Kategori: Psikoloji

  • EMDR

    EMDR

    EMDR, Türkçe açılımıyla Göz Hareketleriyle Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme travmatik yaşantılarla ilgili genellikle olumsuz duygu ve düşünceleri zihinde yeniden işlemleme olarak ifade edilmektedir.İngilizce adının baş harfleri (Eye Movement Desensitization and Reprocessing) ile anılmaktadır.

    EMDR’nin gelişimi 1987 senesinde, Dr. Francine Shapiro’nun göz hareketlerinin rahatsız edici düşüncelerin şiddetini azaltabildiğini tesadüfen keşfetmesiyle başladı. Dr. Shapiro bu etkiyi travmaya maruz kalmış kişiler üzerinde bilimsel olarak inceledi ve tedavide sağlanan başarıyı gösteren çalışmasını yayınladı (Journal of Traumatic Stress, 1989).

    EMDR teorisinin altyapısını oluşturan Adaptif Bilgi İşleme Modeline göre beyin, fizyolojik temelli bir sistemle, her yeni deneyim aracılığı ile kendisine ulaşan bilgiyi işler ve işlevsel hale getirir. Duygu, düşünce, duyum, imge, ses, koku gibi bilgiler işlenip ilişkili anı ağlarına bağlanarak bütünleşir. Böylece o deneyimle ilgili öğrenme gerçekleşir. Edindiğimiz bilgiler gelecekte tepkilerimizi uygun bir şekilde yönlendirmek üzere depolanmış olur.

    Bu sistem normal çalıştığında ruh sağlığını ve insan gelişimini öğrenme yoluyla desteklediği için adaptif, uyumlu bir mekanizma olarak kabul edilir.

    Travmatik veya çok fazla rahatsız eden olaylar yaşandığında bu sistem bozuluyor gibi gözükmektedir. Yeni bilgi işlenip mevcut anı ağına entegre olmaz. Deneyimi anlamlandırabilmek için anı ağlarındaki işlevsel bilgilerle bağlantı kurulamaz ve akıl sağlığına uygun sonuçlar çıkarılamaz. Sonuç olarak öğrenme gerçekleşmez. Duygular, düşünceler, imgeler, sesler, beden duyumları yaşandığı haliyle depolanır. Bu nedenle bugün yaşanan bazı durumlar bu izole kalmış anıları tetiklerse, kişi o anının bir kısmını ya da bütününü yeniden yaşar gibi etkilenir.

    Şöyle düşünülebilir :

    Beynimiz günlük olayları işlemleyip ilgili kutulara koyuyor.Ancak duygu yükü çok fazla olan anılar işlemlenemeyip tüm detaylarıyla, son derece berrak biçimde zihnimizde duruyor.Travmatik bir olay yaşandığında sağ hemisferdeki duygu ile ilgili bölüm çalışıyorken sol hemisferdeki analiz sentez ve kognisyonlarla ilgili bölüm yeterince çalışamıyor.Bu da travmatik durumlardaki duyguyu hissetmemize izin verirken anının işlemlenip anlamlandırılarak ilgili kutuya koyulmasını engelliyor.Biz de sürekli bu travmatik anıyı hatırlamak ve olumsuz duyum ve duyguları yaşamak durumunda kalıyoruz.

    EMDR’ye göre rahatsızlıkların, olumsuz duygu, düşünce, davranış ve kişilik özelliklerinin arkasında uyum bozucu, işlev bozucu, işlenmeden ve izole bir şekilde depolanmış bu tür anılar yatar. Kişinin kendisi ile ilgili olumsuz inançları (örn: Ben aptalım), olumsuz duygusal tepkileri (başaramamaktan korkma) ve olumsuz somatik tepkileri (sınavdan önceki gece karın ağrısı) problemin kendisi değil, semptomları, bugünkü dışavurumlarıdır. Bu olumsuz inanç ve duygulara yol açan işlenmemiş anılar şimdiki zamandaki olaylar tarafından tetiklenmektedir.

    Doğal afetler, büyük kazalar, kayıplar, savaş, taciz, tecavüz gibi önemli travmaların yanı sıra, başta çocukluk çağı olmak üzere her yaşta yaşanan ve etkisi travmatik olan her tür yaşantı; günlük hayatta aile, okul, iş çevresinde yaşanan olumsuz olaylar, şiddete maruz kalmalar, aşağılanmalar, reddedilmeler, ihmal ve başarısızlıklar işlenememiş anılar arasında yer alabilirler.

    EMDR, bu izole anıların işlenmesini sağlamaktadır.Kilitli kalmış anı ile diğer anı ağları arasında ilişki kurulması, öğrenmenin sağlanarak bilginin adaptif bir şekilde depolanması mümkün olur. Danışan artık söz konusu anıdan rahatsız olmaz ve anıyı yeni ve sağlıklı bir perspektiften görür.

    EMDR terapisi ile sadece semptomlar ortadan kalkmaz. Kazanılan yeni bakış açısı sayesinde pozitif inançlar ve olumlu duygular kişinin kendisine, ilişkilerine, dünyaya bakışını da olumlu yönde değiştirerek kişisel gelişimini sağlar.

    EMDR Terapisi Nasıl Uygulanır?

    EMDR terapisinde 8 aşamalı, üç yönlü (geçmiş, şimdi, gelecek) bir protokol uygulanır. Hedef, geçmişte yaşanan anıların yeniden işlenerek duyarsızlaşmanın sağlanması, bugünkü semptomların tedavisi, danışanın gelecekte karşılaşacağı benzer sorunlar karşısında, kazandığı olumlu inanç ve duyguların geliştirdiği yeni bakış açısının yönlendirdiği davranışları gösterebilmesidir.

    EMDR Protokolü

    Danışan Geçmişi: Semptomlar ve sorunların kaynağı olan anılar ve gelecekle ilgili hedefler belirlenir ve tedavi planı oluşturulur.
    Hazırlık: Danışan EMDR hakkında bilgilendirilir, işlemlemeye hazır hale getirilir.
    Değerlendirme: Terapist, danışanın hedef anıyı temsil eden resmi, bu resimle ilgili bugünkü negatif inancını ve duygularını, bedenindeki hislerini ve yerini ve arzuladığı pozitif inancını belirlemesine yardımcı olur.
    Duyarsızlaştırma: Bu aşamaya danışanın anıyı temsil etmek üzere seçtiği resme odaklanması, negatif inancını düşünmesi, negatif duygularını yaşaması ve tüm bunların bedeninde yarattığı değişimi hissetmesi ile başlanır. Ardından danışan zihnini serbest bırakır. İçeriğini veya nereye doğru gittiğini kontrol etmeden zihninden geçen herşeyin farkına varır.

    Duyarsızlaştırma aşamasında danışan travmatik anıyı gözünde canlandırır,uyumu bozan inanışı veya olumsuz bilişi söze döker,beden duyumlarına odaklanır.Terapist işaret parmağını 12 ila 24 kez hızlı bir biçimde ve düzenli olarak sağa sola hareket ettirirken danışan gözleriyle bu hareketi takip eder.Daha sonra danışan gelen duygu,düşünce,görüntü ve beden duyumlarını paylaşır.Her bir set bu şekilde tamamlanır.Aynı zamanda, çift yönlü işitsel uyarım, çift yönlü dokunma gibi farklı uyarımlardan da yararlanılmaktadır.Bunun için özel bir cihaz da kullanılabilmektedir.

    Danışanının zihninden geçenlere ve göz hareketlerine aynı anda dikkatini vermesinin, beynin sağ ve sol yarımküresini ilişkiye geçirdiği düşünülmektedir.

    Beyin, yaşantılardan gelen bilgiyi REM uykusu (Hızlı Göz Hareketli Uyku) sırasında işler. EMDR’de uygulanan çift yönlü göz hareketlerinin benzer bir fizyolojik etkiyi, uyanıkken sağlayabildiği öngörülmektedir.

    Setler esnasında travmatik anı silikleşebilir, bir çağrışımlar dizisi ortaya çıkabilir, duygu boşalması oluşabilir . Anıların yoğun biçimde hücum etmesi ya da blokaj gibi süreci güçleştiren tepkiler de olabilir.

    Terapist her setten sonra, danışana zihninden geçenleri sorar, işlemlemeyi kontrol eder ve tüm süreçte danışana rehberlik eder. Anı ve danışanın kendisi ile ilgili pozitif düşünce ve inançları (örn: Elimden gelen herşeyi yaptım) arasında bağlantı kuruluncaya ve anı daha az rahatsızlık verir hale gelinceye kadar işleme sürdürülür.

    Yerleştirme: Danışanın olumsuz inanç yerine koymak istediği olumlu inancını pekiştirmek amacıyla setler uygulanır.

    Beden Tarama: Danışanın bedenini taraması ve rahatsızlık veren bir duyum varsa işlenmesi sağlanır.

    Kapanış: Terapist danışana geribildirimde bulunur, gerektiğinde rahatlatacak bazı teknikleri uygular, seanstan sonra neler olabileceğini anlatır. Psikolojik tepkileri hakkında kısa notlar almasını ister.

    Yeniden Değerlendirme: Bir önceki seansın değerlendirilmesi yapılır. Terapist önceki seansta ulaşılmış pozitif sonuçların yerleşip yerleşmediğini kontrol eder. Ayrıca danışandan gelen yeni verileri değerlendirir. Bu değerlendirmeler sonucunda işlemleme süreci devam eder veya diğer anılarla çalışılmaya başlanır.

    İşlenmemiş, geçmiş ve yakın zaman anı veya anıların işlenmesi tamamlandığında bugünkü rahatsızlık veren semptomlar da büyük ölçüde kaybolur. Yine de her bir semptom tekrar taranır ve gerekirse işlenir. Böylece protokolün Geçmiş ve Bugün aşamaları tamamlanır ve Gelecek aşamasına gelinir.

    Terapist danışandan daha önce belirlenmiş, işlevsel olmayan tepkileri harekete geçiren her bir güncel tetikleyici durum için arzu ettiği davranışları belirtmesini ister. Terapist ve danışan beraber arzu edilen davranışların sergilendiği senaryolar hazırlar. Danışan bu senaryoları adım adım hayalinde yaşar ve rahatsızlık veren noktalarla karşılaşılırsa işlenir. Gerekirse danışana yeni bilgi ve beceriler kazandırılır. Böylece danışanlar daha önce sorun yaşadıkları durumlarla başetmeye hazır hale gelirler

    EMDR tedavisinin ne kadar süreceği sorunun tipi, danışanın bugünkü yaşam koşulları, önceki travmaların sayısı ve etkisi ile bağlantılıdır.

    Hem terapist olarak kendi uygulama pratiğimden hem de danışan olarak yaşadığım deneyimlerden hareketle şunu söyleyebilirim EMDR son derece hızlı ilerleyen ve işe yarayan bir teknik.

  • Bireysel Psikolojik Danışma

    Bireysel Psikolojik Danışma

    Bireysel psikolojik danışma nedir?
    Bireylerin kendilerini daha iyi tanımalarına, davranışlarını anlamalarına ve kendilerini geliştirmelerine yardım eden; karşılaştıkları akademik, kişisel ve sosyal problemleri ile baş etme becerilerini kazanmalarını amaçlayan, psikolojik danışman ve birey arasında birebir gerçekleşen ve gizlilik esasına dayalı bir süreçtir.

    Bireysel psikolojik danışma yardımı almak ne işime yarar?
    Herkesin hayatında kişisel, sosyal ya da akademik konularda, objektif bir bakış açısına, dinlenilmeye ve farklı yollar bulmaya ihtiyaç duyduğu dönemler olabilir. Bu dönemlerde, gelişiminizi ilgilendiren konuları ve kişisel sorunlarınızı güvenli bir ortamda, bu alanda profesyonel olan bizlerle konuşabilirsiniz.

    Kişinin sorunlarına karşı dayanıklılık kazanması yada kendisi ve hayatı hakkında karar vermede zorlandığında kendi hayatı için en doğru kararları eskiden alabilirken şu anda bunu neden yapamadığının yine danışmanla birlikte ele alınması ele alınması ve danışanın kendi doğrularına ulaşmasının sağlanması önemlidir…tüm kararlar bizzat sorumluluklarını üstlenebilecek yetişkin bişreyler olarak danışanın kendisine aittir.şayet bunu yapacak durumda diyorsa danışan bu yeterliğe kavuşması için desteklenmesi ve sağlığına kavuşması meslek profesyonellerininbirincil hedefi ve görevi olacaktır şüphesiz.. Danışan geçici olarak ve sağlığına , dengesine kavuşana dek ihtiyacı olduğu bu dönemde psikolojik danışman yada psikoterapist bir yardımcı –yedek ego rolü üstlenir.

    Psikolojik danışmanlık psikolojik sorunların derinleşmesini önleyici bir psikolojik destek vermektedir. Psikolojik danışman eğitim alanında da bireylerin yönelimlerini ve yeteneklerini gözden geçirerek bireyin doğru kararlar almasına yardım eder.
    Kişinin kendi yaşamını ve sorunlarını berraklaştırarak gözden geçirmesin de yardımcı olur ..
    Psikolojik danışman eğitim alanında da bireylerin yönelimlerini ve yeteneklerini gözden geçirerek bireyin kendisi için en doğru kararları alabilecek duruma gelmesini sağlar.

  • Kişisel Gelişim

    Kişisel Gelişim

    İnsanlar potansiyel ile doğar. Ancak dünyada bir iyiler ve bir de, daha da iyiler vardır. Yani insan fiziksel olduğu kadar nitelik olarak da gelişebilir. Kişinin herhangi bir alanda sahip olduğu potansiyeli biraz daha öteye taşıması işine kişisel gelişim diyebiliriz. Kişisel gelişimin en temel noktası, kişinin kendini tanımasıdır. Kişinin kendini tanıması, hangi alanlarda ne durumda bulunduğunu belirlemesi ve eksik olduğunu düşündüğü alanlarda kendini geliştirmeye karar vermesi, kişisel gelişim sürecinin başladığı andır.
    Ruh ve zihinsel sağlığı düzgün bireylerin, belli bir metodolojiye dayalı olarak;
    1-hedefleri netleştirmek
    2-kararsızlıkları aşmak
    3-bakış açısını değiştirmek
    4-fark yaratmak
    5-motivasyonu yükseltmek
    6-zamanı iyi yönetmek
    7-özgüveni arttırmak8-kendini deneyimlemek (deneyim kazanmak)
    9-başarı odaklı olmak
    10-değişime, çağa ayak uydurmak
    11-imaj yenilemek
    12-sosyal iletişim gibi konularda aldığı eğitime Kişisel Gelişim denir.
    Kişisel Gelişim; kişinin kendisini geliştirmesidir.
    Kişisel Gelişim; hedeflerimize ulaşmada bizi motive eden bir çok teknik ve strateji içeren süreçtir.
    Kişisel Gelişim; başkalarıyla iyi ilişkiler ve iletişim kurmada adımlar atmaktır.
    Kişisel Gelişim; içimizdeki olumsuz düşünce, yargı ve inanç kalıplarını değiştirerek olumlu olan
    yeni düşünce, yargı ve inanç kalıplarını benimsemektir.
    Kişisel Gelişim; İnsanın bulunduğu hal ve durumundan, kendisinin en yüksek potansiyelini ortaya çıkartmasıdır.
    Kişisel Gelişim olarak tanımladıklarımız kişinin en yüksek potansiyelini açığa çıkartmada, bu potansiyeli en iyi şekilde oluşturmada ve kullanmada katkısı olacak olan yollardan sadece bir kaçıdır. Ne hedefler belirlemek, ne iyi ilişki ve iletişim içinde olmak, nede düşünceleri, inançları, yargıları değiştirmek tek başına Kişisel Gelişim demek değildir. Bunlar kişilikte ve yaşamda gelişimlerdir. Kişisel Gelişime katkısı olan olumlu yaşamsal gelişimlerdir. Ve her insan ister istesin, ister istemesin değişimin içinde yer alır.
    Kişisel Gelişim, yaşamsal süreklilik olan değişimden farklıdır. Yaşamsal süreklilik, kişinin yaşadıkları, olaylar, kişilerle ilişkileri, edindiği deneyimsel bilgilerle etkili değişim sağlar. Bu kişilerin bilinçsiz değişimine neden olur. Kişisel Gelişim bilinçli değişimi gerektirir. Kişiler yeteneklerini, bilgi ve davranışlarını, kişisel meziyetlerini bilinçli seçimlerle belirli bir yöne ve yola programladıklarında meydana gelir.
    Kişisel Gelişim her insanın şu anki hal ve durumundan kendisinin en yüksek hal ve durumuna geçiş yapmayı bilinçli olarak istediği anda başlar. Bilinçli değişimi istediğimiz anda bunun adının ne olduğunun da bir önemi yoktur aslında. Önemli olan bu dünyada varolan ve olduğunu sandığı kişiden daha farklı bir kişi olabileceğini bilen herkesin, sonunda kendisinin en yüksek halinin olduğu yola adım atmış olmasıdır.
    İnsanlar hayatları boyunca büyüyebilir, öğrenebilir ve gelişebilir ve bunu yapabilmeleri hayatın birçok alanına etki eder. Kişisel büyüme hem iş hem de ilişki hayatında gereklidir. Kişisel gelişimin sorumluluk, öğrenme, davranış ve yaklaşım gibi birçok elemanı vardır. Bu alanları geliştirmek için uğraşmak iş hayatımızda daha iyi fırsatlar ve sağlıklı ilişkiler olarak geri döner.
    İş Hayatı
    Kişisel büyüme ve gelişme iş hayatı ile alakalıdır. İşverenler öğrenen ve gelişen çalışanlar istemektedir. Daha bilgili hale gelebilen ve pozisyonlarına daha uyumlu hale gelebilen elemanlar sabit kalan elemanlardan daha değerlidirler. İdeal bir eleman bir pozisyondan daha fazlasını anlayabilir ve kavrayabilir bu da organizasyon içinde yüksek esneklik sağlar.
    İlişkiler
    İlişkiler genellikle iki tarafında enerji ve eforunu gerektirmektedir. Bir insan gelişip büyüyebildiğinde bu sağlıklı ilişkiler kurmasına yardımcı olur. Ayrıca ona destek veren birinin olması potansiyelini geliştirip büyüyerek daha tam bir insan olmak isteyen birine son derece yardımcı olur.
    Sorumluluk
    Kişisel büyüme için bir alan da sorumluluktur. Sorumluluk duygusuna sahip olmak büyüklük ve olgunlukla eşleştirilir. Sorumluluklarınızı tamamlamak ve yeni sorumluluklar almak özellikle iş yerinizde önemlidir. İşverenler işçilerini görevlerini tamamlamada ne kadar iyi olduklarını inceleyerek değerlendirirler. Sadece toplantılarda belirlenen sorumluluklardan ziyade ekstra sorumluluk almayı isteyen elemanların daha iyi maaşlar ve daha iyi pozisyonlarla ödüllendirilmeleri daha mümkündür. Sorumlu olma yeteneğini geliştirmek bireyin kariyerinde gelişmesini kolaylaştırır.
    Öğrenme
    İnsanlar yeni yetenekler geliştirerek ve yeni şeyler öğrenerek büyürler. Bir kişinin gelişimi için başka bir yöntem ise eğitimidir. Eğitim iş dünyasında önem gören bir şeydir ve daha çok öğrenme şansı sunan enstitüler kişisel büyümeye daha fazla olanak sunarlar. Kolej ve üniversiteler kritikal düşünceyi öne çıkartırlar. Bu kaynağı kullanarak bir çalışan kariyerinde daha ilerilere adım atabilir.
    Yaklaşım
    Gelişirken ve büyürken bir kişinin yaklaşımı daha iyiye doğru gidebilir. Özgüven öğrenilen yeni yeteneklerin ve bilgiler ile birlikte gelişir. Bir kişi kendisine ne kadar saygı duyarsa karşısından da o kadar saygı görür ve gösterir. Gelişmiş bir yaklaşım daha çok büyüme ve gelişmeye yol açar ve bireye tam potansiyeline ulaşmasını sağlar. Daha iyi yaklaşım sahip olan biri daha çok şey başarabilir. İşverenler çok şeyi halleden iyi yaklaşımlı elemanlarını fark ederler. Bu tipte çalışanlar daha çok terfi alır ve finansal kazancı daha fazla olur.
    Kişisel Gelişimin Faydaları
    Kişisel gelişim bireyi çok yönlü geliştirmeyi amaçlar. Çünkü insanı sosyal hayatta etkili, verimli, güçlü kılmanın yolu bilgi yapılandırmasıdır. İnsan bunu ancak farklı öğrenmeler gerçekleştirerek yapar. Bu öğrenmeler arasında ilişki kurduğu takdirde yaratıcı düşünme becerisi kazanabilir. İşte kişisel gelişim ile bu amaçlanarak, birey bu potansiyel ve ilişkileri güçlendirip geliştirerek yapılandırmaktadır.
    Kişisel gelişim ile nitelikleri gelişen birey, artık çevresiyle olan etkileşim ve iletişimde daha gelişkendir. Artık sosyal yaşamda daha etkili, verimli ve mutlu olur. Bu fayda yada yatırım da diyebiliriz, insana değil tüm topluma yapılmıştır aslında. Çünkü insan sosyal bir varlık olduğundan çevresini etkileyebilir veya çevresinden etkilenebilir. Bu etkileşimler çok yönden gelişmiş toplumlar, popülasyonlar meydana getirecektir.

  • Kaygı ve Kaygı Bozukluğu

    Kaygı ve Kaygı Bozukluğu

    Her insan,günlük yaşamında sağlık,sınav,iş,aile problemleri gibi birçok farklı konular ile ilgili kaygı duyabilir.Kaygı,insan için doğru şekilde kullanıldığında ve belirli bir düzeyde olduğunda yalnızca normal değil aynı zamanda uyumsal ve işlevselliğimiz için yaşamsaldır.Uyarıcı niteliktedir,olası tehditlere karşı çözüm bulunmasını ve çözümlerin hayata geçirilmesini sağlar.Örneğin;bir sınava girmek üzereyken,başarısız olma endişesi,yeterli derecede sınav hazırlığına neden olur.Dikkati ve konsantrasyonu arttırır.

    Anksiyete Bozukluğu yaşayan kişilerde ise endişe hali sürekli,nedeni olmayan,nedeni olsa bile durumla uygunsuz,aşırı ve denetlenemez niteliktedir.Kişinin günlük,sosyal ve mesleki yaşamını olumsuz yönde etkiler;kişi kendini denetleyemez,sakinleştiremez.

    Anksiyete Bozukluğu çocukluk dönemi ve genç yetişkinlik döneminde başlar,sinsi bir gelişim gösterir.Çocukluk dönemi travmaları,genetik faktörler,kişilik özellikleri,stresli yaşam olayları kaygı bozukluğunun oluşumunda etkilidir.Belirtilerde dönem dönem iyileşmeler görülebilir ancak stresli yaşam olaylarında alevlenmeler göstermekte ve çoğunlukla kötüleşmektedir.

    Anksiyete Bozukluğu Belirtileri

    -Aşırı ve kontrol edilmesi zor endişeler

    -Kas gerilmesi

    -Huzursuzluk

    -Çabuk sinirlenme

    -Sebepsiz yorgunluk

    -Uyku problemleri ( uykuya dalmakta güçlük,gece sık sık uyanma,en ufak seste irkilme)

    -Dikkat bozukluğu ve konsantrasyon güçlüğü

    -Titreme ve seyirmeler

    -Terleme

    -Kalp atışlarında hızlanma,çarpıntı hissi

    -Yutma güçlüğü

    -Mide bulantısı

    -Nefes darlığı

    -Göğüste ağrı ve sıkışma

    -Boğulma hissi

    -Otokontrolünü yitirme hissi

    Anksiyete Bozuklukları DSM V’e göre tanımlanmaktadır.Yaygın anksiyete bozukluğu,Panik bozukluk,Agorafobi,Özgül fobi,Sosyal kaygı bozukluğu,Ayrılma kaygısı bozukluğu,Selektif mutizm olarak birincil kaygı bozukluklarını içermektedir ve kişinin birden fazla kaygı bozukluğu olabilir.

    Kaygı ile ilişkili semptomların diğer nedenleri ise Obsesif-kompulsif bozukluk,Travma sonrası stres bozukluğu,Akut stres bozukluğu,Çekingen kişilik bozukluğu,Majör depresif bozukluk için kaygılı sıkıntılı belirteci,Somatizasyon bozukluğu ve Hastalık kaygısı (hipokondriazis) bozukluğudur.

    Anksiyete Bozukluğu Tedavisi

    Değerlendirmede ilk yapılması gereken,belirtilerin herhangi bir fiziksel rahatsızlıktan kaynaklanıp kaynaklanmadığını belirlemektir.

    Anksiyete tedavi edilebilir bir bozukluktur.Psikoterapi ya da ilaç tedavileri uygulanabilir.Bir kişi için uygun olan tedavi,bir başka kişi için uygun olmayabilir.Kapsamlı değerlendirme sonucunda, hastalığın seyri ve şiddetine göre uzmanlar tarafından uygun tedavi yöntemi belirlenir.

    Psikoterapinin temel hedeflerinden biri,bozukluğun oluşumuna ve kişide şikayetlere neden olan altta yatan faktörlerin belirlenmesi ve buna uygun tedavi planının yapılmasıdır.Terapi süresince,kişide kaygıyı alevlendiren tetikleyicilerin belirlenmesi,düşünce,duygu ve davranışların anlamlandırılması,kaygının kontrol altına alınması şeklinde birden çok hedefe ulaşılması amaçlanmaktadır

  • Çocuğum Tuvalet Eğitimine Hazır Mı?

    Çocuğum Tuvalet Eğitimine Hazır Mı?

    Tuvalet eğitimi konusunda anne ve babaların yapıcı tutumlarından önce çocuğun ileriki yaşamını da zorlaştıracak,kişilik yapısını etkileyecek,birtakım davranış bozukluklarına sebep olabilecek bir davranıştan söz etmek gerekir ; “zorlama”. Ebeveynler zaman zaman bir an önce bu alışkanlığı çocuklarına kazandırmak için aceleci bir tutum sergileyebilir,çocuğu henüz hazır olmadığı bir duruma itebilir.Oysaki bu faaliyet için yeterli düzeyde kas kontrolü gerektiğinden zorlamaya gitmek anlamsızdır.Aksi takdirde çocuk, ciddi bir stres yaşar,inatlaşır ve duygusal bir yük hisseder. Tuvalet eğitimi konusunda endişelenmemek gerekir.Çocuğa sabırla,zorlamadan,şefkatle yaklaşıldığında tuvalet eğitimi sorun olmaktan çıkacaktır.Tuvalet eğitimine başlamadan önce dikkat edilmesi gereken bazı faktörler vardır.

    1. Uygun yaş

    Tuvalet eğitimi 18-24 yaş arasında başlamaktadır ancak bazı çocuklar 18 ayda buna hazırken bazıları 25inci aya kadar sarkan bir süreç yaşayabilirler. Çocuğunuz çişini gün boyunca,defalarca az az yapmak yerine birkaç kere ancak yeterli miktarda yapabiliyor mu? Genellikle birkaç saat boyunca bezi kuru kalabiliyor mu? Tuvalete gitme ihtiyacını yüzüyle,mimikleriyle veya duruşuyla belli ediyor mu? sorularının cevapları size çocuğunuzun hazır olup olmadığını gösterecektir.

    1. Bedensel Hazırlık

    El ve parmak koordinasyonu yeterince gelişmiş çocuklar tuvalet eğitimine uygundur. Nesneleri kavrayabiliyorsa,bir şeyleri takıp çıkartabiliyorsa el ve parmak koordinasyonu gelişmiştir.

    3. Zihinsel Gelişim

    Zihinsel olarak çocuğun ebeveyninin isteklerini anlaması,cevaplandırması ve davranışsal tepkiler verebilmesi gerekir. Bunun için belirli kriterler göz önünde bulundurulabilir ; Yüzündeki organları gösterebiliyor mu, belirli bir yere kendi gidebiliyor mu,basit işleri taklit edebiliyor mu,istediğiniz belirli bir oyuncağı getirebiliyor mu,bir objeyi başka bir yere yerleştirmesini istediğinizde yerleştiriyor mu? Çocuğunuz bunları yapabiliyorsa zihinsel olarak da hazırdır.

    Çocuğumun Hazır Olduğunu Düşünüyorum,Şimdi Ne Yapmalıyım?

    Hiçbir zaman çocuğu zorlamayın,inatlaşmaya girmeyin,güç savaşına dönüştürmeyin.

    Her yemekten sonra birkaç dakika çocuğunuzu tuvalete oturtabilirsiniz.

    -El,yüz ve beden hareketlerini iyi takip edip,ihtiyacı olduğunu anladığınızda tuvalete götürebilirsiniz.

    -Oyun oynarken tuvalet temasını kullanabilirsiniz ( tuvaleti gelen bir bebeği oynayıp,annenizden sizi tuvalete götürmesini isteyebilirsiniz.)

  • Çocuğunuzu Nasıl Sakinleştirebilirsiniz

    Çocuğunuzu Nasıl Sakinleştirebilirsiniz

    Çocuklar gün içinde birçok korku,kaygı hissedebilir ve bu korku ve kaygıya bağlı olarak stres yaşayabilirler. Ebeveyn olarak bunu fark ettiğinizde çocuğunuzu sakinleştirmek için bir takım yöntemler uygulayabilirsiniz.

    “Ben yanındayım,korkmana gerek yok”

    Çocuğunuz hangi nedenden korkmuş ya da kaygılanmış olursa olsun güvenli bir limana yanaşarak rahatlamak ister.Endişesinin bir an önce yatışması içinse tensel temas ve sözlü iletişim en etkili yoldur. Çocuğunuzu nazikçe kucağınıza alıp ona sarılarak onun yanında olduğunuzu,artık korkmasına gerek olmadığını çünkü sizin yanınızda güvende olduğunu dile getirin. Çocukta belirgin bir sakinleşme görene kadar buna devam edebilirsiniz. Her çocuğun ihtiyacı ve yatışma süresi birbirinden farklıdır.

    Hadi biraz neler yaşadığından konuşalım”

    Çocuğun yaşadığı sıkıntıyı anlatması da rahatlamasına yardımcı olacaktır. Çocuğunuzla baş başa olabileceğiniz bir ortam yaratıp onu rahatlatırsanız size sıkıntı yaşadığı konu hakkında açılabilir.Çocuğunuzu mümkün olduğunca yorum yapmadan,lafını kesmeden dinleyin. Mümkün olduğunca detaylı anlatmasına izin verin. Ancak bazı çocukların hemen konuşmak istemeyeceğini de unutmayın çocuğunuzu zorlamadan istediğinde gelip sizinle konuşabileceğini belirtin.

    “Sen korkuna neler söylemek istersin?”

    Çocuğun hissettiği duyguyu daha da somutlaştırıp anlamasına yardımcı olmak adına çocuğunuzla bir oyun oynayabilirsiniz. Çocuğunuza kendi odasından “korku” olarak adlandıracağı herhangi bir şey seçtirin ve karşısına koyun ona neler söylemek istediğini sorun ve konuşmasına izin verin. Bu korku nesnesi daha sonra çocuğunuzun hissettiği tüm olumsuz duygularda konuşturabileceğiniz bir duyguya dönüşebilir ve çocuğunuza olumsuz duygularıyla baş etmesi adına bir yol sunmuş olursunuz.

    “Korkunu çizebilir misin?”

    Çocuklar yaşadıkları olumsuz duyguları anlamlandırmakta zorlandıkları için daha çok stres hissederler. Çizim yapmak, duygusunu daha iyi tanıması ve rahatlamasına yardımcı olacaktır.

    “Hadi birlikte bunun sonunu değiştirelim”

    Çocuğunuzun yeteri kadar sakinleştiğine inandığınızda birlikte korktuğu olayı canlandırın. Çocuğunuz yerine siz geçin,olayı başından itibaren aynen canlandırın ancak sonunda korkmak yerine neşeli bir şeyler yapabilirsiniz. Burada çocuğun yaşadığı olayın etkisinden çıkmasına yardımcı olmuş olursunuz. Aynı zamanda çocuk,farklı seçenekler olduğunu görmüş olur.

    “Bir daha buna benzer bir şey hissedersen,neler yapabileceğine bir bakalım”

    Çocuklar olumsuz bir duygu hissettiklerinde neler yapacaklarını bilemedikleri için stres seviyeleri daha çok artabilir. Bu yüzden olumsuz duyguları hissettiklerinde yapabilecekleri şeylere dair bir plan sunmak onları rahatlatabilir.

    • Önce derin bir nefes alabilirsin.

    • Yüzünü yıkayabilir, sonrasında çok sevdiğin müziği açabilirsin

    • Annenle,babanla,evde bakım veren kişilerle ya da öğretmeninle konuşabilirsin

    • Yastığına sarılabilirsin

    Bu örnekler çocuğunuzun ihtiyaçlarına,yapmaktan hoşlandığı şeylere göre çeşitlendirilebilir.

    “Senin için ne yapabilirim”

    Çocuğunuzun ihtiyacını her an kestiremiyor olabilirsiniz. Ona neye ihtiyacı olduğu hakkında konuşma fırsatı verirseniz hissettiği olumsuz duyguların da kabul gördüğünü anlar,rahatlar aynı zamanda da sakinleşmesi için gerçekten neye ihtiyacı olduğunu anlamanız için bir şans elde etmiş olursunuz.İhtiyacı karşılanan çocuk da çok daha rahat sakinleşir.

  • Ergenlerin Yaşayabileceği Stres Faktörleri

    Ergenlerin Yaşayabileceği Stres Faktörleri

    Ergenlik dönemi birçok açıdan stres ve kaygı uyandıracak durumlar içerir. Her şey yolunda giderken bir anda günlük hayatın içinden birçok durum ergen için büyük bir stres kaynağına dönüşür. Kısa bir sürede bir çok duyguyu yaşıyor olmak ve bunlarla nasıl başa çıkacağını kestirememek ergende gerginlik yaratır.

    Ebeveynlerin bu dönemle ilgili çocuklarının neler yaşayabileceğini bilmesi karşılıklı daha anlayışlı ve etkili bir iletişim için önemli olacaktır. Ergen bireyde neyin stres kaynağı oluşturabileceğini bilmek ebeveynler için de bu dönemi daha kolay atlatılabilir kılmaktadır.

    Okul Yaşamı

    Okul hayatında akranlarla yaşanan problemler,bu dönemde başlayan karşı cinsle ilişkilere bağlı olarak yaşanan hayal kırıklıkları,gelecek kaygısı – ne yapmak istiyorum,nerede olacağım,istediğim okulu kazanabilecek miyim? – , verilen ödev ve sorumluluklar bireyde stres yaratabilmektedir.

    Bu dönemde ebeveyn olarak destekleyici olmak gerekir. Okulda yaşadığı problemlerle ilgili üzerine gitmeden istediğinde sizinle konuşabileceğini bilmesi,ödev ve sorumlulukları için belirli bir saatin olması,zaman yönetiminin ayarlanması,geleceğiyle ilgili netleşmesinin sağlanması bireye yardımcı olacaktır.

    Ev Yaşamı

    Aile bireyleri arasında anlaşmazlıklar,ebeveyn kavgaları,kardeş kavgaları,evde sürekli devam eden huzursuzluk hali,kalabalık ev ortamı,ergenin özel alanının olmaması,kontrolcü ebeveynler ergenlik yaşamını daha da zorlaştıran durumlardır.

    Çatışmalara ortaklaşa çözüm bulunmaya çalışılması,duyguların açıkça konuşulması,bireye mümkünse özel bir oda verilmesi,özel alanına saygı duyulması yatıştırıcı faktörler olacaktır.

    Vücutta Yaşanan Değişiklikler

    Ergenlik döneminde vücutta birçok değişiklik meydana gelir. Sivilcelenme,ses kalınlaşması,kilo alımı,tüylenme gibi birçok belirgin değişiklik ergen bireyin olumsuz bir algıya kapılarak kendini beğenmemesine yol açabilir. Bu durum içine kapanma,depresyon,öfke gibi duyguları açığa çıkartarak huzursuz bir dönem geçirmesine sebebiyet verir.

    Sağlıklı beslenme ve spora teşvik etmek bireyin kendisini daha iyi hissetmesine yardımcı olur.

    Kimlik Bocalaması

    “Ben kimin,nereye ve neden bağlıyım,ne için yaşıyorum,ne istiyorum..” gibi birçok çeşitlendirilebilecek sorularla boğuşulan bir dönemde ergen birey,kendine bu gibi sorunların cevaplarını arayarak kimlik oluşturmaya çalışır. Yanıtları bulma aşamasında fazlaca sorgulamak kişide depresyona neden olabilir.

    Bu dönemde ergen birey zaman zaman ebeveyni ile iyi geçinirken bazen de bir şey paylaşmayı reddeder,olumsuz bir tutum sergileyebilir. O yüzden rahatça her şeyi konuşabileceği, paylaşmaktan zevk aldığı belki bir aile dostuyla,okuldaki hocasıyla yahut ailenin güvendiği bir kimse yoksa psikoloğa gitmeye teşvik etmek bu süreci daha rahat atlatmaya yardımcı olur.

  • Çocuk Depresyonu

    Çocuk Depresyonu

    Depresyon, çoğunlukla sırf yetişkinlerin yaşayabileceği bir hastalıkmış gibi görülse de çocukluk çağının her döneminde rastlanılabilir bir durumdur. Burada önemli olan depresyon ip uçlarını iyi takip edebilmek ve gerektiği noktada bir uzmandan yardım almaktır.

    Belirtiler Nelerdir?

    • Depresyondaki çocuk genelde mutsuzdur

    • Eskiye oranla daha az neşelidir

    • Önceden zevk alarak katıldığı aktivitelere karşı ilgisizdir

    • Kilo alımı veya kilo kaybı yaşarlar

    • Az yada çok uyuma gibi uyku problemleri

    • Yorgunluk ve enerji kaybı görülür

    • Dikkati yoğunlaştırmada zorlanma, konuyu anlama ve ifade etmede güçlük yaşamaları nedeni ile okul başarısında düşüşler olur

    • Kendileri ile ilgili ben başarısızım gibi negatif düşünceleri vardır ve bu nedenle özgüven problemi yaşarlar

    • İntihar düşünceleri ve girişimleri olabilir.

    • Bedensel yakınmalar görülür.

    • Hiçbir neden yokken suçlu,kızgın ve değersiz hissetme görülebilir.

    Çocuğum sadece kötü bir haftada mı geçiriyor yoksa depresyonda mı bunu nasıl ayırt edebilirim?

    1. 3 hafta boyunca semptomları gözlemliyorsanız,

    2. Hayatının her alanında ( okulda,oyun oynarken,en sevdiği şeyleri yaparken de ) bu semptomlardan biri veya birkaçı görüyorsanız,

    3. Semptomların şiddeti veya sayısı artıyorsa,

    çocuğunuzun depresyonda olduğundan şüphelenebilirsiniz.

    Depresyondaki Çocuğuma Nasıl yardım edebilirim?

    1. Depresyonu ve semptomlarını iyice anlamak!

    Eğer yaşadığınız süreç hakkında bilgi sahibi olursanız,çocuğunuzun neler hissettiğini anlamaya çalışırsanız ne kendinizi ne çocuğunuzu suçlarsınız. Bu dönemde zaman zaman çaresiz hisseden ebeveynler çocuklarına öfkelenebilir,kendilerini suçlu hissedebilir ya da sanki hiç düzeltilemez bir durum yaşıyormuşçasına üzüntü hissedebilirler. Halbuki bunun gerekli müdahaleler yapıldığında geçecek bir süreç olduğunu bilmek, çocuğunuza karşı daha anlayışlı olmak durumu kolaylaştıracaktır.

    2.Aşırı tepki vermeyin,sakin kalın!

    Bizim başımıza neden bu geldi,çocuğum düzelecek mi gibi endişeler yaşamak,çocuğu bir an önce iyi hissetmesi adına bir çok aktiviteye,hediyeye boğmak,çok özel bir durum yaşadığını hissettirip fazla sakınmak çocuğunuzu daha çok baskı altında hissettirebilir,olabildiğince normal ve sakin davranın.

    3.Yanında olduğunuzu hissettirin!

    Anlayışlı olun, çocuğunuzun her zaman sizinle konuşabileceğini,istediği zaman sizden yardım alabileceğini ve çözümü birlikte bulmak için çaba sarf edeceğinizi bilmesini sağlayın. Bu sadece sözel ifade yoluyla değil,ihtiyacı olduğunda sarılmakla,istemediği zaman konuşmamasına izin verip saygı göstermekle,üzerine gitmemekle de gösterilebilir.

    4.Yardım alın!
    Eğer belirtiler uzun süreli oluyorsa ve başa çıkamayacağınızı düşünüyorsanız yardım almaktan çekinmeyin.

  • Özgüvenli Çocuk Yetiştirmek İçin 6 Öneri

    Özgüvenli Çocuk Yetiştirmek İçin 6 Öneri

    Çocuk, ailede ne deneyimliyorsa dış dünyaya da onu yansıtır dolayısıyla anne,baba ve aile içinde edindiği bir takım tecrübelere göre kendisiyle ve çevresiyle ilgili bazı varsayımlarda bulunur ve geri kalan hayatını o varsayımlar üzerinden kurar. Özgüven anne-baba desteği ile içselleştirilen ve zamanla gelişen bir olgudur. Özgüvenli çocuk,karar verme gücünü ellerinde tutar,seçmek ister,talep eder,hata yapsa bile denemekten vazgeçmez,iletişimde daha etkilidir,sorunu çözme eğilimi gösterir,daha aktiftir.Anne babalar bu özellikleri çocuklarına kazandırmak için bazı konularda hassas davranmalıdırlar.

    1. Önceliği çocuğunuza verin

    Yoğun tempolu işler yüzünden bazen anne-babalar çocuklarıyla yeteri kadar iletişimde bulunmazlar. Oysa çocuğunuzun sevildiğini bilmesi,kendisini önemli hissetmesi için ona zaman ayırmanız gerekir. Bir şey anlatmak istediğinde onu gerçekten dinleyin,eğer dinleyemeyecek kadar yoğun veya yorgunsanız size 15 dakika vermesini işini bitirip onu dinleyeceğinizi söyleyin ve dediğinizi yapın.

    2. “Süpersin,harika iş çıkarmışşın” gibi cümleleri çok sık sarf etmeyin

    Sıklıkla çocuğunuzun direkt olarak yaptığı resmi,ödevi..v.b beğenmek çocuğunuzda yaptığı iş ile sevilmeyi denk tutan yanlış bir algı yaratabilir. Önemli olan her zaman çabalamak ve gayret göstermektir. Motivasyon cümlelerinizi güncelleyin. Örneğin, “yaptığın resim çok harika olmuş” demek yerine “ seçtiğin renkleri çok beğendim,resmin ne kadar da renkli duruyor” deyin. Sonuca değil,sürece odaklanın.

    3.Seçim hakkı tanıyın

    Anne babalar bazen çocuklarına seçim hakkı vermenin kontrolü elden bırakmak olduğuna dair endişeye kapılırlar. Buradaki önemli nokta çocuğunuza sunacağınız seçenekleri sizin belirliyor olmanız.Yani çocuğunuzun yapmasından hoşlanmayacağı bir şeyi seçenek olarak sunmanız gerekmiyor. Örneğin; “ banyonu yemekten önce mi yapmak istersin yoksa sonra mı” bir seçenek sunmaktır ama burada banyo yapmak tartışmaya açık bir konu değildir.Çocuğunuz zamanı istediği gibi seçtiğinde,bir seçim hakkı olduğunu hissedecek,kendi kontrolünde bir şeyleri yaptığı duygusunu yaşayacak ve güvenli hissedecektir.

    4.Yardım isteyin

    Çocuğunuzdan zaman zaman yardım isteyin. Evde yapılan bir takım işlerde kendisinin de katkısı olduğunu hisseden çocuk,kendisini yardımcı ve işe yarar hisseder. Ayrıca birlikte ortak bir iş yapmak paylaşımınızı arttırır. Çocuğunuzun yaşına göre isteklerde bulunabilirsiniz. Örneğin siz yemeği hazırlarken o masaya tabakları dizebilir.

    5.Daha fazla “evet” deyin,kısıtlayıcı olmayın

    Çocuğunuza karşı çok kısıtlayıcı olmak ve istediklerine sıklıkla hayır demek,çocuğunuzda hayal kırıklığı ve çekince yaratabilir. Sürekli reddedilen çocuk bir süre sonra talep etmekten vazgeçer ya da öfkelenir.Belirli değişmeyen kurallar ve sınırlar çocuğun hayatında tabiki olmalıdır. Ancak sınırlarınızı zorlamayacak bir durum söz konusuysa,çocuğunuzun çok aşırı,tehlikeli istekleri yoksa elinizden geldiğince evet demek,kendine güvenini arttıracaktır.

    6.Çözümü sunmadan önce zaman tanıyın,çocuğunuz kendisi çözüm bulsun.

    Çocuğunuzun her karşılaştığı durumda çözümü sizin bulmanız, yaşadığı sorunlara hemen koşturmanız, çocuğunuzun problem çözmesini engellemeniz anlamına gelmektedir. Bir sıkıntıyla karşılaştığında “Biraz birlikte düşünelim,sence bunu çözmek için neler yapabiliriz” gibi bir tartışma konusu açıp çocuğunuzu çözüm bulmaya yüreklendirirseniz ona büyük bir iyilik yapmış olursunuz.

  • Depresyon Hakkında Bilgi

    Depresyon Hakkında Bilgi

    Azalmış cinsel istek bozukluğunun başlıca özelliği cinsel duygulanımdan yoksun olunmasıdır. Cinsel fantezilerin ve cinsel etkinlikte bulunma isteğinin az olması ya da hiç olmamasıdır. Bu rahatsızlığı değerlendirirken; kültürel, dini, sosyal, psikolojik ve bedensel özellikler mutlaka iyi irdelenmelidir.

    Birey genellikle cinsel etkinliği başlatmaz ya da eş başlattığında gönülsüzce yer alır ve onun isteğine göre yönlenir. Bu durumun uzun süre devam etmesi kadını hayal kırıklığına uğratır, hayır demeye korkarlar, hastalık ve yorgunluk bahaneleri olur. Bu durum kültürel ve sosyolojik yetişme durumlarından olabileceği gibi yaşanan psikolojik rahatsızlıklar sebebiyle de ortaya çıkabilir. En basiti ülkemizde yaşanan görücü usulü evlilikler sonucu yapılan istenmeyen evliliklerde yaşanılan eşe karşı isteksizliktir.

    Batı toplumlarındaki çalışmalarda, kadınların cinsel şikayetlerinin nedeninin %30-49’unu cinsel istek azlığı oluşturmaktadır. Ancak bu ülkemizde %8-15 arasındadır ve bunun nedeni olarak da bu durumun sorun olarak algılanmaması ve hekime başvurmamaktır. Önemli olan noktalardan birisi çiftin istek frekansının birbirine uyumlu olmasıdır. Bu problem sıklıkla kötüye giden ilişkilerde bir reaksiyon olarak da ortaya çıkabilmektedir. Burada evliliğin kuruluş biçimi, eşin cinselliğe yaklaşımı ve cinsel davranış özellikleri vb konularda dikkate alınmalıdır.

    Cinselliğin baskılandığı, yasaklandığı toplum ve kültürlerde cinsellikle ilgili yanlış bilgilerin edinilmesi, cinsel fobi, cinsellikle ilgili yanlış inanışların ve beklentilerin olması, küçüklükten itibaren cinsel dürtülerinin bastırılması ve her türlü cinsel etkinliği kafasından silerek soyutlanmasıyla ilerleyen sürecin sonucunda kadınların cinselliğe hatta kendi bedenine yabancılaşması kaçınılmazdır. Bir diğer sorunda bunun bir rahatsızlık olarak görülmemesi ve çözüm arayışına girilmemesidir.

    Tedavide kadının içinde bulunduğu cinsel sistemi değiştirerek onunda cinsel deneyime katılmasını sağlamak istenir. Bu nedenle ilişkideki çatışmaların ve dinamiklerinde gözden geçirilmesi gerekir ve eşin de bu terapilere katılması beklenir.