Kategori: Kadın Hastalıkları ve Doğum

  • Vajinismus

    Vajinismus

    Vajinismus ilişki sırasında cinsel birleşme anı geldiğinde yaşadıkları istemsiz kasılmalar sonucunda penisin vajina içine girememesi veya zorla çok fazla ağrılı ilişki ile sonuçlanan bir cinsel sorundur. Vajeni çevreleyen kasların (özellikle pubococcygeus kası) istemsiz olarak kasılması sonucunda ilişkiye izin vermemesi veya çok zor ve ağrılı olmasıdır. Bu istemsiz kasılmalar kesinlikle kadının kontrolü altında olmayıp sadece vajende değil karın, bacak, bel ve sırt gibi diğer bölgelerde de olur. Kasılmaların şiddeti vajinismusun derecesinin göstergesi olur.Bu kasılmalar  ilişki sırasında, pelvik muayenede ve hatta istemli olarak vajen bölgesine dokunmada bile olabilir. Vajinismusta başta vajina etrafında olmak üzere tüm vücutta kasılma, endişe , korku, tiksinme, panik olur. Hasta bacaklarının açılmasını engelleyecek boyutlarda sıkıca kapatır ve kesinlikle ilişki pozisyonu alamaz. Canım acıyacak, ağrı olacak düşüncesi,  bilinç dışından köken alan vajinal bir refleks sistemini   harekete geçirir  ve kontrolü ele alır. Vajinismusta cinsel ilişki sırasında ağrı olması da şart değildir. Bazı hastalar penisin ucunun girmesine izin verebilirken bazı hastalar o safhaya bile gelememektedir. 

    Vajinismus kişinin ilişki sırasında kendisini kasması kendisini tehlikeden koruma için oluşan reflekstir. Penisin vajinaya girme anında kişi kendisini istemsiz bir şekilde refleks olarak kasmaktadır.

    Vajinismus Belirtileri  Vajinismusta en sık şikayetler:

    • İlişkide zorlanma ile birlikte yanma ve sızlama
    • Penisin zorla veya vajene  hiç girememesi, penis girerken şiddetli ağrı ve rahatsızlık
    • Doğum, enfeksiyon, histerektomi, tecavüz, menopoz ve diğer nedenlerden dolayı cinsel      rahatsızlık
    • Jinekolojik muaynede zorluk
    • Pelvik kasları dışındaki kas guruplarında spazm
    • Ağrı ve başarısızlıktan dolayı cinsellikten kaçma

    Cinsel ilişki anında  kadın panik atak benzeri bir durum yaşar. Eşini iter,  endişe, korku ve kaygı içindedir. Kişi zamanla olumsuz düşüncelerle yaşamaya başlar, genellikle uzun süren vakalarda depresyon eşlik eder. Vajinismus şikayeti olan kadın zamanla ‘’herkesin rahatlıkla yaptığı şeyi ben neden yapamıyorum’’ ve ‘‘kocama haksızlık ediyorum’’ şeklinde suçluluk, kendinden nefret etme, hayal kırıklığı, aile büyüklerinin çocuk konusundaki beklentileri nedeniyle korku, normal bir cinsel hayat beklentisi ile oluşan umutsuzluk, hiç kimseye söyleyememe ve rezil olma duyguları ve depresyon ortaya çıkar.

    Bunların sonucunda da sorunun nedeni ile ilgili :

    • Kızlık zarım çok kalın
    • Vajinam çok küçük ve dar
    • Vajinamın girişinde bir engel, bir duvar var  şeklinde savunma geliştirirler.

    Vajinismus problemi yaşayan çiftler problemi kimseye anlatamazlar bu  yüzden uzman yardımı almakta çok geç kalırlar.

    Vajinismusta Farklı Durumlar:

    • Bazı kadılar vajene hiçbir şey yerleştiremezler.
    • Bazı kadılar vajene tampon veya fitil yerleştirip, Jinekolojik muayene olabilir fakat penisin  girmesine izin vermezler.
    • Bazı kadınlar penisin girmesine izin verir fakat çık ağrı hissederler.
    • Bazı kadınlar penisin girmesine izin verir ilişki olur ancak orgazma yaklaşınca ağrı ve  rahatsızlık olur.

    Vajinismus Tedavisi

    Hastanın istemesi sonucunda tedavisi yüzde yüz mümkün olan bir hastalıktır. Tedavide hastanın hekimine güvenmesi başarının en önemli adımıdır. Başarılı vajinismus tedavisinde fiziksel bir sebep yoksa ilaç, cerrahi, hipnoz veya girişimsel tekniklere kesinlikle ihtiyaç yoktur. Etkili tedavi; pelvik taban kasları kontrolü, genişletme eğitimi, ağrı azaltma teknikleri ve kadındaki duygusal problemlerin çözümü ile olur. Karşılıklı güven oluştuktan sonra tedavide ilk basamak eşle birlikte jinekolojik muayenedir. Tedavi vajinismus şiddetine ve kişinin tedavi olma isteğine göre jinekolog ile hasta arasında iyi bir iletişim ve güvenden sonra bir iki gün ile bir hafta arasında yapılır. Yani vajinİsmus kesin tedavi edilen bir hastalıktır. Tedavi olmaya karar vermek bile çok önemli bir adımdır.

    • Tedavi Basamakları 

    Vajinismusu anlamak:  Vajinismusu anlamak  vajinismus hakkında ve ilişkide ağrının yanmanın, kasılmanın veya penisin vajene girmesindeki  zorlanmanın nasıl olduğu hakkında genel bir fikir sahibi olunur. Bu yaklaşım kadının seksüel sağlığı ile ilgili olayları anlamasına ve vajinismusun üstesinden gelinebileceğini kavramasına yardımcı olur.  ·Seksüel Geçmişi Tekrarı ve Tedavi

    Stratejileri: Hasta hikayesi çok önemlidir. Ağrı ve penisin vejene girmesi ile ilgili problemleri tetikleyen nedenler, duygusal değişiklikler öğrenilir. Hastanın vajinismus nedenine  tedaviyi şekillendirmeye yardımcı olur.

    Seksüel Ağrı Anatomisi: Kadınlar çoğunlukla vajen anatomisi, fonksiyonu ve pelvik ağrı ve ilişki problemleri hakkında bilgileri yoktur. İlk ilişkide ve daha sonrasında uyarılma ve orgazm anında oluşan değişiklikler ve ağrı ile ilgili bilgilendirme yapılır. Kızlık zarı ve vajenin iç bölgeleri hakkında bilgilendirme yapılır.

    Vajinal Gerginlikte Pelvis Taban Kaslarının Rolü: Ağrı ve penisin girmesinde zorlanmada pelvik taban kaslarının istemli olarak kasılmasında rol oynar. Pelvik taban kasları özellikle pubococcygeus kas gurubu başlangıçta istemli olarak kasılırken sonradan istemsiz olarak kasılmaya başlar. Vajinismus tedavisinde istemsiz kasılmaları önlemek için pelvik taban kaslarını kontrol etme öğretilir. Pelvik taban kaslarını kontrol etme öğrenilmesi ağrıyı azaltır ve penis girişine müsaade eder.

    Giriş Teknikleri: Giriş ağrısı ve zorluğu olan kadınlara pubococcygeus kas gurubunun kontrolü ile başlangıçta küçük objelerin  vajene girişi öğretilir.  Sonrasında pelvik taban kaslarının istemli olarak kasılması ve gevşemesi öğretilir.

    Vajene Girişin Geliştirilmesi: Uygun vajinal genişleticiler kullanıldıkça pelvik gerginlik ve vajinismus azalacaktır. Uygun genişleticiler istemli kasılmaları azaltıp yok eder ve vajeni ilşkiye hazır hale getirir.

    İlişkiye Hazır Hale Gelme: Çiftlere pelvik taban kaslarının kasılmasını azaltan ve tam ilişki teknikleri öğretilir.                                                             

  • Aşırı Tüylenme

    Aşırı Tüylenme

    Adet kanamalarının başlaması ile genç bir kızın vücudunda hormonlara bağlı ve kadına özgü değişiklikler olur. Sağlıklı bir hormonal yapı için beyindeki merkezler, yumurtalıklar, tiroid ve böbrek üstü bezlerinin uyum içinde çalışması gerekir.
    Aşırı tüylenme yüz, göğüs, karın, sırt, kol ve bacakların üst kısmında uzun kalın ve sert tüylerin çıkmasıdır. Bu durum kozmetik bir problemin yanında hormonal bir düzensizliği de gösterir.

    • Normal Kıl Büyümesi

    Her kıl derinin altında folikül adı verilen kökten büyür ve kılın derinin üzerinde kalan kısmı alınsa da kökü durduğu sürece kıl büyümeye devam eder. İnsan vücudunda doğduğunda yaklaşık 50 milyon kıl kökü bulunur. Erişkinlerde iki tip kıl vardır, bunlardan birincisi birçok kadının yüzünde, göğüslerinde ve sırtında bulunan ince, renksiz ve kısa olan kıllardır. İkinci tür ise hem kadın hem de erkeklerin başında, koltuk altında ve genital bölgelerinde bulunan sert uzun ve koyu renkli kıllardır. Ön kol (dirseklerin altı) ve bacakların dizden aşağısındaki kılların sayısı kişilerin hormonal durumundan bağımsızdır ve bu bölgelerdeki aşırı kıllanma hastalık değildir.
    Yüzde ve vücutta aşırı tüylenmenin nedenleri;
    Genellikle aşırı tüylenme kandaki androjenlerin (erkeklik hormonları) artmasına bağlıdır. Androjen erkeklerde daha yüksek düzeylerde olmak üzere, hem erkek hem de kadında bulunan hormonlardır. Androjenler ince, zayıf ve kısa olan tüylerin sert ve uzun kıllara dönüşmesine neden olur.
    Androjen düzeylerinin yükselmesine ve bunun sonucu olarak da tüylenmeye neden olan durumlar

    – Menonopoz; Bu dönemde yumurtalıklardan östrojen (kadınlık hormonu) sentezi azaldığı halde androjen sentezi devam eder buna bağlı olarak tüylenme görülebilir.
    – Genetik; Annesinde veya büyükannesinde aşırı tüylenme olan kişilerde aynı hastalığın görülme olasılığı fazladır.
    – İlaç yan etkileri; Erkeklik hormonları veya androjenik özellikler gösteren ilaçlar alan kişilerde aşırı tüylenme görülebilir.
    – Polikistik over hastalığı; Bu hastalıkta yumurtalıklarda birçok kist oluşur ve erkeklik hormonları fazla olarak üretilir. Hastalarda aşı tüylenme, düzensiz yumurtlama, adet düzensizlikleri, kısırlık ve şişmanlık görülür.
    – Yumurtalık Tümörleri; Nadir olarak görülen androjen salgılayan yumurtalık tümörleri de aşırı tüylenmeye neden olur.
    – Adrenal (Böbreküstü Bezi) Bozuklukları; Androjenler böbreküstü bezinde de üretilir. Böbreküstü bezlerin büyümesi fazla androjen üretilmesine ve aşırı tüylenmeye neden olur.
    Aşırı tüylenmenin nedeninin belirlenmesi;
    Yapılan hormon testleri ile kandaki androjen ve diğer hormonların seviyesi belirlenir. Ayrıca yapılan ultrasonografik inceleme ve özel radyolojik incelemeler ile yumurtalık veya böbrek üstü bezlerindeki tümörler tespit edilebilir.
    Aşırı tüylenmenin tedavisi;

    • Kozmetik Tedavi;

    Tüy dökücü kimyasalların kullanımı, ağda, traş v.b. gibi yöntemler ile geçici olarak bu tüylerden kurtulmak mümkündür. Epilasyon kalıcı sonuç veren yöntemlerden birisidir. Hormon tedavisi görecek kişilerin epilasyonu bu tedaviye eklemesi uygun olur.

    • Tıbbi Tedavi;

    Aşırı tüylenmenin tedavisinde en sık kullanılan ilaçlar doğum kontrol haplarıdır. Bu haplardaki östrojenler karaciğerde androjenlere bağlanarak onların etkisini azaltır. Diğer bir ilaç olan Spiranolakton androjenlerin ciltteki etkisini engeller. Böbrek üstü bezlerin hastalıklarına bağlı aşırı tüylenmenin tedavisinde kortizon kullanılır. Son yıllarda GnRH analogları denilen bir grup ilaç ile yumurtalıklardan androjen salınımı engellenerek aşırı tüylenme tedavi edilmektedir. Hormon tedavisi ile yeni tüy çıkması engellenir. Önceden çıkan tüyler hormon tedavi ile dökülmez, tedavinin bitiminden sonra epilasyon uygulanarak yok edilebilir. Hormon tedavisine başladıktan ortalama bir, iki yıl sonra ilacın dozu azaltılarak tüylenmenin tekrarlayıp tekrarlamadığı tespit edilir ve gerekirse ilaca daha uzun süre devam edilir.

  • Vaginal Kuruluk Vaginismus

    Vaginal Kuruluk Vaginismus

    Vajinal Kuruluk
    Vajinal kuruluk olarak adlandırılan durumda vajinada yanma, sızlama, cinsel ilişki sırasında ağrı ve rahatsızlık yakınmaları görülür.

    Hormonal siklus boyunca kadınların vajinasında değişiklikler olur. Östrojen (kadınlık hormonu) vajinal dokuların kalınlaşmasını sağlar. Vajinada bulunan damarlar besin ve oksijen sağlar, bunlar vajinanın elastikiyetini ve sağlığını korur. Vajinal salgı ve mukus miktarı birçok faktörden etkilenir;
    – Hormonlar
    – Egzersiz ve terleme
    – Kan damarları ve sinirlerin dağılımı
    – Bakteri ve virus gibi mikroorganizmalar
    – Genital ağrı, travma ve stres

    • Kronik Vajinal Kuruluk:

    – Östrojen düzeyinin düşük olması ; menopoz döneminde ve emzirirken görülebilir.
    – Düşük doz doğum kontrol haplarının kullanılması
    – Genital organ kanserleri
    – Doğum sırasında meydana gelen zarar
    – Psikolojik sorunlar
    – Cinsel fonksiyon bozuklukları
    – Yüksek tansiyon
    – Multipl Skleroz hastalığı
    – Rahim sarkması
    – İdrar kaçırma
    – Bazı ilaçlar
    – Genital organlarda önceden geçirilmiş cerrahi müdahele
    – Kondom (prezervatif) içerdiği latekse karşı oluşan alerjik reaksiyon
    – Kişisel bakım ürünleri, pudra, vajinal duş gibi ürünlerin içerdiği kimyasal maddelere karşı reaksiyon

    Vajinal kuruluk şikayeti ile başvuran kadınların detaylı tıbbi öyküsü alındıktan sonra jinekolojik muayene yapılır. Neden belirlendikten sonra tedavi önerilir. Östrojen içeren kremler ve vajinal jeller bu yakınmayı azaltır. Ayrıca menopoz döneminde yapılacak hormon replasman tedavisi vajinal kuruluğun önlenmesinde yararlıdır.

    • Vajinismus

    Vajinismus cinsel ilişkiye girilmesi istendiğinde vajinal kasların ve bacak kaslarının istemsiz kasılmasıdır. Ağrı veren bu durum vajinaya penetrasyonu engeller. Bu durum genellikle öncesinde geçirilen bir cinsel travma veya tacize bağlı olabilir. Gebelik korkusu, önceden yaşanmış ağrılı cinsel ilişki, ağrılı pelvik muayeneler ve vajinal enfeksiyonlar da vajinismusa neden olabilir. Bu durumun önlenebilmesinde;
    – Gelişmekte olan kızlara sağlıklı bir cinsel eğitim verilmesi
    – Ailenin genç kızı doğru bilgilendirmesi
    – Ağrılı cinsel ilişkiye yol açan hastalıkların tedavi edilmesi
    – Bu problemi yaşayan çiftlere psikolojik destek verilmesi
    önemlidir.

  • Lazerle Vajinal Daraltma

    Lazerle Vajinal Daraltma

    Vaginal doğumlar ve özellikle de zor doğumlar sonrası ve epizyotemi yaralarının kötü iyileşmesi sonrası vagina genişlemesi ve estetik problemler oluşabilir. Bu durum bayanda ve eşinde cinsel tatminsizlik ve diğer cinsel problemlere neden olabilir. İdrar kaçırma ve büyük abdest problemleri de eşlik edebilir.

    Vajinayı daraltıp, epizyotomi yaralarının cerrahi onarımı için yapılan işleme perinoplasti denir. Cerrahi işlemler anestezi gerektirir, ayrıca kanama ve enfeksiyon riski de olup cerrahi sonrası iyileşme uzun ve ağrılıdır.

    Bu tür tedaviler günümüzde jinekolojik lazer yöntemiyle ağrısız, anestezisis, dikişsiz yapılabilmekte kanama ve enfeksiyon riski olmaksızın ayrıca hastalarımızın bu yöntemle günlük hayata çabucak dönülebilmesi de mümkün olabilmektedir. Kliniğimizde photona jinekolojik lazer uygulamaları hem idrar kaçırma tedavisi hem de vagina estetiği(daraltma işlemi) için uygulanmaktadır.
    Lokal anestezik krem uygulaması sonrası 15-20 dakikalık bir işlemle bu iş için özel jinekolojik lazer(photona) problarla yapılır. Hastaneye yatış gerektirmeden ayakta uygulanabilen bir işlemdir. Bu işlem sonrası ilk 10 gün cinsel birliktelik olmamalıdır.Normal iş hayatına ve günlük aktivitelere hemen işlem sonrası devam edilebilir. İyileşme 4-6 hafta süreceğinde hastalar genellikle 1-1,5 ay sonra kontrole çağrılır, gerekirse 2. veya 3. seanslar uygulanabilir.

  • Polikistik Over Sendromu

    Polikistik Over Sendromu

    Polikistik over sendromunda androjen miktarı artmış, yumurtlama ve adetler düzensiz veya yoktur. Ultrasonografik incelemede yumurtalıkların etrafında küçük ve çok sayıda kist vardır. Polikistik Over Sendromu sendrom üreme çağındaki kadınları etkiler. Aşırı tüylenmenin yanı sıra, ciltte yağlanma ve sivilce oluşumu da görülür. Polikistik over sendromu kadınlarda en sık görülen hormonal bozukluktur. Bu sendromda östrojen (kadınlık hormonu) düzeyi yüksek, progesteron seviyesi düşüktür. Bu durum rahim kanseri gelişmesi ihtimalini arttırır. Beyinden salınan luteinize edici hormonun, folikül uyarıcı hormona olan oranı normalde 2:1 den azdır. Polikistik over sendromunda bu oran 2 veya 3ün üzerindedir. Ayrıca yine hipofiz bezinden salınan ve göğüslerde süt üretimini uyaran Prolaktin hormonunun düzeyi de yükselmiştir. Polikistik over sendromunda üreme problemlerine sık rastlanır ve tüp bebek gibi yardımcı tedavilerden iyi sonuçlar alınır. Şişmanlık ve yüksek insülin düzeyleri çoğunlukla tabloya eşlik eder. İnsülin pankreasta üretilen ve kan şekerini kontrol eden bir hormondur. Polikistik over sendromunda hücresel seviyede insüline karşı direnç vardır. Bu nedenle kanda insülin ve şeker seviyeleri yükselmiştir. Bu vakalarda şeker hastalığı, hipertansiyon, yüksek kan kolesterol seviyesi ve kalp-damar hastalıkları sık görülür.

    • Polikistik Over Sendromu (PCOS) nedir?

    Polikistik over sendromu yumurtalıklarda aşırı androjen erkek hormonları üretimine neden olan bir grup klinik durumu ifade eder. Yumurtalıklar normalden büyüktür ve bir çok ufak kist içi sıvı dolu kesecikler içerir. Bu nedenle polikistik olarak tanımlanır. Yaygın bulgular aşırı tüylenme, ciltte yağlanma, sivilce oluşumu, şişmanlık, düzensiz veya hiç olmayan adet dönemleri, yumurtlama bozuklukları ve kısırlıktır.

    • Polikistik over sendromunun başka ismi var mı?

    PCOS, yirminci yüzyılın başında bu hastalığı ilk tanımlayan bilim adamlarının isimleri ile Stein-Levental Sendromu ifade edilir.

    • Polikisitk Over Sendromu hangi sıklıkta görülür?

    Polikistik over sendromu üreme çağındaki bayanların % 5-10’unda görülür ve kısırlığın önemli nedenlerinden biridir.

    • Polikistik over sendromunun bulguları nelerdir?

    – Adet düzensizlikleri: Adet siklusları çoğunlukla 6 haftadan daha uzun sürer. Yılda sekiz veya daha az adet siklusu olur. Düzensiz kanamalar, uzan süren kanama, fazla miktarda adet kanaması ve adet kanamaları arasında lekelenmeler görülür.
    – Yumurtlama bozuklukları: Polikistik over hastalarında yumurtalıklarda çok sayıda içi sıvı dolu yumurta kesesi (folikül) vardır. Bu yumurta keseleri olgunlaşarak yumurtlama aşamasına gelmez ve ovulasyon (yumurtlama) oluşmaz. Bunun sonucunda yumurtalıklarda kistler oluşur.
    – Kısırlık: Hastaların çoğunda çocuk sahibi olmakta güçlük yaşanır. Çoğu zaman yumurtlamayı uyarıcı ilaçlar ile tedavi gerekir. Doktor kontrolünde uygun tedavi yaklaşımları ile çoğunlukla gebelik elde edilebilir.
    – Yüksek hormon düzeyleri: Androjen olarak adlandırılan erkeklik hormonları polikistik over sendromu olan kadınlarda yükselmiştir. Bunun sonucunda tüylenme, ciltte yağlanma ve sivilce oluşumu gibi bulgular ortaya çıkar.
    – Yumurtalıklarda kistler: Polikistik over sendromu olan kadınlarda yumurtalık cidarı içi sıvı dolu çok sayıda kesecik kistler ile kaplıdır. Bu bulgu bazı araştırmacılar tarafından inci dizisi veya inci kolye olarak adlandırılır.
    – Normalden iri yumurtalıklar: Polikistik over sendromunda yumurtalıklar normalin 1.5 ila 3 katı büyüklüktedir.
    – Kronik kasık ağrısı: Altı aydan daha uzun süren ağrılar kronik ağrılardır. Ağrının nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte, iri yumurtalıkların kasıklarda dolgunluk yaptığına inanılır.
    – Şişmanlık ve kilo alma: Polikistik over sendromu olan bayanlarda fazla kilo çoğunlukla kol ve bacaklara oranla daha çok karın çevresinde toplanmıştır. Bu kadınlarda kalça-göğüs oranı daha azdır. Polikistik over sendromu olan kadınların hepsinde olmamakla birlikte çoğunda kilo artışı söz konusudur.
    – İnsülin hormonuna karşı direnç ve şeker hastalığı: İnsüline karşı vücut hücrelerinde görülen direnç aşırı miktarda insülin hormonu üretimine neden olur. Bu hastalarda ayrıca kolesterol gibi kan yağlarının seviyeleri de bozulmuştur.
    – Yüksek tansiyon: Kan basıncı 140/80’in üzerindedir.
    – Tüylenme: Erkek tipi aşırı tüylenme ve kellik görülebilir. Yüzde, göğüste, karın bölgesi, el ve ayak üstünde aşırı tüylenme ile alın bölgesinde erkek tip saç dökülmesi görülür.
    – Cilt yağlanması: Ciltte yağlanma ve beraberinde sivilce oluşumu sık görülür. Ayrıca saç derisinde kepeklenme olur. Vücudun bazı bölgelerinde ciltte koyu kahverengi lekelenmeler ve deri katlantıları görülür.

    • Sendromun diğer bulguları olmadan yumurtalıklarda polikistik görüntü olabilir mi?

    Kadınların %20-30’unun yumurtalıklarında çok sayıda küçük kistler görülürmesine rağmen kadınların ancak %5-10’unda polikistik over sendromu bulguları vardır. Bu nedenle polikistik overler tanıyı koymak için tek başına yeterli değildir.

    • Polikistik over sendromunun nedenleri nelerdir?

    Polikistik over sendromu geçtiğimiz yüzyılın başından beri bilinen ve hakkında çok şey araştırılmış, yaygın olarak karşılaşılan bir klinik problem olmasına rağmen nasıl oluştuğu tam olarak bilinmemektedir. Aile bireyleri arasındaki geçişi araştıran çalışmalar vardır. Şeker hastalığına yatkınlığı olan birisinin polikistik over sendromuna da yatkınlığı vardır. Şişmanlık PCOS ile birlikte sık görülen ve bulguları arttıran bir durumdur. Çünkü vücuttaki yağ dokusu aşırı östrojen üretimine ve yüksek kan östrojen düzeyi de beyindeki hipofiz bezinden yetersiz Folikül Uyarıcı Hormon (FSH) salınmasına neden olur. Sonuçta yumurtlama bozulur ve bulgular kötüleşir. Ayrıca hipofiz bezi yumurtalık hücrelerini aşırı uyararak androjen “erkek hormonları” üretimini arttırır.

    • Polikistik over sendromunun teşhisi nasıl konur?

    Polikistik over sendromunun teşhisinde hastadan aldığı anamnez ve muayene bulguları önemlidir. Kan hormon düzeylerinin belirlenmesi ve ultrasonografik inceleme tanıyı doğrulamak için yapılır. Böylelikle PCOS benzer klinik bulguları veren hastalıklardan ayrılmış olur.

    • Polikistik over sendromunun tanısında hangi kan testleri yapılır?

    Kapsamlı bir biyokimya, kan yağ ve şeker yükleme testleri yapılmalıdır. Luteinize edici hormon (LH) ve folikül uyarıcı hormon (FSH) oranları, total testosteron, androstenedion, prolaktin ve tiroid bezi hormonlarına bakılmalıdır.

    • Erken teşhisin önemi nedir ve nelere dikkat edilmelidir?

    Öncelikle PCOS tanısı konmuş kadınlar düzenli doktor kontrolüne alınmalıdır. Bunun yanı sıra adet siklusları düzensiz olan veya hiç adet kanaması olmayan kadınlar mutlaka hekime başvurmalıdır. Özellikle ergenlik döneminden itibaren adet düzensizliği olan kızlar PCOS açısından kontrol edilmelidir. PCOS olan kadınların kız çocuklarında da bu sorunun olabileceği için çocuklar erken yaştan itibaren kontrole götürmelidir. PCOS’unda erken teşhis ve tedavi ciltte yağlanma, sivilce oluşumu ve tüylenme şikayetlerini azaltır. Bunun yanı sıra PCOS olan hastalar şeker hastalığı açısından yüksek riskli grubu oluşturur. Bu nedenle erken PCOS’u teşhisi şeker hastalığı açısından da dikkatli olunmasını sağlar.

    • Polikistik over sendromunun kesin bir tedavisi var mıdır?

    Hayır. Bu sendromun tedavisi çoğunlukla oluşturduğu bulguların üstesinden gelinerek yapılır. Bu yaklaşım tablonun daha kötüleşmesini önler.

    • Polikistik over sendromunun tedavisi nasıl yapılır?

    Polikistik over sendromunun tedavisi hastanın ne amaçladığına göre düzenlenir. Bazı hastalar bebek sahibi olmak isterken, bazıları öncelikle adet düzensizliği, tüylenme ve cilt yağlanması gibi hormonal problemlerini çözmek ister. Hasta bulgularından şikayetçi olmasa da PCOS tedavi edilmesi gereken bir durumdur. Çünkü uzun süren bozuk hormon tablosu kalp hastalığı, şeker ve rahim kanseri gibi ciddi riskler taşır.

    • PCOS tedavisinde uygulanacak olan yaklaşımlar;

    – Kilo verme: Birçok PCOS hastasında kilo verme hormonal tabloyu düzeltebilir. Fakat PCOS varlığında kilo vermek zordur. Kalıcı bir kilo kaybı planı gerekir. Kilo kaybını sağlamak için günlük aktivitenin giderek arttırılması ve istikrarlı bir diyet programı yüz güldürücü sonuçlar verir.
    – Yumurtlamanın uyarılması: Eğer öncelikle çocuk sahibi olunması isteniyorsa yumurtlamayı uyaran ilaçların kullanılması gerekir. Bu tedavinin deneyimli bir uzman tarafından yapılması tedaviye bağlı oluşabilecek yumurtalıkların aşırı uyarılması ve çoğul gebelik risklerini minimuma indirecektir.
    – Hormonal tedavi: Hormon tedavisi polikistik over sendromuna bağlı problemleri geçici olarak gidermede oldukça başarılıdır. Tedavi durduğunda bulgular tekrar oluşur. En iyi tedavi düşük doz doğum kontrol hapı tedavisidir. Yumurtalıklardan aşırı hormon üretimini azaltarak kan androjen seviyelerini düşürür.
    – Cerrahi tedavi: Bazen ilaç tedavisi ile sonuç alınamaz. Bu durumda laparoskopik (kansız-bıçaksız) olarak yumurtalıklar üzerindeki kalın tabaka lazer veya elektrokoter yardımı ile değişik noktalardan delinir.

    • Polikistik over sendromu ve hipotiroidi arasında bir ilişki var mı?

    PCOS ve hipotiroidi sık görülen hastalıklardır, iki problem de aynı kadında görülebilir. Bir çok PCOS hastasında tiroid bezinin az çalıştığı görülür, bulgular benzerdir. Bu ayrımı yapabilmek için tiroid uyarıcı hormon seviyesini ölçmek yeterli olur. Bunun yanında hipotiroid olduğu saptanan hastalarında PCOS açısından değerlendirilmesi gerekir.

  • Kızlık zarı ve Kızlık Zarı onarımı (Hymenoplasti)

    Kızlık zarı ve Kızlık Zarı onarımı (Hymenoplasti)

    Hymen Yunan mitolojisinde evlilik tanrısına verilen addır. Gerdek gecesi bu tanrıya adandığı için kızlık zarına Hymen denir. Kızlık zarının bilinen tıbbı bir görevi yoktur. Bariyer görevi yapıp kısmen vajinal enfeksiyonlardan koruduğu düşünülse de gerçek bir fonksiyonu yoktur. Günümüzde ve toplumumuzda kızlık zarının tıbbı fonksiyonundan ziyade sosyolojik ve adli öneme sahiptir.

    Kızlık zarın bulunduğu yer: Kızlık zarı ayrı bir organ olmayıp, embriyolojik gelişim sırasısında vajenle birlikte oluşur. Deri kıvrımı şeklinde olan bu doku vajen girişinden yaklaşık 1-1.5 cm içeridedir.

    Kızlık zarının yapısı: Kızlık zarının ön yüzü deri yapısında,arka yüzü ise mukoza ile kaplıdır. Bağ dokusu ve damardan oluşan bu ince zar,çocukluk çağında daha sert ve kalındır. Ergenlikten itibaren hormonların etkisi ile yumuşayıp esneklik kazanmaktadır. Zarın ortası adet kanamasını dışarı atılmasını sağlayacak şekilde açıktır. Çok ender olarak doğuştan kızlık zarı tamamen kapalı olabilir. Yeni doğan veya 2-3 yaşına kadar fark edilirse krem tedavisi denenebilir. Krem tedavisine cevap vermeyen veya ergenliğe kadar bu durum fark edilmemişse operasyonla kızlık zarı açılır. Kızlık zarının ortasındaki açıklık veya delik,yapı ve şekil olarak kişisel farklılıklar içerir. Bu yapı ve şekil farklılıkları Hymen türlerinin belirlemesinde kullanılır. Kızlık zarının kalınlığı ve elstikiyeti kişiden kişiye değişmekle birlikte ilk cinsel ilişkiye izin verecek kadar esnek olması ender görünen bir durumdur.

    İlk cinsel birleşme veya yabancı cisim girişi ile kızlık zarı bir veya birkaç yerinden zedelenip yırtılır. Bu sırada az miktarda kanama meydana gelir. Nadiren ilk birleşmeye takiben bir iki gün daha hafif kanama olabilir. İlk birleşmedeki bol miktarda kanama nadiren kızlık zarının yırtılmasından kaynaklanır. Genellikle bu durum coit yırtığı dediğimiz vajen doku harabiyeti sonucu gelişir. Kanamanın durmaması halinde mutlaka bir jinekoloğa başvurması önerilir.
    Kızlık zarının ne zaman bozulduğunu saptamak istendiğinde birleşmeden sonra en geç 3-4 gün içinde bir jinekoloğa başvurulması gerekmektedir. Bu süre geçtiği takdirde kızlık zarının ne zaman bozulduğunu saptamak mümkün olmaz.

    Kızlık Zarı Onarılması:
    Hymenoplasti adı verdiğimiz bu işlemin yapılabilmesi için herhengi bir ön koşul aranmaz. Kişinin daha önce kaç kere ilişkide bulunması hatta normal doğum yapması bu işlem için engel teşkil etmez. Kızlık zarının onarıldığı ancak Kadın-Doğum uzmanı tarafından anlaşılbilir.

    Kalıcı Kızlık Zarı Onarılması:
    Bu işlem genellikle evlilik tarihi belli olmayan, bekaretinin kaybetmesi ile büyük psikolojik travma yaşayan kişilerde yapılır. Fakat bu işlemin yapılabilmesi ve sonuç alınabilmesi için bir takım ön koşullar gerekir.Bu koşular özetlenirse: Kişinin daha önce mükerrer ilişkide bulunmaması, kızlık zarının yapısı bu şekildeki estetik müdaheleye uygun olması gerekir. Kısacası kalıcı kızlık zarı onarımının kararını kadın-doğum uzmanı hastayı muayene ettikten sonra verebilmektedir. Bu şekilde elde edilen yapay bekaretin hukuki, ahlaki yönleri tartışılmakla birlikte bazen kadının gerçek mağduriyetini (Tecavüz olayları, psikolojik travmalar vs) gidermekte, bazende bekaret nedeniyle cinayetlerin görüldüğü toplumlarda hayat kurtarıcı olmaktadır.

  • Kadın Genital Sistem Enfeksiyonları ve Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklar

    Kadın Genital Sistem Enfeksiyonları ve Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklar

    Kadın Genital sistem iltihapları alt genital sistem ve üst genital sistem enfeksiyonları diye ikiye ayrılır.

    Alt genital sistem enfeksiyonları: Vulva(dış dudaklar), Vajen(Hazne), Servix(rahim ağzı), Üretra(idrar yolu) iltihaplarını kapsamaktadır.

    Vulvar Enfeksiyonlar
    Vulvada kaşıntı veya yanma hissi jinekolojk muayeneye başvuran hastaların %10’unda görülür. Vulvada kaşıntı, enfeksiyon, ülser(yara) yapan hastalıklar:

    Vulvar Bit ve Uyuz: Cinsel yolla veya cinsel olmayan yakın temasla geçer. Ayrıca havlu veya çarşaf ortak kullanımındada bulaşıcıdır. Pubik bölgede (kasıklarda) yaygın ve şiddetli kaşıntı yanısıra makülopapüler lezyonlar görülür. Tanı muayeneyle konulup uygun ilaç tedavisi (krem ve şampuanlar) ile kolaylıkla tedavi edilir.

    Molluscum Contagiosum: Pox virusunun yaptığı selim ve iyi huylu olan bir enfeksiyondur. Cinsel veya cinsel olmayan yakın temas veya kendiliğinden(otoinokulasyon) ile geçiş gösterir. Vulvada 1-5 mm arasında ortası çukurlanmış kubbe şeklinde papüller içerir. Tanı nodülden alınan biyopsi ile mikroskopik incelemede konur. Aslıdan muayene sırasında doktor tarafından sıkılarak gelen mumsu materyalın görülmesi ile de tanı konulabilir. Tedavisi özel solusyonlar veya koter veya kriyo ile yapılır.

    Condiloma Acuminata: Genital siğiller dediğimiz bu hastalık sadece vulvada değil Vajen ve servixtede görülebilir. HPV virusun (insan papillom virusu) sorumlu olduğu bu hastalık en yaygın cinsel yolla bulaşan enfeksiyondur. Bu virus aynı zamanda skuamoz kanser ve adenokanserle ilişkisi bulunmaktadır. En sık 15-25 yaşlar arasında görülür. Gebelik, şeker hastalığı ve bağışıklık sisteminin baskı altında olduğu kişiler risk altındadırlar. Siğiller mukoza veya deri yüzeyinde büyüklük ve formasyon farklılığı gösteren pedikullu (saplı) lezyonlardır. Çok yaygın ve bitişik olduğunda karnıbahar görünümü sergiler. Tanı gözle muayene, siğilden alınan biyopsi ile mikroskopik inceleme, Servixten alınan smaerde HPV ile ilgili değişiklikler ile konur. DNA tiplemesi yapılabilir.

    Tedavi: virusu tamamen eradike etmek (vücüttan yok edilmesi) mümkün değil. Ancak semptomatik olarak siğiller asitli solusyon (doktor tarafından uygulanır), Podifilinli krem kullanarak veya koter&kriyo ile lezyonlar tedavi edilir.

    Genital Ülserler(Yaralar)
    Genital Herpes: Uçuk adı ile bilinen genital herpesin etkeni Herpes Simplex tip II dir.

    Cinsel yolla bulaşan bu virus tekrarlayan karakterde olup genital yaralara neden olur. Genital yara dışında sistemik bulgularda eşlik edip hastada ateş ve halsizliğe yol açabilir. Lezyonlar genellikle çok sayıda ve vezikül (içi sulu küçük kesecik) şeklindedir. Veziküller derin olmayıp ağrılıdır. Genellikle birleşme eğlimi gösterir. Bulgular 2 hafta boyuncu kendini gösterir. Bir haftanın sonunda en üst düzeye ulaşır. Daha sonra kendini snırlayarak iz bırkamdan iyileşir. Bağışıklık sistemin baskılandığı durumlarda Lezyonlar tekrarlanabilir. Tanı muayene sırasında gözle konur. Tedavisi ağızdan antiviral tabletler ve lokal krem ile sağlanır. Virusun tamamen yokedlmesi söz konusu değil.

    Granuloma inguinale: Etkeni bir bakteri olup vulvada kronik ülseratif lezyona neden olur. Daha çok Tropikal bölgelerde yaşayanlarda görülür. Çok bulaşıcı olmayıp cinsel temasla veya cinsel temas olmadanda gelişebilir. Belirtiler nodul (et beni) ile başlar daha sonra kırmızı et renginde birbirleriyle birleşen ağrısız ülsere dönüşür. Tanı biyopsi takiben mikroskopik inceleme ile konur. Tedavisi cerrahi olarak lezyonun çıkarılması ve antibiyotik ile yapılır.

    Lenfogranuloma Venerum: Clamidianın lenf dokusunda oluşturduğu enfeksiyondur. Erkeklerde kadınlara göre 4-5 kat daha sık görülür. Genital bölgede önce ağrısız ülser oluşur. Kendiliğinden geçer. 1-4 hafta sonra lenf bezlerinde ağrılı şişlik oluşur. Tanı biyopsi ile konur. Tedavsi cerrahi ve antibiyoik ile yapılır.

    Şankroid (Yumuşak şankr) : Cinsel yolla bulaşan akut bir enfeksiyondur. Gelişemkte olan ülkelerde daha sık görülür. Erkeklerde kadınlara göre 5-10 kat daha fazla görülür. Bu enfeksiyon HIV’ın (AİDS) bulaşmasını kolaylaştırır. Çok bulaşıcı olmasına rağmen ancak zedelenmiş cilt ve mukozadan geçebilir. Önce küçük bir papül şeklinde başlar. Daha sonra sulanıp yaraya dönüşür. Yaralar yüzeyel olup sınırları belli olmayıp çok ağrılıdır. Daha sonra kasık lenf bezlerinde de şişlik ve iltihap oluşabilir. Tanı kültür ile konulur. Tedavisi antibiyotiktir.

    Sifilis: Frengi adı ile bilinen kronik bir hastalıktır. Bulguları çok şiddetli olmasına karşın orta derecede bulaşıcı bir hastalıktır. Etken Treponema pallidum cinsel yolla bulaşır. Enfekte olmuş bir hastayla birkez cinsel temasta bulunmakla karşılaşılan risk %10 dur. Sifilisin jinekolojik olmayan çok sayıda belirtisi vardır. Mikrop cilt ve mukoza yüzeylerinden geçebilir. İlk bulgusu sert ağrısız tek bir Şankır (yara)dır. Bu yara vulva (dış dudak), vajen(hazne) veya servixte(rahim ağzı) görülebilir. Eğer vajen veya servixe yerleşmişse özellikle ağrısız olması nedeniyle farkedilmeyebilir. Bu yara kendiliğinden iyileşir. 6 hfata ile 6 ay süre içerisinde mikrop kan yoluyla vücüda yayılır. Ellerde ve ayak tabanlarında makulopapuler(etbeni benzeri) lezyonlar vulvada cillten kabarık grimsi plak(condiloma lata) oluşumu olur. Bu lezyonlar genellikle ağrısızdır fakat ağrılı lenf bezi büyümesi buna eşlik edebilir. Bu lezyonlarda 2-6 hafta içerisinde kendiliğinden iyileşir. Hasta tedavi edilmezse mikrop 2 ile 20 yıl boyunca vücütta gizli yaşamaya devam eder. Ara ara cilt bulguları tekrarlanabilir. Tedavi edilmeyen hastaların üçte birinde üçüncü evre bulguları gelişir. Bunlar kalp damar sistemi,kas iskelet tutulumu,sinir sistemi tutulumu ve ölümcül aort anevrizması olabilir.

    • Tanı: lezyondan alınan örneğin mikroskopta incelenmesi ve özel kan tahlilleri ile konur.
    • Tedavi:Penisilin ve alternatif antibiyotik tedavisidir.
  • KISIRLIK VE GENETİK

    KISIRLIK VE GENETİK

    Haftada 2-3 kere korunmasız olarak yapılan düzenli ilişkiye rağmen 1 yıllık süre içinde gebelik elde edilememesidir. Evliliğin ilk altı ayı içerisinde gebelik oluşmaz ise çiftlerin panik olmaması ve hemen hekime müracaat etmesi gerekmez. Kısırlık tedavisi yönünden tedaviye başlamadan önce en az bir yıllık bekleme süresi gerekmektedir. çünkü hiçbir sorunu olmayan çiftlerde bile aylık gebelik oranı yaklaşık olarak yüzde 25 tir. 1 yıllık süre sonunda gebe kalma oranı yüzde 80 kadardır. Bu nedenle çiftlerin 1 yıl kadar beklemesi uygundur.

    Bekleme süresi her yaştaki insan için de aynı mıdır?
    Gebelikte kadının yaşı önemli rol oynadığından; 35 yaş üzeri kadınlarda bekleme süresi 6 ay olmalı, 40 yaş üzerindeki kadınlarda ise gebelik isteği durumunda, hiç beklemeden bir merkeze başvurulmalıdır.
    Kısırlıkta; kadına ve erkeğe ait nedenleri ayrı tutmak gerekir. Erkeklerde sperm yapım sorunları en başta gelir. Spermlerin sayısının az veya yetersiz olması, spermlerin hareket ve şekil bozuklukları gebeliği önemli derecede engelleyebilir. Bunun yanında cinsel fonksiyon bozuklukları, erkek üreme yollarının iltihapları ve sistemik hastalıklar gibi nedenler de kısırlığa yol açabilir. Kadınlarda ise; yumurtlama sorunlarının olması, tüplerde iltihap veya tıkanıklık olması, tüplerde anatomik bozukluklar, rahim içerisinde miyomlar ve poliplerin olması ve ayrıca endometriosis, guatr hastalıkları ve şeker hastalığı gibi sorunlar gebeliği engelleyebilir.

    NEDENE GöRE TEDAVİ
    Gebeliği sağlamak amacıyla erkeğe yapılan spermiyogram testi ile erkeğe ait problemler büyük ölçüde aydınlatılabiliyor. Kadınlara uygulanan testler de kadınlara ait problemlerin daha ayrıntılı olarak değerlendirilmesini sağlıyor. Kadın faktörü değerlendirilirken; yumurtalıklar ve yumurtlamanın olup olmaması, tüplerin durumu ve rahim ile ilgili problemler araştırılıyor. Teşhis için yapılan incelemeler tamamlandığında, çiftlerin büyük çoğunluğunda tanı konulur ve nedene yönelik tedavi seçenekleri tercih edilir.

    Herkes için aynı tedavi yöntemi mi tercih ediliyor?
    Kısırlık sorunlarında tedavi, nedene göre yapılır. Erkek kısırlıklarında hastalar ürologlar tarafından değerlendirilir. Var olan problemler, ilaçlarla ya da cerrahi metotlarla tedavi edilebilir. Erkek kısırlıklarında tedaviye cevap alınamadığında, aşılama ya da tüp bebek gibi üremeye yardımcı metotlarla gebelik elde edilebilir. Kadınlarda ise aynı şekilde ilaç ya da cerrahi yöntemlerle birçok vakada gebelik elde edilebilir.

    TüPLER TIKALIYSA VE Hİç SPERM YOKSA SEçENEK TüP BEBEK
    Bazı hastalar direkt olarak tüp bebek adayı olarak değerlendirilirler. Bunlar; her iki tüpü de tıkalı olan kadınlar ile sperm sayısı çok düşük ya da menide hiç spermi olmayan erkeklerdir. Bunun yanında belirli tedavi basamaklarını geçirmiş olmalarına rağmen, gebelik elde edilemeyen çiftler ya da yaş faktörü nedeniyle vakit kaybettirilmek istenmeyen hastalar da tüp bebek tedavilerine yönlendirilirler.
    Tüp bebek tedavileri ilk olarak geliştirildiğinde, bu tedaviyle, ciddi erkek kısırlığı hastaları dışındaki hastalar tedavi edilmekteydi. Tüp bebek tedavisinde, özellikle sperm sayısı ve hareketleri belli değerlerin üstünde olmalıdır. Kadından alınan yumurtalara belirli sayıda sperm bırakılarak yumurtanın döllenmesi beklenir. Ancak sperm sayısı çok düşük ve hareket kusuru ileri düzeyde olan kişilerde, klasik tüp bebek yöntemi ile döllenme oranı çok düşük oluyor ya da döllenme olmuyor. Ancak 1992 yılında mikroenjeksiyon yönteminin geliştirilmesi ile ciddi erkek kısırlığı vakalarında da gebelik edilmesi mümkün olmaya başladı. Bu teknikte her bir yumurtanın içine özel bir mikroenjeksiyon iğnesi ile tek bir sperm enjekte edilerek döllenme sağlanabiliyor.

    Bu hastalarda, cerrahi yollarla testislerden (erkeğe ait yumurtalıklardan) sperm elde edilebiliyor. Mikrodiseksiyon TESE yöntemi ile hastaların ortalama yüzde 55-60 ından sperm elde edilebiliyor. Hastadan çok az sayıda sperm elde edilse bile gebelik şansı mevcuttur.
    Tedaviye rağmen gebelik elde edilmediğinde, eğer herhangi bir anatomik bozukluk da bulunmadıysa, hastalarda birtakım alternatifler düşünülebilir. Bu tekniklerin etkisi yüzde 100 kanıtlanmadıysa da, tekrarlayan tüp bebek başarısızlığı vakalarında alternatif olarak kullanılabiliyor. Bu tekniklerin en önemlileri; PGT adı verilen Preimplantasyon Genetik Tanı Metodu (Gebelik öncesi Genetik Tanı), Endometrial Kokültür denilen rahim içi doku kültürü tekniği ve transfer sonrası kanı sulandıran iğnelerin kullanılması teknikleridir.

    GENETİK TANIYLA SAĞLIKLI BEBEKLER DOĞUYOR
    Gebelik öncesi Genetik Tanı (Preimplantasyon Genetik Tanı Metodu-PGT); kalıtsal bir hastalık taşıyan veya taşıma riski bulunan kişiler için gereklidir. Bunların yanı sıra, akraba evliliği yapıp sakat doğum yapan çiftlere, zararlı etken teratojen ile karşılaşanlara, tekrarlayan gebelik kayıpları ve düşükler yaşayanlara, tekrarlayan tüp bebek başarısızlığı vakalarında, ileri anne yaşı (37 den büyük olan) veya ileri yaşta gebe kalmak isteyenlere ve bazı infertilite (erkek ve kadın kısırlığında) vakalarına da genetik tanı gerekir.

    Genetik Tanı sayesinde, gebe kalmadan genetik tanı yapılması ve sağlıklı bebek elde etmek artık mümkün. Son yıllarda genetik bilimindeki gelişmeler; henüz gebelik oluşmadan, tüp bebek yöntemleriyle laboratuar ortamında geliştirilen embriyolar üzerinde genetik inceleme yapılmasına ve seçilmiş olan sağlıklı embriyoların anne adayının rahmine yerleştirilmesine imkan tanımaktadır.
    Günümüzde riskli gebeliklerde PGT işlemi, kişi daha gebe kalmadan yapılıyor ve ileride oluşabilecek ciddi psikolojik, sosyal ve tıbbi sorunların önüne geçilebiliyor. Genetik Tanı Yöntemi, tüp bebek tedavisi uygulanan çiftlerde yapılır. Tedavi sonucu yumurtalar büyütülür ve toplanır. Spermler ile döllenen her yumurta laboratuarda 3 gün bekletilir. Bunlardan alınan hücreler, ileri moleküler ve sitogenetik laboratuarında incelenir. Hızlı sonuç veren analizler (FISH) yapılır. Ertesi gün anne adayına sadece sağlıklı sonuç çıkmış embriyolar nakledilir. Böylece anne adayı daha gebeliğin başında genetik olarak sağlıklı embriyoları almış olur.
    Gebelik öncesi Genetik Tanı; gebelik şansını artırmakta, düşük şansını azaltmaktadır. Ailelerin sağlıklı çocuk sahibi olmaları sağlanmaktadır. Aile, gebelik sonlandırılmasına bağlı tıbbi ve psikolojik travmalardan korunmaktadır. Gebelikte yapılması gerekecek olan kordosentez, amniyosentez gibi müdahalelere gerek kalmamakta ve gebenin stresi ortadan kalkmaktadır. Talasemi gibi hastalıklarda doku tiplemesi ile doğacak olan bebek ailenin hasta çocukları için tedavi imkanı sağlamaktadır.

  • Aile Planlaması

    Aile Planlaması

    Aile planlamasına daha geniş açıdan bakıldığında; bu yüzyılda insan nüfusundaki hızlı artış insanın varlığını tehdit etmektedir. Bugünkü hızıyla dünya nüfusu 47 yıl içinde iki katına çıkacaktır.

    Ergenlikten perimenopoza kadar kadınlar çocuk sahibi olma veya ondan kaçınmayla karşı karşıyalardır. Sonuçta her kadının istediği zamanda istediği sayıda çocuk sahibi olması en doğal hakkıdır.

    Oluşabilecek gebeliğin kalıcı olarak önlenmesine, tıp dilinde ”Sterilizasyon”, bu amaçla kullanılan yöntemlere “Sterilite”, geçici olarak önlenmesine “Kontrasepsiyon”, bu amaçla kullanılan yöntemlere ise “Kontraseptif” yöntemler denir.

    Aile planlamasında birincil hedef anne ve doğacak bebeklerin sağlığını korumaktır. Sık aralıklarla oluşan gebeliklerde anne vücut sağlığı riske girmekte aynı zamanda doğacak bebeklerde düşük doğum ağırlığı, anomali bebek, bebek ölümü gibi olaylarla daha sık karşılaşılmaktadır.

    Kontrasepsiyon Yöntemleri

    Doğal kontrasepsiyon yöntemleri
    Yüzyıllardan beri insanların kullandığı yöntemlerdir. Halk tarafından yaygın olarak kullanılmasına karşın güvenirliği düşük olup risk oranı %30 gibi küçümsenmeyecek düzeylerdedir.

    Kadında doğal kontrasepsiyon yöntemleri
    Vajen yıkanması: İlişki sonrası vajina (Hazne)’nın yıkanması, korunmak açısından tamamen etkisiz olmasının yanısıra, vajen Ph’sını bozmakta, bunun sonucunda vajinal enfeksiyon riski artmaktadır.

    Takvim yöntemi: Doğuganlık ve yumurtlama belirtilerine dayalı bir yöntemdir. Belirtiler izlenerek hangi günler hamile kalma olasılığı fazla olduğu tesbit edilir. Çocuk isteniyorsa bu günlerde korunmasız ilişkide bulunulur. Çocuk istenmiyorsa bu günlerde korunmaya dikkat edilir. Düzenli mensturel siklus’a (düzenli adet gören) sahip olan kadında adetin başladığı günden 14 gün sonra yumurtlama gerçekleşir. Vücut ısısında artış, göğuslerde gerginlik ve hassasiyet, kasık ağrısı, yumurta akı kıvamında beyaz sünen akıntı yumurtlamanın kadın tarafından fark edilebilen belirtileridir. Yumurtlamadan sonra akıntının niteliği değişir. Daha koyu kıvamda ve yapışkan olur. Takvim yönteminde adetin 11.-18.günleri (Adet’in başladığı gün 1. gün kabul edilir.) hamile kalma olasılığı en fazla olan günlerdir. Kadında adet düzensizliği ve belirtileri fark edememe durumlarında bu yöntemin geçerliliği azalıp risk oranı yükselir.

    Laktasyon Amenoresi: Halk arasında süt koruması diye bilinir. Emziren annelerde adet düzeni birkaç şekilde olabilir. Emzirdiği halde normal her ay düzenli adet görebilir. Emzirdiği sürece hiç adet görmeyebilir veya aralıklı düzensiz adet görebilir. Unutmamalı ki emziren annenin adet düzeni ne şekilde olursa olsun hamilelikten koruyucu özelliği yoktur. Özellikle emzirmenin 6. ayından sonra çiftler, emzirmeye engel olmayan etkin korunma yöntemlerinden birini seçmelidirler.

    Erkek’te doğal kontrasepsiyon yöntemleri
    Coitus İnterruptus: Halk dilinde geri çekilme veya dışarı boşalma olarak bilinen bu yöntem de gebe kalma riski yüksektir. Ayrıca uzun süre bu yöntemle korunan çiftlerde erkekte psikolojik sıkıntılara yol açabilmektedir

    Tıbbı kontrasepsiyon yöntemleri
    Modern ve etkin korunma yöntemleri olup güvenirliği %99’a kadar varabilmektedir.

    Kadında modern ve tıbbı kontrasepsiyon yöntemleri

    • Vajinal bariyerler: Diyafram,fitil,spermisid kremler;
    • Diyafram: Rahim ağzına takılır.Vajende bulunan spermlerin rahim içine girmesini engeller.
    • Spermisid kremler: Spermlerin döllenme kabiliyetini yokeder.
    • Vajinal fitiller: İlişkiden 10-15 dk önce vajene yerleştirilir,ilişkiden 6 saat sonrasına kadar vajen herhengi bir şekilde yıkanmaz. Her ilişkiden önce yeni bir fitil kullanılır. Bu yöntemler combine edilerek bir arada da kullanılabilir.Böylece etkinlikleri artar. Emzirmeye herhangi yan etkileri bulunmadığından emzirenlerde bu yöntemler önerilebilir.

    Rahim İçi Araç(RİA): Spiral diye bilinir.
    Gebelikte korunma mekanizması: Yumurtanın rahime ulaşmasını ,spermlerin yumurtaya ulaşmasını engeller. Buna rağmen yumurta döllense bile, spiral rahim içi ortamı bozarak döllenmiş yumurtanın yuvalanmasını önler. Spiral kullanım süresi maksimum 5 yıldır. 5 yıldan sonra RİA+gebelik, spiralın ipinin kopması, Spiral+Dış gebelik olasılıkları arttığından mutlaka değiştirilmelidir. Spiraller materyal bakımından bakırlı olanlar ve hormonlu olan tipleri mevcuttur. Hormonlu spiraller ancak hastaya özel durumlarda ve mutlaka jinekoğun uygun gördüğü zaman takılabilir. Spiral takılmadan önce jinekolog tarafndan hastanın detaylı muayenesi yapılmalı ve spiral takılmasına engel bir durum olmadığı tesbit edilmelidir. Vajinal enfeksiyon, Serviakl erozyon (Rahim ağzıında yara) varsa hastanın tedavisi yapıldıktan sonra spiral takılır.

    Spiral’ın önerilmediği durumlar:

    • Hiç doğum yapmamış kadınlar,
    • Geçirilmiş Pelvik enfeksiyon öyküsü (Kadın genital organ iltihapları),
    • Hipermenore (Adet’in bol ve uzun sürmesi),
    • Tanısı konulmamış vajinal kanamalar,
    • Daha önce Dış Gebelik geçiren kadınlar,
    • Dismenore (Ağrılı adet görme),
    • Myoma Uteri (Rahim’de iyi huylu ur),
    • Allergen bünyesi olanlar.

    Spiral ne zaman takılır?
    Spiral takılması için en uygun zaman hastanın adetli olduğu günlerdir. Bu günlerde kadının hamile olma olasılığı yoktur. Rahim ağzı açık olduğundan işlem daha kolay ve ağrısız geçer. Spiral takıldıktan birkaç gün sonrasına kadar kramp tarzında kasık ağrısı olabilir. İki hafta süresince cinsel ilişkide bulunulmamalı, her 6 ayda en geç 1 yılda spiral kontrol ettirilmelidir. Spiral süresi dolduğunda spiral çıkarılıp hemen yenisi takılabilir. Spiral çıkarıldıktan sonra 6 ay süreyle gebelik oluşamayabilir. Veya başka bir deyişle spiralini çıkartıp çoçuk isteyen kadınlarda 6 ay süreyle gebelik oluşmazsa herhangi bir tetkik yaptırmaya gerek yoktur. Spiral kullanan kadınlarda %2-3 oranında spiral+ gebelik olabilir. Bu nedenle spiral ile korunan kadınlar yinede adet günlerini takip etmelidirler. Spiral ile gebelik olursa, spiral mutlaka çıkarılmalıdır. Hamile kaldığında spiral çıkarılmazsa anne hayatı için tehlikeli olacak düzeyde enfeksiyon olabilir. Su kesesi erken yırtılıp erken doğum kaçınılmaz olur. Hamileyken spiral çıkarıldığında gebelik %50 oranında normal bir şekilde devam edebilir. %50 oranında düşük olabilir. Eğer spiralin ipi yoksa, operasyonla spiral mutlaka çıkarılmalı, gebelik kürtaj ile sonlandırılmalıdır.

    Hormonal kontrasepsiyon (Doğum kontrol hapları, iğneler)
    Etki mekanizması: Yumurtlamayı durdurma, yumurtalıkları baskılama esasına dayanır. Ayrıca rahim ağzı tıkacı koyulaştırarak spermlerin rahime geçmesini engeller. Rahim içi zarı inceltir. Doğum kontrol hapların içeriği Östrojen+Progesteron’dır. Bu hormonlar normalde kadında varolan kadınlık hormonlarıdır. İğnelerde ise aylık iğneler her iki hormonu da depo halinde içerir. 3 aylık iğneler ise sadece Progesteron içerir. Doğum kontrol tabletler ve aylık iğneler adet düzensizliği ve hormonal bozukluk yapmaz. Tam tersi adet düzenleyici etkisi vardır. 3 aylık iğneler ise sadece Progesteron içerdiğinden adet düzensizliği yapabilir. Ancak özel durumlarda, örneğin emziren annelere önerilir. Doğum kontrol hapları ve iğneler düzenli kullanıldığında %100’e yakın koruyuculuğu vardır.

    Doğum kontrol tabletlerin kullanım şekli: İlk kutu adetin 1.günü başlanır. Kutu bittikten sonra bir hafta ara verilir. Bir hafta sonra yeni kutuya başlanır. (Adet günü sayılmaksızın) Her akşam yatmadan bir tablet alınır. Bir akşam unutulursa ertesi akşam çift tablet alınmalıdır. Bir kutuda bu şekilde iki kereden fazla unutkanlık olursa kutunun koruyucu özelliği kalmaz. İki akşam üst üste unutulursa kanama başlar. Görüldüğü gibi doğum kontrol tabletleri kullanılırken en önemli koşul düzenli kullanmaktır.

    Doğum kontrol tabletlerin Avantajları: Koruyuculuğu çok yüksektir. Adetlerin düzenli ve sancısız olmasını sağlar. Adet miktarını azaltarak kansızlığı önler. Rahim ve yumurtalık kanserlerinden koruyucu özelliği vardır.

    Dikkat edilmesi gereken hususlar: 5 yıldan daha uzun kullanılmamalıdır. Emziren annelerde sütün mikatarını azaltıp kalitesini bozduğundan önerilmez. Cinsel yolla bulaşan hastalıklardan korumaz. Tabletler bırakıldığında 9 aya kadar hamilelik olmayabilir. Tabletler kullanılırken sigara içmemelidir. Aylık ve 3 aylık iğneler kas içine yapılır. Etki ve yan etkileri tabletlere benzer.

    Hormonal korunmanın önerilmediği durumlar: 35 yaş ve üzeri kadınlarda, ailede meme kanseri öyküsü varsa, tanı konulmamış vajinal kanamalar, Myom’u olan kadınlarda, Migren,Depresyon,Varis,Karaciğer hastalığı Tiroid hastalığı olanlarda önerilmez.

    Erkek’te modern ve tıbbı kontrasepsiyon yöntemleri
    Prezervatif kullanımı: Diğer adıyla kondom kullanımı, dışarıya boşalmayla kıyasla daha güvenilir olup, cinsel yolla bulaşan hastalıklardan koruma avantajina sahiptir. Kaliteli materyal olmaması durumunda, doğru kullanılmadığında (Sadece boşalma anında kullanılırsa) güvenirliği azalır. Kadında allerji yapma dezavantajina sahiptir.

    Hormonal kontrasepsiyon: Bu amaçla kullanılan preparatların ülkemizde bulunmaması ve erkeklerde cinsel isteksizlik ve cinsel disfonksiyon yaratabilmesi nedeniyle pek önerilmez.

    Sterilizasyon Yöntemi

    Kadında sterilizasyon yöntemi
    Tüp Ligasyonu: Rahim kanallarının cerrahi yollar bağlanmasına denir. Laparoskopik (Kapalı) veya Laparotomik (Açık) yöntemle rahim kanalları bağlanır, böylece yumurta ile sperm’in karşılaşması önlenir. Geri döünüşümü olmayan bu yöntem, çiftler kesin kararlı oldukalarında önerilir. Önemli bir yanetkisi yoktur.

    Erkekte tıbbı sterilizasyon yöntemi
    Vazektomi: Cerrahi müdahele ile erkeğin sperm kanallarının bağlanmsıdır. Operasyon riski çok azdır. Erkek cinsel fonksiyonlarında herhengi bir değişiklik olmaz. Tek dezavantaji bu işlemin geri dönüşümü olmamasıdır. Bu opersyon yapılmadan önce çiftler bir daha asla çocuk istemiyeceklerinin kararını kesin vermeleri gerekir.

  • TÜP BEBEK HAKKINDA SIK SORDUKLARINIZ

    TÜP BEBEK HAKKINDA SIK SORDUKLARINIZ

    Araba kullanmak, yürümek, işe gitmek gibi normal aktivitelerime ne zaman başlayabilirim?
    Transferden iki gün sonra normal aktivitelerinize dönebilirsiniz. Eğer işiniz çok stresli ve yorucu ise bu konuyu doktorunuzla konuşmanızı öneririz.

    • Embriyo transferinden (ET) sonrası ne zaman cinsel ilişkide bulunabiliriz?

    Gebelik testinin sonucunu alana kadar cinsel ilişkide bulunmamalısınız.

    • Transfer sonrasında ne kadar istirahat etmeliyim?

    Bir yatakta rahat ettiğiniz pozisyonda uzanabilir, bir sandalyede oturabilirsiniz. Tuvalet ve benzeri durumlar dışında bir-iki gün boyunca istirahat etmeniz yeterlidir. Şehir dışında oturuyorsanız yola çıkmadan bir gün istiharat etmenizi tavsiye ederiz.

    • Transferden sonra ne zaman banyo yapabilirim?

    Transferden bir gün sonra ılık bir duş alabilirsiniz. Sıcak banyodan kaçınmanız tavsiye edilir.

    Hangi durumlarda tedavi başarısız kabul edilip iptal edilebilir?
    Yumurtalıkların cevabı yetersiz olabilir ve tedaviniz yumurta toplama işleminden önce iptal edilebilir.
    Yumurtalıklar içinde gelişmiş folikül olmasına rağmen içinden yumurta çıkmayabilir. Bu durumun iki temel edeni vardır. Foliküllerin içinde yumurta olmayabilir (boş folikül sendromu). Bu durum hastaların %1 inden daha azında görülür. Diğer durumda ise folliküller yumurta toplama işleminden önce zamansız olarak çatlayabilir. Bu durum ise uygulanan stimülasyon protokolüne bağlı olarak hastaların %2-5 inde görülür. Bu durumda da toplanan yumurtalar boş çıkacaktır.
    Yumurtalar döllenmeyebilir. Bu durum mikroenjeksiyon çağında son derece nadirdir. Ancak hastaların %2-5 inde anormal yumurtalara bağlı olarak döllenme gerçekleşmeyebilir. (Fertilization failure)
    Döllenen yumurtalar bölünmeyebilir. Bu durum da son derece nadirdir ve genelde yumurta bozukluğuna bağlıdır.
    Azospermik erkekte ameliyat ile sperm bulunamayabilir. Böyle bir durumda tedavi yumurta toplama işleminden önce iptal edilir.
    – PGD yapılan olgularda normal bir embriyo bulunamayabilir. Böyle bir durumda embryo transferi yapılmaz.

    • Tüp bebek tedavisinin uzun dönemde yan etkileri var mıdır?

    Yumurtalıkların uyarılmasının meme ve yumurtalık kanserinde risk artışına neden olabileceği ileri sürülmekle birlikte bu durum henüz kanıtlanmamıştır. İnfertilitenin kendisi her iki kanser türü için de risk faktörü olduğundan; bazı araştırmalarda gözlenen risk artışının tedaviden mi yoksa infertiliteden mi kaynaklandığı bilinmemektedir. Bu konudaki çalışmalar ve uzun süreli izlemler halen devam etmektedir. IVF tedavisi alan ve gebe kalamayan kadınların normal yıllık jinekolojik kontrolerini ve mamografilerini (yaşına göre) ihmal etmemeleri önerilir.
    Yumurtalık kanserleri riskinin; ailesinde yumurtalık kanseri öyküsü olanlar ile endüstriyel toplumlarda yaşayan kadınlarda daha fazla olduğu; gebelik, emzirme ve doğum kontrol hapı kullanımının ise bu riski azalttığı bilinmektedir.

    • Başarısız bir denemeden sonra ne kadar ara vermek gerekiyor?

    Ikinci deneme icin 1 ay ara vermek yeterlidir. Daha uzun ara verilmesi ile daha kisa ara verilmesi arasinda tedavinin basarisi arasinda fark yok. önemli olan çiftin psikolojisi ve maddi durumu. Kendi hazir hisseden çiftler icin fazla ara verilmeden denemeler tekrarlanabilir. Ilk üç deneme icin gebelik şansı aşağı yukarı aynı kaldığı halde daha sonrasında bu oran düşüyor.

    • Tüp bebekle gebe kalan kişilerin gebelikleri normal gebelere göre daha mı risklidir?

    Tup Bebek ile gebe kalmış bir kadının erken doğum ve düşük doğum ağırlıklı bir bebek sahibi olma riskleri daha yuksektir. Ayrıca bazı özel durumlarda (erkeğin azospermik olmasi gibi) genetik anormalliklerde de az da olsa bir artış görülüyor.
    Bunların dışında başta İkiz hamilelik olmak üzere hamileliklerin çoğul olmasi halinde kadınlar bu tur gebeliklerin getirdiği tüm komplikasyonlara açık hale geliyor. Bu gebelikler icin en önemli ve en riskli donem gebeligin ilk 3 ayıdır. özellikle bu dönemde yakın takip gerekir.

    • Kök hücreden sperm elde edilebiliyor mu? Böyle bir uygulama var mı?

    Kök hücreden henüz sperm elde edilemiyor. Olgunlaşmamış sperm hücrelerinin laboratuvarda olgunlaştırılması ile gebelik elde edilmesine çok çalışıldı ancak bu yöntemle dünyada çok az sayıda gebelik elde edildi ve bu nedenle de terk edildi.
    Halen azospermik hastalara microenjeksiyon uygulaması için alınan testis biopsileri içinde olgun bir sperm hücresi veya en azından kuyruk oluşturmaya başlamış “spermatid”lere gereksinim var.

    • Bir tüp bebek merkezinin başarısı nasıl ölçülür ve neye bağlı olarak değişir?

    Tüp bebek merkezlerinin başarısını ölçen pek çok istatistiki kriter vardır. Bunlardan en sık kullanılanı “transfer sonrası gebelik yüzdesi” ile “eve bebek götürme oranı”dır. Eve bebek götürme oranı, tüp bebek sonrası gelişen gebeliklerden sonra eve götürülen canlı ve sağlıklı bebek oranını ifade eder. Başarıyı ifade eden belki de en önemli orandır. Tüp bebek işlemlerinde başarıyı pek çok faktör etkiler, ancak bunlar arasında en önemlileri; laboratuar koşulları ve laboratuarın başarısı ile transfer yapan kişinin becerileri ile ilgilidir.

    • Daha önce çektirdiğim bir rahim filmim (Histerosalpingografi – HSG) var, yeni bir HSG gerekli mi?

    Hayır, eğer bu işlemden sonra bir operasyon geçirmediyseniz ve 3 yıldan daha yeni tarihli bir filmse yeni bir HSG filmi gerekli değildir.

    • Tup bebek (ivf) tedavisi öncesinde HSG filmi yerine ofis histeroskopi testi yeterli midir?

    Bazı merkezler tarafından HSG filminiz eski ise tedavi öncesinde HSG çekmek yerine daha basit ve ağrısız bir işlem olan “Ofis Histeroskopi (Ofis H/S)” filmi çekilebilmektedir. Ofis H/S ile rahim içine girilen küçük bir kamera ile rahim içi net bir şekilde değerlendirilebilmektedir.

    • Tüp bebekte uygulanan enjeksiyon ilaçlarının nasıl uygulanacağını bilmiyorum, ne yapmalıyım?

    Biz enjeksiyonlarınızın kendiniz tarafından veya eşiniz tarafından size uygulanmasını tercih ediyoruz. Genelde cilt altı enjeksiyon şeklinde kullanılan ilaçların uygulamasını öğrenmek kısa sürede mümkündür. Bu işlemi yapmak istemiyorsanız bile nasıl yapıldığını bilmeniz size bu işlemi uygulayacak kişileri kontrol etmeniz açısından önemlidir. Tüp bebek işleminde kullanacağınız ilaçlar size ayrıntılı bir şekilde anlatılacaktır.

    • Yumurta toplama işlemi (OPU) ne kadar zaman alır?

    Opu işleminin ne kadar süreceği yumurtalıklardaki follikül sayısı ile ilişkilidir. Fakat ortalama 15-30 dakika sürdüğü söylenebilir. İşlem öncesi hazırlıklar ve işlem sonrasındaki dinlenme periyodunu da gözeterek minimum 3 saatinizi bu işleme ayırmanızı öneririz.

    • Yumurta toplama ağrılı bir işlem midir?

    Opu (yumurta toplama) işlemi , hiçbir ilaç kullanılmadan da yapılabilen çok ağrılı olmayan bir işlemdir. Ancak günümüzde damar yoluyla kullanılan sakinleştirici ve ağrı kesici ilaçlarla en az rahatsızlıkla uygulanmaktadır. Ayrıca tamamen uyumak isteyen hastalar anestezi doktoru tarafından uyutulmaktadırlar.

    • Yumurta toplama işlemi sonrasında kendimi nasıl hissedeceğim?

    Anestezik ilaçlarının etkisi ile uyku hali olabilir. Karında rahatsızlık hissi de olabilmektedir. Kendinizi yeterince iyi hissediyorsanız ertesi gün işinize dönebilirsiniz.

    • Yumurta toplama sırasında görülen follikül bir yumurta içerir mi?

    Hayır. Fakat, bazen eğer çok sayıda follikül mevcutsa tümünü doğru olarak saymak mümkün olamaz. Bu durumda ultrasonografide gördüğümüzden daha fazla yumurta elde edilebilir. Ancak, ultrasonografide yalnızca birkaç follikülün var olduğu durumlarda maalesef yumurta da elde edilemeyebilir. Nadir bazı durumlarda da overlerde (yumurtalıklar) pek çok görünen folikül olmasına rağmen foliküllerin içlerinden hiç yumurta çıkmayabilir (Boş folikul sendromu). Bu durum “apoptosis” denilen yumurtalıkların erken ölümü ile sonuçlanan bir durum olmasına rağmen mekanizmalar net bir şekilde açıklanamamaktadır.

    • Tüp bebek tedavisi (ivf) için toplanan her yumurtada döllenme olur mu?

    Ortalama döllenme oranı %65 olarak gerçekleşmektedir. Bazı çiftlerde daha yüksek oranda döllenme gerçekleşirken, nadiren de maalesef hiç döllenme olmamaktadır.

    • OPU sonrası spermler ne şekilde alınabiliyor?

    Yumurtalar vajinal ultrasonun eşliğinde ince bir iğne ile yumurtalıklara basit bir şekilde girilerek alınıyor (OPU işlemi). Yumurtalar toplandıktan sonra olgun olanlar saptanıyor ve bunlara dölleme işlemi uygulanıyor.
    Menisinde sperm olan erkelerden sperm mastürbasyon yolu ile elde edilir. Menisinde sperm olmayan erkeklerde ise testis içinden ameliyat ile spermlerin aranması ve bulnursa alınması gerekir.
    Azospermik olarak tabir edilen bu hasta grubunda ortalama sperm bulunma şansı % 50 civarındadır. Eğer azospermi tıkanıklığa bağlı ise kesin olarak sperm alınabilir.

    • Embriyolar ne zaman dondurulur?

    Döllenme gününden altıncı güne kadar IVF ekibinin uygun göreceği herhangi bir günde dondurulabilirler.

    • Dondurulan embriyolar ne kadar saklanabilir?

    Kimse bu sorunun kesin cevabını bilemez. Ancak ülkemizdeki kanunlar bu süreyi üç yıl ile sınırlandırmıştır. Bu sürede hatta çok daha uzun sürelerde saklamanın da başarılı olduğunu biliyoruz.

    • Embriyo Transferimden sonra arta kalan tüm embriyolar dondurulacak mı?

    Tüm embriyolar her zaman istenen gelişmeyi gösteremezler. Dondurma işlemi için hepsinin gelişiminin ve görünümünün beklenen düzeyde olması gerekir. Embriyo transferi gününden önce dondurulmuş embriyonuz varsa transfer işlemi sırasında bilgilendirilmeniz gerekir.

    • Tüp bebek tedavisinde kanama olur mu?

    Yumurta toplama işlemi sırasında nadir de olsa kanama olabilir. İğnenin geçtiği yerdeki bir damarın zedelenmesi sonucu gelişen bu kanama, genellikle tamponla durdurulabilir ancak nadiren büyük bir damarın zedelenmesi sebebiyle ameliyat gerekebilir.