Kategori: Kadın Hastalıkları ve Doğum

  • Gebelikte Hipertansiyon Nedir?

    Gebelikte Hipertansiyon Nedir?

    Gebelikte tansiyonun 140/90’dan yüksek olması Hipertansiyon olarak kabul edilir ve mutlaka tedavi edilmelidir. Hipertansiyon sırasında böbrekteki hasar nedeniyle idrarda protein (albumin) kaybı başlar ve bunun neticesinde de ödem ( vücutta su tutulması) oluşur.Bu durum gebelik zehirlenmesi denilen Preeklampsi gelişmesine neden olabilir.

    Gebelikte yüksek tansiyon denilen preeklampsi genelde hamileliğin 20. Haftasından sonra ortaya çıkar ve gebeliğe bağlı anne ölümlerinin en önemli nedenlerinden birini oluşturur. Gebelik takibi sırasında erken dönemde doktor bu durumdan şüphelenip tanı koyarsa erken tedaviye başlanırsa tedavisi mümkün olan bir durumdur.

    Gebelikte tansiyon yükseldiği zaman bebeğin eşi denilen plasentada erken yıpranma ve buna bağlı bebekte gelişme geriliği ve erken doğuma neden olmaktadır. Tansiyon yüksekliği saptanan gebelerde Tam idrar testi, kan sayımı, karaciğer ve böbrek fonksiyon testleri, pıhtılaşma testleri mutlaka bakılmalıdır. Hastaya hemen uygun bir antihipertansif ilaç başlanarak gebelik takibi daha sıkı bir şekilde yapılmalıdır.

    Gebelikte Hipertansiyon ve Gebelik zehirlenmesi bakımından kimler risk altındadır?

    • Gebe kalmadan önce tansiyon hastası olanlar
    • 20 yaşından küçük ,40 yaşından büyük gebeler
    • Çoğul gebelikler
    • Çok kilolu olanlar
    • Ailesinde tansiyon yüksekliği olanlar
    • Daha önceki gebeliklerinde tansiyon yüksekliği yaşamış olanlar
    • Sistemik bir hastalığı olan gebeler (Diyabet,böbrek hastalığı gibi)

    Gebelikte tansiyon yükselmesi ve preeklampsi için hangi önlemler alınmalıdır?

    • Gebelik boyunca doktor kontrolü düzenli bir şekilde yapılmalı
    • Gebelik sırasında çok kilo alınmamalı
    • Gebelikte çok tuzlu gıda tüketmek,çok soda tüketmek ödem ve tansiyon yüksekliğine neden olur
    • Özellikle gebeliğin 20 haftasından sonra tansiyon yükselmesi durumunda bir iç hastalıkları uzmanına kontrol olmanızda fayda vardır
    • Ellerde, ayak ve bacaklarda şişme, yüzde şişlik olması durumunda mutlaka doktorunuzu arayın
    • Ani baş ağrısı krizleri yaşanıyorsa altta yatan bir tansiyon problemi olabilir ,baş ağrıları olduğunda mutlaka tansiyonunuzu kontrol ettirin
    • Bu riskleri taşıyan bir gebe iseniz gebelik sırasında mutlaka bebe asprinine başlamak gereklidir
  • Gebelik Öncesi Hazırlık

    Gebelik Öncesi Hazırlık

    Gebe kalmaya karar veren çiftlerin gebe kalmadan önce dikkat etmesi gereken bazı noktalar vardır. Bunları şu şekilde sıralayabiliiz:

    Doktorunuza gebe kalmadan önce başvurarak gebeliğe hazırlık döneminde neler yapılması gerektiği konusunda bilgiler almalı ve gerekli tahlilleri yaptırmalısınız.

    Gebelik planlayan anne adaylarının gebe kalmadan önce nöral tüp defekti denilen beyin-omurilik sistemi ile ilgili hastalıkları önlemek amacı ile Folik Asit kullanmaya başlaması gerekmektedir.

    Sigara ,alkol gibi alışkanlıklarınız varsa bunları gebeliğe hazırlık döneminde (en az 3 ay önce)kesilmesi gereklidir.

    Yine gebe kalma sürecinde Röntgen (radyasyon) alanından uzak durulmalıdır.

    Gebe kalma sürecinde her an gebe kalınabileceği için gebeliğe zarar verebilecek ilaçları kullanmamaya özen göstermek gereklidir.Kullanılması gereken ilaçlar olursa doktorunuza danışmadan kullanılmamalıdır.

    Gebe kalmayı kolaylaştırmak için özellikle ovulasyon (yumurtlama) günlerinde ilişkiye girilmelidir. Gebelik oluşması için ideal ilişki sıklığı haftada 2 gündür.

    Yeni evli ve gebelik arzulayan bir çift için gebe kalma süresi genellikle 1 yıl (12 ay düzenli ve korunmasız ilişki olmalıdır) içerisinde gerçekleşir.O yüzden çiftlerin 1 yıl içinde strese girmeden düzenli ilişki kurarak beklemeleri gerekmektedir.

    Yaşınız 35 ten büyükse gebe kalmak daha da zorlaştığı için 1 yıl beklemek yerine doktora başvurarak yumurtalık rezervleri değerlendirilmelidir.

    Kilolu bir bayansanız gebelik öncesinde aşırı kilolardan kurtulmak için bir diyetisyen yardımı alarak ideal kilonuza ulaşmaya gayret etmelisiniz.

    Anemi,Guatr,Hipertansiyon,Diabet gibi bir sistemik hastalığınız varsa bunlar açısından gebelik öncesinde bu durumlarla ilgili doktorunuzla görüşerek gebe kalma planınızdan bahsetmeli ve gebelik boyunca kullanılacak ilaçlarınız gebeliğe için uygun olarak seçilmelidir.Ağız ve diş sağlığı ile ilgili problemlerinizi gebelik öncesinde bir diş hekimine giderek çözümlemelisiniz.

    Yine gebelik öncesinde düzenli beslenmeye başlamalıdır.Protein,sebze ve meyve tüketilmelidir.Çiğ et tüketilmemelidir.Kafeinli içeceklerden uzak durulmalıdır.Kilo almamak için karbonhidrat fazla tüketilmemelidir.

  • TÜP BEBEKTE TEDAVİ MALİYETLERİ AZALIYOR MU?

    TÜP BEBEKTE TEDAVİ MALİYETLERİ AZALIYOR MU?

    Tüp bebek tedavisi yıllardır çocuk sahibi olmak isteyen çiftlerin başvurdukları ve sonuçlarıyla da sevindiren bir tedavi şeklidir. Toplumda yaklaşık her 7 çiften biri çocuk sahibi olmakta zorluk nedeniyle doktora başvurmaktadır. Bu çiftlerden bazıları yumurtlama takibi ve aşılama yöntemleri ile sonuca ulaşırken diğerlerinde tüp bebek tedavisi gerekmektedir.

    Tüp bebek tedavisi kısaca kadının yumurtası ve erkeğin sperminin laboratuvar ortamında karşılaştırılması ve oluşan embriyonun anne rahmine transferi işlemidir. 1978 de ilk tüp bebeğin doğumundan sonra bir çok çifte tedavi kapısı açılmıştır. Mikroenjeksiyon yönteminin bulunup geliştirilmesi ile özellikle erkek kısırlığında çağ atlanmıştır. Günümüze kadar milyonlarca bebek bu tedavilerin başarısıyla dünyaya gelmiştir.

    Üremeye yardımcı tedavi yöntemleri uygulanmaya başlandığından beri; tedavi protokolleri, kullanılan ilaçlar, embriyoloji laboratuvar ortamları ve kullanılan araç-gereçler yıllardır değişmiş ve gelişmiştir. Oldukça hızlı gelişim gözlenen bu alanda en önemli amaç yüksek gebelik oranlarına ulaşmak olmuştur.

    Bu tedavi süresinde her hastaya aynı yaklaşımlar uygulanmamaktadır. Kişinin yumurtalığının durumuna, hormonal özelliklerine, yaşına, kilosuna, daha önceki tedavilerine ve kısırlık süresine bağlı olarak kendisine özel tedaviler seçilmektedir.

    Tüp bebek tedavisi maddi açıdan da çiftleri düşündüren bir tedavi şeklidir. Bu tedavi metotları çok iyi eğitim almış tıbbi personel ve son derece modern tıbbi cihazlar gerektirmektedir. Kullanılan tüm tıbbi cihaz ve sarf malzemelerinin hemen tümü ithal edilmekte ve bunlar oldukça da pahalı olmaktadır. Ayrıca kullanılan malzemelerin çoğu tek kullanımlık olup işlem sonrası atılmakta ve yeniden kullanılmamaktadır. Aynı zamanda tedavi esnasında kullanılan ilaçlarda maliyete etki yapmaktadır.

    Günümüzde daha yeni ve kolay uygulanabilir ilaçlar üretilmeye başlanmıştır. Bunun sonucunda hasta dostu tedaviler ortaya çıkmıştır. Eskiden yaklaşık 45 güne kadar uzayan ve fazla miktarda ilaç kullanılması gereken sikluslar var iken yeni tedavi yöntemleri ile yaklaşık 10 gün süren ve çok daha az miktarda ilaç kullanımı gerektiren tedaviler ön plana çıkmıştır. Kişiye özel tedavilerdeki amaç daha iyi kalitede yumurta geliştirip gebelik oranını artırmak ve bazı hastalarda gözlenen yumurtalıkların aşırı uyarılması ile sonuçlanan yan etkilerden kaçınmaktır.

    Tedavi protokollerindeki bu değişim sonucunda daha az ilaç kullanıldığı için maliyet azalmaktadır. Aynı zamanda tedavi süresinin daha kısa süreli olması ve daha az hastane ziyareti bu düşük maliyete katkı sağlamaktadır.

    Amerika ve Avrupa ile karşılaştırıldığında ülkemizde çok daha uygun maliyette ve aynı başarı oranlarında tedaviler gerçekleştirilebilmektedir. Tedavi süresinin de (yaklaşık 10-15 gün) kısalması yurtdışından fazla sayıda insanın merkezlerimize başvurusunu açıklamaktadır. Tatil döneminde tedaviye başlayacak hastalarımıza önerilerimiz daha önceden internet Ya da telefon yoluyla bize ulaşmaları ve gereken tetkiklerini tamamlamalarıdır.

    Tüm çocuk sahibi olmak isteyen çiftlere bizlerin de vesile olmasıyla hayallerinin gerçekleşmesini dileriz.

  • VULVAR VESTİBÜLİT SENDROMU

    VULVAR VESTİBÜLİT SENDROMU

    Vulvar Vestibülit Sendromu kadınlarda dış genital bölgede , vajenin giriş bölgesinde ,kızlık zarının

    bitişiğindeki vestibulum denen bölgenin iltihaplanmasıdır. Vulvar Vestibülit Sendromu ‘nda üç

    karekteristik bulgu vardır:

    1. Vestibüler dokunma veya vajina içine girme teşebbüslerinde ortaya çıkan şiddetli ağrı.

    2 .Vulvar vestibül içinde lokalize olan basıya bağlı hassasiyet.

    3. Değişik derecelerde vestibüler eritemle (kızarıklıkla)sınırlı fiziksel bulgular

    Bu sendrom kronik bir hastalıktır. Nedenleri arasında ;

    -Kronik veya tekrarlayan candidiazis (mantar)

    -HPV enfeksiyonları (siğil, kondiloma accuminatum ve diğer HPV enfeksiyonları)

    -Tekrarlayan vajinal bakteriyal enfeksiyonlar

    -Travma

    -Vajinal PH değişiklikleri

    -İrritanlar (sabun,deterjanlar,duşlar,deodorantlar)

    -İdiopatik (nedeni belli olmayan)

    TEDAVİ

    Vulvar vestibülit sendromunun temelinde enfeksiyon varsa öncelikle bu tedavi edilmelidir. Temelinde

    HPV ile birlikte görülen bir vulvar vestibülit durumu ise alfa interferon etkili olabilir.

    Kronik tekrarlayan kandidiazis (mantar) de medikal tedavi etkili olacaktır.

    Hastalar topikal medikal tedaviden fayda görmediği takdirde cerrrahi tedavi uygulanabilir.

    Cerrahi tedaviden %75-90 hasta rahatlama sağlar. Cerrahi tedavide yapılan vajen girişindeki sorunlu

    bölge cerrahi olarak çıkarılır.

  • Kadınlarda Pelvik Organ Sarkması

    Kadınlarda Pelvik Organ Sarkması

    Kadında mesane (idrar kesesi), rektum (kalın barsağın en son kısmı), rahim ve barsağın her hangi bir kısmının birlikte veya tek olarak vajenin (kadın yolu) ön, arka duvarı veya kubbesinden sarkması pelvik organ sarkması (POP) olarak adlandırılır. Bu durum kadında idrar kaçırma, tutuk idrar yapma, pelvik bölgede rahatsızlık ve sarkma hissi, yürürken zorlanma, pelvik bölgede ağrı, sık idrar yolu iltihapları ve cinsel işlev bozuklukları gibi rahatsızlıklara yol açabilir

    Her ne kadar toplumda kadınlarda pelvik organ sarkması görülme sıklığını belirlemek oldukça zor ise de bu konu ile ilgili yapılan çalışmalarda kadınların tüm yaşamları boyunca %30-50’sinde pelvik organ sarkması olduğu ve görülme sıklığının çocuk doğurmuş, müdehaleli ve zor doğumu olan kadınlarda arttığı tespit edilmiştir.

    Kadında pelvik organ sarkması için risk faktörleri doğum sayısının artması, doğumlarda çocuğun yüksek doğum ağırlıklı olması, müdehaleli doğumlar, yaşlanma ve pelvis tabanını oluşturan kaslarda zayıflık olarak sayılabilir. Bu konuyla ilgili bir çalışmada bir çocuğu olan kadınlarda çocuğu olmayan kadınlara göre riski 4 kat, 2 çocuğu olan kadınlarda ise 8 kat fazla olarak bulunmuştur.
    Pelvik organ sarkması için en uygun tedavi planlanırken hastanın genel sağlık durumu, pelvik organ sarkmasının yol açtığı yakınmalar, yaşam kalitesi üzerindeki olumsuz etkisi ve pelvik organ sarkması şiddeti göz önüne alınmalıdır. Kadınlarda pelvik organ sarkmasının güncel tedavi seçenekleri ameliyat dışı tedaviler, vajen içine yerleştirilen mekanik destekleyiciler (pesser) ve ameliyat tedavileri şeklindedir.

    Ameliyatı kaldıramayacak yaşlı hastalarda şiddetli sarkmalarda vajene hekim tarafından yerleştirilen mekanik destekleyiciler hastalara yarar sağlamakla birlikte vajende tahriş, dolgunluk hissi, yara ve tekrarlayan iltihap oluşturma gibi yan etkileri bulunmaktadır.

    Ameliyatla tedavide temel amaç hastanın pelvis organlarının uygun normal anatomilerinin sağlanması ve dolayısıyla idrar yolları, barsak sistemi ve cinsel işlev ile ilgili yakınmalarının ortadan kaldırılmasıdır. Cerrahi tedavi vajen yoluyla ya da karından gerçekleştirebilir, aynı seansta rahim alınabilir ya da alınmayabilir ve sıklıkla sentetik veya biyolojik destek malzemeleri (meşler) kullanılır. Karından gerçekleştirilen pelvik organ sarkması ameliyatlarında klasik karından açık ameliyat ya da laparoskopik veya robotik yöntemler kullanılabilir. Pelvik organ sarkması cerrahisi sırasında eğer hastanın pelvik organ sarkmasına eşlik eden idrar tutma kaslarında yetersizliğe bağlı idrar kaçırma durumu da var ise aynı seansta meş kullanılarak yapılan askı ameliyatları ile idrar kaçırma da tedavi edilmelidir.

    Ancak idrar kaçırmanın nedeni ameliyat öncesi mutlaka ürodinamik (mesanenin boşaltım ve dolum aşamalarını değerlendiren test ) yöntemlerle ortaya konulmalıdır. Cerrahi yöntem seçimi cerrahın deneyimi, pelvik organ sarkmasının şiddeti ve tipi (ön, arka duvar ya da vajen kubbesi sarkmaları), hastanın yaşı, hastanın şikayetleri, sağlık durumu ve ilave hastalıklarının olup olmamasına göre yapılır.

    Vajen ön duvar sarkmalarında (sistosel) klasik cerrahi tedavi sıklıkla vajinal yoldan uygulanır ve mesane iki yanından rahim ağzına dogru uzanan destek dokusunun orta hatta birleştirilmesi esasına dayanır. Bu teknikte hastanın hasarlı dokuları direk onarılma yöntemi ile düzeltilir. Bu yöntemde mesane altında sentetik veya biyolojik destek malzemeleri (meşler) kullanılmaz. Son zamanlarda sentetik veya biyolojik meş kullanılarak vajen yoluyla uygulanan ön duvar sarkma cerrahi tedavileri başarılı sonuçlar vermektedir.

    Vajen arka duvarı sarkmasında genellikle vajen yoluyla cerrahi tedavi uygulanır ve zayıflamış vajen mukozası çıkartılıp vajen her iki kenarındaki destek dokular orta hatta birleştirilir. Arka duvar tamirlerinde genellikle meş kullanılmaz. Vajen kubbesinden olan şiddetli sarkmalarda (rahim sarkması veya rahimi alınmış hastalarda vajen güdüğü sarkması) hem vajinal yoldan hem de karından cerrahi tedavi yöntemleri kullanılmaktadır. Vajen yolundan uygulanan ameliyatlar sakro spinöz tespit (leğen kemiğinde (pelvis) sakrumdan spinal çıkıntıya uzanan bağa vajenin kubbesinin tespit edilmesi) ve 4 kollu sentetik meş kullanılarak vajen kubbesinin asılması ameliyatlarından oluşur. Sakrospinöz tespit ameliyatında meş kullanılmamaktadır. Halbuki 4 kollu meş uygulanımında oldukça fazla miktarlarda sentetik veya biyolojik destek malzemesi ( meş ) kullanımı söz konusudur.

    Vajen kubbesinden olan sarkmalarda karın yolundan uygulanan ameliyat sakrokolpopeksi ameliyatıdır. Bu ameliyatta hastanın rahimi daha önceden alınmamışsa rahim korunularak vajen ön ve arka duvarına tespit edilen sentetik bir meş aracılığıyla sakrum kemiği ön yüzdeki promontoryum denilen çıkıntıya rahim ve vajen tespit edilir. Eğer rahim daha önceden alınmışsa ve sarkan organ vajen güdüğüyse bu kez de yine vajen ön ve arka yüze yerleştirilen sentetik bir meş aracılığıyla vajen güdüğü sakrum kemiği promontoryum bölgesine tespit edilir. Sakrokolpopeksi ameliyatları hem klasik karından açık ameliyat yöntemi hem de laparoskopik veya robotik yöntemle gerçekleştirilebilir.

    Karından yapılan sakrokolpopeksi ameliyatlarının başarı oranları vajinal yoldan yapılan sakrospinöz tespit ameliyatlarından daha yüksek bulunmuştur. Dört kollu meş kullanılarak vajen yoluyla uygulanan sarkma ameliyatlarının orta ve uzun dönem takiplerinde sentetik meşe bağlı ciddi komplikasyonlar görüldüğü için bu ameliyatlar konusunda karar verirken çok dikkatli olunmalıdır. Kapsamlı bir ameliyatı kaldıramayacak kadar yaşlı ve ek ciddi hastalıkları olan şiddetli sarkması olan ve cinsel ilişki çağının dışındaki hastalarda vajenin kapatılması (kolpoklezis) ameliyatı uygulanabilir. Ayrıca bu hasta grubuna pesser uygulaması da mümkündür.

  • Yumurtalık Kistlerinden Kapalı Cerrahiyle Kurtulmak Mümkün

    Yumurtalık Kistlerinden Kapalı Cerrahiyle Kurtulmak Mümkün

    Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op.Dr. Jule Eser, kadınların yumurtalıklarında görülen çikolata kistlerinin cerrahi olarak çıkarılmasında kanser riski görülmemesi halinde bu kistlerin kapalı cerrahi yöntemle tedavi edilebildiğini söyledi

    Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op.Dr. Jule Eser, kadınların üreme sağlığını olumsuz etkileyen çikolata kistlerinin ciddiye alınmasının önemine değinerek şöyle konuştu:“Yumurtalık, kadınlarda yumurta hücrelerinin depolandığı yapılardır. Zaman zaman bu yapıların içerisinde içi sıvı dolu kesecikler şeklinde kist görülebilmektedir. Bunlar basit kistler olabileceği gibi bazen komplike yani kanamalı endometrioma dediğimiz içinde çikolata kıvamında olan kistler de görülebilmektedir. Bu tür kistler cerrahi olarak çıkarılmasında kanser riski görülmediği takdirde cerrahi olarak basit şekilde de çıkarılabilmekte.”

    Op.Dr. Jule Eser, bu tür durumlarda nasıl davrandıklarını şöyle anlattı:

    “Bunlarda kapalı cerrahiler uyguluyoruz. Bunlar karın açılmadan laparoskopi dediğimiz göbekten ışıklı bir alet sokularak birkaç delikten gerçekleştirebildiğimiz operasyonlardır. Bu operasyon sırasında bazen kistin içeriden patlamasını önleyecek içeriye torbacıklar atıp o torbalarla birlikte kisti tam olarak çıkarabiliyoruz. Bu cerrahilerden sonra yumurtalıklara herhangi bir zarar gelmemekte ve kişinin gelecekte olan fertilitesi yani çocuk arzusunu da bozmamakta. Daha önceden herhangi bir şekilde açık cerrahi işlem geçirmiş olan yani sezaryen ya da başka bir açık operasyon geçirmiş olan hastalara da bu tür kapalı cerrahiler uygulanabilmektedir.”

  • Sezeryan Sonrasında Fiziksel ve Psikolojik Sağlığımız İçin Neler Yapmalıyız?

    Sezeryan Sonrasında Fiziksel ve Psikolojik Sağlığımız İçin Neler Yapmalıyız?

    Geçmiş yüzyılda obstetrik uygulamalarda en belirgin değişikliklerden birisi sezeryan doğumundaki progressif artıştır. Rahim alt çizgisi kesileri ve anestezi tekniklerindeki yenilikler sezeryan doğumun güvenirliliğini artırmıştır. Yalnız unutulmamalıdır ki, sezeryan doğum, alternatif bir doğum şekli olarak sunulmamalıdır. Gerektiğinde uygulanan hayat kurtarıcı bir operasyondur. Sezeryan doğum büyük abdominal bir cerrahi prosedür olması sebebiyle medikal, anestezik ve cerrahi komplikasyonları olabilir. Sezeryan sonrası emboli, gaz gibi şikâyetleri en aza indirmek için anne mümkün olan en kısa sürede ayağa kaldırılmalıdır. Özellikle kilolu hastalarda bu önem taşımaktadır. Ağrıdan dolayı anne hemen ayağa kalkamazsa yatak içi bacak hareketleri başlatılmalıdır. Bebek sık sık emzirilmeli, annenin meme başı uyarısı sağlanmalı ve süt gelmesi hızlandırılmalıdır. Sık emzirme ayrıca anne rahminin (uterus) çabuk toparlanmasına da olanak sağlamaktadır. Sezeryan ameliyatı sonrasında da anne ve bebek sık sık bir araya getirilir ve emzirme sağlanırsa süt daha çabuk oluşur. Anne rahat oturur pozisyonda memeyi, kavrayıp meme başının tüm kahverengi kısmını bebeğe vermelidir. Sütü artırmak için sıcak kompres uygulanabilir. İlk 30 dakika içinde emzirmeye başlanmalıdır. Meme başı sadece su ile temizlenmelidir. Meme başında çatlak varsa ayrıca çatlak kremleri uygulanabilir.

    Eğer operasyon bölgesinde bir problem yoksa ameliyattan 3 gün sonra banyoya izin verilir. Operasyon sonrası dönem zor ve yorucu bir dönem olduğundan, bebekten fırsat bulunan her aralıkta anne mutlaka dinlenmeli, uyumalıdır. Her gün 20-30 dakika yürürseniz şişliklerin gittiğini hızla eski formunuza kavuştuğunuzu görürsünüz.

    Sezeryan sonrasında annelerin en büyük endişesi göbek sarkması, karında yağlanma ve kalıcı bir göbektir. Doğumdan hemen sonra da korse takmak ve egzersiz yapmak planlar arasında yer alır. Göbekte yağ birikmesi olduğu ve karın kasları kuvvet kaybettiği için bilinenin aksine korse kullanmak bir işe yaramayacaktır. Düzenli egzersiz ve doğru beslenme karın için etkili olacak en iyi yöntemlerdir.

    Sezeryan sonrası korse kullanımı işe yaramaz. 1 ay dolduktan ve doktor muayenesinden sonra karın kaslarını çalıştıracak egzersizler daha faydalıdır.Sezeryan sonrası az miktarda vajinal kamana 1 ay kadar devam etmesi normal kabul edilir. Bu dönemde vajinal tampon kullanılmamalıdır. Kişisel hijyene dikkat edilmelidir. Doktor muayenesinden sonra cinsel hayat genellikle 4-6 hafta sonra başlayabilir. Bol sıvı alınması ilk günlerde çok önemlidir. Özellikle epidural ve spinal anestezi ile doğum yapan hastalarda 3 litre altında sıvı alındığında baş ağrısı olur. Sıvı ve kafeinli içeceklerin alınması baş ağrısını önleyecektir. Çok ani hızlı hareketlerden de kaçınılmalıdır. Bol sıvı alımı ayrıca sütün de bol olmasını sağlayacaktır.Fazla miktarda kanama, kesi yerinde açılma, akıntı, kötü kokulu vajinal akıntı, göğüslerde ağrı ve kızarıklık, bacaklarda ani şişme kızarıklık, öksürük, kanlı balgam, solunum sıkıntısı, baş ağrısı gibi durumlarda mutlaka doktora başvurulmalıdır. Sezeryan sonrası postpartum depresyon (doğum sonu depresyonu) da sık rastlanan bir durum olup kesinlikle önemsenmelidir. Bazı annelere tıbbi yardım bu konu da gerekebilir.
    Sezeryan sonrası ilk kontrol 7-10 gün içinde, daha sonra ki kontrol 4-6 hafta içinde olmalıdır.

  • DAR KIYAFETLER ERKEKLERDE KISIRLIĞA NEDEN OLABİLİYOR

    DAR KIYAFETLER ERKEKLERDE KISIRLIĞA NEDEN OLABİLİYOR

    • “SELÜLİT OLUŞUMUNA NEDEN OLABİLİYOR”
    • “HAMİLELER İLK ÜÇ AYDAN SONRA GENİŞ KIYAFETLER GİYMELİ”
    • “KIYAFETLER CİLDE 1-2 SANTİM UZAK OLMALI”

    Son zamanların modası dar kıyafetlerin sağlık üzerinde olumsuz etkileri olduğu belirtildi. Dar kıyafet giyen kişilerde kısırlık, genital bölgede enfeksiyon, reflü, sinir sıkışmaları, dolaşım bozukluğu, varis ve selülit gibi birçok rahatsızlık görülebileceğine dikkat çekildi.

    • “ERKEKLERDE KISIRLIĞA YOL AÇABİLİYOR”

    Son zamanlarda estetik amaçla vücudu saran dar kıyafetlerin tercih edildiğini ve bunun genel vücut sağlığı ile ilgili olumsuz etkileri olduğunu söyleyen Üroloji Uzmanı Op. Dr. Ümit Özdemir, “Erkek üreme sağlığıyla ilgili dar çamaşırların etkileri nedir diye düşünürsek, erkek üreme organları olan yumurtalıkların daha yukarı kaymasına, bu da testislerin ısısının artmasına neden olmakta. Bunun sonucunda da testislerde olan üreme hücrelerinin kalitesi, hareketi, şekil bozukluğu ve sayıca azalması söz konusu olmakta. Bu da erkek kısırlığı olarak karşımıza çıkmaktadır. Günümüzde erkek kısırlığının giderek artmasını düşünürsek, dar çamaşır giymeye bağlı olarak da ciddi anlamda üreme hücrelerinin kalitesinin bozulması kısırlıkta ciddi anlamda artışa neden olmaktadır” dedi.

    • “SELÜLİT OLUŞUMUNA NEDEN OLABİLİYOR”

    Kadın Hastalıkları Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Op. Dr. Jule Esen ise, konuyla ilgili şunları söyledi: “Kadınlarda damarların baskı altında kalmasına bağlı olarak damar duvarının zarar görmesi ve varis gelişimi, genital bölgedeki havalanmanın azalması, buna bağlı olarak da kokulu vajinal enfeksiyonların ortaya çıkması, bir takım Sistit (idrar kesesi iltihabı) gibi enfeksiyonların ortaya çıkması olasıdır. Gastrit, reflü gibi hastalıklara neden olabiliyor. Bağırsak problemlerine yol açabiliyor. Bağırsaklarda az çalışmaya, kabızlık problemlerine neden olabiliyor. Ani baygınlıklar ortaya çıkabiliyor dar pantolon giymekle birlikte. Yanlış nefes alma, diyaframdan nefes alamama gibi problemlere neden olabiliyor. Selülit oluşumuna neden olabiliyor. Yani güzelliklerinin bozulmasına neden olabiliyor.”

    • “HAMİLELER İLK ÜÇ AYDAN SONRA GENİŞ KIYAFETLER GİYMELİ”

    Gebelerde, dar giyinmenin birtakım zararları olduğunu vurgulayan Op.Dr. Jule Esen, “Dar giyinmek gebelikte bebeğin gelişim bozukluklarına bebeğin hareketlerinin kısıtlanmasına, anne adayının yetersiz oksijen alımına da neden olabiliyor. İlk 3 aya kadar gebelik döneminde eski kıyafetlerin giyilebileceğini fakat 3 aydan sonra bebeğin gelişimine de uygun yer hazırlayacak olan geniş kıyafetlerin giyilmesini tavsiye ediyoruz” ifadelerini kullandı.

    • “KIYAFETLER CİLDE 1-2 SANTİM UZAK OLMALI”

    Kan dolaşımının sağlanması, sinir fonksiyonlarının normal şekilde devam edebilmesi için kıyafetlerin cilde 1-2 santim uzak olması gerektiğini ifade eden Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Mehmet Portakal, “Çok dar olduğu zaman o bölgede kan dolaşımı da sinirlerin normal çalışması da etkilenebiliyor. Böyle olduğunda diyelim dar bir kıyafet giydiniz, damarda dolaşım zorlandığı için özellikle aşağıdan yukarıya doğru kan dolaşımı zorlandığı için dolaşım bozuklukları, varis daha sık karşılaştığımız problemlerdir. Kemeriniz çok sık olur ya da bel basen bölgesinde çok dar bir kıyafet giydiğiniz zaman bu bölgeden geçen özellikle sinir sıkışmalarından sonra bacağımızda ağrı, uyuşmayla seyreden bazı sinir sıkışmalarına bağlı problemlerle çok sık karşılaşıyoruz. Bunda özellikle kemerin çok sık olmaması, arka cebimize özellikle çok büyük miktarda ağırlık taşıyacak cüzdan gibi cisimlerin konmamasını öneriyoruz. Bacağınızda ağrı varsa uyuşma varsa, dolaşım bozukluğu varsa özellikle sıkı kemerler yerine pantolonunuzun daha rahat giyilmesi için askı kullanabilirsiniz” şeklinde konuştu.

    Portakal, ortaya çıkan rahatsızlıkların tedavileri hakkında şunları söyledi: “Bacaklarında dolaşım bozukluğu olanların, bacaklarında uyuşma yaşayanların, yürürken kısa mesafelerde dinlenme ihtiyacı hissedenlerin ‘belde bir sinir sıkışması mı var, yoksa dolaşım bozukluğuna sebep olan başka bir durum mu var’ bunlarla ilgili muhakkak bir kontrol edilmelerinde fayda var. Bunların tedavisinde, fizik tedavi yöntemleri, dolaşımı düzenleyen oksijen, ozon tedavisi gibi veya ödemi azaltan hacamat, sülük tedavileri, çok değişik fizik tedavi yöntemleri uygulanabilir. Çünkü lenfatik drenaj ‘vücudumuzda biriken ödemlerin atılmasını sağlayan hücre ve dokulara besin taşıyan beyaz kan dolaşımı’ bizim için çok önemli. Yine bölgesel enjeksiyonlar, özellikle nöralterapi, proloterapi, akupunktur tedavisi çok sık başvurduğumuz ve başarılı sonuçlar aldığımız tedavi yöntemleridir.”

  • Rahim ağzı kanseri aşısı (HPV aşısı)

    Rahim ağzı kanseri aşısı (HPV aşısı)

    Rahim ağzı (serviks) kanseri human papilloma virüs( HPV) ile çok yakın ilişkilidir.HPV virüsü çoğunlukla cinsel temas ile bulaşır.

    HPV virüsünün birçok çeşidi olmakla birlikte sadece en sık rastlanan tiplere karşı aşı geliştirilmiştir. Ülkemizde 2 tür HPV aşısı bulunmaktadır.

    • Gardasil (kuadrovalan aşı) tip 6.11.16.18’e karşı
    • Cervarix (bivalan aşı) tip 16.18’e karşı

    HPV aşısı koruyucu bir aşı olup tedavi edici özelliği yoktur. Virüs ile karşılaşılmadan önce aşı yapılırsa koruyuculuk % 100’e yakındır.HPV tip 16 ve 18 serviks kanserinde %70 oranda ilişkilidir. HPV tip 11 ve 16 kondilomların (genital siğil) %90 sebebidir.

    • Aşı kimlere yapılır ?

    HPV aşısı şu an ülkemizde 9-26 yaş arası bayanlara önerilmektedir. Bayanların evli yada bekar olması, daha önce cinsel deneyimi olup olmaması, birden fazla partner olup olmaması aşı yapılmasını değiştirmez. Şu an dünyada 55 yaşına kadar aşı kullanan ülkeler var. Fakat yaş ilerledikçe ve cinsel partner sayısı arttıkça aşının etkinliği azalmaktadır.

    Gardasil 0,2 ve 6. aylarda
    Cervarix 0,1 ve 6.aylarda kas içine (intramusküler) olarak yapılır.

    Gebelerde ve bebeklerdeki aşıya bağlı etkiler tem olarak bilinmediği için hamilelik döneminde ve süt verirken aşı yaptırılmamalıdır.Erkeklere aşı bazı ülkelerde önerilmekte fakat henüz bizim ülkemizde bu uygulamaya geçilmemiştir.

    • Aşının yan etkisi

    Nadiren uygulama yerinde ağrı, şişlik, kızarıklık ve sistemik olarak da her aşıda olduğu gibi baş dönmesi, yorgunluk, göz kararması, ateş ve bulantı görülebilir. Aşı ve smear

    Aşıyı yaptırmış olmak servikal smear takibini ortadan kaldırmaz. Rahim ağzı kanserinin tek etkeni HPV virüsü olmadığı için yıllık smear taraması mutlaka yaptırılmalıdır.

  • Servikal kanser (rahim ağzı kanseri)

    Servikal kanser (rahim ağzı kanseri)

    % 85 skuamöz hücreli kanser olup 2. en sık jinekolojik kanserdir.30–35 yaşlarında sık görülür. Cinsel yaşamın erken yaşta başlaması, fazla sayıda partner, düşük sosyo ekonomik seviye, sigara etken faktörler arasında sayabiliriz. Artık  HPV enfeksiyonu en önemli etkenlerden biri olarak kabul edilmektedir.

    Pelvik muayene ve kolposkopi  %90 olasılıkla erken dönemde kanseri yakalamamıza yardımcı olmaktadır. Genellikle erken dönemde herhangi bir şikâyet olmazken vajinal kanama özellikle ilişki sonrası çoğunlukla ilk bulgudur. Kötü pis kokulu akıntı ileri evreler doğru kasık ağrısı diğer şikâyetlerdendir.Tedavi erken dönemde cerrahi (radikal histerektomi) ileri evrelerde ise radyoterapi (ışın tedavisi).

    Smear (pap smear)Pap smear jinekolojik muayenenin en önemli parçalarından biridir. Smear aldırma sıklığı cinsel hayat başladıktan sonra herhangi bir problem tespit edilmezse 35 yaşına kadar  2 yılda bir daha sonra yılda bir mutlaka yaptırılmalıdır. Birden fazla partneri, cinsel yolla bulaşan hastalık öyküsü, genital kondilom, daha önce anormal smear testi gibi risk faktörü olanlarda doktorun önereceği sıklıkta yaptırmaları gerekir.

    Smear bir tarama testidir. Pozitif bulgu verdiğinde kolposkopi, servikal biyopsi, konizasyon veya probe kürtaj gibi tanısal işlemler yapmak gerekir.
    Smear alınmadan önce en az 24 saat vajinal duş yapılmamalı ve adetli olmamalıdır.

    Rahim kanseri (endometrium kanseri)Jinekolojik kanserlerde en sık görülenidir. Çoğunlukla 40 yaş üstünde görülür. Endemetriumdan gelişip önce üreme organlarını daha sonra çevre ve diğer organlara yayılır.Risk faktörleri    Geç menopoz   Çocuk doğurmama   Obesite,   PCOS,   Hipertansiyon,   Atipili endometrial hiperplaziler.En sık bulgu anormal vajinal kanamadır. Kesin tanı endometrial biyopsi ile konur. Pap smear tanıda yardımcı olmaz.Menopozda kanama ve ultrasonda endometriumun 5 mm den fazla olması şüphelenmemiz için olan faktörlerdendir.Tedavi Cerrahi temel olup radyoterapi (ışın tedavisi) ve kemoterapi yapılabilir.