Kategori: Psikoloji

  • Hepimiz İçin Sağlık Kültürü

    Hepimiz İçin Sağlık Kültürü

    Önce sağlık diye başlamış söze atalarımız. Gerçekten de her şeyin başı sağlık. Kaybedilmesi kolay kazanılması bazen zor veya imkânsız olan eşsiz bir hazine. Peki bize verilen bu muhteşem hediyenin kıymetini ne kadar biliyoruz? Onu ne kadar koruyabiliyoruz? Sevdiklerimizle birçok planlarımız ve hedeflerimiz varken sağlıklı yaşamakla ilgili hedefler koyuyor muyuz? Yoksa kaybedince mi anlarız kıymetini?

    Yaşadığımız çağ bizden hızlı ve yoğun olmamızı bekliyor gibi. Caddeler, sokaklar, Alışveriş merkezleri evler. Nerdeyse herkes büyük bir koşturmaca içerisinde. İnsanlar stresli ve meşgul. Acaba nereye bu gidiş ! Ne var ki zaman akıp giderken önceliklerimizi nasıl dizayn ettiğimiz çok önemli. Sağlığımızı korumak, kendimize ve sevdiklerimize zaman ayırmak zannımca hayatımızın merkezinde olması gerekir. Düşünelim hep birlikte kaçımız bu konuda başarılı kaçımız muzdarip. Geçenlerde karşılaştığım bir arkadaşımla karşılaştığımda çocuklarından birinin kilo vermeye karar verdiğini ve ona özel diyet yemekler yaptıklarını söyledi. Ailedeki diğer bireylerinde kilo sorunu olduğunu ancak diyet düşünmediklerini ifade etti. Nedenini sorduğumda yemek zevklerinin hamur işleri ve tatlı ağırlıklı olduğunu ve bundan vazgeçemeyeceklerini söyledi. Bu noktada iki önemli faktör dikkatimi çekti. Birincisi ailenin beslenmeye bakışı, geliştirdikleri ortak hâkim kültür sağlıksız beslenmeyi pekiştiriyor. İkincisi ise bir üyenin farklı beslenmeye başlaması ile onu yalnız bir mücadeleye itip adeta pes etmesini sağlamaya çalışmaktı. Beslenme alışkanlıklarının psikolojik anlamları olduğunu sürekli vurguluyoruz. Burada ne kadar sağlıklı beslenme kararları alınsa da bir süre sonra ailenin yerleştirdiği beslenme kültürü yeniden devreye girecektir. Çünkü bireyin anlam verdiği haz aldığı onlardır. Bir grup yengeç sepete konulduğunda bazıları dışarı çıkmaya çalışır. İlk yukarı çıkıp kıskaçlarıyla kurtulmaya çalışana aşağıdan yetişen bir yengeç tutunur. Ona da başkaları tutunur. Böylece birkaç yengeci aynı an da yukarı taşıyamayan yengeç aşağı düşer. Sonra bir başka yengeç aynı şekilde yukarı tırmanır. Onu da sonradan tutunanlar aşağı çekerler. İşte bu yengeçler aile içinde de olunca bir üyenin beslenme alışkanlığını değiştirmesi çok çok zorlaşır.

    Sağlık ve sağlıklı beslenme bir kişi için gerekli değil hepimiz için gerekli ve önemlidir. O halde eğer mevcut alışkanlıklarımız gerçekten zararlı ise faydalı ama haz alabileceğimiz yeni alışkanlıklar edinemez miyiz? Bence bu mümkün. Eğer kararları birlikte alır ve birlikte uygularsak yeni bir beslenme kültürü oluşturabiliriz. Hepimiz için sağlıklı ve doğru beslenme kültürü. Sağlıcakla kalınız…

  • Alışveriş Psikolojisi

    Alışveriş Psikolojisi

    “Eğer mağazalara sadece bir şey satın almaya ihtiyacımız olduğunda girseydik ve girdiğimizde de yalnızca almaya ihtiyacımız olan ve almayı planladığımız şeyi almakla kalsaydık, ekonomi çökerdi.” Paco Underhill

    İnsanlar ekonomik faaliyetleri sonucunda elde ettikleri gelir ile yaşam giderlerini karşılar. En temel yaşam giderleri biyolojik ihtiyaçlardır. Gıda, barınma, giyim, sağlık vs… Daha sonra eğitim ve gelişimlerine yönelirler. Bunlar karşılandıktan sonra da tatil ve eğlence faaliyetlerine harcama yapar. Bu genel tespitler geçerliliğini hala koruyabiliyor mu dersiniz? Günümüz de ihtiyaçlar harcamaların çok altında kalmıştır. Ürün çeşitliliği ve niteliği inanılmaz düzeylere ulaşmış, insanların arzularını sürekli satın almaya kamçılamaktadır. Alışveriş merkezleri, mağazalar&marketler zincirleri şehir hayatında sosyal, kültürel ve ekonomik hayatın çok önemli bir parçası haline geldi. İnsanlar gezi, buluşma, sosyalleşme ve harcamayı bu şekilde birleştirmiş oldular. Ancak kontrolsüz, aşırı ve ihtiyaç fazlası harcamalara son zamanlarda daha sık rastlıyoruz. Peki insanların büyük bir kısmı neden ihtiyacı olmamasına rağmen alışveriş ihtiyacı hissediyor? Alışveriş bireyin hangi duygularını tatmin ediyor?

    Alışverişte gerçek ihtiyaçlar dışında 2 faktör etkilidir. Birincisi psikolojik çatışma ve doyumsuzluğun dışa vurumu. Satın almak ve sahip olmak; geçici de olsa insanları rahatlatan, tatmin eden ve güçlü hissettiren, insanlara güven ve haz veren bir olgudur. Aslında İçinde çözemediği duygusal eksiklerini alışverişle kapatmaya çalışan birçok kişi mevcut. İkincisi ise reklamların algı yönetimidir. Yani sanal ihtiyaç oluşturmak. Kişiler ihtiyaçları olduğu için değil, ihtiyacı oldukları düşündürülen şeyleri alırlar. Reklamlarla hangi duygulara göndermeler yapılır? Erkeklerin güce ve cinselliğe düşkünlüğü üzerinden, arabanın motor gücü cinsellikle birleştirilir. Cinsellikle ilişkisi olmayan ürünlere cinsel mesajlar yerleştirilir ve erkeğin bilinçaltına gönderme yapılarak o ürüne ihtiyacı olduğu algısı verilir. Kadınlarda ise içindeki güven ve kendini değerli hissetme ihtiyacı marka algıları üzerinden okşanır. Her markanın bir imaj algısı vardır ve kadınlara o markayı kullandıkları takdirde, bu imaja sahip olacakları ve ihtiyaç duydukları onaya, sınıf aidiyetine ancak bu marka ile kavuşacakları mesajı verilir. Çözüm aslında çok basit ama aynı zamanda çok zordur. Varoluşundaki değeri, kendi içinde bulan insan yani kendi değerini bilen ve kendini seven, kendisiyle barışık insan; onay mekanizması olarak sadece kendi onayını arar, dışarıda onay aramaz ve şişirilmiş maskelere, markalara ihtiyaç duymaz.

    Bazı insanlarda sürekli satın alma dürtü ve davranışı o kadar ilerlemiştir ki artık ciddi bir patolojik bağımlılık tablosu oluşturur. Bu bağımlılığa onyomani diyoruz. Onyomani; alışveriş bağımlılığı ya da takıntılı alışveriş davranışı olarak tanımlanabilir. Çoğu zaman ihtiyaç dışı ve kontrolsüz bir şekilde para harcama, aşırı alışveriş yapma arzusu, alışverişi ve para harcama ile yoğun zihinsel meşguliyet şeklinde gözlemlenir. Kişi ağırlıklı olarak kızgın, üzgün ya da kaygılı hissettiğinde alışveriş yapma ihtiyacı ve arzusu sergiler; alışveriş sırasında keyif, zevk ve coşku; alışverişin kısa süre sonrasında da geçici bir rahatlık, haz ve doyum hissederken; uzun vadede suçluluk, utanç ve sıkıntı hisleri belirginleşmeye başlar. Bir süre sonra, harcanan paranın miktarının ve yapılan alışverişin başlı başına kişinin hayatı için bir problem yaratmaya başlaması ile durum patolojik bir kısırdöngü haline gelir. Kişi, hayatındaki insanlarla ve yakınlarıyla para ve harcamalar konusunda tartışmalar ve çatışmalar yaşamaya başlar. Alışverişin tutarı ve alınanların miktarı konusunda yakın çevresine yalanlar söylemeye başlar; yanında kredi kartları olmadan kendini “eksik”, “yarım” hatta “kaybolmuş” gibi hisseder. Zaman içinde, kişinin özel, ailevi ve sosyal hayatında ilişkisel çatışmalara zemin hazırladığı gibi, mesleki ve maddi problemlere de neden olur.

    Alışveriş bağımlılığından kurtulmak için psikolojik destek, bireysel ve gurup tedavi, aile ve arkadaş desteği oldukça önemlidir. Bunun yanısıra alınabilecek kişisel önlemler şunlardır:

    Eğer böyle bir bağımlılığınız olduğunu düşünüyorsanız daha çok nakit para ile alışveriş yapmaya yönelin, böylelikle ödeyemeyeceğinizin üzerinde kredi harcamamış olursunuz.

    Bir alışveriş listesi yapın ve o listedekiler dışında birsek almamaya özen gösterin

    Alışverişe yalnız çıkmamaya özen gösterin. Yanınızda sizi frenleyecek birilerinin olması oldukça önemli.

    Kendinizi kötü hissettiğiniz ve iyi hissetmek için alışveriş yapma ihtiyacı hissettiğiniz anlarda yürüyüşe çıkın veya egzersiz yapın. Yürüyüşe çıkarken yanınıza para ya da kredi kartı almamaya özen gösterin.

  • Anne Babanın Kullandığı Dil

    Anne Babanın Kullandığı Dil

    Çocuk eğitiminde ve insan iletişiminde aslında en çok önem vermemiz gereken nokta kullandığımız dildir.Çocuğa karşı kullanılan dil o kadar önemlidir ki çocuğun tüm kişiliğini,

    kendine olan güvenini, hayata karşı olan duruşunun gücünü, hırslarını, vazgeçişlerini, kendine verdiği değeri, başarılarını ve başarısızlıklarını, kazançlara ve kaybedişlerine olan tutumunu ; kısacası çocuğun geleceği ile ilgili kurguladığınız her şeyi şekillendirir.

    • Çocuğunuz ile konuşurken kullanılan dile dikkat edilmeli.

                    Çocuğunuza kullandığınız her sözcüğün ve cümlenin bir sihri vardır ve bu sözcükler   çocuğunuzun kendini tanımlamasında yardımcıdır.Örneğin ; sen çok yaramazsın cümlesini sıklıkla söylediğinizde çocuğa verdiğiniz mesaj , ”Sen o’sun!” mesajıdır.Çocuğa kullandığınız her sözcükle bir şey ifade ediyorsunuz.Bizler yetişkin olarak ne demek istediğimizi biliyor ya da tahmin edebiliyoruz fakat çocuklar konuşulan her sözcüğü anlamı ile alır ve öğrenirler.Bu nedenle kullandığınız her sözcüğün değeri çok önemlidir.

    • Çocuğunuzla ilgili çevrenize suçlayıcı bir dille konuşmamalı.

                Sosyal ortamlarda yaşantınızdan bahsederken bazen farkında olmadan ”Benim kızım çok çekingen, başkasını gördüğü zaman hep arkama saklanır. ” ”Benim oğlum çok hiperaktif, durduğu yerde durmaz!” şeklinde cümleler kurulabiliyor.Çocuğunuzu çevrenize hangi dilde anlatırsanız, çevreniz de çocuğunuzu o şekilde görmeye başlayacaktır.

    • Verilen ani tepkilere dikkat edilmeli.

    Ani çıkışlar ve bağırma,çocuğun o anda içinde bulunduğu duruma karşı korku beslemesini sağlar.Doğru davranışa yönlendirmek ve tehlikeli olan ortamdan çocuklarınızı korumak istiyor olsanız bile ani verdiğiniz tepkiler , çocuğunuza bulunduğu durumun tehlikeli ya da kötü olduğunun mesajını veriyor fakat bir süre sonra , çocuğunuzun yaşadığı bu korkunun başka keşif ve deneyimlerde de var olduğunu görebiliyorsunuz.Bu durum çocuğa doğru davranışı öğretmek yerine her şeye korkarak yaklaşmasına neden olabiliyor.

    • Tehdit Edilmemeli

    ”Yemeğini yemezsen sana park yok!” ”Bunu yapmazsan sana oyuncak almayacağım!” Hiçbir tehdit öğrenmeyi kolaylaştırmaz ve doğru bir öğrenme sağlayamaz.Çocuğunuzun ulaşmak istediği şey için mi yemeğini yemesini tercih edersiniz, yoksa yemeğe ihtiyacı olduğu için mi yemek yemesini istersiniz?Sıklıkla rastlanılan masum gibi görünen ama çocuğun omzuna büyük bir yük bindiren ve onu kaygılandıran bir tehdit de ”Yapmazsan giderim.” tehdididir.Sizin için çok değerli bir insanın sizi terk edip, onu kaybettiğinizi düşünün.Bu büyük bir acı değil mi?Gitmiyor olmanız çocuğunuzun yaşadığı bu kaybetme korkusunu asla hafifletmez.Bunların yanında size olan inancı ve güveni yok olmaya başlar.

    • Çocuğunuza hemen müdahele etmek yerine bekleyin!

    Bir çocuğun en çok ihtiyacı olan şeylerden bir tanesi onun kendini ifade edebilmesi ve bir beceriyi kazanabilmesi için ona fırsat verilmesidir.Bir işyerine yeni girdiğinizi düşünün.Patronunuz sürekli başınızda yapmanız gerekenleri söylüyor ; ısrar ve sabırsızlıkla ne zaman bitireceğinizi , başarıp başaramayacağınızı kontrol ediyor.Bir süre sonra kendinizi boğulmuş ve başarısız hissedersiniz, değil mi? Çocuklarınızın da hissettiği farklı duygular değil aslında.Yeni bir beceri kazanırken ya da belirli deneyim ve sınırlı kelime hazinesiyle çocuklar kendilerini ifade etme çabasındayken , en çok karşısında sabırla bekleyen ebeveyne ve devam edebilmesi için ise ebeveynin heyecanına ihtiyacı vardır.

  • Empati

    Empati

    Empati, kelimesi günümüzde sık kullanılan bir kelime olarak karşımıza çıkıyor.Empati neredeyse herkesin istediği bir şeydir, ancak çok azı gerçekten nasıl verileceğini veya alacağını bilir. Öz-tatminin vurgulandığı dünyamızda , kısa arz ancak yüksek talep var. Bu, gelecek nesillere, onların etrafındaki kişilere empati duymanın ne anlama geldiğini öğretmek için haklı bir neden.

    Empati Nedir?

    Pek çok insan sempati ve empatiyi birbirine karıştırır, ancak bunlar iki ayrı değerdir. Empati sadece birinin duygularını anlama yeteneği değildir; Suçlular, genellikle, duygularını anlamaya ve daha sonra da güvenlerini kazanmaya başladıkça, insanlardan yararlanırlar. Empati bundan daha fazlasıdır. Birisinin nasıl hissettiğini anlama yeteneği değil, aynı zamanda başka bir kişinin hislerine de değer vermek ve saygı duymaktır. Başkalarına nezaket, haysiyet ve anlayışla davranmak anlamına gelir.Empati aynı zamanda duydudaşlıktır. Karşı taraf ile iletişimin kuvvetli bir aracıdır empati. Empati insan ilişkilerinin gelişmesi için olmazsa olmazdır. Bu nedenle çocuklara empatiyi öğretmek onları gelecek yıllara hazırlar,sosyal becerilerini geliştirir.

    • Çocuklar yetişkinlerin empati gösterdiklerini görmeli.

    Çoğu durumda çocukların çevrelerindeki yetişkinler tarafından modellenen empatiyi görmeleri gerekir. Herşey ebeveynlerin çocuklarıyla ilişki kurma şekliyle başlar. Çocukları için önemli olan şeylere ilgi gösteren , olumlu ve sevecen bir şekilde duygulara cevap veren ebeveynler, empati yeteneğini öğretiyorlar.
     

    • Duygusal İhtiyaçları Karşılamak

    Çocukların duygusal ihtiyaçları karşılandığında, olan şey ; Çocuklar bu şekilde  başkalarının duygusal ihtiyaçlarını nasıl karşılayacaklarını öğrenirler . Çocuklar yaşayarak öğrenirler. Duygusal ihtiyaçları anlamak için öncelikle kendi ihtiyaçlarının karşılanması gerek böylelikle onlarda çevrelerinin duygusal ihtiyaçlarının farkına varır ve o ihtiyaçları karşılarlar. Boş bir sürahi bardağı dolduramaz.
     

    • Çocuklarla Duygusal İhtiyaçlar Hakkında Konuşma

    Birçok yetişkin, duygusal ihtiyaçlardan veya duygularla ilgili herhangi bir şeyden bahsetmeyi zor buluyor. Bazen kendi duygularından korkarlar çünkü duygusal ihtiyaçlarla nasıl başa çıkacaklarını hiç öğrenmemişlerdir. Çocuklarla duyguları ve diğer insanların onları nasıl deneyimlediğini konuşmak iyi bir fikirdir. Duygu isimlerini verebilir , tanıtabilir  (örneğin kıskançlık, öfke ve sevgi) ve onlara normal olduklarını öğretin. Duyguları nasıl olumlu bir şekilde ele alabiliriz bu konu hakkında konuşabilir ve diğer insanların duyguları deneyimlediği durumları belirtebilirsiniz. Onlara başkalarının duygularına saygı duymalarını öğretin ve onlara duygulara cevap vermenin gerekli olduğu durumlarda nasıl davranılacağını gösterin.

    • Empati’yi Gerçek Hayata Dahil Edilebilecek Durumlara Birlikte Bakın

    Çocuklar model alarak ve yaşayarak öğrenirler. Bu nedenle öğretmekte olduğunuz şeyi modellemek gerçek bir öğretmendir. Başka bir kişiyi etkileyen durumlara birlikte bakın ve çocuklarınızla, söz konusu insanlara ne ifade ettiğini ve nasıl hissettiklerini konuşun. Örneğin, bir ambulans hızla yanınızda geçtiğini görüyorsanız, hasta kişinin aile üyelerinin nasıl hissettiğini anlatın.
     

    • Oyun oynamak

    Özellikle genç çocuklar, bir başkası gibi davranmaya bayılırlar. Empatiyi öğretmek için bu eğlenceli yolu kullanabilirsiniz. Çocuklara rol canlandırma oyunu oynayın.  Bu, bir kitapta veya televizyonda veya son zamanlarda önemli bir deneyime sahip olduğunu bildiğiniz bir kişi olabilir. Hikayeyi birlikte harekete geçirebilir ve çocuklarınızın durup karakterlerinin herhangi bir anda nasıl hissettiklerini hayal etmelerini isteyebilirsiniz. Bu, dikkatlerini başka bir kişinin bu durumda yaşayabileceği duygulara odaklayacaktır. Onlara karakterlerinin duygularını yansıtan yüzler yapmalarını isteyebilirsiniz.
     

    • İç Moral Pusulasını Geliştirmek

    Çocuklarınıza genç yaşlardan doğru ve yanlış arasındaki farkı öğretmek onlara iyi seçimler yapmaları için onları yönlendirecek güçlü bir içsel ahlaki pusula kazanmalarını sağlar. Karar gerektiren durumlarda, seçimlerimizin ve davranışlarımızın başkalarını nasıl etkilediğini görmelerine yardımcı olabilirsiniz. Onlara yanlışların nasıl zarar verdiğini ve başkalarının zarar görmesine neden olduğunu anlatabilirsiniz. Güçlü bir ahlaki temel inşa ederken, küçük yaştan başlamak ve temeli sağlamak yapmak önemlidir.

    • Empatik Çocuklar

    Çocuklarınızı empatiyi anlama ve uygulama konusunda yardım ederek, onlara aslında bir nevi yaşam becerisi hediyesi veriyorsunuz. Kendi ilgi alanlarımıza bakmaya büyük önem verilen yaşadığımız bu dünyada, başkalarını düşünmek artık zor bulunan bir özellik, meziyet . Ama empatik insanlar hayattan en büyük memnuniyeti almak , en anlamlı yaşamlarda var olmak ve daha ödüllendirici ilişkilerin tadını çıkarmak isteyenlerdir. Çocuklarınıza empatiyi  öğretmek, kendi gelecekleri ve yaşayacakları dünya için değerli bir yatırımdır.

  • Stres ve Stres Yönetimi

    Stres ve Stres Yönetimi

    “Stres” sözcüğü, Latince “Estricta” fiilinden türemiş, “Basınç, Yüklenme, Gerilim, Zorlanma” anlamına gelen bir terimdir. Günümüz tıbbında Selye tarafından Psikiyatri ve Genel Tıp için geçerli bir model olarak ortaya atılışından bu yana 50 yıl geçmiş olmasına rağmen bu terim günlük hayatımıza yerleşmiştir. Robert Hooke’un analizleri 20 yüzyılda fizyoloji, psikoloji ve sosyoloji alanında stres modelini derinden etkilemiştir.

    Lazarus ve Folkman’a göre stres insanın çevresi ile karşılıklı etkileşimsel ilişkisinin sonucudur. Her insanın aynı olaya farklı tepkiler vermesi de bu karşılıklı etkileşimsel ilişkiden kaynaklanmaktadır. Bu etkileşimi sağlayan temel nokta insanların var olan durumu, istek ve beklentileri, kişisel kaynaklarını değerlendirme biçimleridir.

    Stres’in fizyolojisini inceleyen bilim adamları, sempatik sinir sistemi ile kalp atımında arış, göz bebeklerinde büyüme, iskelet kaslarında güç artışı gözlemlemişlerdir. Bunun yanı sıra stres altındaki bireyin tükürük miktarında azalma olduğu görülmüştür. Bu durum yutkunma zorluğuna, midede hidrokrolik asit artışına; diyare veya kabızlığa neden olmaktadır.

    Stres sonucu ortaya çıkan öfkeyi birey içe ya da dışa yöneltecektir. Birey öfkesini içe yöneltip, onu içinde tutup düşünmemeye çalışıyorsa bu durum bir süre sonra kişinin kendisine dönüp yüksek tansiyon, ülser, depresyon gibi rahatsızlıklara yol açabilir. Birey öfkesini dışa yöneltip, kontrolsüz bir biçimde sözel olarak ifade ediyorsa bu durum geçici bir rahatlama sağlasa da bireyin enerjisini tüketmesine ve davranışlarının kontrolünün güçleşmesine yol açar.

    Önemli olan stresli durum esnasında öfkeyi kontrol edip doğru şekilde kendini ifade edebilmektir. Bireyin öfkeli olduğunu kabul etmesi ve öfke tepkisine karşı geliştirilecek farkındalık ile ilk adım atılmış olur. Farkındalık oluşturulduktan sonra öfkenin yani kişide stres yaratan durumun kaynağı araştırılır. Öfkenin kaynağı bulunduktan sonra karşılaşılacak benzer durumlarda bireyin öfke ile baş etme yöntemlerini kullanması sağlanır. Bu şekilde birey öfkesini doğru ifade etme becerisini yani öfke kontrolünü sağlamış olur.

  • Okul Korkusu

    Okul Korkusu

    – Okul korkusu neden oluşur?

    Genellikle kaygılı, endişeli, huzursuz anne-baba varlığı evlilik uyuşmazlığının olduğu aile ilişkileri Çocuktan kapasitesinin üstünde akademik performans göstermesinin istenmesi Aşırı koruyucu tutuma sahip anne,Uzak ve soğuk bir duruş sahip bir baba varlığı Sevdiği bağlı olduğu bir yakınını kaybetme Okula başladığı zamana eş zamanlı başka stresli bir olayın daha varlığı ( kardeş doğumu, boşanma, ölüm, taşınma gibi )

    – Okul korkusunu yenmenin yolları nelerdir?

    • Genellikle kaygılı, endişeli, huzursuz anne-baba varlığı, evlilik uyuşmazlığının olduğu aile ilişkileri

    • Çocuktan kapasitesinin üstünde akademik performans göstermesinin istenmesi

    • Aşırı koruyucu tutuma sahip anne, uzak ve soğuk bir duruş sahip bir baba varlığı

    • Sevdiği bağlı olduğu bir yakınını kaybetme

    • Okula başladığı zamana eş zamanlı başka stresli bir olayın daha varlığı ( kardeş doğumu, boşanma, ölüm, taşınma gibi )

    – Çocuğu okul korkusu yaşayan ebeveynlerin davranış ve tutumu nasıl olmalı?

    Önlemek için;

    • Okula başlamadan önce çocuğu ayrılığa hazırlamak önemli

    • Okula başladığı ilk günün anne ve babadan da ayrıldığı ilk gün olmaması

    • Öncesinde anne ve babayla yaşına uygun şekilde güvendiği bir yere bırakılıp geri alındığı ayrılıklar yaşaması

    • Akranlarıyla vakit geçirmesi desteklenmesi

    • Gideceği okulu öncesinde ziyaret etmesi

    • Öğretmeniyle tanışması

    Sakin tutarlı sabırlı güven verici destekleyici ve cesaretlendirici ebeveyn tavrı çocuğunuzun rahatlaması İçin önemli

    – Okuldan kaçma isteği neden gelişir? – Bu durum nasıl engellenebilir?

    • Kendisini orda güvende hissetmediği

    • Başarılı ve yeterli hissetmediği

    • Huzurlu hissetmediği için

    • Okulda olmak onun İçin çok stres verici olduğu İçin orda yaşadığı olumsuz duygulara katlanamadığı için

    • Çocuğu okuldan kaçmaya iten sebebin tespit edilmesi ve sebebin ortadan kaldırılması İçin öğretmen aile ve çocuk işbirliği halinde hareket edilmesi ve gerekirse bir uzmandan yardım alınması gerekebilir.

    .

    – Ebeveynlerin söyleyeceği hangi sözler okuldan daha uzaklaştırır? (Sürekli korkma demek gibi…)

    “Korkma”, ”Ne var canım bunda korkulacak”,” Koca adam/kız oldun“

    “Gitmezsen, Bak ben de sana … almam “ ,

    “Ağlama bak ağlarsan seni sevmem” yerine,

    Ama biliyormuş gibi konuşulmalı ve bir şey olursa, ben seni mutlaka gelip alacağım

    – Peki ya hangi sözler daha da yakınlaştırır?

    “Galiba okula gitmek senin için çok zor” ve “Seni çok korkutuyor ”

    “Gel senle biraz konuşalım”, “Anlat”

    – Okul fobisinin başka ne tür belirtileri olabilir?

    Belirtileri

    • Çocuklar duygularını daha çok bedensel şekillerde ifade ederler

    • Okul korkusu da

    • Karın ağrısı

    • Mide bulantısı

    • Başağrısı

    • Kusma

    • İştahsızlık

    • Uyuyamama uyanamama

    • Panik şeklindedir. Eve gelince şikâyetler ortadan kalkar

    – Öğretmenler nasıl yaklaşmalı?

    – Çocuk okula kadar geldi, ama kapıda ağlıyor ve geri dönmek istiyor…

    – Çocuk sınıfına girdi ve ağlamaya başladı, annesini göndermek istemiyor…

    – Okul değişimi bir çözüm mü?

    Okul korkusu okulun özelliklerinden kaynaklanıyorsa okulu değiştirmek çözümlerden biri olabilir

    Okul korkusunu yenmek bir ekip işidir. Başta aile ve öğretmen desteği son derece önemlidir. Bu sebeple okul korkusu olan çocuğa yardım etmek için aile öğretmen. Ve bir ruh sağlığı Uzmanı işbirliği halinde hareket etmesi en etkili sonucu belirecektir

  • Uyku Bozuklukları

    Uyku Bozuklukları

    Uykusuzluk Bozukluğu :Çocuklarda bakımveren kişinin yardımı olmadan uykuya dalmakta güçlük ve sık uyanmalardan sonra yeniden uyumakta güçlük ,sabah erken uyanma şeklinde yakınmalardır.Uyku bozukluğu,en az üç ay boyunca haftada en az üç gece uyku uyumak için elverişli bir ortam olmasına rağmen ortaya çıkmaktadır.

    Aşırı Uykululuk Bozukluğu :Ana uyku evresi en az yedi saat sürmesine karşın kişinin bildirdiği aşırı uykululuk durumuyla birlikte uyandıktan sonra tam uyanık olmakta güçlük çekmesidir.Bu durum en az üç aydır,en az haftada üç kez ortaya çıkmaktadır.

    Narkolepsi :Aynı gün içinde ortaya çıkan,tekrarlayan,baskılanamayan uyku gereksinimiyle birden uykuya dalıverme şeklinde son üç ay içinde en az haftada üç kez ortaya çıkıyor olmalıdır.Çocuklarda da yüz buruşturma ya da çeneyi açma dönemleri olarak görülür.

    Uyurgezerlik :Yineleyici,uyku sırasında yataktan kalkma ve gezinme dönemleri vardır.Kişi başkalarının kendisiyle iletişim kurma çabalarına oldukça tepkisiz kalır ve çok büyük bir güçlükle uyandırılabilir.

    Uykuda Korku Duyma :Panik biçiminde bir çığlıkla başlayan,yineleyici,büyük bir korkuyla birden uykudan uyanma dönemleri vardır.Her dönemde,hızlı soluk alıp verme ve terleme gibi uyarılma belirtileri olur.Bu dönemler sırasında kişi,başkalarınca rahatlatılma çabalarına tepkisiz kalır.Bu durum genellikle uyku sürecinin ilk dört saatinde oluşur.

    Yeni doğanlarda başlangıçta aralıklı ve parçalara bölünmüş bir uyku biçimindedir. Çocuklarda uyku yaklaşık olarak 3 yaşın sonuna doğru derinleşir ve bölünmeden uyuma yerleşmiş olur.

    Uyku ile ilgili en sık karşılaştığımız sorunlar :

    Sık sık uyanma :Çocuğun gece boyunca sık aralıklarla uyanmasıdır.Bu uyanmaların sebepleri arasında hastalık,rüyalar,gelişimsel dengesizlik,beslenme ihtiyacı sayılabilir.Çocuk yalnız başına uyumakta zorlanabilir.Tekrar uykuya dalabilmek için ebeveynin yardımını isteyebilir.

    Uykuya dalmada güçlük ve anne-babayla yatma :Ayrılık kaygısı ve kendi kendine uyuma alışkanlığının kazanılmamış olmasından kaynaklanabilir.Uyumak, çocuk için sevdiklerinden ve güvendiklerinden ayrılmak anlamına gelebilir.Bu endişenin sonucu olarak uyku saatlerini geciktirirler yada anne-babalarının yanına yatmak isterler.Böylece yalnız kalıp korkmayacaklarını düşünürler.Bu durumda anne-baba tarafından verilen güven çok önemlidir. Çocuk hangi yaşta ve cinsiyette olursa olsun kişilik gelişimi için anne-babasının odasının ve kendi odasının özel olduğunu bilmelidir.Ayrı odada yatabilme; çocuğun kendi başına kalabilme ve bağımsızlaşma becerisinin bir göstergesidir.

  • Yeme Bozuklukları

    Yeme Bozuklukları

    Anoreksiya Nervoza; genelde 12-18 yaşları arasında başlayan, kişinin kilo almaktan aşırı korkmasıyla bilinçli olarak aşırı zayıf kalma çabaları ile belirli bozukluktur. Kişinin kilosu düşmeye devam etse dahi kilo alma konusunda kaygı duyma sıklıkla artar .Tipik olarak kızlarda, sıklıkla ergenlikten kısa süre sonra görülür. Kişi de sosyal geri çekilme, küskünlük, huysuzluk, depresyonu içeren davranışsal değişiklikler ortaya çıkar.

    Bulimia Nervoza; başlıca özelliği aşırı yemek yeme ve kilo almayı durdurma çabalarıyla ile belirli bir bozukluktur. Bu kişiler yaşamlarının büyük bir bölümünü yemek ve yememek arasında bocalayarak geçirirler. Yeme sorunlarından utanırlar ve belirtilerini gizlemeye çalışırlar. Kilo almaktan sakınmak için uygunsuz dengeleyici davranışlarda bulunurlar .Örn; kusma, zayıflamak için çeşitli ilaçlar kullanma. İstedikleri zaman isteyerek kusabilirler. Bu durum üç ay süreyle en az haftada iki kez ortaya çıkmalıdır. Kızlarda daha fazla görülür. Kontrol güçlükleri, kronik depresyon, aşırı suçluluk duyguları, anksiyeteyi içeren davranışsal değişiklikler ortaya çıkar.

    ERKEN ÇOCUKLUKTA YEME VE BESLENME BOZUKLUKLARI

    Pika; çocuğun yenilebilir olmayan maddeleri ( boya, sıva, tel ,saç, elbise kumaşı, kum, toprak vb.) en az bir ay süreyle yemesidir. Başlangıcı bebeklik döneminde olsa da 18-24 aylardan önceki dönemde bu maddelerin yenmesi veya ağza götürülmesi yaygın olduğu için pika tanısı almaz. Vitamin, mineral eksikliği, enfeksiyonlar, yoksulluk, ihmal ,anne-babanın kontrolünün eksikliği, gelişimsel gecikmeler bu durum için riski artırır. Çocukluğunda pika öyküsü olanlarda anoreksiya ve bulimia nevroza’ya sık rastlandığı bilinmektedir.

    Ruminasyon bozukluğu; Bebeklik döneminde veya çocuklukta kısmen sindirilmiş yiyeceğin bulantı, tiksinme ile ,sindirim sistemi bozukluğu olmadan ağza getirilerek dışarı atılması veya çiğnenerek yeniden yutulmasıdır. Tanı için en az bir ay süreyle tekrarlaması gerekir.

    Bu bozukluk en sık bebeklerde gözlense de yetişkinlerde de gözlenebilir. Mental Retardasyonu olan kişilerde ve erkeklerde daha sık görülür. Uyaran azlığı, ihmal, zorlu yaşam koşulları, anne-baba-çocuk ilişkisindeki sorunlar bu bozukluğa yol açabilir.

    Beslenme bozukluğu; Başlangıç yaşının 6 yaşından önce olduğu, temel özelliğinin kilo alma yetersizliği veya kilo kaybının en az bir ay sürdüğü, genel bir tıbbi durumun olmadığı bir bozukluktur. Kızlarda ve erkeklerde eşit sıklıkta görülür. Anne ve-veya çocuğa bakım veren kişilerle ilişkisi ve çocuğa yaklaşım ele alınarak değerlendirme yapılmaktadır.

    Beslenme ve yeme bozukluklarında yeme problemi ile ilişkili psikolojik ve aileyle ilgili sorunlar ele alınarak rehabilite sağlanmalıdır.

  • Çocuğun Dünyasında Teknolojinin Yeri

    Çocuğun Dünyasında Teknolojinin Yeri

    Çocukların en fazla ilgilendiği ve uğraştığı teknolojik araçlar arasında bilgisayar,tablet cep telefonu, playstation vb. gelmektedir. Günümüzde özellikle kentleşmenin artması, sokakta oynamanın aileler için güvensiz hale gelip endişe uyandırması, çocuğun da  başka aktivitelerle meşgul olmadığı, can sıkıntısıyla baş edemediğinde,ulaşılabilirliğin kolay olması vb. nedenlerden bu tür araçları fazlasıyla tercih edilebilir hale  getirmektedir. Bazen depsikolojik sorunlar yaşadığında (depresyon gibi) çocuk yalnız kalmak isteyip bu araçlarla fazla zaman geçirebilir. Ergenler arkadaşlarıyla sohbet edebilmek,oyun oynamak amacıyla da sıkça bilgisayar vb. kullanırlar.Böyle bir ortamda ergen kendini rahatlıkla ifade edebilmekte, kişiliğini ortaya koyabilmektedir.Özellikle çekingen,özgüven eksikliği olan, yalnız olduğunu hisseden,duygularını ve düşüncelerini çoğunlukla dile getiremeyen kişilerde bu bir tür bağımlılığa daha kolay dönüşmekte,sosyal ve duygusal ihtiyaçları karşılamak istese deaşırıkullanımçocuğun/ergenin aslında sosyal gelişimini olumsuz etkilemektedir.Ergenin bu araçları nasıl kullandığı,ayırdığı süre de önemlidir.

    Erken çocukluk döneminden itibaren iseörneğin; televizyon izleyerek zamanının çoğunu geçiren çocukların genel gelişimlerinde gecikme  (otizm, mental retardasyon vb.) konsantrasyonu bozma,uyum sorunları,duygusal kontrolde zayıflık,dil ve konuşma sorunları ortaya çıkmaktadır.Ayrıca izlerken pasif kalmaları nedeniyle küçük çocuklar tırnak yeme,parmak emme vb. davranışlara daha fazla meyil göstermektedirler.Bu tür araçların içinde maruz kaldıklarında bazı çocuklarda kuvvetli sosyal güdülenmeden yoksun olmakta,duygularını ve düşüncelerini paylaşma arzusu duymamaktadırlar.Böylece içsel dünyalarını da çevreyle uygun dile dökmeyi aramadıkları içinde çevreyle iletişimleri kesilmektedir.Oysa çocuk büyüdükçe dil sosyal etkileşim için önemli bir hale gelir.Bu dönemde çocuğun aile ortamında ve çevresiyle etkin bir iletişim ağına ihtiyacı vardır.Aile içi iletişimin gerçekleştiği ortamda büyüyen çocuk bu araçlara daha az ilgi  gösterecek ve sosyal beceri kazanacaktır.Yapılan araştırmalarda; televizyondaki  filmlerde veya oynadıkları oyunlarda saldırgan davranışları gören çocukların bunu taklit ettikleri ortaya çıkmıştır.İzlenilen şeyler çocuklarda model alma,kendini özdeşleştirme(örn; süper kahramanın yaptığı davranışları taklit ederek uçmaya çalışma gibi),ergenlerde ise doğru ve kabul edilebilir olma olarak gerçekleşmektedir.Bu nedenle çocuğun oynadığı oyunların veya izlenilen programların içeriği ve yaşa uygunluğu önemlidir.Özellikle gelişim süreci devam eden çocuklar öğrenmeleri boyunca daha az seçicidirler ve gözlem yoluyla öğrendiklerini daha çabuk benimserler.Somut düşündükleri için de herşeyi gerçek zannederler. Örn;izlenilen film kahramanlarının  gerçekten öldüğünü,vurulduğunu yani zarar gördüğünü düşünürler.Üstelik saldırganlığa ve şiddete karşı duyarsızlaşırlar.Bu süreç on yaşına kadar devam eder.On yaşından itibaren soyut düşünme başlar ,gerçek ve hayali ayırt ederler. Biz yetişkinler maruz kaldığımız bu tür şeylerin çoğunun gerçekle örtüşmediğini veya bir tür kurgu olduğunu biliriz. Bunlara dikkat ettiğimizde bilgisayar, televizyon vb. araçlar eğitici ve öğretici olabilmektedir.Anne-babaların sağlıklı model olmaları(örn; eve geldikleri andan itibaren televizyonu tercih etmeme,uzun süre bilgisayar  başında vakit geçirmeme gibi.),doğru bir şekilde çocuğu yönlendirebilmeleri (örn; okulöncesi dönemdeki çocuğa kendi başına yemek yeme alışkanlığı kazandırırken eline tablet vermek veya evin her yerine bu tür araçlar koyulduğunda vazgeçilmez yapmak)her tür oyun ve filmi doğru sınırların konulduğu çerçevede verebilmeleri( Televizyonun3-6 yaştagünde ortalama maksimum bir saat, okul çağındaysa  iki saatten az ve aralıklı şekilde seyredilmesi gibi), bu konuda kararlı ve tutarlı olmaları gerekir. Aşırı kullanımın bir tür davranışsal bağımlılık olan teknoloji bağımlılığına dönüştüğüdurumlardaysa uzman desteği almak faydalı olacaktır

  • Sınav Kaygısı

    Sınav Kaygısı

    Sınav kaygısı; öncesinde öğrenilen bilginin sınav sırasında etkili bir biçimde kullanılmasına engel olan ve başarının düşmesine yol açan yoğun kaygı olarak tanımlanır. Başka bir adıyla performans anksiyetesi olarak bilinen sınav kaygısı okul çağındaki çocuk ve ergenlerde sık görülmektedir.

    Kişinin sınava yüklediği anlamlar, sınavla ilgili zihinde oluşturulan imaj, sınav sonrası duruma ilişkin atıflar ve sınav sonrası elde edilecek kazanımlara verilen önem sınav kaygısı oluşumu üzerinde etkilidir. Bu bağlamda çocuklar sınav öncesinde, sınav sırasında ve hatta sınavdan sonra da yoğun endişe yaşayabilirler.

    Huzursuzluk, endişe, tedirginlik, sıkıntı, başarısızlık korkusu, çalışmaya isteksizlik, mide bulantısı, titreme, ağız kuruluğu, iç sıkıntısı, terleme, uyku düzeninde bozukluklar, karın ağrıları gibi bedensel yakınmalar, dikkat süreçlerinde bozulma, kendine güvende azalma, kendini yetersiz ve değersiz görme sık görülen belirtilerdir. Belirtiler bazen çok hafif olsa da bazı öğrencilerde çok ciddi ve ağır seyredebilir.

    Sınavın ne anlam ifade ettiği gerek aile gerek çocuk için, sınava yönelik tutum ve yaklaşımlarının ne olduğu önemlidir. Sıklıkla aileler kendi kaygılarını çocuklarına yansıtmaktadırlar. Ailenin çocuktan yüksek beklentilerinin olması, ayrıntılarla aşırı uğraş sergilemeleri ve sınavı bir araç değil amaç olarak görmeleri çocuğun kaygısını arttırabilir. Ailenin çocuğa güven ve sorumluluk vermesi, onun duygu ve ihtiyaçlarını önemsemesi, ona olumlu geribildirimlerde bulunması faydalı olabilir. Ailenin bakış açısında değişim yaratmak ve beklenti düzeyini gerçekçi sınırlara indirmek aile içi iletişimin işlevsel hale getirilmesi açısından önemlidir.

    Sınav kaygısı sebebiyle psikolojik sorunlar ortaya çıkması ve depresyon, anksiyete bozukluğu ya da uyku bozukluğu gibi sorunlardan dolayı çocuğun işlevselliğinin bozulması psikolojik / psikiyatrik destek gerektiğinin başlıca göstergeleridir.