Kategori: Kadın Hastalıkları ve Doğum

  • Gebelikte İlaç Kullanımı

    Gebelikte İlaç Kullanımı

    Gebelikte İlaç KullanımıGebelik döneminde kadınların en çok korktuğu konulardan bir tanesi ilaç kullanmak zorunda kalınması durumunda kullanılacak ilaçların bebeğe zararlı etkileridir.Kadın-Doğum hekimlerinin en sık karşılaştığı sorulardan bir tanesi de gebe olduğunu henüz anlamadığı dönemde kullanılan veya gebelik süresi içerisinde zorunlu olarak alınması gereken ilaçların bebek üzerindeki etkileri ile ilgilidir. Gebelik döneminde ilaçların zararlı etkileri konusunda bir çalışma yapmak olası olmadığı için, bu konudaki bilgilerimiz daha çok vaka bildirimleri ve daha önceki kayıtların incelenmesine dayanmaktadır. Bu nedenle birçok ilacın bebek üzerindeki olumsuz etkileri konusunda kesin bir şey söylemek oldukça zordur. İlaç firmaları da bu konuda sorumluluk almak istemediği için prospektüste “gebelikte kullanımı sakıncalıdır” veya “hekiminize danışmadan almayınız” şeklinde ibareler koyarak sorumluluğu hekime yüklemektedir. Hekimler de yine aynı kaygıdan dolayı bazen gereksiz gebelik sonlandırması kararı verebilmektedir. En önemli kural gebelikte tıbbi durum ya da yakınmalar ilaç kullanımını gerektirmedikçe ilaç kullanmamak ve kullanılacak ilaçları mutlaka doktor önerisiyle kullanmaktır. Gebelik döneminde ilaç kullanımına karar verirken göz önünde bulundurulması gereken en önemli konu kar/zarar oranı ve ilacın güvenilirliğidir. İlacın potansiyel olarak bebeğe zararlı olduğu düşünülse bile, beklenen yarar daha yüksek ise ilaç kullanımına izin verilebilir. Gebeliğin ilk 10 gününde embryo dış uyaranlara duyarsız olduğu için bu dönemde alınan ilaçlar ya düşüğe neden olmakta, yada anomali yapmamaktadır. Yani “ya hep ya hiç” yasası geçerlidir. Gebelikte ilaç kullanımına karar verirken Amerikan Gıda ve İlaç Kullanımı (FDA) kriterleri göz önünde bulundurulmaktadır. Bu kriterlere göre ilaçlar aşağıdaki kategorilere ayrılmaktadır. Gebelik döneminde en sık kullanılan ilaçlar bulantı gidericiler, antiasitler (mide asidini düşüren ilaçlar), antihistaminikler (allerji belirtilerine karşı kullanılan ilaçlar), analjezikler (ağrı kesici ilaçlar), antibiotikler, sakinleştirici ilaçlar, uyku ilaçları gibi ilaçlardır.
    Gebelik döneminde kullanılan ilaçların 0’e yakını plasentadan bebeğe geçmesine karşın, ilaçların çok az bir kısmının bebekte istenmeyen durumların oluşmasına neden olduğu belirlenmiştir. İlaç bebeğin dolaşımına geçtiği andan itibaren bebeğin bulunduğu gebelik haftasına, maruz kaldığı ilaç dozuna ve ilacın teratojen (anomali yapıcı) etkilerine göre bebekle ilaç arasında etkileşim başlar. 
    Gebelikte Sıklıkla Kullanılan İlaçlardan Örnekler
    Gebelik dönemi hiç bir şekilde ilaç kullanılmaması gereken bir dönem değildir. Anne adaylarının çeşitli yakınmaları olduğunda bu yakınmaları gidermek amacıyla (bulantı, mide yanması, başağrısı gibi) ya da bir hastalığa yakalandıklarında hastalığı tedavi etmek amacıyla (idrar yolu enfeksiyonları, şeker hastalığı gibi) ilaç tedavisi verilir.
    Analjezikler (Ağrı kesici, iltihap gidericiler)
    Salisilatlar (aspirin) ve parasetamol (asetaminofen) gebelerin en sık kullandıkları ilaçlardandır. Bunlardan parasetamol (asetaminofen diğer adıdır) gebelikte kullanılabilecek en güvenli ağrı kesici ve ateş düşürücü ilaçtır. Ancak çok yüksek dozlarda (intihar amacıyla alınması gibi) anne adayında karaciğer hasarına ve bebeğin ölmesine neden olabilmektedir.
    Düşük dozlarda (80) miligram aspirin ise bazı riskli gebeliklerde (gelişme geriliği, lupus hastalığı, önceden ağır preeklampsi geçirmiş anne adayları gibi) halen kullanılmaktadır.
    Diğer Ağrı Kesiciler
    Nonsteroid anti enflamatuar adı verilen grupta yeralan ağrı kesiciler (parasetamol hariç çoğu ağrı kesici bu grupta yeralır.) arasında gebelikte en sık ibuprofen ve naproksen kullanılmaktadır. Bu ilaçların bebekte anomali oluşturmadıkları kabul edilir. Ancak bebeğin ductus arteriosusun ( doğumdan sonra kapanması gereken bir kalp kapakcığı) erken kapanmasına ve bebekte pulmoner hipertansiyon gelişimine neden olabildiklerinden 34. gebelik haftasından sonra kullanılmamaları önerilir.
    Enfeksiyonlar
    Enfeksiyonlar tıbben tedavisi zorunlu olan hastalıklardır ve gebelikte kullanıma uygun çok sayıda ilaç arasından enfeksiyona en etkili olanı seçilir.
    Antibiotikler
    Penisilinler yıllardan beri kullanılan ve antibiotikler arasında gebelikte kullanım açısından en güvenli olanlardır. Bunlara yeni jenerasyon penisilin türevleri de dahildir.
    Eritromisin de özelllikle penisilin allerjisi olanlarda kullanılan diğer bir antibiotiktir.
    Sefalosporin grubu antibiotikler konusunda yapılan kısıtlı sayıda çalışmada fetus üzerine olumsuz bir etki bildirilmemiştir. Bu grubun yıllardan beri anne adaylarında kullanıldığı gözöüne alınırsa penisilinler kadar güvenli olduğu söylenebilir.
    Antiasitler
    Bu ilaçlar ( rennie, gaviscon) alimünyum hidroxide, kalsiyum veya magnezyum içermektedir. Genel olarak gebelikte güvenle kullanılan bir ilaç grubudur, ancak yüksek dozlarda kullanıldığında kalsiyum ve magnesium düzeyindeki yükselmeler anne için zararlı olabilir.
    Bulantı-Kusma İçin Kullanılan İlaçlar
    Gebelerin %80’ninde bulantı-kusma yakınmaları görülür ve bunların önemli bir bölümünde ilaç kullanımına gereksinim duyulur. Bulantı-kusma tedavisinde kullanılan H1-reseptör blokörleri, fenotiyazinler, metokoloropamid ve ondensatron gibi ilaçların çoğu B veya C grubundadır ve bu nedenle gebelik sırasında kullanımı bebek için önemli bir risk oluşturmamaktadır. Dramamine, Postadoxin ve Emedur gibi ilaçlar rahatlıkla kullanılabilmektedir. Metpamid ve Zofran gibi ilaçlar konusunda daha az veri olmakla birlikte B grubunda incelenmekte ve kullanınımında önemli bir sakınca bulunmamaktadır.
    Metformin
    Metformin son dönemlerde polikistik over sendromu olan hastalarda sıklıkla kullanılan bir ilaç olup, gebelik sırasında bebek üzerinde olumsuz bir etkisi bildirilmemiş ve bazı çalışmalarda düşük olasılığını azalttığına dair bulgulara rastlanmıştır. Ayrıca diyetle düzenlenemeyen gebelik diabetinde de insüline alternatif olarak kullanımı konusunda da çalışmalar devam etmektedir. Gebelik döneminde kullanımı konusunda henüz bir görüş birliği bulunmamakla birlikte, gebe olduğunu bilmeden kullananlarda gebeliğin devam etmesinde bir sakınca yoktur.
    Epilepsi Tedavisinde Kullanılan İlaçlar
    Anne adaylarının yaklaşık 200’de birinde sara hastalığı vardır ve gebelikte de sara ilaçlarının devam ettirilmesi gerekir. Bu ise ciddi bir problem oluşturur, zira sara ilaçlarının çoğu bebekte anomali meydana gelme riskini artırır.
    İlaç kullanan saralı anne adaylarının bebeklerinde anomali ortaya çıkma riski 3-4 kat yüksektir. Ancak son çalışmalarda epilepsi hastalığının kendisinin de genetik yolla bebekte anomali oluşma eğilimini artırdığı yönünde fikirler öne sürülmektedir.
    Epilepsi Tedavisinde Anomali Riskinin Azaltılması İçin:
    Gebe kalmadan önce ilaç dozu azaltılmalı veya stoplanmalıdır
    Kombine ilaç kullanımı yerine sadece tek bir ilaç kullanılmalıdır
    Gebe kalmadan 1-2 ay önce günde 4-5 mg folik asit kullanılmalıdır
    Anomali riski en yüksek ilaç Valproat olduğu için mümkün olduğu kadar kullanılmamalı, eğer kullanımı zorunlu ise mümükün olan en düşük dozda kullanılmalıdır
    Diğer ilaç kesilip Lamotrigine kullanımına geçilebilir ve nöbetler kontrol edilebiliyorsa gebelikte devam edilir.
    Gebeliğin son 4 haftasında anneye K vitamini verilebilir
    Antidepressanlar
    Gebelik döneminde ağrı kesici ve antibiyotiklerden sonra belki de en sık kullanılan ilaç grubu antidepressanlardır. Antidepressanlar sadece psikiyatristler tarafından değil, diğer hekimler tarafından da reçete edilebildiği için oldukça yaygın olarak kullanılmaktadır. Stresle başedebilmek, günlük kaygılardan uzaklaşma veya günlük basit reaktif ruhsal çökkünlüklerden kurtulmak için bile birçok kadın antidepressant kullanmaktadır. Bu konuda en çok kullanılan Prozac iile ilgili olarak bebekte önemli bir yan etkiye yol açmadığı yönünde birçok yayın bildirilmiştir.
    Sigara, Kokain, Esrar v.b Maddeler
    Sigara: Düşük, bebekte gelişme geriliği, erken doğum, plasentanın yerinden ayrılması, ani bebek ölümü ve doğum sonrasında solunum yolu hastalıklarına yol açabilir. Gebeliğin hangi döneminde bırakılırsa bırakılsın zararlı etkileri önemli ölçüde azalmaktadır. Özellikle 16. haftaya kadar bırakıldığında zararlı etkileri görülmemektedir.
    Kokain: Düşük, gelişme geriliğ, plasentanın yerinden erken ayrılması ve ani bebek ölümüne neden olabilir.Doğum sonrasında da bebekte öğrenme ve bazı becerilerde bozulmaya neden olabilir.
    Metamfetamine: Uyarıcı amaçlarla kullanılan bu grup ilaçların birçok anomaliye neden olduğu bildirilmekle birlikte, en önemli yan etkisi gelişme geriliğidir.
    Gebelikte Aşı Kullanımı
    Daha detaylı bilgi ve sorularınız için iletişim hattını ve e-mail adresimizi kullanabilirsiniz
    Aşı Adı Aşılanma Endikasyonları
    Tetanoz Son 10 yıl içinde aşılanmayanlarda yapılır
    Difteri Son 10 yıl içinde aşılanmayanlarda yapılır
    Kabakulak YAPILMAZ
    Kızamık YAPILMAZ
    Kızamıkcık YAPILMAZ
    Grip Hamileliğinin son dönemleri grip salgınına denk gelen kadınlarda önerilir
    Kuduz Gebelik düşünülmeden yapılır
    Hepatit A Ev halkında ya da yakın temas halinde olduğu kişilerde varsa yapılabilir
    Su Çiçeği Önerilmez

  • Ergenlik Çağı Jinekolojik Problemleri

    Ergenlik Çağı Jinekolojik Problemleri

    Genç kızlarda ilk adet kanamalarının başladığı yaş (menars),ortalama 11-13 yaslarıdır. Mens kanamalarının özellikle ilk 1-2 yılı oldukça düzensiz olup daha sonra hormonal dengelerin yaşla birlikte düzene girmesiyle, adet düzensizlikleri ortadan kalkar. Bununla beraber,bazı genç kızlarda adet düzensizlikleri daha uzun süreler devam edebilir. Eger bir genç kiz 16 yaşını doldurdugu halde mens olmamışsa, diğer cinsel gelişim unsurları halen tamamlanmamışsa ( meme gelişimi,koltuk altı ve pubik kıllanma gibi), düzensiz adetleri devam ediyorsa veya adet kanamalari yoğun ve sık aralıklarla oluyorsa bir jinekoloğa başvurmalıdır.Primer amenore, polikistik yumurtalık hastalığı, kanama-pıhtılaşma mekanizması bozuklukları, sık ve yoğun mens kanamalarına bağlı anemiler tetkik ve tedavi gerektiren durumlardır.
    Polikistik yumurtalık hastalığı, ergenlik döneminde baslayıp ilerleyen dönemlerde tüylenme-kıllanma artışı, aşırı kilo alımı(obesite), kısırlık(infertilite) ve çeşitli metabolik hastalıklarla beraber devam edebilir; bu duruma ‘’polikistik over sendromu’’adı verilir.Erken teşhişle birlikte,hastalık semptomlarının kontrol altına alınması,yumurtlamalarının uygun tedavilerle düzene sokulması,kısırlığın önlenip hanımın çocuk sahibi olabilmesinin sağlanması mümkündür.
    Ergenlik dönemi ve sonrasında uzun süren (7-10 günden uzun) ve yoğun adet kanamaları (günde 80ml yani ortalama 3 pedin üzerinde )veya sık aralıklarla olan (15 günden kisa temizlik dönemleriyle birlikte)kanamalar genç kız ve kadınlarda demir eksikliği anemisi gelişmesine neden olabilir. Kronik anemiler,özellikle gelişim çağındaki genç kızlarda gelişimde yavaşlama,dikkat ve konsantrasyonda azalma, iştahsızlık, başağrısı, çarpıntı gibi sikayetleri beraberinde getirebilir. Daha siddetli anemilerde,’’PIKA’’adıverilen,toprak,kil,kahve yeme isteği gibi anormal iştah değişiklikleri görülebilir.Bu tür durumlarda hem demir içeren ilaçlarla destek tedaviler,hemde adet kanamalarını düzene sokup kanama yoğunluğu ve sıklığını azaltıcı hormonal tedaviler bir arada verilmelidir. Genç kızlarımızın ergenlik çağlarında bilinçli anneler ve eğitmenler ve de hekimlerce bilgilendirilmeleri, ilk mensini gördüğü günden itibaren belli periyotlarla bir uzman tarafindan değerlendirilmeleri onların sağlıklı bir üreme ve doğurganlık dönemine girmelerini sağlayacağı için önemlidir.

  • Ağrısız Doğum

    Ağrısız Doğum

    Ağrısız DoğumHer anne adayı ağrı duymadan doğum yapmak ister. Ağrısız Doğum, rahim kasılmalarını, annenin ıkınmasını ve aktif atılımını etkilemeden, ağrının giderilmesidir.
    Doğum ağrısının azaltılması için birçok yöntem vardır. Bunlar; uygun açıklık oluştuktan sonra anneye damardan ağrı kesici ilaçlar vermek, rahim ağzını uyuşturmak ve epidural analjezi yöntemleridir.
    Bunlar içinde etkinliği en fazla olan ve en çok tercih edilen yöntem epidural analjezidir.
    Epidural analjezi, epidural alana lokal anestezik ve/ veya narkotik ilaçların verilmesiyle yapılan bir rejional ağrı giderme yöntemidir.
    Epidural blokaj, vajinal doğumda analjezi (ağrısızlık) amaçlı, sezeryan doğumda anestezi amaçlı kullanılabilir. Yani, ağrısız doğum yaptırmak amacıyla epidural kateter takılan hastada, her hangi bir sebepten dolayı sezeryana geçilmek gerekirse, kateterden yapılan ilaç takviyesiyle hasta narkoz almaksızın uyanık bir şekilde ameliyat olabilir.
    Epidural analjezi amacıyla verilen ilaçlar sadece ağrı duyusunu ortadan kaldıracak seviyededir. Bundan dolayı hasta ağrı duymaz ama dokunmaları duyabilir, yürüyebilir, karnındaki kasılmaları hissedebilir ve rahatlıkla doğum sırasında ıkınabilir.
    Epidural bölge, omurilik ve çevresindeki omurilik sıvısını saran kalın zarın (dura) öncesindeki bölgedir. Yöntem bir anestezi uzmanı tarafından uygulanır.
    Hasta oturtulur. İşlem yapılacak bel bölgesi önce antiseptik solüsyonlarla temizlenir, sonra bölgeye steril örtüler örtülür. Daha sonra kateterin uygulanacağı aralık tam olarak tesbit edilir ve çok ince bir iğne ile uyuşturulur.
    Bölge uyuştuktan sonra epidural iğne ile epidural aralığa ulaşılır ve iğne içinden ince bir kateter (yumuşak bir plastik tüp) geçirilerek, epidural aralığa yerleştirilir. Daha sonra iğne çıkarılır ve kateter orada bırakılır. Kateterin dışarıda kalan ucu flasterlerle hastanın sırtı boyunca ve uç kısmı omuzda olacak şekilde sabitlenir ve daha sonrasında ilaçlar burdan yapılır.
    Hasta işlem sonrası rahatlıkla sırtüstü dönüp yatabilir, sırtında iğne ya da sert bir şey olmadığı için istediği gibi hareket edebilir.
    İlaç verildikten 15-20 dakika sonra tam olarak etkisi ortaya çıkar. Uyuşukluğun derecesi ilaca ve dozuna bağlıdır. Doğum ağrısını gidermek için verilen ilaçlarda genellikle uyuşma olmaz. Hasta karındaki kasılmaları hisseder, ancak ağrı duymaz. Rahatlıkla yürüyebilir, tuvalete gidebilir, doğum masasına kendisi geçebilir.
    Verilen ilacın etkisi ortalama 1-3 saat kadar yeterli olur. İlacın etkisi azalıp hasta ağrı duymaya başladığında kateterden ek dozlar verilebir.
    Doğum eylemi başladıktan sonra her hangi bir zamanda epidural kateter takılabilir. Burada önemli olan ilacın verilme zamanıdır.
    İlacın verilme zamanı hastanın primipar (ilk kez doğum yapacak olan anne) ya da multipar (daha önce doğum yapmış olan anne) oluşuna göre değişir. Bebeğin başı doğum kanalına yerleşinceye kadar ağrı kesici ilaçlar yapılamaz. Baş doğum kanalına yerleşmeden önce ilaç verilirse doğumun uzaması ve bebeğin başının kanala yerleşmemesi riski vardır.
    Uygun zamanda ve uygun dozda verilen ilaçlar, doğum kanalına yerleşmiş bebeğin hızla ilerlemesini ve doğum süresinin kısalmasını sağlar.
    Primiparda genellikle rahim ağzı açıklığı 5-7 cm. multiparda 2-3 cm. olduğu zaman ilaç verilebilir.
    Epidural Kateter Kimlere Takılamaz?

    Hastanın kabul etmemesi
    Kanama bozukluğu varsa
    Uygulama bölgesinde enfeksiyon, yanık olması
    Kalp ve dolaşım sorunu olması
    Nörolojik sorunların olması
    Epidural Analjezi-Anestezi Bebeği Etkiler mi?

    Epidural kateterden uygulanan ilaçların kanla direk teması olmadığı için bebeğe olan etkileri minimaldir. Bu uygulama ile bebeği etkilemeden annede mükemmel ağrı kontrolü sağlanır.
    Epidural Kateter Uygulamasındaki Riskler Nelerdir?
    Tansiyon düşmesi Baş ağrısı Bel ağrısı Yetersiz ya da tek taraflı ağrı kontrolü. Sinir hasarı Enfeksiyon Allerji İdrar yapmada zorluk
    Burada sayılan riskler, deneyimli uzmanlar tarafından uygulandığında son derece azdır. En sık görülen yan etki tansiyon düşmesidir. Bunu önlemek için işlem öncesi damardan yeterli miktarda sıvı verilmektedir.

  • VAJİNİSMUS VE GEBELİK

    VAJİNİSMUS VE GEBELİK

    Vajinismus ve Kısırlık Tedavileri

    Cocuk sahibi olmak isteyen Vajinismus hastalarının bir kısmı tüp bebek veya aşılama tedavileri ile gebelik elde etme  yoluna gitmektedir.vajinismus cinsel bir sorun olup tedavisi kısa ve etkin bir şekilde yapılmaktadır.  kısırlık tedavileri çok daha uzun sürmektedir  ve tedavi  sırasında kullanılan ilaçların yan etkileri de düşünülürse çocuk tedavisi için infertilite tedavisi almak hiç akılcı bir yaklaşım değildir. Tüp bebek maliyet ve başarı oranıda göz önünde bulundurularak hasta doktor tarafından vajinismus tedavisine yönlendirilmelidir.

    Vajinismus ve Gebelik

    Vajinismus sorunu yaşayan, hiç bir ilişkiye girmeden nadiren  gebelik  ile karşılaşan çiftler vardır. gebelik yönünden riskli durumları olmayan yani düşük tehtidi, kanama ,erken doğum riski gibi durumlar yoksa  vajinismus hastalarının gebelik dönemlerinde bile, vajinismus tedavisi mümkündür. Bu hastanın  normal doğum yapmasına, kendine güveninin gelmesie yol açar.

    Vajinismus Hastası Nasıl Hamile Kalabilir?

     Sürtünme ile dışa boşalan meni içindeki spermlerin yüzerek tüplere ulaşması

     Penisin uç kısmı vajina girişindeyken boşalma ile spermlerin az bir miktarının vajina içerisine atılması

     Yarım ilişki (penisin uç kısmının vajinaya girmesi) sonucunda gerçekleşen boşalma sonucunda hamile kalınması

     Tek bir veya bir kaç cinsel ilişki sonrasında hamile kalınması, ancak daha sonraki ilişkilerde korkuya bağlı kasılmaların ilişkiye hiçbir şekilde izin vermemesi

  • Aile Planlaması

    Aile Planlaması

    Ergenlikten başlayarak bir erkekte üreme yeteneği sperm üretiminin kesintisiz olmasına bağlı olarak sürekli iken, kadınlarda bu yetenek adet döngüsünün belli günleriyle sınırlıdır.Kadında karın içinde bulunan yumurtalıklarda, ergenlik sonrası üreme hormonlarının etkisiyle her ay bir yumurta gelişerek belli günlerde döllenmeye elverişli halde karın boşluğuna atılır. Yumurtlama dönemi olarak tanımlanan bu günlerde, kadın vücudunda gebeliğe hazırlık olarak düşünülebilecek bazı belirtiler de olur.
    Bu konuda bilinçlenerek doğurganlık belirtileri olan değişiklikler izlendiğinde kadınlar hangi günlerde gebe kalabileceklerini aslında anlayabilirler.

    Gebelik istendiğinde bu günlerde cinsel ilişkide bulunarak gebe kalmak, istenmiyorsa da cinsel ilişkiden kaçınarak gebelikten korunmak olanaklıdır.

    Doğurganlık Belirtilerine Dayalı Yöntemler
    Adet döngüsü boyunca doğurganlık dönemlerinde rahim ağzından gelen akıntının tipi ve miktarı, rahim ağzının biçimi ve kıvamı ile vücut sıcaklığında değişiklikler olur.

    Rahim ağzından gelen akıntının tipi ve miktarı değişir.
    Vajinada (hazne) çok kıvamlı olmayan, bol, şeffaf, kaygan ve iki parmak arasında uzayan bir akıntı olduğu günler (mukus uzaması), gebelik için elverişli günlerdir.
    Rahim ağzının biçimi ve kıvamı değişir.
    Adet günlerinin bitiminde sert olan rahim ağzı yumurtanın olgunlaşmasından 4-5 gün önce yumuşamaya başlar, parmakla dokunulmak istendiğinde vajinanın üst bölümünde hissedilir, yumurtlama olduğu günlerde rahim ağzı iyice yumuşar ve zor ulaşılacak derinliktedir.
    Vücut sıcaklığı değişir.
    Yumurtlamadan hemen sonra vücut ısısı biraz (yarım derece kadar) artar ve yüksek kalır.
    Akıntının Niteliğini İzlemeye Dayalı Yöntem
    Adet kanaması tam olarak bitince birkaç gün vajinadan akıntı gelmez. Bu günler “KURU” günler sayılır.
    Kuru günlerden sonra yapışkan, koyu kıvamlı ve pürtüklü az miktarda bir akıntı hissedilir. Rengi sarı ya da beyazdır. Bu akıntı bazen fark edilemeyebilir.Yumurtlama günleri yaklaşırken akıntı artar, kıvamı incelir ve görünümü berraklaşır. İki parmak arasında uzayabilir. Vajinadan “ISLAKLIK” olarak hissedilen bu ortamda spermler rahatlıkla 3-5 gün yaşayabilir, rahim içine geçer ve yumurtayı dölleyebilirler.
    Islak günler doğurgan günlerdir. Gebelik isteniyorsa düzenli cinsel ilişkide bulunulur, istenmiyorsa ilişkiye girilmez.
    Yumurtlamadan sonra akıntı yine değişir. Azalır, pürtüklü ve yapışkan olur. Vajinada yine KURU hissedilir. Bu ortamda spermlerin hareketleri güçleşir, rahim ağzından geçemezler ve yaşayamazlar.

    Bu bulguları izleyerek gebelikten korunmak isteyenler üç ay süre ile yalnızca akıntılarını gözleyerek ve bulgularını kayıt edip gözden geçirdikten sonra korunmaya başlayabilirler. Bu sırada mutlaka bu konuda eğitim almış bir sağlık personelinin rehberliği gereklidir. Cinsel ilişki, sıvıların niteliğinin değişmesine yol açar, bu nedenle ilk ayda cinsel ilişkiye girilmez. Akıntı izlenemeyeceğinden adet kanaması sürerken de cinsel ilişkiye girilmemelidir.

    Adet sonrası hiç akıntı olmayan KURU GÜNLERDE GÜNAŞIRI İLİŞKİ OLABİLİR. DAHA SIK İLİŞKİ OLURSA GEÇERLİ İZLEM YAPILAMAZ.

    Vajinada ISLAKLIK hissedilince cinsel perhize başlanır. İNCE KIVAMLI, UZAYAN, BERRAK GÖRÜNTÜLÜ AKINTIDAN SONRAKİ DÖRT GÜN EN TEHLİKELİ GÜNLERDİR.

    Tehlikeli günler geçince adet görene kadar olan cinsel ilişkilerde artık gebelik riski yoktur.
    Arada kanama olursa, bu günlerde ve kanamanın en az üç gün sonrasına kadar yine ilişkide bulunulmaz.
    Yalnızca vücut ısısını ya da rahim ağzının değişimini izleyerek gebelikten korunma da olasıdır. Ancak bunlar etkililiği daha az olan yöntemlerdir.

    Pratik ancak daha uzun süreli cinsel perhizi gerektiren ve takvime dayalı bir yöntem olan Standart günler Yöntemi”nde adet sıklığı 26 ile 32 gün arasında değişen kadınlar adet başlangıcından itibaren 8 (sekiz) ile 19. (ondokuzuncu) günler arasında cinsel ilişkide bulunmayarak ya da bu günlerde kondom kullanarak da gebelikten korunabilirler. Bu yöntem eskiden önerilen takvim yönteminin daha geçerli bir uygulamasıdır.

    Doğurganlık Belirtilerine Dayalı Yöntemler ile Gebeliğe Karşı Etkili Bir Koruma Sağlanabilir mi?
    Özenle doğru uygulandığında bu yöntemler elbette koruyucudur. Kurallarına tam uyulmadığı takdirde ise koruyuculuk çok azalır. Bu yöntemlerin kadın ya da erkek kondomu, diyafram, spermisit gibi bariyer yöntemlerle birlikte uygulanması etkililiği artırır.

    Yumurtlama günleri bazı hastalıklarda, büyük sıkıntı ya da üzüntüler yaşandığında, tatil dönemlerinde değişiklik gösterebilir. Bu durumlarda izlem özel bir dikkat gerektirir. Genital yol enfeksiyonları varlığında akıntının niteliği değişeceğinden bu yöntemin uygulanması uygun değildir.

    Emzirmeyle Korunma (Laktasyon Amenoresi)
    Halk arasında süt koruması olarak adlandırılan yöntemdir. Doğumdan sonra ilk altı ay boyunca anne, bebeğini sadece anne sütü ile sık aralıklarla günde toplam en az 60 dakika emzirerek beslediği takdirde annede yumurtlama gerçekleşmeyebilir. Bu durumda cinsel ilişki olsa dahi gebelik meydana gelmez. Ancak bu süre sırasında adet kanaması görülür, ek gıdaya geçilir ya da anne emzirmeyi keserse bu yöntemin koruyuculuğu çok azalır. Bütün kurallarına uyulduğunda koruyuculuğu yüksektir. Emzirme ile korunmanın ilk altı aydan sonra mümkün olmayacağını bilmeli ve daha bu süre bitmeden mutlaka etkili ancak emzirmeyi etkilemeyecek bir yönteme geçilmelidir.

    Geri Çekme(Dışarı Boşalma)Yöntemi

    Cinsel ilişki sırasında vajina içine boşalma olmadan önce erkeğin cinsel organını kadının vajinasından çıkararak dışarıya boşalmasıdır. Bu yöntemin doğru uygulanabilmesi ve cinsel ilişkinin olumsuz etkilenmemesi için iki tarafın da bu konuda istekli ve kesin kararlı olması gerekir. Tam uygulanmadığında koruyuculuğu çok düşer.

    Cinsel ilişki sonrasında gebelikten korunma amacıyla vajinanın yıkanması tamamen etkisiz bir uygulamadır. Vajinanın yıkanması doğal korunmasını bozarak enfeksiyonların oluşma riskini artırdığından kesinlikle önerilmez.
    DoğalYöntemlerinVücuttaGebeliğiÖnlemeDışındaBaşkaBirEtkisiVar mı?

    Hiçbir yan etkisi olmayan bu yöntemleri özenle uygulamak için çok bilinçli ve kararlı olmak gerekir. Eşle tam uyum sağlamadan kullanılamazlar.

    Herhangi bir nedenle doğal korunma yöntemlerini uygularken kurallarına tam uyamazsanız ilişki sonrasında korunmak için en geç 72 saat içinde acil gebelikten korunma önlemlerinden faydalanmak üzere hekime başvurabilirsiniz.

    UNUTMAYIN!
    DOĞAL YÖNTEMLER CİNSEL YOLLA BULAŞAN ENFEKSİYONLARDAN KORUMAZ. Cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlardan korunmanın tek yolu cinsel ilişki sırasında kadın ya da erkeğin kondom kullanmasıdır.

    Özetle, yaygın olan ama yanlış bilinen bazı noktaları hatırlatmakta yarar vardır.

    Erkeğin spermleri kadın vücudunda 2-3 gün kadar canlı kalabilirler. Bu da takvim metodunun güvenilirliğini azaltmaktadır.

    Spermlerin ilişkiden 2-3 dakika sonra rahim ağzındaki mukus adı verilen yapının içersine yerleştikleri ve rahim içine doğru yola almaya başladıkları bilinmektedir.Dolayısıyla ilişki sonrası vajinal duş koruyucu etkiye sahip değildir!..
    Geri çekme yöntemi ise güvenilir değildir ve bireysel olarak çok farklılıklar göstermektedir.
    Bu yöntemde başarısızlıklar % 30″lara varabilmektedir.

    Dolayısıyla günümüzde modern ve etkili korunma yöntemleri uygulanmalıdır.

  • Vajinismus Kadın ve Erkekte Ne Hissettirir

    Vajinismus Kadın ve Erkekte Ne Hissettirir

    VAJİNİSMUS KADINI NE HİSSEDER ?

    ­Üzüntü; Balayı büyük bir düş kırıklığı ile sonuçlanır. Her deneme başarısızlıkla sonuçlanır.

    Zamanla aşılacağını düşünüp her defasında aynı durumla karşılaşılır. Bir gün diğer kadınlar gibi

    normal ilişki olacak mı, çocuk sahibi olabilecekmiyim? Sorusu sürekli zihnini meşgul eder.

    ­Yalnızlık, Utanma; Hiç kimse ile paylaşamaz, anlatamaz. En yakınındaki insanlardan bile saklar.

    İyice içine kapanır.

    ­Suçluluk; Herşey benim suçum, eşimin hayatını mahvediyorum düşüncesi sürekli kafasını

    meşgul eder.

    ­Korku ve Baskı; Acaba yapabilecekmiyim? Yapamazsam evliliğimize ne olacak?

    ­Başarısızlık; Herkesin yaptığı bu kadar doğal bir şeyi bile yapamıyorum. Hiçbir şeyi doğru düzgün

    yapamıyorum

    ­Depresyon; İyice yalnızlaşır, içe kapanır. Hayatındaki olumsuzlukları, eşi ile olan problemleri

    buna bağlar.

    VAJİNİSMUS ERKEĞİ NE HİSSEDER ?

    Öfke, Sorgulama; Elinden geleni yaptığını, bundan sonraki cinsel hayatını ve evliliğini sorgular.

    Karısının tedaviden kaçmasına veya ilişki denemek istememesine kızar.

    Empati ve Umutsuzluk; Karısına ağrı hissettirmek onu üzer. Karısına nasıl yardımcı olabileceğini

    bilemez. Eşi üzülecek diye çevresinden kimse ile durumu paylaşamaz.

    Reddedilme; Her defasında aynı şeyle karşılaşmak üzer . Karısını giderek kendisinden

    uzaklaştığını düşünür.

    Uzaklaşma; Hayatının giderek kötüye gittiğini ve düzeltemeyeceğini düşünerek eşinden uzaklaşır.

  • Gebelik ve Sigara

    Gebelik ve Sigara

    Erişkin insan kendi isteği ile sigara içebilir ve biz sigara içmenin zararlarını ona anlatsak da o kendi iradesiyle içip içmemeye karar verir. Ancak anne karnında ki bebek kendi iradesi dışında kendi istemeden annesi sigara içtiği için sigaranın zararlı etkilerine maruz kalmaktadır. Pek çok yan etkileri olduğu bilinen sigaraya bebeğimizin daha anne karnındayken maruz kalmasını hiçbir annenin istemeyeceğini düşünüyorum. Ama bazı anneler bağımlı olduklarından biz ne kadar çok söylesekde sigara içmeye devam etmektedirler.
    Bu annelerin bebeklerinde ve kendilerinde
    1. Erken doğum eylemi olasılığı artar
    2. Düşük doğum ağırlıklı dediğimiz intrauterin gelişme geriliğine sebep olabilir.
    3. Gebelik zehirlenmesine daha çok rastlanır. (preeklampsi)
    4. Erken membran yırtılması dediğimiz suyunun erken gelmesi olayı daha sık rastlanır.
    5. Erken doğuma bağlı olarak respiratuar distress sendromu dediğimiz solunum sıkıntısına daha sık rastlanır.
    6. Ani rahim içi bebek ölümlerine daha sık rastlanır.
    7. Bu bebeklerin ileri yaşlarında kansere yakalanma olasılıkları daha fazladır.
    Yukarda saydığımız pek çok olumsuz sonuçlarını düşünerek annelerimizin sigara içmemesini hatta sigara içilen ortamda dahi bulunmamalarını bebekleri adına istiyoruz.
    ***
    Sigara dumanı içerdiği zift, nikotin, karbon monoksit, kurşun ve diğer zehirli birçok maddenin direkt olarak üstsolunum yollarına, buradan bronşlara ve akciğerlere ve buradan da kana geçmesi ve tüm organlara yayılmasıyla başta solunum sistemi, kalp ve damarlar olmak üzere vücudun tüm organ sistemlerine zarar verebilir. Sigaranın bu zararlı etkileri kısa vadeli ve uzun vadeli olarak ikiye ayrılır:

    Kısa vadeli etkiler

    Bunlar, sigara içildiği anda vücuda giren nikotin ve karbonmonoksitin yarattığı anlık etkilerdir. Nikotin bronşları kasıcı etkisiyle akciğerlere daha az hava girmesine, damarları kasıcı etkisiyle damariçi basıncın yani tansiyonun yükselmesine, kalbe etkisiyle nabzın hızlanmasına neden olur. Karbonmonoksit ise alyuvarların içinde bulunan hemoglobin adlı molekülün oksijen taşımaktan sorumlu bölgelerini işgal ederek kanın oksijen miktarının azalmasına yolaçar.
    Bu kısa vadeli etkiler tek bir sigara içilmesinde bile, hatta çok sigara dumanı bulunan ortamlarda sigara içmeyen kişilerde bile görülen etkilerdir. Normal bir birey bu kısa süreli etkileri kolayca tolere edebilir. Ancak anne adayının karnındaki bebeğinin de oksijen ihtiyaçları gözönünde bulundurulursa bir tek sigaranın yarattığı hipoksi (oksijen azlığı) ve hipertansiyon (tansiyon yüksekliği) bile bebeğe daha az kan ve daha az oksijen gitmesine neden olabilir. Bu durumun günde bir paket sigara içen bir anne adayında 20 kez tekrarlaması, fetusun ilerleyici bir şekilde oksijensiz kalmasına ve olumsuz değişiklikler meydana gelmesine neden olabilir.

    Uzun vadeli etkilker

    Sigara içenlerde uzun vadeli etkiler bir yandan kısa vadeli etkilerin birikici özelliklerine, öte yandan sigaranın içinde bulunan ziftin akciğerlere çökmesine (kronik bronşit gelişimi), sigaranın içerdiği kurşun gibi zehirlerin solunum yolunu döşeyen hücrelerde anormal değişiklikler göstermesine (kanser riskinde artış), toksik maddelerin damarlarda yaptığı hasarlar neticesinde ateroskleroz (damar sertliği) meydana gelmesine (koroner kalp hastalığı riskinde artış), genel olarak sigara alışkanlığının iştahı azaltıcı, C vitaminini tüketici etkileri nedeniyle uzun vadede beslenme bozukluğu belirtilerinin ortaya çıkmasına bağlı olarak meydana gelir.
    Uzun zamandan beri sigara içen insanlarda akciğerlerin hava taşıma kapasitesi azalmıştır ve en ufak bir zorlamayla nabızda artma ve nefes darlığı ortaya çıkar. Çok uzun zamandan beri sigara içenlerde akciğer ve diğer solunum yolu kanserlerine ve hatta mesane gibi diğer organ kanserlerine eğilim artar. Yine bu kişilerde damar sertliğine bağlı koroner kalp hastalıkları ve diğer hastalıklara (felç gibi) eğilim artmıştır.
    Sigara içme alışkanlığı olan anne adaylarında çeşitli normaldışı durumların meydana gelme riskinde önemli artış gözlenir. Bu anne adaylarında:
    * Düşük riski artar…
    * Erken doğum tehdidi ve erken doğum riski artar…
    * Erken membran rüptürü (su kesesinin erken açılması) riski artar…
    * İntrauterin gelişme geriliği, düşük doğum tartılı bebek doğurma riski artar…
    * Gebelikte kanama riski (özellikle ablatio placenta ve placenta previa adlı iki duruma bağlı) artar…
    * İnutero mort fetal (bebeğin karında ölmesi) riski artar…
    * Bebeğin yenidoğan döneminde ölme riski artar…
    * Solunum problemleri nedeniyle doğumun ikinci evresinde etkin ıkınamama ve buna bağlı vakum ve sezaryan ile doğum riski artar…
    * Lohusalıkta süt miktarı azalır…
    * Sütün C vitamini seviyesi ve bebeği besleyici etkileri azalır…
    * Bebeğin yakınında sigara içilmesi bebekte pnomoni ve bronşit riskini artırır…
    Sigara alışkanlığı olan anne adaylarına öneriler:
    * Öncelikle unutmamalısınız ki sigarayı gebeliğinizin hangi döneminde bırakırsanız bırakın bundan hem siz hem de bebeğiniz mutlaka fayda görecektir. “Nasıl olsa olan olmuştur” düşüncesi hatalıdır. Sigarayı tümüyle ve gebeliğin planlandığı andan itibaren bırakmak en idealidir, ancak bunun zor olduğu da bir gerçektir. Tümüyle bırakamazsanız, günlük sigara sayınızı mümkün olduğunca azaltın.
    * Emzirme döneminde ve diğer zamanlarda hiçbir zaman bebeğinizin bulunduğu yerde sigara içmeyin, eşinizin ve diğerlerinin de içmesine izin vermeyin. Sigara içen anne ve babaların çocuklarının da büyüdüklerinde büyük olasılıkla sigara içme alışkanlığı edindiklerini unutmayın… Gebelik ve lohusalık döneminde sigara içilen yerlerden uzak durun (Pasif sigara içiciliği!)
    Unutmayın! Bebeğinize karşı sorumlusunuz…

    Doctors profile: https://www.doktortakvimi.com/mine-sidika-kermalli/kadin-hastaliklari-ve-dogum-ureme-endokrinolojisi-ve-infertilite/ankara

  • VAJİNİSMUS DERECESİ

    VAJİNİSMUS DERECESİ

    Vajinismus derecesi ile vajinismusun ağırlığı da eş anlamlıdır.Vajinismusun derecesi,şiddeti herkes için farklılıklar gösterebilir. Bu konuda ilk vajinismus sınıflandırması  ‘Lamont’  isimli bir bilimadamı tarafından 1978 yılında yapılmıştır.Lamont, vajinismus hastaların öykülerine ve jinekolojik muayene bulgularına göre 4 ayrı gruba ayırmıştır. Son yıllarda başka pacik isimli araştırmacı 5. Derece vajinismus ekleyerek  vajinismus 5 gruba ayrılmıştır.

    1. Düzeyde Vajinismus: En hafif formu olan Bu hastalar muayene sırasında verilen telkinler ile vajinal kaslarının kasılmalarını kontrol edebilmektedirler. Sınırlı penis girişi vardır. Geçmişte yaşanmış bir cinsel travma yoktur.

    2. Düzeyde Vajinismus: Orta derecede vajinismus formudur.kadın sınırlı cinsel birleşme yaşar fakat hissettiği ağrı nedeniyle cinsel ilişkiden kaçınma vardır. Hasta parmağı ile vajen girişine dokunabilir. Bu vajinismus hastaları, jinekolog  tarafından  muayene sırasında verilen telkinlere rağmen, muayene süresince pelvik taban kaslarını kasmaya devam ederler.

    3. Düzeyde Vajinismus:  Ortanın üstü düzeydeki vajinismus formu hasta cinsel birleşme sırasında şiddetli kasılma yaşar, cinsel birleşme hiç olmamıştır.. vajinal girişe dokunamaz. Hasta jinekolog  tarafından yapılan muayene sırasında kendisini kasarak   doktora engel olmaya çalışır.

    4. Düzeyde Vajinismus:  İleri düzeydeki (şiddetli) vajinismus formu. Bu vajinismus hastaları cinsel birleşme anı geldiğinde korku endişe ve pelvik kaslarla birlikte vücutta kasılma oluşur. İlişki sona erdiğinde de sakinleşmesi zaman alır.  doktor tarafından yapılan jinekolojik muayenede kalçasını kaldırır, , bacaklarını kapatır ve bu şekilde muayeneye engel olur.

    5. Düzeyde Vajinismus:  En şiddetli, en ağır düzeydeki vajinismus formudur.Hasta cinsel  yakınlaşma olduğunda korku endişenin eşlik ettiği panik atak tablosu gelişir. Sakinleşmesi zaman alır.  hekim tarafından yapılan jinekolojik muayene sırasında yaşanan yoğun korkuya bağlı olarak bu hastalarda muayene sırasında titreme, hızlı soluk alıp verme , çarpıntı, ağlama krizleri, bayılma nöbeti,bulantı, kusma, masadan kaçma,  gibi tepkimeler ortaya çıkar. Jinekolojik muayeneye izin vermez.

    Vajinismus derecesini veya şiddetini belirlemek tedaviyi planlamak açısından önemlidir.

     

  • Vajinismus Nedir ?

    Vajinismus Nedir ?

    Vajina girişini çevreleyen pelvik kasların vajinal açıklığa bir obje sokulmak istendiğinde istem dışı kasılarak buna engel olmasıdır.

    Vajinismuslu kadının cinsel organı anatomik olarak normaldir. Vajinismus hastalarında cinsel birleşme sırasında rahatsızlık hissi yanma, acı, veya hiç cinsel ilişkide bulunamama mevcuttur. Hatta çoğunlukla jinekolojik muayene yapılamaz veya anestezi altında yapılabilir.Buna sebep olan vajinayı çevreleyen pelvik taban kaslarının istemsiz kasılmasıdır. Kadın bu istemsiz kasılmaların farkında değildir.  Birçok kadın için vajinismus sürpriz şekilde gelir. Açıklanamayan huzursuzluk, ağrı ,girişte problemler ilişki denemesi sırasında beklenmeden ortaya çıkar. Ağrı vajen etrafındaki pubokoksigeal kasın kasılması sırasındadır. Söz konusu durum bilinç dışı ve istemsiz oluştuğu için çok kafa karıştırıcıdır.

    Vajinismusun kadının bir hatası olmadığı bilinmelidir. İstemsiz kasılmalar birkez başladığında bilinç dışı oluşan kadının kendi vücudundaki kasılmaları durduramaması şeklinde devam eden süreçtir. Vajinismuslu kadın başlangıçta cinsel olarak istekli cevap veren durumunda iken, ilerleyen zamanda ağrı hayal kırıklığı ve başarısızlık nedeni ile bu istek azalır. İlişkiye girme düşüncesi bile aşırı derecede korku yaratabilir. Hastalarda zamanla gelişen fobik kaçınma davranışı yerleşir.

     

  • TÜPLERİN TIKALI OLMASI

    TÜPLERİN TIKALI OLMASI

    Tüplerin tıkalı olması, en sık rastlanılan infertilite nedenlerinden biridir. Fallop tüpleri

    vücudun her iki tarafında yumurtalıklardan rahme doğru uzanır ve tüplerin her ikisinin de tıkalı

    olması gebe kalmaya engel teşkil eder.

    Fallop tüplerinin infundibular kısmı yumurtalıklara en yakın kısım olup buradan fimbria

    denilen uzantılar ovaryum yüzeyine kadar uzanır. Fimbria üzeri saç kılı gibi ince tüylerle (cilia

    hücreleri) kaplıdır. Yumurtlama döneminde hormonların etkisi ile fimbria yumurtalıklar üzerinde

    yumuşak hareketlerle süpürme işlemi yaparak atılan ovumu yakalar. Fimbria ve cilia aracılığıyla

    yakalanan ovum Fallop tüpüne doğru sürüklenirken ovum bazen burada sperm ile karşılaşarak

    döllenir, zigot halinde beslenerek tüba içinde yoluna devam eder ve rahim içine düşer.

    Tüpün en geniş kısmı ampuller bölgesidir, en dar kısmı ise utero­ tubal birleşim yerinde

    olan isthmus parçasıdır.

    Fallop tüplerinde infundibular ve ampuller bölgede östrojen etkisi ile fazla miktarda olan

    ciliar hücreler ile bunların arasında tübüler sıvı üreten progesteron hormonu etkisi ile artan peg

    hücreleri bulunur. Bu hücrelerin ürettiği sıvı spermlerin kapasitasyonunu da artırıcı yönde etki eder

    ve spem, oosit ve zigot için oldukça besleyicidir. Estrojen ve progesteron hormonları tübüler

    fonksiyonlar için çok önemli hormonlardır.

    Fallop Tüplerinin Tıkanması

    Fallop tüpleri tıkandığı bölgeye göre sınıflandırılır:

    Distal Tubal Tıkanıklık: Fallop tüpleri yumurtalığa yakın ucundan tıkanacak olursa

    hidrosalpinx adı verilir. En sık klamidya adı verilen cinsel yolla bulaşan hastalıklar nedeniyle

    tıkanabilir. Eğer tadavi edilmezse hem tüplerde hem de pelviste yapışıklıklar ortaya çıkar. Fimbria

    da hasar görür, yapışırsa yumurtlama zamanında atılan ovumun yakalanması fonksiyonu ortadan

    kalkar ve infertilite problemleri görülür.

    Tübanın Orta Segmentinin Tıkanması: Daha çok tüplerin bağlanması sırasında orta

    segmentte tıkanıklık olabilir. Tüplerin açılması için yapılan operasyonda %75 başarı sağlanır.

    Proksimal Tübal Tıkanıklık: Tüplerin uterusa yakın olan kısmında tıkanıklık olması

    anlamına gelir. Düşükler, pelvik enfeksiyonlar, ölü gebelik ve bu kısmı ilgilendiren doğum kontrol

    yöntemleri proksimal tubal tıkanıklığa en çok neden olan durumlardır.

    Fallop Tüplerinde En Sık Tıkanıklık Yapan Nedenler:

    ­Sezaryen gibi pelvik operasyonlar

    ­Pelvik inflamatuar hastalıklar

    ­Endometriozis

    ­Dış gebelik

    ­Myomlar

    ­Tüplerin bağlanması

    ­En çok az gelişmiş ülkelerde rastlanan genital tüberküloz

    Fallop Tüpü Tıkanıklığı Tanısı

    Histerosalpingografi (HSG): Bir x­ray testidir. Fallop tüplerinde tıkanıklık olup

    olmadığını anlamak için vajinadan uygulanan bir kanül vasıtasıyla kontras boya maddesi

    (radyopak madde) ile önce rahim içi doldurulur sonra da tüplerden geçmesi sağlanır ve çoğu

    zaman skopi altında gözlenerek kontras madde uygulanır ve sonra rontgen filmi çekilir. Eğer

    tüplerde tıkanıklık varsa kontras madde tüplerden geçemez.

    Kromotübasyon: HSG işlemine benzer bir işlem olmakla beraber, kromotübasyon

    mutlaka cerrahi bir işlem (laparoskopi işlemi) sırasında gerçekleştirilir. Laparoskopik gözlem

    altında boya (çok zaman metilen mavisi) vajinal yoldan uygulanan bir kanül vasıtasıyla rahme

    verilir, eğer tübalar açıksa daha sonra bu boyanın tüplerden geçtiği ve peritona yayıldığı direk

    izlenebilir.

    Sonohisterografi: Tüplerin geçirgenliğini belirlemek için ultrason eşliğinde yapılan

    noninvasif bir işlemdir. Rahim içine steril şartlarda bir kanül ile serum fizyolojik verilerek rahim

    içi doldurulurken tübaların içinden sıvının geçmesi sağlanır ve aynı anda ultrasonda rahim içinde

    myom, polip ya da tüplerde tıkanıklık, hidrosalpinx vs. var mı gözlenebilir.

    Fallop Tüplerini Açmak:

    Fallop tüplerinin tıkanma nedenine ve tıkanan segmentine bağlı olarak eğer uygunsa

    çeşitli tıbbı ve cerrahi işlemler ile Fallop tüplerindeki tıkanıklık tedavi edilmeye çalışılır. İnfertil

    olan hastalarda tüpler tıkalı olduğunda çoğu zaman cerrahi tedavi yerine tüp bebek tedavisi tercih

    Makale Yazım Tarihi: 08.08.2016

    Op. Dr. Kutlugül Yüksel

    Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı

    Eskişehir yolu, 9. Km, No: 266, Tepe Prime

    C Blok No: 45 Ankara

    Tel: 0312 4258530

    Cep: 0532 6121783

    www.kutlugulyuksel.com.tr

    www.ankarakadindogumcu.com