Kategori: Kadın Hastalıkları ve Doğum

  • Çikolata Kisti Tedavi Edilmezse Ne Olur?

    Çikolata Kisti Tedavi Edilmezse Ne Olur?

    1) Endometriozis (çikolata kisti) nedir?

    Kadınların üreme sistemini etkileyen en sık karşılaşılan sağlık sorunları arasında yer almaktadır. Genellikle genetik faktörlerden kaynaklandığı düşünülerek, şiddetli pelvik ağrı ile ortaya çıkmaktadır. 
    Kadın vücudunun doğurganlık için her ay rutin olarak gerçekleştirdiği adet kanamaları, rahim içini döşeyen endometrium tabakasının hormonlar vasıtası ile kalınlaşarak dökülmesi sonucu rahimden gelen bir miktar kan ile vücut dışına atılmaktadır. Bu eylem adet kanamasıdır. Ancak rahim içinde yer alan endometrium tabakasının rahim dışında her hangi bir bölgeye konumlanması sonucu gerçekleştirdiği bu spesifik davranış, çevre dokulara zarar vererek, adezyonlara neden olmaktadır. Kanamanın etkisi ile yerleştiği organlarda hasara yol açarak, çikolata rengini anımsatan yapışıklık görüntüsüne çikolata kisti adı verilmektedir. Tedavisi yapılmadığı takdirde ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir.

    2) Çikolata kistinin belirtileri nelerdir, nasıl teşhis edilir?

    Çikolata kistinin en belirgin özelliği şiddetli pelvik ağrıdır. Bu ağrılar genellikle adet dönemlerinde ve cinsel ilişki esnasında ortaya çıkabilir. Ayrıca pelvik organlara zarar vermesi sonucunda hamile kalamama sorunlarına yol açarak, yapılan jinekolojik muayene sonucunda elde edilen görüntü ile kolayca teşhis edilmektedir. Endometrium tabakasının rahim dışında başka bir bölgeye yerleşmesi halinde, her ay gerçekleştirildiği dökülme ve kanama davranışı nedeni ile çevre organlara zarar vererek, iltihabi reaksiyonlara neden olabilir. Bu reaksiyonlar adet dönemlerinde şiddetli ağrı ile ortaya çıkmaktadır.
    3)Çikolata kisti tedavi edilmezse ne olur?

    Kısırlık 

    Endometriumun rahim dışında göstermiş olduğu davranış nedeni ile çevrede bulunan organlarda yapışıklığa ve işlevsel olarak anatomik yapısının bozulmasına neden olur. Kanamalar ile birlikte endometriumun doku kalıntıları, fallop tüplerinin tıkanmasına ya da fallop tüplerinin ucunda bulunan fonksiyonel saçakların bozulmasına neden olarak, kısırlık sorununa yol açabilmektedir. Eğer tedavi edilmez ise yarattığı olumsuz etki ilerleyerek, geri dönüşü olmayan kısırlık sorununu gündeme getirmektedir. Ayrıca yayılma eğilimi halinde, yumurtalıklara da zarar verebilir. Bu durumda tüp bebek tedavisi için bile gerçekleştirilemeyecek bir sorundur.

    Dış gebelik
    Çikolata kistinin kısırlık etkisi kapsamında yumurta fallop tüplerinde ilerleyemediği için bölgede sıkışabilir. Kısacası yumurtalıklardan salınan yumurtanın fallop tüplerinden geçememesi kısırlık soruna, yumurtanın fallop tüplerinde sıkışması halinde dış gebeliğe neden olmaktadır. Fallop tüplerindeki çikolata kisti odakları dış gebelik riskini 6 katına çıkarmaktadır. Ayrıca kisti ilerlemesine bağlı olarak dış gebelik, infertilite (kısırlık) ve en ciddi etkisi olarak yumurtalıkların kaybı söz konusu olabilir.

    Yumurtalıkların alınması
    Yumurtalıklara yerleşen endometriumun ya da yayılma sonucu yumrutalıkara ulaşan çikolata kistinin tedavi edilmemesi üzere, yumurtalıkların fonksiyonelliğini ve yumruta rezevlerini olumsuz yönde etkileyebilmektedir. Ayrıca hastalığın ilerlemesine bağlı olarak tedavisi yapılmaz ise ilerleyen günlerde yumurtalıkların cerrahi operasyonla çıkartılması gerekebilir. Bu durumda çocuk sahibi olmak isteyen hastalar için çikolata kistini oldukça tehditkar bir sorun olduğunun göstergesidir.

    4)Çikolata kistinin tedavisi nasıl yapılır?

    Yapılan jinekolojik muayene sonucu kistlerin 3 cm altında olduğu saptanmış ise çeşitli ilaçlarla ya da doğum kontrol hapları ile tedavisi yapılmaktadır. Kullanılan bu hapların progesteron ve östrojen hormonu ihtiva etmesi ile kanamanın önlenmesi ve meydana gelen lezyonların giderilmesi amaçlanmaktadır. Ancak çikolata kistinin ilaç tedavisi hakkında uzmanlar arasında fikir ayrılığı söz konusu olmaktadır. Bu nedenle çikolata kistinin tekrarlama ve yayılma özelliği karşısında laparoskopi müdahale ile kistlerin çıkartılması ve adezyonların (yapışıklık) giderilmesi en etkili tedavi olarak kabul edilmektedir. Bazı vakalarda hastanın hamilelik elde etmesi de, çikolata kistinin tedavisinde faydalı olabilmektedir. Fakat çikolata kisti tekrarlayabilen ve herhangi bir şikayete yol açmadan ilerleyebilen sinsi bir hastalıktır. Bu nedenle çikolata kisti tedavisi gören ya da herhangi bir şikayeti olmayan hastaların bile düzenli olarak jinekolojik kontrolleri yaptırması gerekir. Ayrıca çikolata kisti tedavilerinde kadının yaşı ve ilerde çocuk sahibi olması isteği de, tedavi yönteminin belirlenmesinde önemli rol oynamaktadır.
     

  • Doğum zamanı

    Doğum zamanı

    Gebeliğin 28. haftasından itibaren rahimde zaman zaman kasılmalar, sertleşmeler meydana gelir. Bunlar normaldir ve genellikle ağrısızdır.Ancak bu kasılmalar 37. haftadan önceki dönemde sık sık oluyor, 10-15 saniyeden fazla sürüyor, ve aşağıya doğru bir baskı hissi yaratacak ölçüde şiddetli oluyorsa bunlar erken doğum ağrıları da olabileceğinden dikkat edilmelidir. Vaginal akıntıda sulu bir artış olması da erken doğum açısından uyarıcı olabilir.

    Rahmin doğuma hazırlık yaptığı bu kasılma egzersizleri son haftalarda oldukça sıklaşır.Gebeliğin son dönemlerinde rahim neredeyse göğüs kafesine kadar yükselmiş ve basınç nedeniyle nefes almak, uyumak zorlaşmış, hazımsızlık artmıştır. Özellikle akşamları rahim üzerinde elle de fark edilen kısa süreli toplanma, kasılmalar hissedilir. İlk gebeliklerde doğumdan birkaç hafta önce, sonraki gebeliklerde de genellikle doğumdan hemen önce bebeğin başının doğum kanalına inmesi nedeniyle rahmin yüksekliği 2-3 cm azalır. Bu durum gebe kadında kısmen de olsa bir rahatlama yaratır. Buna karşılık idrar torbasına basınç arttığı için sık idrara çıkma şikayeti artar. Doğumdan bir-iki gün önce hormon düzeyindeki değişiklik nedeniyle vücuttan su atılması ve iştah azalması meydana gelir. Bu nedenle 1-2 kg. kilo kaybı da görülebilir. Doğumun yaklaştığını gösteren bu belirtiler büyük çoğunluk tarafından fark edilse de her gebe kadınca yaşanmayabilir ya da fark edilmeyebilir.

    Planlı sezeryan olacak gebelerde isesezeryanın zamanıda önemlidir. Genellikle tercih edilen, beklenen doğum gününden 7 – 10 gün önceki dönemdir. Muhtemel doğum gününe mümkün olduğunca yaklaşmak doğacak bebeğin çok daha az problem yaşamasını sağlayacaktır

  • Gebelik belirtileri

    Gebelik belirtileri

    En önemli bulgu kadındaki adet gecikmesidir. Ancak her adet gecikmesi, kadının gebe olduğu anlamına gelmez. Kadının yaşamındaki değişiklikler, bazı rahatsızlıklar, psikolojik durumu ve stres gibi bir çok etken kadının adet düzeninin bozulmasına ve gecikmelere neden olabilir. Gebelik belirtileri aşağıda listelendiği gibidir:

    Adet kanamasının gelmemesi (amenore)
    Mide bulantısı ve kusma
    İdrar ile ilgili şikayetleri
    Yorgunluk ve bitkinlik hali
    Fetal hareketlerin hissedilmesi
    Göğüslerde beliren değişiklikler
    Vajinal mukoza renk değişikliği
    Artmış deri pigmentasyonu ve abdominal striaların görülmesi.

  • VAGEN ESTETİĞİ

    VAGEN ESTETİĞİ

         Vücudumuzun  herhangibir yerinden olduğu gibi  dış  genital organlarımızdan da hoşnut 

    olmayabiliriz.Özellikle vaginal doğum sonrası vagen dokularında genişlemeye bağlı olarak 

    hem fizyolojik hem de cinsel problemler yaşanabilir.Normal vaginal doğum sırasında açılan 

    doğum dikişinin (epizyotomi) iyileşme problemleri olabilir.Vagen estetiği ameliyatları ile 

          Vagen Estetik Ameliyatları  nelerdir?

    İç dudak estetiği ( Labioplasti)

    Vagen daraltma (Vaginopasti)

    Doğum dikişi (Epizyotomi ) tekrar onarımı

           Vagen estetiği ameliyatları dışarıdan bakıldığında belli olmaz ve doğal 

    görünümlüdür.Cinsel ilişkiye ,gebe kalmaya ve doğum yapmaya  herhangibir zararı olmaz.

           Labioplasti (İç dudak onarımı)

           Sıklıkla uyguladığımız genital estetik operasyonlardan biridir.Vagina girişindeki labium 

    minusların normalden daha büyük  veya sarkık olması veya dudaklar arasında asimetri  

    olması   durumunda düzeltilmesi operasyonuna labioplasti denir.Bu durum pek çok kadına 

    rahatsızlık vermekte ve partnerlerine karşı kendilerini yeterince rahat 

    hissedememektedir.Küçük dudakları büyük olan kadınlarda cinsel ilişki esnasında penisin 

    girmesiyle oluşan sürtünme  ve tahriş nedeniyle cinsel ilişki ağrılı ve acı  verici hale 

    gelebilir.Ayrıca iç dudakların fazla kısımlarının terlemesi ,yeterince temizlenememesi kötü 

    koku oluşmasına ,hijyenik problemlere neden olabilir.Tüm bu nedenlerden dolayı  utanan 

    kadın kendine güvenini kaybedebilir,cinsel soğukluk ve orgazm sorunu yaşayabilir.

  • GENİTAL SİĞİL

    GENİTAL SİĞİL

    Son yıllarda oldukça popüler hale gelen genital estetiğin yapılmasındaki ana amaç, sıklıkla normal doğum sonrası vajina bölgesinde meydana gelen kalıcı esnemeler sonucu ortaya çıkan hoşnutsuzlukların giderilmesi ve ayrıca psikolojik olarak kişilerin kendilerini daha iyi hissetmeleridir.

    Ayrıca bazı kişilerde doğuştan olan “labium minora’ların (küçük dudakların)” asimetrisi veya “fil kulağı” şeklinde tabir edilen geniş yüzeyli olması psikolojik ve işlevsel bir takım problemleri de beraberinde getirmektedir.

    Yine, vajinal bölgede doğum sonrası oluşan kalıcı esnemeler haricinde hoşnutsuzluk yaratan diğer bir olumsuz durum da “Epizyotomi” yani doğum sırasında bebeğin çıkması için yapılan kesilerdir. Bu bölgede iyileşme sonrası gelişen nedbe dokusu (skar) hem kadının hem de erkeğin cinsel tatminini engelleyebilir ve kadın açısından ilişkiyi ağrılı bir ıstıraba dönüştürebilir.

    Diğer taraftan, vajinadaki idrar kesesi ile “rektum” adı verilen barsakların anüsten önceki en son kısımlarının sarkmaları da cinsel fonksiyon bozuklukları yanı sıra idrar tutamama gibi patolojik durumlara neden olabilir. Sarkmaların ileri derecede olduğu durumlarda rahim sarkmaları (Prolapsus uteri) da görülebilir.

    Tüm bu fiziksel problemlere ilaveten pek çok kadın da kendi cinsel organını anatomik olarak beğenmemekte, ancak bunu çoğu zaman yakınlarına bile söylemekten çekinebilmektedir. Bu konuda sıklıkla karşılaşılan durum iç dudak olarak tabir edilen “labium minora” ların normalden büyük veya asimetrik olmasıdır. Bunun altında yatan sebep büyük bir olasılıkla cinsel organlarının ergenlik öncesi şeklinden değişiklik göstermesidir.

    Bu tür şikayeti olan kişilerde yapılacak olan plastik-estetik operasyonlar, psikolojik olarak kadını destekleyecek ve bu nedene bağlı olarak bozulan cinsel yaşantıları normal hale getirebilecektir.

    Tüm bu nedenler vajinal estetik operasyonlarının modern jinekolojik cerrahide yer almasına neden olmuştur. Özetlemek gerekirse, bu tür operasyonlar işlevsel ve/veya kozmetik amaçlarla yapılabilir.

  • Miyom Çeşitleri Nelerdir?

    Miyom Çeşitleri Nelerdir?

    1) Miyom nedir?
    Miyomlar rahim ve rahim ağzı düz kas dokusundaki anormal hücre gelişimi olarak adlandırılan iyi huylu kitlesel oluşumlardır. Bölgedeki düz kas dokusundaki hücrelerin bazı nedenlerden dolayı anormal gelişim göstergesi olarak kabul edilir. Miyomlar, üreme çağındaki kadınların genetik ve çevresel faktörlere bağlı olarak yaşadığı hormonal dengesizliğin bir ürünü olarak, rutin jinekolojik muayenelerde tesadüf eseri teşhis edilmektedir. İyi huylu bu oluşumlar herhangi bir belirti göstermeden devamlılığını sürdürebilir. Bu nedenle çoğu zaman tedavi yerine takip altına alınması tercih edilir. Ancak genel olarak iyi huylu tümörler olarak adlandırılsa da, yerleştiği bölgeye ve gelişme evresine göre kötü huylu tümörler olarak mutlaka tedavi edilmesi gerekmektedir.

    2) Miyomlar neden olur?
    Miyomların neden oluşum gösterdiğine dair bilimsel olarak kanıtlanmış bir bilgi bulunmamaktadır. Ancak anormal hücre gelişimi olarak adlandırılan bu olgunun, hormon seviyelerinin etkisi altında gerçekleştiği düşünülmektedir. Yapılan araştırmalara göre kadınların anatomik yapısında etkin role sahip olan östrojen hormonun artmasına bağlı olarak anormal hücre büyümelerinin gerçekleştiği konusunda bilgi yer almaktadır. Özellikle kadınların hamilelik döneminde artış gösteren östrojen hormonunun, mevcut miyomların büyümesinde etkili olduğu ve menopoz döneminden sonra yumurtlama fonksiyonlarının durması ile östrojen hormonun azalması, mevcut miyomlarda gerilemeye neden olarak zaman içerisinde kendiliğinden kaybolduğu tespit edilmiştir. Bu nedenle miyomların oluşum ve gelişim aşamasında östrojen hormonu seviyeleri yer almaktadır. Bunun dışında genetik yatkınlığın olduğu da düşünülerek, annesinde ya da kız kardeşlerinde miyom teşhisi yapılmış olan kadınların miyoma daha yatkın olduğu belirlenmiştir.

    3) Miyom çeşitleri nelerdir?
    Miyomlar yerleştiği bölge, sayı ve büyüklüğüne göre farklı semptomlarla ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle konumlandığı bölgeye göre sınıflandırılmakta ve tedavi seçenekleri belirlenmektedir.

    -Submukozal miyomlar (rahim iç tabakasında oluşum gösteren miyomlar)
    Genellikle nadir olarak karşılaşılan submuköz miyomlar, rahim kavitesinin alt kısmında meydana gelerek, gelişim gösterirler. Submuköz miyomların gelişim göstermesine bağlı olarak fallop tüplerinin tıkanmasına ve hamile kalamama gibi ciddi sorunlara yol açabileceği düşünülmektedir. Çoğu zaman herhangi bir şikayete yol açmasa da adet dönemlerinin yoğun ve sancılı geçmesine neden olarak,  yoğun kanama ile birlikte anemi ve pıhtılaşma sorunları görülebilir.

    -İntramural miyomlar (rahmin orta tabakasında yerleşim gösteren miyomlar)
    Miyom çeşitleri arasında en sık karşılaşılan, rahim duvarında konumlanan intramural miyomlardır. Büyüme göstermesi halinde rahimde dolgunluk ve şişlik hissine neden olurlar. Ancak bu durum çoğu kadında kilo alma ya da gebelikle karıştırılabilmektedir. Semptomları arasında adet kanamalarının pıhtılı olması ve büyümesine bağlı olarak komşu organlara yaptığı bası ile pelvik ağrıya ve sık sık idrara çıkma ihtiyacına neden olmaktadır.

    -Subserozal miyomlar (rahmin dış tabakasında yerleşim gösteren miyomlar)
    Rahim duvarı üzerinden rahim dışına doğru gelişim gösteren miyomlardır. Büyümesi halinde çevre dokulara bası uygulayarak, pelvik ağrılara neden olmaktadır. Ayrıca aşırı kanama ve anormal vajinal akıntı gibi şikayetlere yol açmaktadır. Bu miyomların saplı olması halinde rahim dışından rahme doğru uzanarak farklı bir kitle görünümü verebilir.

    -Saplı miyomlar
    Bu tür miyomlar genellikle bir sap üzerinde gelişim göstererek, rahim içinden dışarıya doğru sarkma eğilimi gösterirler. Sapları etrafında döndüklerinde, ağrıya ve baskıya neden olabilmektedir. Ayrıca bu davranışları dejenerasyona neden olarak, ortam şartlarını olumsuz yönde etkileyebilmektedir.

    4) Miyomların neden olduğu sorunlar nelerdir?
    Genellikle miyomların ağrı, şiddetli kanama ve sık sık idrara çıkma ihtiyacı gibi sorunlar, cerrahi müdahale ile çıkartılmasının ardından tedavisi gerçekleştirilmektedir. Ergenlik döneminde nadir olarak karşılaşılsa da, menopoz dönemine kadar kadınların bir bölümünde çeşitli sorunların yaşanmasına neden olur. Çoğunlukla rahim içini kaplayan mukoza tabakasında yer alan miyomlar rahim içi ortamını bozarak, düzensiz ve aşırı kanamalara neden olur. Rahmin dış yüzeyine doğru büyüme göstermiş olan miyomlar ise genellikle herhangi bir belirti göstermeden devamlılığını sürdürebilir. En sık karşılaşılan miyom şikayetleri adet kanamalarını normalden daha uzun sürmesi ve daha şiddetli kanamanın olmasıdır. Kanamanın artışı ile anemi sorunları da eşlik etmektedir. Adet kanamalarının yoğun ve uzun sürmesinin yanı sıra, adet dönemleri dışındaki ara günlerde anormal vajinal kanamalara neden olmaktadır. 
    Miyomların neden olduğu şikayetlere ek olarak, rahim yapısının bozulması sonucunda embriyonun tutunacağı ve gelişim göstereceği uygun şartların olmaması nedeni ile hamile kalamama sorunları görülebilmektedir. 

    5) Miyomların ne zaman tedavi edilmesi gerekir?
    Miyomların teşhis edilmesinin ardından; konumlandığı bölge, şikayet ve büyüme davranışları göz önünde bulundurularak, tedavi şekli belirlenmektedir. Eğer yukarıdaki belirtiler şiddetli bir şekilde görülüyor ise, miyomların cerrahi operasyonla çıkartılması gerekir. 

  • Adet Kanaması Nedir ve Nasıl Oluşur?

    Adet Kanaması Nedir ve Nasıl Oluşur?

    1) Adet (regl) nedir?
    Adet, kadınların rahim iç astar dokusunu oluşturan endometrium tabakasının gebelik için her ay kendini yenileme çalışması olarak, döktüğü doku kalıntılarının rahimden gelen bir miktar kan ile dışarıya atılmasıdır. Bu döngü her ay hormonlar vasıtası ile gerçekleşen, vücudun doğurganlık sistemindeki doğal davranışıdır. 

    2) Adet kanaması nasıl oluşur?
    Endometrium (rahim iç tabakası) adet döngüsünün başında östrojen hormonun etkisi ile kalınlaşarak, proliferasyon adı verilen evreden oluşur. Adet kanamalarının ortasında yumurtlama (ovulasyon) meydana gelir. Adetin ikinci aşamasında ise, progesteron hormonunun etkisi ile sekretuar evresi görülmektedir. Bu aşamadan sonra vücuttaki progesteron hormonu seviyelerinin azalması ile kalınlaşan endometrium tabakası dökülerek, kanamayı meydana getirir. Kısacası adet kanaması, endometrium tabakasına ait doku parçaları ve rahimden gelen bir miktar kandan oluşmaktadır. Kanamanın sonuna doğru hormon aracılığı ile endometrium tabakası tekrar kalınlaşarak, adet kanaması sonlanır. Bu döngü her ay sistematik bir şekilde gerçekleşerek, kadınların doğurganlık özelliğini aktif kılar.

    3) Adet döngüsü nedir?
    Adet döngüsü, kadınların adetinin her ay düzenli bir şekilde gerçekleşmesi anlamına gelmektedir. Bu döngünün gerçekleşmesi, kadınların üreme sisteminin sağlıklı olduğunun göstergesidir. Kadınların anatomik yapısı gereği doğurganlık özelliği hormonlar aracılığı ile adet döngüsünün her ay düzenli bir şekilde gerçekleşmesi ile gereken gebelik şartlarını sağlamaktadır. 

    4) Adet kanı pis kan mıdır?
    Adet kanı kesinlikle pis kan değildir. Yukarıda bahsedildiği üzere adet kanı; rahimden gelen bir miktar kan ile endometrium tabakasına ait doku parçalarından oluşmaktadır. Rahim, gebelik için uygun şartları sağlayan, tamamen steril bir sahadır. Bu nedenle gebeliğin oluşacağı bölgeden gelen kanın pis olması mümkün değildir. 

    5) Kız çocuklarının adet yaşı kaçtır?
    Bir genç kızın fizyolojik olarak gelişme evresine girdiği ve ilk adet gördüğü ortalama yaş, 12’dir. Ancak 9-14 yaşları arası adet görülmesi de normal kabul edilmektedir. Genç kızların ilk adeti, tıp literatüründe menarş olarak adlandırılır. Eğer 9 yaşından önce adet kanaması gerçekleşiyorsa, erken menarş olarak ifade edilen ve normal kabul edilmeyen bir durum meydana gelmiş olur. Ayrıca diğer ergenlik belirtilerinin başlaması ile genç kızlar henüz 16 yaşına kadar adet görmemiş ise, bu durumun da mutlaka araştırılması gerekmektedir. 

    6) Kadınlar ortalama kaç yaşına kadar adet görür?
    Kadınlar, adet kanamalarının kesilmesi ile doğurganlıklarının tamamen sonladığı menopoz dönemine kadar adet görmektedir. Menopoz yaşı birçok faktöre bağlı olarak değişkenlik gösterse de, ülkemizde yapılan araştırmalara göre kadınların ortalama menopoz yaşı 48-55’dir.  Ancak bu yaşlardan önce vücudun hormonal olarak girdiği değişim evresi birkaç sene öncesine dayanan bazı belirtilerle ortaya çıkmaktadır. 

    7) Doktora başvurulması gereken durumlar nelerdir?

    • 16 yaşında kadar adet görmemiş genç kızların mutlaka doktora başvurması gerekir.
    • Adet dönemleri dışındaki ara günlerde kanamanın olduğu durumlarda mutlaka doktora başvurmak gerekir.
    • Adet sıklığının artması ve azalması ( 21 günden daha az ya da 35 günden daha fazla),
    • Uzun bir süre adet görmeme,
    • Adet kanamalarının 7 günden fazla sürmesi,
    • Düzensiz adet görme,
    • Aşırı kanama (günde 4-5 ped değiştirme ihtiyacı),
    • Adet dönemlerinin ağrılı geçmesi,
    • Tampon kullandıktan sonra ani ateşlenme ve mide bulantısının olması halinde mutlaka doktora başvurmanız gerekir. Bu durum toksik şok sendromu olarak ifade edilen enfeksiyonun göstergesidir.
  • Adet Geciktirici İlaçların Zararları ve Yan Etkileri Var Mıdır?

    Adet Geciktirici İlaçların Zararları ve Yan Etkileri Var Mıdır?

    Adet geciktirici ilaçlar, rahim iç tabakası ile etkileşimde olan ilaçlardır. Bu ilaçlar içerdikleri hormonlar sayesinde yumurtlamayı geciktirir. İlaçların doktor kontrolünde ve bilinçli olarak kullanılması sayesinde herhangi bir yan etki ortaya çıkmayacaktır.  Adet geciktirici ilaçlar; rahim içindeki tabakaya etki eder ve bu sayede adetin gecikmesini sağlar. Ancak bu ilaçların devamlı ve aşırı kullanılması ciddi problemlere yol açabilir. Bu sebeple de senede bir ya da iki defa, doktor kontrolünde kullanılması tavsiye edilir.

    Adet geciktirici ilaçlar sakıncalı mıdır?
    Adet dönemini geciktirmek için kullanılan ilaçların hormonsal bir probleme yol açıp açmayacağı bilimsel olarak kanıtlanmamıştır. Yani, ileride çocuk sahibi olmak isteyen kadınların adet geciktirici ilaçlar sebebi ile kısır olması söz konusu değildir. Adet geciktirici ilaçlar, bilinçli ve kontrollü kullanıldığı sürece kilo alımına yol açmazlar. Bu ilaçların uzun vadede kullanımı çeşitli sakıncalara yol açabilmektedir. 
    Kısa vadede yol açabileceği sorunlar ise; 

    • Kabızlık,
    • Şişkinlik,
    • Baş ağrısı.    

    Adet geciktirici ilaçlar ne zaman alınmalıdır?
    Adet geciktirici ilacın etkisini istenilen zamanda göstermesi için; adet başlangıcından dört gün önce alınması gerekmektedir. Daha kısa zaman diliminde ilaç, etkisini göstermeyebilir. 

    Adet geciktirmek için alınan ilaçlar kimler için zararlıdır?
    Adet geciktirici ilaçlar; karaciğer hastalığı olan kadınlar için, obezite sorunu olan kadınlar için, doğum kontrol hapı kullanan kadınlar için sakıncalıdır. Adet geciktirici ilaçların uzun vadede, çok fazla kullanılması çeşitli problemlere yol açabilir. Bu sebeple de senede 1 ya da 2 defa doktor kontrolünde kullanılması önerilmektedir.

    Adet geciktirici ilacının alınmasından sonra vücutta hangi değişimler meydana gelir?
    Adet geciktirici ilaçların alınmasından sonra göğüslerde dolgunluk, vücutta gerginlik gibi durumlar yaşanabilir. Bazı kadınlarda ise herhangi bir yan etki görülmez.

  • Genital Bölge Estetik Operasyonları

    Genital Bölge Estetik Operasyonları

    Kadınların en özel bölgesi olan genital bölgenin ameliyatları da kendi gibi özeldir.Bu bölgeye yapılan estetik ve kozmetik uygulamalara ‘kozmetik jinekoloji’denir.

    Genital Estetik Ameliyatlar Nelerdir?

     –Klitoris Üzeri Katlantıları Düzeltme Operasyonları(Klitoroplasti) 

    –Labioplasti(Labia minor ve major bölgesi operasyonları-iç/dış dudak estetiği) 

    –Vajinal Daraltma (Vajinoplasti) 

    –G noktası büyütme  

    –Genital bölge beyazlatma (renk açma) 

    –Lazer ile Vajinal Yenileme (Vajinal Rejuvenation) 

    –Kızlık zarı dikimi 

    –Dış genitalya Sıkılaştırma 

    Bu operasyonların popüler olanlarından ayrıntılı bahsedecek olursak; 

    Labioplasti

    Vajen girişinde normalden BÜYÜK,KIRIŞIK ve SARKMIŞ durumlarındaki genital iç dudakların kesilerek estetik olarak küçültülmesi ameliyatlarına LABİOPLASTİ denir.İç dudak estetiği de denir.İç dudakların normalden büyük ve geniş olması,doğuştan olabildiği gibi ergenlik döneminde de olur. Kişiden kişiye bu durum değişebilir.Kronik enfeksiyon tablosu,genetik nedenler ,hormonal nedenler ,yapılan dopumlar iç dudakların büyük ve sarkık olmasına sebebiyet verebilir. 

    Labioplasti ameliyatı yapılmasını planlarken hastanın istekleri göz önünde bulundurmalıyız.Kimi hastalar labia minörlerinin biraz alınmasını tercih edebilir. 

    Peki Ameliyatı Nasıldır?

    Bu ameliyat sırasında lokal anesteziyi kullanırız,eğer hastanın endişeli bir hali varsa hafif sedayon da verilebilir,Ortalama yarım saat-1 saat civarında sürer.

    Vajina Daraltma (Vajinal Rejuvanasyon) 

    Vajina dokusu ilerleyen yaş,normal doğum,cinsel ilişki,sigara kullanımı,genetik olarak bağ dokusunu yapısının kötü olmasından dolayı genişler.Vajinal daraltma cerrahi ve lazerle yapılabilir.Son yıllarda lazerle vajen daraltma  popüler estetik ameliyatlardan biri haline gelmiştir. 

    Lazerle vajina daraltma vaginal rejuvanasyon olarak adlandırılır.İşlem ağrısız,anestezisiz,cerrahi olmayan bir işlemdir.Buna bağlı olarak da riskleri çok azdır. Lazer ışığı sayesinde vajina içindeki bağ dokusu aktive olmaktadır, hatta yeni kolajen oluşumu da gerçekleşmekte ve bunun sonucunda farkedilebilir düzeyde sıkılaşma gerçekleşmektedir. Ayrıca bu bölgedeki kan dolaşımı artmakta, doğal vajinal lubrikasyon (ıslanma) artmaktadır.  

    Özellikle menopoz döneminde gelişen vajinal kuruluk ve buna bağlı cinsel ilişkideki acının engellenmesi amaçlarıyla da vajinal lazer kullanılmaktadır.  

    Lazerle vajinal daraltma 20 dakika sürmektedir.Sonrasında hasta günlük yaşantısına devam edebilmektedir.Cinsel birliktelik işlemden  1 hafta sonraki doktor kontrolünden sonra başlayabilir. 

    G Noktası Büyütme

    Kadınlarda vajinanın üstünde bulunan, kadın genital yapısında labia minor (iç dudak) dediğimiz yerin üst birleşimindeolan erektil organa klitoris denir.İşlevi cinsel haz alınmasıdır.Üzerinde ortalama 4000 sinir sonlanmaktadır.Bu rakam tüm organlardaki sinir  hücresi sonlanmasından fazladır.Kadınların G NOKTASI ile birlikte en çok haz aldıkları bölgedir. 

    G NOKTASI,vajen içindeki en hassas yapıdır ve Alman Jinekolog Dr.Ernest Grafenberg tarafından keşfeddilmiş ve literatüre sunulmuştur.Kadın vajinasının üst bölümünde 3-4 cm içinde,bazen elle farkedilebilen,süngerimsi hissedilen 1-2 cm çapında daha sert bir bölgedir.

    G Noktası Neden Büyütülür?

    Cinsel birliktelik sırasında erkek bu noktayı pozisyon gereği daha az uyarır ve birliktelik sırasında da salınan östrojen hormonu ile vajina tavanı kalınlaşır.Zaten daha sert olan bu bölgenin incelmesi ve duayırlılaşması daha yavaş olur,Bu durumlarda G NOKTASINI daha belirgin hale getirmek ,uyarılma süresini azaltmak,cinsel ilişkiden alınan hazzı artırmak için G NOKTASI büyütme ameliyatları yapılabilir.  

    G Noktası Nasıl Büyütülüyor?

    Lokal anestezi altında ,G noktasının olduğu bölgeye dermal enjeksiyon şeklinde uygulanır,uygulama yaklaşık 10 dk sürer,dolgu maddeleri kullanılarak bu işlem yapılabilir,işlemden hemen sora hasta normal hayatına döner. 

    Lazerle Vulvar Renk Açma

    Genital bölge değişik nedenlerden dolayı zamanla koyulaşabilir,siyahlaşabilir,kararma sorunları ile karşı karşıya gelebilir.Böyle durumlarda lazer hem labia major (dış dudak) hem de iç dudakla uygulanır. 

    Lazer ile uygulanan renk açmaya ‘labial whitening’ denir.Bu ameliyat ile aynı zamanda genital bölge sıkılaştırması yapılabilir. 

    Genital bölgenin koyulaşmasında en önemli sebep hormonlardır ve gebelik sırasında özellikle salınan bu horman genital bölgeyi koyulaştırır.Hormonal sebepler özellikle polikistik over sendromu,doğum kontrolü hapları,bazı cilt hastalıkları bu duruma sebep olur.Genital bölgenin koyulaşması fiziksel olarak herhangi bir soruna yol açmaz ancak psikolojik oalrak kişi bu bölgeyi sorun haline getirirse bu işlem uygulanır.  

    Lazerle renk açma işlemi nasıl uygulanır? 

    Lazer ile yapılan renk açma tedavileri ortalama olarak 15-20 dakika sürer. İşlem öncesi lokal anestezik etkili krem kullanılması ağrı hissini ortadan kaldıracaktır. Genel anestezi ihtiyacı bulunmamaktadır. İşlem sırasında verilen lazer ışığı sayesinde cildin dermis tabakasında yer alan ve esmerleşmeye neden olan melanin pigmentini üreten ‘melanosit’ hücreleri tahrip edilmekte, böylelikle genital beyazlatma amaçlanmaktadır.   Lazerle renk açma işlemi için genelde tek seans yeterlidir. Bazı durumlarda birden çok uygulama gerekli olabilir. 

    Kullanılan lazer sonrası bu bölge yavaş yavaş soyulmaya başlar ve dökülür,alttan yeni deri ortaya çıkar.Bu işlem 3-4 mm derinliğinde bölgeyi etkilediğinden herhangi bir hastalık riski oluşturmaz. 

  • Hamilelik Döneminde Vücutta oluşan 6 Temel Değişiklik

    Hamilelik Döneminde Vücutta oluşan 6 Temel Değişiklik

    1) Gebelikte ciltte meydana gelen temel değişiklikler:

    Gebelik döneminde yaşanan hormonal değişimler sebebiyle; anne adayı cildinde değişimler sezebilir. Özellikle de gebeliğin 7. Ayından ciltte renk değişimleri meydana gelebilir. Meme uçları daha koyulaşabilir, genital bölge ve göbek çevresinde, koyuluklar meydana gelebilir.
    Bu değişimlerin yanı sıra; gebelik döneminde ‘’gebelik maskesi’’ denilen oluşumlar da görülebilir. Bu lekeler, güneşin etkisiyle meydana gelmektedir. Lekelerin oluşmaması için gebeliğe uygun, koruyuculuğu yüksek güneş kremleri kullanılmalıdır. 
    Gebelik döneminde karın, rahmin büyümesi ile beraber büyür. Bununla birlikte vücutta gerilmeler olur. Bu sebeple de karın, göğüs ve kalça bölgesinde cilt çatlakları görülebilir. Çatlakların tedavisi mümkün değildir. Çatlak oluşmaması için vücudun nemlendirilmesi ve bol bol su içilmesi oldukça önemlidir. 

    2) Kalp ve damar sisteminde meydana gelen temel fizyolojik değişiklikler:
    Hamilelik döneminde, kan volümü yaklaşık olarak 2 kat artar. Bu süreçte de metabolizma hızlanır ve kalp normale göre daha hızlı atar.  Kan basıncı, gebeliğin 7. Ayı ile beraber yükselişe geçer. Bu artışın seviyesi, diastolik değerlerde fark edilir. Anne adayı yatağa sırt üstü uzandığında, kan basıncı minimum değerlere düşebilir. Fakat, kalp frekansında artış meydana gelir. Bunun dışında böbreklerde oluşan kanlanma, yarıya düşer. Bu durum, Vena-Cava-Kompresyon sendromu şeklinde ifade edilir.
    Anne adayı yatar pozisyonda olduğu zaman ise, kalbe kanı taşıyan alt ana toplar damar, bebeğin ağırlığı ile baskıya uğrayabilir. Bu sebeple anne adaylarının gebelik süresince sırt üstü yatması önerilmez. 
    Kan volümü gebeliğin 36. Haftasına kadar artar. Bu sayede bebeğe giden oksijen ve besin oranı dengede tutulabilmektedir.

    3) Böbreklerde ve idrar yollarında meydana gelen temel değişiklikler:
    Gebelik döneminde artan kan hacmi sebebiyle; böbrek kan dolaşımı da artar. Bunun neticesinde anne adayı sık sık tuvalete çıkma ihtiyacı duyabilir. Anne karnında her hafta büyüyen bebek; rahim içerisinde bulunur. Rahim büyüdükçe mesaneye baskı yapar. Bu sebeple de tuvalet ihtiyacı gebelik haftaları ilerledikçe artabilir. 

    4) Akciğerlerde meydana gelen temel değişiklikler:
    Erken gebelik haftalarından itibaren anne adayı nefes darlığı sorunu yaşanabilmektedir. Anne adayı, gebelik döneminde kısa sürede nefes nefese kalabilmektedir. Gebe kalmadan önce yorulmadan yapılabilen işler, gebelik döneminde oldukça zorlayıcı gelebilir. 

    5) Ağız, mide ve bağırsak sisteminde meydana gelen temel değişiklikler:
    Dişlerin çürüme riski, gebelik döneminde nispeten artabilir. Gebelik döneminde anne adaylarının tükürük muhteviyatında meydana gelen değişimler bu riskin artmasına yol açar. 
    Mide ise gebelik sürecinde yer değiştirmektedir. Rahmin büyümesi sebebiyle mide, sola doğru meyil eder. Bu sebeple de özellikle gebeliğin 20. Haftasında asit salgısında azalma meydana gelmektedir. Asit miktarındaki azalma, ülseri olan anne adayları için olumlu bir durumdur. 
    Gebelik sürecinde yaşanan mide yanması ya da hazımsızlık sorunlarının sebebi ise düz kaslardır. Mide ve yemek borusu arasında yer alan kapama mekanizması, fonksiyonunu yerine getiremez.  Bu durumda da anne sırt üstü uzandığında asitli midenin içeriği yemek borusuna yeniden ulaşır. Bu sebeple de mide yanması ya da ilerleyen durumlarda yemek borusu iltihapları meydana gelebilir.

    6 ) Karaciğer ve metabolizmada meydana gelen temel değişiklikler:
    Anne adaylarının metabolizmasını gebelik döneminde en fazla karbonhidrat etkilemektedir. Vücut, bebeğe devamlı olarak karbonhidrat sağlayabilmek amacı ile insülinin oluşturacağı etkiyi de hesaba katarak, annedeki mevcut şekerin hücrelere alınmasına engel olmaya çalışır. Bununla dışında plasentada meydana gelen hormonal olaylar da annenin kan şekeri değerlerinde artış meydana gelmesini sağlar.
    Gebelik döneminde vücuda ulaşan protein oranındaki artış, bu proteinin atılımında ise düşüş meydana gelir. Bu durum pozitif azot bilansı şeklinde ifade edilmektedir. Gebelik döneminde ödemlerdeki artış ise; proteinlerde meydana gelen azalma ile birlikte, dokuların daha fazla su tutması sebebiyledir.