Kategori: Psikoloji

  • Öfke Nöbetleri ve Saldırganlık

    Öfke Nöbetleri ve Saldırganlık

    Çocuğun çevresindekilere vurması, onları ısırması, eşyaları fırlatması, tekmelemesi, tükürmesi ya da sözel saldırılarda bulunması birer saldırgan davranış örneğidir. Çocuğun saldırganca davranışlarının gelişmesinde taklit etme önemli rol oynar. Anne-babasının ya da çevresindekilerin birbirleriyle tartışarak, birbirlerine bağırarak ya da vurarak sorunları çözmeye çalıştığını gören çocuk, saldırganlığı bir başa çıkma yolu olarak kullanabilir.

    Çocuğu devamlı eleştirmek, onunla yeterince ilgilenmemek, sıkıntılarını ve ihtiyaçlarını görmezden gelmek, onun hareket edip enerjisini boşaltmasına izin vermemek de çocukta saldırganlığa yol açabilir. Çocuk var olduğunu göstermek amacıyla saldırganca davranışlarda bulunabilir, saldırganlık “ben buradayım” demenin ve kendini ifade etmenin bir yolu olarak çocuk tarafından öğrenilmiş olabilir.

    Her istediği yapılmış, aşırı şımartılmış, kural tanımayan çocuklarda da saldırganlık sık görülebilir. Çocuk, bir olayı ya da yerine getirilmeyen bir isteği bahane ederek birikmiş sıkıntılarını öfke patlaması şeklinde boşaltabilir. Bunların dışında; beyin zarı iltihabı, beyin zedelenmesi, zeka geriliği, epilepsi, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, tiroid bezinin fazla çalışması gibi fizyolojik sorunlar da saldırgan davranışların görülmesine neden olabilmektedir.

    Saldırganlık konusunda anne-babalara öneriler

    • Anne-baba çocuğa saldırgan davranışlar konusunda model olmamalıdır. Anne-babanın saldırgan ya da saldırgan diye nitelendirilebilecek davranışlarını gözden geçirmesi ve bunları kontrol altına alması gerekir.

    • Ev ve okul ortamı çocuğun saldırganca davranışını destekleyici nitelikte olmamalıdır.

    • Saldırgan davranışlara verilen tepki gözden geçirilmelidir. Saldırganlığa aynı şekilde saldırganca cevap vermek, söylenilenler ve yapılanlar arasında tutarsızlığa neden olacak ve öğretmek istediğiniz bilginin öğrenilmesini imkânsız kılacaktır.

    • Saldırgan davranışlar ödüllendirilmemeli ve çocuğun bu davranışının, istenmeyen bir davranış olduğu hemen gösterilmelidir.

    • Çocuk gergin ve sinirliyken onunla tartışılmamalıdır. Çocuğun ihtiyaçları anlaşılmaya çalışılmalı, bu davranışlarını açıklayan ve bu tepkilerin altında yatan duygularının olduğu görmezden gelinmemelidir.

    • Çocuğa çeşitli sorumluluklar verilmeli, evde görev ve sorumluluk alması sağlanmalıdır. Örneğin; özellikle zarar verdiği şeylerin korunmasının sorumluluğu ona verilebilir.

    • Çocuğa saldırgan davranışlarının olumsuz sonuçlarının neler olabileceği anlatılıp gösterilmelidir.

    • Saldırganlık çocuk için bir etiket olmamalı, mümkün olduğunca olumlu davranışları pekiştirilerek bu davranışlarının artması sağlanmalıdır.

    • Çocuk başka çocuklarla kıyaslanmamalı ve yarıştırılmamalıdır.

    • Çocuğunuzun saldırganca davranışlarının üstesinden gelemediğinizde onu suçlamak ya da cezalandırmak yerine, bu davranışların nedenini anlamaya çalışarak alternatif yaklaşımlar konusunda bir uzmandan yardım alınmalıdır.

  • Kardeş Kıskançlığı

    Kardeş Kıskançlığı

    Kıskançlık, insanın en temel duygularından bir tanesidir. Çocuklarda genellikle kardeş doğumu ile ortaya çıkar. Eve yeni gelen bu birey başta anne baba olmak üzere herkesin dikkatini çekmekte ve herkes ondan bahsetmektedir. Yaşanan düzen değişikliği ailede herkesi etkilemektedir.

    Anne babanın çocuğa karşı tutumlarının farklılaşması, aradaki yaş farkı, çocukları kıyaslamak, anne-babanın çocuğun cinsiyetine ilişkin tercihleri vb. sebeplerde kıskançlığı arttırır.

    Çocuklarda bazı davranışlar kıskançlığın boyutu hakkında bize ipucu verir:

    • Anneye aşırı sevgi gösterisinde bulunma, adeta anneye yapışma çabası

    • Kardeşe karşı aşırı, abartılı sevgi gösterme; okşarken biraz fazla sıkar, ağlatacak kadar fazla sıkı sarılır.

    • Etkilenmemiş gibi davranır; bebekle ilgili görünmeyen ağlamalar, tutturmalar, tepinmeler

    • Duygusal ve davranışsal gerilemeler; bebeksi konuşma, anne babayla yatmak isteme, tuvaletini kaçırma, yardımla yeme gibi.

    • Çeşitli bahanelerle ilgiyi üzerine çekmeye çalışma, isteklerini bağırarak ifade etme,

    • Okul korkusu,

    • Anne-babanın sevgisinden emin olamama şeklindedir.

    Öneriler;

    • Çocuk psikolojik olarak kardeşin doğumuna hazırlanmalıdır.

    • Çocuğun aile içinde her zaman yeri olduğu hissettirilmelidir.

    • Kıskançlık duygusunu tümüyle ortadan kaldırmak yerine kontrol edilebilir seviyede tutulmasına çaba gösterilmelidir.

    • Kardeşler arası tartışmalara olabildiğince karışılmamalıdır.

    • Çocuğun arkadaş ortamına girmesi ve paylaşmayı öğrenmesi kardeşini de kabullenmesini ve onunla da paylaşım yapabilmesini kolaylaştırır.

    • Çocuğa onunla ilgilenildiğini ve onun hala sevildiğini ifade eden sözler davranışlarla desteklenmelidir.

    • Kardeşler arası kıyaslamalar yapılmamalıdır.

    • Anne baba çocuğun davranışlarına karşı hissettiği duyguları dinlemeli ve anlamaya çalışmalıdır.

    • Çocuğun yaşına ve ihtiyacına göre zaman ayrılmalıdır.

    Eğer bu duygular çocukta uyumu bozmaya başlamışsa, kaygı ya da depresyon gibi sorunlara yol açmaya başlamışsa kesinlikle bir uzmandan destek almak gerekir.

  • Çocukluk Çağı Şizofrenisi

    Çocukluk Çağı Şizofrenisi

    Şizofreni; algı, düşünce, dil, iletişim, dikkat gibi alanları kapsayan nörobiyolojik temelleri

    olan bir hastalıktır. Başlangıç yaşının semptom oluşumunda önemli bir rolü vardır. Genelde

    15-35 yaşlarında başlamaktadır. Çocuklarda şizofrenin başlamasıysa sinsi biçimde olup 5

    yaşından önce nadir olarak görülmektedir. Bu nedenle bu evrede tanı koymak zordur. Kesin

    nedeni bilinmemekle birlikte genetik yatkınlık ön plandadır. Aile de şizofren olması hastalığa

    yakalanma riskini arttırır. Ebeveynlerin birinde şizofreni öyküsü olan kişilerin %10’u,

    ikisin de şizofreni öyküsü olan kişilerin yaklaşık %50’si tanı alabilmektedir. Şizofreni’de en

    sık görülen belirtiler;

    1. Düşünce Bozuklukları (düşünceleri organize edememe, konudan konuya atlama vb.)

    2. Hezeyanlar (gerçek olmayan yanlış inanışlar örn; kişinin çevresinde kendine zarar verecek kişilerin olduğuna inanması)

    3. Halüsinasyonlar (gerçek olmayan şeyleri duyma ,görme vb. şeklinde)

    4. Duygulanımda değişiklikler (depresyon, kaygı, öfke vb.)

    5. Davranışsal sorunlar (kontrolsüz davranışlar, aşırı saldırganlık vb.)

    6. Negatif belirtiler (içe kapanma, sosyal çekilme vb.)

    7. İlgi ve istek kaybı

    8. Uyku sorunları

    9. Dikkat sorunları

    10. Hafıza sorunları

    Bu belirtilerin en az 6 ay sürüyor olması şizofreni tanısı için gereklidir. Hastalığın  başlangıcı

    birden veya  çeşitli belirtilerle (toplumdan uzaklaşma, okula veya işe  karşı ilgi kaybı, kendine

    bakımda ihmal, olağandışı davranışlar, öfke patlamaları gibi) yavaş yavaş kendini gösteren bir

    tablo seyredebilir. Kişi düşüncelerinin okunduğunu, sesler duyduğunu veya olağan üstü

    güçlere sahip olduğunu, onlar tarafından yönetildiğini vb. söyleyebilir. Bu belirtiler bazı

    kişilerde hafif düzeyde bazı kişilerde şiddetli düzeyde seyredebilir. Çocuklardaysa içe

    kapanma, okul başarısızlığı, davranış sorunları, isteksizlik, agresiflik, dil ve konuşma

    gelişiminde bozukluklarla  ortaya çıkabilmektedir. Bu nedenle Çocuğunuzda uzun zamandır

    buna benzer değişiklikleri gözlemliyorsanız çocukluk çağı şizofrenisi olması anlamına

    gelmese de başka bir durumla da ilişkili olabileceğinden (depresyon vb.) profesyonel bir

    destek alınması faydalı olacaktır. Sorunların kaynağını bulmak ve sorunu doğru bir şekilde ele

    almaya çalışmak önemlidir. Şizofreni tedavisinde en çok  Medikal tedavi ,Psikoterapi ve Aile

    Danışmanlığı, EKT gibi somatik tedaviler uygulanabilmektedir.

  • Çocuklarda Etkili ve Doğru İletişim

    Çocuklarda Etkili ve Doğru İletişim

    Çocuklara kuralları ve istekleri doğru bir şekilde iletmemiz çok önemlidir. Çünkü bizi model alır ve biz nasıl davranıyorsak onlarda bize öyle davranırlar. Burada çocuğun yaşına göre önce onu anlayabilmeliyizdir. Çocuk yürümeye ve konuşmaya başladığında yani bir birey olmaya başladığından itibaren ebeveynler aradaki iletişimin bozulduğunu düşünebilirler. Burada çocuğun isteklerini anlayabilen, kuralları tanıtabilen ve onu dinleyen bir ebeveyne ihtiyacı vardır. 

    İletişimde yapılmaması gerekenler; kızmak, sabırsızlanmak, uzun süre öğüt vermek, sözlerin yerine getirilmemesi, kurallarda tutarsız davranmak, eleştirilerin abartılı olması, suçlamalarda bulunmak, çocuğu susturmak…diyebiliriz. Bu tür hatalar çocuğun hayal kırıklığı yaşamasına, özgüven sarsılmasına ve aradaki iletişimin zedelenmesine sebep olacaktır. Çocuklarla net ve kısa ancak açıklayıcı cümlelerle konuşmak gerekir. Yapmaması gereken davranışlarda uyarmak ve açıklayıcı olmak işe yarar. Aslında önemli olan çocuğun yaptığı veya yapmadığı şeylerden dolayı değil kendisi olduğu için kabul ettiğinizi göstermenizdir. Çocukla iyi bir iletişim kurmanın diğer bir yolu da onunla oyun oynamaktır. Çocuk oyun aracılığıyla kendini ifade eder, içsel dünyasını ortaya koyar. Ebeveynleri tarafından olumlu davranışların da beğeni alan çocuk kendini mutlu ve kabul görmüş hissedecektir.

    Duygu dili aracılığıyla konuşmakta iletişim de geçerli bir yoldur. Siz çocuğunuza bir durum karşısında duygunuzu belli ederseniz anlamaya çalışacak ve kendini ifade etmek için bu yöntemi kullanacaktır. Kendileriyle konuşulan ve ilgi gösterilen çocuklar konuşmak için cesaretlenirler. Çünkü anne ve babaları onlara model olmaktadırlar. Sorunları iletişim kurarak çözebilmektedirler. İletişimin en önemli unsurlarından olan  empati ve dinleme’ de çok gereklidir. Empati çocukla kurulan bir duygu ortaklığıdır. Dinleme ise sözlü ve sözsüz mesajları alabiliyor olmaktır.

    Anne-babasının kendisini dinlediğini anlayan çocuk sevildiğini ve kabul gördüğünü düşünür. Anlaşıldığında rahatlar. Kendisini dinleyen kişiye yakınlık duymasına neden olur. Böylece iletişimin devamı da sağlanır. Uzun süre dinlenmeyen çocuklar içe kapanabilirler, saldırganlık ve kendine zarar verme davranışında bulunabilirler. Emir kiplerinin kullanıldığı (yap, et, sus vb.) mesajlar da iletişimi engeller .Bu tür suçlayıcı ve tehdit eden mesajların yerine  ebeveynin empati kurarak çocuğun yanında olduğu yaklaşım geçerlidir .Sonuçta; Çocukla zaman geçirirken tüm dikkatimizi ona vermek önemlidir. Göz kontağı kurarak konuşmak buna örnektir.

  • Çocuk ve Oyun

    Çocuk ve Oyun

    Çocuğun iç dünyasında oyun bir “uğraş”tır ve bir çocuktan beklediğimiz oyun oynamasıdır. Her oyunun kendisine özgü bir nedeni ve özelliği vardır.Dolayısıyla oyun, çocuğun duygusal sorunlarını çözmede, sosyal becerilerinde,motor gelişimi ve karakter özelliklerini oluşturmasında desteklenmesini sağlar.

    Oyun Terapisi Nedir?

    Terapistlerin terapötik araç olarak kullandığı psikoterapi temelli OyunTerapisi, çocuğun içsel duygularını deneyimlemesini kolaylaştırmada,kendi dünya görüşünü ifade etmesini sağlamada ve sorunlarına çözüm bulmak amacıyla yararlandıkları bir yöntemdir.Bu çalışma sırasında çocuğun kullandığı oyuncaklarla birlikte bu oyuncaklarla oynama şekilleri de çok önemli olup eğitimli bir terapist bunu gözlemler ve yorumlar.

    Neden Oyun Terapisi?

    Yetişkinler sorunlarını sözel olarak ifade ederlerken çocuklarda bunu oyunla ve oyuncaklarla anlatırlar.Böylece davranışlarını tetikleyen duygularını yenideninşa ederler.(Öfke,korku,üzüntü vb.) Terapi sırasında yaşadığı olayları tekraroluşturarak yeniden tecrübe etme fırsatı bulurlar ve hayatlarına yansıtırlar.Kendilerini rahatlıkla ifade edebilmeyi ve sosyal ilişkilerini güçlendirmeyiöğrenirler. Böylece oyunla sorunlarını çözebilir hale gelerek güçlenirler ve iyileşme gerçekleşir.Terapist de bu süreçte çocuğu sınırlamadan ona eşlik eder vesürecin bir parçası olur.Terapistle kurulan ilişkiyse çocuğun kendini güvende hissetmesini sağlar.

    Oyunterapisinde ailenin de katkısı önemli olduğundan terapistle görüşmelerdüzenli bir şekilde gerçekleşir.Bu görüşmelerde terapi dışında da ailelerinuygulayabileceği önerilerde bulunulur.Sonuçta; aile ve çocuk bir bütüncül birdeğerlendirilmeyle ele alınır.

    Oyun Terapisi’nin Süresi…

    Çocuğun gelişimsel dönemle içinde yaşadığı psikolojik sorunun/sorunlarınne zaman gerçekleştiği ve yoğunluğu sonucunda haftada bir veya iki seansşeklinde oyun terapisine başlanabilir.Terapinin devamlılığı çok önemlidir.

    Ne zaman Oyun Terapisi’ne ihtiyaç duyulur?

    Yetişkinlerinde yaşamında zor süreçler olabildiği gibi çocuklar içinde böylezamanlar vardır.Boşanma,sevilen kişinin kaybı,taşınma vs.Bazı çocuklar budurumlarda daha fazla desteğe ihtiyaç duyarlar.Terapistin de aile ve çocuklayapacağı değerlendirme sonrasında Oyun Terapisi’ne başlanılır.

    §  Endişe,üzüntü,korku,öfke gibi duyguların yoğun yaşandığı durumlarda,

    §  Zarar verici davranışlarda bulunduğunda (kendisine ve/veya çevresineyönelik) ve şiddete maruz kalındığında,

    §  Travma Sonrası Stres Bozukluğu’nda,

    §  Dikkat Eksikliği ve HiperaktiviteBozukluğu’nda,

    §  Ebeveynden ayrılmaya karşı aşırı tepki vermede,

    §  İstismar,

    §  Aşırı utangaçlık ve hareketsizlik,

    §  Korku, kaygı ve fobilerin olduğu durumlarda,

    §  Dil ve Konuşma güçlüğü olan çocuklara,

    §  Özgüven Eksikliği,

    §  Boşanma sonrası uyum sorunlarında,

    §  Depresyon,

    §  Kardeş kıskançlığı,

    §  Değişimlere uyum sağlamada güçlük yaşanması vb. psikolojik sorunların çözümünde ve 3-11 yaş arasındaki çocuklara Oyun Terapisi yapılmaktadır.

  • Çocuk ve Ergenlerde İstismar

    Çocuk ve Ergenlerde İstismar

    Çocuk istismarı;18 yaşın altındaki çocuklara anne babaları veya onların bakımından sorumlu kişilerle yabancılar tarafından yapılan bedensel ve psikolojik açıdan zarar veren, çocukların bedensel, duygusal, zihinsel ve sosyal gelişimlerini sarsan her türlü eylem olarak kabul edilir.

    1985 yılında Dünya Sağlık Örgütü çocuk istismarını; çocuğa yönelik bir yetişkin, toplum veya ülkesi tarafından çocuğun sağlığını, bedensel, psiko-sosyal gelişimini olumsuz yönde etkileyen, bilerek veya bilmeyerek yapılan davranışlar olarak tanımlamaktadır.

    İstismar bedensel, duygusal ve cinsel olarak ayrılmaktadır. Bedensel istismar; çocuğun ve ergenin ebeveyni veya diğer yetişkinler tarafından bedensel olarak zarar görmesidir. Bundan doğan bedensel zedelenme, zararın süresi ve buna  uğrayan çocuğun yaşı bedensel istismarın yol açacağı zararları belirler.

    Bedensel istismara ve cinsel istismara uğrayan çocuklarda uyku bozuklukları, kabuslar, ayrılık kaygısı, fobik davranış, bedensel şikayetler, depresyon, yalan söyleme, içe dönüklük, uyumsuzluk gibi belirtiler görülür.

    Cinsel istismarda; çocuk ve ergen cinsel bir obje olarak kullanılmaktadır. Özellikle bu aile içinde yaşanmışsa bireyde en kalıcı ve en olumsuz etkiler bırakan istismar türüdür.

    Duygusal istismara; çocuk ve ergeni reddetme, tehdit etme ,inkar etme, aşağılama, yalnız bırakma, korkutma, suça yöneltme, duygusal açıdan ihtiyaçlarını karşılamama gibi davranışları gösteren yetişkinler neden olmaktadır. Buna maruz kalan çocuk ve ergenlerde okul başarısızlığı, öğrenme bozukluğu, okuldan kaçma ,saldırganlık ,yalan, intihar vb. gözlenmektedir. Yetişkinlik dönemine uzandığında panik atak ,uyku sorunları, takıntılara neden olan etkileri ortaya çıkmaktadır.

    Yapılan araştırmalar istismarın son derece yaygın olduğunu gösterir; aç bırakılan, dövülen, cinsel açıdan kullanılan, sigara vb. yakılan çocukların sayısı oldukça yüksektir.

    Şu koşullar bir araya geldiğinde çocuğu yönelik istismarın ortaya çıkma olasılığı artar;

    -Aile içi ortamda stres,

    -Düşük gelir,

    -Ailede fazla çocuk sayısı,

    -Anne ve babanın geçmişinde kötü davranışa maruz kalmış olması ,aile içi şiddet,

    -Çocuktaki öğrenme güçlüğü,

    -Çocuktaki bedensel sakatlık.

    Çocukluk döneminde yaşanmış cinsel istismarın sebep olduğu travma çok uzun bir döneme yayılarak duygusal, davranışsal ve sosyal sorunların kaynağını oluşturur. İstismara uğrayan kişiler genelde cinsel istismar öykülerini hiç kimseyle paylaşmaz. Özellikle çocuklar tekrarlanan ve dayanamayacakları acı ile karşılaştıklarında dissosiye olurlar. Yaşadıkları olaydan zihinsel olarak uzaklaşırlar, yokmuş gibi davranabilirler. Böylece bastırılan ve unutulmak istenen cinsel istismar yaşantıları kişinin bedensel, ruhsal sosyal gelişimini ve yaşamını olumsuz biçimde etkiler. Bu nedenle durum öğrenildiğinde kişiyi sorgulamak veya duruma kayıtsız kalmak yerine profesyonel bir destek alınması son derece önemlidir.

    İstismara bağlı tedavi sürecinde terapistin kullanacağı uygun tedavi teknikleriyle müdahaleler yapılır. Terapistin deneyimi, yapılacak işbirliği ve kurulan güven ortamıyla danışan desteklenir. Hedeflenen çözüme varılır.

  • Ailelerin Korkulu Rüyası Olan Uyku

    Ailelerin Korkulu Rüyası Olan Uyku

    Uyku hem çocuklar için aileden uzak kaldıkları süreler demektir, hem de aileler açısından çocuğun temel ihtiyacı olduğundan korkulu rüyaları olabilmektedir. Her şeyden önce anne ve babanın çocuklarının yanında sakin, yapıcı ve pozitif olmaları gerekmektedir. Eğer uyku çocuğa bir ceza gibi yansıtılırsa bu çocuğunuzda olumsuz bir izlenim bırakacaktır. Bunun doğal bir süreç olduğu ve her ailenin zorluklar çektiğini kendinize hatırlatınız.

    Uyku eğitimi verirken nelere dikkat etmeliyim?

    Uyku-uyanıklık döngüsünü düzene oturtmanın zaman alacağı unutulmamalıdır. Bu düzeni sağlarken de yatak zamanını çağrıştıracak ritüeller geliştirilebilir. Örneğin; uyku öncesinde bir masal okunması, diş fırçalanması vb. gibi düzenli yapılan aktiviteler uykuya geçişi sağlamada kolaylık sağlayacaktır.

    Sabırlı olmanız gereken bu önemli evrede çocuğunuza yeni bir davranış kazandırmak adına ona eğitim verdiğinizi unutmayınız. Burada yapılmaya çalışan şey; nasıl ki ayakkabısını giymeyi çocuğunuza aşama aşama ve sabırla; tekrar tekrar deneyerek öğretiyorsanız, burada da yeni bir davranış kazandırıyorsunuz.

    Evde bir uyku saati düzeni oturtulması da gereklidir. Örneğin; öğle uykusu 13.00 ve akşam 21.00 gibi. Diğer aile bireylerinin de bu saatlere uyumu söz konusu olursa rahatlıkla ilerleme kaydedilecektir. Ancak; bir gün düzen oturtup bir gün başka saatte yatırılıyorsa bu çocuğun o rutinini bozan bir davranış olacaktır ve ne kadar süre uygulamış olursanız olun sürece en başından başlıyor noktasına varacaksınızdır.

    Uyku saati öncesinde hareketli aktiviteler, onun sevdiği şeyler ve aklının kalacağı etkinliklerden mümkün olduğunca uzak durmaya çalışınız. Siz enerjisini atsın ve uykusu gelsin gibi düşünebilirsiniz fakat uyku bu sefer çocuğa sanki onu o eğlenceli aktivitelerden mahrum bıraktıran bir ceza gibi gelecektir ve uykuya geçmemek için direnç gösterecektir.

    Yatağında uykuya dalma davranışı geliştirilmelidir. Çünkü evin başka kısımlarında uyuyakalıp sonrasında ebeveynleri tarafından odasına taşınıyorsa bu ileride sık sık uyanma sorununa neden olabilmektedir.

    Tüketilen yiyecekler de uyku üzerinde çok önemli bir rol oynamaktadır. Uykuya geçmeden birkaç saat öncesinde kesinlikle yemek miktarının fazla olduğu, özellikle uykuyu bozabilecek; cips, çikolata, kola gibi gaz yapan yiyecek ve içeceklerden uzak durulmalıdır ki uykunun sürdürülmesi de rahat olsun.

    Uykuya geçişi kolaylaştırıcı içecekler olarak ballı süt ve rezene çayı tüketilebilir. Ancak çocuğunuzun süt hassasiyeti olup olmadığından emin olarak ona içirmelisiniz.

    Çocuğunuzun yattığı odanın ortamı da bu bünyede çok önemli bir yere sahiptir. Odada beyaz ışık olmaması –sarı & mavi gece lambası kullanılabilir-, diğer odalardan gelen ışığın odaya yansımaması, gürültü olmaması(insan sesi, televizyon sesi gibi) ve oda ısısının 24 derece civarında olması uykunun geçişini ve kalitesini arttırmaktadır.

    Uyku sorunu bazı çocuklarda fobiler nedeniyle ortaya çıkıyor olabilir. Karanlık ve hırsız fobisi olan çocuklar uyumayarak ya da aileleriyle birlikte uyuyarak güvende kalmaya çabalıyor olabilirler. Bazı çocuklar ise ayrılık kaygısı yaşadığı için uykuya dalmada ya da uykuyu sürdürmede sorun yaşıyor olabilirler. Aileyle olan ilişki burada büyük önem taşımaktadır. Bu gibi durumlarda mutlaka psikolojik destek alınması gerekmektedir.

    Bazı çocukların cildi hassas olması nedeniyle uykuya geçiş zor olmaktadır. Burada kullanılan yastık kılıfı, nevresim ve seçilen örtünün kumaş dokusu rahatsız etmeyecek şekilde olmalıdır.

    Çocuğa güven vermesi açısından uyurken yanında bulundurduğu bir oyuncak ayı, yastık, bebek, hayvan figürü gibi şeyler uykuyu sürdürmesi açısından da yardımcı birer unsur olacaktır.

    Gece uykularının bölünmesi ve tekrar kendiliğinden uykuya dalma normal bir davranıştır. Ancak aileler gece uykusu bölününce; yanına alma, ayakta sallama, sarılarak uyutma gibi davranışlar geliştirirse bu sefer ileride bu davranışı kırmak zor bir hal alacaktır. Eğer bahsedilen bir bebekse; 4 aylıktan sonra geceleri emzirmek gerekli değildir, hatta bebeğin kaliteli bir uyku almasını engelleyici bir davranış olacaktır.

    Gündüz uyku saatleri için de 6 aylıktan sonra 1 kez gündüz uykusu yeterlidir. Buna da aşamalı olarak azaltarak geçilmelidir. Çünkü yaş ilerledikçe uzun saatler gündüz uykusu devam ederse bu sefer gece uykuya geçiş saati çok geç olacaktır.

    Çalışan anne-babaların çocuklarındaki uyku problemlerinde ise anne-babanın gün içerisinde çocukları ile zaman geçirmeleri çok önemlidir. Çünkü sadece anne-babasına akşam kavuşan çocuk, onları bırakıp uykuya geçmeyi tercih etmeyecektir.

    Unutmayın, uyku eğitiminde sistemin oturtuncaya kadar her şey ilk başta daha kötüye gidebilir. Ama çocuğunuzun yaşına ve karakterine göre uzun olmayan bir sürede sonuç alırsınız. Rutine girdiğini düşünürken zaman zaman geriye dönüşler de olabilir. Bunların sizi yıldırmasına izin vermeyin.

  • Şiddet Gören Çocuk

    Şiddet Gören Çocuk

    Anne-baba olarak tahammülünüzün kalmadığı; tüm sorumlulukların fazla ağır geldiği ve çoğu şeyle tek başınıza baş etmeye çalışıyor olabilirsiniz. Tüm bunlar da normalde hareketlerine, yaptıklarına kızmayacağınız çocuğunuza kızmanıza hatta şiddet uygulamanıza dahi neden olabilir.

    Oysa; üzerine titrediğiniz ”ona bir şey olursa, ben yaşayamam” dediğiniz, canınızdan çok sevdiğinizi düşündüğünüz evladınıza en büyük zararı siz veriyor olabilirsiniz. Çünkü şiddetin yol açtığı psikolojik sorunlar kalıcıdır ve kişi bunun hemen farkına varıp aşamayacağı için de yıpratıcıdır. Şiddet bir tek fiziksel olmamaktadır. Geniş çaplı olarak şiddeti şöyle tanımlayabilirim; birinin bir başkasını; duygusal, fiziksel, cinsel istismara maruz bırakması, sosyal olarak izole etmesi, maddi açıdan kontrol etmesi ya da yoksun bırakması gibi davranışlarda şiddete girmektedir. Yani ”ben çocuğuma fiziksel olarak hiçbir şey yapmıyorum; sadece ceza veririm; harçlığını kısıtlarım” gibi kontrolü kendinizde hissettiğiniz ve karşı tarafı sınırlandırdığınız durumlar da şiddet başlığı altındadır.

    Yapılan en büyük düşünce hatalarından biri; ”çocuktur nasılsa unutur ya da çocuktur anlamaz!” düşüncesidir. Oysa bu doğru değildir; yani çocuk şiddeti anlar da, unutmaz da ve bundan ciddi anlamda etkilenir ve yıpranır. Yapılan araştırmalarda şiddete tanık olmak dahi çocukları etkilerken; kendileri maruz kaldığında etkilenmemeleri gibi bir şey mümkün değildir. Şiddet gören çocukta duygusal ve davranışsal sorunlar oluşur; bunların bazıları fark edilir, bazıları ise fark edilmeden kişinin yaşamını büyük ölçüde etkiler. Genellikle çocuklardaki duygusal zarar; ergenlik ya da ebeveynlikte ortaya çıkar. Yani aynı davranışlar bir başkasına yansıtabileceği bir ortam bulduğunda. Çocuk şiddeti ebeveynlerden öğrenmektedir. Çünkü anne-baba çocuk için rol modeldir. Sınıf içerisinde de evde maruz kaldığı şiddeti arkadaşlarına yansıtması da doğaldır. Çünkü bir zorlukla karşılaştığında problem çözme beceresi olarak şiddeti aileden görmüştür. Ancak anne-baba bir zorlukla karşılaştığında, zorlu koşullar altındayken sorun odaklı olmak yerine çözüm odaklı olsa; çocuk da bu beceriyi edinecektir.

    Şiddet görmek çocukta ne gibi sıkıntılara yol açabilir? Çocuklarda şiddete bağlı depresyon olabilir; kilo artışının gelişim dönemine göre sağlıklı şekilde olmayışı görülebilir. Genellikle şiddet gören çocuğun üzgün bir ifadesi vardır. Halüsinasyonlar görebilirler; içine kapanma gerçekleşebilir ve somatik-bedensel yakınmalar oluşabilir.

    Bunlar dışında şiddet gören çocukta; korku, kaygı, asabi olma, uyku problemleri, davranışsal ve gelişimsel gerilme, fiziksel şikayet, düşük benlik saygısı, güven problemi, uyum sorunu, ders başarısızlığı, dikkat eksikliği iletişim problemi, asosyal kişilik de ortaya çıkabilir.

    Ebeveynler çocuklarına nasıl davranmalıdır? Her şeyden önce ebeveynler çocuklarına destek olmalıdır. Çünkü çocuk hata yapmasa da yapsa da güvenebileceği ebeveynleri olduğunu biliyorsa rahatlıkla kendi becerilerini ortaya çıkaracaktır. Çocuklarınıza temas etmeyi ihmal etmemelisiniz; sarılmayı unutmayın. Onlara zaman ayırın. Olumlu davranışlarını pekiştirin ama olumsuzları ceza vererek ortadan kaldırmaya çalışmayın. Çünkü herkes hata yapabilir ve hatasını kabullenip ilerleyen kişi daha başarılı adımlar atabilir.

  • Tuvalet Eğitimi

    Tuvalet Eğitimi

    Bez bırakma süreci bazı ailelerin çok kolaylıkla atlattığı bir dönemken; hatta çocuğun bezden rahatsız olup kendisinin atmak istediği bir şeyken, bazı çocuklarda bu dönem çok krizli olarak yaşamaktadır.

    Öncelikle bez bırakmak için yazı beklemek yanlış görüşlerden birisidir. Bunun mevsimle bir ilgisi bulunmamaktadır. Önemli olan; çocuğunuz için doğru zaman olmasıdır ve sizin kararlılığınızdır.

    Çocuğunuz en az 24 ayını doldurmuş olmalıdır, en ideal süre 30 aylıkken olduğu dönemdir ve bu çocuğa ve hazır oluşuna göre değişkenlik göstermektedir. Ancak daha öncelerinde çocuk köşeye çekilip tuvaletini yapıyorsa ya da bezi çıkarmanızı istiyorsa sadece bunlar hazır olduğu anlamına gelmemektedir ve ailenin bu durumu yanlış algılamasına yol açmaktadır.

    İlk olarak çocuğunuza niçin bezi bırakmanın zamanının geldiğini çocuğunuzla konuşarak açıklamanız gerekmektedir. Somut olarak anlatmanız en etkili yöntem olacaktır. Çocuğunuzla parka çıktığınızda bebek arabasına denk geldiğinizde annesine bebekte bez olup olmadığını çocuğunuzun yanında sorun ve büyüyenlerin bez takıp takmadığını konuşun; somut olarak artık bebek olmadığını düşünen çocuğunuzdaki değişimi görüyor olacaksınız.

    Yapmamanız gereken şey ise; erkenden ısrarcı olmaktır. Çocuğunuzun hazır olup olmadığından emin olmanız gerekmektedir. Bu konuda tek başınıza karar vermede zorlanıyor iseniz; okul öncesi eğitimdeki öğretmenlerine ve okulun psikoloğuna danışarak, işbirliği ile kafanızdaki soru işaretlerini kaldırmanız kolaylaşacaktır.

    Bez bırakma sürecinde gece ve gündüz bezi bir arada bırakılmalıdır. Bu rastladığım en büyük hatalardan biridir. Gece altını ıslatmasın diye bez bağlayan aileler olmaktadır. Oysaki bu çok yanlış bir davranıştır. Çünkü çocuk bu sefer gece altını ıslatabilirsin komutunu dolaylı yoldan almaktadır ve gece tutma refleksleri gelişmemektedir. Sonrasında da 8 yaşına hatta ileriki yaşlara kadar yatağını ıslatan çocuklar olabiliyor.

    Çişi tuvalete yapma daha kolay kazanılan bir davranışken, kaka vücuttan ayrılan daha büyük bir parça olması nedeniyle kaka yapma davranışı daha geç kazanılmaktadır, bu sizleri endişelendirmesin.

    Ailelerin arada kaldığı bir diğer konu ise; lazımlık mı klozet üstü kapak mı? Tercihim öncelikli olarak klozet üstü kapaktır. Ancak tuvalete oturması için basamak desteği olması gereklidir ki çocuk kendisini güvende hissedebilsin. Bazı evlerdeki tuvaletin yapısı tuvalet üstü kapağa uygun olmamaktadır, bu gibi durumlarda lazımlık da kullanılabilir. Dikkat edilmesi gereken nokta; lazımlığın portatif bir şey gibi oda oda gezebilen bir eşya haline getirilmemesi gerekmektedir. Bir diğer dikkat edilmesi gereken şey de, günümüzde hızla gelişen çocuk ürünlerindeki yaratıcılıkla; ışıklı ve müzikli lazımlıklar alınmamalıdır. Çünkü bu sefer çocuk sadece o lazımlığa tuvalet yapma davranışı geliştirmektedir ve başka bir yerde tuvaletini yapmamaktadır.

    Tuvaletini tuvalete ya da lazımlığa yaptığında onu övün ancak yapmadığı zamanda kınayıp, kızmayın.

    İlk olarak neler yapılmamalı kısmı ile başlıyor olalım; beklenti içerisine girmemek gerekmektedir yani ‘normalde komşumun çocuğu 5 günde öğrendi’ gibi ya da 2-3 gün iyiye gidince ‘oldu bu iş’ diye beklentiye girmemek gerekmektedir. Tuvalet eğitimi için 4-6 hafta kadar bir süre tanıyın kendinize ve 1 hafta boyunca düzenli şekilde alışkanlığını kazandığını fark edince artık oturttuk bunu diye düşünebilirsiniz.

    Bir diğer hataya düşülen ve bırakma sürecini zorlaştıran unsur; alıştırma külotları. Alıştırma külotuyla bırakan çocuklar da var ancak çoğu çocuk onu da bir bez olarak görüp tutma refleksini geciktirmektedir.

    Yapılmaması gereken bir diğer şey ise; ‘pis, iğrenç’ gibi söylemler. Bu söylemler süreci uzatmaktadır, çünkü çocuk kirlenecek diye tutma refleksi gelişmişken kirlenmesin diye bırakma refleksini geliştiremeyecektir. Sonrasında da son ana kadar tutup koltuğun arkasında çömelip altına yapmak durumunda kaldığı bir sahne ile karşı karşıya kalabilirsiniz.

    Çocuk bez bırakma sürecinde kendini rahat hissetmelidir. Bu süre zarfında çocuğu azarlamamalıyız. Halıya, yere vs. yaptığında kızmamalıyız. Zaten doğal akışında çocuk yeri kirletmemesi gerektiğini anlayacak ve kendisi rahatsızlık duyacaktır.

    Yapılan en büyük hatalardan biri de gece bezini sonradan bırakmaya karar vermek. Ancak bu aileler için de çocuk için de daha sancılı bir süreç haline gelmektedir, gündüz altına yapmayan çocuk gece yapabileceğinin rahatlığı ile gününü geçirmektedir ve sonrasında gece bezi bırakmak aileyi çok zorlamaktadır. Gece de gündüz de bez bırakma süreci aynı anda olmalıdır. Gece çocuğun sağlığı açısından; özel bölgesinin hava alması gerektiği için alıştırma külotu giydirip yatırmamak gerekmektedir. Çarşafın üstüne ve altına hasta bezlerinden örterek çamaşır konusunda da rahatlığa ulaşabilirsiniz.

    Hava soğuk dahi olsa tuvalet eğitimi verdiğiniz çocuğunuz ile dışarıda aktiviteler yapmaya özen göstermelisiniz.

    Bir diğer yapılan hata ise özellikle yaz aylarında; yazlıkta-memlekette-tatil köyünde vs bıraktırırım düşüncesi. Çocuk alışık olduğu bir ortamda bez bırakma sürecine başlamalıdır. Yalnız bu demek değildir ki tatile çıkmadan1 hafta önce evde sürece başlanılsın ve sonra yolculuğa çıkıldığında bez bağlamak durumunda kalın, süreç bölünmemeli, bilinen bir ortamda devam edilmeli ve istikrarlı olunmalıdır.

    En önemli etkenlerden biri de çevredekilerin söylediklerinden etkilenmemeye gayret etmektir. Kendinizden emin bir şekilde araştırarak, okuyarak ve çevredekilerin ne dediğini duymamaya çalışarak bez bırakma sürecini sağlıklı bir şekilde atlatıyor olun.

    Bez bırakmaya karar verseniz dahi asıl önemli olan şey koşulların uygun olmasıdır. Bu sürece geçiş için 2 yaş çok önemli bir dönüm noktasıdır. Çünkü çocuğunuz konuşulanları anlamaya ve kendisini ifade etmeye başlamıştır. Bir diğer önemli nokta ise ebeveynlerini taklit etmeye başlar. Fiziksel olarak da tutma ve bırakma davranışı için kasları gelişmeye başlamıştır.

    Çocuğunuzun tuvalet eğitimine hazır olduğunu anlamanızı sağlayacak önemli unsurlar; çiş, kaka, tuvalet gibi kavramları ve anlamlarını biliyor olması gerekmektedir. Çiş ve kakasını tutabilecek kaslarının gelişmiş olması, kabızlık sorunu yaşamaması, bezinin ıslaklığından rahatsız olup değiştirilmesini istemesi, kısa bir süre için dahi olsa çişini ve kakasını yapmayı erteleyebiliyor olması, kendi çamaşırlarını indirip çekebilmesi, aileyle zıtlaşma döneminde olmaması gerekmektedir.

    Kesinlikle sert bir tutum sergilenmemelidir. Aksine tuvaletini söylediği ve yaptığı zamanlarda memnuniyetinizi belli etmek açısından ödül sistemini uygulamak gerekmektedir. Çişini ve kakasını söylediği zaman sevdiği şeyleri elde edebileceğini ancak söylemediğinde de bunlardan mahrum kalacağını anlamalıdır. Bu bilinci doğru şekilde oturttuğunuzda süreci krizsiz biçimde ilerletiyor olacaksınızdır. Ancak ailelerin mutlaka bu süre zarfında sabırlı olmaları gerekmektedir. Zorlanılan noktalarda bir psikologtan destek alınması önemlidir. Çünkü farkında olmadan çocuklarımıza baskı yapacak söylemler kullanılabilir, bunlar da çocuklarda birçok farklı davranışın oluşmasına neden olacaktır. Bu nedenle, mümkün olduğunca anlayışlı ve sakin ilerlemesi gereken bir süreç olduğunu tekrar vurgulamakta fayda olacaktır.

  • Sırf Çocuk İçin Devam Ettiriyorum

    Sırf Çocuk İçin Devam Ettiriyorum

    Güzel umutlarla başlayan bir birliktelik vardı.Yıllar geçti; o birliktelik bakıldı ki aslında sadece iki kişiden ibaret değildi. Aileler;geniş ve çekirdek; arkadaşlar; samimi yada samimi olmayan; işler; karakter farklılıkları; istekler; beklentiler; hayaller; iletişim tarzlar; alışkanlıklar; tercihler vs. derken aslında o ilişki çift kişilik olmanın çok çok dışında kalıyormuş.

    Sonrasında çocuk sahibi oldunuz; bir ya da birden daha fazla. İlişki iyi gidiyorduysa baştan isteyerek; eğer gitmiyorduysa yara bandı olur -ki bu çocuğun sırtına daha doğmadan yüklenen bir yük- diye; bir taraf çocuk sahibi olmak isterken diğer taraf istemezken belki zorlama ve kabul etmelerle; oysa çocuk için her iki tarafında hazır olması çok önemli; ilk çocuk büyüdü,arada sorunlar vardı, o zaman bir çocuk daha yapalım işler değişir denildi sanki ikinci çocuk dünyaya gelince; anne-babasının karakterlerini ve davranışlarını yönetebilecek güce sahip olacak gibi..

    Ve sonra bakıldı ki  ilişki gitmiyor! Çift  terapisi istedi bir taraf; diğer taraf  yok bizim halledemediğimizi bir başkası nasıl halledecek diye inat etti ve gidilmedi. -Çift terapisinde iki uçta konuşulur ;yani devam ettirmek yada boşanmak ;ancak amaç bunu sağlıklı yönetmektir.-

    Boşanma kısmı düşünüldü ama ”sırf ilişkiyi çocuk için devam ettiriyorum,katlanıyorum”  

    cümleleriyle devam ettirilmeye karar verildi. Bu çocuğun sırtında çok büyük yük haline geliyor. Belki o esnada;kendinizden özveride bulunduğunuzu ve çocuğunuz için iyi bir şey yaptığınızı düşünüyor olabilirsiniz. Ancak her ne kadar ”ben yapmam, hiç çocuğuma yansıtmam diye düşünsenizde en ufak bir tartışmada ve sorunda ”ben senin için katlanıyorum! ya da çocuk için katlandım!” gibi cümleler kurarken bulabilirsiniz kendinizi.

    Mutlu olmadığınız bir birlikteliği sürdürmek için kendi ya da karşı tarafın hayatını karartmak için ömür çok kısa. Bunu ne kendinize, ne eşinize, ne de çocuklarınıza yapmamalısınız. Unutmayın mutsuz bir anne-baba demek, mutsuz çocuklar demektir; mutlu çocuk ise mutlu anne-babanın olduğu ortamda yeşerir.

    Okurken aklınızdan şu geçebilir; yapılması gereken hemen ilişkiyi sonlandırmak mı? Tabi ki hayır; öncelikle öncelikle aylardır ya da yıllardır içinden çıkamadığınız problemleri çözmek için çift terapisi desteği alabilirsiniz. Zaten görüşmeler sonucunda ilişkiyi devam ettirmek ya da ettirmemek adına karar veriyor olacaksınızdır. Ancak sizler kendiniz için belirsizliği ortadan kaldırdığınızda; çocuğunuzun/çocuklarınızın da sırtından büyük bir yük kaldırmış olacaksınız.

    Ayrıca; geçirdiğiniz zamanı dolu dolu geçirebileceksiniz ve verimli olabileceksinizdir. Buda çocuğunuzun kendini rahatça ortaya koyduğu ve huzurlu ortam oluşturduğunuz anlamına gelmektedir.