Kategori: Psikoloji

  • Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu

    Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu

    Halk arasıda Dikkat Eksikliği belirtileri yanlış bir şekilde üstün zekalı olma, şımarıklık, terbiyesizlik, tembellik ve huysuzluk gibi terimlerle ifade edilmeye çalışılır. Dolayısıyla belirtileri görmezlikten gelmeden, şidddet uygulamaya kadar, geniş bir yelpazede çüzüm aranır.

    Belirtileri bu sorunun yansıması olarak görmek yerine, suçlu aramak ve sonunda çocuğu cezalandırmak, en büyük çözümsüzlüğü üretmek demektir.

    Anne babaların sürekli birbirini suçlayarak, adeta ‘‘ sorunun nedeni ben değilim’’ mesajını vermeye çalışmaları, ev içindeki huzuru bozarak, çocuğa ulaşmayı daha da güçleştirir. Evin duygusal ortamı olumlu olmaktan çok gerilimlidir.

    Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB) erken çocukluk döneminde başlayan ve temel belirtileri erişkin dönemde de devam eden nörolojik tabanlı bir gelişim bozukluğudur.

    DEHB bireyin kişiler arası etkileşimini, akademik yaşantısını ve mesleki hayatını, oluşturduğu olumsuz etkiler açısından toplumun da önemli bir sorunudur.

    DEHB doğuştan gelen bir bozukluktur ve daha bebeklik döneminden itibaren uyku azlığı, bozuk uyku düzeni, uyarılara aşırı duyarlılık, ışık, ısı, gürültü gibi çevresel değişikliklere aşırı tepkilerle kendini göstermeye başlar.

    Oyun dönemine geldiklerinde aşırı hareketlilik, duygusal değişkenlik, oyun ve oyuncaklara yaşıtlarından beklenen odaklaşmayı yapamama, bebeklikten beri süregelen uyku düzensizliklerinin yanı sıra söz dinlemeyen, aşırı yaramaz, yerinde duramayan çocuklar olarak annelerinin dikkatini çekebilirler

    Tanının konduğu yaş okula başlama dönemi olan 6 – 7 yaşlarıdır. Çünkü bu yaşlar çocuğun okula ya da sınıf kurallarına uymadığı, dikkatsizlikten dolayı konuya odaklaşmakta güçlük gektiği, akademik başarısında düşüklük, ataklık ve aşırı hareketliliğe bağlı olarak arkadaş ilişkilerinde bozulma gibi yakınmaların yoğunlaştığı bir dönemdir.

    DEHB’li çocukla ilgili aileye devamlı şikayet gelir. Çocuklarının neden olduğu sorunlar için sürekli okula çağırılırlar ve aile devamlı sıkıntı içerisindedir. Diğer aileler ve öğretmenlerin, bu annne babaları yetersiz olarak görmeleri, sorunları iyice karmaşık hale getirmektedir. DEHB’li çocuklar ise, sürekli neyi nasıl yanlış yaptıklarıyla ilgili geribildirim alırlar. Anne – baba, giderek aşırı denetimci, uyarıcı ve stresli bir hale gelir. Böyle bir durumda çocuk yetiştirmenin zorluğu açıktır.

    Diğer çocuklarla kıyaslandığında olumlu yanlarıda göze çarpmaktadır. Bunlar, daha üretken olmaları, enerjik, sıcakkanlı, cana yakın ve dürtüsel olmalarıdır.

    Ancak bu çocuklar, sıklıkla insanlara çabuk güvenebilirler ve kolaylıkla risk alabilirler. Özellikle riskli sağlık davranışları açısından tehdit altında olan bu çocuk ve ergenler de sigara ve madde kullanımı, yasal sorunlar, kötü akran ilişkileri, kendine güven kaybı, okul ve iş başarısında düşüklük ve psikiyatrik komorbite gözlenmektedir.

    Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu 3 Tipte Görülmektedir Bunlar;

    1)Dikkat eksikliğinin önde görüldüğü tip:Sadece dikkat eksikliğinin görüldüğü tiptir hiperaktivite ve dürtüsellik varsa da tanı alacak kadar değildir.

    2)Aşırı hareketliliğin önde görüldüğü tip: Aşırı hareketlilik ve dürtüsellik görülmektedir dikkat eksikliği varsada tanı alacak kadar değildir.

    3)Birleşik Tip:İçersisinde dikkat eksikliği, dürtüsellik ve aşırı hareketliliğini tanı alacak düzeyde barındırmaktadır

    Amerikan Psikyatri Birliği tarafından zihinsel hastalıklara tanı koymak ve ölçüt koymak için belirlenen DSM – V de tanı belirtiler şu şekilde sıralanmıştır

    Dikkatsizlik

    Aşağıdaki belirtilerden en az altı tanesi altı aydır devam etmeli

    • Ayrıntılara özen göstermez okul çalışmalarında işte yada etkinliklerde ayrıntıları gözden kaçırır dikkatsizce hatalar yapar
    • İş yaparken, oyun oynarken dikkatini sürdüremez(oyuncaktan hemen sıkılıp başka bi nesneye yönelebilir) okulda dersi dinlerken yada uzun bir yazı okurken odaklanmakta zorlanır.
    • Doğrudan kendisi ile konuşulurken dinlemiyor gibi görünür(ismiyle seslendiğiniz zaman cevap vermeme gibi)Dikkatini dağıtacak bir şey olmasa bile aklı başka yerde gibi görünür
    • Verilen yönergeleri takip etmez, okulda verilen görevleri ev ödevlerini, sıradan günlük sorumluluklarını tamamlayamaz(örneğin; işe başlar hızlı bir şekilde odağını kaybeder ve dikkati dağılır.
    • İşlerini ve etkinliklerini düzenlemekte zorlanır(Örneğin ardışık işlemleri yapmakta, düzenli olmakta zorluk çeker, düzensiz ve dağınık çalışır, zamanı doğru kullanamaz
    • Uzun süre zihinsel çaba gerektiren işlerden kaçınır, bu tip işlerden hoşlanmaz ve yapmak istemez(Örneğin; okulda verilen görevler ve ev ödevler, gençlik ve yetişkinlik dönemlerinde ise from doldurmak, uzun süren yazılara göz gezdirmek gibi)
    • Kendisi için gerekli olan nesneleri kaybeder(Örneğin; kalem, defter, kitab, gözlük, cüzdan, telefon, anahtar)
    • Dış uyaranlara dikkati kolay dağılır (Gençlerde ve yetişkinlerde ilgisiz düşüncelerde olabilir)
    • Günlük etkinlikleri unutma eğilimindedir (Getir götür işleri yaparken, günlük etkinlikler sırasında, yetişkin ve gençlerde, randevu saatine uymada, faturaları ödemede, telefon aramalarına cevap verme)

    Aşırı Hareketlilik ve Dürtüsellik

    Aşağıdaki belirtilerden en az altı tanesinin bulunması ve altı aydır devam etmesi gerekir

    • Kıpırdanır, oturduğu yerde kıvranır yada ellerini ayaklarını vurur.
    • Oturması beklenen yerlerde oturamaz oturduğu yerden kalkar(Sınıfta, iş yerinde durması gereken durumalrda yerinden kalkar)
    • Uygunsuz ortamlarda koşturur yada bir yere tırmanabilir(Yetişkin veya ergenlerde huzursuzluk hissetme şeklinde görülebilir)
    • Boş zaman etkinliklerine sessiz bir şekilde katılamaz yada sessiz bir şekilde oyun oynayamaz
    • Her an hareket halindedir yada kıçına motor takılmış gibidir
    • Çoğu zaman aşırı konuşur
    • Sırasını beklemekte zorlanır(oyunda yada yetişkinler için kuyrukta)
    • Başkalarının sözünü keser yada konuşmalarının arasına girer, sormadan izin almadan başkalarının eşyalarını kullanabilir

    Birkaç dikkatsizlik yada aşırı hareketlilik dürtüsellik belirtileri iki yada daha çok ortamda olması gerekir(ev, okul, gezme, işyeri, akrabaların yanındayken yada bir etkinlik sırasında.

    Bu belirtiler çocuğun yada yetişkinin ev, okul ve toplumsal yaşayışını açık bir şekilde olumsuz etkilemesi gerekir.

    DEHB’li Çocuğu Olan Veliler Genelde Aşağıdaki Söylemlerle Gelmektedirler

    • Yerinde bir türlü durmuyor gözümüz süreki üstünde çok hareketli
    • Sesleniyoruz ama cevap vermiyor hiç umursamıyor
    • Çok geveze hiç susmuyor sürekli sözümüzü kesip kendisi konuşmak istiyor
    • Çok aceleci hemen olmasını istiyor tezcanlı(aileler bunun mizaç özelliği olduğunu düşünebilmektedirler)
    • Maymun iştahlı hemen sıkılıyor(oyuncaklardan, oyundan, dersten)
    • Çok zeki aslında ama çalışmıyor
    • Aklı sürekli başka yerlerde
    • Dersi dinlerken aklı başka yerlere gidiyor
    • Ders çalışmayı hiç sevmiyor çabuk sıkılıyor
    • Bi işe hevesle başlıyor çabuk bırakıyor
    • Televizyon ve tabletle çok oynuyor kilitlenmiş gibi bakıyor
  • Depresyon Nedir?

    Depresyon Nedir?

    Herkes gibi bizde gündelik hayatımızda bazen çok mutlu, neşeli olabildiğimiz gibi bazen de kendimizi mutsuz, depresif hissettiğimiz zamanlar vardır kısa süreli bu moral bozulmaları depresyon olarak adlandırılamaz ancak bu karamsar, çökkün, keyif aldığınız şeylere ilgisiz ruh hali en az 2 haftadır devam ediyorsa depresyondasınız demektir.

    Depresyon, sebepsiz yere kendi kendine de ortaya çıkabilir ya da bir sorunumuz depresyonun meydana gelmesine direkt olarak etki yapıyor olabilir depresyonunuzun ortaya çıkması için herhangi bir sorun olmasına gerek olmayabilir.

    Major depresif epizodun DSM’ye göre belirtiler;

    – Üzgün, çökkün duygudurum, günün büyük kısmında ve hemen hemen her gün

    – Her günkü faaliyetlerde ilgi ve hoşnutluk kaybı.

    – Uyumada güçlükler (insomnia); başlangıçta uykuya dalamama, gece uyanıp bir daha uyuyamama ve sabah çok erken uyanma ya da bazı hastalarda zamanın çoğunu uyuyarak geçirme isteği.

    – Faaliyet düzeyinde değişiklik, ya letarjik olma (psikomotor yavaşlama) ya da ajite olma.

    – İştah azalması ve kilo kaybı, ya da iştah ve kilo artışı. Enerji kaybı ve aşırı yorgunluk.

    – Olumsuz benlik kavramı, kendini yerme ve itham etme, değersizlik ve suçluluk duyguları.

    – Düşüncede yavaşlama ve kararsızlık gibi dikkati toplamada güçlükten yakınma ya da gerçekten güçlük çekme.

    – Yinelenen ölüm ve intihar düşünceleri.

    Başka bir tanımlamaya göre ise belirtiler;

    PASİF OLMA: Olunandan sessiz ve oldukça pasif gözükme. Ama bu pasiflik kalıcı hale geldikçe etkilenen kişi bu yeni pasif ruh halini kabullenip, enerji kaybetmeye başlar ve sıradan işlerin yapılması bile zorlaşır.

    İLGİSİZLİK: Kişi daha az aktif hale geldiği gibi yaşama olan ilgisi de azalmaya baslar. Değersizlik etkisi dayanılamayacak kadar acı vermeye başladığında, bunu hafifletmek için kendiliğinden bir uyuşma oluşabilir.

    KÖTÜYE ODAKLANMA: Bazı insanlar doğaları gereği karamsar özellik gösterirken, zor şartlarda bu tip kişiler bu durumda daha fazla karamsarlık özelliği sergilemektedirler. Kişi olumsuzluğa odaklanmaya meyil özelliği gösterir.

    KENDİNİ DEĞERSİZ GÖRME: “Hiçbir şeye yeteneğim yok”, “İyi giden bir şey yok”, “En ufak bir umut olmadığını biliyorum” gibi sözlere odaklanarak kendi potansiyelinin farkına varamamak.

    GERİ ÇEKİLME: Bu durumda, depresyona giren kişiler diğer insanlarla iletişimini kısıtlamaya gitmektedirler. Toplumun bir parçası olmaktan kaçınırlar.

    KENDİNE ODAKLANMA: Diğer insanlara karşı duvar örerek, içine kapanıklık göstermeye baslar.

    MUTLU İNSANLARDAN UZAK DURMA

    KİŞİLİĞİN VE ALIŞKANLIĞIN DEĞİŞMESI: Kişi normal zamanında neşeli ve cana yakın iken, bu süreçte artık umursamaz bir insan olmaya baslar.

    BİTKİNLİK: Kişi de bir bitkinlik, tükenmişlik hali söz konusudur. Yeni güne uyanmak mutsuz eder. Gece uykulara dalmakta zorluk çeker, az uyur.

    “Maskeli de Olabilir”

    Duygulanım gösterimleri belirgin olmayan, bedensel belirtilerin daha ön planda olduğu depresyon çeşidi. Hastalar, sıkıntılarını bedenleriyle ifade edebilirler. Hatta yüzlerine savunma amacını güden bir gülümseme maskesi takabilirler. Sürekli vücutlarının çeşitli yerlerindeki ağrı ve sızılardan yakınırlar. Ağrı ve sızılarının onları felakete götüreceğine inanabilirler. Ayrıca iştah ve kilo kaybı, yorgunluk, düşük enerji de ortaya çıkar.

  • EMDR Terapisi Nedir?

    EMDR Terapisi Nedir?

    EMDR, İngilizce adıyla Eye Movement Desensitization and Reprocessing(Göz Hareketleriyle Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme) olarak adlandırılan bir psikoterapi yönteminin kısaltmasıdır. EMDR terapisinin hem kısa sürede hem de kalıcı ve etkili terapi olmasının nedeni bir çok psikoterapi yöntemini sistematik bir alt yapı içerisinde kapsayan kompleks bir terapi olmasından kaynaklanmaktadır. Emdr terapisinde psikodinamik bilişsel davranışçı, yaşantısal, fizyolojik ve etkileşimsel terapi yaklaşımlarından yöntemler kullanılmaktadır. Terapi sürecinde sadece düşüncelere değil aynı zamanda da duygular beden duyumuna odaklanan bir terapi olması onu hem diğer terapilerden ayırmakta hemde güçlü kılmaktadır.

    Beyin fizyoloik temelli bir sistemle her yeni deneyim aracılığı ile kendisine ulaşan bilgiyi işler ve işlevsel hale getirir. Duygu düşünce bedensel duyum imge ses ve koku gibi bilgiler işlenip ilişkili anı ağlarına bağlanarak bütünleşir , bu deneyimle öğrenme gerçekleşir. Bireyin yaşamış olduğu durumlar travmatik ya da rahatsız edici olur ve yeni bir anı ağına entegre olamaz ise deneyimi anlamlandırabilmek için anı ağlarıyla işlevsel bir bağlantı kuramaz ve öğrenme gerçekleşemez. Duygular düşünceler imgeler sesler beden duyumları yaşandığı haliyle depolanır , bugün yaşanılan bazı durumlar geçmişte yaşamış olunan anıları tetiklerse kişi o anının bir kısmını ya da bütününü yeniden yaşar gibi etkilenir. EMDR ye göre yaşanan rahatsızlıkların nedeni işlev bozucu işlenmeden depolanmış anıların şimdiki zamanda yaşanıyormuş gibi hissedilmesidir.

    Doğal afetler, büyük kazalar, kayıplar, savaş, taciz, tecavüz gibi önemli travmaların yanı sıra, başta çocukluk çağı olmak üzere her yaşta yaşanan ve etkisi travmatik olan her tür yaşantı (EMDR bireyin baş edemediği ve bireyi rahatsız eden durumu bir travma olarak kabul eder) günlük hayatta aile, okul, iş çevresinde yaşanan olumsuz olaylar, şiddete maruz kalmalar, aşağılanmalar, reddedilmeler, ihmal ve başarısızlıklar işlenememiş anılar arasında yer alabilirler. . EMDR’ye göre rahatsızlıkların, olumsuz duygu, düşünce, davranış ve kişilik özelliklerinin arkasında uyum bozucu, işlev bozucu, işlenmeden ve izole bir şekilde depolanmış bu tür anılar yatar. Kişinin kendisi ile ilgili olumsuz inançları (örn: Ben aptalım), olumsuz duygusal tepkileri (başaramamaktan korkma) ve olumsuz somatik tepkileri (sınavdan önceki gece karın ağrısı) problemin kendisi değil, semptomları, bugünkü dışavurumlarıdır. Bu olumsuz inanç ve duygulara yol açan işlenmemiş anılar şimdiki zamandaki olaylar tarafından tetiklenmektedir. Bu kilitli kalmış anı ile diğer anı ağları arasında ilişki kurulması, öğrenmenin sağlanarak bilginin adaptif bir şekilde depolanması mümkün olur. EMDR terapisi sonrasında danışan artık rahatsız olmaz ve anıyı yeni ve sağlıklı bir perspektiften görür.

    Emdr kısa süreli terapiler grubundadır ve seansların süresi danışana ve danışanın yaşamış olduğu onu rahatsız eden duruma bağlı olarak değişmektedir eğer danışanın tek bir travmatik anısı varsa görüşmeler ile 1-3 seans sürmektedir ve yapılan araştırmalarda hem etkili hem de kalıcı olduğunu göstermektedir..

    .EMDR şu problem türlerinde özellikle etkili olmaktadır; Cinsel Taciz, Tecavüz, Fiziksel Şiddet, Psikolojik Şiddet, Duygusal İstismar, Doğal Afetler, Aldatılma, Aldatma, Terkedilme, vb.

    • Kompleks Travma ve Buna Bağlı Kişilik Sorunları
    • Depresyon
    • Kaygı Bozuklukları (Panik bozukluk, Yaygın Kaygı Bozukluğu, Obsesif Kompulsif Bozukluk vb.)
    • Fobiler ve Korkular (Sosyal Fobi, Yükseklik Korkusu, Uçak Korkusu, Agorafobi vb.)
    • Uzun Süren Yas
    • Kendilik Değer ve Özgüven Problemleri
    • Öfke ve Stres Yönetimi
    • Psikolojik Kökenli Fiziksel Rahatsızlıklar (Baş Ağrısı vb.)
    • Kilo Kontrolü ve Yeme Bozuklukları
    • Beden Algısı Bozuklukları

    EMDR terapisi ile sadece semptomlar ortadan kalkmaz. Yeni bakış açısının kazandırdığı pozitif inançlar ve olumlu duygular kişinin kendisine, ilişkilerine, dünyaya bakışını da olumlu yönde değiştirip kişisel gelişim sağlar.

  • Görsel Dikkati Geliştiren Oyunlar

    Görsel Dikkati Geliştiren Oyunlar

    Dikkat Kitapları: Çocuğun öğrenme becerisi ve dikkatini geliştirmek için hazırlanan kitaplardır. Bu kitaplar çocuğun yaşına ve gelişim seviyesine göre seçilmelidir.

    Labirent Oyunları: Kâğıt üzerine çizilmiş labirentin bir girişi ve birçok çıkışı vardır. Amaç girişten yolu takip ederek en az hata ile doğru çıkışı bulmaktır. Bu oyunun aşamalı olarak kolaydan zora doğru seviyeleri vardır.

    Fark Bulma: Bu konuda daha önceden hazırlanmış çalışmalardan yararlanılabilir. Fark bulma egzersizleri, ayrıntıları çabuk fark etmeyi ve bulmayı, dikkati dar alanlarda iyi kullanabilmeyi sağlar. Birbirine benzeyen ama aralarında küçük farklılıklar bulunan iki resim gösterilir. Bunların arasındaki farkları çocuğun bulması istenir.

     Kamuflaj Resimler: Büyük bir resim içerisine gizlenmiş birçok resimden oluşur. Gizlenen bu resimleri bulmak gerekir.

      Harita Oyunları: Haritadan ülke, şehir, ilçe, kasaba, köy bulma ile ilgili oyunlardır. Oyunun hangi coğrafyada ve hangi özellikle ilgili oynanacağına karar verilir. Belirli bir süre içinde rakipler soruları cevapladıkça oyuna devam ederler.

      Resim Kopya Çalışması: Bakarak bir nesnenin resmini kopya etmektir. Resmin aynısını yapmaya çalışmaktır.

      Resmi Hafızada Tutup Çizme Çalışması: Bir resmi, görüntü karesini, nesneyi, pozisyonu belirli bir süre gözlemledikten sonra ayrıntılı bir şekilde hafızadan çizmeye çalışmaktır.

      Resmi Hatırlatma: Çocuğa bir dakika boyunca bir resim gösterilir. Daha sonra resim kapatılır ve o resimle ilgili sorular sorulur.

    Ayrıntı Görme Oyunu: Bu oyunu oynamak için çocukla beraber çevrenin iyi görüldüğü bakış açısı geniş, yüksek bir yere veya tepeye çıkmak gerekir. Oyun evde oynanacaksa cama veya balkona çıkmak yeterlidir. Baktığınız yerden çocuğa, Ben bir minare görüyorum. Sen de görüyor musun? Benim gördüğüm yeşil arabayı sen de görüyor musun? gibi sorular sorulur. Çocuktan bu soruların cevabını bulması istenir. Çocuk bulamazsa ipucu verilir. Sonra soru sırası çocuğa geçer. Çocuk da sorar ve oyun bu şekilde devam eder.

      Adres Öğrenebilme, Gidilen Yolu Öğrenme Oyunu: Araba ile ailece bir yere giderken, çocuğunuz gideceğiniz yerin yolunun bilmiyorsa bu oyunu oynayabilirsiniz. Yola çıkarken; Haydi bakalım seninle bir oyun oynayacağız; bu oyun yol bulma

    oyunudur. Giderken dikkat et ve yolu öğrenmeye çalış. Bakalım dönüşte yolu sen bulup, tarif edebilecek misin? denir. Yolun etrafındaki binaların, nesnelerin giderkenki görünüşü ile dönüşteki görünüşü farklıdır. O yüzden başta bunu çocuğa belirtmek gerekir.

  • Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğunda Doğru Bilinen Yanlışlar

    Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğunda Doğru Bilinen Yanlışlar

    DEHB’ nin, (Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu) nörobiyolojik bir temeli vardır ve bu yüzden DEHB’ li çocuklar yalnızca tıbbi tedavi görmelidir.İlaçla tedavi gören DEHB’li çocukların %70-80’ninde belirtilerde azalma görülmektedir. Ancak belirtilerde azalma olması bozukluğun ortadan kalkması ile eş anlamlı değildir. İlaçla tedavi çocuk psikiyatristi gerek görüyorsa sözkonusu olmalıdır. Bunun yanı sıra davranışsal ve akademik gelişme sağlanması için psiko-eğitimsel yardımlara gereksinimi vardır. Aksi takdirde ilaçla tedavi amacına ulaşmamaktadır.

    DEHB gerçekte mevcut değildir, bu durum çocuklarını disipline edemeyen anne babaların hatasıdır. Bilimsel araştırmalar DEHB’in biyolojik temelli bir bozukluk olduğunu ortaya koymaktadır, ancak nedenleri tam olarak anlaşılamamıştır. Davranış denetlemek için beyin tarafından kullanılan nörotransmitterlerin dengesizliği ve merkezi sinir sistemindeki anormal glikoz metabolizmasından kaynaklandığı ileri sürülmektedir.

    DEHB temel olarak kötü ana babalıktan ve disiplin eksikliğinden kaynaklanmaktadır ve bütün DEHB’ li çocukların gerçekte ihtiyaç duydukları şey böyle yapmacık tedaviler değil eski tarz bir disiplindir. Bazı anne babalar çocuğun yanlış davranışının onun ahlaki bir sorunu olduğunu düşünürler zaman zamanda kendilerinde kabahat bulurlar. Tıbbi bir müdahale uygulamadan sadece disiplin yöntemleri uygulamanın DEHB’li çocuğun davranışını iyileştirmekten ziyade iyice kötüleştirdiğini gösteren aile etkileşim araştırmaları vardır.

    DEHB yanlış tutumlar sonucu oluşur. Zayıf beslenme, şeker, katkı maddeleri, olağan ölçülerde kurşun, olumsuz ana baba tutumu DEHB’ e yol açmaz. DEHB genetik ve biyolojik temellidir. Bununla birlikte anne babaların davranışları çocuğun DEHB davranışlarını denetleme becerilerini etkileyebilir. Ayrıca bazı araştırmalar hamileyken alkol ve uyuşturucu almanın DEHB’ e yol açabileceği konusunda örnekler sunmuştur.

    DEHB’ li çocukların akranlarından farkı yoktur. Her çocuk dikkatini sürdürmede ve yerinde oturmada güçlük çeker. DEHB özellikleri 3-7 yaş arasında başlamışsa akranlarına göre belirtileri çok fazla ve şiddetli yaşıyorsa, birçok ortamda aynı belirtiler varsa, davranışlar çocuğun akademik ve sosyal hayatında önemli bozulmalara yol açıyorsa tüm çocuklarda olduğu söylenemez.

    Çocuklar büyüdüklerinde DEHB kaybolur. DEHB sadece çocuklarda bulunmaz, bazı araştırmalar DEHB’in yaşam boyu sürebileceğini göstermektedir. DEHB tanısı konulan çocukların %70-80’ i gençlik dönemlerinde bu belirtileri sürdürmektedir. %30-65’ lik kısmının ise yetişkinlikte tüm klinik belirtileri sürdürmeye devam ettiği görülmektedir. Eğer tedavi edilmezlerse DEHB’li bireyler madde bağımlılığı, depresyon, akademik başarısızlık, mesleki sorunlar ve evlilik sorunları yaşayabilirler. Uygun olarak tedavi edildiklerinde DEHB’li pek çok birey üretken bir yaşam sürebilir.

    DEHB’ li çocuklar sürekli pekiştirilmeyi isterler. Hatta diğer öğrencilerden daha çok olumlu pekiştirmeye ihtiyaç duyarlar. Tek başına olumlu pekiştirme davranışı kazanma ve sürdürmede yeterli değildir, üstelik sürekli pekiştirme gerçek hayat ortamlarında uygulanabilir değildir.

    DEHB’ li bütün öğrenciler özel eğitim hizmeti almalıdır. Çocuğun eğitimiyle ilgili önemli aksaklıklar ve bu konuda istek varsa özel eğitim gerekebilir.

    DEHB’ li çocuklar davranışlarından dolayı sorumluluk almak yerine sadece özür dileyip bahane bulmayı öğreniyorlar. Tedavinin psiko-sosyal yönü bu tür sorunların önüne geçmek içindir. Psikolojik danışmanlar öğretmenler ve hekimler, çocuklara DEHB’in üzerinde çaba harcanması gereken zor bir durum olduğunu bir özür yada kabahat olmadığını öğretirler.

    DEHB hayali bir rahatsızlıktır, aslında böyle bir hastalık yoktur. Yüzyılın başından beri yapılan araştırmalar, dürtü kontrolünde zorluk ve hiperaktivite gösteren bireylerin varlığını nesnel olarak göstermiştir.

    DEHB’ li çocukları tümü öğrenme güçlüğüne sahiptir. DEHB’ li çocukların %10-33 ‘ü aynı zamanda öğrenme güçlüğüne sahiptir.

    DEHB’ li öğrenciler normal sınıflarda öğrenim göremezler. Öğretmen uygun düzenlemeleri yapar ve sınıf süreçlerini yapılandırırsa, bu çocukların yarıdan fazlası normal sınıflarda öğrenim görebilir.

    DEHB’ i olan çocuğun her istediği yapılmalıdır. Bu tür bir yaklaşım bu çocukların dürtüsel davranışlarını pekiştirmekten başka bir işe yaramaz.

    DEHB tedavisinde kullanılan ilaçlar bağımlılığa yol açar. Bu ilaçların uygun kullanımı alışkanlığa yada bağımlılığa yol açmaz.

    DEHB’in tedavisi için kullanılan ilaçlar zeka geriliği ve kısırlık yapar. Bu tür düşünceler bilimsel desteği olmayan görüşlerdir. Bu ilaçların çocukları genel olarak yavaşlattığına ilişkin araştırma bulguları olmakla birlikte zeka geriliği ya da kısırlık olması mümkün değildir.

    Uyarıcı ilaçlar almanın DEHB’li çocuklarda kalıcı herhangi bir davranışsal ya da eğitimsel yarar sağladığını hiç bir araştırma göstermemiştir. Araştırmalar uyarıcı ilaçlarla yapılan tedaviden DEHB’li çocukların, gençlerin ve yetişkinlerin fayda sağladığını göstermiştir.

    Öğretmenler yeterince çaba gösterirlerse uyarıcı ilaçlardan daha etkili sonuçlar alınabilir. Çok modelli araştırmalar bu düşüncenin yanlış olduğunu göstermektedir.

    Çocuklarda ya da yetişkinlerde DEHB’i teşhis etmek mümkün değildir. Bilim adamları henüz DEHB’in teşhisine yönelik tek bir test geliştirememiş olmasına rağmen, açık seçik tanılayıcı kriterler geliştirilmiştir.

  • OKB Nedir?

    OKB Nedir?

    Obsesyonlar(takıntılar); Kişi istemediği halde sık sık aklına gelen rahatsız edici tekrarlayan hayaller veya düşüncelerdir. Kişi bu düşünceler ve hayallerin saçma ve mantıksız olduğunun farkındadır ama bi türlü kafasından atamaz ve kişide yoğun bir biçimde kaygıya ve sıkıntıya neden olur.

    En çok rastlanan türleri;

    Bulaşma obsesyonları; Bu obsesyona sahip kişilerde kir, mikrop pislik, meni vb. araçlarla kirleneceğine yada onların bulaşma ihtimalini korkusunu yaşar ‘‘Bulaştı mı aceba gibi zorlayıcı düşüncelerden kendini alamaz’’ Kir, mikrop, pislik bulaşacak ortamlardan kaçınma davranışı gösterebilir

    Kuşku obsesyonu: Bu obsesyona sahip kişiler yaptıkları işlerde emin olamakta zorluk gösterirler.Ütünün fişini çektim mi, Ocağın altını kapattım mı, Kapıyı kilitledim mi? Gibi soruları zihninden atmakta zorluk yaşar.Kişi yapacağı ihmalden dolayı kendisine veya bir başkasına zarar vermenin korkusunu yaşar.

    Saldırganlık obsesyonu:Kişide kendisine veya birbaşkasına zarar vermeyle ilgili zorlayıcı düşündeler bulunur.Çocuğumu penceredn atar mıyım? Ya intihar edersem, ya kendime hakim olamayıp birisini öldürürsem gibi kişiyi rahatsız eden zorlayıcı düşüncelerdir. Bu düşüncelere sahip kişiler makas, bıçak yüksek yerlerden sevdiği kişilerden uzak durmaya çalışabilirler.

    Cinsel obsesyonlar: Ayıplanacakbiçimde, kendisiyle ya da başka bir kişiye yönelik cinsel içerikli obsesyonlardır. Çoğunlukla kişinin hemcinsleriyle veya çocuklarıyla cinsel ilişki yaşamasına dönük ortaya çıkabilir. Yoğun olarak suçluluk, utanma, günahkarlık gibi duygular yaşanabilir. Örneğin; Yakınlarıma karşı cinsel istek duyar mıyım?, Karşı cinsin cinsel organına bakar mıyım,

    Dinsel obsesyon: Kendi inanç ve görüşlerine karşı kabul edilemez, inanç ve düşüncelerinin tam zıttı bir şekilde çok yoğun sıkıntıya neden olacak biçimde kişinin düşünmekten kendini alamadığı tekrarlayan düşüncelerdir.Örneğin; Namaz esnasında akla gelen küfürler,İçinden geçirdiği ama rahatsızlık duyup zihninden atamadığı Allah’a, Peygamber’e, Kur’an’a küfür etme, abdestin sürekli bozulduğunu düşünme, dualarım ibadetim kabul oldu mu düşünceleri

    Simetri obsesyonu: Kişinin hayatında he şeyin düzenli ve simetri olması gerekliliği ile ilgili düşüncelerdir. Bu kişilerin herhangi bir yere giderken hazırlanması uzun sürebilir.

    Somatik obsesyon: Hayatı tehdit eden hastalıkları(kanser vb.) aşırı düşünme ve zihinden atamama şeklinde görülür.Kişide yoğun bir biçimde hasta olmaya dair korku ve kaygı yaşar.

    Dokunma obssesyonları;Kişi bir işi yapmadan önce kendince önemli bir nesneye dokunma ihtiyacı duyar.

    Kompilsiyonlar(Zorlantılar): Obsesyonların vermiş olduğu sıkıntıdan kurtulmak için kişinin yapmaktan kendini alamadığı yaptığı zaman sıkıntının azalacağı zannedilen ama azalmayan davranışlar ya da zihinsel eylemlerdir.

    Örneğin;

    • Ellerini tekrar tekrar yıkama
    • Zihninde belli düzende sayılarla iş yapma(elini 3-5-3 kere yıkama)
    • Ocağın altını kapattım mı, ütünün fişini çektim mi, evin kapısını kilitledim mi diye tekrar tekrar kontrol etme
    • Sürekli bir yerleri belli bir biçimde düzenleme

    Bir çok insanda obsesif düşünceler bulunmaktadır ama artık bu düşünceler ve davranışlar kişinin gündelik yaşamını ve sosyal hayatını etkiliyor, zihninden atamakta zorlanıyorsa profesyonel bir desteğe ihtiyaç duyuyor demektir.

    Tedavisi

    Hastalığın kendi kendine düzelmesi neredeyse yok denecek kadar düşük bir ihtimaldir. Bundan dolayı profosyonel bir destek almak oldukça önemlidir. Kendini kanıtlamış psikoterapi yöntemleri bulunmaktadır. Bunlar Bilişsel Davranışcı Terapi ve son zamanlarda aktif bir biçimde kullanılan EMDR terapisidir.

  • Oyun Terapisi Hakkında Merak Edilenler

    Oyun Terapisi Hakkında Merak Edilenler

    Yetişkinler için danışmanlık ne ise çocuklar içinde oyun terapisi odur. Oyun terapisi kelimeler yerine oyuncaklar kullanarak çocuklara kendilerini ifade etmelerine yardımcı olur.

    Oyun terapisi çocukların uyumlu ve mutlu bir şekilde yaşamalarını hedefleyen gelişimsel bir terapi şeklidir. Oyun terapisi oyunla çocuğun kendini ifade edebilmesi için doğal ortamda bulunması temeline dayanır.

    Oyun ve oyuncaklar kullanarak kendilerini ifade etme gereksinimlerine odaklanan bir süreçtir. Kendilerine güvenli bir ortam sunan eğitimli bir oyun terapisti ile istedikleri şekilde oynayabilmeleri için cesaretlendirilir. Bu süreçte çocuklarına duygusal sorunlarını ifade edebilmeleri için bir çok oyuncak sunulur. Çocuklara kendilerini sanat, drama ve fantezi içeren oyunlar yoluyla ifade edebilmeleri için fırsatlar sunar.

    Oyun terapisi yönlendirmeli(direktif) yada yönlendirmesiz (non – direktif) olabilir.

    Yünlendirmeli oyun terapisinde önderlik ve yükümlülüğü terapist üzerine alır

    Yönlendirmesiz terapilerde ise, terapist yükümlülük ve yönetimi çocuğa bırakır.

    Neden Oyun Terapisi?

    Çocuklar oyun oynamayı severler. Yetişkinler kadar duygularını anlayabilme ve becerileri gelişmemiştir. Bu nedenle oyunla çocuklara deneyimlerini ve duygularını ifade etme fırsatı sunulduğundan iyileştirici özelliği vardır. Çocuklar oyunla davranışlarını etkileyen;

    • Kızgınlık,
    • Korku,
    • Hayal kırıklığı gibi duyguları terapistin sağladığı güvenli bir ortamda canlandırabilirler

    Oyun terapisi çocukların;

    • Duygu ve düşüncelerini ifade etmelerine
    • Zihinsel ve fiziksel düşüncelerini geliştirmelerine yardımcı olur.

    Oyun Terapisi Ne İşe Yarar?

    Oyun hayatın şartlarına uyumda güçlük çeken çocukları tedavide en uygun metottur. Çocuklar kendilerini kelimelerle ifade edebilecek zihni yetekleri tam gelişmediği için, kendilerini oyun üzerindem daha akıcı bir şekilde ifade ederler. Oyun terapisi onlara kendilerini en rahat şekilde ifade edebilecekleri ortam sunar.

    Bir Çocuğun Oyun Terapisine İhtiyacı Olduğuna Nasıl karar Verirsiniz?

    Çocuklar, evdeki veya okuldaki değişimlere adaptasyonda, aileden birinin ölümünde, ebeveynin boşanmasında, zor dönemlerden geçebilirler. Bazı çocukların bu dönemlerde diğerlerinden daha çok yardıma ihtiyacı olur. Çocuğun hayatındaki ebeveyn, öğretmen yada bir başka yetişkin, çocuk hakkında endişe duyarsa oyun terapisi yardımcı olabilir.

    Bir Çocuğun Ne Kadar Süre Oyun Terapisi Alması Gerekir?

    Çocuktan çocuğa değişir bu süre. Ayrıca bu sürenin uzunluğu yada kısalığı çocuğun yaşadığı olayın ciddiyeti ve çocuğun olayı nasıl algıladığı önemlidir.

    Oyun Terapisi ile Çocukla Evde Oyun Oynamanın Farkı Nedir?

    Oyun terapisti oyun odasında empati, kabul ediliş ve anlayış havasını oluşturabilmek üzere eğitim almıştır. Oyun terapisi oyun ile aynı şey demek değildir. Oyun terapisi çocukların hayat şartlarına doğal olarak verdiği reaksiyonları ortaya dökmesine imkan verir. Eğitimli bir oyun terapistinin varlığı çocuğun kendini kabul edilmiş ve anlaşılmış olarak hissetmesine ve kontrol hissini veya zor durumların farkına varabilmesine uygun ortam sağlar.

  • İyi Ebeveyn Olmak

    İyi Ebeveyn Olmak

    Özellikte yeni anne-babalarımızın çocuklarıyla nasıl iletişim kurmaları gerektiğiyle ilgili konularda arada kalmaları nedeniyle bu konuya değinmek istedim. Ayrıca birçok anne-baba çocuklarıyla iletişim problemi yaşamaktadır. Bu noktada önemli olan birkaç unsuru atlamamakta fayda var, belki de bu sayede bu sizlere sunacağım küçük anahtarlarla çocuğunuzla olan iletişiminiz olumlu olarak ilerleme kaydeder.

    Öncelikle çocuğunuzu yetiştirirken tek bir doğru olması mümkün değildir, her ailenin kendine özgü dinamikleri mevcuttur. Ancak ilk olarak sizlere şunu hatırlatmalıyım ki çocuğunuzla çocuk olmayı tekrar hatırlayın, olumsuz davranışlara kilitlemeyin kendinizi. Bu hem çocuğunuzla olan iletişimin kapılarını açmaya yarar sağlayacaktır, hem de sizin kendinizi olumsuz düşüncelere yöneltmenizi engelleyecektir.

    *Kendinize hata yapma şansını tanımayı unutmayın…

    Ebeveyn olarak mükemmel olmaya çalışmak çok yorucu ve ulaşılması güç bir hedef olacaktır. Bazen hatalar yapabileceğinizi, bir şeyleri zaman zaman deneme yoluyla bulabileceğinizi ve hatta yeri geldiğinde problem çözme becerinizin o noktada devreye giremeyebileceğini unutmamalısınız. Önemli olan sizin çocuğunuza koşulsuz sevgi vermeniz, güvenmeniz ve açık iletişimde olmanızdır. Bunlar olduktan sonra her durumda sağlıklı biçimde ilerlenebilecektir.

    *İyi ebeveyn olmak…

    Bebekken temel ihtiyaçlarını karşıladığınız çocuğunuz ihtiyaçlarına uyum sağlayabiliyor ve zamanla o büyüdükçe daha az ihtiyaç duyduğunu tolere edebiliyorsanız iyi bir yerdesiniz demektir. Ebeveynlerin yapması gerekenler çocuğunun gelişimlerini takip etmeleridir. Buna ek olarak çocuğunun yanlış yapabilme ihtimalini de tolere etmesi gerekmektedir. Çünkü yaptığı bu yanlışlardan dolaylı olarak rahatsız olan çocukta sorumluluk alma bilinci oluşur. Ebeveynlerin her noktada kurtarıcı bir tutum sergilemeleri çocuğun sorumluluk sahibi olmasını yavaşlatabilir.

    *Sınır koymak…

    Ebeveynler çocuklarını yetiştirirken sınırlar koymalıdır. Ancak sınır koymak demek sert disiplin uygulamak demek değildir. Zaten küçük yaştan itibaren doğru şekilde sınır koyularak büyüyen çocuklar, sınırlarını ve o ortamın gerektirdiği kuralları bilerek hareker ederler.

    Sınırlar belirlenirken çok sert ve çocuğu engelleyici olmamasına dikkat edilmelidir. Çünkü sert ve engelleyici sınırlar içerisinde çocuğun hayata karşı olan motivasyonu düşer ve yaratıcı yönü gelişmez, bu da yetişkin olduğu dönemleri olumsuz etkiler.

    Sınırları koyarken çocuğunuza karşı net ve söylediğiniz şeyler için her zaman tutarlı olmanız gerekmektedir. Aynı zamanda sınırları koyarken bunu çocuğunuzun yanında ve yüz yüze net olarak konuşmanız gerekmektedir. En önemli olan şey ise sabırlı olmalısınız, çünkü anında değişim olmayacaktır. Bir diğer nokta ise çocuğunuzun kazançlarını ve kayıplarını net olarak anlatmaktır. Yani sınırlara uyacağı zaman onu motive edecek faydalı ve uymadığı zaman ki zararları ifade etmek ve davranışsal olarak göstermek gerekmektedir.

    *Genel sorulardan kaçının

    Çoğu ebeveynler çocuklarının paylaşım yapmamalarından şikayetçi olmaktadır. Ancak asıl durum çocuklarının paylaşmaması değil, ailelerin çocuklarına nasıl sorular soracaklarını bilememeleridir.

    Çocuğuyla iyi iletişim kurmak isteyen anne-baba ‘Bugün okulda ne yaptın?’ gibi genel sorular sormak yerine; ‘Bugün hiç çok güldüğün bir şey oldu mu?’ ya da ‘Bugün neye sinirlendin?’ gibi daha spesifik soruları tercih etmelidir.

    Bir yandan da sadece paylaşımı çocuğunuzdan beklememelisiniz, siz de kendinizle ilgili şeyler paylaşmalı ve çocuğunuzun da size sorular sorma davranışını geliştirmesine katkıda bulunmalısınız.

    *En önemli anahtar: Çocuğunuzla çocuk olmayı unutmamak!

    Yaşam koşullarının ve zorlukların ailelere vermiş olduğu yoğun sorumluluklar ve yükler nedeniyle ailelerin çoğu çocuk olmayı, hayattan keyif almayı, kendilerine zaman ayırmayı, esnek olabilmeyi unutuyorlar. Yetişkinliğin vermiş olduğu yüklerle birlikte her şeyi kontrol etme çabasına girebiliyor ve bunu çocuklarda da uygulayabiliyorlar.

    Bu bağlamda iyi birer ebeveyn olmak ve çocuğunuzla iletişim kurabilmek adına; çocuğunuzla çocuk olmayı unutmamalısınız. Onunla eğlenin, onun yaşına inebilin, esnek davranışlar gösterin. Bunları uyguladıkça iletişiminizin ilerlediğini ve ilişkinizde de aşamalar kaydettiğinizi göreceksiniz.

    Çocuklarınızla bol bol iletişim kurun. Çünkü çocuğunuzla kurduğunuz doğru iletişin, onun sosyal, akademik ve duygusal gelişimi için çok önemlidir. Unutmayın ki şu anda onun için attığınız her doğru adım ileride olan yaşantısını etkilemektedir.

  • Herkes Kendi Boşluğunu Arıyor

    Herkes Kendi Boşluğunu Arıyor

    Büyük Ev Ablukada diye bir alternatif grubun ”Boşluk” isimli şarkısını dinlerken şarkının nakaratında ”herkes kendi boşluğunu arıyor” diye duydum.

    Genellikle tek bir açıdan bakılırken;hep bir boşluk doldurma çabası varken ;neden tersi olmasın ki? Kendi boşluğunu aramak!

    Her şey yolunda gidiyor olsun yaşamımızda ;”aile,maddiyat,ilişki,rutin,sosyal yaşam,vs.” ancak bir şeyler yetmiyor,sanki eksik olan bir şeyler var…

    Öyle değil mi zaten;etrafta kaç kişiye bunu dile getirseniz mutlaka boşluk var yaşamında yani insanlarda da şu izlenim oluşuyor ;”herşey bu kadar da yolunda gidemez.”

    Baktınız ki yaşamınızda herşey yolunda gidiyor.Fakat sizi içten içe kemiren bir düşünce devreye giriyor ;”hadi canım hiç kimsenin hayatı bu kadar yolunda gidemez!” Ozaman düşünmeye ve arayışa başlıyorsunuz;”kendi boşluğumu bulmam gerek!”

    Varoluşun vermiş olduğu ağır boşluk;yaşama tutunmanın zorluğu karşılaştığınız olgular olabilir.Siz artık düşünen bir canlısınız!

    Bunca zaman hayatınızın en derininde yer alan;hayat koşuşturmacaları ,yetişme teleşları,akut durumlar için stres yaşamalar,hep daha iyiye gitme çabaları bir kenara taşınıyor ve düşünmeye başlıyorsunuz.Tamam bu kadar zaman varoldum ancak kendilik varolşumda bir boşluk var!

    Varolduğum zaman diliminde burdaki amaç üzerine ne kadar enerji harcadım,Sadece günlük işler için dünyaya getirlmiş bir canlı olma ihtimalim var mı?Biricik olma telaşı yanında ;ailelerinizin tüm kardeşlerinize vermiş olduğu ya da vermeye çalıştığı eşit ilgi aklınıza geliyor.

    Herkes kadar sırdan bir yaşam yaşamanın amacı ne;insanlık bir sürü ve kesilene kadar ben de bu sürünün bir parçası olma ihtimalim kaç diye düşünceye dalınır.

    Aynayı kendimize döndürdüğümüzde gerçeklerle yüzleşme başlar.Aslında sizde herkes gibi belli bir saatte uyanıp,belli bir saatte yatıyorsunuz;belli stresler yaşayıp-yaşatıyorsunuz;temel ihtiyaçlarınızı (yemek,barınmak,cinsellik,tuvelet,uyku)herkes gibi gideriyorsunuz

    Dönüp bakıyorsunuz ki aslında kocaman bir boşluk avucunuzun tam da içindeyken;bunca zaman geçici körlük yaşamışsınız.

    Tebrikler kendi boşluğunuzu yaratmanın ilk adımını attınız; ya sonra?

  • En Büyük Tuzaklardan Biri: Teknoloji!

    En Büyük Tuzaklardan Biri: Teknoloji!

    Teknoloji günümüzde olmazsa olmazlardan iken; aileler tarafından bir şikayet unsuru haline gelmiştir. Aile içi iletişimi koparan; çocuklarda algı ve odaklanma sorunu oluşumuna neden olan ve sabretme kat sayısını daha da düşüren bir etken olarak teknoloji karşımıza çıkmaktadır.

    Bu kadar olumsuz etkileri varken bir yandan da etkili olarak kullanılması gereken bir araç haline gelmiştir. Ancak amaç değil de araç haline dönüştürmek adına ne yapmalıyız?

    Öncelikle çocuklarınızın gidip mağazadan o teknik aletleri alacak bir kazancı vs olmadığını hatırlayarak başlamak gerekmektedir; çünkü hem sizlerin aldığı teknolojik aletlerken o aletler sonrasında bir krize yol açmaktadır. Oysaki çocuklarınızın mağazaya gidip de ‘ben şu model, şu özelliği olan, şu fiyata aletten istiyorum’ diyip alma gibi bir imkânları olmamaktadır. Kendi almış bulunduğumuz teknik envanterler sonrasında sorun olmaktadır.

    Zararlarını özellikle ayrıntılı olarak vurgulamak istiyorum ki işin ciddiyetinin farkına varabilelim. Psikolojik olarak etkilerinin yanında fiziksel olarak radyasyon yüklenen körpecik bünyeler. İlk olarak sürekli teknolojiyle olan çocuklarda kalp krizi riskinde artış görülmektedir. Ayrıca ileride alzheimer, hafıza zayıflığı gibi rahatsızlıkları da beraberinde getirmektedir.

    Bir diğer önemli nokta ise; sürekli kanal ve oyun değiştirme arzusu olan çocukların, hemen sıkılmaya başlamalarıdır. Teknolojinin aşırı kullanımı; gelişim geriliği, çocukluk depresyonu, anksiyete, dikkat eksikliği, otizm, bipolar da aralarında olmak üzere birçok sendromu tetikleyebiliyor. Bunun yerine top oynansa, spor yapılsa vs. daha çok katkısı bulunmaktadır. Çünkü bedensel aktiviteler dikkati toplamada destek olmaktadır.

    Hep ileriki dönemlere istinaden düşünmek durumundayız ki; görünen tablo işlem yapamayan ve okuduğunu anlamakta zorlanan, çabuk sıkılan, odaklanma sorunu yaşayan çocuklar. Sürekli veri yüklemesi, yeni oyun ve görsel sunumlar tek başına verimli olmayacaktır. Çünkü asıl bilgi alımı; bunları algı sürecinden geçirip deneyimleyerek pratiğe dönüştürmekten geçmektedir.

    Peki bu teknoloji kaçınılmaz bir son, tamamen yok etmek mümkün değil; o zaman ne yapmalıyız? Tabii ki tamamen ortadan kaldırılamayacak bir unsur teknoloji, ancak bunu sınırlamak biz ebeynlerin elinde.

    Yaş gruplarına göre koyulacak sınırlar değişmektedir;

    0-2 yaş grubu; mümkünse teknolojiyle tanışmasın; çünkü dil gelişimi açısından bu çok önem arz etmektedir.

    2-5 yaş grubu; en fazla bir saat ve saldırganlık içermeyen görseller bulunan şeyleri izleyebilirler.

    6-18 yaş ise öncelikli olarak yapmaları gereken derslerini yapıp, sonrasında 2 saat izlemek yeterli olacaktır.

    Bu konuyu göz ardı etmemelisiniz; başta net sınırlar koyarken yaşadığınız krizler ya da siz iş yaparken çocuğunuz sabit dursun diye verdiğiniz teknolojik aletler; vereceğiniz her karar çocuğunuzun geleceğidir.