Kategori: Kadın Hastalıkları ve Doğum

  • KOLONOSKOPİ NE ZAMAN YAPTIRMALIYIM?

    KOLONOSKOPİ NE ZAMAN YAPTIRMALIYIM?

    Tüm kanser hastalıklarının tedavisinde başarıyı artıran en büyük etken erken tanıdır. Özellikle kolon kanseri önlenebilir bir hastalıktır. Kolon kanserinin çoğu, poliplerden gelişmektedir. İlk olarak kanser hücresi taşımayan iyi huylu polipler zamanla kansere dönüşüm göstermektedirler. Kolonoskopi ile kolaylıkla tanınan bu lezyonlar kansere dönüşüm göstermeden eş zamanlı olarak tedavi edilebilmektedir. Peki herhangi bir yakınması olmayan kişiler ne zaman ve hangi sıklıkla kolonoskopi yaptırmalıdır? Polip saptanmış, kolon ca tanısı almış veya ailede kolon kanseri olan kişiler hangi sıklıkla kolonoskopi yaptırmalıdır? İşte cevabı:

    1- Herhangi bir yakınması olmayan bir kişi 50 yaşından itibaren yılda bir kez gaitada gizli kan, 5 yılda bir rektosigmoidoskopi veya 10 yılda bir kolonoskopi yaptırmalıdır.

    2- Daha evvel kolonoskopi sırasında kolon polibi saptanmış ve tedavisini olmuş hastalara 3 yıl sonra kolonoskopi, kontrolde polip saptanmaz ise 5 yıl sonra kolonoskopi tekrarı yapılmalıdır.

    3- Kolon kanseri ameliyatı geçirmiş kimseye 1 yıl sonra kolonoskopi kontrolü yapılır. Kontrolde yeni lezyon saptanmaz ise 3 yıl sonra kolonospi kontrolü yapılır. Kontrolde yine yeni lezyon saptanmaz ise 5 yılda bir kolonoskopik kontrollere devam edilmelidir.

    4- Ülseratif kolit veya Crohn hastalığı tanısı almış hastalarda tüm kolon tutulduysa rutin kontrollerinin dışında 8 yıl sonra, sadece sol kolon tutulumu varsa rutin kontrollerinin dışında 15. Yıldan itibaren 1-2 yılda bir kolonoskopi ve rutin biyopsi kontrolü yapılmalıdır.

    5- Ailede veya birinci derece akrabalarda kolon kanseri saptandıysa 40 yaşından itibaren 5 yılda bir kolonoskopi yapılmalıdır.

  • Yumurtalık Kistleri ..

    Yumurtalık Kistleri ..

    – Yumurtalık kistleri tehlikeli midir?
    Yumurtalık kistleri de, pek çok kistlerde olduğu gibi, iyi ve kötü huylu olarak değişiyor. Ultrasonografik muayene, kistin iyi mi, kötü mü olduğuna dair fikir veriyor. Eğer şüphe oluşturacak bir görünüm söz konusuysa, kan testleri, tomografi ve MR gibi görüntüleme yöntemleriyle, kistin durumuyla ilgili yüzde 100’e yakın sonuça ulaşılır. 

    – İyi ve kötü huylu dediniz, bunları açabilir miyiz?
    Fonksiyonel kistler, yumurtalıkların döngüsel işlevleri sırasında oluşan kistlerdir ve genellikle birkaç aylık izlemeye alınarak, ilaçla tedavi edilebilirler. Üç aylık izleme sonucunda, ilaçla küçülme olmuyor ve aksine büyüme görülüyorsa ameliyat kararı verilir. Ancak, burada kadınların bilmesi gereken, 8 cm’e kadar olan basit kistlerin ilaçla tedavi edilme olasılığı çok yüksektir. Bu yüzden hemen ameliyat olmaları gerekmez. 

    – Peki ya fonksiyonel olmayan kistler nelerdir?
    Neoplazik dediğimiz fonksiyonel olmayan kistler ise genellikle ilaç tedavisine cevap vermezler. Örneğin edometrioma veya dermoid kistler kendiliğinden ya da ilaçla geçmezler. Fakat kist 2 -3 cm gibi küçük boyutta ise ve herhangibir yakınmaya yol açmıyorsa, ameliyat etmeye gerek yoktur ama mutlaka takibi yapılmalıdır. Fakat kötü hastalık şüphesi olan herhangibir kist tespit edilirse, boyut ve şikayete bakılmaksızın mutlaka ameliyat edilmelidir. 

    – Yumurtalık kistlerinde patlama söz konusu mudur?
    5 – 6 cm’in üzerinde yumurtalık kisti olan ve ilaç tedavisi uygulanan hastalar, cinsel ilişki sonrasında gelişebilecek patlama ihtimaline karşı uyarılmalıdır. Cinsel ilişki sonrası ani başlayan karın ağrısı, bulantı, kusma, soğuk terleme, tansiyon, bayılma gibi şikayetler söz konusu olursa, kişi acilen bir hastaneye kaldırılmalıdır. 

    – Son olarak, miyom saptanan bir kadında gebelik sorun olur mu?
    Bu tür vakalarda, bir gebelik söz konusu olursa, düşük, erken doğum, gelişme geriliği gibi riskler ortaya çıkabilir. Bu nedenle, gebe kalmadan önce kadınların jinekolojik muayene olmalarını öneririm. Belirli boyutun üzerindeki myomların gebelik öncesi çıkartılması gerekir. Cerrahi müdahale sonrasında ise bu riskler ortadan kalkmış olur. Fakat miyomu farketmeden hamile kalan kadınlarda ise, hamilelik süresince, miyom genellikle büyür, şiddetli ağrılara yol açabilir. Bu kadınlara gebelik süresince ve sezaryen sırasında myomektomi önerilmez.

  • Kadın Hastalıkları ..

    Kadın Hastalıkları ..

    Ülkemizde En Sık Görülen Kadın Hastalıkları
    Maalesef ülkemizde kadınların pek çoğu, Kadın Hastalıkları konusunda bilinçli davranmıyor ve bu anlamda kendilerine yeterli özeni göstermiyorlar. Üstelik pek çok kadın jinekoloğa gitmekten de fazla hoşlanmıyor. 

    – Kadın hastalıkları arasında, ülkemizde hangi hastalıklar daha sık görülmektedir?
    Kadın Hastalıkları arasında, hem ülkemizde hem de dünyada en sık kanama bozuklukları ve akıntılı hastalıklar görülmektedir. 

    – Kadın sağlığı açısından, jinekolojik muayenenin önemi nedir? Kadınlar hangi aralıklarda muayene olmalıdır?
    Periyodik jinekolojik muayenenin önemi çok büyüktür. Çünkü jinekolojik muayene sırasında hasta çeşitli açılardan kontrol edilir. Bu muayenede, hastada bir enfeksiyon, rahimde bir polip ya da miyom varsa tespit edilir, ayrıca yumurtalıklardaki iyi ve kötü huylu kistler ve tümörler belirlenir. Düzenli jinekolojik kontrollerin yanısıra, 40 yaşından itibaren her hadın memografi yaptırmalıdır. Çünkü meme kanseri erken teşhis ile korkulu rüya olmaktan çıkabilir. Özel durumlar dışında, yılda bir kez muayene ve smear testi yeterlidir. 

    – Jinekolojik hastalıkları önleme açısından hijyenin önemi nedir? Hijyen konusunda öncelikle nelere dikkat etmek gerekir?
    Sağlık açısından hijyen elbette çok önemli. Kadınlar özellikle ortak kullanılan tuvaletlerde çok dikkatli olmalılar, mümkün olduğunca fiziki temasta bulunmamaya çalışmalılar. Bunun yanısıra cinsel ilişki esnasında da hijyen ön koşul. Özellikle tek eşlilik dışı durumlarda prezervatif kullanmak, hem kadın hem erkek sağlığı için çok önemli. Bazı kadınlar, cinsel ilişki sonrasında önlem olarak vajinanın içerisini yıkar. Oysa bu fayda yerine zarar getirmektedir. Vajinanın içi mekanik olarak temizlenmemelidir.

    – Regl dönemlerinin düzensiz olmasının sebepleri nelerdir? Düzenli olması için neler yapılmalıdır?
    Adet dönemlerinin düzensizliği, hormonal sorunlardan ya da miyom, polip veya yumurtalık kislerinden meydana gelebilir. Kişi aşırı zayıf ya da aşırı kiloluysa, bu da adet düzensizliğine yol açabilir. Böyle bir durum söz konusuysa, kilo problemi hemen çözülmelidir. Ayrıca tiroid, prokistik over ya da prolaktin fazlalığı gibi hormonal nedenler de adet düzensizliklerine neden olur. Bu sorunlar söz konusu ise, öncelikle bunların tedavisine yönelinmelidir. 

    – Peki ara kanamalar tehlikeli midir?
    Ara kanamalar iki grupta incelenmelidir; doğurganlık çağı kanamaları ve menapoz sonrası kanamalar… Menopoz sonrası kanamalar çok önemlidir ve ciddiye alınarak bir hekime başvurmak gerekir. 35 – 40 yaşlarına kadar olan kanama bozuklukları, bir kez olduğunda çok panik yapmaya gerek yok. Fakat bir aydan daha fazla tekrarlıyorsa, yine hekime görünmek gerekiyor. 35-40 yaş ve sonrası ara kanamalar da mutlaka hekime başvurmayı gerektirir.

    – Ara kanamalar hangi hastalıkların belirtisidir?
    Rahim kanserinin en erken belirtisi ara kanamalardır. Kanamayı uyarı kabul edip, hekime başvuran bir kadın, rahim içi kanseri gelişmeden veya çok erken evresinde yakalanmasını sağlar ve tedavi şansı ile bu hastalıktan kurtulur. Erken teşhis tamamen kurtulma şansı demektir. Kanamaları ciddiye almayıp hekime geç gidilirse, yapılacak tedavi yaşamı kurtarmak değil, ancak uzatmak için olacaktır.

    – Hem anne hem de çocuk sağlığı açısından iki doğum arasında ne kadar süre olmalıdır?
    Gebelik süreci kadınlarda çok ciddi hormonal, ruhsal, fiziksel immünolojik (bağışıklık sistemi ile ilgili) değişikliklere yol açmaktadır. Dolayısıyla bu muazzam değişikliklerin eski haline ve gebelik öncesi durumuna dönebilmesi için, gebelikler arasında 2 yıl kadar bir süre geçmelidir. 

    – Hangi hastalıklarda muayeneye eşlerin birlikte gitmesi gerekir? Erkekler bu konuda biraz tutucu. Onlara önerileriniz nelerdir?
    Enfeksiyon hastalıklarında muayeneye eşlerin birlikte gitmesi gerekiyor, çünkü bu tür hastalıklarda, her iki kişiye tedavi veriliyor. Cinsel fonksiyon bozuklukları ve kısırlık tedavisinde de yine eşler kontrole birlikte gitmelidir. Bunların yanısıra, gebelik takiplerinde de, erkeğin eşinin yanında olması, kadına psikolojik destek sağlaması ve motivasyon açısından önemlidir.

  • VAJİNİSMUS NEDİR ?

    Vajinismus; cinsel birleşme sırasında vajinayı çevreleyen kaslarda korku ve endişe sonucu yineleyici biçimde istemsiz kasılmalar olması ve cinsel birleşmenin gerçekleşememe durumudur.
    Vajinismus bir hastalık değil, bir sorundur.
    Bu sorunu , kliniğimizde hem jinekolojik hemde psikolog eşliğinde uyguladığımız vajinal tedaviyle başarılı bir şekilde ortadan kaldırıyoruz.

  • Annede Rh alloimmunizasyonuna neden olabilecek durumlar:

    Annede Rh alloimmunizasyonuna neden olabilecek durumlar:

    Annede Rh alloimmunizasyonuna neden olabilecek durumlar:
    Bu durumlar Rh(-) annenin Rh antikoru oluşturmasına neden olabilecek durumlardır.
    – Kan transfüzyonu
    – Gebelik veya doğum sırasında Rh (+) bebekten anneye kan hücresi geçmesi
    – Kendiliğinden ya da istemli düşük
    – Küretaj
    – Dış gebelik
    – Plasentanın (bebeğin eşi) erken ayrılması
    – Anne karnına gelebilecek darbe ve travmalar
    – Amniyosentez (Anne karnından bebeğin suyunun alınması)
    – CVS (Koryon villus biyopsisi)
    – Kordosentez (Bebeğin kordonundan kan alınması)
    – Eksternal sefalik versiyon (Ters duran bebeği çevirme işlemi, günümüzde yapılmamaktadır.)

     Biraz da halk dilindeki Kan Uyusmazligi ignesinden yani Anti-D gama globulinden bahsedelim.
    Anti-D Ig kan uyusmazliginda anne ve bebek arasindaki etkilesimi engellemek icin yapilan bir imunoglobulin ilactir.Genellikle kalcadan kas icine yapilir 
    fakat intravenoz (damardan) yapilan formlari da mevcuttur.Ilk olarak igne 1968 yilinda bulunmus olup bulusundan sonra kan uyusmazligina bagli olan 
    olumler gozle gorulur derecede azalmistir.Anti-D Ig’nin etki mekanizmasi ; bebekten anneye gecebilecek eritrositlerin yabanci olarak algilanip annenin 
    bunlara karsi antikor olusturmasini engellemektir.

       Eger kan uyusmazligindan bebek etkilenmis ise annenin olusturdugu antikorlar bebek kanindaki eritrositleri parcalayip cokeltecek agir anemi ve Hidrops
    Fetalis dedigimiz agir tabloyu olusturacaktir dedik.Biraz da Hidrops Fetalis’ten bahsetmek isterim.
       Hidrops Fetalis bebegin ozellikle vucut bosluklarinda olmak uzere ,cesitli dokularinda sivi birikmesi ve vucudunun genel olarak odemli bir hal almasidir.
    Bebekte cilt odemi,asit,plevral efuzyon,perikardiyal sivi birikmesi olabilir.Siklikla polihidramnios (bebegin amniyos mayisinin artmis olmasi) gorulur.
    Bebekteki bu Hidrops Fetalis ,kan uyusmazliginda oldugu gibi immunolojik bir nedenden kaynaklaniyorsa Immun Hidrops Fetalis,diger adiyla Eritroblastozis 
    Fetalis, adini alir. Immunolojik olmayan bir nedenden kaynaklaniyorsa Non-Immun Hidrops Fetalis adini alir.Ben simdi size Immun olan ,Kan Uyusmazligindan
    kaynaklanan Hidrops Fetalis hakkinda bilgi vermek istiyorum.
    Hidrops Fetalis’lerin %10u Immun nedenlere bagli olur ve Eritroblastozis Fetalis adini alir.Anne ve bebek arasindaki kan uyusmazligina bagli olarak bebekte 
    agir anemi ve generalize agir odem tablosu olusturdugunu yazmistim.Bu mekanizmadaki asil neden kalp yetmezliginin olusmasidir.Bunun yani sira anemiyi 
    kompanse etmek icin ekstrameduller hematopoez ( karacigerde hematopoez) olusmasi ,buna bagli karaciger harabiyeti ve portal hipertansiyon olusmasi da 
    hidropsa yol acan nedenlerdir.Immun Hidrops Fetalis dedigimiz Eritroblastozis Fetalis’in en sik nedeni Kan Uyusmazligi dedigimiz Rh Uygunsuzlugu’dur.

  • Gebelikte Rh Uygunsuzlugu (Kan Uyusmazligi)

    Gebelikte Rh Uygunsuzlugu (Kan Uyusmazligi)

    Biliyorsunuz kan gruplari A B AB VE 0 olup bir Rh faktoru icerirler.Bu Rh faktoru RH+  ve ya Rh- olur.
     Gebe olan bir anne adayinin kan grubu Rh- ve babanin kan grubu Rh+ olursa kan uyusmazligi dedigimiz Rh Uygunsuzlugu Sendromu ile karsi karsiya oluruz.Bu 
    durumlarin disinda kan gruplarinin Rh’lari ne olursa olsun asla Kan Uyusmazligi Sendromu yasanmaz.
       Bu uygunsuzluk neden onemli?Gebe olan anne adayinin bebeginin kani onemli,eger bebek kanini babadan aldiysa yani Rh+ ise (anne zaten  Rh- ) ozaman 
    gebelik ya da dogum esnasinda anne ve bebegin kani temas eder ve anne kanina bebegin kanindaki eritrositler (kirmizi kan hucreleri) gecer.Bu eritrositler
     uzerinde bebege ait Rh antijenleri vardir.Anne bu Rh antijenlerini yabanci olarak algilar,kendisi – olup bu antijenler + oldugu icin,ve bu antijenlere
     karsi Rh antikorlar uretir.Bu gebelikte bebek zarar gormez.Fakat bir sonraki gebelikte annenin bu Rh antikorlari bebege gecer ve bebegin eritrositlerini 
    parcalayip anemi dedigimiz kansizliga neden olurlar.
       Dogum ve gebelik esnasinda bebegin kaninin anneye gecip annenin bunlara karsi antikor olusturdugunu yazdim.
    Bu durumlar:Dusuk, kurtaj, dis gebelik, amniyosentez, CVS (Koryon Villus Biopsisi), kordosentez gibi girisimlerdir.Bu durumlardan birinin yasanmasi halinde
     annenin etkilenmesini onlemek amaciyla 72 saat icinde Anti-D ignesi yapilmasi gerekmektedir.Bu igne tek seferlik kalcadan kas icine (intramuskuler) yapilir
    .Bazi kaynaklara gore igne 14-28 gune kadar da yapilabilir.
    Kan uyusmazligi olan gebelerde ilk kontrolde Indirekt Cooms testi bakilir.Indirekt Cooms testinin negatif olmasi halinde antenatal donemde dusuk ihtimalle
     de olsa Rh Izoimunizasyonu (etkilesme ) gelistirme ihtimaline karsi 20.haftadan itibaren 1 aylik aralarla Indirekt Coomsun tekrar bakilmasi gerekir.
    Indirekt Cooms’u negatif olanlarda 28. haftada 300 mikrogram Anti-D gama globulin (kan uyusmazlik ignesi) ile profilaksi yapilmalidir.Profilaksi ile
     doguma kadar kalan 12 haftada bebekten anneye gececek kanin Rh izoimmunizasyonunu olusturmasini engellemek. Profilaksinin yapilmamasi durumunda da Anti-D 
    gama globulin dogumdan sonraki 72 saat icinde yapilir.Dogumdan sonra bebek kordon kanindan Direkt Cooms bakilir ve bebek kan grubu calisilir.Direkt Cooms 
    testinin negatif olmasi ve bebek kan grubunun Rh+ olmasi durumunda bebege 72 saat icinde kan uyusmazlik ignesi deddigimiz Anti-D gama globulin yapilir.Bu
     igne ile yeniden profilakside oldugu gibi Rh izoimmunizasyonu engellemeyi amaclamaktayiz.Yani annenin bebekten gelen eritrositlere karsi antikor 
    olusturmasini engellemeye calismaktayiz.

    indirekt ve Direkt Cooms testinden bahsettik.Bunlarin ne anlama geldigini aciklamak isterim.
         Indirekt Cooms anneden gebeligin ilk kontrolunde ve 20. haftadan sonra 4 hafta aralarla bakilan testtir.Anne kaninda serbest antikor tayini icin bakilir.Indirekt
     Cooms testi pozitif olan olgularda IgG yapisindaki spesifik Anti-D antikorlarina bakilir.Bu antikorlar icin kritik titre 1:16 ve ustudur.IgM plasentadan 
    gecmedigi icin bakilmasina gerek yoktur.1:16 uzerindeki degerlerde etkilenmenin durumunu arastirmak icin amniyosentez,kordosentez ve USG gibi ileri tetkiklere
     gecmek gerekir.Hastalik ileri derecede ise anne karninda bebek kanini degistirmek gerekebilir. Amniosentez ile alınan amnion sıvısı optik dansite ölçüm 
    yöntemi ile (DOD450 – biluribin yoğunluğuna bağlı olarak) değerlendirilir ve Liley eğrisi denilen eğride risk grubuna ayrılır. Liley eğrisinde 2. veya 3.
    zona girenlerde şiddetli etkilenme olmuş demektir ve kan transfüzyonu endikasyonu vardır. Kordosentez ile hemoglobin ölçümü ve bebeğe kan transfüzyonu 
    yapılabilir. 
         Direkt Cooms testi ise dogumdan sonra bebekten bakilir ve fetal eritrositler uzerindeki antikorlari tayin icin kordosentezle fetal kanda bakilir.
         Bir de Kleihauer-Betke testi vardir. O da anne kanina karismis olan fetal eritrositlerin miktarini hesaplamaya yarayan bir testtir.
         Eger Rh Uygunsuzlugunda bebek etkilenmis ise anneden bebege gecen Rh antikorlari bebegen eritrositlerini parcalayip cokeltecektir.Bu durum agir anemi 
    tablosuyla beraber Hidrops Fetalis dedigimiz anemi kalp yetmezligi ve bebegin vucut bosluklarinda sivi birikmesi ile giden agir tablonun olusmasina neden
    olur.Parcalanan ve cokeltilen eritrositlerin miktarina gore tablonun agirligi degisir fakat cok ileri durumlarda bebek kaybina kadar giden durumlar dahi
     yasanabilir.

  • GEBELİKTE ZAMANLAMA

    GEBELİKTE ZAMANLAMA

    1-Gebeliğe karar veren kadın ne yapmalıdır?
    Günümüzde kadınların eğitim ve kariyerle ilgili hedef ve beklentileri oldukça ilerlediği için evlilik yaşı artmakta ve planlanan çocuk sayısı azalmaktadır. Bu nedenle çocukla ilgili planlamaları doğru zamanda yapmak çok önemlidir. Gebelik planlayan kadın gebe kalmadan önce mutlaka jinekolojik muayeneden geçmeli, meme muayenesi ve smear testi yapılmalı ve gebelikten 2-3 ay önce folik asit kullanmaya başlamalıdır. Jinekolojik muayene ile gebeliği engelleyebilecek veya gebelik sırasında ciddi sorunlara yol açabilecek myom, polip, kist gibi problemlerin varlığı açığa çıkartılır. Gerekirse bu problemlerin tedavisi yoluna gidilir. Meme muayenesi önemlidir. Çünkü gerek gebeliğin ileri aylarında, gerekse emzirme döneminde göğüslerdeki değişikliklerden dolayı memede ortaya çıkacak kitleleri doğru değerlendirmek pek kolay değildir. Smear testi ile rahim ağzında hücresel değişiklik veya kanser öncüsü değişiklerin tespiti ve uygun tedavisi mümkündür. Oysa gebelik sırasında tespit edilecek bu tür problemlerin tedavisi, gebelikte bazı ciddi sorunlara yol açabilir. Gebelikten 2-3 ay önce kullanılmaya başlanan folik asit, bebekte oluşabilecek beyin-omurilik sistemi anomalilerinin önemli ölçüde azalmasını sağlayacaktır. Jinekolojik muayene sırasına kadının önceden bilinen hastalıkları varsa, bunlar da değerlendirilmeli ve gerekirse ilgili uzmanlık dallarından değerlendirme istenmelidir. Gebelik öncesinde kadının fazla kilolarından kurtulması da çok önemlidir. Böylece kadın, gebeliğin vücudunda oluşturabileceği olumsuz fiziksel etkilerden korunabilir.

    2- Doğru zamanlama ve en uygun yaş nedir?
    Her şeyden önce kadının kendisini gebeliğe ve anneliğe hazır hissetmesi gereklidir. 20-35 yaş aralığını en uygun doğurganlık yaşı olarak söyleyebiliriz.

    3- Erken ve ileri yaş gebeliklerle ilgili problemleri değerlendirirecek olursak ..
    Hem erken yaş (19 yaş altı) hem de ileri yaş (35 üzeri) gebelikleri çeşitli riskleri de beraberinde getirmektedir.
    Adölesan dediğimiz erken yaş (19 yaş altı) gebeliklerinin çoğunluğu plansız gebeliklerdir. Plansız olduğu için bu gebeliklerin önemli bir kısmı düşükle sonuçlandırılır. Bu dönem gebeliklerinde hem anne hem bebek açısından bazı riskler söz konusudur. Gebelikte ortaya çıkan tansiyon yüksekliği (gebelik zehirlenmesi) ve buna bağlı hastalıklar nedeniyle anne ve bebek ölümleri artmıştır. Bebeklerde erken doğum ve düşük doğum ağırlıklı bebek ihtimali de artmıştır. Bu yaş grubu doğumlarda, hem anne hem de bebek ölüm oranları da daha fazladır.
    İleri anne yaşı dediğimiz 35 yaş üzeri gebelikler de riskli gruba girmektedir. Bu gruptaki gebeliklerde de düşük riski artmıştır. Anne yaşına bağlı olarak bebekte gelişebilecek anomali oranları artmıştır. Bunların başında Down sendromu dediğimiz Mongol bebek olguları gelmektedir. 30 yaşın altındaki kadınlarda Mongol bebek doğurma ihtimali 1/1000 iken, 35 yaşında bu oran 1/400, 40 yaşlarında ise 1/100 kadardır. Gebelik tansiyonu ve buna bağlı hastalıklar (gebelik zehirlenmesi), gebelikteki şeker hastalıkları, erken doğum oranları artmıştır. Doğumda sezaryen oranları, anne ve bebek ölüm oranları yüksektir. Tabii ki kadının evlilik yaşı veya eğitim veya kariyer nedenleriyle gecikmiş bir gebelik planlaması yapılabilir ve sağlıklı bebekler dünyaya getirilebilir. Burada önemli olan, gelişebilecek riskleri ortaya çıkaracak uygun bir gebelik takip programını uygulamaktır.

    4- Gebe kalmak için yaz mı, kış mı, bahar mı? Hangi mevsim?
    Gebelikte kadın vücudundaki metabolik faaliyetler, kalbin iş yükü ve nabız sayısı artar. Hormonal değişikliklerden dolayı vücut ısısı bir miktar artar. Bu kaçınılmaz değişiklikler gebeliğin ikinci yarısında daha belirgindir. Dolayısıyla yaz aylarında gebeliğin ileri dönemlerini yaşamak kadın için biraz daha sıkıntılı olacaktır. Zaten artmış hava sıcaklıkları, kadının vücut ısısının artması nedeniyle daha fazla hissedilecektir. Varisi olan kadınlarda önerdiğimiz varis çoraplarının yaz aylarında kullanımı pek mümkün olmamaktadır. Sonbahar ve kış aylarında başlayan gebeliklerin son ayları yaz mevsimine denk gelmektedir. Oysa ilkbahar ve yaz aylarında başlayan gebeliklerin ileri ayları sonbahar ve kış aylarında olmaktadır. Gebelik planlanırken bunlara dikkat edilebilir.

    5- Hangi saat? Saatin önemi var mı?
    Gebeliğin oluş saatinin gebeliğin sağlığı üzerine bilinen bir etkisi yoktur. 

    6- Sağlıklı hamilelik için kadınla erkek arasında yaş farkı ne olmalıdır?
    Böyle bir yaş farkı tanımlaması yapılamaz. Fakat kadınlarda 19-35 yaş aralığı dışındaki gebelikler riskli gruba girmektedir. Erkeklerde 40 yaşlarından itibaren üreme kapasitesi çok hafifte olsa azalmaya başlar ve 70’li yaşlara kadar devam eder. İleri erkek yaşı da, gebelik üzerine azda olsa olumsuz etkiler yapar.

  • HPV Enfeksiyonları ..

    HPV Enfeksiyonları ..

    1-HPV enfeksiyonları niçin önemlidir?

    İnsan Papilloma Virüs (HPV) enfeksiyonları günümüzde en yaygın cinsel yolla bulaşan enfeksiyon grubunu oluşturur. Kadınların % 70 kadarının hayatında 1 kez HPV enfeksiyonu geçireceği tahmin edilmektedir.
    Günümüzde HPV’nin 200’ün üzerinde alt tipi tanımlanmıştır. Bunlardan 40 kadarı kadın genital sisteminde enfeksiyon oluşturmaktadır. Genital sistemde enfeksiyon yapan tiplerden 15 kadarı (Tip 16, 18, 31, 33, 35, 39, 45, 51, 52, 56, 58, 59, 68, 73, 82) yüksek kanserojen riskli tipler olarak kabul edilir. Yani bu tiplerle enfeksiyon geçiren kişilerde bazı genital kanserlerin gelişme riski artmaktadır. Bu tiplerden de özellikle tip 16 ve 18 rahim ağzı kanseri oluşumunda en önemli risk faktörü olarak karşımıza çıkmaktadır.
    Genital siğile yol açanlar ise 6, 11, 42, 44, 54 tipleridir. Özellikle 6 ve 11 tipleri en sık genital siğil nedenleridir.

    2- Virüsün bulaşma yolları nelerdir?

    Bu virüsler direkt ve indirekt olarak iki şekilde bulaşabilir.
    A-Direkt yol: Cinsel yönden aktif ve güvenli seks kriterlerine uymayan kişilere, genital bölgedeki mukoza çatlaklarından girerek bulaşır. Ayrıca enfekte cilde temas ve enfekte doğum kanalından bebeğin doğumu da direkt bulaşma yöntemlerindendir. Genellikle 3 ay içerisinde enfekte kişide lezyonlar görülür.
    B- İndirekt yol: Virüsle temas etmiş iç çamaşırı, havlu ve tuvaletlerle de bulaşma söz konusu olabilir. Bu virüsler hayatta kalabilmek için canlı hücreye ihtiyaç duyduklarından, canlı olmayan ortamlarda uzun süre varlıklarını sürdüremezler.

    3-Bu enfeksiyonu geçiren kişi nasıl farkedebilir?

    Siğile yol açan tiplerle enfeksiyon geçirenlerde genital bölgede karnıbahar şeklinde küçük kabarık lezyonlar belirir. Siğile yol açmayan tiplerle geçirilen enfeksiyonlarda ise genelikle herhangi bir yakınma yoktur.
    Enfeksiyonu geçiren kadınların % 70 kadarında 1 yıl içerisinde, % 90 kadarında da 2 yıl içerisinde, virüs vücuttan elimine edilir, yani atılır. Kalan %10 kadar kişide virus yaşamaya devam eder ve bunların bazılarında genital hücrelerde değişiklikler başlar. Söz konusu dğişiklikler Pap smear testiyle ortaya çıkarılabilir.

    4- HPV virüsünün kanserojen etkisi kimlerde daha sık görülür?

    Öncelikle erken yaşta cinsel yaşamı başlamış ve birden fazla partneri olan, başka cinsel yolla bulaşan hastalık geçirenlerde risk artmıştır. Ayrıca bağışıklık sisteminde bozukluk olanlar ve sigara içenler de risk grubuna girmektedir. Enfeksiyon özellikle 19-24 yaş grubu gençlerde çok yaygındır.

    5-HPV enfeksiyonlarından korunmak mümkün mü? Neler yapılmalı?

    Günümüzdeki en yaygın cinsel yolla bulaşan hastalık olan HPV enfeksiyonlarından tamamen korunmak maalesef mümkün değildir. Cinsel ilişkide bariyer yöntemler (prezervatif) kullanmak bu enfeksiyonları % 100 engellemez. Çünkü cilt teması ile de bulaşabilir. Ortak kullanılan tuvaletlerde çok dikkatli olunmalıdır. Kadın tek eşli ve eşi de tek eşli ise o zaman risk çok azdır.
    Son yıllarda bulunan HPV aşılarının bu konuda önemli bir koruyucuğu söz konusudur. Piyasada iki tip aşı vardır;
    1. aşı iki HPV tipine karşı geliştirilmiştir. HPV tip 16 ve 18 e karşı % 90 ın üzerinde korunma sağlar. 0,1 ve 6. ayda olmak üzere 3 doz şeklinde uygulanır.
    2. aşı dört HPV tipine karşı geliştirilmiştir. Genital siğil yapan tip 6 ve 11 tipleri ve rahim ağzı kanserine neden olan tip 16 ve 18 tiplerine karşı %90 ın üzerinde koruyuculuk sağlamaktadır. Aşı 0, 2 ve 6. aylarda olmak üzere 3 doz halinde uygulanmaktadır.

    Aşıların 9-26 yaşları arası kız çocuklarında, özellikle cinsel yaşam başlamadan önce uygulanması önerilmektedir. Oluşan koruyuculuk 10 lu yaşlar cıvarında daha yüksektir. Bazı ülkelerde erkek çocukların da aşılanması önerilmektedir. Aslında toplumdaki bulaştırıcılığı azaltmak için erkeklerin de aşılanması doğru bir yaklaşım olacaktır.
    HPV kadınlarda rahim ağzı kanseri, vagina ve vulva kanseri, anus kanseri, genital siğil etkeni olabilirken, erkeklerde anal kanser riskini artırır. Ayrıca enfekte doğum kanalında vajinal yolla doğan bebeklerde laringeal papillom gelişebilir. Aşılarla bütün bu hastalıkların önemli oranda azaltılması mümkündür.

    6- HPV enfeksiyonları nasıl kanser oluşumuna yol açabiliyor?

    Yukarıda da bahsettiğimiz gibi her HPV enfeksiyonu geçirende kansere dönüşüm olmadığı gibi, enfeksiyonu her geçiren kişide de kalıcı bir enfeksiyon gelişmez. Riskli grupta daha fazla olmak üzere enfeksiyonu geçiren kişilerin % 10 kadarında enfeksiyonu etkileri 2 yıldan uzun devam eder. Kişi yüksek onkojenik riskli bir HPV tipiyle enfekte olduysa, bu virüsler rahim ağzı epitel hücrelerinin DNA yapısını değiştirmeye başlar. 12-20 yıl kadar süren bir zaman diliminde hücredeki değişikliklerin bir kısmı rahim ağzı kanserine kadar ilerler. Tabii ki her hücresel değişiklikte kansere dönüşmez. Ayrıca riskli grupta her yıl, risksiz grupta 2-3 yılda bir yapılan smear testleri hücresel değişimdeki erken safhaları tespit etmemizi sağlar. Böylece hem tedavi, hem de takip çok kolay bir şekilde gerçekleştirilebilir. Yani smear testi daha rahim ağzı kanseri gelişmeden 10 yıl kadar önceki hücresel değişiklikleri tespit etmemizi sağlar.

  • KÜRTAJ (GEBELİĞİN ALINMASI)

    KÜRTAJ (GEBELİĞİN ALINMASI)

    Kürtaj rahim içerisinde oluşan gebeliğin alınması yoluyla

    sonlandırılmasıdır.Bunun günümüzde değişik yöntemleri vardır.Kürtaj sadece

    mevcut gebeliğin isteğe bağlı olarak alınması amacıyla yapılmaz,düşükten sonra

    kalan artıkların temizlenmesi veya ölü bir gebeliğin sonlandırılması için de

    yapılır.Ayrıca rahim içerisindeki herhangi bir oluşumun alınması veya

    endometrium denen rahim iç zarından teşhis amaçlı parça almak için de kürtaj

    yapılır.

    Kürtaj 2 aşamalı bir işlemdir;önce rahim ağzı genişletilir ki buna dilatasyon

    deniyor,daha sonra da rahim içerisine girerek içerideki materyal veya gebelik

    çeşitli yöntemlerle alınır.Bundan dolayı tıpta kürtaj için genellikle, dilatasyon ve

    küretaj manasına gelen D&C simgesi kullanılır.Dilatasyon işlemi için ince uzun

    çubuk şeklinde,numarasına göre kalınlıkları gittikçe artan,buji denen ve

    genellikle paslanmaz metallerden yapılan aletler kullanılır.Daha sonra da

    genişletilen rahim ağzından, arkada vakum yapabilen enjektör tarzı bir alete

    bağlı olan ince tüp şeklindeki kanüller, içeri sokularak, oluşan vakum gücüyle

    gebelik veya rahim içerisindeki materyal dışarı çekilir.Ancak çok küçük

    gebeliklere,rahim ağzı genişletilmeden de, çok ince kanüller yardımıyla kürtaj

    yapılabilir.

    Kürtaj Yöntemleri;

    Kürtaj işlemi günümüzde ,vakum denen enjektör ve ucuna takılan ince boru

    şeklinde kanüllerin rahim içerisine sokulması suretiyle,gebelik kesesi emilerek

    boşaltılarak yapılır.Bu yöntem,sterilite kurallarına riayet edildiği sürece,hem

    kolay hem de riski çok düşüktür.Bu sayede de kürtaj işlemi 3-5 dakika gibi bir

    sürede tamamlanır.Bu işlem lokal uyuşturma ya da genel anestezi yöntemiyle

    yapılabilir.

    Diğer bir yöntem,ucu kaşığa benzeyen ve küret denen aletlerle gebeliğin veya

    rahim içerisinde bulunan materyalin dışarıya doğru çekilmesi ile yapılan

    kürtajdır.Bu yöntem artık terkedilmiştir.Günümüzde hiçbir hekim

    kullanmamaktadır.

    Kürtaj nerede yapılır;

    Kürtaj hastanelerde veya muayenehanelerde Kadın Doğum Uzmanlarınca

    yapılır.

    Kürtaj nasıl yapılır;

    Kürtaj yapılmadan önce hasta muayene masasında ultrasonografi ile muayene

    edilir,gebeliğin büyüklüğü,yerleşim yeri tespit edilir.Şartlar kürtaj için uygunsa

    hasta jinekolojik masaya alınır ve spekülum denen aletle vajen içi genişletilerek

    ve antiseptik solüsyonlarla temizlik yapıldıktan sonra karar verilen anestezi

    uygulanır.Daha sonra da yukarıda belirttiğimiz şekilde dilatasyon ve kürtaj

    işlemi uygulanır.Kürtaj sonrası ultrasonografi ile kontrol yapıldıktan sonra hasta

    10-15dakika dinlendirilir

    Kürtaj sonrası dönem ve kontrol;

    Kürtaj işleminin yapıldığı gün hasta ayakta duş şeklinde banyo yapabilir.Tampon

    kullanılmamalı ancak steril ped’ler kullanılmalı ve sık değiştirilmelidir.Hastaya

    antibiyotik,rahminin eski haline gelmesi için kanama durdurucu ve çok az da

    olsa ağrı ihtimaline karşın ağrı kesici ilaçlar genellikle verilir.Yaklaşık 1 hafta

    süreyle az miktarda kanama normaldir.Aşırı kanama ve ağrı ya da pis kokulu

    akıntı ve ateş yükselmesi hissedilirse hemen hekime başvurulmalıdır.

    Herşey normal olduğu sürece hastanın 1 hafta sonra hekimi tarafından kontrolü

    genellikle uygulanan bir yöntemdir.

    Kürtaj kaç haftaya kadar yapılır;

    Yasal sınır 10 haftadır,ancak 6 haftada bebeğin kalp atışları başlıyacağı göz

    önünde bulundurulursa en ideal haftalar,4-6hafta arasıdır.

    Kürtaj kimlere yapılır;

    18 yaşından büyük evli hanımlara ve eşinin imzası alınarak yapılabilir.18

    yaşından büyük ve bekar hanımlar sadece kendi rızaları ile kürtaj olabilirler.18

    yaşın altında olan bekar hanımlara ancak anne ve baba rızası ve isteği ile kürtaj

    yapılabilir.

  • KIZLIK ZARI VE TAMİRİ

    KIZLIK ZARI VE TAMİRİ

    Hymenoplasti denen kızlık zarı tamiri, hymen denilen ve vajen küçük

    dudaklarından yaklaşık 1.5-2cm içeride yer alan kızlık zarının yırtılan bölüm ya

    da bölümlerinin dikilmesidir.Hymen denilen bu yapı, vajeni dış dünyadan ayıran

    ortasında bir veya birden fazla delik bulunduran ve kolayca yırtılabilen esnek

    özellikte bir mukoza parçasıdır.

    Bazen de doğumsal olarak ortasında hiç delik olmamış olabilir ve kız çocuğu

    adet görme yaşına geldiğinde bir veya birden fazla adet oluşması neticesinde,

    kanın vajende birikmesi ve kapalı zara basınç yapması sonucu aşırı sancı

    yapmak suretiyle teşhis konulur ve cerrahi olarak açılarak tedavi edilir.

    Kızlık zarının tam olarak neye yaradığı bilinmese de,henüz yırtılmamış olması

    memleketimizde ve bazı ülkelerde sosyal önemini korumaktadır.Kız bekaretinin

    sadece bu mukoza parçasının yırtılmamış olmasına bağlanması,çok doğru

    görülmese de,toplumların hafızasına kazınmış ve günümüzde de anlamını

    koruyan bir gerçektir.

    Kızlık zarı yırtılması;

    Büyük bir çoğunlukla cinsel temasla olsa da,kazalarda,bisiklete binme veya

    travmatik yabancı cisim temaslarında ya da elle zorlama veya masturbasyon

    yapılması sırasında da yırtılabilir.Kanama sıklıkla birkaç damla şeklinde bazen de

    fazla bir kanama şeklinde görülebilir.

    İlk gece kanaması ;

    Kızlık zarı ortasındaki delik ya da deliklerin, penisin zorlaması veya vajene girişi

    sırasında yırtılması sonucu oluşur.Nadiren zar esnek ya da geniş tek delikli ise,

    kanama olmayabilir.

    Kızlık zarı görülebilir mi?

    Kızlık zarı vajina girişinin yaklaşık 1-2cm içerisinde olduğu için, genç hanım kendi

    kendine,zarı göremez ve herhangi değerlendirme yapamaz.Bu değerlendirme

    kadın doğum uzmanlarınca yapılmalıdır.

    Kızlık zarı yırtılmadan hamilelik olur mu?

    Kızlık zarının ortasında bir veya birden fazla delik olması dolayısıyla,dışarıya

    boşalma sırasında da spermler bu delik veya deliklerden geçerek,hamilelik

    oluşturabilirler.

    Kızlık zarı yırtılmadan kürtaj olabilir mi?

    Kızlık zarı ortasındaki delikten çok ince aletler ve vakum uçlarıyla girilerek kürtaj

    mümkün olabilir ancak kızlık zarının özelliğine bağlı olarak, kürtaj sırasında zar

    yırtılabilir.Eğer yırtılırsa da istendiği taktirde zar dikilebilir.

    Bekaret muayenesi;

    Kadın doğum uzmanlarınca yapılan bir muayenedir.Muayene olan kişiyi rahatsız

    eden ağrılı bir işlem değildir.Kızlık zarının yırtık olup olmadığına bakılır,herhangi

    bir yırtık yoksa şahıs bakire sayılır.

    Bekaret raporu adli tabipliklerce verilebilir.

    Kızlık zarı yırtılma zamanı;

    Kızlık zarının ne zaman yırtıdığı kesin olarak belli olmaz ancak 1 hafta içerisinde

    olan yırtılma belli olabilir,1 haftadan önce olan yırtılmaların ne zaman olduğu

    konusunda herhangi bir şey söylenemez.

    Hymenoplasti(Kızlık zarı dikilmesi);

    1-Kalıcı hymenoplasti;

    Evlilik zamanı belli olmayan durumlarda kalıcı kızlık zarı tamiri yapılır,bu konuda

    da değişik yöntemler vardır: flep kaydırma tekniği,septalı hymen olanlarda

    septaları karşı karşıya getirmek ya da anüler tipli hymen yırtıklarında da

    insizyonel birleştirmeler yapılmak suretiyle tamir yapılır.

    2-Geçici hymenoplasti;

    Geçici kızlık zarı tamirleri de cinsel ilişkinin yakın olduğu durumlarda

    yapılır.Genellikle bu süre 15günden az kalmışsa,geçici tamirat yapılma yolu

    tercih edilir.

    Kızlık zarı tamiri bunu isteyen ve reşit olan herkese yapılabilir.