Kategori: Kadın Hastalıkları ve Doğum

  • GEBELER SICAK HAVALARDA NELERE DİKKAT ETMELİ?

    GEBELER SICAK HAVALARDA NELERE DİKKAT ETMELİ?

    • GEBELER SICAK HAVALARDA NELERE DİKKAT ETMELİ?

    Sıcak yaz günlerinde gebeler çok gerekmedikçe dışarıya çıkmamalıdır, şayet mutlaka çıkmaları gerekiyor ise güneş ışınlarının dik olarak yansıdığı 11:00 ile 16:00 saatlerinde dışarıya çıkmaktan mutlaka kaçınmalıdır. ,

    Gebeler dışarı çıkarken mutlaka önlem almalı, yüksek faktörlü güneş koruyucu krem, gözlük, şapka kullanmalıdır.

    Ayrıca gebeler sıcak havalarda kıyafet seçimimde de dikkatli olmalı, sentetik elyaf içermeyen, rahat, bol ve tercihen beyaz kıyafetleri tercih etmelidirler.

    Sıcak havalarda beslenme konusuna da ayrıca dikkat etmesi gereken gebeler, en az 2-3 litre sıvı almalı, su dışında tuzsuz, az yağlı ayran ve taze meyve sularının bolca tüketmelidir.

    Ayrıca hayvansal gıdalar ve proteinlerin mümkün olduğunca az yağlı  tüketilmeli ve su oranı yüksek, bol taze meyve, sebzeye diyette ağırlık verilmelidir.

  • Gebelik  & Jinekoloji

    Gebelik & Jinekoloji

    Genel olarak toplumumuzda yapılan en büyük hatalardan birisi, gebelik izleminin gebelik belli bir aşamaya geldikten sonra başlamasıdır. Ancak ideal gebelik takibi, çiftin gebe kalmayı planlaması ile başlamalıdır. Gebelik öncesi ilk değerlendirmede birinci amacımız yüksek riskli grup olarak adlandıracağımız ve gebelik takipleri standart dışı olacak aday hasta grubunu saptayabilmektir. Bu yüksek riskli grubun bazı özellikleri ise; ileri yaş, obesite, tansiyon ve kalp gibi ek kardiovasküler hastalıklar olması, özellikle tiroid başta olmak üzere ek endokrinolojik rahatsızlıkların olması, geçmiş kötü gebelik öyküsünün olması (erken doğum, gebelik zehirlenmesi diye adlandırılan gebelikte yüksek tansiyon, gebelik ile ilişkili diyabet varlığı…..) gibi sıralanabilir.

    Ancak bu ilk muayene ile diğer önemli amaçlarımız ise;oluşacak olan bebeğin hem nörolojik hem de yapısal gelişimini destekleyecek ek ilaçlara başlanması (folic asit ve gerektiğinde demir takviyesi),gebelik esnasında aktif hastalık oluştuğunda bebeğe oldukça zarar verebilecek olan enfeksiyonların daha önce geçirilip geçirilmediğinin saptanması (rubella, hepatit gibi),
    gerektiğinde aşılamanın yapılması ve çiftin psikolojik olarak gebeliğe hazır olup olmadığının tespitidir.

    Gebelik bir rahatsızlık olmayıp hayatın oldukça güzel bir aşaması ve bölümüdür. Dolayısı ile hem anneyi hem de gebeliği sıkıntıya sokmamak için, olması gerektiği kadar inceleme ve tetkikler ile takip yapılması gerektiğini düşünüyoruz.

    Yüksek riskli olmayan bir gebelikte de ideal takip şemamız ise şu şekildedir;

    1. Gebelik öncesi rutin değerlendirme
    2. Gebelik tesbiti sonrası ilk 12 hf içerisinde gebelik yaşını teyit için ultrasonografi
    3. 12-14. Haftalar arası kromozomal anormallik riski hesaplaması için tarama testi
    4. Bu test sonrası gerekli ise anne kanından kromozomal risk hesaplaması
    5. 20. Haftada detaylı ultrasonografi
    6. 24-28. Haftada gerekli görülen grupta gebelik diyabeti için test
    7. 32. Hf civarında gelişim geriliği açısından Doppler ultrasonografi
    8. 34-36. Haftadan itibaren doğuma dek kalp atışları ve kasılmaların takip edildiği fetal monitorizasyon dediğimiz izlem
    9. 40 hf civarında ise doğum

    Bu özet takip şemasının her aşamasında gebelik yüksek riskli gruba kayabilir mi sorusu hep akılda tutulmaktadır. Gerektiğinde ise amniosentez, kordosentez, 2-3 günde bir dopler ultrasografi ile takip, hastanede yatırılarak takibe dönülmelidir.

    Ancak unutulmaması gereken ve bizimde hep akılda tuttuğumuz en önemli nokta her gebe kendine özeldir ve her gebe sadece sahip olabileceği stressten bile kendine özel takip şemasına gerek duyabilir.

    Jinekoloji

    Jinekolojik hastalıklar genel olarak jinekolojik organlar ve ayrıca hormonal olarak bu organları etkileyebilen diğer endokrin organlardaki bozukluklara ikincil olarak gelişmektedir.

    Çok geniş bir şikayet yelpazesi olan bu hastalık grubu bazen yenidoğan bir bebekte şikayete sebep olmakta iken bazende menopoz sonrası dönemde ortaya çıkar. 

    Altta kabaca şemalar ile sadece bir kısmı gösterilebilen bu hastalıklar ve bunlara yaklaşımlarımız ile ilgili bilgi için bize başvurunuz.

  • Endoskopi

    Endoskopi

    Laparoskopi karın içinin bir endoskop (kamera sistemi) ile gözlenmesi işlemidir. Bugün neredeyse jinekolojik operasyonların tamamı laparoskopi ile yapılabilir hale gelmiştir. Genel anlamda bakılacak olursa laparoskopi ile 3 hasta grubuna yardımcı olunabilmektedir;

    1. Jinekoljik hastalığı olanlar
    a. Endometriozis
    b. yumurtalık kistleri
    c. rahim kaynaklı gelişimsel anormallikler
    d. Myomlar
    ;e. Rahim ve yumurtalığın alınmasını gerektiren kanser dışı nedenler (kanama, kist, kitle gibi)

    2. Jinekolojik kanseri olanlar
        a. Rahim içi (endometrium) kanser
        b. Rahim duvarı kaynaklı kanser
        c. Rahim ağzı (cervix) kanseri
        d. Yumurtalık kanseri

    3. Pelvik taban fonksiyon bozukluğu
        a. Idrar kaçırma
        b. Rahim sarkması
        c. Barsak ve/veya idrar kesesinin vajenden sarkması

    Kimler uygun?
    Genel durumu operasyona elverişli olan herkeste endoskopi yapılabilir. Ağır solunum veya kalp problemleri olanlarda işlem sırasında baş aşağı posizyon kullanıldığından endoskopi tercih edilmeyebilir.

    Avantajları nedir?
    Laparoskopi ve histeroskopi ile artık karın açılarak yapılan ameliyatların çoğu yapılabilmektedir. Endoskopinin avantajları cilt üzerindeki kesilerin çok daha küçük olmasından kaynaklanır. İçeride yapılan operasyonun boyutu açık cerrahi ile aynıdır. Bu nedenle hasta daha az ağrı hisseder, hastanede daha kısa süre kalır, ve işine daha erken döner.

    Daha kısa iyileşme süresi
    Daha çabuk işine geri dönme
    Daha az ameliyat kanaması
    Daha küçük cilt kesisi
    Daha az karın duvarı enfeksiyonları

    İlk çıktığı tarihlerde sadece karın içerisine bakmak için, yanı tanısal amaçla kullanılan laparoskopik cerrahideki gelişmeler oldukça hızlıdır.

  • Tüp Bebek

    Tüp Bebek

    Tüp bebek tedavileri artık tüm dünyada standartlaşmış 3 temel adımdan oluşur. Tedavi yumurtalıkların çok sayıda yumurta hücresi üretmeleri amacıyla uyarılması ile başlar. Uyarılma, farklı günlerde ve farklı dozlarda ve hatta farklı yollar ile (ağızdan veya iğne ile) kullanılan ilaçlar ile olmaktadır. Yine bu süre hastadan hastaya değişiklik göstermekle birlikte ortalama 8-11 gün kadar sürebilir. Sonraki adım ise bu yumurtaların toplanması ve embryo oluşturmak üzere döllenmesidir. Döllenmeden sonra embryolar annelerinin rahmine transfer edilecekleri ana kadar 3-5 gün süreyle laboratuvardaki inkübatörlerde saklanırlar. Transferden 10-12 gün sonra gebelik testi yapılır.

    Her ne kadar bu standartlaşmış basamaklar mevcutsa da her çift kendine özeldir ve farklı yaklaşımları gerektirir. İşte bu nedenle bu konuda uzmanlaşmış ve tedavinin her aşamasında sizinle iletişimde olacak bir ekip ile yola çıkmalısınız. Tüp bebek tedavisi sadece bir ilaç tedavisi yumağı değil çift ile birlikte ekibin psikolojik olarakta birlikte yürümeleri gereken yoldur.

    En önemli nokta ise tedavi sonucu beklentinin ne olması gerektiğidir.

    Tüm teknolojik gelişmelere rağmen bu tedavi sonucu başarı yüzde yüz değildir ve başarıda önemli olan en önemli faktörler;

    • Kadın yaşı,
    • Daha önce gebeliğinin olup olmaması,
    • Tüp bebek yapma

    Nedeni olarak sayılabilir.

    Hastalarımızın tedavi seçeneklerini ve olası başarı şanslarını karşılıklı konuşmayı istemekteyiz ancak olası beklentileri için Amerika Birleşik Devletlerinde ki tüm tüp bebek uygulamalarında kadın yaşına göre elde edilen gebelik oranlarını incelemelerini öneririz.

  • Kısırlık

    Kısırlık

    Kısırlık, düzenli cinsel ilişkiye rağmen (ideal olarak haftada 2-3 kere) 1 yıl içinde gebelik olamaması olarak tanımlanır. 35 yaş altında kadınlarda ideal olarak belirtilen süre yukarıdaki gibi 1 yıl iken 35 yaş üzeri kadınlarda veya yumurtalık gücünü azaltacak cerrahi öykü gibi ek faktörlerin varlığında ya da yumurtlama bozukluğunu düşündüren düzensiz adet gibi öykü varlığında incelemelerin hemen başlatılması gerekebilir.

    Kısırlık denince yanlış algı ile sadece kadın akla gelmekle birlikte yaklaşık %25 çiftte sadece erkekler çocuk sahibi olamama da ana faktör iken %20 çiftte de hem erkek hem de kadında sorun bulunabilir. Dolayısıyla ilk inceleme ve muayenede mutlaka çift ile birlikte yani hem erkek hem de kadın ile birlikte görüşmeliyiz.

    Temel olarak ilk görüşmede kadın açısından olası yumurtlama düzensizliği, ek endokrinolojik problemler ve geçirilen enfeksiyonlar ile sıkça bulunabilen rahim tüp tıkanıklığı sorgulanır. Gerekli durumlarda ise ek incelemeler olarak kadında; kanda hormon testleri, rahim ve yumurtalıklar için ultrasonografi, tüp tıkanıklığı açısından rahim-tüplerin filmi istenebilir. Tabii ki bunlara ek olarak erkekte de cinsel fonksiyon açısından ayrıntılı bir sorgulama ile sperm yeterliliği açısından sperm testi istenecektir.

    Bu incelemeler sonunda ise çifti bekleyen seçenekler olacaktır; yumurtlama fonksiyonunu düzenleyecek sadece ağızdan ilaç tedavisi, yumurtlamayı sağlayacak iğne ile birlikte eşin sperminin rahime uygun zamanda verildiği aşılama tedavisi veya tüp bebek tedavisi gibi…

  • Kronik Pelvik Ağrı

    Kronik Pelvik Ağrı

    Kronik pelvik ağrı göbek deliği altı ile leğen kemiği arasında lokalize, 6 aydan daha uzun süredir var olan, devamlı yada aralıklarla gelen ağrılar olarak tanımlanmaktadır. Kronik pelvik ağrılar kadınlar arasında en sık görülen medikal problemler arasında yer alır. Ağrı genellikle orta şiddettedir ve künt, keskin yada kramp tarzında olabilir. Sıklıkla karnın alt kısmında,kasık bölgesinde tarif edilir. Hemen hemen her durumda ortaya çıkabilir. Cinsel ilişki esnasında, tuvalette hatta merdiven çıkarken bile ağrı başlayabilir. Sıklıkla uzun süre ayakta durmak ağrıları başlatır. Şiddeti hafiften çok şiddetliye kadar uzanabilir.

    Tüm kadınların yaklaşık %10‘unda var olan bu ağrı türü kadınların çok çeşitli tıbbi müdahalelere tabi tutulmasına neden olan ve çoğu durumda kesin tanıya gidilemediğinden kadının sosyal yaşamını derinden etkileyebilen bir ağrıdır. Jinekolojik muayenelerin %15, laparoskopilerin %20 kadarı bu nedenle yapılır.

    Kronik pelvik ağrı varlığında depresyon ,uyku problemleri ,iştahsızlık ve halsizlik problemleri görülür. Ne tür olursa olsun ağrı kaslarda bir gerginlik yaratır. Uzun süren ağrılar pelvik bölge dışındaki mesane, bel kasları,bağırsaklar gibi kaslarda da fonksiyon bozukluklarına neden olur.

    Hatta pelvik alandaki cilt ve bağ dokularında da hassasiyet görülebilir.

    Araştırmalar depresif, aşırı stres altında olan ve cinsel yada fiziksel tacize uğramış kadınlarda daha sık kronik pelvik ağrı olduğunu göstermektedir. Ruhsal gerginlik henüz bilinmeyen bir mekanizma ile belki de sistemin kimyasını bozarak ağrı ile mücadele etme yeteneğini bozmaktadır.

    Kronik pelvik ağrının nedenleri nelerdir?

    Kronik pelvik ağrıların %90 nedeni jinekolojik sorunlara bağlıdır. Jinekolojik nedenlerle olan pelvik ağrıların bir kısmı uterus dışı nedenlerle, bir kısmı ise uterin nedenlerle olan pelvik ağrılardır
    Kronik kasık ağrısı tıbbın esrarengizliğini koruyan konularından birisidir. Altta yatan bir neden bulunamadığından nasıl baş edileceği de bilinmez.

    Kronik kasık ağrısının nedeni her zaman tam olarak bilinemez. Altta yatan organik bir sebep olabileceği gibi pek çok durumda ağrının nedeni psikolojik nedenlerdir. 50’den fazla durum kasık ağrısına yol açabilir.En sık suçlanan nedenler şunlardır:

    • Enfeksiyonlar

    Kronik ağrı nedenlerinden akut enfeksiyonlar ve bunların sekelleri önemli rol oynar. Aslında enfeksiyon esnasındaki ağrı kronik değildir ancak enfeksiyona bağlı gelişen yapışıklıklar normal anatomiyi bozdukları ve organlarda yer değiştirme ile çekilmelere neden oldukları için kronik ağrı sebebidirler.

    Endometriosiz ( Çikolata Kisti )

    Rahim iç tabakasının bulunması gerektiği yerden daha farklı bir yerde bulunmasına endometriyozis adı verilmektedir. Rahim iç tabakası normalde her ay düzenli olarak kanamayla atılan bir dokudur ve endometriyoziste doku karın içinde bir yerde hapsolduğundan kanama buraya olur. Karın içindeki kan vücut tarafından yok edilirken oluşan iltihabi süreç ve oluşan yapışıklıklar kadının ağrı duymasına neden olur.Endometriozisde ağrı en sık rastlanılan şikayettir.Ağrı genelde adet kanamaları ile birlikte görülür.

    • Yapışıklıklar

    Pelvis içinde veya karnın daha üst kısımlarında daha önceden geçirilmiş ameliyatlara bağlı, endometriyozise veya pelvik enfeksiyonlara bağlı yapışıklıklar oluşabilmektedir. Bu yapışıklıklar özellikle bağırsakların hareketlerini kısıtladıklarında şişkinlik ön planda olmak üzere çeşitli şiddette ağrıların ortaya çıkmasına neden olabilmektedir. Yapışıklıklar çoğu durumda kronik ağrının laparoskopi yöntemiyle değerlendirilmesinde saptanırlar. Bu yapışıklıkların aynı seansta giderilmesi mümkün olmakla beraber bazen geniş ve kalın yapışıklıklar için açık ameliyat gerekebilir.

    • Yumurtalık kistleri ve miyomlar

    Kronik ağrıların bir nedenide yumurtalık kisti ve miyom varlığıdır.

    • Rahimde pozisyon bozuklukları

    Rahimin geriye doğru dönük olması uzun yıllardır kronik pelvik ağrı ve bel ağrısı nedeni olarak görülmektedir. Her 100 kadından yaklaşık 20 sinde rahim geriye doğru dönüktür. Gerçekte bu durum ağrıya neden olmaz ancak eğer rahimin geriye dönük olmasına neden olan endometriozis yada yapışıklık gibi bir etken var ise bu aynı zamanda kasık ağrısına da yol açabilir. Eğer muayenede rahim geriye doğru dönük olmasına rağmen rahat hareket edebiliyor ise yani serbestse büyük olasılıkla ağrının nedeni geriye dönüklük değildir. İleri derecede geriye dönüklük varlığında ise rahimin kan dolaşımı bozulacağından ağrı görülebilir.

    • Zor Doğumlar (Allen Masters sendromu)

    Bebeğin uzun süreler sonunda ve zorlanarak doğduğu durumlar vajina ve dış genital bölgede yırtıklar oluşmasına neden olabileceği gibi aynı durum rahimi yerinde tutan bağlar için de geçerli olabilir. Bu yırtıklar büyük olduğunda özellikle adet döneminde şiddetlenmekle beraber sürekli var olan bir ağrı nedeni olabilmektedirler.Doğum sonrası rahimi yerinde tutan ve sarkmasını engelleyen bağlarda yırtılmalar olabilir. Yırtıkların iyileşmesi tam olmaz ve defekt kalır ise şiddetli pelvik ağrı ortaya çıkar. Bu durumun tedavisi pek mümkün değildir. Defekti düzeltmek için yapılan cerrahi girişimler genelde sonuç vermez.
    Ayrıca dışa boşalma yöntemi ile korunan kadınlardada kronik pelvik ağrılar sıklıkla görülmektedir.Nedeni uterus yan bağlarında erkeğin penisi ani geri çekimine bağlı olarak küçük kanamalar olması ve zaman içinde burada yapışıklık olmasıdır.

    • Pelvik konjesyon (göllenme)

    Pelvisi oluşturan damarlarda kan göllenmesi olarak adlandırabileceğimiz bu durumun kronik ağrıya neden olabileceği ileri sürülmektedir.Ancak bunun mekanizması tam olarak açıklanamamıştır. Tanı genellikle kronik ağrının değerlendirilmesi amacıyla uygulanan laparoskopi incelemesinde bölgedeki toplar damarların şiştiğinin gözlenmesiyle konur. Tedavide doğum kontrol hapları veya diğer hormon içerikli ilaçlar kullanılabilir.

    • İnterstisiyal sistit

    İnterstisiyal sistit enfeksiyon belirtileri olmadan mesanenin içini döşeyen dokunun kronik olarak iltihaplanmasıdır. Bu rahatsızlığın belirtileri arasında ağrı, basınç hissi ve sık sık idrara gitme hissi yer alıyor. Nedeni tam olarak bilinmeyen bu durumun tanısı sistoskopi (optik bir cihaz ile mesanenin incelenmesi) ile konur. Tedavisi oldukça zor olan bu durumda üroloji hekimine başvurmak gerekir.

    • Mittelschmerz (yumurtlama ağrısı)

    Dismenore dışında bilinen tek siklik yani düzenli,ritmik ağrıdır. Adet döneminin ortasında yaklaşık 14. güne denk gelen dönemde görülür. Yumurtalık içinde büyüyen yumurta hücresinin yarattığı bası ve çatlama esnasında yumurtalık dokusunun bütünlüğünün bozulması bu ağrıya neden olur. Yine çatlama sonrası görülen az miktarda kanama karın boşluğunda irritasyon ve ağrıya neden olur.

    Mide-barsak sistemine ait kronik pelvik ağrı nedenleri

    Kronik apandisit: Kronik apandisit durumunda sağ alt kadran ağrısı izlenir. Apandiste perforasyon olursa pelvik apse gelişir ve kronik pelvik ağrıya neden olabilir.
    İnflamatuvar barsak hastalıkları: Ülseratif kolit ya da Crohn hastalığı gibi kalın barsağı tutan hastalıklar kronik pelvik ağrıya neden olur. Karında şişkinlik, aralıklarla gelen kramplar, kronik kanlı ishal gibi şikayetlere neden olur.

    Kolon ve rektum kanseri: Kronik pelvik ağrı yapan nedenler arasındadır.
    Kas – iskelet sistemi hastalıklarına bağlı kronik pelvik ağrı nedenleri

    Koksikodini: En çok zor ve travmatik vajnal doğum sırasında kuyruk sokumunda (sakrokoksigeal ligament) oluşan hasar sonucunda ortaya çıkar. Bu hastalar özellikle merdiven çıkarken ya da uzun süre oturmada kuyruk sokumunda ağrı hissederler. Bu bölgede oluşan hasar nedeniyle kaslarda gerilim (gerilim myaljisi) sonucunda pelvis tabanında, kaslarının spazmı ile kronik ağrılar ortaya çıkar. Kuyruk sokumunda olan hasar düşmeler ya da trafik kazası gibi olaylara bağlı olarak da gelişebilir.

    Levaton ani sendromu: Pelvis taban kaslarının spazmından kaynaklanır. Bu hastalar vajinal ya da rektal muayene sırasında batma tarzında ağrı olduğunu oturma pozisyonunun ağrıyı artırdığını ve sıcak uygulamanın ağrıyı hafiflettiğini ifade ederler.

    Miyofasyal ağrı sendromu: Kas üzerinde tetikleyici noktalardan başlayan kas ağrısı, lokal yansıyan ağrıya ya da pelvik ağrıya neden olur. ”Carnett belirtisi” adı verilen kasın gerilmesiyle lokal hassasiyetin artması gözlenir. Hasta sırt üstü yatar pozisyonda iken düz bacak kaldırma ya da başını göğsüne değdirme hareketi sırasında, kaslarda ağrının ortaya çıkması miyofasyal ağrı sendromunu destekler.

    Fibromiyalji: Kaslarda, eklem yerlerinde yaygın ağrı, yorgunluk, bitkinlik, uyku bozukluğu, kramplar, kulak çınlaması ile seyreden bir hastalıktır. Hastanın tüm tetkikleri normal çıkar, teşhis hastanın ifadesine göre konur.

    Psikolojik nedenler

    Diğer bütün etkenler bir yana kronik pelvik ağrıda en önemli neden psikolojik faktörlerdir.Yapılan araştırmalarda kronik pelvik ağrıdan şikayetçi olan hastalarda psikolojik bozukluklar anlamlı oranda fazla bulunmuştur.

    Tanı için ne yapılır?

    Kronik pelvik ağrının tanısında amaç altta yatan etkeni ortaya çıkarmaktır. Bu amaçla muayeneden laparoskopiye kadar pek çok tanısal girişimde bulunulur. Kan tetkikleri enfeksiyonu gösterme açısından yardımcı olabilir.

    Tanıda kullanılan yöntemler:

    • Muayene: Enfeksiyon bulgularının saptanması, pelvis boşluğunu dolduran kitlelerin tespit edilmesi ve hassas alanların belirlenmesi açısından önemlidir.
    • Görüntüleme yöntemleri:Ultrason, karın röntgen filmi, bilgisayarlı tomografi ve manyetik rezonans karın boşluğu içindeki anormal oluşumları saptamak için önemlidir.
    • Kan ve idrar tetkikleri: İdrar yolu enfeksiyonlarını ve kasık ağrısına yol açabilen bazı kan hastalıklarını tespit için kullanılır.
    • Kültür: Cinsel yolla bulaşabilen hastalıkların tespiti için vajinal ve servikal kültürler alınabilir.
    • Laparoskopi: Endometriozis ya da pelvik konjesyon gibi hastalıkların saptanması açısından kronik kasık ağrısında son çare olarak laparoskopi yapılabilir.

    Tedavi nasıl düzenlenir?

    Kronik pelvik ağrıda tedavi altta yatan etkene yöneliktir.Böyle bir etken bulunmadığında psikoterapi yardımcı olur.
    Kronik pelvik ağrıya neden olabilecek çok çeşitli hastalıklar olduğu için tedavide hasta ve hasta yakınlarının eğitimi son derece önemlidir. Hastanın ruh hali, psikososyal durumu da bu ağrılarda etkilidir. Hekim ve hasta ağrıya neden olabilecek olasılıkları tartışmalı ve ağrının tedavisi sırasında yapılacak çalışmalar sıralanmalıdır. Hasta tedaviden sonra düzenli aralıklarla kontrol edilmelidir.
    Kronik pelvik ağrının medikal tedavisinde analjezikler, antidepresan ilaçlar gibi bir takım ilaçlar kullanılmakla beraber bu hastaların psikolojik destek alması da gerekmektedir.

    Medikal Tedaviler

    • Analjezikler: Narkotik olmayan analjezikler (ibuprofen, naprosyn, vb) mide ve barsakta ülserasyon yapabileceğinden dikkatli kullanılmalıdır. Ağrı çok fazla ise ve diğer yöntemler ile tedavi edilemiyorsa narkotik analjezikler (hidrokodon, oksikodon, kodein, v.s.) tercih edilir. Bu ilaçlar sersemlik, uyuşukluk, bulantı yapabilir.
    • Hormon tedavileri: Pelvik ağrılarınız adet döngüsünün belirli bir fazı ve yumurtlamayı sağlayan hormonal değişiklikler ile çakışabilir. Doğum kontrol hapları ve diğer hormonal ilaçlar pelvik ağrılarınız hafifletmeye yardımcı olabilir.
    • Antibiyotikler: Bir enfeksiyon ağrı kaynağı ise, antibiyotik tedavisi gerekebilir.
    • Antidepresanlar: Özellikle kronik pelvik ağrısı ve depresyon belirtisi olan hastalarda trisiklik antidepresan tercih edilir. Kas spazmına bağlı ağrılarda ise spazm giderici ilaçlar kullanılabilir. Pelvik taban kasları gevşetmek için gerektiğinde elektrikli sinir stimülasyonu ya da masaj tedavisi gibi çeşitli yöntemler kullanıldığı gibi bu tür ağrıların tedavisinde başarı sağlayan fizik tedavi uzmanından da yardım alınabilir.

    Terapiler

    Doktorunuz kronik pelvik ağrısı için tedavinin bir parçası olarak spesifik bazı terapiler veya prosedürler önerebilir. Bu tedaviler aşağıdaki gibidir:

    • Fizik tedavi: Karın bölgenize sıcak ve soğuk uygulamalar, germe egzersizleri, masaj ve diğer gevşeme teknikleri ile kronik pelvik ağrı düzelme gösterebilir. Doktorunuz ayrıca pelvik taban kaslarını güçlendirmek için egzersizler önerebilir. Bir fizyoterapist bu terapiler ve başa çıkma stratejileri ile size yardımcı olabilir.
    • Deri yoluyla elektriksel sinir stimülasyonu (TENS): Bu yaklaşım, lokalize veya bölgesel ağrıların düzelmesine yardımcı olabilir. TENS tedavisi sırasında, elektrotlar yakındaki sinir yollarına elektriksel uyarılar gönderirler ve bu şekilde bazı ağrıların kontrol edilmesine yardımcı olur.
    • Danışmanlık: Hasta depresyon, cinsel istismar, kişilik bozukluğu, sorunlu bir evlilik ya da bir aile krizi ile iç içe olabilir. Bu nedenle psikolojik, sosyal, ruhsal ve duygusal sorunlar için yardım alma, tedavi planının önemli bir parçası olabilir.
    • Tetikleyici nokta enjeksiyonları: Doktorunuz ağrı hissediyorum dediğiniz belirli bir nokta bulursa, olası bir tedavi seçeneği olarak ağrılı noktaya bir enjeksiyonla uyuşturucu ilaç enjekte eder. Bu şekilde, genellikle uzun-süreli etkili lokal anestezik, ağrıları engellemek ve rahatsızlıkları gidermek için kullanılabilir.

    Cerrahi Tedaviler:

    • Laparoskopik cerrahi: Bazı durumlarda, pelvik yapışıklıklar veya endometrium dokusu laparoskopik ameliyatla alınabilir. Laparoskopik cerrahi sırasında, doktorunuz bir kameranın bağlı olduğu araçlar kullanarak, karında birkaç küçük kesi yoluyla işlemi gerçekleştirir.
    • Laparoskopik uterin nevre ablation (LUNA):Ağrının giderilmediği durumlarda başvurulan yeni bir ameliyat türü ise rahme uzanan sinirlerin kesildiği ve laparoskopik uterin nevre ablation (LUNA) olarak adlandırılan ameliyattır. İlaç tedavisine ve klasik cerrahi girişimlere cevap vermeyen durumlarda LUNA kesin sonuç verebilir.
    • Histerektomi: Son çare olarak, doktorunuz histerektomi önerebilir. Ameliyatla rahimi kaldırma işlemi gerekebilir. Histerektomi ağrının bazı nedenleri için bir seçenek olabilir mecbur kalmadıkça tavsiye edilmez. Eğer ağrılarınız diğer konservatif tedavi yaklaşımları sonrasında gitmediyse ve şiddetli adet ağrısı yaşıyorsanız uygulanabilir.
  • Normal Doğum Ve Sezaryan

    Normal Doğum Ve Sezaryan

    Anne Adayları, Doğum Şeklinize Doktorunuzla Birlikte Karar Vermelisiniz

    Son yıllarda yurdumuzda ve tüm dünyada en çok tartışılan konulardan biri de anne adayının doğum şeklidir. Gebelerin büyük bir bölümünde doğum şekli konusunda gebelik süreci boyunca bir kararsızlık olmaktadır.

    Şöyle bir inanış var: Normal doğum, sezaryendan daha iyidir

    Bu kabul edilemeyecek bir şeydir. Bazı koşullarda normal doğum anne için çok zararlıdır ve sezaryen yapılması gerekir. Ama koşullar iyiyse normal doğum anne için elbette iyidir. Normal doğumda annenin iyileşme süreci çok daha hızlıdır. Anne hastaneden daha çabuk çıkar, normal işine ve normal hayatına daha çabuk döner. Bebek için ise, eğer her şey yolunda gidiyorsa, normal doğumda hiçbir problem yaşanmaz. Sezaryen ancak gerektiği taktirde yapılmalıdır.

    Normal Doğumun Bebek İçin Faydaları:

    • Anne adayı normal doğumda daha hızlı iyileşir.
    • Günlük hayatına daha hızlı bir şekilde döndüğü için bebeği ile daha fazla ilgilenebilir.
    • Normal doğumda anestezi kullanılmadığı için anestezinin herhangi bir riski taşınmaz.
    • Normal doğum ile doğan bebeklerde solunum problemlerinin oluşma riski daha az olmaktadır. Bu durumun sebebi, bebek doğum kanalından geçerken bir baskıya uğrar. Bu baskı da akciğerlerindeki amniyon suyunun atılmasına yol açar. Bu sebeple solunum riskleri azalır.
    • Bebek normal doğum esnasında doğum kanalından geçerken ağzı ile çeşitli bakterilere temas eder. Bu bakterilerin bebeğin bağışıklık sistemi için oldukça yararlı olduğuna dair çalışmalar vardır.
    • Normal doğumun yaşandığı anda, bebekte oluşan hormonal dalgalanmaların bebeğin dünyaya gelmesinin ardından anne ile ilişkisinin sağlamlaştırılmasında yararlı olduğuna inanılır. Normal doğum aşamasında bebekte endorfin hormonu salgılanır. Endorfin mutluluk hormonudur. Bu hormonlar bebeğin dünyaya daha kolay adapte olmasını sağlar.
    • Normal doğum yöntemi ile dünyaya gelen bebekler, anne memesini daha kolay bulabilmektedir.
    • Normal doğum ardından anne ile bebek arasında cilt teması oldukça güçlü bir şekilde kurulur. Bu sayede anne ve bebek iletişimi ve bebeğin anneye daha çok bağlanması sağlanmış olur.
    • Normal doğumla doğan bebekler sezaryen ile dünyaya gelen bebeklere göre yoğun bakıma daha az alınırlar.

    Normal Doğumun Anne İçin Faydaları:

    • Normal doğum ardından anne daha kolay iyileşir ve normal yaşantısına daha çabuk dönebilir.
    • Bebeklerini normal doğumla dünyaya getirmiş olan anneler, hastaneden daha kısa sürede çıkarlar. Hastaneden erken çıkmak maddi olarak anneye avantaj sağlar.
    • Normal doğum ile doğuran anneler için ”doğumda anne ölüm oranları” daha az etkilidir.
    • Doğumu normal yapan annelerin rahminde bir kesi ya da hasar meydana gelmez. Bu sebeple ikinci gebeliklerinde de normal doğum yapabilirler.
    • Normal olarak yapılan doğumlarda doğum ardından enfeksiyon ve kanama benzeri riskleri yaşama olasılığı daha az olmaktadır.
    • Normal olarak doğum yapan kadınların doğum ardından ağrı gibi sorunları sezaryene göre oldukça azdır.

    Normal Doğumun Dezavantajları

    • Doğum sırasında doğum ağrılarının duyulması,
    • Sancı korkusu ve çekilen sancılar,
    • Doğumda devamlı olarak ıkınmak gibi fiziksel hareketlerin sebep olduğu yorgunluk,
    • Vajinaya kesi uygulanması,
    • Doğum ardından vajinada ortaya çıkabilecek sorunların daha fazla olması,
    • Doğum sırasında meydana gelebilecek yan etkilerin daha fazla olmasıdır.
    • Sezaryen doğum hangi durumlarda yapılır?
    • Bebeğin doğum kanalına başla ilerlememesi halinde
    • Plasentanın rahim girişini kapatması
    • Plasentanın rahim duvarından erken ayrılması halinde
    • Bebeğin iri olması halinde yani makrozomi durumunda
    • Anne adayının çatısının dar olması halinde
    • Bebekle ilgili bazı yapısal anormalliklerin olması durumunda
    • Anne adayındaki doğum korkusu, vajinusmus gibi durumlarda
    • Çoğul gebeliğin olması halinde
    • Rahimde miyomların halinde
    • Anne adayı açısından ıkınmanın riskli olması halinde
    • Annedeki herpes enfeksiyonu, genital siğil gibi sorunların bulunması
    • Anne adayının daha önceden geçirdiği operasyonlar
    • Bebeğin acilen doğmasının gerekli hallerde sezeryan doğum yapılabilir.

    Sezeryan Doğum Nasıl Olur

    Normal koşullarda sezaryenle doğum 30-45 dakika içinde tamamlanır. Olası bir aksilikte bu süre bir saate kadar çıkabilir. Doğum anestezi altında uygulanır. Bu genel anestezi olabileceği gibi spinal anestezi ile de yapılabilir.

    Yapılan cerrahi işlemde ağrı duyulmaması için anne adayına anestezi verilir. Genel anestezide doğumda herhangi bir şey hissedilmediği gibi, tamamen uyunur. Spinal yani epidural anestezide anne adayı uyanık olur, ancak ağrı duymaz. Bu yöntemde belden ince bir tüple girilerek, anestezi verilir. Bu şekilde sadece vücudun altı uyuşturulur.

    Sezeryan Doğumun Dezavantajları

    Sezaryen ameliyatında çok nadiren görülse de en sık görülen komplikasyonlar enfeksiyon, kanama ve pelvik organ yani rahime yakın bulunan mesane, barsak gibi organların yaralanmalarıdır. Aezaryen ameliyatlarının %1-2‘sinde aşırı kanama nedeniyle kan transfüzyonu gerekebilir. Çok nadiren aşırı kanama nedeniyle rahmin ameliyatla alınması bile gerekebilir. (bkz: doğum sonrası aşırı kanama)

    • Sezaryen ameliyatı sonrasında bacak damarlarında pıhtı oluşması (derin ven trombozu, dvt) ve akciğerlere pıhtı atma riski normal doğuma göre fazladır.
    • Sezaryenin bir dezavantajı doğumdan hemen sonra anne bebek etkileşimini geciktirmesi veya engellemesidir.
    • Sezaryen sonrası anne normal doğuma göre çok daha geç iyileşir. Hastaneden daha geç taburcu olur. Günlük hayatına ve işine dönmesi daha uzun süre alır.
    • Sezeryan sonrası ağrı normal doğuma göre çok daha fazla olur.
    • Sezaryen amelyatı geçiren annenin sonraki doğumlarında plasentanın (bebeğin eşinin) rahim ağzına yerleşmesi veya rahim duvarına yapışması gibi (previa, dekolman, akreata) komplikasyonlar daha sık görülür.
    • Sezaryen ameliyatı geçiren anne sonraki bebeklerini normal doğum ile doğurma şansını büyük oranda kaybeder.

    Sezaryen sonrasında bebekte solunum sıkıntısı olma riski daha fazladır. Normal doğumda bebek doğum kanalından geçerken uğradığı basınç sayesinde akciğerlerindeki su dışarı atılır ancak sezaryende bu gerçekleşmediği için solunum sıkıntısı meydana gelebilir. Elektif sezaryende bebekte yenidoğan geçici takipinesi (TTN) ve RDS gelişme riski 7 kat fazla bulunmuştur.

    Nadiren genel anesteziye veya spinal, epidural anesteziye bağlı komplikasyonlar oluşabilir.

    • Sezaryen olan annenin doğumdan sonra herhangi bir komplikasyon nedeniyle tekrar hastaneye yatma riski normal doğum yapanlara göre daha fazladır.
    • Sezaryen ile doğan bebeklerde meme emme başarısı daha düşüktür.
    • Bazı araştırmalar sezeryan ile doğan çocuklarda astım hastalığına daha sık rastlandığını göstermiştir.
    • Sezaryen olan annelerin karınlarında ameliyata bağlı oluşabilecek yapışıklıklar nedeniyle ileride infertilite (kısırlık) problemi yaşama riskleri daha yüksektir.
  • Gebelikte Mide Bulantısı

    Gebelikte Mide Bulantısı

    Erken gebelik haftalarında yorgunluk hissedilmesi, bulantı ve kusmalar görülmesi oldukça sık karşılaşılan bir durumdur. Gebelerin yaklaşık yarısında bulantı ve kusma görülürken , %30 da kusma olmadan sadece bulantı oluşur. Gebelik sırasında görülen bulantı ve kusmalar rahatsız edici , fakat gebelik sürecinin tamamen normal bir parçasıdır.

    Hamileliğe bağlı bulantı ve kusmalar genelde gebeliğin 6. haftası civarında başlar ve 14-16. haftalar arasında şiddeti giderek hafifler ve kaybolur. Sıklıkla sabahları görülmekle beraber, günün herhangibir saatinde de bulantı ve kusmalar olabilmektedir. Bununla birlikte bazı kadınlarda belirtiler 4. haftada başlayıp tüm hamilelik boyunca da devam edebilir.

    NEDEN OLUR?

    Gebelikte bulantı ve kusmalarının gerçek nedeni bilinmemektedir. Ancak hormonlar,gebeliğin erken döneminde yaşanan hormon seviyesi değişiklikleri kısa süreli bulantı ve kusmalara neden olabilmektedir. Gebeliğin erken döneminde yükselmeye başlayan östrojen seviyeleri ilk üç ay içinde en üst seviyelere çıkar ve bu dönemde bulantı ve kusmaların en fazla olduğu dönemdir. Yükselen östrojen seviyeleri koku duyunuzu keskinleştirir ve bu nedenle bazı kokular bulantıyı tetikleyebilir.

    TEDAVİ

    Gebeyi yemek, sigara, parfüm, gibi rahatsız eden kokulardan uzak tutmak gerekir Mümkün olduğunca az ve sık öğünler, yataktan kalkmadan bisküvi, kızarmış ekmek gibi kuru gıda tüketmek,bulantı yapan yiyecek maddelerini bir dönem tüketmemek, kızartmalar ve soslu yemekler yememek,çok gerekli olmadıkça multivitamin ve kan ilacı gibi ilaçların kullanılmaması,haşlanmış patates, pilav, yoğurt, tuzlu leblebi gibi yiyecekleri tüketmek, mide yanma ve ekşimelerinin yoğun olduğu dönemlerde soda ve soğuk içeceklerin tüketimi işe yarayabilir. Bu basit önlemlerle hastanın bulantısı geçmiyorsa doktor,gebeyi uygun gördüğü dozda ,B6 vitamini, bulantı önleyici ve mide asidini azaltıcı ilaçlarla destek vererek tedavi eder. Bu dönemde 3-4 kilo kaybedilmesi çok önemli bir sorun yaratmaz. Önemli olan kusmaların az olması ve sıvı kaybı olmamasıdır.

    GEBELERDE AŞIRI KUSMAYA DİKKAT

    Aşırı gebelik kusmasında ise durum çok farklıdır. Her gebede görülmesi doğal olan bulantı ve kusmalar aşırı olduğunda vücutta doku ve hücre içi suyunun azalmasına yol açacak bir boyuta erişebilir ve bu durum tüm sistemleri ciddi şekilde olumsuz etkileyen, hastane koşullarında tedavi gerektiren ciddi bir gebelik komplikasyonu haline dönüşür.

    Vücuttaki tüm sistemlerin çalışmasında sıvı ve elektrolit dengeleri çok önemli rol oynar. Tüm kasların düzenli kasılmaları, kalbin çalışması, iç organ fonksiyonlarının sürdürülmesinde sıvı – elektrolit dengesi esas olup aşırı gebelik kusması zamanında müdahale edilmediği takdirde çok ağır sonuçlara yol açabilecek bir hastalık durumudur.

    Gebede böyle bir durum tespit edildiğinde hastaneye yatırılarak tedaviye başlanır. Ağızdan beslenme tamamen kesilerek kan biokimyası ve elektrolit düzeylerindeki dengesizlikler değişik serum kombinasyonları ile düzeltilmeye çalışılır. Bu arada merkezi sinir sistemi üzerinde etkili güçlü kusma engelleyici ilaçlar ile sıvı kaybının engellenmesine çalışılır. Kardioloji, iç hastalıkları, gastroenteroloji ve psikiyatriden hastanın yönlendirilmesinde yardım alınır.

    KUSMAYA NEDEN OLABİLECEK HASTALIKLAR

    Bu arada aşırı kusmaya yol açabilecek diğer sistemleri ilgilendiren hastalıkların da incelenmesi gerekir. Bunlar arasında en sık rastlananlar peptik ülser, safra kesesi taşı ya da kolesistit, pankreatit, piyelonefrit ve hipertiroidi sayılabilir. Hastanın şikayetleri tamamen ortadan kalkıp ağızdan beslenmeye başlanmadan ve kilo kaybı durmadan hastaneden taburcu etmemek gerekir.

  • Gebelikte Kabızlık

    Gebelikte Kabızlık

    Gebelikte kabızlık oldukça sık rastlanan bir durumdur. Dışkılama sıklığının azalmasına, hatta rahatsızlık verecek derecede dışkı çıkaramamaya kabızlık denir.

    Dışkınız katı, sert, küçük hacimli olur ve beraberinde şişkinlik, gerginlik, rektal dolgunluk ya da dışkıyı tam boşaltamadığınızı hissedersiniz.Sebeplerinden biri gebelikte hormon düzeylerindeki artışa bağlı olarak bağırsaklarda yaşanan kas dokusu gevşemesi, diğer bir sebebi ise büyümekte olan uterusun baskı yapmasıdır. Ama bu çözülemeyecek bir durum değildir.Tuvalet alışkanlıklarınız, büyük bir olasılıkla hamilelikte değişecek. Kadınların çoğunda kabızlık olur, genellikle bunu düzensiz dışkı çıkarma takip eder. Basur daha sık oluşur . Aşağıda yazanlara dikkat ederek kabızlığın üstesinden gelmeniz mümkün.

    Neler yenilmelidir?

    Bol sıvı yanında posalı (lifli) gıdaların da tüketilmesi gebelikte kabızlık şikayetini azaltır.

    Lifli gıdalar

    • Kepekli ekmek,
    • Yulaf ezmesi,
    • Barbunya,
    • Kepekli makarnalar,
    • Kayısı,
    • Kuru üzüm,
    • Bezelye,
    • Pırasa,
    • Esmer pirinç,
    • Ahududu
    • Kuruyemişte

    Bol miktarda vardır.

    Ayrıca bolca kayısı, erik, incir kompostoları ve doğal meyve suları içebilirsiniz. Eğer normalde çok az lifli besin alıyorsanız, öğünlerinize lifli besinleri azar azar ekleyin, aksi takdirde midenizde sıkıntı yaşarsınız. Bütün günkü öğünlerinizi 6 eşit parçaya bölerseniz çok daha iyi olacaktır; çünkü 3 büyük öğünde kendinizi çok rahatsız hissedebilirisiniz.

    Kahve, kola gibi içecekler ve muz gibi nişastalı gıdalar kabızlık yapar. Bu tür gıdalardan uzak durun.

    Öğün atlamak sindirim sisteminin çalışma sistemini sekteye uğratır. Bu nedenle özellikle kahvaltı ve öğle yemeklerinizi atlamamaya özen gösterin.
    Yoğurt, bağırsak hareketlerinizi ve sindirim sistemini düzenler ve kabızlığı önler.

    Sıvı tüketimi ne kadar önemli?

    Sağlığımızın temel taşlarından su, meyve ve sebze suları dışkıyı yumuşatıp besinlerin sindirim sisteminde rahatça ilerlemelerini sağladığı için kabızlık şikayetlerinin kurtarıcısıdır. Sabah kahvaltısından önce aç karnına bir bardak ılık su içilmesi tavsiye edilir. Günde 1,5-2 litre su ya da sıvı tüketin. Sıvı ihtiyacınızı su, çorba, ayran, komposto, bitki/meyve çayları, doğal meyve suyu ile karşılayabilirsiniz.

    Egzersizin faydası olur mu?

    Yaptığınız egzersizi artırmanız da kabızlığın azalmasına yardımcı olmaktadır. Özellikle açık havada yapılacak bir saatlik yürüyüşler, sağlığınız açısından oldukça faydalı olacaktır. Dolayısıyla her gün yaklaşık yarım saat veya birer saatlik yürüyüşler yapmaya çalışın.

    Doktora ne zaman gitmeli?
    Diyet,sıvı tüketimi ve egzersizin faydalı olmadığı kabızlık durumlarında hekiminiz tarafından önerilecek olan kabızlık önleyici tozlar kullanmalısınız. Aksi halde tedbir alınmaz ise basura neden olabilir.

  • GEBELİKTE ÇİĞ ET TÜKETİMİ

    GEBELİKTE ÇİĞ ET TÜKETİMİ

    Toksoplazma; “toksoplazma gondii” ismi verilen parazitin yaptığı bir enfeksiyondur. Bulaşması pişirilmemiş çiğ etlerin yenmesiyle ortaya çıkar. Aynı zamanda kediler bu parazitin ana konağı ve taşıyıcısıdır. Kedi pisliğinin bulaştığı toprak ve sudan da bulaşabilmektedir.

    Erişkinlerde toxoplazma enfeksiyonu genellikle belirti vermemekle birlikte hafif halsizlik ve ateş ile de kendini gösterebilmektedir. Ancak, gebelerde parazitin kana karışması ile bebeğe bulaşabilmektedir. Gebelerde toxoplazma taraması yapılarak daha önce enfeksiyonu geçirip geçirmediğinin mutlaka araştırılması gerekir.

    Enfeksiyon ilk 3 ayda bebeğe %15 gibi düşük oranda geçebilir. İkinci trimesterde bebeğe geçiş oranı %30, üçüncü trimesterde geçiş oranı %60‘tır.Karın içerisinde enfekte olan bebeklerin büyük bir bölümünde doğumda hiçbir anormal bulguya rastlanmamaktadır. Bazı bebeklerde ise düşük doğum ağırlığı, karaciğer ve dalakta büyüme, sarılık, anemi, sinir sistemi bozuklukları, beyinde kireçlenmeler, beyinde su toplanması, kafatasının küçük olması ve körlük görülebilmektedir. Bu beyin bulgularına bağlı olarak çocukta havale görülebilmektedir. Ayrıca, doğumda tamamen normal olmasına karşın bazı bebeklerde daha sonra körlük görülebilmektedir.

    Gebeler, Toxoplazma Geçirdiğinde
    Ne Yapmalıdır?

    Enfeksiyonun bebeğe geçip geçmediğini tespit etmek için bazı testler yapılabilmektedir. Fetüsün kanında parazitin ya da IgM antikorunun tespiti yapılabileceği gibi amnios sıvısında parazitin tespiti de yöntemlerdendir. Ayrıca, enfekte olmuş fetüslerde yukarda anlatılan anomalilerden bazıları ultrason ile de gözlenebilmektedir.

    Gebelikte geçirilen toksoplazma enfeksiyonunun bebeğe kesin zarar vereceği söylenemez. Bu sözkonusu risk aileye anlatılır ve aile gebeliğin sonlandırılmasını ister ise gebelik sonlandırılır. Aile gebeliğin sonlandırılmasını istemez ise antibiyotik tedavisine başlanır ve doğumdan sonra bebeğe de antibiyotik verilmeye devam edilmelidir. Antibiyotik tedavisi bebeğin etkilenmesini önleyemez fakat bebekte oluşacak etkilerin şiddetini azaltır.

    Alınabilecek Önlemler:

    • Et iyi pişirilmelidir. Çiğ ya da az pişmiş eti kesinlikle yememek gerekir.
    • Çiğ ete elle temas edildiyse eller iyice yıkanmalıdır. Et ellenirken eldiven kullanılabilir.
    • Salam, sucuk gibi yiyeceklerden uzak durulmalıdır.
    • Çiğ et kestiğiniz bıçaklar iyice yıkanmalıdır.
    • Kedi besleyenler de mama değişimi sırasında eldiven takmalıdır.
    • Evde kedi besleniyorsa kediye çiğ et verilmemesi ve kedinin sokağa çıkarılmaması gerekir.
    • Kedinin dışkısı ile gebeler temas etmemelidir.
    • Meyve ve sebzeleri bol su ile yıkamalısınız.
    • Bahçe ve toprak ile çıplak elle temas etmeyiniz