Kategori: Psikoloji

  • Saldırganlık

    Saldırganlık

    Psikologlar saldırganlığı zarar vermeyi ya da yok etmeyi amaçlayan herhangi bir fiziksel ya da sözlü davranış olarak tanımlamaktadır.

    Asıl önemli olan soru şu: saldırganlık neden kaynaklanıyor?

    Saldırganlığı etkileyen üç şey var; ilki biyoloji. İkincisi psikolojik ya da zihinsel etmenler. Sonuncusu da sosyo-kültürel etmenler. Bunlardan herhangi biri tek başına saldırganlığa sebep olmayabilir ama
    üçünün birleşiminin saldırgan davranışa yol açtığı düşünülmektedir.

    Biyoloji kısmını ele alacak olursak; biyolojinin üç tane unsuru var. İlki genler. Saldırganlığın genetik bir unsura da sahip olması gerekmektedir. Beynin yapısının da saldırgan davranışa etkisi
    önemlidir. Beyinde saldırganlığı kontrol eden bir nokta yok ama bunu engelleyebilen ya da çabuklaştırılabilen devreler var. Amigdala (nöronların oluşturduğu beyin bölümü) beyinde küçük bir yerdir ama aslında çok önemlidir. Çünkü korkuya verdiğimiz tepkinin kontrolüne
    burası yardımcı olur. Ve uyarıldığında saldırgan davranışı da tetikleme eğilimindedir. Saldırganlığı tetikleyen bir diğer beyin bölgesi de ön lobtur. Beynin bu bölgesi çok sayıda üst düzey görevden
    sorumludur. Yani plan yapma ve karar verme gibi şeyler. Bir diğer sorumluluğu da dürtü kontrolüdür. Bir diğer saldırganlık faktörü de testesteron hormonudur. Erkeklerde testisler kadınlarda ise; yumurtalıklar tarafından salgılanır. Erkeklerin kadınlardan daha saldırgan olmasının sebeplerinden biri testesteron hormonunun erkeklerde daha yoğun salgılanmasıdır.

    Saldırganlığı psikolojik olarak ele alacak olursak; engelleme-saldırganlık prensibine dayanır. Engelleme ve gerilim kızgınlık yaratır. Bu da kişiyi saldırganlığa teşvik edebilir. Herhangi bir şeyin gerilime sebebiyet verebileceği bilinir. Fiziksel bir acı ya da kalabalık bir ortamda bulunmak gibi şeyler. Ama saldırganlığa yol açabilen gerilimin umulmadık ana sebeplerinden biri sıcaklıktır. Laboratuvarda yapılan deneylerden birinde odadaki sıcaklık arttıkça, yalnız kalan kişi daha fazla gerilir. Yapılan araştırmalar göstermektedir ki yaz aylarında daha fazla şiddet suçu işlenmektedir. Aynı zamanda pekiştirme ve model olmanın da saldırganlığa yol açabildiği bilinmektedir.

    Son olarak da sosyo-kültürel etmenlerin etkilerinden bahsetmek gerekirse; bunlar toplumumuzda insanların içindeki saldırgan davranışı dışarı vurmalarına sebep olan şeyler. Örneğin; insanların grup içinde kendi hallerindeyken verecekleri tepkiye oranla, çok daha saldırganca tepki vermeye meyilli olduklarını biliyoruz, maç sonrası taraftar tepkisi gibi. Büyük bir insan grubunun içindeyken kimliksiz bir statü kazanılıyor. İnsanlar yeni durumlarla karşılaştıklarında nasıl davranacaklarından emin değillerse, toplumsal kodlamalara güvenmeye meyillidirler. Ya da nasıl davranacağına dair toplum tarafından belirlenmiş talimatlara meyillidirler.

    Fiziksel saldırı, sözlü saldırı ve hatta kötü niyetli dedikoduyu yayma gibi şeylerin hepsi saldırganlık olarak sayılabilir.
     

  • Deliryum

    Deliryum

    Akut veya ani ruhsal durum değişikliğidir. Demanstan farklıdır. Çünkü demans beyinde kademeli ilerleyen bir hastalıktır. Deliryum da tıpkı demans gibi dikkat, hafıza, biliş ve bilinç gibi şeyleri etkiler. Fakat genelde bu değişiklik, saatler veya günler içinde gerçekleşir. Oysa demans yıllar içinde gelişir.

    Deliryumu olan hastalarda çoğunlukla çevreye olan farkındalık azalır ve oldukça fazla kafa karışıklığı yaşarlar. Eğer onlarla sohbet ederseniz, belli bir konuya bağlı şekilde kalamayabilirler.
    Gezinebilirler ya da başka bir şey tarafından kolaylıkla dikkatleri dağılabilir. Etraflarına hiç cevap bile vermeyebilirler. Özellikle güncel olaylar da dâhil bir şeyleri hatırlamada güçlük çekerler. Son
    olarak da bazı vakalarda olduğu gibi halüsinasyon görebilirler veya korku, kaygı, sinir ve depresyon gibi aşırı duygular yaşayabilirler. Bunların çoğu demansın belirtileriyle de aynıdır. Diğer yandan deliryumdaki bu belirtiler gün içinde değişiklik gösterebilir. Yani hiçbir belirtinin olmadığı yani her şeyin normal gözüktüğü zamanlar olabilir. Ama sonra belirtilerin bazılarının ya da hepsinin birden ortaya çıktığı anlar da olabilir. Bununla birlikte deliryum ve demans tamamen farklı rahatsızlıklardır. Belirtilerindeki benzerlikten yüzünden doktorlar bazen ayırt etmekte zorlanabilirler. Bunun sebebi de özellikle deliryumun, demansla birlikte gerçekleşebilmesidir.
    Aradaki farkı anlayabilmek için doktorların aradığı önemli birkaç detay vardır. Öncelikle hastalığın ne zaman başladığı önemlidir. Bu da psikolojik durumun değiştiği zamandır. Deliryum bilişteki ani gelişen bir değişikliktir. Hiç belirti göstermeden çok önemli belirtilere hızlıca geçiş yapabilir. Oysa demans küçük küçük belirtilerle başlayarak gittikçe kötüleşir ve uzun bir zamana yayılır. Diğer bir yöntem olarak uzmanlar hastaların dikkatini ölçebilirler. Bir yere odaklanıp bunu sürdürmek, deliryum hastaları için ciddi derecede zordur. Diğer yandan demansın erken evrelerindeki hastalar genelde dikkatli olurlar. Son olarak ve en önemlisi uzmanlar belirtilerde bir dalgalanma olup olmadığını anlamaya çalışırlar. Deliryumlu hastalarda belirtiler, önemli derecede dalgalanma gösterir ve gün içerisinde gelir-gider. Deliryuma beyin sinyallerinin gönderilmesi ve alınması
    sırasındaki bozulmalar yol açar. Deliryum, demansın aksine geçici ve geri dönüşlüdür. Ana farklardan biri de budur. Demans gibi kalıcılığı yoktur. Fizyolojik durumlar da deliryuma sebep olabilir. Sıvı kaybı ve elektrolit dengesizliği(molekül) bunlara örnektir. Cilt, karın,
    zatürre gibi enfeksiyonlar da etkili olabilir.

    Yaşlılar arasında daha yaygındır. Birkaç teori olmasına karşın sebebi bilinmemektedir. Geçici ve geri dönüşlü olduğu için, uygun tedavi uygulanmalıdır. Sorun sıvı kaybıysa sıvı takviyesi, sorun ilaçlarsa ilaçların bir uzman kontrolünde bırakılması deliryumu ortadan kaldırabilir. Sakinlik, uyum, doğru beslenme, az stres hastalar için faydalı olacaktır.

  • Bipolar Bozukluğun Teşhisi

    Bipolar Bozukluğun Teşhisi

    Depresyon teşhisi konmuş birisinde mani atakları ya da gözlemlenmelidir. Mani nöbetleri bipolar bozukluğun ayırt edici özelliklerinden biridir. Sadece maniden gelen bir bozukluk yoktur. Bipolar bozukluğun belirtilerinden bahsederken depresyonun belirtilerinden de bahsetmemiz gerekir. Aynen depresyonda olduğu gibi mani nöbeti ya da dönemi için de oldukça uzun bir belirti listesi var. Teşhis içinse bu belirtilerin üç ya da daha fazlasına aynı anda sahip olmak gerekiyor. Birinci belirti özgüven artışıdır. Bu durumda sadece iyi bir şarkıcı olduğunuzu değil, dünya üzerindeki en iyi şarkıcı olduğunuzu düşünürsünüz. Birey kendisi hakkında çok büyük ve görkemli fikirlere kapılır. İkinci belirti yeni fikirler ve düşünme durumudur. Birey çok hızlı düşünür ve aklına birbiri ardına yeni fikirler gelir. Bu da üçüncü belirti olan hızlı konuşma ve her zamankinden fazla konuşma isteğini doğurur. Kısacası mani nöbeti geçiren biri; normalinden hızlı ya da fazla konuşur. Konsantrasyon güçlüğü ya da dikkatin kolayca dağılmasıysa başka bir belirtidir. Kişi dikkatini toplayamaz ve durmadan bir konudan farklı bir konuya atlar. Bipolar bozukluğu olan kişilerin genellikle önemsiz ya da başkaları tarafından alakasız görünen detaylar sonucu dağılması bu belirtinin bir özelliğidir. Uyku düzeninde değişiklikler görülür. Uyku ihtiyacı azalır ve birey 3 saatlik bir uykudan sonra kendini dinlenmiş ve dinç hisseder. Bir diğer belirti psikomotor-ajitasyonu yani heyecandır. Buna örnek olarak hastanın bir odanın içinde hızlı hızlı dolaşması, kıyafetleri çıkarıp yeniden giymesi verilebilir. Bipolar bozukluğu olan kişilerin sonuç odaklı aktivitelerinde de artış görülebilir. Bu yüzden günlük hayatta yapmaları gereken diğer tüm aktiviteleri bir kenara bırakıp işlerine odaklanabilir ya da her gün spor salonuna gidip zamanlarının çoğunu orda geçirmeye başlayabilirler. Mani dönemi boyunca hasta, zevk alacağını düşündüğü aktiviteleri yani tekrarladığında tehlikeli sonuçlar doğurabilecek aktiviteleri daha çok yapmaya başlar. Örneğin bu kişiler karşı cinse karşı artan ilgileri yüzünden riskli ilişkiler kurabilir ya da kontrolsüzce alışveriş yapmaya ve para harcamaya başlayabilirler. Son olarak kişinin enerji seviyelerinde büyük bir artış görülür. Bu belirti zaten şu ana kadar yazdığımız belirtilerin içinde de gizlidir.

    Bipolar bozukluğun teşhisi için bu belirtilerin 3ü ya da daha fazlasının aynı anda gözlemlenmesi gerekirken, aynen depresyonda olduğu gibi bunlara ek olarak başka durumların da bulunması gerekir. İlk olarak; Bu ruh halinin en az bir hafta sürmeli, gözlemlenen en az üç belirtiden biri enerji seviyesindeki artış başka bir değişle bireyin duygu durumundaki anormal yükselme olmalıdır. Bu her hastada aynı şekilde gözlemlenmez. Bazı hastalar duygu durumlarındaki yükselme yerine asabiyet de yaşayabilir. Her hâlükârda bu ruh halinin ya da duygu durumunun bir haftadan uzun sürmesi, az önce yazdığım belirtilerin bazılarıyla aynı anda gözlemleniyorsa bireye bipolar
    bozukluk teşhisi konulabilir. Bu teşhisi bir uzman yapmalı ve gereken tedaviyi uygulamalıdır.

  • Ölüm İçgüdüsü, Gerçeklik ve Haz İlkesi

    Ölüm İçgüdüsü, Gerçeklik ve Haz İlkesi

    Küçükken şeker görünce muhtemelen onu hemen isterdiniz. O hazza hemen sahip olmak isterdiniz. Bekleme ve erteleme düşüncesi sizi dehşete düşürürdü. Bu Freud’un haz ilkesi olarak tanımladığı bir davranıştır.

    Gençken veya henüz olgun değilken, ihtiyaçlarımızın hemen karşılanmasını ve haz duymayı isteriz. Aynı zamanda acıdan da kaçınmak isteriz. Ama zamanla büyürüz, olgunlaşırız ve sonra tekrar o şekeri görebiliriz. Ama bu sefer o şeker bizim olmayabilir, başkasının olabilir. Onu almak için başımızı derde sokabiliriz. Sosyal açıdan uygunsuz olabilir. Beklememiz gerekebilir. İşte burada gördüğümüz şey, gerçekliğin hazla yer değiştirmesidir. Gerçek olan şey beklemeniz gerektiğidir. O anda ödülü alabilmek için fedakârlık yapmanız gerektiğidir. Bu çeşit uzun süreli memnuniyet için o anki ödülle yerini değiştirirsiniz. Dış dünyanın keyif arayan davranışlarınızı artık hoş görmediğinin farkına varmalısınız. Her zaman istediğinizi elde edemezsiniz. Yerinize oturup toplumdaki rolünüzü gerçek dünyada oynarsınız. Haz ilkesinden gerçeklik ilkesine geçiş. Bu iki ilkede memnuniyet ile ilgili aynı kapsamlı görevi yerine getirir. Ama gerçeklik ilkesinde beklemeniz gerekebilir. Gecikme olabilir ancak, kurallara bağlı kalmak koşuluyla memnun olabileceksiniz; toplum kurallarına, dünya kurallarına. Hâlbuki haz ilkesi, karşılıklı iletişimin daha toy yoludur. Hemen oracıkta istediğinizi almayı beklersiniz. Hem de herhangi bir anlaşma olmadan. Daha çok bir bebeğin beklentisi gibi, bebek ağlar yemek yedirilir. Ama bu büyüdükçe devam etmez.

    Freud’a göre; hepimizin hayata karşı bir içgüdüsü olur. Bu güdü; sağlıklı olma, güvende olma ve cinselliğe katılma yani türümüzü devam ettirmeyi gerektirir. Yani bu yaşamak istediğimiz hayat için faydalı bir şeydir. Aynı zamanda çoğalmak ve türümüzün devamını sağlamak için de yararlıdır. Bu yaşam içgüdüsüne Freud, eros der. Aşk, iş birliği yardımlaşma da bununla anılır. Aslında kendi iyiliğin ve başkalarının ki için diğer insanlarla birlikte çalışmak. Bazı insanlar birtakım
    davranış modelleri takınır. Bunlar kendine veya etrafındakilere zarar veren davranışlardır. Freud buna ölüm içgüdüsü demektedir. Bu içgüdü de bazı duygularla anılır. Bunlar korku, öfke, nefret gibi duygulardır ve insanların kendi içine veya dışarıya diğer insanlara yönelik olabilir. Bu ölüm içgüdüsünün de bir adı vardır. Genel olarak buna thanatos denir.

    Eros ve thanatos birbirinin zıttıdır. Bu konuyla ilgili önemli olan şey ise; içgüdülerin yaradılıştan olan evrensel dürtü ve his oldukları Freud tarafından söylenmiştir. Herkesin içgüdüsü vardır. Bunlar doğal olarak ortaya çıkarlar ve bizi yaşam veya ölüm içgüdüsüne dönüştürecek dışarıdan bir şeye ihtiyacımız yoktur. İçgüdüler insanlarda doğal olarak gelişen şeylerdir. Bir çok insan bu düşüncelere de karşı çıkabilmektedir.

    (Sigmund Freud’dan kaynak kullanılmıştır.)

  • Madde Kullanım Problemi Herkeste Ortaya Çıkmaz

    Madde Kullanım Problemi Herkeste Ortaya Çıkmaz

    Madde kullanan insanların yalnızca küçük bir bölümünün madde kullanan insanlara dönüştükleri ortaya çıkmıştır. Bu çok fazla bilinen bir konu değildir. Neden bazı insanlar yalnızca kullanıcı olarak kalırken bazılarının bağımlılık geliştirdiklerini veya kullanıcılıktan bağımlılığa geçiş nedenleri tam olarak bilinmemektedir. Bu konuyla ilgili bir teori üzerinde durulmaktadır.

    Ortak Sendrom Teorisi(problem davranış teorisi)

    Bu teorinin vurgu yaptığı düşüncede yalnızca bir faktör öne çıkar. O da ilaç kullanma eğiliminin madde bağımlılığı riskini arttırdığıdır. Ancak bu yaklaşım fazla belirleyicidir. Çünkü ilaç kullanmaya meyilli herkeste madde bağımlılığının gelişeceğini ifade eder. Bu biraz keskin bir yaklaşımdır. Daha anlaşılır olması adına araştırmacıların gravyer peyniri adını verdikleri yaklaşımı anlatmak daha açıklayıcı olabilir. Elinizde gravyer peyniri olduğunu düşünün ve bu peynirin üzerinde delikler var. Yeryüzündeki her bireyin benzersiz birer gravyer peyniri olduklarını düşünün. Her bir dilimde bulunan deliklerin yerleri, büyüklükleri ve sayıları kişiden kişiye farklılık gösterir. Peynirin deliksiz kısımları, bizi madde bağımlılığından koruyan şeyleri temsil ediyor. Bu durumda düz kısımlarımız ne kadar fazlaysa madde kullanım olasılığımız o kadar düşük demektir. Deliklerse riskleri temsil eder. Daha çok sayıda ya da daha geniş deliklere sahip olan bireyler daha fazla madde bağımlılığı riski taşır. Madde kullanan arkadaşlara sahip olan veya madde bağımlısı bir akrabası olan bir bireyin madde kullanımına daha açık olduğu düşünülebilir. Aslında madde bağımlılığına yol açan birçok risk faktörü daha vardır. Bu risk faktörlerini her birini ele alacak olursak

    Bunlar;

    Biyolojik risk faktörleri: kalıtım

    Psikolojik risk faktörleri: bağımlılığa neden olabilecek bazı kişilik unsurları

    Toplumsal risk faktörleri: madde kullanan bir tanıdığınızın olması gibi

    Her birey için bu faktörler birbirinden farklıdır. Daha fazla veya daha az olabilir. Fakat herkesin kendine özgü bir risk faktör kombinasyonu vardır. Yukarıda bahsettiğim risk faktörlerinden herhangi
    biri kırılma noktası yaşarsa ya da bir risk faktöründen diğerine geçiş olacak olursa sonunda bağımlılık kazanılmış olacaktır (buradaki kazanım olumlu anlamda değildir.)

    Sonuç olarak her bir insanın benzersiz bir risk faktörü düzeni vardır. Ya da madde kullanımına olan yatkınlıklarını arttıran şeyler söz konusudur. Birçok insan madde kullanıyor olsa da madde bağımlılığı sorunu ancak bu risk faktörleri art arda sıralandığında ortaya çıkar.

  • Geri-İleri Çağrışımlar

    Geri-İleri Çağrışımlar

    Hafızamızın kusursuz olmadığını biliyoruz. Sinir bozucu şekilde insanların isimleri, doğum günleri gibi şeyleri unutabiliyoruz. Bunun nedenlerinden biri bozulma adı verilen çok normal bir süreç. Eğer bir bilgiyi düzgün şekilde kodlamaz veya uzun süre geri almazsak daha sonra hatırlayamaz hale geliyoruz.

    Belleğe giden veya bellekten gelen yollar yani ipuçları ve bellek arasındaki sinirsel bağlantılar, uzun süre kullanılmayınca zayıflıyor. Dolayısıyla bu nöronları uyarmak hayli zorlaşıyor. Aslında bu problem kullan veya kaybet problemi. Bir şeyi öğrendikten sonra uzun süre kullanmazsanız maalesef bu bilgi zamanla bozuluyor. Bozulma tabi ki farklı materyaller söz konusu olduğunda bile tutarlı kalması açısından oldukça ilginç bir süreç. Dikkat edecek olursanız ilk unutma hızımız çok yüksektir ama zaman geçtikçe unutmamız yavaşlar. İnsan hafızasında
    bozulma kavramı ilk olarak 1800’lü yılların sonlarına doğru Alman filozof ve psikolog Ebbing Ghaus tarafından ortaya atılmıştır. Ebbing Ghaus önce üç harfli ve anlamsız çok sayıda hece ezberlemiş. Ardından 0 ila 30 gün arasında değişen farklı zaman aralıklarında bu hecelerden kaçını hatırlayabildiğini test etmiştir. Başlangıçtaki unutma hızının çok yüksek olduğunu gözlemlemiştir. Ama birkaç gün geçmesine rağmen unutmadığı sözcükleri 30 gün boyunca aklında tutabilmiştir. Sonraları bu tez başkaları tarafından birçok farklı materyal ve zaman aralıklarıyla tekrarlandı. Ortaya çıkan sonuç; ilk öğrenme süreci ne kadar derli topluysa unutma o kadar yavaştır. Örneğin birkaç yıl boyunca öğrendiğiniz bir dili birkaç günde unutmazsınız. Fakat Ebbing Ghaus’un unutma eğrisi uyarınca o dili kullanmazsanız birkaç gün içerisinde unutursunuz. Yani o noktadan sonra unutma hızınız düşer. Bozulma ve unutmaya dair ilginç nokta da şudur ki bir şeyi geri alamamamız, o şeyin uzun süreli hafızamızdan silindiği anlamına gelmez. Geri almanın yanında, bir bireyin bilgi veya yeteneği ne kadar iyi öğrendiğini anlamanın bir diğer yolu da o şeyi yeniden öğrenme hızına bakmaktır. Ebbing Ghaus üç harfli anlamsız heceleri kullanarak unutmanın yanı sıra yeniden öğrenme sürecini de incelemiştir. Listede gördüğü tüm heceleri hatırlayamasa bile listeyi ikinci kez ezberlemesi ilkinden daha kısa sürmüştür. Yani o hatırlayamasa bile belleğin
    temeli hala yerinde durmaktadır. Bu temele tasarruf adı verilmektedir. Çünkü biz farkında olsak da olmasak da bu bilgi bir kenara konulmaktadır. Yöntemsel yetenekler de yeniden öğrenilebilmektedir. Örneğin; birkaç ay önce piyanoyla bir şarkı çalmayı öğrendiniz ve bugün tek bir notasını bile hatırlamıyorsunuz. Notaları elinize alıp şarkıları yeniden öğrenmeye çalıştığınızda, eğer bir şeyi geri alamamak o şeyin uzun süreli belleğinizden sonsuza dek silinip gittiği anlamına gelseydi, bir şarkıyı ikinci kez öğrenmek ilki kadar zaman alırdı. Oysa şarkıyı ikinci kez öğrenmeniz büyük ihtimalle ilk öğrenmenizden daha kısa sürecektir. Bu süre farkı, şarkının uzun süreli belleğinizde kısmen de olsa hala saklanmakta olduğu anlamına gelir. Fakat sorun her zaman bozulmada olmayabilir. Bazen bir şeyler istediğimiz bilgiye erişmemizi engeller. Doğal olarak buna da engel adı verilir. İki tür engel vardır. Bunlar; geriye etkili ve ileriye etkili.

    Geriye etkili engel: öğrendiğimiz yeni bir bilgi önceden bildiğimiz bir şeyi hatırlamamızı engeller. Örneğin; yeni bir eve taşındınız ve her yere yeni adresiniz veriyorsunuz. Bu durumda eski adresi hatırlamanız güçleşir. İleriye etkili engel: geçmişte öğrendiğiniz bir bilgi, yeni bir bilgiyi öğrenmenizi ya da hatırlamanızı engelliyor. Örneğin; e-mail adresinizin parolasını uzun süre değiştirmemiş olmanız ve yakın zamanda değiştirdiğinizde genellikle eski olanı hatırlarsınız. Bu durum eski parolanızın hafızanızda yeni parolanızın önüne geçmesini sağlar.

    Hafızanız size oyunlar oynayabilir. Öğrenip unuttuğunuz sandığınız şeyler, tekrar edildiğinde hatırlanabileceği gibi hiç hatırlanmaya da bilir.

  • Yaşlı Deyip Geçmeyin

    Yaşlı Deyip Geçmeyin

    Yaşlanma doğal bir süreçtir ve hafızada bir takım değişikliklere yol açar. Birçokları yaşlanmayı bilişsel performanstaki düşüşle ilişkilendirir. Yetişkinlikte gelişen bilişsel değişimlerin tamamı
    olumsuz değildir. Bazı yetenekler nispeten değişmeden kalır. Hatta bazıları daha da gelişir.

    Değişmeyen yetenekler; öncelikle örtük bellek(açık olmayan hafıza) ömür boyu aynı kalır. Başka bir deyişle bisiklet sürmeyi bir kez öğrendiğinizde ne kadar yaşlanırsanız yaşlanın bu yöntemsel bellek (doğrudan doğruya bilinçli erişime açık olan hafıza) hep sizinle gelecektir. Tabi herhangi bir beyin hasarı ya da hastalığı geçirmediğiniz müddetçe. Tanıma belleği de zamandan bağımsız olarak nispeten sabit kalır. Yani bir şeyi öğrendiğinizde daha sonra o şeyi bir listeden seçebilme yeteneğiniz 27 yaşınızda neyse 67 yaşınızda da hemen hemen odur.

    Gelişen yetenekler; anlamsal bellek (genel kültür bilgilerinin saklandığı hafıza) 60 yaş civarına kadar gelişmeye devam eder ve ancak ondan sonra gerilemeye başlar. Yani yaşlı insanların sözel yetenekleri hala yerli yerindedir. Çok iyi bulmaca arkadaşı olmalarının nedeni de
    budur. Yaşlı insanların gençlerden ilerde olduğunun bir diğer alan da yine ilgili bir kavram olarak kristalize zekâdır. Bu bilgi ve tecrübeleri kullanabilme yeteneğiyle ilgili zekâ türüdür. Daha yaşlı
    insanlar daha uzun süre yaşayıp daha çok bilgi ve tecrübe kazanmış olduklarından bu akla yatkın bir sonuçtur. Kristalize zekâ çoğunlukla, okuduğunu anlama ve mukayese testleriyle ölçülür. Yaşlı insanlar bu testlerde gençlerden daha başarılıdır. Son olarak yaşlı insanlar; kişiler arası veya duygu yüklü problemler arasında genellikle daha iyi mantık yürütür. Bireyin belli bir tür duruma dair bilgi ve tecrübesi ne kadar enginse bu tecrübelere dayanarak benzer bir durumla başa
    çıkabilme ihtimali de o kadar yüksektir. Yaş ilerledikçe elbette gerileyen bilişsel yeteneklerimiz de vardır. Tanıma değişmese bile hatırlama zorlaşır. Yaşlı insanların tepki üretmesi gençlere nazaran
    daha zordur. Serbest hatırlama testi sonuçları bunu kanıtlar niteliktedir. Benzer şekilde olaysal bellek (zaman ve yer gibi değişkenlere bağlı bilgileri kapsar) de geriler. Uzun süre önce
    oluşmuş bellekler çoğu zaman değişmeden kalsa da yaş ilerledikçe yeni olaysal bellekler oluşturmak zorlaşır. Yaşlanınca işlem hızı da düşer. Mesela birlikte Kim Milyoner Olmak İster? Yarışmasını izlediğiniz anneanneniz, sizinle aynı sayıda soruyu doğru cevaplayabilir. Hatta
    sizden daha başarılı da olabilir. Ama kısa süreli tepki vermek konusunda sizden daha çok zorlanır. Yaşlandıkça işlem hızına bağlı olarak bölünmüş dikkat de geriler. Dikkatimizi bir görevden alıp bir
    göreve vermemiz gittikçe daha zor bir hal alır.Bu nedenle dikkatimiz daha kolay dağılır.

    Özetle yetişkinlikte gerçekleşen bilişsel değişimler her zaman olumsuz değildir. Bazı bilişsel yetenekler gerilese de sağlıklı yaşlılarda bazı bilişsel yetenekler değişmeden kalır. Hatta bazıları daha da gelişir.

  • Anksiyete Bozukluğu

    Anksiyete Bozukluğu

    Anksiyete bozukluklarında en sık tercih edilen tedavi yöntemleri antidepresan kullanımı ve psikoterapi uygulamalarıdır.

    Anksiyete bozuklularının tedavisinde en sık kullanılan psikoterapi uygulamaları konuşma terapisi ve bilişsel davranışçı terapi uygulamalarıdır. Bilişsel davranışçı terapi kişilerde anksiyeteye yol açan düşünce kalıplarını yeniden irdelemelerine ve farklı davranış alışkanlıkları edinmelerine olanak sağlayan bir psikoterapi türüdür.

    Anksiyete ataklarına karşı ne yapabilirim?

    • Hangi tür bir anksiyete bozukluğu yaşadığınızı, belirtilerini ve özelliklerini öğrenin.

    • Mutlaka bir psikoterapist ile görüşmeye başlayın.

    • Anksiyetenin sağlığınızı hem psikolojik hem fiziksel olarak etkileyen bütünsel bir rahatsızlık olduğunu unutmayın.

    • Anksiyete atağı yaşadığınızı anladığınız anda sizi destekleyen kişilerle iletişime geçin.

    • Vücudunuzu düzenli olarak hareket ettirin, oturma sürenizi bir saatten uzun tutmayın.

    • Vücudunuzun ihtiyacı olan uykuyu aldığından emin olun, gece uykunuzun bölünmemesine dikkat edin.

    • Rahatlama tekniklerini öğrenin.

    Anksiyete bozukluğunda ne zaman bir doktora görünmeliyim?

    Bir anksiyete bozukluğunuz olduğunu düşünüyorsanız aşağıdaki durumlarda uzman bir psikoterapist ile görüşmeyi tercih edebilirsiniz;

    • Fazla kaygılı olduğunuzu düşünüyorsanız ve bu durum iş, aile ve özel yaşamınızı etkilemeye başladıysa

    • Yaşadığınız korku, kaygı ve anksiyetenin kontrolünüzden çıktığını hissetmeye başladıysanız

    • Kendinizi depresyonda hissetmeye başladıysanız, alkol ya da uyuşturucu kullanımı başladıysa

    • Yaşadığınız kaygıların fiziksel bir sağlık sorunu nedeniyle olabileceğini düşünüyorsanız

    • İntihar ya da ölüm ile ilgili düşünceleriniz başladıysa

      Araştırmalar, genellikle çocukluk çağında ortaya çıkan anksiyete (kaygı) bozukluklarında hem genetik hem de çevresel faktörlerin birlikte rol oynadığını ortaya koyuyor. Araştırmacılar özellikle erken yaşta yaşanan travmatik olayların bireylerin korku işleme mekanizmalarında hassasiyete yol açarak stres tetikleyicilerine karşı aşırı duyarlı hale gelmelerine yol açtığını da belirtiyor.

      Bu alanda yapılan araştırmalar anksiyete (kaygı) bozukluklarında genetik ve çevresel faktörlerin bir arada etkili olduğunu gösteriyor. Anksiyete bozukluklarına yol açan başlıca faktörler;

    • Çocukluk çağında başlayan utangaçlık, davranışlarda tutukluk

    • Kadın olmak

    • Sınırlı ekonomik kaynaklara sahip olmak

    • Boşanmış ya da dul olmak

    • Çocukluk çağından itibaren stresli yaşam olaylarına maruz kalmak

    • Kan bağı olan yakın akrabalarda anksiyete bozukluğu teşhisi konması

    • Aile öyküsünde psikolojik problemler olması

    • Öğleden sonra tükürükte kortisol seviyesinin artması (Özellikle sosyal kaygı bozukluğu risk faktörleri arasındadır)

  • Tercih Sürecinde Dikkat Edilmesi Gerekenler

    Tercih Sürecinde Dikkat Edilmesi Gerekenler

    2018 yılı için Üniversite tercih sürecindeyiz.Peki bu konuda dikkat edilmesi gerekenler neler?

    Herşeyden önce yapacağınız işin karakterinize uygun olup olmadığını kendinize sorun, değerlendirin. Yapmayı düşündüğünüz mesleği her yönüyle araştırın,mesleğinize faal olarak başlamadan önce onu bütün bedeninizle tartın ve bir ömür boyu yaşamaya çalışın… Unutmayın bu mesleği hayat boyu yapacaksınız.Hayat boyu sevmediğiniz bir işi yapmak ister misiniz?Her sabah işe giderken “kahretsin yine mi bu işi yapacağım” diyerek lanet ederek hayatınızı geçirmek istemezsiniz elbette.

    Sevdiğiniz, seveceğiniz ve “işi yaparken kendinizi yenileyebileceğiniz”meslekler seçin.Yıllarca bu işi yapacaksınız ve monotonluğa dönüşmemesi için bu önemli.

    Peki para? Elbette iyi bir yaşam standardı için para olmazsa olmaz ama para her şey mi? Değil…Son derece yüksek kazançlı işlerde çalışırken mutsuz olduğu için yıllarca emek verdiği işini bırakıp yeni bir iş, yeni bir kariyer yapanlar da var.Bu yüzden yapacağınız meslek her yönüyle içinize sinmeli.

    Nelere Dikkat Etmelisiniz?

    Tercihlerinizi yaparken sıralamanızı göz önünde bulundurun.Tercihlerinizi büyükten küçüğe doğru sıralamayın.Ölü tercih diye bir şey yoktur.Önemli olan sizin hangi bölümü, hangi üniversiteyi daha çok istediğiniz.

    Asla ama asla “tutmaz burası ama yazayım” diye yazıp da istemediğiniz bölüm, üniversite ve şehir tercihi yapmayın.Çünkü genellikle orası tutar, siz istemediğiniz bir yerde okumak durumunda kalırsınız.Telafisinde de en iyi ihtimalle de puanınız düşer, sene kaybı yaşarsınız.

    TERCİH LİSTESİNİ NASIL HAZIRLAYALIM?

    Tercih listenizi dört gruba ayırınız her grubu kendi içerisinde en çok istediğiniz programdan başlayarak sıralayın.

    1.grupta

    · Hayallerin ve ideallerin listesi olmalıdır.

    · Bu dilimde kendi sıralamanızdan daha yüksek yerleri de yazabilirsiniz.

    2.grupta

    Sıralamanıza yakın olan ve genellikle sıralamanın biraz üzerindeki yerler yazılabilir. Bu grupta birinci gruptan biraz daha düşük sıralamalı bölümlere yer vermekte fayda var.

    3.grupta

    Sıralamanıza uygun ve sıralamanızın altındaki bölümler yazılabilir.2.gruptaki bölümlerden daha düşük sıralamalara sahip bölümlere yer verebilirsiniz.

    4.grup ise garanti tercihlerinizdir. Bu grupta sıralamanızdan daha düşük yerlere yer vermelisiniz. Eğer sınava tekrar hazırlanmayı düşünmüyorsanız bu gruptaki tercihlerinize çok dikkat etmelisiniz.

    Garanti olarak görülen tercihleri de yazarken yazacağınız üniversitenin hangi şehirde olduğu,yurt olanakları, ulaşım, kampus imkanlarını da değerlendirmelisiniz.

    Ancak sırf üniversite olsun,üniversite okumuş olayım diye istemediğiniz bir bölümü veya üniversiteyi yazmayın.Unutmayın bu eğitimi siz alacaksınız, bu mesleği siz yapacaksınız.

    Asla ama asla sırf sıralaması yüksek olduğu için hiç gitmek istemediğiniz bir bölümü, çok gitmek istediğiniz bir tercih üzerine yazmayınız.

    Peki yüksek tercihleri ilk sıraya yerleştirmek, asıl tutacak yerleri altta yazmak şansımızı azaltmaz mı?

    Hayır! Azaltmaz. Çünkü aynı bölümü isteyen öğrencilerden ister 24.tercihine ister 1.tercihine yazsın sıralaması yüksek olan öğrenci yerleşecektir.

    Üniversite mi tercih edelim Bölüm mü?

    Etiketi iyi diye bir üniversitede okumak mı daha avantajlı? Yoksa daha az tercih edilen bir üniversitenin iyi bölümünde okumak mı daha iyi? Sonuçta Üniversiteden mezun olunuyor ama siz o mesleği yapacaksınız.Bu yüzden öncelik verdiğiniz nokta bölüm olmalı.

    Yani önce bölüm,sonra üniversite, daha sonra da şehir tercihi yapılmalı.

    ÖZEL ÜNİVERSİTE Mİ? DEVLET ÜNİVERSİTESİ Mİ?

    Bu kararı verirken

    – Üniversiteden ne beklentilerinizi

    -Üniversitenin olanaklarını

    -Maddi olanaklarınızı göz önünde bulundurmakta fayda var.

    Ancak bazı özel üniversitelerin olanaklarının bir çok devlet üniversitesinden daha iyi olduğu da bir gerçek.

    YURT DIŞI EĞİTİM OLANAKLARINA DİKKAT EDELİM Mİ?

    -Üniversitelerin sağladığı yurtdışı eğitim olanaklarını göz önünde bulundurun mutlaka.ERASMUS,ISEP gibi öğrenci değişim programları var mı?Bu gibi fırsatları değerlendirmek CVniz için avantaj sağladığı gibi farklı kültürler tanıyarak kendinizi geliştirmeniz için de son derece önemli.

    – Bu konuda özel üniversiteler bir çok devlet üniversitesinden daha fazla imkan sunmakta.

    ÖZEL KOŞULLARA DİKKAT!

    En çok gözden kaçan nokta özel koşullar.Bazı bölümler boy,kilo,sağlık raporu gibi ek değerlendirmeler isteyebiliyorlar.Bunun yanında

    – Tercih edeceğiniz üniversitenin

    · Kampusü nerede?

    . Okuyacağınız bölüm nerede(Bazen Bazı fakülte ve bölümler ana kampüsten başka yerlerde olabiliyor.)

    . Yurt olanakları neler?

    · Yurt ücretleri ne kadar?

    · Özel üniversite ise burs kesilme durumu var mı?

    · Akademik kadrosu kimlerden oluşuyor?

    · Teknik imkanlar neler?(Kütüphane,yemekhane,konferans salonu,spor salonu vs.)

    Bu bilgileri hem kılavuzdan hem de sosyal medyadan araştırın.Eğer mümkünse gidip yerinde görmek daha faydalı olacaktır.Bölümlerin hocalarından bilgi alabilir,aklınızdakileri onlara sorabilirsiniz.

    Bunun dışında ailenin bulunduğu şehirde,ailenin yanında üniversite okumak veya başka şehirde okumak gibi soruların cevaplarken avantajları ve dezavantajları değerlendirmek ve buna göre karar vermek daha yerinde olacaktır.

    GELECEĞİ̇N MESLEKLERİ?

    Geleceğin mesleği yok, geleceğin insanı var!

    Bazı bölümlerin revaçta olduğu bir gerçek ama 50-60 yıl bu işi yapacağınız gözönünde bulundurulursa meslekte kendini geliştirmenin daha önemli olduğunu görüyoruz.Bu yüzden üniversitede kendinize ne katacağınız diploma kadar dikkat edilmesi gereken bir kriter oluyor.

    Kaç yapancı dil öğrenme şansınız var?Çift anadil ve yandal şanslarınız neler?Staj yapabilme olanakları? Kulüp çalışmaları neler gibi detayları da değerlendirmek önemli.

    Mesleği tercih ederken en önemli kriter kişinin yeteneğindeki.Ancak isteğimiz ve yetenekli olduğumuz meslekte mutlu oluruz.

    Ama diğerinde de aklım kaldı diyorsan:Yeteneklerinde oku, hevesinde yan dal yap!

    Tercih edeceğiniz mesleğin katı ya da esnek olup olmadığına dikkat edin.

    İş bulma, para kazanma, yükselme, mesleği geliştirme açısından katı mı yoksa esnek mi olduğu önemli kriterlerden..

    Tercih süreci hayli stresli bir süreç..Hele bu yıl sistem değişikliği,puan türlerinin birleştirilmesi gibi durumlarla daha da kafa karıştırıcı.Mutlaka bu alanda uzman kişilerden destek alın..Sorun soruşturun..Unutmayın..Bu şu zamana kadar vereceğiniz en önemli karar..

    Ama hiç bir şey sizden daha önemli,daha değerli değil..

    Mutlu olacağınız mesleği yapmanız bütün herşeyden daha önemli.

    Tercihleriniz sizi mutlu etsin 🙂

  • Psikodrama – Rol Oynama ile Terapi

    Psikodrama – Rol Oynama ile Terapi

    Sorunlarınızı çözmek için tiyatroyu denediniz mi?Hayır,izlemek değil bu kez..Oynamaktan söz ediyorum.

    Psikodrama, spontan tiyatrodan yararlanılarak gerçekleştirilen bir ruhsal tedavi yaklaşımıdır.Psyche ve Drama sözcüklerinden oluşan psikodrama kelime olarak kişilerin iç dünyalarının aksiyona dönüşmesi anlamına gelir.

    Psikodramatiyatro tekniklerini ruh sağlığı hizmetleriyle birleştiren spontanite, doğaçlama ve yaratıcılık üzerine kurulu bir psikoterapi metodudur.

    Zerko Moreno tarafından geliştirilen psikodramaduygusal problem çözümünü içeren “protagonist merkezli” bir oyun biçimidir.

    Moreno’ya göre ikinci kez yaşanan her gerçek birinciden kurtuluştur.Eğer bir gerçeği ikinci kez yaşarsak, bu gerçeği kontrol altına alabiliriz.Yani ilk kez yaşadığımız olaylar bizi kontrol altına alabilir.Ancak bunu psikodrama sahnesinde ikinci kez yaşarsak bu olayları yıkıcı etkisini kaybeder ve artık biz onları kontrol edebiliriz.

    Psikodrama ne işe yarar?

    • Duygusal problemleri çözümlemek

    • Çözümlenmemiş meseleleri nihayete kavuşturmak.

    • Sorunlarımıza ilişkin farklı bakış açıları kazanmak.

    • Yas ve kayıplarla baş edebilmek.

    • Sosyal ilişkilerimizi gözden geçirmek ve başkalarıyla olan çatışmalarımızın üstesinden gelmek.

    • Sağlıklı olmayan bağlanma şekilleri ile ilgili sorunları çözümlemek

    • Kişisel gelişim sağlamak

    • Farkındalıkkazanmak, kendimizi daha iyi anlamak

    • Yaşam kabiliyetleri, baş etme yöntemleri kazanmak

    • Yaratıcılığımızı geliştirmek.

    • Doğal ve içimizden geldiği gibi davranabilme yetenekleri kazanmak

    Psikodrama 3 aşamadan oluşur:

    1-Isınma

    2-Oyun

    3-Görüşme

    Psikodramada kişisel bir konuyu/sorunu gruba getirerek sahnede canlandıran kişiye başoyuncu(protagonist) adı verilir.Protagonist grubun ve yöneticinin ilgisinin üzerine yoğunlaştığı,oyunun eksen kişisidir.Oyun sırasında bütün üyeler protagoniste yardımcı olmak için hazır beklerler.Protagonist grup üyelerinden istediklerine rol verir.Rol alan kimselere yardımcı oyuncu denir.Oyun esnasında yönetici protagonistle yürüyüşe benzer bir gezinti yaparak konuşur,çalışılması gereken sahneyi belirler.Çeşitli müdahalelerde bulunarak sorunun çözümüne ilişkin teknikleri uygular.Gerekli katarsisin sağlanması ve kişinin içgörü kazanarak bütünleşmesi ve problemden kurtulması amaçlanır.

    Oyundan sonra grup üyelerinin geribildirimleri ve duygularının paylaşımı yapılır.Protagonistin sorunu ve kendi meseleleriyle ilgili çağrışımlarını ifade ederler.(İlginç biçimde alınan roller kişinin kendisinde bir noktaya dokunuyor, tele ilişkisi☺

    Psikodrama grupları ortalama 8-12 kişiden oluşur.Diğer grup terapilerinde olduğu gibi yeni üyelerin sonradan katılmalarına izin verilir ya da verilmez. Böylelikle kapalı ve açık psikodrama grupları adını alırlar.Genelde kapalı gruplar tercih edilir.

    Psikodrama oyunları genellikle 1,5 – 2 saat olarak gerçekleşir. Psikodrama grupları yalnızca bir oturum olabilir, yıllarca da sürebilir.(Benim katıldığım yaşantı gruplarında 10 oturum olarak planlanıyor).

    Siz de sorunlarınızın çözümü için psikodramaya başvurabilirsiniz.Bazı merkezlerde psikodrama grup terapileri yapılmakta.

    Muhtemelen akıllarda “hiç tanımadığım insanlara nasıl anlatabilirim ki sorunumu?,Ben tiyatrocu değilim ki nasıl rol yapayım?” gibi sorular beliriyor.Psikodramada çeşitli ısınma oyunları sayesinde grup üyeleri arasında ihtiyaç duyulan grup enerjisi sağlanmış oluyor.Ayrıca psikodramanın etik kuralları var.Yani merak etmeyin,grup sizi korumuş oluyor ☺

    Psikodramatist olmak hayli uzun süren ve emek gerektiren bir eğitimle mümkün olabiliyor.Psikodramatist olabilmek için kişiler kendi süreçlerini psikodrama sahnesinde çalışıyor ve bizzat deneyimleyerek sonra da psikodrama gruplarını yöneterek bu süreci tamamlamış oluyorlar.Ben henüz olmadım,sırada psikodrama eğitimi var ☺