Kategori: Kadın Hastalıkları ve Doğum

  • İstenmeyen Gebelikler ve Kürtaj

    İstenmeyen Gebelikler ve Kürtaj

    Planlanmayan ve korunmasız ilişki sonrasında ve/veya bazende gebelikten korunmanın yanlış uygulanması durumlarında istenmeyen hazırlıksız gebelikler gibi istenmeyen gebeliklere neden olabilmektedir.

    Gebelik oluştuğu zaman gebeliğin kaç haftalık olduğu ve yerleşim yeri çok önemlidir.
    Bazen dış gebelik ve/ veya dış ve iç gebeliğin birlikte seyrettiği heterotropik gebelik denilen durumlar olabilmektedir.

    Gebelikle birlikte risk farktörleri ve gebelik haftası birlikte değerlendirildikten sonra hasta ve varsa eşi kürtaj hakkında bilgilendirilmeli, onayı alınmalıdır.

    Tıbbı tahliye ve/ veya Kürtaj işlemi lokal veya genel anestezi altında kadın hastalıkları uzmanı tarafından yapılmalıdır. 

    Kürtaj işlemi sırasında Vakum Aspiratop Kürtaj seti kullanıldığı için eskiden yaşanılan rahim zedelenmesi ve rahim delinmesi işlemi artık neredeyse yaşanmamaktadır.

    Kürtaj işlemi kişiden kişiye ve gebelik durumuna göre 5 ile 15 dakika arasında sürmekte olup.Operasyon sonrası kontrol ultrasonla rahim içinin kontrolu gerekir.Kürtaj işleminin başarılı birşekilde sonlandırılması ve rahim içinde parça kalmadığından emin olunması gerekmektedir.

    Kürtaj işlemi sırasında ve sonrasında hastanın kanaması olmaması için gerekli önlemlerin alınması gerekmektedir. Kürtaj işlemi tam basitbir işlem olmayıp hastane ortamında veya tam teşekküllü Kadın doğum Merkezlerinde yapılması önerilmektedir.

    Kürtaj işleminden sonra hastanın kendini iyi hissedinceye kadar ortama 30-60 dk kadar yatması ve dinlenmesi gerekmektedir.

    Ülkemizde yasal kürtaj süresi 10 ( yanlızca on haftaya ) kadar kabul edilmektedir. İdeal süre 4 hafta ile 8 hafta arasında olup bu süreyi asla aşılması önerilmemektedir.

    18 yaşını doldurmuş tüm bekar bayanlar kendi isteği ile yasal sınırlar içerisinde müdahale- kürtaj olabilir.

    Kürtaj işlemi sonrasında adet kanamasını geçmeyecek kadar az miktarda kanama olabilmekte ve kürtaj sonrası günlük yaşantınıza kısmen gerei dönebilmektedir.Çok dikkat gerektiren işlerin ve motorlu taşıtların kullanılması aynı gün içinde önerilmez.

    Kürtaj sonrası hastanın durumuna göre verilecek bazı ilaçların kullanılması ve kontrole gelmesi,herşeyden daha da önemlisi Acil bi durum karşısında 7/24 kürtaj yapan doktoruna ulaşabilmesi (GSM vs) önerilmektedir. 

    Kürtaj sonrası tekrar gebe kalınamaz diye bir kural yoktur.Tıbbi kurallara uygun yapılan kürtajlar sonrasında gerekli tedavide alınmışsa tek gebe kalınabilinir.Gebelikler oluşabilir,ilerde planlanan gebelikler oluşabilir.

    Kürtaj olmadan önce gebeliklerden korunma yöntemleri hakkında gerekli ve doğru bilgi edinmek, kürtaj olmayı önlemeye yeter de artar.

  • İki Doğum Arası Süre Ne Kadar Olmalı ?

    İki Doğum Arası Süre Ne Kadar Olmalı ?

    İlk bebeğe sahip olduktan sonra çiftler aynı duyguyu tekrar yaşamak ve yeniden çocuk sahibi olmak isterler. Kalabalık bir aileye sahip olmak ve çocuklarının bir kardeşe sahip olması çoğu çiftin hayalidir.

    Eski dönemlerde bu durumun sakıncası dahi sorgulanmazken günümüzde gerçekleşen doğumun ardından yeni bir doğumun gerçekleşmesi için ne kadar sürenin gerekli olduğu çiftlerin merak ettiği önemli konulardan birisidir.

    Doğum çok kompleks gibi görünen fakat oldukça basit, fizyolojik bir olaydır. Kadın vücudunda hormonlar, rahim ve bebek mükemmel bir uyum içerisinde çalışarak doğumun gerçekleşmesini sağlar.

    Kadın vücudunda kompleks bir çalışma ile gerçekleşen “iki doğum arasındaki süre ne kadar olmalıdır?”

    Toplumumuzda “birlikte büyüsün” gibi düşüncelerle sahip olunan çocukların arasında çok yaş farkı bulunmamaktadır. Çoğu kardeşlerin arasındaki yaş farkı oldukça düşüktür. Ancak kadının iş hayatında eski dönemlere göre daha aktif yer alması, hayat pahalılığı gibi sebeplerden en önemlisi de bilinçli olmaktan ötürü bu duruma günümüzde nadiren rastlanmaktadır.

    Günümüzde çoğu çift kültürel ve ekonomik nedenler dolayı yani dış faktörlerden ötürü tek çocuğa sahip olmaktadırlar ancak bazı çiftler de çocuğunun bir kardeşi olmasını istedikleri için 2 ya da daha fazla çocuğa sahip olurlar. Eski dönemlere oranla çiftler ve özellikle kadınlar kadın doğum ile ilgili bazı konularda daha bilinçli. Bu nedenle eski dönemlere oranla bilinçsiz kalınan gebelik ya da yapılan doğum oranı bir hayli düşüktür. Asıl konumuz olan “iki doğum arasındaki süre ne kadar olmalıdır?” sorusunun yanıtına dönmek gerekirse;

    Gebelikler arasında olması gereken süre, doğumun gerçekleştiği günden ikinci gebeliğin başladığı güne kadar geçen süreye göre hesaplanmaktadır. Yani her iki gebeliğin başlangıçları arasındaki süreye göre, iki doğum arasındaki süre hesaplanmaktadır. Dünya sağlık örgütü (WHO) gebelik arasındaki sürenin 2 yıldan az olmasının birtakım riskleri beraberinde getirdiğini ortaya koymuştur. Özetle 35 yaş altında kadınlarda iki gebelik arası 2 yıl; yaş ilerlemesi faktöründen kaynaklı da 35 yaş üstü kadınlarda da 1 yıl ara vermek gerekmektedir. Sezaryen doğum yaptıktan sonra tavsiye edilen en uygun ara normal doğum ile aynıdır. 2 yıldan kısa aralık olması haricinde 5 yıldan uzun aralık olması da ikinci gebelikte bazı riskleri arttırdığı yapılan araştırmalar sonucunda belirlenmiştir. Bu araştırmalar iki normal doğum, iki de sezaryen doğum yapan kadınlar üzerinde yapılmış ve araştırmaların neticesinde iki doğum arası uygun olan sürenin altında doğum yapan annelerin çocuklarında riskle karşılaşılma olasılığının arttığı saptanmıştır.

    Kadınlarda iki doğum arası sürenin uygun olmaması halinde karşılaşılabilecek olan söz konusu riskler;

    1. Kadında anemi riski artar.
    2. Erken doğum ve PPROM riski
    3. Doğumsal anomali
    4. Bebeğin düşük kiloya sahip olması
    5. Otizm
    6. Ölü doğum
    7. Bebeğin anne sütünü kısa bir süre emmesidir.

    Peki, kadın düşük yaptığı takdirde yeniden gebeliğin gerçekleşmesi için ne kadar süre beklemelidir?

    Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından düşük yapan kadınların yeniden gebe kalabilmek için en az 6 aylık bir süre beklemeleri uygun görülmüştür.

  • Gebelikte Kasık ve Karın Ağrısı

    Gebelikte Kasık ve Karın Ağrısı

    Gebelik sürecinin ilk aylarından itibariyle kadınlarda sıklıkla rastlanan şikayetlerden birisi karın ve kasık bölgelerinde hissedilen ağrıdır. Pek çok değişik nedenlerden ötürü bu ağrılar çoğu gebe kadınlarda farklı şiddette seyreder. Gündelik hayatı olumsuz yönde etkilemeyen hafif seviyedeki ağrı hissedilmesi durumunda tedavi uygulanmasına ihtiyaç duyulmaz. Gebelikte hafif seviyeli yaşanan karın ve kasık ağrılarında yalnızca dinlenmek yeterli gelebilir. Ancak tam tersi gebelik sürecinde gündelik hayatı aksatacak düzeyde şiddetli karın ve kasık bölgesi ağrıları söz konusu olduğunda tek başına dinlenme yeterli olmaz ve gebelik sürecindeki kadına tedavi uygulanır ve hatta hastanede yatarak tedaviye de gerek duyulur.

    Gebelik esnasında karın ve kasık ağrıları kas ve bağların gerilmesinden kaynaklı olarak oluşur. Söz konusu ağrılar kramp tarzında veya keskin, bıçak saplanır gibi seyretmektedir. Ayrıca karın ve kasık bölgesinde gebelik süresince rastlanan ağrılar; genellikle öksürürken, sandalyeden, yataktan kalkarken çok daha belirgin hale gelir. Bu gibi ağrılar kısa vadeli olarak veya saatlerce devam eden bir şekilde hissedilebilir.

    Peki, “gebelikte kasık ve karın ağrısı” ne zaman başlar?

    Gebelikte kadının adet kanaması geciktiği dönem itibariyle hafif şiddette karın ve kasık ağrıları hissedilmeye başlanır. Gebeliğin gerçekleştiğinin öğrenilmesi ve gebelikte ilk 3 aylık dönemde de nadiren bu ağrı hissedilir. Ancak gebeliğin ilerleyen aylarında bu ağrıların sıklığı ve de şiddetinde artış yaşanır.

    Kasık ağrıları gebeliğin ilk ayları itibariyle başlar. Anne adaylarının büyük  kısmında rahim büyümesine bağlı olarak 6. ila 8. gebelik haftalarında kasık ağrısı hissedilir. 
    Gebelikte karın ve kasık ağrıları gebeliğin son aylarında rahim kasılmalarından kaynaklı olarak hissedilir.

    Kadınların gebelikte karın ve kasık ağrısı şiddetini dindirmek için ayaklarını yukarı kaldırması, rahat bir pozisyonda dinlenmesi ve Ilık bir banyo yapması fayda sağlayacaktır.

    Hangi durumda hekime başvurmak gerekir:

    • Ağrılarla birlikte ateş, titreme, kanama veya artmış vajinal akıntı olduğu takdirde
    • Tansiyon ,halsizlik söz konusu ise
    • İdrar şikayetleri mevcutsa hekime danışmakta fayda vardır.

    6 saatten uzun süren gebelikte karın ve kasık ağrıları büyük ihtimalle bir komplikasyonun belirtisi olabilir. Bu yüzden mutlaka hekime danışılmalıdır.

    Kadınlarda “gebelikte karın ve kasık ağrısı” nedenleri nelerdir ?

    • Yalancı doğum ağrıları 
    • Kabızlık ,şişkinlik ve gaz 
    • Yumurtalıklarda kist oluşumu
    • İdrar yolu enfeksiyonu
    • Tansiyon yükselmesi (preeklampsi) 

    Gebelikte rahmin hızla büyümesi kasık ve karın ağrılarına sebep olur

    Gebelik ilerledikçe rahim hızla büyümekte ve rahmin etrafındaki bağlar da gerilmektedir. Bu ağrılar çoğunlukla sağ tarafta görülebilir ancak bazı gebelerde her iki tarafta da hissedilebilmektedir.

    Gebelik sürecinde yaşanan gaz, şişkinlik ve kabızlık da karın ve kasıklarda ağrı yapar

    Gebelik döneminde salgılanan hormonların etkisiyle sindirim ve boşaltım sistemi fonksiyonlarında farklılaşmalar gerçekleşir. Böbrek ve bağırsakların çalışma hızları bu yüzden yavaşlayabilir ve tüketilen besinler de gaz, şişkinliğe sebebiyet verebilir. Bu nedenle gebelik sürecinde kadınlarda karın ve kasık bölgesinde ağrı hissedilmesi normaldir.

    Gebeliğin sonuna doğru yaşanan yalancı doğum sancıları da karın ağrısına sebep olur

    Gebeliğin son aylarında Braxton-Hicks olarak adlandırılan yalancı doğum sancıları; sık aralıklarla rahim kasılır, sanki doğum başlıyormuş gibi izlenim vererek hissedilir. Kısa süreli dinlenmenin ardından geçtiği ve düzensiz aralıklarla seyrettiği için gerçek doğum sancıları olmadığı fark edilir. Ancak geçmemesi halinde erken doğum belirtisi olabileceği düşüncesi ile hekime başvurulmalıdır.

    Karın ve kasık ağrıları ateş, bulantı ve kusma ile birlikte ise enfeksiyon olabilir

    Gebelik döneminde vajinal akıntılara normal dönemlerden daha fazla rastlanır. Bu akıntılar kokusuz ve şeffaf renkli olduğu sürece bir tehlikeli değildir. Ancak pis kokulu ve kahverengimsi, kırmızımsı renklerde ise enfeksiyon ya da erken doğum işareti olabilir. Bu yüzden hekime başvurulmalı ve tedavi uygulanmalıdır.

    Karaciğerde ve yakınlarında ağrı hissedilmesi tansiyon yüksekliğine işaret olabilir

    Gebelikte tansiyon değerlerinin yükselmesi anne adayının karnının sağ üst kısmında, karaciğerin olduğu alanın yakın bölgesinde ağrıya sebebiyet vermektedir. Ağrı beraberinde bulantı, kusma, baş ağrısı ve nadiren bulanık görme şikayetleri mevcut olduğunda hekime başvurulması gerekmektedir.

    Gebelikle bağlantısı olmayan karın ve kasık ağrıları başka rahatsızlıkların belirtisidir

    Gebelikle bağlantılı olmayan ve tam olarak hangi sebepten kaynaklandığı bilinmeyen gebelikte hissedilen karın ve kasık ağrıları durumunda gebeliğe olumsuz bir etkisi olup olmayacağının tespit edilmesi açısından muayene edilmesi gerekir. Muayenede öncelikle ağrının sebebin saptanması, ardından da bu rahatsızlığa yönelik tedavi uygulanması gerekmektedir. 
    Apandisit, mide ülseri, safra kesesi iltihabı gibi sağlık sorunları gebelikte hissedilen karın ve kasık ağrılarına benzer şekilde seyredebilir. Gebelik süreci fazla ilerlemeden bu rahatsızlığa yönelik tedavi uygulanması, gebelik ve doğumun daha rahat gerçekleşmesini ve gebeliğin daha sağlıklı geçmesini sağlayacaktır. 
    Sonuç olarak “gebelikte karın ve kasık ağrısı” her ne kadar doğal bir durum olsa da şiddetine bağlı olarak dikkatli olunmalıdır. Gebelik sürecini olumsuz etkileyecek şekilde hissedilen ağrı durumunda da her ihtimale karşı hekimden destek alınmalıdır.

  • Aşılama yöntemi uygulandıktan sonra ağrı hissi olur mu?

    Aşılama yöntemi uygulandıktan sonra ağrı hissi olur mu?

    Aşılama işlemi sırasında ve sonrasında anne adayları nadiren oldukça hafif bir kasık ağrısı hissedebilir. Bu hissedilen hafif ağrı normal bir ağrıdır. Fakat genel olarak aşılama tedavisine bakıldığında; aşılama işlemi uygulanan kadınların büyük bir çoğunluğunda böyle bir ağrı oluşumu gözlemlenmemektedir. Aşılama tedavisi genel açıdan değerlendirilirse eğer oldukça konforlu bir tedavi yöntemi olduğunu söyleyebiliriz. Aşılama işleminde meydana gelen hafif ağrı, kadının ilaç kullanmasını gerektirmemektedir. 

    Aşılama işlemi uygulanan kadınlarda bazı durumlarda şiddetli ağrı hissedilebilir. Aşılama sonrası hissedilen ağrı çok şiddetli ise farklı bir nedenden dolayı yaşanıyor olabilir. Vakit kaybetmeden doktora danışmakta fayda vardır.

    Aşılama sonrasında ağrı hissedilmesi sıklıkla rastlanan bir problem değildir. Kasık ağrısı gebeliğin belirtilerinden birisidir. Aşılama işlemi uygulandıktan 7 ila 10 gün sonrasında kasık bölgesinde ağrı hissedilebilir. Fakat bu hissedilen kasık ağrısının adet döneminde hissedilen kasık ağrısı ile karıştırılıp karıştırılmadığından emin olmak gerekir.

    Aşılama yöntemi uygulamasının sonrasında kanama olması normal mi?

    Aşılama yönteminin uygulandıktan sonra kanamanın olmaması gerekir. Çünkü aşılama işlemi sonrasında kanamanın gerçekleşmesi için herhangi bir sebep yoktur. 

    Ancak aşılama işlemi uygulanan kimi kadınlarda uygulama esnasında rahim ağzı bölgesinde oldukça az lekelenme olarak tabir edeceğimiz şekilde kanama oluşabilir. Bu lekelenmelere sıkça rastlanmaz, nadiren yaşanır.

    Aşılama işlemi ardından görülen kanama;  kısa, ortalama olarak 1 gün süreli kanamalardır. Bu kanama durumu kadınları gebelik şansını olumsuz yönde etkileyeceğini düşünerek tedirgin edebilir. Fakat söz konusu kanama gebelik şansını olumsuz yönde etkilememektedir. Şayet 3 günden fazla, lekelenme olarak değil yoğun bir kanama yaşanırsa böyle bir durumda mutlaka hekime başvurulmalıdır. Aşılama işlemi uygulandıktan 15 gün sonra oluşan kanama; halk arasında yaygın olan adı ile üstüne görme, üstüne adet görme durumudur.

    Aşılama yöntemi uygulaması sonrası progesteron hormonu kullanmak şart mı?

    Doktorun tekniğine bağlı olarak aşılama işlemi uygulanırken progesteron hormonu kullanılabilir. Ancak aşılama işleminin uygulanmasından sonra progesteron hormonu kullanmak gibi bir şart söz konusu değildir. Aşılama uygulaması sonrasında bazı hastalara progesteron tedavisi verilebilir.  Bu progesteron tedavisi gebelik testi neticesi alınıncaya kadar devam eder. 

    Aşılama sonrasında ne zaman cinsel ilişkiye girilebilir?

    Aşılama işleminin uygulanmasından sonra cinsel ilişki konusunda hekimler arasında görüş birliği olmayabilir. Aşılama işleminin uygulanmasından sonra cinsel ilişkiye girmenin sakıncalı olup-olmadığı ya da cinsel ilişkiye girilebilecek süre hakkında bilgilendirmeyi aşılama uygulamasını yapan hekimin vermesi gerekir. Aşılama uygulamasını yapan hekim çiftlerin, aşılama işlemi sonrasında cinsel ilişki ile ilgili merak ettikleri sorularını yanıtlar.

    Aşılama yöntemi uygulaması sonrası ne zaman gebelik testi yapılabilir?

    Aşılama işleminin uygulanmasından 2 hafta sonra kanda gebelik testi ile gebelik durumu araştırılır. Bu 2 haftalık sürede aşılama işlemi uygulanan kadınlara genel olarak progesteron vaginal tablet veya jel kullanması tavsiye edilmektedir. Aşılama işleminin uygulanmasından 2 hafta sonra kanda bakılan gebelik testi neticesi pozitif çıktığı durumdan 3 hafta sonra fetusu ve kalp atımını görmek için anne adayına ultrason muayenesi yapılmalıdır.

    Aşılama yöntemi sonrasında ne zaman gebelik belirtileri görülebilir?

    Aşılama işleminin uygulanmasından 2 ila 3 hafta sonra kadında gebelik durumunun oluştuğuna dair bazı belirtiler görülmeye başlanır. Kadında aşılama sonrasındaki gebelik belirtileri şunlardır;

    • Göğüslerde ağrı ve büyüme
    • Göğüs uçlarında aşırı hassasiyet
    • Damarlarda belirginleşmeler
    • Dudaklarda kuruluk
    • Kabızlık
    • Hafif hissedilen bel ağrıları
    • Kasıklarda ağrılar, sancılardır. 

    Bahsi geçen bu belirtilere rastlanılması halinde gebeliğin oluştuğu ihtimali mümkündür. Ancak belirtilen gibi bu belirtiler gebeliğin oluştuğuna dair bir ihtimaldir. Gebeliğin gerçekleşip gerçekleşmediğine dair en net yanıt gebelik testinden alınacaktır. Aşılama işleminin uygulanmasından 2 ila 3 hafta sonra bu belirtilere rastlandığı takdirde, öncelikle evde gebelik testi ile gebelik durumu kontrol edilebilir. Evde yapılan gebelik testi sonucunda da gebelik ile ilgili durum için hekime başvurulmalıdır.

    Aşılama yöntemi uygulamasının sonrasında gebelik testi sonucu pozitif ise ne yapılmalı?

    Aşılama işleminin uygulanmasından 2 ila 3 hafta sonra kadında gebelik durumunun oluştuğuna dair göğüslerde ağrı ve büyüme, göğüs uçlarında aşırı hassasiyet, damarlarda belirginleşmeler, dudaklarda kuruluk, kabızlık, hafif hissedilen bel ağrıları, kasıklarda ağrılar, sancılar gibi belirtilere rastlandıktan sonra yapılan gebelik testleri neticesi pozitif çıkması; gebeliğin gerçekleştiğini yani anne rahminde bebeğin var olduğunu gösterir. Söz konusu gebelik testi pozitif çıktığı takdirde zaman kaybetmeden hekime danışılmalıdır ve gebelik ile ilgili kontrollere başlanmalıdır. 

    Aşılama yöntemi uygulandıktan sonra gebelik testi sonucu negatif ise ilk adet ne zaman görülür?

    Aşılama işleminin uygulanmasından 2 hafta sonra kanda gebelik testi ile gebelik durumu araştırılmaktadır. Bu gebelik testi sonucu negatif çıktığı takdirde yaklaşık olarak en geç 15 gün içerisinde kadında adet kanamasının olması gerekir. En geç 15 gün içerisinde kadında adet kanamasının olmaması halinde söz konusu durum için doktora danışılmalıdır. 

    Aşılama işlemi uygulandıktan 15 gün sonra oluşan olası kanamalar; halk arasında üstüne görme, üstüne adet görme durumu olarak adlandırılmaktadır.

    Aşılama yöntemi uygulamasının ardından ne kadar süre sonra gebelik ultrasonda görülebilir?

    Aşılama işleminin uygulanmasından 2 hafta sonra kanda gebelik testinini pozitif çıkması gebeliğin gerçekleştiğini göstermektedir. Gebeliğin ilk haftalarında ultrason cihazı ile yapılan muayenede bebek görülmemektedir. Bebek en az 5 haftalık olduğu takdirde ultrason cihazı ile yapılan muayenede görülebilir. Aşılama işlemi uygulandıktan 20 gün sonra ultrason ile yapılan muayenede gebelik saptanabilir.

    Aşılama yöntemi uygulamasının sonrasında düzensiz bir kan lekesi veya akıntı olur mu?

    Aşılama işlemi uygulanan bazı kadınlarda uygulama esnasında rahim ağzı bölgesinde oldukça az lekelenme olarak nitelendirebileceğimiz şekilde nadiren rastlanan kanamalar oluşabilir. 

    Aşılama işlemi sonrası ise genel olarak bir kanama ya da akıntı görülmemektedir. Aşılama işleminden değil fakat başka durumlardan kaynaklı olarak kanama ya da akıntı görülebilir. Böyle bir durumda da vakit kaybetmeden hekime başvurmak yararlı olacaktır.

    Aşılama sonrasında ne zaman banyo yapılır?

    Aşılama işlemi uygulanan kadınlarda hijyen konusunda en merak edilen sorulardan birisidir. Aşılama işlemi uygulandıktan sonra kadının ilk gün değil ancak ikinci gün itibariyle banyo yapılabileceği hekim tarafından tavsiye edilmektedir.

    Aşılama yöntemi uygulandıktan sonra nasıl beslenmeli?

    Beslenmenin genel sağlık üzerindeki etkilerinden yola çıkarak aşılama işlemi uygulanan kadınlarda beslenme konusunda en merak edilen sorulardan birisidir. Aşılama işlemi uygulanırken veya aşılama yöntemi uygulaması sonrasında özel bir beslenme diyeti söz konusu değildir. 

    Doğal yolla gebe kalan bir kadın nasıl besleniyorsa; aşılama işleminin uygulanması ile gebe kalan kadında aynı şekilde beslenebilir. İki gebelikte beslenme arasında bir değişkenlik yoktur. Önemli olan sağlıklı ve düzenli beslenmektir. 

  • Kadınlarda her ay görülen regl yani adet döneminde cinsel ilişkiye girmek sakıncalı bir durum mudur?

    Kadınlarda her ay görülen regl yani adet döneminde cinsel ilişkiye girmek sakıncalı bir durum mudur?

    Kadınların adet döneminde libidosu artar. Ayrıca adet dönemi kadınların gebelik riski olmadığından dolayı cinselliği en özgür yaşadığı dönemdir. Cinsellikte özgürlük tanıdığı düşünülen adet kanamasının görüldüğü günler enfeksiyon riskinin en yüksek olduğu süreçtir. Kadınlarda adet döngüsü enfeksiyon riskine davetiye çıkarmaktadır. Regl, kadınların mikroplara karşı oldukça hassas olduğu bir süreçtir. Söz konusu olan adet döneminde kadının vajinasında açık bir yara mevcutsa kadın enfeksiyona açıktır. 

    Kadınlar adet döneminin özellikle birinci ve ikinci günü cinsel ilişkiye girdiği takdirde erkeğin cinsel organında bulunan mikroplar kadının vajinasına bulaşarak olası hastalıkların oluşumuna sebebiyet verebilir. Bu nedenle tüm adet döneminde cinsel ilişkiye girmek konusunda ancak özellikle ilk ve ikinci gün çok daha dikkatli olunmalıdır.

    Kadınların adet döneminde cinsel ilişkiye girmesi önerilmeyen bir durumdur. Ancak cinsel ilişkiye girilme isteğine karşın şu tavsiyelerde bulunulabilir:

    Cinsel ilişki öncesinde erkek cinsel organını ılık suyla temizlemeli ve kuruladıktan sonra da muhakkak aile planlamasında kullanılan korunma yöntemlerinden olan prezervatif kullanılmalıdır. Bu uygulama ile tamamen olmasa da cinsel ilişkide enfeksiyon riskine karşın kısmen bir önlem alınabilmektedir.

    Adet döneminde kadınların vücudunun dinlemeye ve vücut toksinlerinden arınmaya ihtiyacı vardır. Regl sürecinde cinsel ilişkiye girildiği takdirde kadınlarda nadiren de olsa idrar yolu ile ilgili şikayetler, bel bölgesi ağrıları, genital rahatsızlıklar görülebilir.

    Adet döngüsünde vücut dışına atılan kan; sanılanın aksine kirli, zehirli veya pis bir kan değildir. 

    Teorik olarak adet döngüsü sürecinde hamile kalma olasılığı yoktur fakat nadiren de olsa gebe kalınabilir. Bu yüzden adet döneminde cinsel ilişkiye girildiği takdirde doğum kontrollerine başvurmak gereklidir.

    Regl sürecinde kandaki östrojen hormonu seviyeside düşer. Östrojen hormonu seviyesi düşüşünden kaynaklı olarak laktik asit üretimi azalır. Vajinal denge de bozulur. Böylelikle vajina enfeksiyonlara karşı direncini kaybeder ve enfeksiyon riski artar. Adet kanının her vücut dışına atıldığında rahim ağzı genişler. Bu durum enfeksiyonlarda kolaylıkla yayılma imkanı sağlar.

    Adet döneminde cinsel ilişkiye girildiği takdirde gebelik oluşma ihtimali var mıdır?

    Adet döneminde yumurtlama çoktan geçmiştir ve bir sonraki yumurtlama sürecine de zaman olduğu bilinmektedir. Ancak bundan yola çıkarak adet döneminde girilen cinsel ilişkide gebe kalınmayacağına güvenmek doğru olmaz.  Bu tür durumlara nadiren de olsa rastlanabilmektedir. Yumurtlama günü haricinde kadının cinsel organında spermlerin canlı kalma süreleri (48 ila 72 saat) de gebelik oluşumu yönünde önem teşkil eden bir diğer konudur.
    Adet döngüsünde, cinsel ilişkiye girilmiş ve spermler döl yatağına bırakışmışsa vajinada içeride de spermler canlı kalabilmişse gebelik oluşumu ihtimali söz konusu olabilir.
    Bazen adet dönemi sonunda lekelenmeler görülebilir bu durum kadınlar için yanıltıcı olabilir. Kadın lekelenmeleri adet devamı olarak düşünebilir ve gebelik oluşmayacağı kanısına varabilir. Oysaki lekelenme durumunda yumurtlama oluşabilir ve lekelenme halinde girilen cinsel ilişki sonucu gebe kalabilme olasılığı söz konusudur.

    Adet kanamasının görüldüğü hiçbir gün %100 gebelikten koruduğu gibi bir anlam taşımaz. Bu sebeple adet döngüsünde ve adet sonrası görülen olası lekelenmelerin olduğu süreçte cinsel ilişkiye girenler korunma yöntemlerine başvurmalıdır. 

    Adet döneminde girilen cinsel ilişkiye kısırlığa neden olur mu?

    Adet döneminde cinsel ilişkiye girildiği takdirde infertilite yani kısırlığın oluştuğu kanısının hiçbir bilimsel dayanağı söz konusu değil. Halk arasında bilinen yanlıştan öte değildir. Bu tür söylemlere itibar edilmemelidir. Çünkü gerçeği yansıtmamaktadır. Ancak adet döneminde enfeksiyon ve nadiren de olsa rastlanabilen gebelik oluşumu riski nedeniyle cinsel ilişkiye girmekten kaçınılmalıdır. Girildiği takdirde erkek cinsel organının hijyenine önem vermelidir ve prezervatif muhakkak kullanılmalıdır.

  • Tüp Bebek

    Tüp Bebek

    Tüp bebek tedavisi aşamalarında, ilaç kullanımından da çekinen anne ve baba adayları, bu ilaçların kanser ya da menopoza yol açabileceğini düşünmektedir. Ancak yapılan sayısız bilimsel çalışma ve araştırma sonucunda böyle bir durumun söz konusu olmadığı ortaya konmuştur. Tüp bebek tedavisinde kullanılan hormon ilaçları, vücudun kendi ürettiği hormonlar ile aynıdır. Ancak tedavide gebeliğin sağlanması için bu hormonların daha fazla salgılanmasına ihtiyaç duyulur. Bu sebeple de vücutta salgılanandan daha yüksek oranlarda hormon takviyesi yapılır.

    Tüp bebek ilaçları kanser yapar mı?

    Anne ve baba adayları, tedavide kullanılan ilaçların kansere yol açtığına inanmaktadır. Bu düşüncenin hiçbir şekilde bilimse karşılığı yoktur. Kullanılan ilaçların kansere sebep olması söz konusu değildir. Yumurtalık kanserine yakalanma riski çocuk yapmayan kadınlarda daha fazla olmaktadır. Bu duruma yol açan kısırlık tedavisi değildir. Tüp bebek tedavisinde kullanılan ilaçlar çeşitli yan etkilere sebep olabilir. Bunlar:

    • Ruh halinde meydana gelen değişimler
    • Alerjik cevaplar
    • Karın ağrısı
    • İshal, kusma ve bulantı
    • Enjeksiyon uygulanan bölgede kızarıklık
    • Vücutta ödem
    • Baş ağrısı
    • Göğüste hassasiyet
    • Ateş basması
    • Yorgunluk, halsizlik
    • OHSS

    Çifte hangi yöntemle tedaviye başlanacağı ise çeşitli araştırmalar sonucunda belirlenir. Çiftin kısırlık sebebi, ne zamandır kısırlık sorunu yaşandığı, kadının yaşı gibi faktörlerle tedavi şekli belirlenir. İlk olarak tüp bebek tedavisinden önce aşılama gibi farklı yöntemler denenebilir. Doğrudan olarak tüp bebek tedavisine başlayan çiftler çoğunlukla ileri yaştaki anne adayları ve açıklanamayan kısırlık tedavileridir. 

  • Çikolata Kisti Gebeliğe Engel Midir?

    Çikolata Kisti Gebeliğe Engel Midir?

    Rahim içerisinde bulunan; her ay gebelik oluşumu için hazırlanan ve gebelik olmadığı takdirde hormon desteğinden yoksun kaldığı için adet dönemi kanaması halinde vücuttan dışarı atılan özel hücre tabakasına endometrium adı verilir. Endometrium tabakası, vücutta yalnız rahim içinde yer alır. Bu tabakanın rahim dışında vücudun başka bir bölgesinde yer alması durumu ise “Endometriozis” yani çikolata kisti hastalığı olarak adlanmaktadır. Çikolata kisti olarak nitelendirilme sebebi ise; içeriğinde koyu kıvamlı adeta erimiş çikolatayı andıran bir sıvı bulunmasından kaynaklıdır. 

    Endometriozis yani çikolata kisti hastalığı özellikle genç kadınlarda yaygın olarak karşılaşılan bir problemdir. 25 ila 45 yaş arası kadınların yaklaşık oranla %10-15’inde çikolata kisti hastalığı görülmektedir. Yumurtalık ve kordonlara ulaşması halinde gebelik oluşumuna engel olabilen çikolata kistleri nadiren de olsa menopoz dönemindeki kadınlarda ve hatta erkeklerde de rastlanabilmektedir. 

    Adet döneminde endometrium kanamalı reaksiyonlar yaparak, organlarda yapışmaya sebebiyet verebilir. Adet döneminde hissedilen şiddetli sancı Endometriozis yani çikolata kisti hastalığına bağlı şikayetlerdir.

    Çikolata Kistinin Belirtileri 

    •  Adet ağrısı 
    •  Adetten bağımsız ağrı 
    •  Cinsel ilişki sırasında ağrı
    •  Kısırlık

    Genç kadınlarda sıklıkla karşılaşılan Çikolata Kisti Gebeliğe Engel Midir? sorusuna yanıt vermemiz gerekirse:

    Gebelik oluşmayan kadınların yaklaşık oranla % 40’ında çikolata kisti (endometriozis) hastalığı görülmektedir. Çikolata kistleri, yumurtlama işlevinin bozulması ve tüplerin tıkanması gibi faktörlere bağlı olarak kısırlık oluşturabilir. Üreme çağındaki kadınları tehdit eden çikolata kisti; yumurtalıkları ve tüpleri etkilemesi halinde, gebelik için engel teşkil eder. 

    İnfertilite (kısırlık) tedavisi gören kadınların ise %20 ila %25’inde görülen çikolata kistinin; yumurtalıklarda azalmaya ve pelvik yapışıklıklara neden olması kadınlar üzerinde bıraktığı en olumsuz etkidir.

    İdrar kesesi ve bağırsaklar üzeri bölgelerde görülebilen çikolata kistleri;

    •  Fallop tüplerinde tıkanmaya 
    •  Tüplerde fonksiyon bozukluklarına 
    •  Döllenmiş olan yumurtanın rahmin içine transfer edilmesine engel olarak gebelik oluşumunu tehdit etmektedir.

    Evet, endometriozis hastalığı gebeliğe engel olur. Ancak çikolata kisti hastalığı olan kadınlarda gebelik oluşma olasılığı hastalığın var olmadığı kadınlara oranla yarısı kadardır. Buna bağlı olarak çikolata kisti olan kadınların tamamı gebe kalamaz diye bir kural yoktur. Çikolata kistinin olmasına rağmen gebe kalan kadınlarda, çikolata kistleri gebelik dönemi boyunca büyüyebilir veya mevcut boyutunda kalabilir. Gebeliğin ilerleyen süreçlerinde gebeliği olumsuz yönde etkilemeyen çikolata kistleri, gebeliğin ilk dönemlerinde ise düşük nedeni olabilmektedir.

    Çikolata kistleri görülebilir hale geldiğinde, operasyon konusu gündeme alınabilir. Fakat söz konusu hasta gebe kalmamış ve 35 yaş üstü ise yumurta rezervi azaldığı sebebiyle hekimine danışarak çikolata kistlerini alınmadan gebelik planlaması yapılmalıdır. Çünkü çikolata kistleri için yapılacak olan operasyonla yumurtaların kapasitesini azaltacaktır. Çikolata kistleri için daha az zarar veren laparoskopik uygulamalar yapılsa dahi çikolata kistlerinin alınması öncesinde gebe kalabilme koşulları detaylı olarak değerlendirilmelidir. 

    Çikolata kisti olan ve henüz gebe kalmamış kadınlarda öncelik ameliyat olmamalıdır. Doktorla durum değerlendirilmesinin yapılması ve buna göre karar verilmesi önemlidir. 40 yaş üstü ve çocuk sahibi olan ve çocuk sahibi olmayı istemeyen kadınlarda çikolata kistlerinin ameliyatla alınması için herhangi bir engel yoktur.

    Çikolata Kistlerinin Tanı ve Tedavisi 

    Endometriomalarda tanı koymak için yumurtalıklarda gelişen kistler içinde, tümör belirteçlerine ve doppler kan akımında direnç ve akım indekslerine bakılmaktadır. Ancak bu kesin bir tanı değildir. Çikolata kistlerinde kesin tanı koyabilmek için, ameliyatla çıkarılan dokunun patolojik incelemesinin yapılması gerekmektedir.

    Çikolata kistlerinin kalıcı tedavisi bulunmamaktadır. Yapılan tedavilerin amacı: çikolata kistlerinden kaynaklanan ağrının giderilmesi ve hastalığın ilerlemesinin durdurulmasıdır. Tedavi edilen çikolata kistlerinin tekrarlama olasılığı vardır. Endometriozis tedavisi için özellikle laparoskopi yönteminden faydalanılmaktadır.

  • Tüp bebek tedavisi anne sağlığını tehdit eder mi?

    Tüp bebek tedavisi anne sağlığını tehdit eder mi?

    Tüp bebek tedavisinde de, her tedavide olduğu gibi bazı riskler olabilir. Bu risklerin görülme oranı ise yaklaşık olarak %5’tir. 

    Bu risklerden bazıları ise; kilo alımı, karın bölgesinde genişleme, yumurtalıklarda aşırı uyarılma olarak sayılabilir. Bu riskler ise OHSS adı verilen bir durumdan kaynaklanmaktadır. Aşırı uyarım sendromu yani OHSS, ender olarak hastane koşullarında tedavi gerektirmektedir. 

    OHSS dışında ise; çoğul gebelik riski, düşük, erken doğum riskleri söz konusudur. Erken doğum ve düşük riskleri tüp bebek tedavisi dolayısıyla görülen riskler değildir. Bu iki olumsuz durum, kısırlık sebepleri yüzünden meydana gelmektedir. Bunun dışında tüp bebek tedavisinin meme ya da yumurtalık kanserine sebep olduğu yönündeki görüşlerin de herhangi bir karşılığı bulunmamaktadır. 

    OHSS nedir?
    Yumurtalıkların aşırı uyarılması, yumurtalıkların uyarılması süresince kullanılan ilaçlara vücudun aşırı yanıt vermesi olarak ifade edilebilir. Bu sebeple de östrojen seviyesi artar ve yumurtalıklar istenilen ve beklenilen boyutlardan daha fazla büyür. OHSS kısa sürede tedavi edilebilen ve hayati risk içermeyen bir yan etkidir.

    OHSS belirtileri ise:

    • bulantı
    • kusma
    • ishal
    • gerginlik
    • akciğer ve karın içinde sıvı birikimi
    • nefes alışverişinde zorlanma
    • idrar miktarının azalması
    • tansiyonun düşmesi
    • böbrek ve karaciğer fonksiyonlarında bozulmadan, vücuttaki elektrolit dengesinin bozulmasına kadar değişebilen bir yelpaze takip edilebilir.

    OHSS; hafif, orta ve şiddetli formlarda görülebilir. OHSS’nin en nadir görülen formu ise şiddetli formudur. Bu aşamada hastanede tedavi gerekebilir. Şiddetli formu dahi bir hafta içerisinde tedavi edilmektedir. Hafif ve orta seviyelerde izlenen OHSS, protein bakımından zengin beslenme, bol sıvı alımı ve dinlenme ile sıklıkla hastanede tedaviye ihtiyaç kalmadan kontrol altına alınabilir. 

    Tüp bebek esnasında kullanılan ilaçlar ve etkileri

    Tüp bebek tedavisinde çeşitli ilaçlar ve hormon tedavileri söz konusudur. Bu ilaçların, meme ve yumurtalık kanseri riskini arttırabileceği düşünmesi mevcuttur. Ancak yapılan araştırma ve çalışmalar, bu düşüncelerin herhangi bir bilimsel altyapısının olmadığını ortaya koymamıştır. Anne adayının hiç doğum yapmaması meme kanserini arttıran en önemli faktördür.

  • Jinekomasty (ERKEK MEME DOKUSU FAZLALIĞI)

    Jinekomasty (ERKEK MEME DOKUSU FAZLALIĞI)

    Jinekomasti, tahmini olarak erkeklerin yüzde 40 ila 60’ını etkilemektedir. Tek göğsü ya da her 

    iki göğsü de etkileyebilir. Her ne kadar bazı ilaçlar ve tıbbi sorunlar erkek göğsünün fazla 

    gelişmesiyle ilişkilendirilse de, vakaların büyük çoğunluğunda bilinen bir neden yoktur.

    Cerrahi tedavi: Erişkin erkelerde ise tedavi sadece cerrahidir. Plastik cerrahın veya hastanın 

    seçimine bağlı olarak genel veya lokal anestezi altında günlük cerrahi ameliyat olarak 

    uygulanan bir girişimdir.  Ameliyatta “”Liposuction”” 

    denilen yağları azaltma ve konturları düzeltme uygulandıktan sonra meme ucundan yapılan 

    1-2 cm lik kesiden girilerek aşırı derecede büyümüş meme dokusu çıkarılır. Bazı zayıf 

    hastalarda liposuction uygulanmaz sadece meme dokusu çıkarılır. Gereken hastalarda deri 

    de toplanarak fazlası çıkarılır. Geçici morluklar ve ağrı, şişlik, ameliyat bölgesinde uyuşukluk ameliyattan sonra hemen her hastada görülen rahatsızlıklardır. Büyük bir kısmı ilaçlarla hemen kontrol altına alınır, bir kısmı da zaman içinde kendiliğinden geçer.

  • G NOKTASI BÜYÜTME (ORGAZM AŞISI)

    G NOKTASI BÜYÜTME (ORGAZM AŞISI)

        Kadının cinsel ilişki esnasında en duyarlı yeri klitorisdir.Bu yüzden klitorisin uyarılması güçlü bir orgazma neden olur.Klitorisden başka cinsel olarak memeler ,meme uçları ,bacak araları,boyun kenarları,iç dudaklar ve vajina duyarlı bölgelerdir.Vajen içindeki en duyarlı bölge ise G noktasıdır.

       G noktası  ilk kez   Alman seksolog Dr. Grafenberg tarafından   tarif edilmiştir.G noktası kadın vajinasının girişinden 3-4 cm geride ,1-2 cm çapında vajenin diğer yerlerinden daha kabarık görülen    bir bölgedir.Bazı kadınlar G noktasını elle hissederken bazı kadınlar hissetmeyebilirler.G noktasının  yeri    halen tartışmalıdır.G noktası kadınların çoğunda bulunur.Bu bölgeye aralıksız yapılan masaj, klitoral orgazmdan daha yoğun bir orgazm yaratır.

       İyi ve güçlü bir orgazm için eşler arasındaki cinsel uyumun yanında  klitoris ve G noktasının uyarılması da gerekir.

       G  noktası büyütme işlemi (Orgazm aşısı ) nedir ?

        G noktası  normalde  vajina  ön duvarında daha dolgun ,kabarık bir bölgedir.Bu kabarık bölgenin penis tarafından sürtünmesiyle orgazm olur.Ancak zamanla hormonal nedenlerle G noktası silinir.Böylece penisin G noktasını uyarması mümkün olmaz.

        G nokası büyütme işlemi yani Türkiye de bilindiği adıyla orgazm aşısı G noktasının yağ enjeksiyonu veya hyaluronik asit içeren dolgu maddesiyle  büyütülme işlemidir.G noktası büyütme işlemi gerçekleştirilmesiyle silinen bölge tekrar belirgin hale gelir ve kadının orgazmı kolaylaşır.

        G noktası büyütme işlemi kimlere uygulanır?

        G noktası (G Shot) büyütme işlemi ;

        **Tıp dilinde anorgazmi dediğimiz orgazm olamama yani cinsel ilişkiden zevk alamayan kadınlara

      **  Cinsel ilişkide orgazm olan ancak daha güçlü ve kaliteli orgazm olmak isteyen  kadınlara uygulanabilir.

         G noktası büyütme işlemi nasıl yapılır?

         G noktası büyütme işlemi  için lokal anestezi  kullanılır.G noktası olduğu düşünülen bölgeye submukozal (vajen mukozası altı) dolgu maddesi enjekte edilir.

         G noktası büyütme işlemi 5-10 dakika sürer.G noktası büyütme işleminden sonra  kadınlar normal günlük hayatlarına dönebilirler. İşlem sonrası herhangibir ağrı hissedilmez.İşlem sonrası özel bir bakıma ihtiyaç yoktur.Gnoktası büyütme işleminden sonra aynı gün cinsel ilişkide bulunulabilir.

         G nokası büyütme işleminin etkisi ne kadarsürer?

         G noktası büyütme işleminin etkisi kadından kadına değişmekle birlikte 6-12 aya kadar sürebilir.