Kategori: Psikoloji

  • Erken Çocukluk Döneminde Asperger Sendromu

    Erken Çocukluk Döneminde Asperger Sendromu

    *Çocuğunuz ya da öğrencinizle iletişim kurmak istediğinizde sizinle göz kontağı kuruyor mu?

    Otizmli bir çocuğun göz kontağı yoktur ya da sınırlıdır, asperger sendromu olan bir çocuk ise bir otizmli çocuğa göre çevresiyle daha ilgili ancak göz kontağında genellikle yetersiz kalabilir.

    *Çocukla iletişime geçtiğinizde kendini nasıl ifade eder?

    Asperger sendromu yaşayan bir çocuk jest ve mimikleri okumakta ve duygularını ifade etmekte güçlük çeker. Dilin içeriğini anlamakta güçlük çeker ve kendini anlatırken düz bir anlatım seçer. Ses ve vurgular monotondur. Genelde grup içinde tek başınadır.

    *Çocuğun dikkatini çeken bir konu olduğunda nasıl davranıyor?

    Asperger sendromu olan bir çocuk yoğun ve takıntılı bir şekilde birkaç alana ilgi duyar. Hava durumu- haritalar-sayılar vs. Kendi ilgi alanıyla ilgili konuşmalara katılır, bu konularla ilgili derin bir bilgisi vardır ve dikkatini bu ilgi alanına rahatlıkla verir ancak ilgi alanı olmadığı taktirde iletişime geçmek için çaba göstermezler. Resim kağıdına sürekli rakamları sıralayan, hamur verildiğinde rakamları sıralamaktan bıkmayan bir çocuk yada size gelip tüm ayrıntısıyla dünyadaki doğal afetleri anlatan ve her defasında aynı şeyle meşgul olan bir çocuk sınıf içinde dikkat çekmelidir.

    *Çocuğun motor becerileri nasıldır?

    Asperger sendromu olan bir çocuğun beden hareketleri hantaldır. Bazen öğretmene yürümesi, merdiven inip çıkması garip gelir. Öğretmen bazen aheste aheste yürüdüğünü hatta koşmayı bilmediğini ifade edebilir. Parmak uçlarında salınma görülebilir.

    Asperger sendromu olan çocukların bazı tekrarlayıcı davranışları ya da ritüelleri olabilmektedir. Belli sırada giyinmek gibi.

    Özet; asperger sendromu olan çocukların spora yatkın olmadığı daha çok hantal sakar ve beceriksiz olarak nitelendirildikleri olmakta, yürüyüşlerinde bir gariplik olduğu dile getirilmektedir. Sosyal iletişimde sorun yaşadıkları, iletişimi başlatıp devam ettirmekte başarısız olabildikleri gözlenirken özel ilgi alanları olduğu ve iletişim bu özel ilgi alanı üzerindense iletişime geçebildikleri, sürekli dikkatlerini bu ilgi alnında tutmak istedikleri belirtilir. Karşıdakinin beklentileri anlayamayabilirler. Konuşmalarında genellikle artikülasyon sorunlarına, monoton ve düz şekilde ifadelere rastlanır. Bir sınıf ortamında otizme göre fark edilmesi daha güçtür çünkü bu çocuklar daha çok içe kapanık, kendi halinde olan çocuklardır ve başarılı oldukları alanı göstermek için bir çabaya girmezler.  Erken teşhis iyi bir gözlemden geçer güzel hayatlara dokunabilmek dileği ile…

    Ps: yukarıdaki belirtiler her çocukta aynı şekilde yaşanmayacağı gibi bir tanesinin öğrencimizde olması tek başına bir anlam ifade etmez. Önemli olan bilinçlenmek, iyi bir gözlem yapabilmek ve doğru yönlendirmedir

  • Ölüm Nasıl Anlatılır Ki?

    Ölüm Nasıl Anlatılır Ki?

    Afacan Louie, 8 yaşındadır ve her yıl doğum gününü, pastasındaki mumları üfleyerek sevdikleriyle birlikte kutlamaktadır. Doğum günü olurda hediye olmaz mı?, Louie ailesinden ve arkadaşlarından aldığı hediyelere mutlu olmaktadır, bu hediyeler dışında her yıl düzenli olarak büyük annesinden hediye kazak gelmekte ancak Louie büyük annesine teşekkür etmeyi ihmal etmektedir. Son doğum gününün ardından yine teşekkür etmeyi erteleyen Louie büyükannesini aniden kaybeder. Louie için şaşkınlık, merak ve belirsizlik duyguları karmaşık şekilde yaşanmaya başlar. Bir konuşma sırasında kazağı neden onun yeni adresine yollamıyorsun? Herkesin mutlaka bir adresi vardır.” cümlesini duyunca Louie’nin büyükannesinin yeni adresini arama serüvenine başlar. Önce babasına “büyükannem  nerede?” diye soran Louie “Tanrı nın yanında diye cevap alınca “Tanrı nerede?” diye sorusuna devam eder bu kez de babasından “Tanrı her yerde.” diye bir cevap alır. “Tanrı her yerdeyse büyükannem her yerde” der ancak bu cevap onu tatmin etmez.

    Sonra kiliseye gider rahip e “büyük peder sen misin” diyerek büyük annesinin adresini ona da sorar. Rahip: “hayır ama onun için çalışıyorum. Büyükannen ebediyete gitti “der adres isteyen Louie ile baş edemeyen rahip “benim ilk iş günüm pederi çağırayım.” der Louie yine cevaptan memnun değildir. Louie İslam bilginine göre cennete gitmiştir, Viking mitolojisinde Valhalla ya ulaşmıştır, bazen de kutsal krallıkta olabilir.

    Ölüm kavramını anlamaya çalışırken yaşanan kafa karışıklığını anlatan küçük afacan Louie nin hikayesinden yapılan alıntılar bu işin ne kadar hassas ve karmaşık olduğunu bizlere göstermektedir. Bir kayıp sonrasında ölüm hakkında konuşmak çok zordur. Sadece çocuk değil yetişkin de bir yakınını kaybetmiş olacağından yetişkin de çocuk gibi yas sürecinde olabilmektedir. Yetişkin çocuğu üzmeden incitmeden konuşmakta zorlanabilir ve bu olay önemsizmiş gibi davranabilir. Çocuğun ölüm kavramını nasıl algılayacağı ve ölüme nasıl tepki vereceği daha çok ebeveynlerin davranışlarına bağlıdır. Çocuklar gelişim dönemlerinin özelliklerine göre ölümü anlamdırırlar.

    0-2 yaş çocuğu anlama yeteneğinde değildir, ama bağlandığı kişiden ayrıldığında ayrılık anksiyetesi yaşar.

    3-5 yaş çocuğu Ölümü geri dönülebilir bir olay gibi algılar. Ölümün insandan insana geçtiğine, böylelikle başkalarının ve kendinin de bundan ötürü öleceğine inanır ve korkar.

    6-10 yaş çocuğu geri dönülmez, sona erme olarak görür. Kendinin ölebileceğini kavrayamaz.

    11-13 yaş çocuğu evrensel ve sona erme olarak görür. Ölümün biyolojik yönleri ve cenaze töreninin ayrıntılarıyla ilgilidir.

    14-18 yaş çocuğu soyut biçimde kavrar. Tehlikeli durumlar sonucu ölebileceğini bilir.
     

    Her çocuk gelişim basamağına uygun tepkiler vermeyebilir çünkü her çocuk ayrı bir bireydir ve her bireyin geçmiş deneyimleri farklıdır. Bazen bir çocuk şok aşamasını sessizce geçirirken diğeri sürekli ağlayabilir. Anne- baba kaybından birinde çocuklardan biri sürekli ağlarken, diğeri oyunlarına devam edebilir. Bu durum garip gibi görünse de her çocuğun acıyla baş etme yöntemi farklıdır, ancak oyun oynayan çocuğun üzgün olmadığı varsayılarak destek aşamasında atlanması rastlanan bir durumdur. Bu durumda bir çocuk yas tepkisi göstermediği için acısı yok sayılabilecektir, bu durum gözden kaçırılmamalıdır.
    Çocuklardan acılarını bastırmaları, yok saymaları istenmemelidir. Çocuktan güçlü olmasını istemek, erkekler ağlamaz gibi söylemler son derece yanlıştır. Acısını, duygularını ifade etmesine izin vermek, onu bu koşulları hazırlamak yerinde olacaktır. Çocuğun yanında kayıptan ve yasımızdan bahsetmemek, sürekli olarak onu üzmemeye çalışarak konuyu kapatmak çocuğun yas sürecini çok daha ağır ve sancılı geçirmesine neden olacaktır.

    Yakınını kaybetmiş bir çocuğa yaklaşım,

    • Açık ve dürüstçe olmalıdır. Geçici öyküler anlatmak, çocuğun kafasındaki soru işaretlerini çoğaltacaktır.

    • Ölüm sonrasında çocuğun ölümle ilgili ve ölen kişiyle ilgili konuşmasına fırsat tanınmalıdır. “Öldü” yerine “gitti” eylemini kullanmak, çocuğu beklenti içine sokabileceği gibi, ölen kişiye olan öfkesini de artırabilir. “giden geri gelir, o zaman neden o geri gelmemektedir?”

    • Ölüm olmamış gibi davranmak çocuğun iç huzursuzluğunu artıracağı için uygun koşullarda uygun ölçülerde uygun ifadelerle duyguların ifadesi çocuğu rahatlatacaktır. “çok üzülüyorsun bende çok üzülüyorum” gibi

    • Çocuğun günlük hayatındaki işlevlerini ihmal etmemesi önemli, günlük sorumluluklara imkanlar ölçüsünde devam etmek uyum sürecini kolaylaştıracaktır.

    Unutmayalım ki, bir varmış bir yokmuş arasındayız.  Yanı başımızdakilerle mutlu ömür dileği ile…

  • Özgür Kuşlar

    Özgür Kuşlar

    Küçük kızın babası özgürlüklerin kısıtlı olduğu bir ülkede en ağır siyasi cezaların verildiği bir hapishane de mahkumdu. Her hafta sonu annesiyle birlikte babasını ziyaret için hapishaneye giderdi.

    Bir ziyaretinde babasına vermek için özenerek bir resim yaptı ve yanında götürdü.Fakat kontrol esnasında yaptığı resim hapishane kurallarına göre uygun bulunmadı. Çünkü resimde çizdiği kuşların özgürlüğü temsil ettiğini düşünüyorlardı. Hapishanede özgürlükgibi düşüncelere yer yoktu. Bunun üzerine küçük kızın resmini oracıkta yırtmışlardı. Çok üzgün bir şekilde görüşmede babasına resim yaptığını ama izin vermediklerini söyledi. Babası da;

    – Üzülme kızım, başka bir resim yaparsın. Bu sefer resminde çizdiklerine dikkat edersin, olur mu?

    Küçük kız bir sonraki ziyaretinde babasına yeni bir resim yapıp götürdü. Bu sefer resimde kuşlar yoktu. Bir ağaç ve üzerine siyah minik benekler çizmişti. Bu sefer izin vermişlerdi. Babası resme keyifle baktı ve sordu:

    – Hmmm! Ne güzel bir ağaç çizmişsin! Ağacın üzerindeki beneklerne? Elma mı bunlar?

    Küçük kız babasına eğilerek, sessizce:

    – Hşşşşt! O benekler elma değil, ağacın içinde saklanan kuşların gözleri!..

    Bazen bir yazı ya da bir resim tek bir şey anlatmaz, onlarca anlamı vardır bir satırın bir çizginin tıpkı bu güzel hikayede olduğu gibi. Hepimiz o bir satırda farklı anlamlar buluruz çünkü her birimizin geçmişten bugüne getirdiği yaşantılar birbirinden farklıdır. Her birimiz farklı yaşantılar yaşamış olmamıza rağmen çocukluktan çıkıp yetişkinliğe adım attığımızda olaylar karşısında verdiğimiz tepkilerin, duygularımızı ifade ederkenki söylemlerimizin hatta hayallerimizin bile birbirine ne kadar benzediğini fark ediyor musunuz? Oysa çocuklar böyle mi?Her biri gerçekten özgür bir kuş, hayal dünyalarında sınır yok , her biri çok lezzetli kurabiyeler olamaya hazır kıvamında birer hamur…

    işte bu dünyaların hayal güçleri anne ve bebeğin ilk dönem ilişkisinden ortaya çıkmakta anne ve bebek arasındaki sağlıklı bağlanma yaratıcılığı desteklemekte. Bebeklerin duyuları sayesinde çevrelerine karşı farkındalıkları gelişmekte. İlk dönemlerde eline geçen her nesneyi ağzına götürerek etrafı keşfetmeye çalışan çocuk kas becerilerinin gelişimiyle etrafı dokunarak fark etmeye başlar. Yaşı büyüdükçe taklit yeteneği gelişen çocuk etrafında olup biteni taklit etmeye bir taraftan da kendi dünyasını oluşturmaya başlar. Hayal gücü hızla gelişir. Hayal gücü geniş olan çocuk çevresine karşı daha duyarlıdır, meraklıdır. Merakın olduğu her yerde yaratıcılık vardır çünkü merak öğrenmeyi, öğrenmesi ise yeni keşiflerin yapılmasını sağlar. Oyunları ve yaptığı etkinlikler sırasında ebeveynleri tarafından sık sık engellenen çocukların iç dünyasının zenginleşmesi beklenemez.  

    Yaratıcılığın gelişmesi için çocukların fikirlerini ifade edebilmelerine ve keşfetmelerine izin vermek gerekir.  Bizlerde geçtiğimiz haftalarda onların hayal güçlerini geliştirmek için gözlerimiz kapalı birbirimizi tanıdık farklı nesneleri dokunarak koklayarak bulmaya çalıştık bu hafta ise onların hayal güçlerini görmek için resim kağıtlarımızın ortasına küçük bir yatay çizgi attık ve her birimiz o çizgiden farklı bir dünya yarattı.

    Çocuklarıma ve sizlere teşekkür ederken evde sizlerin de birlikte yapabileceği küçük öneriler;

    Resimli masal kitapları okuduğunuzda, resimlere bakarak hayal güçlerine göre kendi hikayelerini yaratmasına fırsat verebilirsiniz.

    Kendi hikayenizi kendiniz oluşturun. Hikayenin başını söyleyin devamını çocuğunuz getirmesi için onu destekleyebilirsiniz.

    Resim yapmak da bu yaş çocuklarının hayal güçlerinin zenginleşmesine yardımcı olmaktadır. Çocuklar resim yaparken ebeveyn olarak ona sınırlamalar koymamanız, sürekli nasıl yapması gerektiğini söylememeniz, yaratıcılıklarının gelişmesi için oldukça önemlidir. Farklı renkler ve boyama şekilleri kullanmak da çocuğun yaratıcılığını destekler.Çocuğunuz resim yaparken yalnızca kağıdın bir kısmını kullanmak istiyorsa nasıl yapması gerektiği konusunda müdahale etmeyiniz. Yalnızca bu kadarını yapıyor olmasının onun için özel bir anlamı olabilir. Çocuğun kararına ve kendini ifade ediş biçimine saygı duymalısınız.

    Özellikle 3-4 yaş çocuklarında hamurla oynamak ve böylece hayalindeki nesneleri oluşturmak(kalıplarla çalışmaktan bahsetmiyorum) çocuğun eğlenirken yaratıcı beceriler kazanmasında da etkili olacaktır.
     

    Yaşına uygun müzik eğitimi alan çocukların yaratıcılıkları da olumlu yönde etkilenmektedir.

    Bu dönemde çocuklara hazır oyuncaklar yerine yaratıcılıklarını harekete geçirebilecek, bloklar, legolar, yapboz gibi oyunlar sunulmalıdır. Çamur, boya tebeşir ve oyun hamurları, değişik boyut ve renkteki küplerle, su, kum ve boyalar yaratıcı oyun etkinliği oluşturmaktadır.

     Çocuğunuzun karşısında aşması gereken bir sorun olduğunda bir sorunun birden fazla çözümü olabileceğini göstererek yaratıcılığının gelişmesini destekleyin.Olması gerektiği gibi olmasa da yaptığı etkinlikler ve bunlar sonucunda ortaya çıkardıkları karşısında eleştirel olmayın, yaptıklarına saygı duyun.

  • Karnem ve Tatilim

    Karnem ve Tatilim

    Dersler ve sınavlarla geçen yoğun bir dönemin daha sonuna gelindi. Karne döneminde anne,baba ve çocuk heyecanlı bir bekleyiş içerisindeydiler.Tatlı

    bir telaşla geçirilen bu dönemde ebeveynler ve çocuklar birlikte emek verdiler.

    Bir dönem kapanırken alınan karne çocuk kadar ebeveyn karnesi olmayı da hak etmektedir. Başarıyı kabullenmek başarısızlığı kabullenmekten çok daha kolaydır. Çocuğumuz başarılı bir dönem geçirdiği için onu ödüllendirmek kadar gayreti için de çocuklarımıza geri bildirimde bulunmak ve önemsendiğini hissettirmek gerekmektedir. Ödül illaki parayla alınan şeyler olmamalıdır. Çocukla kurulacak nitelikli bir ilişki ve çocukla geçirilecek kaliteli bir zaman da bir ödüldür.

    Kaliteli zaman “çocuğu yemek yemek için bir lokantaya götürmek” değildir. Ağzında bir şeyler olan bir çocuk ve ebeveyn sadece bakışacaklardır. Kaliteli zaman etkileşimin, karşılıklı duygu alışverişinin olduğu, herkesin sonunda mutlu olabildiği zaman dilimidir.

     Bir çocuğun temel ihtiyacı sizin tarafınızdan her koşulda değerli olduğunu hissetmektir. Karnesi nasıl olursa olsun çocuğunuzu koşulsuz kabul ettiğinizi ona hissettirin.

    Tek iletişim gündeminizin notlar, sınavlar ve dersler olmamasına özen gösterin. Bir araya her geldiğinizde yaptığınız tek şey ders çalışmak olmasın ya da çocuğunuza sadece derslerle ilgili sorular sormaktan kaçının.

     Düşük notun sebeplerini değerlendirin, neler yapılacağı ile ilgili çocuğunuzla beraber tartışıp karar verin.

    – Bir sonraki dönem için çocuğunuzun çalışma düzenini ve motivasyonunu gözden geçirin.

    – Maddi ödülleri değil, duygusal ödülleri tercih edin. Sarılmak, onu ne kadar sevdiğinizi söylemek ya da beraber bir gün planlamak en güzel hediye olacaktır.

    – Tatil döneminde dinlenmesine izin verin, notlarını telafi etmesi için aceleci ve baskıcı olmayın, notların her zaman telafisi olduğunu öncelikle siz unutmayın.

    Okulöncesi dönem çocuğu  için ise tatil sadece tv bilgisayar olmamalıdır. Tatil sürecinde  rutinlerinin olmasına önem vermeliyiz. Değişmeyen rutinlerin olması, bazı alışkanlıkların sürmesi çocukların da gelişimi açısından önemlidir Tamamının bozulması halinde hem bazı davranış problemleri ile hem de okula dönüşte uyum güçlükleriyle karşılaşabilirsiniz. Örneğin beslenme alışkanlığı uyku saatleri gibi temel ihtiyaçları birer rutin halinde devam etmelidir. Yaşına uygun küçük sorumluluklar vererek desteğe ihtiyacı olan gelişim alanını desteklemeniz önerilir. küçük sorumluluklar çocuğunuzun görev bilincini de destekleyecektir. Örneğin ince motor gelişiminde desteğe ihtiyacı olan bir çocuğa ebeveyn aşırı titiz ve korumacı olmayıp evde bol bol kaşık tutmasına fırsat vermesi onun kas gelişimine öz bakım becerilerine destek sağlayacaktır.

    Eğer çocuğunuzun kendi ihtiyaçlarını karşılayabileceğini ve rahat edeceğini düşünüyorsanız, tabi ki gideceği yeri ya da aileyi ve arkadaşını tanıyorsanız orada kalmasında sakınca yoktur . Okul öncesi çocuklar içinse (2+) uzun süreli olmamalı bakım veren anneanne babaanne gibi en yakın kişilerin yanında kalmak istemesi doğaldır ancak kaygı düzeyleri yükselebilir bunun içinde ayrı kaldığınız süre için küçük etkinlikler yapmanız kaygısını azaltacaktır. Birlikte hazırlayacağınız, süsleyeceğiniz bir kutunun içine ayrı kalacağınız gün sayısı kadar nesne koyarak (küçük notlar yada hoşuna giden yiyecekler olabilir)  her gün sabah bir tanesini verip bittiğinde yanında olacağınızı söyleyebilirsiniz.

    İyi tatiller

  • Oyun

    Oyun

    Anne ve babaların bir çoğu için oyun sadece bir eğlencedir. Bu gün oyunun sadece bir eğlence değil aynı zamanda bir tedavi şekli olduğunu anlatmak istedim. Çocuklarımızın sağlıklı büyümesi ve gelişimi için temel ihtiyaçlar(beslenme,uyku, bakım, sevgi) kadar oyun ve oyuncaklar da gereklidir. Oyun çocuğun vazgeçilmezidir, çocuğu gerçek hayata hazırlayan, hayal gücünü zenginleştiren, fiziksel, psikolojik ve sosyal gelişimini destekleyen araçtır.

    Oyun çocuğa ne sağlar?

    Oyunda kazandığında özgüveni gelişir.

    Duygularını oyun yoluyla dışa vurur, gevşeme rahatlama oyun aracılığıyla sağlanır.

    Arkadaşlık kurma, karşıdakini dinleme anlama oyun yoluyla öğrenilir.

    Evcilik gibi mış lı oyunlar da çocuk içinde bulunduğu süreci canlandırır ve oyunda çözüm sağlanır.

    Oyundaki konuşmaları, gerçek hayatta sözlü ifade becerisini güçlendirir.

    Kas becerileri, oyundaki beden hareketleri sayesinde güçlenir.

    İşin içinden çıkamadığı durumları oyununa yansıtıp oyununda farklı yollar dener ve bu şekilde problem çözme becerisi gelişir.

    Kavramlar uzun-kısa gibi oyun aracılığıyla daha kolay öğrenilir ve kalıcı öğrenme sağlanır.

    Ve daha birçok şey oyun sayesindedir. Peki günümüzde hakkını ne kadar veriyoruz oyunun?

    Yetişkin olarak bizler dönüp oynadığımız oyunlara, oyuncaklara baktığımızda acaba çocuklarımızdan daha mı şanslıydık? Oynayacak vaktimiz, ortamımız ve arkadaşımız vardı. Mahalledeki komşunun oğlu/kızı güvenilirdi, apartman dairesinin bir göz odası yerine açık alanda koşturabiliyorduk. Şu ansa çalışan anne baba, vakitsizlik ve güvensizlik içine hapsoldu. Evet duyar gibiyim “hocam seçenekleri fazla bir sürü oyuncak alınıyor her ay”  oyuncaklar çeşitlendi ancak yaratıcılıktan uzak tekdüze oyuncaklar giriyor evimize. En güzel oyuncak en basit oyuncaktır. Biz evi oyuncak bahçesine çevirdiğimizde ebeveyn olarak, çocuğumuzu mutlu etmiş olmuyoruz kendimizi rahatlatmış oluyoruz. Ve maalesef biz bu işin hakkını veremiyoruz.

    Peki ya o zaman oyuncağı nasıl seçecek, çocuğumla nasıl oynayacağım?

    Öncelikle oyuncak seçimi yaşına olduğu kadar ilgisine göre de olmalıdır. 3 yaşına kadar oyuncakları daha çok ebeveyn seçerken 3 yaş sonrası kontrollü şekilde kendi seçebilmelidir.

    15-18 aylık: çocuk  odalar arsında mekik dokumaktadır. Bu nedenle itilen, çekilen, aynı zamanda ses çıkaran oyuncaklar (otomobiller, gitar, ) tercih edilmelidir.

    18 ay sonrası: çocuk artık kendini bilim adamı gibi görmektedir. Keşif ve icat yapmak onların en önemli özelliğidir. Bu dönemde farklı boyutlardaki bloklar, kutular ve şekillerden bir şeyler yapmak çok hoşlarına gider.
    2-3 yaş: çocuk artık sosyal hayatı görmekte ve bunları hayal etmektedir. Anne-baba olurlar. Çocuklarını beslerler. Bu nedenle bu dönemde çocuklar hayatı dramatize edebilecekleri oyuncaklar alınmalıdır. Bebek, mini oda takımları, kuklalar, tamir aletleri, hayvan setleri vb.. oyuncaklar idealdir. Bu dönemde çocuklar denize götürülmeli kum ve suya olan ilgileri giderilmeli.

    3-4 yaş: çocukların motor gelişimleri artmaktadır. Hareketten, zıplamaktan çocuklar çok hoşlanmaya başlamıştır. Bu dönemde üç tekerlekli bisikletler, sallanan atlar, yük arabaları, büyük küpler ve bloklar alınmalıdır.

    4-6 yaş: çocuklar artık özellikle açık havada oynamaktan ve masa başı oyunların hoşlanırlar. Bu dönemde boyama, yapıştırma, kağıtlardan şekiller yapma, parçaları birleştirme gibi oyunları destekleyen faaliyetler yapılmalıdır. Suluboya, pastel boya, karton, mukavva, ip gibi oyuncaklar tercih edilmedir.

    6 yaş sonrası (okul çağı): çocuk artık okula başlamıştır. Oyun ve oyuncak anlayışında önemli değişikler olmaya başlamıştır. Bu dönemde futbol, basketbol, bisiklet gibi oyunlar ve bunlar oynanırken kullanılacak materyaller önem kazanır. Televizyon ve spor etkinlikleri ilgilerini çeker

    Oyuncak seçimi kadar oyuncakla nasıl oynadığını da takip etmeliyiz. Oyununa neleri yansıttığı, oyunda neleri ifade etmeye çalıştığı oldukça önemlidir. Çocuğun kronik halde aynı oyuncakla yada aynı oyunu kurması problem olabileceğine işaret etmektedir.

    Unutmayalım ki her oyuncağın ve oyunun bir anlamı vardır. Oyun terapisi literatüründen küçük bir örnek verecek olursak;

    Biberon: bebeklik dönemine geri dönme, bakım, oralite, başa çıkma konuları, bebekler, kardeşler, idrara çıkma…

    Dürbün: ilişki(yakın/uzak), gözetleme, avlanma, bulma, arama, yakınlık, kendini değerlendirme…

    Oyuncak ayı: sıcaklık, bakım verme, güvenlik, arkadaşlık, kendini koruma…

    Anne babaya öneriler;

    • Çocuğunuza, evde kendisinin oynayabileceği, oyuncaklarını koyabileceği bir köşe hazırlamalısınız

    • Bu köşe oyuncaklarını rahatça alabileceği, oynamak istediğini seçebileceği ve geri koyabileceği şekilde düzenlemelidir,

    • Bu köşede oyuncak sepeti veya oyuncak kutusu, minderler veya çocuğun boyuna uygun sandalyeler bulunabilir,

    • Çocuğa kendi oyuncaklarından kendisinin sorumlu olduğunu yavaş bir geçişle öğretilmelidir. İlk zamanlarda oyuncakları birlikte toplamak bu geçişi sağlar.

    • Çocuk oyun sürecinden birden koparılmamalıdır. Oyununu bitirmesi için ona zaman tanımalısınız.

    • Anne-baba olarak çocuğunuzun oyun oynamasını cesaretlendirmeli, yeni oyunlar öğretmeli ve çocuğunuz oyun oynarken ona eşlik etmelisiniz. Anne-babayla oynanan oyun, çocuğa çıktığı keşif olculuklarında güven verir.

    • Sizlerin sıcak yaklaşımınız, onunla sık sık oynamanız ve ilgilenmeniz çocuğunuzun daha sağlıklı gelişmesini ve becerileri daha iyi kazanmasını sağlar.

    • Çocuğunuza oyun sırasında, kendi kararlarını kendisinin vermesi için olanaklar sağlamalı, aşırı zorlamalardan kaçınmalısınız.

    • Alınan oyuncak yeterli miktarda olmalı, kardeş/arkadaş kıskançlıklarını göz önünde bulundurmalısınız.

    • Oyuncak seçiminde, oyuncağın çocuğun hangi gelişim alanına hitap ettiğini göz önünde bulundurmalı ve çocuğunuzun yaşına, gelişim düzeyine uygun oyuncakları seçilmeye özen göstermelisiniz.

    • Çocuğunuzun seçim yapabilme yetisini geliştirebilmek için, kendi oyuncağını kendisinin seçmesine, sizinle oynamak istediği oyunu kendisinin seçmesine fırsat verilmelisiniz.

    Akıllıca seçilmiş bir oyuncak, çocuğunuzun oyuncaktan ve oyundan en iyi şekilde yararlanmasını sağlar, ancak hiç bir oyuncak anne-baba ilgisinin yerini tutamaz… Ona verebileceğiniz en büyük hediye ilginiz, zamanınız, sevginiz…

  • Duygusal Zeka

    Duygusal Zeka

    Duygusal zekayla ilgili günümüze kadar bir çok tanım yapılmıştır. Bunlardan biri de Mayer ve Salovey’e aittir. Mayer ve Salovey duygusal zekayı, “duygusal veriyi anlama ve akıl yürütme kapasitesi” olarak tanımlar. D. Goleman’ a göre ise beş duygusal yeti söz konusudur.

    1. Duygunun farkına varmak

    2. Duyguları idare etmek

    3. Başarma güdüsü ile hareket etmek

    4. Başkalarının duygularını fark edebilmek, anlayabilmek, etkileyebilmek

    5. İlişkilere başlamak ve devam ettirmek

    Bu yetileri fark ettiğimizde duygularımızı idare edebilmeye başlayabiliyoruz demektir. E.Q. yani duygusal zeka bu yetilerin kullanımına bağlı olarak gelişir ve IQ akademik zeka ili ilişki içindedir.

    Başarıyı etkileyen faktörler arasında I.Q.’ya verilen pay birçok uzman tarafından %20 olarak belirlenirken; şans, sınıf, duygusal zeka gelişimi geri kalan payı kapsıyor.

    “Çok yüksek bir akademik başarıya ya da geniş bir kültür yelpazesine sahip olabilirsiniz, fakat bu tür yeteneklerin belirtildiği bir ortama girmediğiniz sürece yada bu tür ortamlarda kendinizi ifade etmekte yetersizlik yaşıyorsanız kimse sizin farkınıza varmaz. Fakat sempatik, girişken, muhakeme yeteneği gelişmiş bir kişiyseniz yüksek IQ değerlerine sahip olmasanız da fark edilmeniz çok daha kolaylaşır. Hatta “aranan kişi” bile olabilirsiniz ki bu duygusal zeka olarak tanımlandığına sizin istenilirliğinizi artırıcı bir özelliktir ve başarıya ulaşmanızda daha ön plan da yer alır”. İş yaşantınızda terfi etmenizi kolaylaştırır.

    Yüksek I.Q’lu bireyler üretkenlikleri, eleştirellikleri ve başarılı zihinsel aktiviteleriyle ön plana çıkarlar. Sadece I.Q’su yüksek ama E.Q.su düşük olan bir birey;iç dünyasında verimsizlik, iletişimsizlik, toleranssızlık sorunları yaşayabilir.

    Yüksek EQ’lu bireylerse kurdukları sosyal denge, duygularını başarıya odaklayabilme, etkili iletişim kurabilme, duygularını kontrol edebilme, sorumluluk alabilme, başarılı takım çalışması ve başkalarının düşüncelerine saygılı olma özellikleriyle ön plana çıkarlar. Bu noktada unutulmaması gereken nokta ise; E.Q.’nun I.Q.’nun aksine geliştirilebilir oluşudur.

    Peki E.Q. nasıl geliştirilir?

    Çocuklarımız temel duygularla doğar ve karmaşık duyguları 2 yaşından itibaren öğrenmeye başlar. Duyguları tanıyabilme ve anlayabilme yeteneği çocuk büyüdükçe gelişir. Çocuk on yaşına geldiğinde duyguları, bir yetişkin kadar iyi okuyabilir ve kullanabilir. İşte bu döneme kadar çocuklarımıza duygularını fark etmelerini, anlamalarını öğretebiliriz.

    Ailelere düşen roller ise;

    1. Yapılan araştırmalarda ebeveynleriyle güvenli bağlanma geliştirmiş olan bebeklerin ilerde duygularını daha rahat ifade edebilen, karşıdakinin duygularını daha rahat okuyabilen ve sosyal ortamlarda sevilen, güven duyulan kişiler  oldukları bulgulanmıştır. Duygusal zekanın gelişimi için bu güvenli bağlanmanın gerçekleştirilmiş olması gerekmektedir. Bunun yollarından bir, çocuğun bebeklikten itibaren fiziksel ve duygusal ihtiyaçlarının karşılanması, bakım verene güvenebilmesi, değerli olduğunu hissetmesidir.

    2. Kendi duygularının ayrımında olmayan birey diğerlerinin duygularını gözlemleyip anlayamaz. Ebeveynler olarak önce kendi duygularımızı fark etmeliyiz. Aile içerisinde duyguları dile getirmeliyiz ki duyguları ifade etmenin anormal bir şey olmadığını öğrenebilsinler. “Parka gidememiş olmak seni üzdü biliyorum” gibi… Çocukların duygularını belirtmesine izin verin.

    3. Sadece olumsuz duygularınızı dile getirmek değil olumlu duygularınızı da belirtin. “keyif aldım, mutlu ettin” gibi…

    4. Çocuğa kitap okumanın da duygusal zekanın gelişimine katkı sağladığı düşünülmektedir. Okunan kitaptaki kahramanın ve çevresindekilerin duygularına yer verilmesi, sorunlar karşısında problemi çözme yetileri ve ne hissettikleri çocuğun empati, muhakeme gibi yetilerini destekleyecektir.

    5. Sosyal yardımlaşma için bir projede beraber yer almak da yardımlaşma, paylaşma gibi yetilerin kazanımını destekleyecektir

  • Kardeşim Geldi Düzen Bozuldu

    Kardeşim Geldi Düzen Bozuldu

    Kıskançlık sevilen birinin, sevilen bir nesnenin bir başkasıyla paylaşılmasına katlanamamaktır. Sevginin olduğu her yerde kıskançlığın olması da normaldir. Ne zamanki bu kıskançlık duygusu insanı kemiren bir tutku haline yani hasete dönüşür o zaman sevgi yok olur. Etrafımızda ya da gazete sayfalarında birbirine zarar veren birçok çift görürüz. Eşini evin dışına çıkarmayan eş, bu kıskançlık duygusunun tutsağı haline gelmiştir. Bir yetişkinin bu duygunun tutsağı (patolojik kıskançlık)olması durumunu açıklamak için çocukluk dönemindeki güvensizlik duygusuna bakmak gerekmektedir.

    Kardeş kıskançlığına bakacak olursak çocuğun en değerli varlığı olan annesini bir yabancıdan kıskanmaması anormal olurdu. Anne başka bir çocuğu kucağına almaktadır. Kardeşin dünyaya gelmesiyle birlikte çocukta anneden ayrılma anksiyetesi başlar. Çocuğunuzun, kardeşi ile annesini birlikte gördüğünde yaşadığı duygu, eşinizin yanında bir başkasını gördüğünüzde hissedeceğiniz duygudan farksızdır.

    Yeni kardeş olacağını öğrendiği an çocuk iç dünyasında ne yaşar?

    Annenin gebeliğinden dolayı çocuğu kucağına almaması, dokunsal temasın azlığı ve tedirginlik çocukta sevilmediği hissini yaratabilmektedir. Annenin sınırlarını deneme girişimleri de “artık beni sevmiyorlar mı acaba?” sorusuna cevap arama çabası olarak başlamış demektir. Çocuk annenin etrafında dolanmaya, anneye daha fazla soru sormaya başlar. Kardeşini annesinin kucağında gördüğü an, eve ziyaretçilerin geldiği zaman işittikleri ise yetişkinlerin ve o beceriksiz kötü bebeğin acımasızlığını ortaya koymaktadır. Tüm ilgiyi üzerine toplamayı hiçbir şey yapmadan başaran o küçük şey kendisinin ikinci plana atılmasına sebep olmuştur. Böyle hisseden çocukta huysuzluklar, tutturmalar, ağlama nöbetleri ortaya çıkar. Bebeğin biberonunu kullanma, altını ıslatma gibi gerileme davranışları görülebilir.

    Bazı çocuklarda ise kardeşe aşırı ilgi gösterileri görülebilmektedir. Ebeveyn “benim oğlum/kızım kardeşine çabucak alıştı.” diyebilmektedir. Dikkatle izlendiğinde çocuğun sevgisinin ve aşırılığının samimiyetten uzak olduğunu görebiliriz. Çocuk kardeşinin yanağını okşarken aslında canını acıtmak için de bir çaba içine girebilir. Çocuk kardeşini kıskanmaktan kurtulmuş değil içe atmış bastırmaya çabalamaktadır.

    Kardeş kıskançlığının çok doğal olduğunu bilen bir anne, çocuğun verdiği mesajı doğru olarak alır, kendisinin sevgisini yitirmediğini çocuğa göstererek, çocuğun zamanla yatışmasına, bu duyguyla baş etme becerisini kazanmasına yardımcı olur. Bu süreçte kardeşe olan duygular dalgalanmalar gösterecektir. Zaman zaman onu severken zaman zaman da nefret edebilir.

    Çocuk kardeşini sevmek zorundaymış gibi bir duygu hissetmemeli, kardeşe karşı olumsuz duygularını dile getirdiğinde suçlanmamalıdır. “senin kardeşin o ayıp, sevilmez mi kardeş, pabucun dama atıldı artık senin” gibi ifadeler çocuğun kardeşine olan öfkesini pekiştirir. Bunlar yerine “ona kızmakta haklısın, bazen bende kızıyorum.” gibi ifadeler ise hem onu şaşırtacak hem de rahatlatacaktır. Anne onu anlıyor demektir.

    “kardeşine dokunma, zarar vereceksin” gibi ifadeler onun kardeşe olan öfkesini daha da yoğunlaştırır. Tabii ki kardeşine vurmasına izin vermeyeceğiz ancak bunu sürekli olarak kardeşi koruma ve kendine müdahale şeklinde ya da çocuğu bir reddediş şeklinde değil kısa, net ve kesin bir tutum sergileyerek yapmalıyız.

    Kardeşler arasındaki bu kıskançlıkta zaman zaman ebeveynin payı da olmaktadır. Örneğin fiziksel ya da mizaç olarak kendine benzeyen çocukla daha çok özdeşim kuran bir anne girdiği ortamlarda sözel olmasa da davranış düzeyinde özdeşim kurduğu kardeşi daha ön plana çıkaran davranışlarda bulunabilmektedir.

    Bazen de iki kardeş bir oyuncağı paylaşamayıp tartışabilir. Anne baba ise kimin haklı kimin haksız olduğunu irdelemeye başlayabilir. Oysa çocukların problemlerini kendi aralarında çözmeleri, problem çözme becerileri kazanmaları için fırsat verilmemiş olmaktadır. Paylaşılamayan oyuncak iki kardeşinde elinden alınarak tarafsız bir tutum kardeşlerin birbirlerine olan tepkilerini azaltacaktır.

    Yeni doğan tüm aile fertlerinin yaşamında bir değişiklik yaratacaktır ancak bu değişikliği abla/ağabeye en alt düzeyde yaşatmalıyız. Kardeş olana kadar beraber uyumuş olan anne ve çocuk için yatakları ayırma zamanı kardeşin doğumu olmamalıdır.

    Çocuk kardeşi olmasını çok istemiş olabilir ancak doğum sonrası pişman olabileceğini de düşünerek “senin için yaptık kardeşini” gibi sözlerle çocuğun hoşnut olmadığı bu durumdan kendini sorumlu tutmasına izin vermemeliyiz.

    Unutmayalım ki yeni doğan kardeşe karşı çocuğunuzun kıskançlık duygusu beslemesi normal ancak bizim tutumlarımız bu kıskançlığın tutkuya dönüşmesini engellemelidir.

  • Çocukta Travma

    Çocukta Travma

    Bir buz pistindeyseniz, kayıp düşme ihtimaliniz vardır ve tedbirlisinizdir, düşmek beklenen bir durumdur. Ancak evde otururken cama gelen kurşun ya da yolda yürürken çantanızı almaya çalışan bir kapkaç cıyı tahmin edemezsiniz. Bahsettiğim bu olaylarda kişinin kendi yaşamına da, sevdiklerinin yaşamına da  tehdit vardır, travma da…

    Peki yaşanan bir olaydan herkes aynı derecede mi etkilenir?

    Aynı araba içinde iki kardeş düşünürsek yaşadıkları büyük bir trafik kazası sonucu biri yaşamını devam ettirebilirken diğeri için bu kaza yaşamına kastetmek anlamına gelebilmekte ve kişi travmatize olabilmektedir. Travmatik bir olayın şokunu atlatmak kimi bireyler için bir hafta iken kimi bireyler için 1 yıl ve ya daha fazla sürebilmektedir. Kişiler aynı olaya aynı tepkileri aynı sürede vermezler çünkü her bir bireyin algıları, her bir bireyin geçmiş yaşantıları farklıdır. Yapılan araştırmalarda güvenli bağlanma geliştirmiş çocukların travmatik olay karşısında daha kısa sürede  ve daha baş edebilir güçte olduklarını göstermektedir.

    Peki hayatımızda sadece büyük olaylar mıdır bizim travma diye adlandırdıklarımız?

    Büyük bir deprem bir çok insan için travmatik bir olay iken öğrenme güçlüğü olan bir çocuğa “sen yapamazsın, aptalsın” gibi sürekli eleştiri ve aşağılamalar hayatımızda sürekliliği olan travmaları oluştururlar.

    Çocuklarda travma sonrasında ortaya çıkan tepkilere baktığımızda;

    Aktivitelere karşı isteksizlik, korku kaygı, kabuslar, aşırı bebeksi davranışlar, öfke nöbetleri, ani irkilme tepkileri, anne babayı aşırı duyarlı şekilde takip etme, takıntılı şekilde tekrarlayan olaylar, sebebi bulunmayan mide baş ağrıları uykuda düzensizlik, aşırı hareketlilik gibi  tepkiler görebilmekteyiz. Belirtmek gerekir ki aşırı hareketlilik söz konusu olduğunda ilk akla gelen dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu olabilmektedir. Ancak birden bire ortaya çıkan bu hareketlilik dikkat eksikliğini işaret etmez, yardım alınan uzmana çocuğun öyküsünü anlatırken ortaya çıkış zamanının sürecinin belirtilmesi gerekmektedir. Bu huzursuzluk halleri üç aydan kısa sürerse akut, üç ay yada daha fazla sürerse kroniktir.

    Travmatik bir olay sadece olaya maruz kalan kişi değil etrafındaki diğer bireyleri de etkilemektedir. Böyle bir durumda bir uzmandan yardım almak önerilirken anne ve babaya düşenler ise;

    Çocuğun kendini ifade etmesine fırsat vermek, çocuğu yargılamamak,

    Çocuğu yaşadığı olaydan dolayı suçlamamak, terk etmemek,

    Fiziksel- sözel şiddetten uzak durmak

    Sakin tutarlı olabilmek,

    Çocuğun olumlu davranışlarını taktir etmek, ödüllendirmek,

    En önemlisi ise çocuğun güvende hissetmesini sağlamak gerekmektedir.

    Travma sadece güçsüzleştirmez unutmamak gerekir ki hayatına devam etmeye çalışan bu mucize yaşamları iş birliğiyle hayata eskisinden daha güçlü bakabilen bireyler olarak hayata kazandırabiliriz.

  • Çocuğumu Tacizden Nasıl Korurum?

    Çocuğumu Tacizden Nasıl Korurum?

    Bir şeyi değiştirmek istiyorsak eğer o şeyin ne olduğunun farkında olmalıyız, bu nedenle öncelikle müdahale programına çocuğun yaptığı sorun olan davranışının analizi ile başlarız. Bu analizin içinde çocuğun sorun olan davranışı nerede, kimlerle iken ortaya çıkmakta, sorun olan davranıştan hemen önce ne oldu, sorun olan davranışla ilişkili diğer faktörler neler(ilaç saati, dozu), davranışın amacı nedir, sorun olan davranış karşısında öğretmen ne yaptı, davranışın sürekliliği nedir, sorunlu davranışlar için daha öncesinde nasıl yollar denendi, davranışın oluşmasını engelleyecek pekiştireçler neler olabilir bu sorulara cevap verebildiğimizde o davranışın analizini sağlamışız demektir.

    Tüm bu davranış analizlerini yapan ekip, okul yönetiminin bilgisinde okul danışmanı, sınıf öğretmeni ve veliden oluşmaktadır. Görevi öğrencileri takip etmek, aileyi sağlıklı şekilde bilgilendirmek ve ihtiyaç dahilinde uzmana yönlendirmektir. Okul içerisinde ya da dışarıda karşılaşılan problemler arasında istismar gelmekte ve ebeveynler öğretmenler ve çocuklar bu konuda belli periyotlarda bilgilendirilmektedir.

    Çocuğumu istismardan nasıl koruyabilirim?

    Okul öncesi dönemde ebeveynler, çocukların cinsellikle ilgili sorularına nasıl cevap vereceklerini bilemeyebiliyor. Üç yaş civarında merak duygusunun artmasıyla birlikte çocuğun soruları da artış gösterir. Bu soruları bazı anne babalar duymazdan gelirken bazıları da çocuğun aklını karıştıracak cevaplar verebilmektedir. Anne baba “bu sorunun cevabını bende bilmiyorum ama eğer istersen birlikte araştırabiliriz.” diyemiyor çünkü bu söylem zorlayıcı, güçsüzlük belirtisi olarak adlandırıyor oysa zaman zaman anne babanın da bilemeyeceği şeyler olabilir. Yanlış bilgi verip çocuğun aklını karıştırmak yerine “bunun cevabını bende bilmiyorum birlikte bulalım” demek daha sağlıklı olacaktır.

    Bu sorulara cevap verirken anne baba olarak onlara öğretmemiz gereken şey;

    1. kendi bedenini tanıtmak,

    2. sınırları tanıtmak,

    3. iyi ve kötü dokunuşu ayırt etmeyi öğretmek olmalıdır.

    Çocuğun sorduğu sorular çocuğun bedenini tanımasıyla başlar. Bir yaşına kadar cinsel organla ilgilenmez ancak tuvalet eğitimi döneminde artık cinsel organının farkındadır. Ona takma isim takabilir. Anne baba da cinselliği konuşmaktan utanç duyduğu için isim takmak anne babanın da işini kolaylaştırabilir. Ancak çocuğun gerçek isimleri de öğrenmeye ihtiyacı vardır. Penis ve vajina olarak öğretilmelidir. Doğru kelimeyi bilmemek utandırıcı olabileceği gibi takma isimler karıştırıcı ve kişiden kişiye değişik anlamlar taşıyabilir. Okul öncesi dönemde çocuk soyut algılamadığı için somut şeyler duyup merakını gidermek isteyecektir. Ben nasıl dünyaya geldim sorusuna “anne ve babalar birbirlerini çok sevdiklerinde bir bebekleri olur” diyebilirsiniz. Okul öncesi dönemdeki bir çocuğa daha detaylı bilgi vererek kafasının karıştırılması yanlıştır. Sevişmek, öpüşmek, rahim vs gibi bilmediği terimler onun daha fazla soru sormasına sebep olacaktır.

    Onun kafasını karıştırmadan açıklamaları nasıl yaparım?

    Bu sorunun cevabı kimin, nerede ve ne zaman açıklama yapacağıyla da ilgilidir. Bir çocuğa konuşma yapmak için ondan gelecek bir soru yada davranış başlangıç noktası olabilir. Bu konuşmayı çocuğa güven duyduğu bir yetişkinin ya da yetişkinlerin yapması sağlıklı olacaktır. Çocuk bir misafirlikte bile aklına takılan soruyu size yöneltebilir.  “ Sevişmek ne demek?”Çünkü sorusunun içeriğinin farkında değildir. Anne baba ise kızarır. Her zamanki ses tonu ve mimiklerinizle utandırmadan ayıp demeden evde konuşabileceğinizi anlatabilirsiniz.

    Çocuklara cinsel eğitimden bahsetmek yeterli değildir model alarak öğrenen okul öncesi çocuğu davranışlarda da sözlerde ki istikrarı görmek isteyecektir. Göz temasınızın olmasına, ses tonunuz her zamanki tonda olmasına dikkat ederek (ne utanmış ne sert)  “anlıyorum ki bazı şeyleri oldukça merak ediyorsun insanların bazıları kız bazıları erkektir. Kızları ve erkekleri bazı şeylerle ayırt edebiliriz. Kızlar daha çok etek giyer erkeklerse pantolon giyer. Erkeklerde öne doğru penis vardır, kızlarda ise içe doğru vajina vardır. Ve çiş yapmamızı sağlar.” Bu kadar açıklama, çocuk soru sormuyorsa yeterlidir.

    Peki üst üste gelen çocuk kayıpları ve tacizlerine karşı çocuklarımızı nasıl koruyacağız?

    Yapılan araştırmalar çocukların en çok 4-11 yaş arası tacize uğradığını göstermektedir. Bu bilinçlendirmenin yapılacağı en başarılı yaş grubu ise 4-7 yaş arasıdır. Çocukları istismardan korumak için konuşmak yeterli değildir, davranışlarla da bunu öğretmek gerekmektedir. Tehlikeli kişilerden uzak durmasını öğütlemek sosyal gelişim ve güven duygusunu da zedeleyebilir.  Eğer ki içe dönük ya da sosyal fobik bir çocuk varsa karşımızda bu açıklamaları yapmak onun kaygısını artırıp iletişim kurmasını engelleyebilir, etrafını tehlike olarak algılamasına sebep olabilir. Bu nedenle her çocuğun gelişiminin farklı olduğu ve mizacının farklı olduğu göz önüne alınarak çocuğunuz açıklamaya ihtiyaç duyacağınız soru ve davranışlar sergiliyorsa açıklama yapmanız önerilir.

    Çocuklara nasıl bir bilinç kazandırılmalı?

    • ‘Bedenim bana özeldir’  bilincini kazandırmak
      Kendi bedeninin kendisine ait olduğu hissini kazanamayan ve kendi bedeni üzerinde başkalarının bir şeyler yapabileceğini düşünen çocuk rahatlıkla taciz tuzağına düşebilir. 4 yaşından itibaren çocuğa bu bilinç verilmeli. Örneğin, terlemiş bir çocuğun atleti izin alınmadan aniden çıkartılmamalı. Çocuk zamanla kendisinden izin alınmadan bedenine yapılacak müdahaleleri hisseder ve rahatsız olur.

    • ‘İzin verirsem dokunabilirsin’ bilincini kazandırmak
      Çocuk, kendi bedenine olan hakimiyetini öğrenmekle birlikte, hakim olduğu bu beden üzerinde kendisinin söz hakkı olduğunu bilmeli. Ebeveynlerin 4-5 yaşından sonra çocuklarını öperken bazen ‘Seni öpebilir miyim?’ diye müsaade istemesi bu bilincin oluşmasında etkilidir.

    • ‘Dokunulması yasak olan yerlerim’ bilincini kazandırmak
      Çocuklar 4 yaşından itibaren vücutlarının belli bölgelerine dokunulmasından rahatsız olmaya başlamalı. Çocuk eş, dost ve akrabalar tarafından cinsel organlarına dokunularak, öperek, vurarak sevilmemeli.

    • ‘Fiziksel baskıya direnme’ refleksi kazandırmak
      Taciz yaşamış çocukların birçoğu çırpınmanın ve kaçmanın çözüm olmadığını düşünüp kaçmayı denememişlerdir. Çocuklara olan sevgi gösterileri sırasında kendi güçsüzlüğünü hissettirecek kadar orantısız güç gösterisinden sakınmalı.

    • ‘Vücudum görünmemeli’ hissi kazandırmak
      Çocuk, çıplak olarak ortada bırakılmamalı. Kendisini başkalarının yanında çıplak görmeye alışkın olmazsa elbisesinin birileri tarafından çıkartılmasından ciddi rahatsızlık duyar.

    • ‘Banyoda çıplak olunmaması’ bilinci kazandırmak
      4 yaşından sonra anne baba çıplak olarak çocukla aynı banyoda bulunmamalı. 7 yaşından sonra çocuğun genital bölgelerinin başkasınca görünmesine izin verilmemeli.

    • Tuvalette benden başkası olmamalı bilinci kazandırmak
      4 yaşına girmiş bir çocuğa tuvaletin özel bir mekan olduğu ve tuvalet ihtiyacını gideren birinin başkaları tarafından görülmesinin doğru olmayacağı öğretilmeli.

    • ‘Soyunma ve giyinmede yalnızlık’ ilkesi kazandırmak
      Çocuğun bedenine yönelmiş bakışlardan rahatsız olacak refleksi kazanması için 4 yaşından itibaren ortalık yerde çıplak dolaşmamayı öğrenmesi gerekir.

    ‘İzin verirsem kabul edilirsin’ ilkesi kazandırmak
    7 yaşından sonra çocuğun odasına girerken anne baba bile izin almalı. Giyinip soyunurken izin alarak yardım edilmeli

  • Aşkın O Hali

    Aşkın O Hali

    Aşkı anlatmak istemek, ellerinle yaptığın yemeklerde annenin yaptığı yemeklerin lezzetini yaratmaya çabalamak gibi. Anlatması zor tadıldığında hissedilen bir şey…
    Aşkın kaç hali vardır saymadım ancak biliyorum ki aşkın her halinde, her tanımında binlerce anlam gizli. Yüzyıllardır bahsedilir adından, sadece el ele yaşanmamıştır aşk. Kafka Milena mektuplarda, Leyla Mecnun dağlarda, Paris Helen bir savaşın tam da ortasında ateş topları arasında ama aslında hepsi kalpte…

    Peki neydi bizi aşk üzerine bu kadar düşündüren?

    Aşk, aşkı, aşka, aşkta, aşktan tüm hallerinde “O” gizli, onun her halini aşkla sevmek. Eminim aşkın tarifi gibi aşkla sevmenin tarifinde de hepimiz farklı bir şey söylerdik. Genelimizin anladığıysa coşkuyla sevmek olurdu, işte asıl tarifi zor olan da bu coşku. Aşk dediğin o nesneyi, o varlığı gördüğünde nasıl bir zihin tutulmasıdır bu, gece yatağına girdiğinde içindeki o coşkunun sessiz çığlığı gibi, kimsenin duyamadığı ama senin tüm camlarını yerle bir edebilecek kadar yüksek bir ses. O hayatında yokken istemeyerek yaptığın her şeyi isteyerek yapmak, hoşgörülü olabilmek, kalbindeki sesin ellerini dizlerini saçlarını titretmesi gibi..

    Bu yoğun hissin tarihine baktığımda binlerce hikaye görüyorum. Aşkı her birimiz farklı yaşadık. Milena’ ya “ hayatımda en çok seni seviyorum diyorum ama bu gerçek sevgi değil sanırım, sen bir bıçaksın bende durmadan içimi deşiyorum o bıçakla dersem, gerçek sevgiyi anlatmış olurum sanırım.” diyen Kafka, 3 yılda sadece 3 kez gördüğü Milena’ya binlerce sarı kağıt yazdı ve en derinindekileri mektuplarında yaşattı.

    Mihrimah Sultan’ a olan aşkını İstanbul’un en güzel tepelerindeki iki caminin minarelerinin arasından resmeden Mimar Sinan ise Mihri mah ın anlamıyla aşkını simgeleştirdi. Mihr güneştir, mah ay, Mihri mah ay ve güneşin buluşması… 21 mart akşamı baktığımızda Edirne kapı caminin minaresinde güneş batımına ve aynı anda Üsküdar caminin iki minaresi arasında ayın doğuşuna şahit oluruz. Her iki tepeyi de gören bir İstanbul tepesinden bakıldığında Sinan ın Mihri mah Sultan a aşkı önünde eğilmemek mümkün müdür? İşte bu aşkı Sinan yapıtında yaşattı.

    Tarihte aşk dendiğinde akla gelen şey sonsuzluk iken, dile getirilemeyen bir duygu iken, yaşamak hatta ağza almak yürek isterken günümüzde aşka nasıl da ömür biçer olduk. Kimi 3 yıl dedi kimi 4, kimi aşkın yaşı olmaz dedi, kimiyse kafasındaki yaş aralığına denk düşmeyen aşıkları eleştirdi. Kimi sosyal ağlarda sevdalandı, mektup yerini iletilere bıraktı. Sevdalının ulaşılabilirliği arttıkça aşkın ulaşılabilirliği arttı sandık. Oysa aşk mutasyona uğradı, her sakallıyı aşk sanar olduk.

    Aşk bize yüzünü çevirdiğinde tüm sarayları, tüm şehirleri yakılmış harabe buldu. Çünkü aşk aşk olmaktan çıkmış, bencilliğin içine hapsolmuş, güvensizliğin içine sıkışmış kontrollü bir duygu haline dönüşmüştü. Paris Helen, Kafka Milena, M. Sinan Mihri mah ve diğerleri hepsinde aşk beklentisizdi…

    Günümüzde ise her şeyi çabuk tüketir olduk, önce sözcükler kısaldı, sonraysa konuşmalar azaldı. Mutfaktan gelen o sevdiğin çorba kokusu, seni mutlu etmez seni doyurmaz oldu, açlık yerini doyumsuzluğa bıraktı. Hayatımızı yönlendiren küçük kara kutucuklar; tv bilgisayar önce yastıklarımızı sonra ise yataklarımızı ayırdı. Küçük makineleşme hareketleri insanı üretimden tüketime itti, insan makineyle daha fazla vakit geçirmeye başladı, yüzlerde Akdeniz gülüşü yerini Sibirya soğuğuna bıraktı; mutsuz ifadeler çoğaldı. Rekabet duygusu hırsı, hırs yarışı, kıskançlığı, hasedi ve tüm bunlar güvensizliği getirdi “ ben tatildeyken çiçeklerim ölmesin” diye komşuya bırakılan ev anahtarları yerini “aman yenisini alırız” a bıraktı. Aşklar da tüm bu bahsedilenlerden nasibini aldı. 

    Kişinin kendini gerçekleştirme alanı daraldıkça doyumsuzluk arttı ve doyumsuzlukla beraber tutku öldü. Yastığa bir geceliğine koyulan başların egoları besleyeceğine kanar olduk. Oysa egolar darbe yedi. Kendimize güvenimizi karşımızdakine gücümüzü ispatlamak uğruna tutkuyu anlık bir rahatlamaya bıraktık, çoğu bunu da tutku sandı. Arada saygı bitti.

    Rekabet “biz” i “ben” yaptı. Ve “biz”den önce söylenen “ben” ler ilişkiyi sürdürme sorumluluğunun bel kemiğine vurdu. Çünkü bağlanmak artık yanlıştı, bağlanmak demek “ben”i kaybetmek demekti buna inandırdılar oysa biz olmadan ben olmazdı düşünmediler. İşte tüm tapınaklar böyle yıkıldı.

    Aşkı oluşturan yakınlık, tutku, bağlılık ardından kocaman bir ben bıraktı ve ayrıldı. Yaz aşkı diye ömür biçtiğimiz aşklar kaldı geriye…

    Aşkınızın bir mihri mah olması dileği ile…