Kategori: Psikoloji

  • Depresyon Belirtileri ve Depresyon Tedavisi

    Depresyon Belirtileri ve Depresyon Tedavisi

    Depresyon duygusal, zihinsel, davranışsal ve bedensel bazı belirtilerle kendisini gösteren bir durumdur. En dikkat çekici belirtisi çökkün ruh hali ile ilgi ve zevk almada belirgin azalmadır. Depresyondaki kişi duygusal açıdan mutsuz, karamsar ve ümitsizdir. Eskiden en severek yaptığı işler bile artık zevk vermez olmuştur. Kişi kendini hüzünlü ve yalnız hisseder. Kendisine ve çevresine ilgisi azalır. Yoğun suçluluk duyguları olabilir. Herkese yük olduğunu düşünüp gereksiz yere sorumluluklarını yerine getirmediğini düşünür. Genellikle iç sıkıntısı, daralma, huzursuzluk ile birliktedir. Bazen kendisinin tüm duygularını yitirmiş gibi hissedebilir. Depresyon zihinsel faaliyetlerimizi de engeller. En sık görülen belirtiler dikkatini toplayamama ve unutkanlıktır.

    Depresyonun davranışlardaki etkisi enerji azalmasına bağlı hareketlerde yavaşlama, aşırı halsizlik şeklinde olur. Basit günlük işler bile kişi için bir yük olmaya başlar. Sosyal ilişkilerden kaçınır, yalnız kalmayı tercih eder, sorunlarını ve sıkıntılarını paylaşmaz. Cinsel ilgi ve isteğinde de belirgin azalma olur.

    Bazı bedensel belirtilerde depresyonda ortaya çıkabilir. İştah da belirgin azalma kilo kaybı bazen tam tersi aşırı yeme eğilimi olabilir. Sık görülen belirtilerden biri de uykusuzluktur. Uykuya dalamama, uykunun sık sık bölünmesi veya sabah çok erken uyanma şeklinde sorunlar görülebilir. Bazı kişilerde aşırı uyuma eğilimi olabilir. Bu kişiler çok uyumalarına rağmen dinlenmiş olarak uyanmazlar. Baş, boyun sırt, eklem ağrıları, mide-bağırsak şikayetleri eşlik edebilir.

    DEPRESYON TANI ÖLÇÜTLERİ (DSM-IV-TR’ye göre):

    A-İki haftalık bir dönem sırasında, daha önceki işlevsellik düzeyinde bir değişiklik olması ile birlikte aşağıdaki semptomlardan beşinin (yada daha fazlasının) bulunmuş olması; semptomlardan en az birinin ya depressif duygudurum yada ilgi kaybı yada artık zevk alamama olması gerekir.

    1-Hemen her gün, yaklaşık gün boyu süren depresif duygu durum, Depresyonda ki kişilerde gün boyu devam eden bir çökkünlük, umutsuzluk ve mutsuzluk hissederler. Bu çökkün hissetme hali günün başında daha azken günün ilerleyen saatlerinde daha da artar. Yemek yemek, yürümek, duş almak, makyaj yapmak gibi rutin şeyleri dahi yapma isteği ortadan kalkabilir.

    2- Hemen her gün, yaklaşık gün boyu süren, tüm etkinliklere karşı (yada çoğuna) ilgide belirgin azalma yada artık bunlardan eskisi gibi zevk alamama. Depresyonda ki kişiler daha eskiden zevk aldıkları şeylerden zevk alamaz hale gelirler. Sosyal olarak içene kapanıklıkla birlikte her zaman görüştüğü kişilerle görüşme konuşma gibi aktivitelerden uzaklaşabilirler.

    3- Kilo alımı yada kilo kaybı, normalde yediklerinden daha fazla ya da daha az yemek yemeye başlarlar.

    4- Hemen her gün, insomnia (uykusuzluk) yada hipersomnia (aşırı uyku) olması, özellikle yataktan çıkmama isteği, ya da yataktan çıktıktan sonra yeniden yatağa dönme isteği görülebilir. Kendilerini sanki enerjileri çekilmiş gibi hissederler.

    5- Hemen her gün, psikomotor ajitasyon yada retardasyonun olması, günlük davranışlarında ya da okul iş gibi rutin aktivitelerde yavaşlama ya da gerileme yaşarlar. Başladıkları işi tamamlamakta güçlük çekerler.

    6- Hemen her gün, yorgunluk-bitkinlik yada enerji kaybının olması, yaşadıklarını içinden hiç bir şey yapma isteğinin gelmemesi durumu olarak tanımlarlar

    7- Hemen her gün, değersizlik, aşırı yada uygun olmayan suçluluk duygularının olması, kendilerini değersiz, yetersiz, sevilemez, çirkin, bakımsız ve beğenilmeyi hak etmeyen kişiler olarak tanımlayabilirler. Bunun yanı sıra geçmişlerinde yaşadıkalrı olaylara karşı kendilerini sıklıkla suçlar ve eleştirirler. Gelecekle ilgili bir belirsizlik ya da gelecek planlarının olmaması durumu söz konusu olabilir.

    8- Hemen her gün, düşünme ya da düşüncelerini belirli bir konu üzerinde yoğunlaştırma yetisinin azalması ya da karasızlık. Bir işe, kitaba ya da konuya odaklanmakta güçlük çekme, dikkat dağınıklığı, okuduğunu anlamama, tekrara tekrar okuma, düşünmekte zorluk çekme gibi belirtiler sergilerler.

    9- Yineleyen ölüm düşünceleri, yineleyen intihar etme düşünceleri ve intihar etmeye yönelik tasarılarının olması. Yoğun bir şekilde olama da intihar etmeyi düşünme yada intihar girişimleri olabilir.

    10- kişiler kendileri, diğer insanlar ve dünya hakkında olumsuz düşüncelere sahiptirler. Yaşadıkları olayları geçmeyecek, kalıcı ve kendilerinden kaynaklı olarak değerlendirirler.

    B- Bu semptomlar, klinik açıdan belirgin bir sıkıntıya yada toplumsal-mesleki alanlarda yada önemli diğer işlevsellik alanlarında bozulmaya neden olması. Kişinin yaşadığı semptomlar iş okul gibi temel aktivitelerde zorlanmaya ya da aksamaya yol açabilir.

    C- yukarıda ki belirtilerin en az 2 sini en az 2 yıl süre ile yaşayanlarda depresyonun hafif düzeyde ama uzun dönemli şekli olan distiminin varlığından söz edilir.

    Tüm bu belirtiler en az iki hafta sürekli olarak devam eder. Kişinin mesleki, ailesel ve kendisi ile ilgili sorumluluklarını yapmasına engel olur.

    Sözü edilen tüm bu belirtilerin hepsinin aynı anda olması gerekmez. Bazen depresyon bu belirtilerin bir kısmıyla kendisini gösterir. Ayrıca belirtiler hafif, orta, ağır şiddette olabilir ve belirtilerin şiddeti kişiden kişiye değişebilir.

    Bunun yanı sıra bir çok psikolojik soruna ek olarak (örneğin; panik atak, sosyal fobi, cinsel işlev bozuklukları, evlilik sorunları, yakın birinin kaybı vb) depresyon ortaya çıkabilmektedir

    DEPRESYON NEDENLERİ

    Depresyonun nedenleri ile ilgili bir çok farklı teorik açıklama bulunmaktadır. Medikal açıklamalar beyindeki bazı nörokimyasal maddelerin (örneğin serotonin) düzensizliğinden kaynaklandığını öne sürmekte bu nedenle anti depresan ilaç önermektedirler.

    Psikolojik açıklamalarda ise kişinin kendisi, diğer insanlar ve dünyadaki olaylar hakkında yapmış olduğu yanlış ve akılcı olmayan otomatik düşünce ara inanç ve temel şemalardan kaynaklandığını öne sürmektedir. Geçmişinde, özellikle çocukluğunda olumsuz yaşam olaylarıyla karşılaşmış ya da benlik saygısı (öz güveni) gelişmemiş ya da dünyayla başa çıkabilme becerisi yeterince gelişmemiş kişiler şimdi ki yaşamlarında olumsuz yaşam olaylarıyla karşılaştıklarında var olan sorunla baş edebilmekte güçlük çekmekte ve depresyona girmektedir. Basit bir benzetmeyle; oturduğunuz evin içi ne kadar güzel ve bakımlı olursa olsun evin temelleri sağlam değilse bir depremde bina yıkılacaktır. Bazlarının kolaylıkla aştığı ya da takmadıkları olayları eğer siz çok büyütüyorsanız ve bu yaşadığınız olay yaşamınız çok fazla etkiliyorsa depresyona yatkın bir kişiliğiniz olduğunu düşünebilirsiniz. Örneğin yakın birinin kaybında ( örneğin baba vefatında) ortalama altı aylık bir zamandan sonra kişinin acısının azalarak gerekir ancak aradan 6 aydan daha uzun bir süre geçmiş olmasına rağmen kişi hala neredeyse ilk gün ki gibi bir acı ve depresif duygu durumu yaşıyorsa kişinin zorluklarla baş edebilme becerisinin düşük ve geçmişinde benliğinin (ego( yeterli düzeyde gelişmediğini düşünebiliriz.

    Herkesin depresyona girme nedeni birbirinden farklıdır. Ancak depresyona neden olan bazı genel durumlardan şöyledir;

    Birinci dereceden ailenizde depresyon yaşamış bir birey varsa depresyona yatkınlığınız olduğunu düşünebilirsiniz.

    Bir yakının kaybı, iş kaybı, şehir değiştirme

    Sağlık problemleri özellikle kanser yada kronik bir sağlık sorun

    Bazı ilaç veya uyuşturucuların kullanımı

    Doğum yapmak

    Aile, iş, okul sorunları

    Stresli bir ortamda çalışmak

    Maddi sorunlar.

    Başka bir psikolojik sorununuzun olması (örneğin panik atak, sosyal fobi vb)

    DEPRESYONUN TEDAVİSİ

    Kişiler çok farklı sebeplerden dolayı depresyona girebilirler. Depresyonun iki ana nedeni vardır; birincisi kişinin gündelik yaşamında var olan stres veri olaylar ikincisi ise kişinin geçmişine yaşadığı olumsuz deneyim ve yaşantılardır.

    Herkesin depresyona girme nedeninin farklı olduğu gibi çıkma şeklide farklı olacaktır. Ancak şuan için dünyada depresyon tedavisinde kullanılan en başarılı tedavi yöntemi bilişsel davranışçı terapi yöntemidir. Bu yöntemde psikolog kişiye olumsuz otomatik düşüncelerin doğasını, bu düşünceleri nasıl yakalayacağını, nasıl çürütüp yerine daha işlevsel ve sağlıklı yeni düşünceler koyacağını öğretir. Bunun yanı sıra psikolog kişinin otomatik düşüncelerini besleyen onları ve ortaya çıkartan geçmiş yaşam olaylarını tespit ederek geçmişte yaşanmış Travmatik, olumsuz olaylar üzerinde çalışarak kişinin yaşadığı olumsuz durumların bu güne yansıyan etkilerini ortadan kaldırır. Bilişsel davranışçı terapinin temel amacı kişiye kendi psikoloğu olmayı öğretmektir. Kişi terapi de yaşadığı sorunlarla nasıl başa çıkacağını öğrenir ve terapi psikolojik destek sürecinde öğrendiği beceri ve yöntemlerle yaşamının geri kalan bölümünde ortaya çıkan diğer sorunlarla aktif bir şekilde baş edebilme becerisi kazanmış olur.

    Yaşadığınız sorunları NLP, hipnoz vb yöntemlerle çözebileceğini iddia eden çok sayıda alandan olmayan kişi bulunmaktadır. Depresyon tedavisi ya da yaşadığınız başka bir psikolojik sorun için destek alırken, gittiğiniz kişinin psikolog olup olmadığını mutlaka sorgulayın. Bir çok danışanın yaptığı şey arama motorlarına izmirde psikolog, ya da izmir’de psikolog arıyorum vb anahtar kelimeler girerek ilk gördükleri siteye girip sitede adı geçen kişiden randevu almak oluyor. Yaşadığınız sorun için başvurduğunuz kişinin mutlaka psikolog olması gerekmektedir. Ancak bu da yeterli olmamaktadır. 4 yıllık psikoloji lisans eğitimi alan kişilere psikolog ünvanı verilmektedir. Ancak psikolog ünvanına sahip kişiler psikoloji hakkında genel bir bilgi ve donananıma sahiptirler. terapi yapabilmek için psikoloji alanda yüksek lisans yapmak gerekmemektedir. Bu nedenle psikolojik destek alırken başvurduğunuz kişinin uzman psikolog olup olmadığına dikkat edilmesi gerekmektedir. Bu durum doktorlarda da aynıdır. Pratisyen hekim her konuda az bir bilgiye sahiptir. Ama ciddi bir sorun için pratisyen hekime değil uzman bir doktora başvurulur. Bu nedenle kalp, göz, psikiyatri gibi özel uzmanlık alanları vardır.

    Depresyon ne şekilde ortaya çıkarsa çıksın depresyon tedavisi olan bir psikolojik problemdir. Birkaç seanslık psikolojik destek ve psikoterapi ile bu sorundan yaşam boyu kurtulma şansınız bulunmaktadır.

    Eğer tedavi görmezseniz, uzun süre depresyonda kalabilirsiniz. Depresyon geri dönebilir ve daha kötü olabilir. Eğer gerekli yardımı alırsanız, birkaç hafta içinde iyileşmeye başlayabilirsiniz.

    Ek olarak depresyon, panik atak, sosyal fobi, aile ve çift sorunları, cinsel sorunlar gibi diğer psikolojik sorunlarla birlikte de sıklıkla görülmektedir.

    DEPRESYONLA BAŞ EDERKEN

    Spor yapın spor vücudun zinde ve sağlıklı kalmasında yarar sağlar ve enerji düzeyinizi yükseltir.

    Fazla yalnız kalmayın, arkadaşlarınızla, ailenizle zaman geçirin

    İş, okul gibi alanlarda zorlandığınızda çevrenizden destek isteyin

    Alkolden uzak durun

    Yediklerinize dikkat edin

    8 saatten fazla uyumayın, yataktan çıkmak için çaba gösterin

    Sosyal aktiviteleri için kendinize fırsat yaratın

    Problemlerle başa çıkmak için yeni ve daha iyi yollar öğrenin.

    Mutlu olduğunuz zamanları hayal edin

    Gelecek planları yapın.

    Kişisel yardım kitapları okuyun (ama kişisel gelişim değil)

  • Travma Sonrası Stres Bozukluğu

    Travma Sonrası Stres Bozukluğu

    Travma, günlük rutin işleyişi bozan, beklenmedik bir şekilde gelişen, dehşet, kaygı ve panik yaratan, kişinin anlamlandırma süreçlerini bozan olaylar ve yaşantılar olarak tanımlanabilir. Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB) ya da Post Travmatik Stres Bozukluğu (PTSB) olarakda adlandırılmaktadır. Birşeyin travma olarak değerlendirilebilmesi için kişinin yaşamsal bütünlüğünü tehtid eden bir olayla karşı karşıya kalması gerekmektedir.

    Genel bir ifadeyle “bireyin kişiliği ve ruhsal yapısı üzerinde şu veya bu ölçüde kalıcı bir etki bırakan olağandışı, felaket niteliğinde bir yaşantının anılarından kaynaklanan bir rahatsızlık ve bunaltı durumu” olarak tanımlanabilen ruhsal travmalar arasında ise sel, yangın, deprem vb. afetler, savaş, ırk veya din ayrımcılığı, boşanma, reddedilme, çocuk istismarı, tecavüz, işkence vb. yaşantılar sayılabilir.

    Ruhsal travmaların, yaşayan olayın ağırlığına olduğu kadar kişinin duyarlılığına ve dayanıklılığına da bağlı olduğu unutulmamalıdır. Başka bir deyişle; birisi için travmatik olan bir yaşantıyı bir başkası son derece normal karşılayabilir. Ayrıca travmayla stresin birbirine karıştırılmaması gerekir.

    Travmatik olaylar insanların başına aniden gelir ve çok sarsıcıdır. Bazı durumlarda gözle görünen fiziksel bir yaralanma olmayabilir. Ama kişi duygusal olarak çok sarsılır. Bu tür “normaldışı” olaylara gösterilen “normal” tepkilerin neler olduğunu bilmek, olayın etkisinden kurtulmaya çalıştığınız süre içinde, size yaşadığınız duygular ve düşüncelerle başedebilmeniz için yardımcı olabilir

    Travmatik olayla karşılaşan birçok kişi PTSB geliştirmez. Örneğin, yakın geçmişte yapılan bir araştırmada, fiziksel yaralanmalara kadar giden bir travmatik olayı yaşayan insanların sadece %25’i PTSB geliştirmiştir

    TRAVMAYA YOL AÇAN OLAYLAR HANGİLERİDİR?

    l Doğal afetler (deprem, sel, yangın)

    l İnsan eliyle yapılan travmalar (savaş, işkence, tecavüz,taciz, cinsel istismar)

    l Kazalar (iş, trafik)

    l Beklenmedik ölümler

    l Ciddi-ölümcül hastalıklara yakalanma olarak sayılabilir.

    İnsanlar böylesi olaylarla karşılaştıklarında genellikle aşağıdaki dönemleri yaşarlar :

    1) Kazayı izleyen ilk dakikalarda kişi şok dönemindedir; donakalmış, şaşkın ve sersemlemiş görünür. Çoğu kez yaralarının derecesinin farkında değildir, kaza yerinde amaçsızca dolaşır, kendine ya da diğer kaza kurbanlarına yardımcı olmak için en küçük bir çabayı bile gösteremeyecek durumdadır. Zaman, yer ve kişi yöneliminde bozukluklar, algılamada sapmalar, olaya ilişkin bellek kaybı ve kendinden geçme gibi durumlar görülebilir. Olayın yarattığı yoğun anksiyetenin etkisi ile kişiliğin işlevlerini gereğince sürdürememesi sonucu oluşan şok dönemi, doğal bir savunma mekanizması olarak kişiyi olaya yabancılaştırır

    2) Şok belirtilerini izleyen dönemde kazaya uğrayan kişi, edilgin ve telkine açıktır; kurtarıcı ekibin ve yardıma gelenlerin önerilerini izler. Kendi dışındaki kaza kurbanlarının ilgilenmek isterse de davranışları, en basit işlemleri bile yapamayacak derecede yetersiz ve beceriksizdir

    3) Psikolojik dengesini kazanmaya başladığı toparlanma döneminde kişi, sürekli kazadan söz eder, kurtarma işlemlerinin yetersizliğinden yakınır ve genel anksiyete belirtileri gösterir. Çoğu kez gergin ve ürkektir, dikkatini toplamakta ve uyumakta güçlük çeker, başından geçen olayı anımsatan kâbuslar görür ve çabuk yorulur. Bu belirtiler normal bir insanda kısa süre sonra ortadan kalkar. Kazadan sürekli söz etme, sık sık düşlerinde canlandırma ya da benzer konulu kâbuslar görme, kazanın etkisini yumuşatmak ve olaya uyum sağlayabilmek için doğal olarak işleyen bir onarım mekanizmasıdır

    Travma Sonrası Stres Belitileri

    PTSB’nun belirtileri üç temel kategoride toplanmıştır. Tanı koyabilmek için her kategorideki belirtinin en az bir ay sürmesi gerekir (Davison & Neale, 2004).

    1. Travmatik Olayı Tekrar Yaşamak

    Kişi ya uyanıkken travmatik olayı tekrar tekrar hatırlar, ya da rüyalarda olay tekrar yaşanır. Bazı durumlarda kişi birkaç saniyeden birkaç saate kadar süren dissosiyatif durumlar yaşar. Bu sırada travmatik olayı yeniden yaşıyormuş gibi davranır (Şuer, 2005).

    Olay sıklıkla hatırlanır ve onunla ilgili kâbuslara sık rastlanır. Olayı sembolize eden uyarıcılara (örneğin, gök gürlemesinin bir gaziye savaş alanını hatırlatması gibi) ve belli olayların yıl dönümlerine karşı aşırı duygusal tepki gösterilir.

    2. Olayla İlgili Uyarıcılardan Kaçınma Ya Da Tepki Verme Düzeyinde Azalma

    Kişi bir travmayı düşünmemeye ya da onu akla getirecek uyarıcılardan uzak durmaya çalışır. Olayla ilgili amnezi bile olabilir. Kişi daha önce haz aldığı etkinliklerden uzaklaşır. Hatta yakın çevresindekilerle duygusal ilişkiler kurmakta zorlanır.

    Tepki verme düzeyinde azalmayla; başkalarına ilgide azalma, boğuluyormuş duygusu ve olumlu duyguları hissedememe kastedilmektedir. PTSB’da oynamalar olur, kişi tekrar oynama ve uyuşukluk arasında gidip gelir

    3. Artmış Uyarılma Belirtileri

    Uykuya dalma ve uykuyu devam ettirme güçlükleri, dikkati toplayamama, aşırı uyarılmış olma durumu ve abartılmış irkilme tepkileri bu belirtileri oluşturur. Laboratuar çalışmaları, PTSB hastalarında savaş imgelerine karşı yükselmiş fizyolojik reaktiviteyi ve yüksek düzeyde irkilme belirtilerini göstererek klinik belirtileri desteklemişlerdir

    PTSB ile ilgili diğer belirtiler; kaygı, depresyon, kızgınlık, suçluluk, madde kötü kullanımı, evlilik sorunları ve iş güçlükleridir. İntihar düşünceleri ve planlarına sıklıkla rastlandığı gibi şiddet içeren olaylar, ve sırt ağrısı, baş ağrısı, mide bağırsak rahatsızlıkları gibi stresle ilgili psikofizyolojik reaksiyonlar da gözlenir

    Alt Tipleri

    Bu tür travmalar sonrasında bazı kişilerde akut, kronik ya da gecikmeli stres bozuklukları gelişebilmektedir. Üç ay ya da daha kısa sürede görülebilen belirtiler akut, üç aydan uzun sürerse kronik ya da travmadan altı ay kadar sonra belirtiler başlamış ise gecikmeli başlangıçlı stres bozukluğu olarak nitelendirilebilir. Genel olarak bunlar, travma sonrası stres bozuklukları (post Travmatik disorders) olarak geçmektedir (Yöndem, 2006).

    Akut: Belirtiler 3 aydan daha kısa sürerse.

    Kronik: Belirtiler 3 aydan daha uzun sürerse.

    Gecikmeli: Belirtiler stres etkeninden en az 6 ay sonra başlarsa.

    Yaşanan olayın kişide yaratmış olduğu acı, utanç çaresizlik vb sebeplerle bazı bireyler destek almaktan çekinirler. Ancak burada bilinmesi gereken şey travma hangi nedenle olursa olsun ya da şiddeti ne kadar fazla olursa olsun psikolojik destekle yaşanılan travmanın etkileri tamamen ya da büyük oranla ortadan kaldırılabilir. Örneğin taciz, cinsel istismar ya da tecavüz gibi travmaların bir kaç seans içinde düzelebildiği klinik çalışmalarla kanıtlanmıştır. Travmayal çalışırken kullanılan bir çok farklı yöntem bulunurken bunlardan en etkili olanların başında EMDR bulunmaktadır.

    Travma nedeni ile destek alınacak uzmanın bu konuda özel bir eğitim almış ve deneyimli biri olmasına dikkat edilmelidir.

  • Özgüven Eksikliğinin Sebepleri ve Özgüven Eksikliği Tedavisi

    Özgüven Eksikliğinin Sebepleri ve Özgüven Eksikliği Tedavisi

    Özgüven (Benlik Saygısı) kişinin kendiyle ilgili yaptığı değerlendirme sonrasında kendinden memnun olup olmaması, kendini bedensel ve psikolojik olarak yeterli, güçlü, önemli, başarılı sağlam bulup bulmamasıyla, kendisini nasıl bulduğuyla ilgili bir kavramdır. Kişinin kendinden hoşnut olması benlik saygısının ve özgüvenin yüksek olduğunun göstergesidir. Kişinin sahip olduğu özgüven hem kendi iç dünyasında hem kişiler arası ilişkilerde hem de iş hayatında büyük önem taşır. Benlik saygısı (özgüven) kişinin diğer insanlarla nasıl ilişkiler kuracağını, ilişki içinde ki pozisyon ve gücünü belirlemede ki en önemli psikolojik özelliktir. Bir kişinin özgüveninin olmaması diye bir şey söz konusu değildir. Yalnızca düşük ve yüksek özgüvene sahip olmak olarak tanımlanan durum vardır.

    ÖZGÜVEN DUYGUSU NASIL OLUŞUR?

    Doğduğumuz andan itibaren bilinçli ya da bilinçsizce bazı davranışlar sergileriz ve her davranışımıza karşı çevrede ki insanlardan özellikle ailemiz tarafından geribildirimler alırız. Diğer insanlar bizim için birer ayna görevi görürler. Büyüme evresi boyunca çocuk, yaptığı her davranışa karşı çevreden aldığı tepkileri değerlendirir ve yaptığı şeyin ve iyi ya da kötü olduğuna dair bir sonuca ulaşır. Çocuk bir davranış sergiledikten sonra çevresinde ki insanlar ona gülümsüyorlarsa, takdir ediyorlarsa, saygı ve sevgi gösteriyorlarsa, yaptığı davranışı onaylayıp, beğeniyorlarsa çocuk iyi bir şey başardığını ve kendisinin iyi şeyler yapan ve başaran biri olduğu hissini yaşayacak, kendisinin değerli ve yeterli olduğuna dair bir inanç geliştirecektir. Ancak bunun aksine çocuk bir davranış sergilediğinde çevresinde ki insanlar ona sürekli kızıp, bağırıp eleştiriyorlarsa hatta çocuğu yaptığı şeyler için cezalandırıyorlarsa çocuk kötü, yetersiz biri olduğu hissine kapılacak ve kendisinin yetersiz beceriksiz hatta cezalandırılmayı hak eden biri olduğuna inanmaya başlayacaktır. Örneğin yaptığı resmi babasına gösterip ‘’baba bak resmim nasıl olmuş’’ diye soran bir çocuğa babasının çok güzel olmuş demesi durumunda çocuk başarılı ve yetenekli biri olduğunu düşünecektir. Ya da tam tersi güzel olmamış hatta abin senden daha güzel resim yapıyor şeklinde bir karşılaştırmaya maruz kalması durumunda çocuk kendini yetersiz ve diğerlerinden daha aşağı görecektir. Böyle durumların birçok kez tekrarlanması yoluyla çocuk kendini yetersiz görmeye başlayacak ve başka şeyler yapmaktan uzak durmaya duracak, yanlış yapma ve eleştirilme korkusuyla kendini değersiz hissettirecektir.

    Çocukluk döneminde duygusal, cinsel ya da fiziksel olarak istismara uğrayan, duygusal ve fiziksel ihtiyaçları yeterli düzeyde giderilmeyen, ailesinin beklentileri yüksek olan, sık sık hastalanan ya da kronik sağlık sorunları yaşayan bireylerin benlik saygıları daha düşük olmaktadır.

    Eleştirilen, yaptığı olumlu şeyler değersizleştirilen ya da görmezden gelinen, sık cezalandırılan, davranışları konusunda engellenen kişilerin özgüvenleri daha düşük olmaktadır.

    Özgüven kişinin bir şeyler yapmaya çalışıp başarı duygusu yaşamasıyla gelişebilen bir durumdur. Bazı ebeveynler çocuklarına kötü davranmazlar ama aşırı koruyucu davranışlar sergileyerek her şeyi çocuğun yerine yapmaya kalkarlar. Kendi başına hiç bir şey yapmayan çocuğun, zorlukları aşıp başarma duygusunu yaşayamadığı için ya özgüveni daha az olacaktır ya da altı boş bir özgüven duygusu yaşayacaktır. Altı boş özgüven duygusuna sahip bireyler büyüyüp sosyal hayata ya da iş hayatına atıldıklarında ciddi anlamda zorluk yaşamakta ve çevrelerinden yoğun bir yardım istemektedirler. Bu tip durumlarda bağımlı kişilik özellikleri de sıkça gözlemlenmektedir.

    İDEAL BENLİK ve GERÇEK BENLİK ARASINDA Kİ FARK

    Herkesin kafasında (iç dünyasında) yarattığı ideal bir benlik ve diğerleri tarafından koşulsuzca sevilme isteği vardır. Büyüme sürecinde çocuk doğal haliyle davrandığında çevresinde ki kişilerin olumsuz tepki vermesi durumunda kendi doğal davranışından uzaklaşarak sevgi ve ilgi kazanmak için çevrenin istediği şekilde davranmaya başlar. Ancak bu durumda kişi kendi gerçek duygu, istek ve davranışlarını bastırdığı için ‘’ben olmayan’’ bir benlik yaratır. Ortaya konan (diğer insanlara gösterilen) benlikle, ideal benlik arasında ki fark büyüdükçe kişi mutsuzlaşır. Bu bireyler depresyona, sosyal fobi gibi kaygı bozukluklarına, daha yatkındırlar.

    ÖZGÜVEN EKSİKLİĞİNİN BELİRTİLERİ

    Karar almada zorlanma.

    Sıkça başkalarına ihtiyaç duyma.

    Kendi adlarına risk alamama.

    İlişkilerde sınır koyamama.

    Diğerleri tarafından kullanılma, hayır diyememe.

    Sosyal ortamdan kaçınma, konuşma-sunum yapmaktan çekinme.

    Fikrini söyleyememe, söylerse onaylanmayacağı ya da küçük düşeceğine inanma.

    Utanç, suçluluk, sevilmeme hissi.

    Eleştirilere karşı hassas olma.

    Bazı depresyon belirtileri sergileme, karamsarlık.

    İçe kapanma, asosyal olma.

    Kendini yetersiz, başarısız, değersiz, beceriksiz olarak değerlendirme.

    Fiziksel görünüşünü beğenmeme.

    Olumlu başarılı yönlerini görmezden gelme.

    Olaylardan çabuk ve yüksek düzeyde olumsuz etkilenme, hızla umutsuzluğa kapılma.

    Diğer insanlar tarafında reddedileceğine, önemsenmediğine inanma.

    Düşük beklentilere sahip olma.

    ÖZGÜVEN EKSİKLİĞİ NASIL GİDERİLİR (ÖZGÜVEN EKSİKLİĞİ TEDAVİSİ)

    Benlik saygısı bireyin kişilik yapısıyla doğrudan ilişki bir özellik olduğu için geliştirilmesi için uzman bir müdahale gerekmektedir. Gerçek anlamda özgüven eksikliğinizi gidermek istiyorsanız. Uzman bir psikologdan destek almanız gerekmektedir. Özgüven eksikliğini gidermek ya da özgüveninizi arttırmak için uygulanan bir çok farklı psikoterapi yöntemi bulunmaktadır. Bunlar arasında en öne çıkan iki terapi yaklaşımı bilişsel davranışçı psikoterapi ve dinamik yönelimli psikoterapidir.

    Bilişsel davranışçı psikoterapide kişinin dünyayı, kendini ve diğer insanları algılayış şekli yeniden ele alınarak kişinin olaylara daha rasyonel bakması hedeflenir. Bu sürecin ardından kişinin bu gününü etkileyen algılarının geçmişte nasıl oluştuğu ele alınarak geçmiş yaşam olaylarına müdahale edilmesi yoluyla benlik kavramı yeniden yapılandırılır. Dinamik psikoterapi yönteminde ise kişinin geçmişten bugüne yansıyan deneyimleri, tekrar eden davranış ve olay döngüleri yeniden ele alınarak düzenlenir.

    Bunun yanı sıra yaşam koçluğu, hipnoz, nlp gibi bilimsel temeli olmayan yöntemlerle özgüveninizi geliştirebileceğinizi yada daha yüksek özgüvenli biri olabileceğinizi söyleyen kişilerden uzak durmanızın önemli olduğunu belirtmek isterim.

    Son olarak özgüveni arttırmanın en etkili ve gerçekçi yolu psikolojik destek ve psikoterapi olsa da bazı küçük öneriler bu konuda yardımcı olabilir.

    Olumlu yanlarınızı keşfedin.

    Hayatta başardığınız şeylerin listesini yapın.

    Hayatta sizin için önemli olan şeyleri ve ulaşmak istediğiniz amaçları belirleyin ve ulaşma yollarını araştırın.

    Olumsuz iç konuşmalarınızı yakalayın ve pozitifleriyle değiştirin.

    Hedeflerinize ulaşmak için süreci küçük adımlara bölerek başlayın.

    Görünüşünüze, giyiminize dikkat edin.

    Unutmayın özgüveniniz arttıkça başarmayacaksınız, bir şeyler yaptıkça-başardıkça özgüveniniz artacak.

    Dik bir oturuşunuz olsun.

    Mükemmel olmaktan vazgeçin.

    Hobiler ve yeni arkadaşlar edinin

    Şikayetçi olmaktan ve kendinizi eleştirmekten vazgeçin.

    Size yönelik olumlu geri bildirimleri kabul edin.

    Sizi destekleyen kişilerle daha çok zaman geçirin

  • Kadınlar Ne ister? (Kadın ve Erkek Farkı)

    Kadınlar Ne ister? (Kadın ve Erkek Farkı)

    Kadınların; erkeklerin ” kadınlar ne istiyor? anlamış değilim” diye yakındıkları sıklıkla duyarız. Kadınların son derece karmaşıkmış gibi görünen ama o karmaşık örtünün altında son derece naif, sağduyulu, erkeklere göre daha çok duygu odaklı ve anlaşılmayı bekleyen varlıklar olduğu doğrudur.

    Erkeklerin düşündüğünün aksine kadınlar kendilerini anlatırlar aslında hatta en çok istedikleri şeydir anlaşılabilir olmak. Hem de tüm bedenleriyle anlatırlar kendilerini fakat tuhaflık şurdadır erkek netlik sever, kadının tüm istek ve beklentilerini aktarmasını, dillendirmesini ister. Kadın ise ben aslında dilimle olmasa da bakışımla, duruşumla, dokunuşumla aktarıyorum der. Yani önemli olan nokta anlaşılabilir ve anlayabilir olmaktır. Belkide bilinmesi gereken önemli nokta; açık ve net şekilde ifade etmediğimiz bir şeyi asla karşı taraftan talep etme hakkımız olmadığıdır.

    Fakat bizim toplumumuzda bu çok mümkün değildir. Daha çocukluk yıllarından itibaren erkek çocukları ve kız çocukları toplumda kadına ve erkeğe biçilen rolleri gözlemleyerek büyütülürler. En önemli modeller de en yakınımızda ki anne ve babamızdır. Genelde gözlemlediğimiz ve sıklıkla karşımıza çıkan baba modeli evin ihtiyaçlarını karşılayan (maddi), vurdumduymaz, annenin ve çocukların duygusal ihtiyaçlarını okumakta zorlanan ve okuyabilmek için çok da çaba sarfetmeyen babadır. Ancak baba da böyle büyütülmüş olduğundan, olması gerekeni sanki buymuşcasına ve sanki başka bir davranış şekli ve olasılığı yokmuşcasına davranır sıklıkla. Haksızlık etmeyeyim baba yani erkek duygusal ip uçlarını okuyamasa da çözüm odaklıdır. Soruna odaklanır ve mutlaka bir çözüm üretir. Kadın ise sıklıkla çok sesi yükselmeyen, içten içe duygularını yaşamayı öğrenen, bakım verme odaklı bir hal alır geleneksel yapıda ki çiftlerde.

    Günümüzde durum kadının iş hayatına girmesi ve eğitim seviyesinin yükselmesiyle bir nebze değişmiş olsa da hepimizin şemalarında az önce bahsettiğim ana baba modelleri bir yerlerde yer etmiştir. Her ne kadar aksi iddia edilse de kadınlar çok da karmaşık varlıklar değildir aslında. Hatta bazen bizim bir takım durumları karmaşık hale getirdiğimizi düşünmüyor değilim. Erkekler kadınlara nazaran daha açık sözlülerdir ve isteklerini net ve düz bir biçimde ifade ederler. Kadınlar ise biraz kibarlık, bir kaç yürek okşayıcı söz beklerler. Günümüzde genç erkekler biraz bu durumu anlamış fakat bu defa da isteklerine ulaşabilmek için kadınların duygularına saygı göstermeyi becerememişlerdir. Sonra kadınlar  ama çok sevdiğini söylüyordu, ama sensiz yapamam diyordu, ama çok güzelsin diyordu ne oldu da bu kadar kısa sürede başkasına gitti? Ne çabuk sevgisi bitti? gibi sorularla uğraşırlar. Halbuki erkek isteği doğrultusunda kadının isteklerini yerine getirmiş, istediği ölçüde sıkılana ya da daha iyisini bulana kadar bunu sürdürmüş, hatta belki de yukarıda bahsettiğim gibi kadının duygularını ifade etmemesinden ve sen anlayıver tavrından sıkılmış ve sonra sabırsız olan erkek çekip gitmiştir.

    Ne erkeklere lafım ne de kadınlara aslında sadece bize biçilen rollere ve bizim yani biraz farkındalığı olanların ilişkiyi yönetiş biçimlerine. Sanırım varoluştan bu yana bitmeyen kadın erkek arasında ki bu karmaşa bir ömür de bitmeyecek. Erkekler sizlere söyleyebileceğim şey, belki de bazılarınızın bu güne kadar hiç yapmadığı bir şey; kadınların gözünden bakmaya çalışmayı deneyin, belki biraz anlayabilirsiniz kadınları ve lütfen onları arkadaşlarınızın sevgilileriyle, eşleriyle hatta annenizle ve hatta kendi anneleriyle kıyaslamayın. Bir kadın kıyaslanmaktan nefret eder hatta hiç bir insan kıyaslanmaktan hoşlanmaz.

    Ve kadınlar neden böyle oluyor, neden hep beni buluyor sorularını bir kenara bırakın ve biraz geçmiş ilişkilerinizi ve en önemlisi kendi seçimlerinizi sorgulayın mutlaka bir şeyler bulup daha mutlu olacağınız erkekler bulacaksınızdır. Fakat hem erkekler hem kadınlar seçimlerinizin yanlış olduğunu düşünüyor fakat aynı yanlış seçimleri tekrarlıyor iseniz size en yakın bir uzmandan destek alınız.

    Sevgili kadınlar ve erkekler; umarım çok iyi arkadaş olmayı başarabildiğiniz ve sonrasında en güzel sevip mümkün olduğunca az sıkıldığınız (hiç sıkılmamak mümkün değil çünkü) bir partnerle ve bir ömür mutlu kalın.

  • Belirsizlikten Nefret Ediyorum

    Belirsizlikten Nefret Ediyorum

    Bu cümleyi sürekli kuruyorsun, çünkü içindeki dalgaları durduramıyorsun ve her şeyi kontrol altına almak istiyorsun. Hayatında ya siyah ya beyaz olsun istiyorsun, gri renge tahammülün yok.

    Haksız da değilsin, çünkü beynimizi en çok yoran şeylerden birisi de belirsizliktir. Beyin net bilgiler ister.Fakat öte yandan da belirsizlik birlikte yaşamaya mecbur olduğumuz evrensel bir gerçeklik. Bir gün mutlaka öleceğimiz gerçeği dışında geleceğimiz ile ilgili başka neyden gözümüz kapalı emin olabiliriz?

    Peki bu belirsizlik duygusunun verdiği rahatsızlıkla nasıl başa çıkacaksın?

    Bazen belirsizlik yaşayabileceğin gerçeğini beynine aşağıdaki cümleleri tekrar ederek öğreteceksin;

    • Bazen belirsizlik yaşayabileceğim gerçekliğini kabul ediyorum.

    • Bazen belirsizlik yaşayabileceğim gerçekliğini kabul ediyorum ve onaylıyorum.

    • Bazen belirsizlik yaşayabileceğim gerçekliğini kabul ediyorum, onaylıyorum ve seviyorum.

    • Belirsiz hissettiğim durumlarda başıma iyi şeyler de gelebilir kötü şeylerde, ben iyi şeylerin gelmesini tercih ediyorum!

    • Başıma iyi şeyler de gelebilir kötü şeylerde, ben iyi şeylerin gelmesini tercih ediyorum.

    • Başıma iyi şeyler de gelebilir kötü şeylerde, ben iyi şeylerin gelmesini istiyorum.

    • Başıma iyi şeyler de gelebilir kötü şeylerde, ben iyi şeylerin gelmesine karar verdim.

    • Başıma iyi şeyler de gelebilir kötü şeylerde, ben iyi şeylerin gelmesine tercih ediyorum.

    • Bazen belirsizlik yaşayabileceğim gerçekliğini sevmesem bile kabul ediyorum.

    • Bazen belirsizlik yaşayabileceğim gerçekliğini kabul ediyorum, onaylıyorum ve seviyorum.

    • Belirsiz hissettiğim durumlarda  iyi şeyler de yaşayabilirim kötü şeylerde, ben iyi şeyler yaşamayı tercih ediyorum!

    • Başıma iyi şeyler de gelebilir kötü şeylerde, ben iyi şeylerin gelmesini tercih ediyorum.

    Başıma iyi şeyler de gelebilir kötü şeylerde, ben iyi şeylerin gelmesini istiyorum.

  • Psikoterapi Sadece Konuşmak Mıdır?

    Psikoterapi Sadece Konuşmak Mıdır?

    Psikoterapi hakkında bilgi almak isteyen kişiler çoğu zaman şu soruyu sorarlar;

    ‘Konuşmak yani sadece konuşmak nasıl faydalı olacak, problemlerimi nasıl çözecek?’

    Şöyle cevaplayabiliriz bu soruyu; konuşmaktan kastınız evde ailenizle, çevrenizle, dostlarınızla konuştuğunuz gibi konuşmaysa evet faydalı olmaz. Ama terapide konuşma yani iletişim yoluyla problemi inceleriz. ‘‘Problem ne kadar süredir var, ne sıklıkta yaşanıyor, hayat kalitenizi nasıl etkiliyor’’. Yaptığımız şey seanstan seansa değişiyor. Bazen acı verici düşünceler veya anıları nasıl ardınızda bırakabileceğiniz veya kendinizi kısıtlayıcı inançlardan nasıl özgürleştirebileceğiniz üzerine odaklanacağız. Bazen korku, kızgınlık, hüzün veya pişmanlık gibi güçlü duygularla baş etmenin yeni yollarına bakacağız. Yeri geldiğinde sizin için önemli olan şeylerle temas haline geçmeniz üzerine, hedef kurmak veya etkili bir hareket planı oluşturma üzerine odaklanacağız. Yaptığımız şey, yaşadığınız problemin ne olduğuna, sizin nasıl ilerlediğinize ve size neyin yararlı olduğuna göre değişiyor.

    Psikoterapi Faydalı Mı?

    Terapiyebaşlarken ya da ilk seanslarda danışanlarda şöyle bir düşünce olur bunu seans sırasında da  ifade ederler;

     ‘Terapinin bende işe yaracağını düşünmüyorum.’

    Bu düşünce gayet doğal bir düşünce. Çoğu danışan ilk seanslarda bu ve benzeri düşüncelere kapılır. Ruh sağlığı alanında herkeste işe yarayacağı kesinleşmiş bir yöntem yok. Beden sağlığı gibi değildir ruh sağlığı. Eğitimlerimiz sırasında en sık duyduğumuz konu danışanın biricikliğiydi. Dolayısıyla  bu terapi modelinin yada psikoterapinin sizde işe yarayacağının sözünü veremem. Fakat size bunun bir çok kişide işe yaradığını, birçok danışanda başarılı sonuçlar elde edildiğini söyleyebilirim. Ayrıca bununla ilgili birçok akademik araştırma veya makale olduğunu da söyleyebilirim. Bütün bunlar tedavinin sizde de başarılı olacağını umut etmemizi sağlıyor. Fakat  ‘işe yaramayacak’ düşüncesine takılıp terapi için adım atmazsanız ya da başladığınız fakat sadece bir seans gittiğiniz terapiye devam etmezseniz kesin olarak işe yaramayacağını garanti edebilirim.

    Yaşamınızda benzer olumsuz düşünceleri sıkça yaşıyor ve düşünceler hayatınızı olumsuz etkiliyor değil mi? Kimse beni sevmiyor düşüncesi, kalabalıkta herkes benim beceriksizliğimi görüyor düşüncesi, ben beceriksiz biriyim düşüncesi, dışarı çıkarsam başıma kötü bir şey gelecek düşüncesi, panik atak sırasında kontrolümü kaybedeceğim, çıldıracağım, nefesim kesilecek gibi olumsuz düşünceler.. Bugüne kadar olumsuz düşüncelerin problemlerinin daha çok artmasını sağladı şimdi farklı bir şey yapmak ister misiniz?

    Yani  ben de işe yaramayacak düşüncesine rağmen denemek ister misiniz? Sonuçta bu sadece bir düşünce, hayatınızı kısıtlayan bir çok şeyde olduğu gibi sadece düşünce. Terapi sırasında sıkça konuşacağımız düşüncelerimizin duygularımızı, duygularımızın davranışlarımızı davranışlarımızın yaşamımızı nasıl etkilediğinin örneği gibi. ‘Terapi bir işe yaramayacak düşüncesi’ zihninin bir yerinde duruyor olsa da terapi yolculuğuna başlarsanız bir müddet sonra göreceksiniz ki o düşünce kendi kendine uzaklaşıp gitmiş ve siz terapinin hayatınızı, problemlere karşı değişen bakış açınızı başkalarına anlatıyorsunuz.

  • Ergen Terapisi

    Ergen Terapisi

    Ergenlik insan yaşamının en önemli gelişimsel geçiş dönemlerinden biridir. Bu dönem, bireylerin iç dünyalarında, dış görünümlerinde, duygu durumlarında önemli değişikliklerin yaşandığı bir dönemdir. Bu hızlı değişime bağlı olarak bu dönem, ergenin anlaşılmaz tutum ve davranışlarının çoğalabildiği, depresif duygu durum bozukluklarının yaşandığı, akademik alanda güçlüklerin olabildiğince arttığı bir dönemdir.

    Ergenlik Döneminde Bazı Duygusal Özellikleri
     

    Ergenler duygu durumlarını iki uçlu olarak yaşarlar. Bir an çok mutlu, bir an odasında depresif bir müzik eşliğinde ağlıyor olabilirler.

    Aşkı, öfkeyi, umutsuzluğu, hayal kırıklığını yoğun yaşar ve uygulanması imkansız ani  kararlar alırlar.

    Arkadaşlık ilişkilerinde beklenti düzeyleri karşılanmayacak kadar yüksektir, bundan dolayı arkadaşlık ilişkilerinde güven problemi yaşarlar.

    Ulaşılması ve gerçekleşmesi zor hayallerin kolaylıkla gerçekleşme potansiyeli olduğunu düşünür ve yoğun hayaller kurarlar. Bu hayaller bazen gerçeği görmelerini engeller.

    Ergen zaman zaman kendi konforlu alanına sığınır ve orda yalnız kalmayı tercih eder. Ama çoğunlukla arkadaşlarıyla vakit geçirmeyi, bütün eğlencelerine arkadaşlarını dahil etmeyi sever. Aile ve arkadaş arasındaki dengede aileden uzaklaşıp, arkadaşlarına yakınlaşır.

    Fiziksel görünüm, ergen için çok önemlidir. Zayıf ve fit görünme, sivilcesiz olma, bakımlı olma, güzel görünme ve beğenilme sosyal medyanın da etkisiyle ergenlerin meşgul olduğu alandır.

    Fiziksel, duyusal ve akademik anlamda beğenilme, takdir görme, onaylanma ihtiyaçları vardır. Aile ve yakın çevresi onaylanma, takdir edilme ihtiyacını gidermezse aile ile bağı yavaş yavaş kopar. Onaylanma ihtiyacını giderecek çevre arayışında olur.
     

    Ergenlikte Sık Yaşanan Problemler

    Ergenlik dönemi bireyselleşmenin, toplum içinde birey olarak yaşamanın, sorumluluk yüklenmenin, kaygıyla baş etmenin, yetişkin döneminde karşılaşılacak sorunlarla baş etmeyi bilmenin hazırlık aşamasıdır. Bu dönem iyi yönetilmezse muhtemelen yetişkin döneminde uyum problemi yaşayacak yanlış tutum ve davranışların olumsuz etkisini yaşayacaktır.

    Ergenlik döneminde sıkça yaşanan ve ergen terapisine ihtiyaç duyulan bazı sorunlar şunlardır.

    Özgüven eksikliği,

    Öfke patlamaları

    Aile içi iletişim problemleri

    Yeme Bozuklukları,

    Duygusal ilişki problemleri

    Motivasyon eksikliği

    Akademik problemler

    Sınav kaygısı

    Stresle baş etme

    Duygu durum problemleri, depresyon

    Kaygı bozuklukları

    Uyku problemleri

    Sosyal fobi, arkadaş ilişkilerinde problemler,

    Bağımlılık

  • Cinsellik ve Kıskançlık

    Cinsellik ve Kıskançlık

    Kıskançlık ayrıcalıklı bir yere konma arzusu ve bir başkasının ayrıcalıklı bir yere konmasından rahatsız olmaktır.

    İki insan yakın bir ilişki kurduklarında, içlerinden biri ya da her ikisi birden diğerini kıskanabilir. Kıskançlık her türden ilişkide ortaya çıkabilir ama daha sık bir biçimde ve genellikle sevgililer arasında olma eğilimindedir. Dolayısıyla kıskançlık deyince ilk aklımıza gelen cinsellik içeren kıskançlıktır.

    Kıskançlık türü ve biçimi açısından eşit yaratılmamıştır. Bazıları gerçekten kaçınılmaz ve ahlaken zararsızdır, ama bazıları da yıkıcı ve salgın hastalık gibi kaçınılması gereken türdendir. Ne var ki kıskançlıkla ilgili yapılan açıklamalar bu iki tür arasındaki ayrımı yapmamızı pek sağlamaktadır. Genellikle de kıskançlık ikinci şekli ile tanım bulmaktadır.

    Kültürümüz kıskançlık konusunda birbiriyle çelişen görüşler içerir. Bir yandan pek çok insan kıskançlığın yalnızca kaçınılmaz değil bir o kadar övülesi bir şey olduğunu düşünür. Bu görüşe göre partneriniz bir başkasıyla yakınlaştığınızı düşünüp, sizi kıskanmıyorsa, o zaman sizi gerçekten önemsemiyor demektir. Bu genel inanış şöyle ifade edilir: “Kıskançlığı seni üzmesin; ne de olsa bu seni sevdiğini gösterir. Öte yandan kıskançlık için “… kıskançlık… beslendiği etle alay eden bir canavardır…” (Shakespeare)  modunda yakıştırmalar yapılan kötü bir davranış ve özellik olarak da tanım bulur. Yani insanın eşini başkalarından kıskanması takdir edilebilirken başkalarının sahip olduklarını kıskanmak ise istenmeyen bir durumdur. 

    Bu görüşlerde doğruluk payı vardır. Kıskançlığın bir biçimi gerçekten kaçınılmazdır ve ahlaki açıdan da masumdur, öteki biçimi ise kaçınılması gereken ve ahlaki bakımdan nefret verici bir duygudur. İkisine de “kıskançlık” denmesi talihsiz bir durumdur.

    Bu yüzden haset, kıskançlık ve aç gözlülük arasındaki farkları görmek gerekir.

    Haset arzulanan bir şeyin başkasına ait olması ve bize değil de ona haz vermesi inancına dayanan kızgın bir duygudur. Haset duygusu kişiyi istenilen şeyi sahibinden çekip almaya, bozmaya, yok etmeye zorlar.

    Kıskançlık da hasete dayanır ama kıskançlık standart bir şekilde üç kişiyi içerir. İmrenme ise iki kişi. İmrenme duygusunun odak noktası bir özellik ya da nesnedir. Kıskançlığın odak noktası ise üçüncü bir kişidir. İmrenmede rahatsızlık veren karşı tarafın sahip olduğu özellik yeşil gözleri, samimi sıcak kişilik özellikleri ya da sahip olduğu nesne güzel bir araba, ev, vb şeylerin kendisinde de olmasını istemesidir. Kişiyi rahatsız eden şey, karşıdakinin sahip olduğunun kendisinde olmamasıdır.

    Kıskançlık ise farklıdır. Tanımı gereği, kıskanç kişinin diğerinden(arkadaşından, sevgilisinden eşinden) beklentisi özel bir yere konmak, kayrılmaktır. Ancak kıskançlık yaşayan kişi yalnızca kendisinin özel bir yere konmasını istemekle kalmaz, aynı zamanda kendisinden başkasının bu muameleyi görmesini de istemez.

    Özetle kıskançlık sevilen kişiyle öznenin arasına bir üçüncü kişinin girmesidir.

    Özellikle eş ve sevgili ilişkilerinde özel bir yere konmak bunu hissetmek ve hissettirmek kaçınılmaz bir gerçektir. Ancak özel bir yere konma arzusu tekçi ve her yönüyle kuşatıcı bir hal almamalıdır. Özel bir yere konma arzusu tekçi ve her yönüyle kuşatıcı olmak zorunda değildir. Özel bir yere konmak çok dar bir odağa sahiptir ve boğucudur. Bir kişinin diğerini kıskandığını söylemesi her bakımdan özel bir yere konmak istediği anlamına gelmemelidir. Bazı insanlar bunu böyle arzulasa da genel norm bu değildir. Aslına bakılırsa partnerimizin bizi her zaman, her bakımdan özel bir yere koymasını beklemek yanlış yönlendirilmiş bir istektir. Hiç kimse bir başkasının ihtiyaçlarının tümünü karşılayamaz.

    Özel bir yere konma arzusu tekçi ve her yönüyle kuşatıcı bir hal olacak olursa taraflardan birisi ya da her iki tarafta boğucu bir süreç yaşayacaktır. Özel bir yere konma arzusunun boyut değiştirip tekçi ve her yönüyle kuşatıcı bir hal alması tek başına kıskançlıktan ziyade kişinin yetersizlik ve kayıp korkusu yaşamasıyla ilgili bir durumdur. İlgi ve sevgi nesnesini kaybetmek korkusuyla ilgilidir.

  • Rüyalar Gerçek Olsa

    Rüyalar Gerçek Olsa

    Rüyalar bilinçdışını (bilinçaltı) en iyi gösteren yollardan biridir. Yapılan EEG çalışma sonuçları gösteriyor ki gündüz beyin uyanıkken nasıl çalışıyorsa rüyalı uykuda da beynimiz aynen öyle çalışmaya devam ediyor. Bu nedenle beynimiz rüyasız uykuda dinleniyor, yani rüya görmediyseniz dinlenmişiniz demektir. Bu nedenle eğer çok rüya görüyorsanız daha yorgun uyanırsınız.

    Problemler arttıkça rüya görme sıklığı artar. Kişi kendi içine döndükçe, çocukluğunu, travmalarını düşündükçe yani regrese (geçmişe gitmek) oldukça rüya görme sıklığı artar. Kişiler bazen bazı rüyaları ve genelde de tehlikeli ve bastırdığı duyguların su yüzüne çıktığı rüyaları uyanınca tam hatırlayamaz. Bu nedenle yatağınızın yanına kağıt kalem koymanız faydalı olabilir. Birkaç kelime de olsa uyanınca akla gelenler yazılabilir.

    Rüyayı etkileyen şeylerden birisi de yediklerimizdir. Uyumadan önce yüksek miktarlarda  yemek yerseniz vücudunuzda insülin salgısı artmaya başlar bu nedenle de uyku öncesi yemek yemek rüya görmeyi engelleyebilir. İnsülin hormonunuz yükseldikçe kendinizi ruhen  iyi hissedersiniz ve bu his rüyayı bastırır. Rüyayı görseniz bile hatırlamak zorlaşır. Fakat aç yatarsanız rüya görmeniz ve hatırlamanız daha da kolaylaşır. Kişi aç uyuduğu zaman beyin glikozsuz kalır ve daha çok rüya senaryosu üretir.

        Bazen kişinin rüyasında yarım kalmış veya flu kalmış yerler, olaylar veya kişiler vardır. Kişinin esas meselesi bu olay ve kişilerdedir. Kişi yüzleşmeye hazır olmadığı için bilinçaltı o kısımları sansürler ve rüyada karşımıza eksik ya da flu olarak çıkartır. Örneğin; rüyanda iki kişi vardır. Birinin yüzünü hatırlıyorsun diğerini hatırlamıyorsundur. Esas mesela o hatırlayamadığın yüzdedir. Böyle rüyaları tekrar tekrar düşünmek gerekir;  o kişi kimdi? Orası neresiydi? Hayal et, imajinasyon yap ve biraz bekle. İlk aklına neler geliyor? Bu kişi erkek mi, kadın mı? Genç mi yaşlı mı? Bir milyon farklı rüya görebilirdin ama beynin bu senaryoyu yazdı, neden? Bunun bir anlamı olmalı ve bu nedenledir ki iç dünyan değiştikçe rüyaların da değişir. . .

  • Stresini Tanı ve Ortadan Kaldır

    Stresini Tanı ve Ortadan Kaldır

    Stres, yaş cinsiyet ve iş ayrımı gözetmeksizin herkesi etikeleyebileceğinden belki de zamanımızın en yaygın sosyal problemleridir.Hepimiz stresi yaşarız ve bunu engelleyemeyiz. Stresle her gün yüzyüze olduğumuz için hepimizin belirsiz de olsa stresin ne olduğu, fiziksel ve psikolojik sağlığımıza neler yapabileceği hakkında bilgimiz var.

    Stres, bireyin duygusal ya da fiziksel durumuna karşı olası bir tehdit sezdiğinde vücudunda ya da beyninde oluşan tepkidir. Stresin etkileri ve sonuçları üzerine bahsedecek olursak;

    Kişisel etkiler: Huzursuzluk, saldırganlık, duyarsızlık, depresyon, yorgunluk, asabiyet, suçluluk ve utanç, sinirlilik, karamsarlık, düşüz özsaygı, yalnızlık, tehdit ve gerginlik.

    Davranışsal etkiler: Kaza eğilimi, ilaç kullanımı, duygusal patlamalar, aşırı yeme veya tat kaybı, aşırı alkol kullanımı, sigara kullanımı, heyecanlılık, tahrik edici davranışlar, az konuşma, sinirsel kahkalar, hareketsiz kalamama, titreme.

    Psikolojik etkiler: Kan ve idrarda yüksek katekolamin ve kortikostreid bulunması, kan şekerinin yükselmesi, kan basıncı ve kalp atışının artması, ağız kuruluğu, terleme, gözbebeğinin genişlemesi, solunum güçlüğü , sıcak ve soğuk nöbetler, boğazda şişlikler, kol ve bacaklarda hissizlik ve karıncalanma.

    Tıbbi etkiler: Astım, adet görememe, göğüs ve sırt ağrıları, koroner kalp hastalıkları, ishal, baş dönmesi ve halsizlik, hazımsızlık, sık idrara çıkma, migren ve baş ağrıları, kabuslar, uykusuzluk, nevroz, psikoz, psikosomatik bozukluklar, şeker hastalığı, ciltte görülen lekeler, ülser, cinsel isteksizlik ve güçsüzlük.

    Organizasyon ile ilgili etkiler: Görev başında bulunmama, düşük endüstriyel ilişkiler ve verimsizlik, yüksek iş kazası ve düşül iş teslim oranları, kötü iş ortamı, işinden memnuniyetsizlik ve nefret ortamı.

    (Cox 1978)

    Yukarıdaki tabloda stresin zararlarından bahsederken siz de olan belirtilerini not alarak yardım talebinde bulunabilirsiniz ve aynı zamanda yazının devamında stresle baş etme yöntemlerinden bir kaçını deneyimleyebilirsiniz.

    Kişisel stresin dolaylı ya da doğrudan kaynağı olan inançlar ve varsayımları bireyin nasıl tanıyabileceğini ve onlarla nasıl başa çıkması gerektiğini öğrenmesi gerekmektedir. Başa çıkmak için kısaca rahat uygulanabilir bir metottan bahsedelim.

    Metot :
    Dikkatinizi sırayla vücudunuzun farklı bölümlerine yoğunlaştırarak başlayın. Dikkatinizi toparlayamıyorsanız öncelikle gözünüzü kapatın, rahat bir yere oturun ve  burnunuzdan derin nefes alarak ağzınızdan nefesinizi verin. Bu uygulamayı 3 dk boyunca uygulayın. Artık dikkatinizi toparlamaya hazır olduysanız şimdi söylenenleri yapabilirsiniz;

    Derin nefes alıp vermeye devam ederken parmaklarınız ile başlayın, onları rahatlatın ve oradan bileklerinize omzunuza baş ve sırt bölgenizi rahatlatın.Göz kapaklarınızı ve çenenizi kontrol ederek rahatlayın. Sonra vücudunuzun gerginliğini kontrol edin. Bu uygulamaya 10 dakika boyunca devam ediniz.

    Tabii ki uygulanabilir her metot kısa sürede stresinizle baş etme de anlık tepkiler verse dahi bir uzun süreli uygulamalar gerekmektedir. Bu metotu mutlaka 1 ay boyunca uygulayın. Unutmayın kendi başınıza çözüm üretirken mutlaka eksiklikler olacaktır.