrencinin ders çalışma planıyla doğru orantılıdır.

    Fizyolojik olarak ihtiyaçların karşılanmadığı durumlara bakıldığında da bu tür kaygıların oluştuğunu gözlemleyebiliriz. Düzenli bir uykunun olmaması, yetersiz beslenme gibi durumlar kaygının oluşmasına sebep olabilir.

    Sınav hakkında oluşturulan yanlış ve olumsuz düşünceler sınav kaygısının oluşumundaki en önemli nedendir. Bu sorunu aşabilmek için sınavla ilgili olumsuz düşünceleri belirlemek ve bu olumsuz düşünceleri daha işlevsel, daha yararlı düşüncelerle değiştirmek gerekir.

    Çocuğunuzda sınav kaygısı olduğuna dair belirtiler nelerdir?
    • Çocuğunuz kendini sınavlardan önce çaresiz ve huzursuz hissediyorsa
    • Evde iyi bir performans gösterip, rahatça soru çözmesine ve çok çalışmasına rağmen bu performansı sınavlarda gösteremiyorsa
    • Sınav esnasında kalbinin yerinden fırlayacakmış gibi olduğundan, ellerinin terlediğinden, nefes alamadığından, gözlerinin karardığından bahsediyorsa
    • Aklından sürekli “yapamayacağım” gibi düşünceler geçiyorsa ve bunu sürekli dile getiriyorsa çocuğunuzda sınav kaygısı var demektir.

    Sınav kaygısını kontrol edebilmek için dikkat edilmesi gereken durumlar nelerdir?
    *Çalışma programı hazırlamak ve düzenli bir şekilde çalışmak
    *Zamanı yönetme becerilerini geliştirmek
    *Aile ve çevreden kaynaklanan olumsuz etkileri en aza indirmek
    *Beslenme düzenine dikkat etmek
    *Uyku düzenine dikkat etmek
    *Olumlu duygu ve düşünce oluşturma becerilerini geliştirmek
    *Mükemmelliyetçi olmamak ve kendini kıyaslamamak

    Sınav kaygısı, uzman yardımı ile çözüme ulaşabilecek bir problemdir. Eğer çocuğunuzda yukarıda bahsettiğimiz belirtileri gözlemliyorsanız mutlaka bir uzmana başvurup destek almanız gerekmektedir.

    ” Başarılı insanı belirleyen ilk özellik tutumudur. Kişi olumlu tutum ve düşüncelere sahipse, zorluklarla uğraşmayı seviyor ve onların üstesinden gelmekten haz duyuyorsa başarılarının yarısını gerçekleştirmiş demektir.”

    Ve unutmayın pozitif düşünceler, pozitif sonuçlar verirler…