Kategori: Kadın Hastalıkları ve Doğum

  • Normal Doğum mu, Sezaryen mi?

    Normal Doğum mu, Sezaryen mi?

    Çiftlerin gebelik boyunca doğum şekli konusu en çok düşündükleri konudur. Gebelerin doğum şekline karar verme konusunda onları en çok etkileyen yakın arkadaşları ve ailelerinin görüşleridir.

    Normal doğum yapmanın ya da Sezaryenla doğum yapmanın kendine göre avantaj ve dezavantajları vardır. Önemli olan gebe bayan ve bebeği için hangi doğum şeklinin uygun olup olmadığına karar vermektir. Gebe kadınların ve ailelerinin doğum şekli konusunda doktorun bilgi ve tecrübesine güvenmeli ve doğum şekli konusundaki kararla ilgili israrcı olmamalıdırlar.

    Tam olarak doğumun sezaryen yada normal doğum şeklinden hangisi ile olup olmayacağı aslında gebeliğin 37-38 haftası civarında belli olmaktadır.Eğer gebelikte bebek baş ile geliyorsa,bebeğin kilosu 4000 gr dan az ise,bebeğin eşi yani plasenta aşağı yerleşimli değilse,muayenede bebeğin başı doğum kanalına yerleşmişse ve anne de normal doğum istiyorsa (buna fiziken ve ruhen hazır hissediyorsa) normal doğum planlanabilir.Normal doğum için son adet tarihine göre gebelik süresinin sonu olan beklenen doğum tarihinin son gününe kadar beklemek gerekir.Bazen bu bekleme süresi 41-42 haftayı da bulabilmektedir.Bu döneme kadar çok sıkı kontrol altında beklenebilmektedir.

    Gebelikte eğer bebek ters duruyorsa (makad yada ayak geliş),hastanın daha önceki doğumu sezaryen ile gerçekleşmişse,hasta normal doğum yapmaktan korkuyorsa,bebeğin kilosu 3500 gr dan fazla ise, plasenta aşağı yerleşimli ise ve muayenede bebeğin başı annenin doğum kanalına yerleşmemişse hastaya sezaryen planlanmalıdır.Sezaryen planlı bir şekilde yapılacaksa beklenen doğum tarihinden itibaren 1 hafta yada 10 gün önceki bir dönemde alınmalıdır.Bu süre içinde sezaryen yapılmazsa hastanın doğumu başlayabilir ve hasta strese girebilir.

    Normal Doğumun Avantajları ve Dezavantajları
    Normal doğumda bebek vaginal yoldan doğduğu için annenin doğum sonrasında daha çabuk toparlanıp normal hayatına dönmesi büyük bir avantajdır. Normal doğumdan sonra hastanede 24 saatlik bir kalma süresi yeterli olmaktadır. Anne evine daha kısa bir sürede dönmektedir.
    Normal doğum sancıları yaşanırken salgılanan Oksitosin denilen hormonun da devreye girmesiyle anne sütü daha kısa bir süre içerisinde gelmektedir. Anne bir operasyon olmadığı için daha çabuk beslenebilmekte ve buna bağlı olarak da daha çabuk sütü gelmektedir.
    Normal doğumda bebek dünyaya daha dar bir alandan geçerek çıktığı için akciğerleri önce sıkışıp sonra birden havayla temas ettiği için daha güçlü solunum yapabilmekte ve akciğerler daha iyi havalanmaktadır.
    Doğumda anne bebeğinin doğmasıyla birlikte hemen onu görmekte ve dokunarak temas edebilmekte ve daha kısa sürede emzirip, daha çabuk bir duygusal bağ kurabilmektedir.
    Normal doğumdaki en büyük risklerden birisi doğum takibi sırasında normal ilerleyen bir doğum eylemi sırasında her an bir problem gelişebilmekte ve aniden sezaryen yapılmaktadır. Bu problemleri şöyle sıralayabiliriz; doğum eylemi yavaşlayabilir,bebeğin ilerlemesi durabilir,bebek sıkıntıya girebilir,kalp atışlarında yavaşlama yada hızlanma olabilir,bebek kakasını yapabilir,tehlikeli bir vaginal kanama başlayabilir.Bu tehlikelerden dolayı sezaryen şartları her an hazır olmalıdır.Bu durumlarda acilen sezaryen yapılmazsa uzayan eylemlerde bebeğin oksijensiz kalması ileride zeka geriliğine ve kas gücü kayıplarına neden olabilmektedir.Bazen doğumda annenin ıkınması yetersiz kaldığı için bebeği çıkartabilmek için vakum uygulaması yapılmakta ve bu durum sonrasında bebekte önemli problemler gelişebilmektedir.Bazen doğumda bebeğin omuz kısmı takılmaktadır ve bebeğin boynundaki sinirler zarar görmekte ve omuz kemiğinde kırılmalar olabilmektedir.
    Normal doğum sırasında bebeğin çıkışını kolaylaştırmak ve annenin anatomik yapısının zarar görmemesi için epizyotomi denilen bir kesi yapılmaktadır. Bazen doğumda bebek çıkarken bu kesiyi büyüterek hastanın anüs ve rektum kısmında yırtıklara ve dışkısını tutamama gibi problemlere neden olmaktadır.
    Normal doğumda bazen ıkınma sırasında bebeğin de zorlamasıyla birlikte idrar torbasında sarkmalara (sistosel) ve operasyon gerektirecek kadar idrar kaçırma problemlerine yol açabilmektedir.
    Normal doğumdan gebe kadınları uzaklaştıran bir konu da doğumdaki duyulacak olan ağrılardır. Ancak epidural kateter takılarak yapılan normal doğumlarda ağrı duymadan normal doğum yapıldığı için bu korku aslında yersizdir.
    Bazı çiftler normal doğumun ne zaman başlayacağı bilinmediği için bu durum onları endişelendirmekte, gece doğumun başlaması hastaneye ve doktora ulaşma korkusu nedeniyle kendi istekleriyle sezaryen olmaktadırlar
    Sezaryen ile Doğumun Avantaj Ve Dezavantajları
    Sezaryen ameliyatında karın alt bölümünden yapılan bir kesi ile rahime ulaşılmakta ve rahime yapılan bir kesi ile de bebeğin dışarı alınmasıdır.

    Sezaryenin en büyük avantajı bebeğin normal doğum sırasında oluşabilecek riskleri yaşamadan direk sağlıklı bir şekilde dışarı alınmasıdır. Bebeğin sıkışması, oksijensiz kalması gibi kötü olasılıklar sezaryende yoktur. Bebek az riskli bir yoldan dışarı çıktığı için birçok aile bu yüzden sezaryeni tercih etmektedir. Bazen sezaryenle doğan bebeklerde doğumdan sonra birkaç gün sürebilen bir solunum sıkıntısı yada solunum sayısında artma (yeni doğanın geçici takipnesi) durumları görülebilmektedir. Fakat bu durum normal doğumlarda da yaşanabilir.

    Sezaryen olan kadınlarda anatomik bakımdan rektum bölgesinde ya da idrar kesesinde herhangi bir anatomik hasar oluşmamakta doğumdan sonra idrar yapma ve dışkılama bakımından bir sorun yaşanmamaktadır.

    Sezaryen ile doğum yapan annelerin kendine gelmesi, bebeği ile iletişim kurması biraz daha geç olmaktadır. Emzirme anne operasyondan sonra odaya gelince olacağı için bebek 1-2 saat annesini beklemektedir. Sezaryen olan anne operasyondan 6-8 saat sonra ayağa kalkmakta ve 4-6 saat içinde ağızdan beslenmektedir.Bu yüzden anne sütü gelmesi biraz daha gecikmektedir.Bu operasyondan sonra hastalar 2 gece hastanede tutulmaktadır.Annenin operasyondan sonra ağrıları daha fazla olduğu için normal hayatına dönmesi 1 haftayı bulmaktadır.

    Hem normal doğumda hem sezaryen doğumların kesi bölgelerinde enfeksiyon, kan birikmesi ve dikişlerin açılması ihtimali az da olsa görülebilmektedir.

    Sonuç olarak hem gebe için hem bebeği için en sağlıklı doğum şeklini kendisini tanıyan ve takip eden hastası için en iyi kararı ancak kendi doktoru verebilir.Hasta için en uygun doğum şeklinin kararını verdikten sonra da hastanın doğumu sağlıklı bir şekilde gerçekleşirse genellikle bir sorun yaşanmaz.

  • Doğum Hakkında Genel Bilgiler

    Doğum Hakkında Genel Bilgiler

    Gebeliğin 20. Haftasından sonra olan bebeğin rahim dışına çıkmasına doğum denir.

    Normal doğum gebeliğin 37.haftasından sonra gerçekleşen doğum sürecidir.

    Doğum sancılarının başlaması ile travay denilen doğum eylemi başlamaktadır.

    Doğumun 3 evresi vardır

    1.Evre : Rahim ağzının açılmaya neden olan kasılmaların başlaması ile rahim ağzının tam açılmasına kadar olan süreçtir.

    2.Evre : Rahim ağzının tam açılmasından bebeğin doğmasına kadar olan süreçtir.

    3.Evre : Bebeğin çıkmasından sonra plasenta ve eklerinin çıkmasına kadar olan süreçtir.

    Normal bir doğum eyleminin geçekleşebilmesi rahim kasılmaları düzenli olmalı ve rahim ağzını açabilmelidir. Kasılmalarla birlikte bebek aşağı doğru itilir ve ilerler. Bebeğin başı doğum kanalı ile uyumlu bir şekilde duruyorsa kasılmalarla birlikte ilerlemeye devam eder.

    Doğumun gerçekleşebilmesi için rahim ağzının 10 cm kadar açılmış olması gereklidir. Bebeğin başının çıkacağı zaman epizyotomi yapılır ve bebek çıkartılır. Daha sonra plasentanın ayrılması beklenir. Plasenta ayrılınca ekleri ile birlikte çıkartılır. Rahim içi parça kalmaması bakımından kontrol edilir. Kesilen epizyotomi bölgesi dikilir ve pansuman yapılarak hasta odasına alınır ve artık bebeği ile başbaşa kalabilir

  • Sezeryan ile Doğum

    Sezeryan ile Doğum

    Sezeryan kararı verilen bir hastanın ameliyatı için hastaneden ameliyat randevusu alınır. Hasta 1gece önce saat 24:00dan sonra bir şey yememelidir. Hastanın ameliyat saatinden önceki 6 saat boyunca aç ve susuz kalması gereklidir.

    Hasta ameliyat için hastaneye gelirken takılarını çıkarmalıdır. Tırnaklarında oje varsa silmelidir.
    Ameliyat öncesindeki hazırlıklar açısından ameliyattan en az 1saat önce hastanede olmalıdır.
    Hasta odasında hemşire tarafından sezeryan için gerekli hazırlıklar yapılır. Dosya çıkarılır, hastanın öyküsü alınır. Ameliyat bölgesi kontrol edilerek temizlik yapılır. Hastaya gerekli olan kan sayımı, kanama-pıhtılaşma testleri yapılır. NST çekilir.

    Hastaya gecelik giydirilir, saç bonesi takılarak sedye ile ameliyathaneye alınır. Hasta yakınları ameliyathanenin kapısına kadar hastaya eşlik edebilirler
    Ameliyathanede hastaya önce serum takılır. Daha sonra anestezi doktoru tarafından epidural kateter takılır. Bu arada ameliyat ekibi ellerini antiseptik solüsyonla yıkayarak steril ameliyat önlüklerini giyerler.

    Hastanın önce idrar sondası takılır sonra karın ön duvarı batticon denilen steril solüsyonla göğüs altı seviyesinden dizlerine kadar temizlenir ve üzeri ameliyat sahası açık kalacak şekilde örtülür.
    Anestezi doktoru hastanın hazır olduğunu belirtince kadın doğum doktoru ameliyata başlar. Sırayla kanama kontrolü yapılarak 7 kat kesi yapılır. Önce cilt, cilt altı ,fasya,kaslar,dış karın zarı,rahim üstündeki zar ve rahimin kas tabakası sırayla ve dikkatli bir şekilde kesilir.

    Rahimin kas tabakası kesilince bu açılan mesafe iki elin işaret parmağı ile yanlara doğru genişletilir ve bebeğin amniyotik kesesine ulaşılmış olur. Kese patlatılarak bebeğin başı dışarı doğru çıkartılır ve tüm vücudu boynundan tutularak dışarı alınır, ağız burun temizliği yapılır, kordonu kesilerek bebek çocuk doktoruna teslim edilir. Daha sonra plasenta çıkarılır, rahim içi temizlenir, gerekli ilaçlar uygulanır.

    Kesilen tüm tabakalar tek tek kanama kontrolünü takiben usulüne uygun özel iplerle dikilerek kapatılır. Cilt dikişleri dışarıdan ip görünmeyecek bir şekilde estetik olarak dikilir. Bu dikişler kendiliğinden eriyen iplerdir alınmasına gerek yoktur. Hastanın cildi pansuman yapılarak bandaj ile kapatılır. Hasta artık odasına bebeğinin yanına gitmeye hazırdır.

    Hasta odasına geçince hemşireler annenin tansiyon, nabız ve ateş takibini, kanama kontrolünü, idrar çıkış miktarını sürekli kontrol ederler. Hastaya kadın doğum doktorunun önerdiği serum, antibiotik ve ağrı kesiciler uygulanır.

    Hastaya ameliyattan 4-6 saat sonra ağızdan sulu gıda başlanabilir,6-8 saat sonra ayağa kaldırılabilir. İlk gün genellikle komposto, su, bisküvi , çay gibi hafif sulu gıdalar verilir.Bu arada süt gelmesi için bebeğini en az 2 saatte bir emzirmelidir.Hastanın ağrıları olursa ek ağrı kesiciler uygulanabilir.

    Sezeryanın ilk gününden sonra gaz sancıları başlayabilir. Hasta rahat gazını çıkartabilmesi için sık sık dolaşmalıdır. Birinci günden sonra hastaya çorba gibi hafif yemekler verilebilir. Gerekirse gazın kolay çıkması için ilaçlar veriebilir.

    Ameliyatın ikinci günü gazını çıkaran anne rahatlamıştır ve ağrıları azalmıştır, anne sütü artmıştır. Hastanın pansumanları değiştirilir, antibiotikleri uygulanır. Çocuk doktoru bebekle ilgili gerekli kontrolleri yapar ve önerilerini anlatır. Hastanın artık eve gitme zamanı gelmiştir.

    Hastanın evde gerekli antibiotiklere, ağrı kesicilere ve vitaminlere devam etmesi önerilir. Hastaya evde ağır aktivitelerden uzak durması önerilir.

    Kanamasını takip etmesi önerilir,2. günden sonra ayakta duş şeklinde banyo yapmasına izin verilir.
    En az 40 gün cinsel ilişki yasaklanır.
    Yine 40 gün havuza ve denize girmek de yasaklanır.
    Gaz yapıcı yiyeceklerden uzak durması önerilir. Daha çok sulu gıdalar, çorbalar, kompostolar yemesi tavsiye edilir. Soğuk, asitli ve kafeinli içeceklerden uzak durması önerilir.
    Bu dönemde anne meme başı bakımı için özel bakım kremleri kullanmalı ve göğüslerindeki sütü düzenli bir şekilde emzirmelidir. Aksi durumda meme başında enfeksiyon ve yara oluşabilir. Göğüslerdeki sütü düzenli bir şekilde boşaltamaz ise göğüslerde dolgunluk ve süt ateşi gelişebilir.

    Günde en az 4-5 litre sıvı gıdayı 24 saat içerisinde tüketmesi önerilir. Zira en çok su ve sulu ürünler süt yapmaktadır.

    1 hafta-10 gün içerisinde kontrole gelmesi önerilir.
    Bu dönemde anne özellikle strese girmemelidir. Çünkü stres ve üzüntü anne sütünün azalmasına hatta kesilmesine bile neden olabilir.

  • Gebelikte Şiddetli Bulantı Kusma(Hiperemezis Gravidarum)

    Gebelikte Şiddetli Bulantı Kusma(Hiperemezis Gravidarum)

    Gebelerin % 50 sinde bulantı-kusma yakınmalarına rastlanmakta ancak %1-2 sinde bu yakınmalar çok şiddetli hale gelmekte ve kilo kaybına neden olmaktadır. Tedavi gerektiren bu şiddetli bulantı ve kusma durumu Hiperemezis Gravidarum olarak adlandırılır.

    Hiperemezis Gravidarum bebeğe zarar vermez, bebekte gelişme geriliği yada düşük doğum ağırlıklı olmasına neden olmaz.

    Tedavide Neler Yapılmalı?

    • Tuzlu ve kuru gıdalar yemeye çalışılmalı.
    • Günde 3 öğün yerine 6 öğün yani sık ve az yenmeli.
    • Özellikle sabah bulantıları için uyanır uyanmaz çubuk kraker,bisküvi gibi kuru bir şeyler atıştırıp mide yatıştırılmalıdır.
    • Yiyecek olarak genellikle peynir-ekmek, haşlanmış patates,yoğurt,pirinç pilav ve makarna gibi kuru yiyecekler tercih edilmelidir.
    • Sıvı alınmaya çalışılmalıdır.
    • Yağlı ve sulu yemeklerden kaçınılmalıdır.
    • Dinlenilmeli ve stresten mümkün olduğu kadar uzak durmalı.
    • Yatak istirahati ve gerekirse hastaneye yatış yapılarak damardan beslenme yapılmalı.
    • Doktorunuzun uygun gördüğü bulantı için yardımcı ilaçlardan destek alınmalıdır.
  • Dış Gebelik (Ektopik Gebelik)

    Dış Gebelik (Ektopik Gebelik)

    Dış gebelik tanım olarak döllenen yumurtanın rahmin dışında bir bölüme yerleşmesidir.

    Spermler vaginadan tüpler vasıtasıyla yol alarak yumurta hücresiyle karşılaşır ve döllenme gerçekleşir. Oluşan zigot rahim kanalında geriye doğru yuvarlanarak rahim içine döner ve rahim içine tutunur.

    Eğer bu rahim kanalındaki dönüş gerçekleşmezse zigot tüplere tutunup orada büyümeye başlar. Fakat Fallop tüpleri embriyonun büyümesine uygun bir anatomiye sahip olmadığı için kısa bir süre sonra tüpte parçalanma ve iç kanama oluşur. Hasta baygın halde hastaneye acil olarak gelir ve operasyona alınır.

    Dış gebelik Fallop tüpleri dışında yumurtalıklarda, karın içinde ve rahim ağzında yerleşebilmektedir.

    Dış Gebelik Neden Meydana Gelmektedir?
    Fallop tüplerinde enfeksiyon sonucu oluşan harabiyet
    Geçirilmiş operasyonlar (Apendist, yumurtalık kisti) ya da karın içi enfeksiyonlara bağlı yapışıklıklar döllenmiş yumurtanın hareketini kısıtlar
    Tüplerin doğuştan yapısal bozuklukları sonucu dış gebelik oluşmaktadır.

    • Dış gebelikler ortalama 150 gebelikte 1 oranında görülürler. Son yıllarda bu oranın toplumda %2 civarında yükseldiği görülmüştür

    Dış Gebelik Riskini Arttıran Sebepler

    • Daha önceden dış gebelik geçirenlerde tekrar dış gebelik geçirme riski 7-13 kat artmıştır.
    • Yumurtlama tedavisi yapılanlarda dış gebelik 4 kat fazla görülür.
    • Rahim içi araç spiral kullanan kadınlarda dış gebelik görülme ihtimali %3-4 civarındadır.
    • İleri anne yaşı dış gebelik olasılığını 3-4 kat arttırmaktadır.
    • Sigara içen kadınlarda içmeyenlere göre 3 kat daha fazla dış gebelik görülmektedir.

    Dış Gebelikte Belirtiler ve Bulgular

    • Dış gebelik erken dönemde gebelik bulgularını (adet gecikmesi,bulantı,kusma,meme hassasiyeti) taklit edebilir.
    • Kasıklarda bıçak saplanması gibi gelip geçici ağrılar hissedilebilir.
    • Vaginal kanama olur.Adetten az ya da çok olabilir, lekelenme tarzında olabilir.
    • Bağırsaklarda gaz ve dolgunluk hissi olabilir.
    • Tüm bu bulgular değişkendir, tubalarda süptür (patlama) olursa iç kanama ve baygınlık ile hasta acilleşebilir.

    Dış Gebelik Tanısı Nasıl Konur?
    Muayenede kasık ağrısı ve hassasiyetin tespiti
    Gebelik testinin pozitif çıkmasına rağmen ultrasonda gebelik kesesinin izlenememesi
    BHCG denilen kanda gebelik testi 48 saat ara ile ölçüldüğünde iç gebelik gibi bir artış göstermemesi
    Ultrasonda rahim dışında tüplerde gebelik kesesinin görülmesi (her zaman görülmeyebilir)

    Dış Gebelikte Tanıya Yardımcı Yöntemler Nelerdir?
    Tanı için ultrasonografi ve B-HCG değerleri kullanılır.Yine de klinik olarak tanıya yardımcı bazı yöntemler vardır.

    • Douglas Fonksiyonu : Özel bir iğne ile vagen arka kısmından karın boşluğunda biriken sıvı alınır, karın içi kanama olup olmadığını tesbite yardımcı olur.Artık rutin kullanılmamaktadır.
    • Kürtaj : Kürtaj ile rahim içinden alınan örneklerin dış gebelikten dolayımı yoksa bir düşük sonucu mu olduğu konusunda bilgi alınabilir.
    • Laparoskopi : Tam tanı konulamayan şüpheli hastalarda uygulanabilir.

    Dış Gebelik Tedavisi
    Tubalarda yırtılma olmuşsa karın içinde kanama vardır.Bu yüzden bu vakalarda cerrahi tedavi mutlaka uygulanır.Dış gebelik ürünü alınır, tüpler korunmaya çalışılır, tüpte hasar varsa cerrahi olarak salpenjektomi uygulanır.
    Eğer tüpte yırtılma yoksa hastanın durumu kendisi ile konuşulur, bilgilendirilip takibe alınabilir.Tubada yerleşen gebelik ürünü ultrason ve B-HCG değerleri ile takibe alınır.Bazen dış gebelik ürünü tubalardan karın içine düşerek absorbe olmaktadır.
    Tüpte yırtınma olmayan hastalarda başka bir tedavi yaklaşımı Methotrexate denilen kanser tedavisinde kullanılan bir ilacı uygulayarak, dış gebeliğin bozulup vücut tarafından emilerek operasyona gerek kalmadan yok edilmesi sağlanabilir.

    Sonuç olarak ;
    Dış gebelik çok değişik şekillerde ortaya çıkabileceği için, hekimin bu olayı atlamaması için mutlaka aklına getirmesi gereklidir.
    Tedavi ne kadar başarılı olsada dış gebeliğin oluştuğu tüpte mutlaka bir hasar oluşmaktadır.
    Dış gebelik sonrasında gebe kalma oranıda azalmaktadır.Bir sonraki gebelikte tekrar dış gebelik olma ihtimali de %20 civarında görülmektedir.

  • Endometriozis ( Çikolata Kisti )

    Endometriozis ( Çikolata Kisti )

    Özellikle genç yaş grubunda, üreme çağındaki kadınları etkileyen halk arasında çikolata kisti olarak bilinen endomtriozi, sıkça rastlanan ama ülkemizde farkındalık düzeyinin az olduğu bir hastalık.İlşiki sırasında pelvik ağrı, adet dönemlerinde ağrı ve kısırlık belirtileri ile kendini gösteren bir hastalık.

    Tüm kadınlarda yüzde 5, üreme çağındaki kadınlarda yüzde 10-20, bebek sahibi olamayan kadınlarda ise yüzde 30-50 oranlarında görülür. Özellikle 30’lu yaşlarda tehlike artar. Tedavi sonrası tekrarlama olasılığı yüksektir.

    Endometrium (rahmin iç katmanı), her mensturasyon periyodu (adet döngüsü) dahilinde kalınlaşarak embriyonun yerleşip gelişmesi için hazır hale gelir. Yumurtalıklardan salınan yumurta hücresinin döllenmemesi halinde, kalınlaşan rahmin iç katmanı, belirli bir zaman sonra bir miktar kan ile birlikte vücuttan atılır.

    Kanamanın yaşandığı süre içinde adet kanının olağan dışı olarak geriye doğru akması ve karın boşluğuna bir miktar kanın taşınması mümkün olabilmektedir. Bu durum endometrium hücrelerinin kanının taşındığı hat üzerinde herhangi bir yere yerleşmesine ve aynen rahmin iç tabakası gibi davranmasına (her ay kalınlaşarak ve bir miktar kan ile birlikte dökülmesi) neden olur. Bu kanamanın kalıntıları zaman içinde birikerek yerleştikleri yerlerde iltihabi reaksiyonlara, yapışıklıklara ya da kitle oluşumuna yol açabilir.

    Endometrium hücrelerinin overe ( yumurtalık ) yerleşmesi sonucunda, içi genellikle rengi ve görüntüsü itibariyle erimiş çikolatayı andıran bir sıvıyla dolu olan ve bu benzerlik nedeniyle çikolata kisti (endometriozis) adını alan yapılar oluşur.

    Çikolata kisti, sıklıkla herhangi bir zamanda kronik pelvik (karnın alt kısmında ya da kasıkta) ağrı ya da cinsel ilişki sırasında derinlerde hissedilen ağrı; adet döneminde şiddetli şekilde ağrı oluşumu ile belirti verir. Adet dönemi içinde hissedilen ağrılar basit ağrı kesicilerin kullanılmasıyla tedavi edilemeyen ağrılardır.

    Ağrılar farklı etkenlerden dolayı oluşmaktadır. Endometriosis (rahmin iç katmanının rahmin dışında bir yere yerleşmesi sonucunda oluşan hastalık) odaklarının meydana getirdiği kanamalar nedeniyle oluşan iltihabi reaksiyonlar ağrıya yol açabilir. Her adet döneminde hissedilen tedaviye cevap vermeyen ve şiddetli adet sancıları bu iltihabi reaksiyonlardan kaynaklanmaktadır.

    Ağrılar, endometriozis odaklarının kanamaları nedeniyle oluşan artıkların, etrafındaki organ ve dokular arasında adezyonlar (yapışıklık) oluşturması sebebiyle de meydana gelebilir. Kronik pelvik ağrılar ya da cinsel ilişki sırasında hissedilen ağrılar bu adezyonlar nedeniyle oluşmaktadır.

    İnfertilite (kısırlık veya gebe kalamama) ya da adet düzensizliği yakınmalarının altında yatan sebep de çikolata kisti olabilmektedir.

    Kanama artıklarının meydana getirdiği adezyonlar, tüplerin tıkanmasına ya da fallop tüplerinin saçaklarının fonksiyonlarının bozulmasına neden olabilir. Bunun sonucunda over (yumurtalık) tarafından salınan yumurta hücresi, fallop tüpüne geçemez veya tıkanıklık olan tüpte ilerleyemez. Bu da infertiliteye neden olur.

    • Endometrioziste Tedavi Yaklaşımları

    Ağrı şikayeti olan kadınlarda: Bu hastalar için en etkili olabilecek tedavi cerrahi uygulamalardır. Uygulanan cerrahi girişimin laparoskopik olarak yapılması, alınan sonuçlara ve hastaların konforu açısından, karın bölgesinin açılarak yapılan açık ameliyata göre daha avantajlı kabul edilmektedir.

    Günümüzde laparoskopi çikolata kisti tedavisinde altın standart olarak görülmektedir. Yapılan cerrahi girişimde çikolata kisti çıkarılmalı, meydana gelmiş olan yapışıklıklar açılmalı ve diğer endometriozis odaklarının yok edilmesi sağlanmalıdır. Ameliyat sırasında hastanın yumurtalık kapasitesine zarar verilmemesi için, mümkün olduğu kadar atravmatik yöntemlerin kullanılmasına özen gösterilmelidir. Ameliyat sırasında özellikle rektovajinal septum alanı olan rahim arkası ile kalın bağırsak arasında kalan bölgedeki derin endometriozis gözden kaçmış olabilir. Bu durumda hasta ameliyat edilse de, ağrıların geçmediği bir durum söz konusu olur. Bu nedenle laparoskopi yapılırken, bu alanın özenli bir şekilde gözden geçirilmesi gerekir.

    Sadece kisti olan ve başka yakınması olmayan kadınlarda: Bu hasta gruplarında cerrahi girişime başvurmadan belirli bir süre kistin gözlem altında tutulması en doğru tedavi yaklaşımı olacaktır. Fakat yapılan kan tetkiklerinde tümör belirteçleri olan Ca125 değerinde yükseklik ya da çikolata kistinin çapının 5 cm yi geçmesi halinde, hastalarda cerrahi müdahale kararı verilebilir. Yapılacak cerrahi girişim öncesinde hastanın yumurtalık kapasitesi ultrasonla ve AMH ölçümüyle değerlendirilmelidir. Bu değerlendirme sonucunda kadının yumurtalık kapasitesinin düşük olduğunun belirlenmesi halinde ve kadının çocuksuz olması halinde, mümkün olduğu kadar cerrahi girişimin yapılmasından kaçınılmalıdır. Bu durumda olan hastalarda 3-6 aylık periyotlar halinde Ca125 ölçümleri yapılmalıdır. Çocukları olan ya da ileride çocuk sahibi olmayı istemeyen kadınlarda ise, cerrahi girişimle kistin çıkarılması uygulanmalıdır.

    Gebe kalamama şikayeti olan kadınlarda: Bu hastalarda öncelikle yumurtalık rezervi değerlendirilmelidir. Bu rezervin yeterli olduğu belirlenirse, kistin tek taraflı olması halinde laparoskopi ve daha sonra kadının yaşına göre 6-12 ay kadar kadının kendiliğinden gebe kalması beklenmelidir. Yumurtalık rezervi iyi olmayan kadınlarda, özellikle yaşı 38’den fazla olanlarda ya da kistin iki taraflı olması halinde, en doğru tedavi yaklaşımı tüp bebek tedavisi uygulanmasıdır. Bu konuda yapılan çalışmalarda tüp bebek tedavisinin sonuçlarının çikolata kisti olan ya da olmayan kadınlarda farklı olmadığı tespit edilmiştir. Fakat tüp bebek tedavisi sırasında yumurta toplama işlemi yapılırken, kistin içine girilmemesi tavsiye edilir. Buna dikkat edilmediğinde yani kistin içine iğne girmesi halinde enfeksiyon ve over apsesi riskinde artış olabilir.

    Tüp bebek tedavisinde tekrarlayan başarısızlıklar yaşayan ve çikolata kisti olan kadınlarda: Bu hastalar için hangi tedavi yöntemlerinin uygulanması konusunda herhangi bir görüş birliği bulunmamaktadır. Tüp bebekte üç ya da daha fazla başarısızlık yaşayan kadınlar için, çikolata kistinin cerrahi olarak alınması tavsiye edilebilir. Bu yöntemin uygulandığı hasta grupları içinde, laparoskopi sonrasında % 50 oranında kendiliğinden gebelik elde edilmiştir.

    Tekrarlayan laparoskopilerden sonra, hala kisti bulunan kadınlarda: Bu tür hasta gruplarında laparoskopik cerrahinin komplikasyonları fazla olur. Hastanın ağrı şikayeti yoksa bu durumda yakından takip edilmesi tavsiye edilir. Çocuk sahibi olmak istemeyen ve ağrı şikayeti olan kadınlarda ise, rahim ve yumurtalıkların alınması söz konusu olabilir. Hastaların çocuk sahibi olmayı istemesi halinde, tüp bebek tedavisi uygulanabilir. Ancak bu tedaviden önce hastaların tüpleri değerlendirilmelidir. Çünkü tekrarlayan cerrahi girişimlerin sonrasında, hastalarda oluşma olasılığı yüksek yapışıklıklar nedeniyle tüplerde tıkanma meydana gelmiş olabilir. Bu etken kadının tüp bebekle bile gebelik şansının azalmasına neden olabilir. Tüplerde tıkanıklık belirlendiğinde, bunun laparoskopik olarak alınması ya da rahimle bitişik olduğu alandan kapatılması gerekli olabilir. Laparoskopi hastalarda yüksek risk taşıyorsa, bu durumda histeroskopik sterilizasyon teknikleri kullanılabilir.

    • Çikolata kistinde kullanılan tedaviler

    Gözlem: Bu tedavi yaklaşımı herhangi bir yakınması olmayan hastalarda, kistin yakın takibe alınmasıyla gerçekleştirilir. Özellikle ilk evrelerde olan çikolata kistlerinde fazla şikayet oluşmadığından kistin cerrahiyle alınıp, kadının yumurtalık rezervinin olumsuz etkilenmesinin önüne geçilebilir.
    İlaç tedavileri: Bu tedavide hastanın ağrılarının azaltılmasına çalışılır. Ağrılı adet kramplarının azaltılması için önerilen ağrı kesici ilaçlar faydalı olmadığında, diğer tedavilere başlanır.
    Hormon tedavisi: Hastalarda dışarıdan verilen hormonların endometriozis hastalığında etkilerin azaltılmasında ya da yok edilmesinde etkili olabilir. Her ay olan adet döngülerinde hormon seviyelerindeki artma ve azalma nedeniyle, endometrium dokusunda kalınlaşma, dökülme ve kanama olur. Dışarıdan alınan hormon ilaçlarıyla bu dokunun büyümesi yavaşlatılabilir ya da yeni oluşumlara engel olunabilir. Ancak çikolata kisti tedavisinde bu yaklaşım hastalar için kalıcı bir çözüm olmaz. Çünkü hormon tedavisinin kesilmesinden sonra, hastalarda olan rahatsızlıklar tekrar nüks etmeye başlar.
    Cerrahi tedaviler: Bu tedavi daha çok şiddetli ağrı yakınması olan hastalar için uygulanabilir. Açık ameliyat yerine daha çok laparoskopik cerrahi tercih edilir. Bu yöntemin uygulanması için, hastanın yaşı, çocuk isteyip istememesi, şikayetlerinin şiddeti ve kistin durumu dikkate alınır. Çikolata kistinin en etkili tedavisi cerrahi olsa da, bu tedavide kesin olarak kistin yeniden oluşmamasını sağlayamaz.
    Kombine edilmiş tedaviler: Bu tedavilerde hastalara hem ilaç tedavisi, hem cerrahi tedavi, hem de diğer tedaviler bir arada uygulanabilir.
    Rahmin ve yumurtalıkların alınması: Çikolata kistinin hastaya şiddetli etkiler yapmasında, eğer hastanın yeniden çocuk sahibi olma isteği yoksa rahmin ve beraberinde yumurtalıkların alınmasına başvurulur. Bu sayede hastaların yaşam kalitesi düzene sokulur. Tedaviden sonra çikolata kistlerinin yeniden oluşması söz konusu olmaz.
    Tüp bebek tedavisi gibi yardımcı üreme yöntemleri: Bu tedaviler kadınların çocuk sahibi olmak istemesi durumunda, cerrahi tedaviden önce uygulanır. Çünkü cerrahide yumurtalık kapasitesinde azalma meydana gelebilir.

  • Miyomların Tanı ve Tedavisi

    Miyomların Tanı ve Tedavisi

    Miyomlar rahimde ortaya çıkan, rahim duvarının dokusundan kaynaklanan, çapları genelde 1-15 cm arasında değişen fakat daha büyük çaplara da ulaşabilen, genellikle iyi huylu olup fakat nadiren kötü huyluya dönüşebilen tümörlerdir. Bu tümörler kadın genital organlarının en sık rastlanan tümörleridir. 35 yaşın üzerindeki her dört kadından birinde muayene veya ultrasonla miyom saptanır. Bu miyomlar tek olabileceği gibi çok sayıda hatta 20’nin üzerinde de olabilir.

    Miyomların ortaya çıkmasında genetik yatkınlığın önem taşıdığı bilinmektedir. Hastaların çoğunda birden fazla miyomun olduğu görülür. Östrojen, miyomların büyümesine neden olduğu için özellikle üreme çağında, hamilelik döneminde büyüdükleri gözlenmektedir. Menopoz döneminde ise eğer hasta hormon ilacı kullanmıyorsa genellikle küçülmektedir.
    Miyomlar, rahimdeki yerleşimlerine göre de farklılaşır ve rahim içi astar dokuya doğru büyüyebildikleri gibi rahim içi kas dokusunda da yer alabilir. Ayrıca, rahim dışına doğru büyüyen miyomlar ve saplı miyomlar da kadınlarda görülebilir. Bunun dışında yumurtalık bölgesinde gelişen miyomlar da olabilmektedir.

    • Miyom belirtileri

    Miyomların büyük çoğunluğu belirti vermeyip herhangi bir şikayet yaratmayabilir. Bununla birlikte miyomlarla ilgili en sık rastlanan şikayet ise düzensiz kanamalar olmaktadır. Ayrıca, hamilelikte olduğu gibi alt karın bölgesinde kitle hissi , ağrı ve bası hissi ortaya çıkabilmektedir. Bu durum idrar kapasitesini azaltarak sık tuvalete çıkma ihtiyacı yaratabilmektedir. İdrar kaçırmaya da neden olabilmektedir. Yine miyomu olan kadınlarda düzensiz kanamalara bağlı olarak demir eksikliği anemisi de gelişebilmektedir. Dolayısıyla da halsizlik, yorgunluk, nefes darlığı gibi sorunların da yine miyomlara bağlı olarak ortaya çıktığı görülmektedir. Hamileliklerde ise büyük yer kaplayan miyomların bası yaparak kanama, erken doğum sebebi olmaları mümkündür. Rahim içi astar dokuya doğru büyüyen miyomlar kısırlık ve düşüklere sebep olabilmektedir. Kalın bağırsağa bası yapan miyomlar hastalarda kabızlığa neden olabimektedir. Miyomların düşük oranda da olsa (3/1000) malign (kötü huylu) çıkma ihtimalleri mevcuttur.

    • Miyom teşhisi

    Miyomu teşhis etmek zor değildir. Jinekolojik muayene sırasında rahmin normalden büyük, düzensiz sınırlı, sert bir yapıda hissedilmesi şüphe uyandırır. Çok büyük miyomlar karın duvarından bile hissedilebilir. Evli kadınlarda vaginal yoldan, bakirelerde karın yoluyla yapılan ultrasonografik muayene ile miyom teşhisi % 90 oranında konulur. Rahim içerisinde yerleşen miyomların teşhisinde, rahim içerisine sıvı verilerek yapılan ultrasonografik muayene (sonohisterografi), rahmin ilaçlı filmi (histerosalpingografi), anormal yerleşimli miyomların teşhisinde ise bilgisayarlı tomografi ve MRI kullanılabilir.

    • Miyom tedavisi

    Yakınmaları şiddetli olmayan hastaların tedavisinde öncelikle ilaçlar denenebilir. Prostoglandin sentezini engelleyen ağrı kesici ilaçlar ve düşük hormon içeren doğum kontrol hapları bu amaçla kullanılabilir. Aynı zamanda rahim içi hormonlu spiraller seçilebilecek tedaviler arasındadır.

    Büyük boyutlara ulaşmış veya çok şiddetli yakınmalara yol açan miyomların çıkartılması gerekecektir. Burada seçilecek operasyon hastanın yaşına ve gebelik beklentisine göre belirlenir. Genç hastalarda miyomların çıkartılması tercih edilirken, doğurganlığını tamamlamış ve menopoza yakın kadınlarda rahim alınması önerilebilir. Operasyon şeklini ( açık cerrahi veya kapalı cerrahi teknik ) hastanın tercihleri belirler.

    • Miyomların ameliyatsız tedavisi

    Son yıllarda teknolojinin de gelişmesi ile uygulanan yeni bir tedavi şeklidir. Magnet rezonans (MR) rehberliğinde ses dalgalarının fokuslanması high-intensity focused ultrasound guided by magnetic resonance (MR-HIFU) işlemi binlerce hastada başarı ile uygulanmıştır. Narkoz ve ameliyat gerektirmeyen bu yöntem her dört miyom hastasından ancak biri için uygun olabiliyor. Başarılı sonuçlara ulaşabilmek için vakaların mutlaka doğru seçilmiş olması gerekir.

  • Hamilelikte Güneşlenmek

    Hamilelikte Güneşlenmek

    Hamilelik döneminde güneşin yararları ve zararları:

    • Güneş ışığı kemik gelişimi ve kalsiyum depolanması için doğal bir kaynaktır.
    • Güneş ışığı içerdiği ultraviyole ışınları sayesinde cilt altı yağ dokusunda aktif D vitamini oluşmasını sağlar.
    • D vitamini esas olarak bağırsaklardan kalsiyum emilimini arttırarak, hamilelikte artan kalsiyum ihtiyacını karşılamış olur.
    • Bu sayede bebek için gereken kalsiyum, anne adayının kemiklerindeki depolar yerine, yiyeceklerden karşılanmasını sağlamış olur.
    • Bu da annenin, ileri yaşlarda özellikle menopoz döneminde kemik erimesi riskini azaltan bir faktördür.

    Fakat diğer yandan;

    • Hamilelik döneminde artan östrojen hormonunun da etkisi ile gebelerin güneşte daha hızlı bronzlaştığı, oluşan leke ve çillerin güneş ışığınında etkisi ile daha belirgin hale geldiği saptanmıştır. Tüm bunlar ciltte lezyonlara ve pigment sorunlarına neden olabilir.

    Hamilelik döneminde güneşlenirken nelere dikkat etmeliyiz?

    • Hamilelik döneminde uzun süre güneş altında kalmamaya dikkat edilmeli.
    • Güneşlenme saatleri sabah 11 den önce, akşam saat 4 ten sonra planlanmalı.
    • Gebelik döneminde kullanım güvenliği bilimsel olarak kanıtlanmamasına karşın eğer güneş altında uzun süre kalınacaksa güneşlenmeden yarım saat önce yüksek faktörlü, güneş ışınlarından koruyucu, gebelikte kullanımı güvenli kremler cilde sürülmelidir.
    • Gebelik döneminde özellikle yaz aylarında sıvı kaybına dikkat edilmeli ve günlük en az 3 litre su tüketilmedir.
  • Kadınlarda Kozmetik Jinekoloji

    Kadınlarda Kozmetik Jinekoloji


       Her 5 kadından 1’ini ‘utandıran’ sorun…

    • EVLİLİĞİ BİLE ENGELLEYEBİLİYOR!

    Gerek dünyada gerekse ülkemizde kadınların kimseyle paylaşamadığı problemlerinden birini oluşturuyor. Tüm yaşamı boyunca her 100 kadından 20’sinde görülen sorun, toplumumuzda ‘utandıran hastalıklar’ arasında yer alıyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Bülent Arıcı “Çoğu kadının en yakınına bile anlatmaya çekindiği, çözüm arayıp doğru adresi bilmediği için kendini çaresiz hissettiği kozmetik jinekolojik sorunlar; sadece estetik problem değil. Bunun çok daha ötesinde tekrarlayan mantar ve enfeksiyonlardan depresyona hatta evlilikten kaçınma ve boşanmaya dek birçok soruna yol açabiliyor. Oysa küçük müdahalelerle bu sorunlardan tamamen kurtulmak, sağlıklı bir yapıya kavuşmak mümkün” diyor.

    “Utandıran Hastalık” olarak adlandırılmasının nedeni, toplumumuzda pek çok kadının bu sorununu kimseye açamaması, hekime gitmekten çekinip içine kapanması. Oysa günümüzde tüm yaşamı boyunca her 100 kadından 20’sinin sorununu oluşturan kozmetik jinekoloji, kadınlarda sadece estetik bir problem değil, birçok sağlık sorununa da yol açabiliyor.

    Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Bülent Arıcı “Kozmetik jinekoloji, kadınlarda dış genital organların doğuştan veya sonradan meydana gelen değişikliklerinin medikal veya cerrahi yöntemlerle yeniden restore edilmesi, cerrahi yöntemle düzeltilmesidir. Ancak sadece estetik sorun olmaktan öte, genel hijyen sorunları, tekrarlayan mantar ve enfeksiyonlar, dar kıyafetler ve bikini giyememe, ilişki sırasında ağrı, cinsel isteksizlik, idrar kaçırma, depresyon, hatta evlilikten kaçınmaya, boşanmaya bile neden olan bu sorunlar kadınların hem fiziksel ve cinsel sağlığını hem psikolojisini olumsuz etkiliyor. Oysa çoğu hasta, hayatlarını kabusa çevirebilen bu sorunlardan basit yöntemlerle kolayca kurtulabileceklerini ve aynı gün taburcu olabilecekleri basit operasyonla sağlıklı bir yapıya kavuşabileceklerini bile bilmiyor” diyor. Özellikle Avrupa ve Amerika gibi ülkelerde her 100 kadından 5’inin genital estetik operasyonlara başvurduğunu, bu sayının son yıllarda daha da arttığını belirten Dr. Bülent Arıcı, genital estetiğin yapılabilirliğine yönelik bilinirliğin, farkındalığın artmasıyla tedavi görenlerin sayısının da arttığını söylüyor.

    • Çaresi olduğunu pek çok kişi bilmiyor!

    Günümüzde teknolojideki hızlı gelişmeler hekimlerin tecrübesi ile birleştiğinde kozmetik jinekolojik operasyonlar genellikle kolayca yapılıyor ve hasta aynı gün taburcu ediliyor. Dr. Bülent Arıcı, “Operasyonları çoğunlukla lokal anesteziyle yapıyoruz, genel anestezi gerektirmiyor. Hastayı aynı gün içinde taburcu edebiliyoruz ve hasta iki- üç gün içinde sosyal hayatına kavuşabiliyor. Bu hastalar için çok önemli. Tedavi yöntemleri arasında ise cerrahi ve medikal tedavi yöntemleri var. Son yıllarda ise lazer tekniği öne çıkıyor. Hastalar aynı gün içinde sosyal hayatına kavuşabiliyor” diyor. Kozmetik jinekolojik sorun yaşayan kadınların, bu sıkıntılarının sosyal yaşamlarını ve cinsel yaşamlarını etkileyebilecek düzeyde olması, yaşam kalitesini düşürmesi veya mantardan sık tekrarlayan enfeksiyonlara dek çeşitli sağlık problemlerine yol açması durumunda mutlaka hekime başvurmaları, hekimden utanmamaları gerektiğini vurgulayan Dr. Bülent Arıcı, “Kozmetik jinekolojide özellikle doğuştan veya sonradan olan küçük dudaklarda asimetri varsa cerrahi tekniklerle düzeltiyoruz. Doğum sonrası veya menopoz sonrası dönemde vajende sarkma, genişleme gibi problemler varsa cerrahi tekniklerle o bölgedeki fazla dokuları çıkartarak anatomisine uygun yeniden restore ediyoruz. Bazı hastalarımızda doğum sonrası hızlı kilo alıp vermeyle büyük dudaklarla çökme oluyor, cerrahi tekniklerle o bölgelerdeki fazla dokuları çıkarıyoruz veya kişinin kendi yağ dokusunu bel veya kalça çevresinden alarak o bölgelere enjekte ediyoruz, eski haline getiriyoruz. Bazen klitoris üzerindeki derinin de çok büyük olabilmesi, ilişki sırasında ağrıya, ilişkiye girememeye yol açabiliyor. Cerrahi tekniklerle fazla olan deriyi çıkarıyoruz, hasta aynı gün taburcu oluyor ve bir iki gün içerisinde de sosyal yaşantısına dönüyor” diyor. Ayrıca genital bölgedeki renk değişiklikleri de lazer tekniği ile kolayca tedavi edilebiliyor. Tüm yapılan bu müdahalelerle hastaların hem cinsel yaşam kalitesi hem de psikolojisini iyileştirmek mümkün oluyor.

  • Gebelikte  ve Egzersiz   &  Bitkisel Çay Tüketimi

    Gebelikte ve Egzersiz & Bitkisel Çay Tüketimi

    Gebelik ve Egzersiz

    Gebelikte egzersizin çok faydaları vardır. Ancak bir gebenin egzersiz ve spora başlamadan önce mutlaka doktoruna görünmeli ve riskli bir durum olup olmadığını kontrol ettirmesi gereklidir.Gebeliğin ilk 3 ayı bittikten sonra egzersize başlaması daha uygundur.

    Gebelikte Egzersiz ve Sporun Faydaları

    • Anne adayının hem fiziksel hem de psikolojik olarak kendini daha iyi hissetmesini sağlar.
    • Spor sırasında solunum egzersizleri normal doğum sırasında nefes kontrolunu sağlar.
    • Normal doğumu kolaylaştırır,süresini kısaltır,sancıları azaltır.
    • Bel ve sırt ağrılarını azaltır,Rahat bir uyku uyunmasını sağlar.
    • Gebelikte vücudun postürünü düzeltir.
    • Doğum sonrasında annenin vücudunun daha kolay toparlanmasını sağlar.
    • Gebelikte hızlı kilo artışına engel olur,şişlik ve ödemleri azaltır.
    • Gebelikte sporu düzenli yapmak gerekir.Örneğin haftada 3 gün düzenli egzersiz yapılabilir.
    • Gebelikte egzersiz 20-30 dakikayı geçmemelidir.Egzersiz sırasında çok fazla efor sarfetmeden sakin bir şekilde hareket edilmelidir.Egzersiz sırasında kısa dinlenmeler yapılmalıdır.Egzersize başlarken ve bitirirken yavaş yavaş ısınma hareketleri yapılmalıdır.

    Gebelikte Bitkisel Çaylar ve Bitkisel İlaç Kullanımı

    Gebelikte Bitkisel ürün kullanımında çok dikkatli olunmalıdır.Çünkü bunların içerdiği maddeler gebelik sırasında kanamaya,düşük tehlikesine,ishal ve kusmaya neden olabilir.Bu tür ürünleri içmek yada yemeklerde kullanmaktan uzak durmalısınız.En azından doktorunuzun yönlendirmesi ile bilgi almalısınız.Bitkisel çayların içerisinde çok çeşitli maddeler bulunabilir ve bunları gebelik sırasında tüketmek gebelik ve bebek üzerine zararlı etkilere neden olabilir.Gebelikte bitkisel çay içmek çok önerilmese de ıhlamur,elma,portakal,nane gibi çayları zaman zaman tüketilebilir.Ancak aloe vera,ginseng,melekotu,sinameki gibi bitkilerden gebelikte uzak durmalısınız.

    Gebelikte içilmesinde sakınca olmayan bitkisel çayları şöyle sıralayabiliriz;

    • Ihlamur,
    • Nane,
    • Limon,
    • Portakal,
    • Elma,
    • Rezene,
    • Yeşilçay,
    • Zencefil,
    • Papatya,
    • Ahududu

    Gebelikte İçilmesi sakıncalı olan bitki çayları;

    • Kimyon,
    • Sinameki,
    • Tarçın,Maydanoz,
    • Aloe Vera,
    • Lavanta,
    • Kekik yağı,
    • Fesleğen,
    • Melekotu,
    • Yasemin,
    • Akçaağaç,
    • Safran,
    • Ada çayı