Kategori: Kadın Hastalıkları ve Doğum

  • RAHIM AĞZI YARALARI(SERVIKAL EREZYON’LAR)

    RAHIM KANALI VE RAHIM AĞZI FARKLI HÜCRELERLE DÖŞENMIŞTIR.EĞER RAHIM KANALI HÜCRELERI RAHIM AĞZI HÜCRELERININ ÜZERINE DOĞRU YÜRÜRSE BIRLEŞIM BÖLGESINDE HÜCRE TAHRIBATI OLUŞUR VE BU BÖLGEDE ENFEKSIYON OLUŞUR.BU BÖLGE DAHA KIZARIK VE ÖDEMLI GÖZÜKÜR.BU DA, SERVIKAL EREZYON YA DA HALK ARASINDA SÖYLENDIĞI GIBI YARA OLARAK ADLANDIRILIR. BELIRTILER NELERDIR?HAFIF VAKALARDA BELIRTI OLMAYABILIR.YAYGIN BELIRTILER ŞUNLARDIR;  VAJINAL AKINTI , ANORMAL KANAMALAR, VAJENDE YANMA , KAŞINTI ,CINSEL TEMAS AĞRISI , IDRAR YAPARKEN YANMA , BEL AĞRISI ,TEDAVI EDILMEMIŞ YARA VEYA ILTIHAPLAR RAHIM AĞZI AKINTISININ(MUKUSUN) KALITESINI BOZARAK ,SPERMLERIN GEÇIŞINI DE ENGELLEYEBILIR VE INFERTILITEYE DE SEBEP OLABILIR. BUNUN IÇIN KISIRLIK TEDAVISINDE,RAHIM AĞZI YARASI VARSA, BU DURUM TEDAVI EDILMELIDIR. BU ANNELER GEBE KALIRLARSA DA DÜŞÜK VE ERKEN DOĞUM RISKLERI VARDIR. YINE TEDAVI EDILMEMIŞ RAHIM AĞZI YARALARI,ILERI EVRELERE ULAŞMAK SURETIYLE RAHIM AĞZI KANSERLERINE ZEMIN HAZIRLIYABILIR. BUNUN IÇIN ,BU HASTALIKTAN KORUNMA YOLLARINI ÖĞRENIP,TEŞHIS IÇIN DE YILDA BIR DEFA JINEKOLOJIK MUAYENE OLMAK ÖNERILEN YÖNTEMDIR.

    TANI NASIL KONULUR?

    MUAYENE

    SMEAR

    KOLPOSKOPI

    BIOPSI

    KORUNMA IÇIN NE YAPMALI?

    GENITAL HIJYEN(TEMIZLIK)

    PREZERVATIF KULLANIMI

    VAJEN IÇININ SABUN VEYA DEĞIŞIK KIMYASAL MADDELERLE YIKANMAMASI

    IÇ ÇAMAŞIRLARIN SIK DEĞIŞTIRILMESI VE PAMUKLU ÇAMAŞIRLARIN TERCIH EDILMESI

    TUVALET SONRASI TEMIZLIĞE DIKKAT EDILMESI

    VAJINAL AKINTI VARSA MUTLAKA MUAYENE OLUNMASI

    TEDAVI

    ILTIHAP TEDAVISI

    KOTERIZASYON VEYA CRYO(YAKMA VEYA DONDURMA TEDAVISI)

    GÖRÜLDÜĞÜ GIBI,RAHIM AĞZI YARALARINDAN KORUNARAK,RAHIM AĞZI KANSERLERINDEN DE KORUNMAK MÜMKÜN OLABILIR.

  • GENİTAL ENFEKSİYONLARDAN KORUNMA YOLLARI

    GENİTAL ENFEKSİYONLARDAN KORUNMA YOLLARI

    Vajinal enfeksiyonlar, her kadının hayatın belli bir döneminde karşılaştığı, bazen son derecede basit bazende ciddi sorunlara yol açabilecek sağlık sorunudurlar. Vajinal enfeksiyonların sıklığı genellikle cinsel hayatın başlaması ile birlikte artar. Alınacak basit önlemlerle bu enfeksiyonların sık oluşmasını önleyebiliriz. Genital hijyenin kadının özgüveni ve sağlıklı cinsel hayatı için ne kadar önemli olduğunu göz önünde bulundurursak, bu enfeksiyonlardan korunmanın ne kadar önemli olduğunu anlayabiliriz.

    Sağlıklı bir cinsel yaşam ve genital hijyen için dikkat edilecek önemli noktalar:

    Tuvalette temizlik önemlidir: Tuvalet sonrası mutlaka önden arkaya temizlik yapılmalıdır. Arkadan öne doğru yapılan temizlikte makat bölgesinde olan mikroplar vajinaya doğru taşınabilir. Bu mikroorganizmalardan en önemlisi E.Coli isimli bakteridir ve vajinal enfeksiyonların sık görülen nedenlerindendir

    Vajinal duş yapılmamalıdır: Sanılanın aksine vajina içini basınçlı su ile yıkamak ortamın asit-baz dengesini değiştireceğinden içeride bulunan mikroorganizmalarında ortamını değiştirir. Bu dengenin bozulması bazı mikroorganizmaların olması gerekenden daha fazla oranda ortamda bulunmasına neden olarak enfeksiyona yol açar.

    Nemden korunmak gereklidir: Genital bölgenin nemli kalması mantar başta olmak üzere genital enfeksiyonlara zemin hazırlar.Cinsel bölgenin temizliğinde bu bölge için üretilmiş yıkama jelleri tercih edilmelidir. Genital bölge kuru ve temiz tutulmalıdır. İç çamaşırları hergün değiştirilmelidir.

    Dar giysilerden kaçınmak gerekir: Dar pantolonlar, özellikle zayıf kadınların tercih ettiği kıyafetlerdendir. Uzun süre dar kıyafetlerin giyilmesi bölgedeki nem oranının artmasına yol açar.

    Pamuklu çamaşır tercih edilmelidir: Sentetik iç çamaşıları ortamın hava dolaşımını engeller ve nemi emmedikleri için de vajinal enfeksiyonlara zemin hazırlar. İç çamaşırları ütülenmeli ve mümkün olduğunca çamaşır suyu kullanılmamalıdır.

    Tahriş edici maddelerden uzak durulmalıdır: Renkli tuvalet kağıtları,parfümler, kokulu kişisel hijyen ürünleri ve sabun genital bölgenin düşmanlarıdır. Bu ürünler mümkün olduğunca kullanılmamalıdır.

    Güvenli olmayan cinsel ilişkide prezervatif kullanılmalıdır: Uzun süreli tek eşli ilişkiniz yoksa mutlaka cinsel yolla bulaşan hastalıklara karşı prezevatif ile önlem alın.Bu hastalıklardan korunmanın tek ve en etkili yoludur.

    Adet kanaması döneminde dikkat edilmesi gerekli hususlar: Adet kanaması döneminde hareket serbestliği sağlayan vajinal tamponların kullanımında dikkat edilmesi gereken en önemli nokta sık değiştirilmeleri gerektiğidir. Bu tamponlar uzun süre vajen içinde kaldığında ağır enfeksiyonlara yol açabilecekleri gibi toksik şok sendromu gibi ağır tablolara bile yol açarlar.

    Adet kanaması döneminde cinsel ilişkiyi yasaklayan yeterli tıbbi bilgi elimizde bulunmamakla birlikte,üst genital sistem enfeksiyonu daha önceden geçirmiş olan bayanların ilişkiye girmemeleri gerektiği bilinmektedir. Enfeksiyon belirtisi varsa, hemen doktorunuzla temasa geçin. Her 6 ayda bir şikayetiniz olmasa bile jinekolojik muayene olun.

    VAJINAL AKINTI

    Kadınların jinekoloğa başvurma nedenlerinden başta geleni vajinal akıntılardır. Akıntıların özellikle bekar genç kızlarda ve menopozdaki kadınlarda başta olmak üzere herhangi bir sebebi yoktur. Bunlar doğal akıntı olarak bilinir. Bir enfeksiyon veya altta yatan bir neden varsa bu akıntılar doğal olmayan akıntılardır.

    Doğal akıntılar: Berrak yapıda olup, sıvı yumurta akını andırır. Genellikle kokusuzdur, fakat bazı kadınlar ekşi bir kokudan şikayet ederler. Genellikle kaşıntı yoktur ve cinsel ilişkide ağrı olmaz.Bu akıntıların en büyük özelliği aynı şiddette uzun süre devam etmesidir.Bazen bu akıntı miktarı çok fazla miktarda olup, endişeye kapılabilirler. İç çamaşırları ve günlük pedleri devamlı ıslaktır. Bu ıslaklığın kıvamı yumurtlama döneminde biraz sıvılaşabilir. Bunun amacı döllenmeyi kolaylaştırmak içindir. Adet dönemine yaklaştıkça bazı hanımlarda akıntının renginde koyulaşma ve koku olabilir. Bu adet kanamasını oluşturan hormonların etkisir. Eğer akıntı normale göre artmış ise, görüntü ve yapısında değişiklik oluşmuş ise vajinal enfeksiyon teşhisi konulabilmesi için mutlaka jinekolog muayenesi gerekmektedir.

    Doğal olmayan akıntılar:

    En sık görülen nedenleri:

    1. Vajen enfeksiyonları
    2. Rahim ağzı yaraları
    3. Cinsel ilişki ile bulaşan enfeksiyonlar
    4. Rahim ağzı kanseri
    5. Spiralin ipine bağlı akıntı
    6. Rahim ağzında olan poliplere bağlı akıntı

    En sık görülen belirtileri:

    • Akıntı
    • Kaşıntı ve tahriş
    • Cinsel ilişki sırasında ağrı
    • Kasıklarda rahatsızlık hissi veren ağrı
    • Dış bölgede şişme,ödem

    Bu belirtileri gördüğünüzde mutlaka en yakın zamanda tedavi için doktorunuza başvurun…

  • GEBELİKTE BESLENME

    GEBELİKTE BESLENME

    Unutulmamalıdır ki bebeğin büyümesi, sağlıklı olması, ruhsal, fiziksel, zihinsel yönden iyi gelişmesi annenin sağlığı ve dengeli beslenmesiyle orantılıdır. Annenin gebelik öncesi fiziksel gelişimini tamamlamış olması, besin depolarının yeterli olması ve yaşı, hem bebeğin hem de annenin sağlığını koruyacak en önemli etkenlerdir. Çünkü bebek, annenin besin yedeklerinden ve gebelik boyunca tükettiklerinden kendisi için gerekeni seçip alarak beslenir. Normal bir gebelik sürecinde annenin yaklaşık 10-12 kg alması yeterlidir.

    KALSİYUM: Kalsiyum, bebeğinizin gebeliğin 8. haftasından itibaren oluşmaya başlayan kemik ve dişlerinin gelişimi için gerekli bir mineraldir. Gebelikte, normalde gerek duyduğunuz miktarın iki katı kadar kalsiyum gereklidir. Çünkü gebelik boyunca diş ve kemiklerden sürekli bir kalsiyum eksilmesi olmaktadır. Kalsiyum açısından zengin besinler peynir, süt, yoğurt ve yeşil yapraklı sebzelerdir. Brucella, tifo benzeri hastalıklardan korunabilmek için tükettiğiniz peynirin ve sütün hijyenik ve iyi pastörize olmasına özen gösterin.

    PROTEİNLER: Gebelikte artan protein gereksinimi karşılamak için kırmızı ve beyaz et, süt ve süt ürünleri, yumurta, balık, kuru baklagiller (fasulye, mercimek, barbunya..) gibi proteinden zengin besinler önerilir. Balıkta proteinden başka bulunan omega 3 ve omega 6 yağ asitlerinin de bebeğin zeka gelişimi üzerine olumlu etkili mevcuttur. Tüketilen balık taze ve iyi pişirilmiş olmalıdır.

    DEMİR: Gebelikte demirden zengin gıdaların tüketilmesi ve özellikle de 4-4.5 aylardan sonra folik asitli demir ilaçlarının kullanımı önemlidir. Çünkü özellikle bu aylardan sonra demir eksikliğine bağlı olarak kansızlık ortaya çıkabilir. Aşırı derecede kansızlığı olan kişilerde demir haplarına gebeliğin erken dönemlerinde de başlanabilir. Ancak bu durumda zaten ilk aylarda sık olarak görülen bulantı, kusma ve mide şikayetlerinde artış olabileceğinden tedaviye başlangıç süresi bir kaç hafta ertelenebilir.

    Gebelerde demir eksikliği halsizlik, bitkinlik, nefes darlığı, uykuya meyillilik ve çarpıntı gibi şikayetler oluşturabileceği gibi gebelikle ilgili olarak da erken doğum, bebeğin rahim içinde gelişememesi, ölü doğum ve düşük gibi komplikasyonlara zemin hazırlar. Ayrıca ileri derecede kansız bir gebe doğum sonrası lohusalık döneminde de sıkıntı çeker. Demir eksikliğini en aza indirebilmek için kan yapıcı; pekmez, kuru üzüm, kırmızı et, yumurta ve kuru baklagillerden zengin gıdaların tüketilmesine önem verilmelidir. Ayrıca C vitamininden zengin meyve ve sebzeler de barsaklardan demir emilimini arttıracaklardır. Demir hapları kesinlikle sütle birlikte içilmemelidir.

    C VİTAMİNİ: C vitamini demirin bağırsaklardan emiliminde, vucudun hastalık etkeni mikroorganizmalara karşı bağışıklık direncinin arttırılmasında ve metabolizmamızdaki pek çok biyokimyasal süreç için gerekli bir vitamindir. C vitamini portakal, limon, kırmızı ve yeşil biber, domates, çilek, greyfurt, karnıbahar, lahana, brüksel lahanası gibi pek çok taze meyve ve sebzelerde bulunur. Vücutta depolanmadığı için her gün belli bir miktar alınmalıdır. Uzun süre saklanan ve pişirilen besinlerde C vitamininin çoğu kaybolur.

    FOLİK ASİT: Bebeğin merkezi sinir sisteminin gelişmesi için özellikle gebeliğin ilk haftalardan itibaren folik asit alınması çok önemlidir. Vücutta depolanmadığı ve gebelik süresince normalden fazlasına gerek duyulduğu için her gün alınmalıdır. Taze yeşil sebzeler folik asit kaynağıdır, ancak uzun süreli pişirmeler ve uzun süre bekleyen gıdalardafolik asit miktarı azalır. En çok ıspanak, yer fıstığı, fındık, karnıbahar, kepekli ekmekte mevcuttur. Doğal gıdalar gebenin folik asit açığını tam olarak kapatamayacağından ötürü gebeliğin ilk haftalarından itibaren hap olarak dışarıdan alınması uygun olacaktır. Gebelerde folik asit eksikliğine bağlı bebeklerde “nöral tüp defektleri” adı altında toplanan bir takım anormalliklerin ortaya çıkabileceği gösterilmiştir. Daha önceden folik asit eksikliği saptanmış veya nöral tüp defekt anomalili bebek doğurmuş kadınlar, gebe kalmayı düşündükleri tarihin en az 3 ay öncesinden itibaren folik asit alımına başlamalıdırlar.

    LİFLİ GIDALAR (Posalı gıdalar):  Günlük beslenmenizin büyük bir bölümünü oluşturması gereken lifli (posalı) yiyecekler, gebelikte sık görülen kabızlığın ve bağırsak tembelliğinin önlenmesinde çok yararlıdır. Genellikle tüm sebze ve meyveler lif açısından zengindir. Her gün bolca yiyebilirsiniz. Kepekli besinler de lif içerir, ancak diğer bazı besinlerin bağırsaklardan emilimini azalttığından aşırı tüketilmemelidir.

    GEBELİKTE SIVI ALIMI: Gebelik süresince bol miktarda su ve sıvı alımı sizin ve gebeliğiniz açısından son derecede yararlıdır. Özellikle bol su tüketimi idrar yolu enfeksiyonu, bebeğin sıvısının normalden az oluşu, erken doğum eylemi, solunum yolu enfeksiyonları, kabızlık, ishal gibi pek çok durumda koruyucu veya tedavi edici olabilir. Gebelikte çay, kahve, kola ve kakao önerilmez. Çay içerdiği ‘tein’ maddesiyle demir eksikliğine yol açarken, diğer maddeler ‘kafein’ içerdiğinden ötürü bebek üzerine olumsuz etkileri olabilmektedir . Maden suyu (soda) içilmesinin ise hiçbir olumsuz etkisi yoktur. Tamamen doğal ve hiçbir katkı maddesi içermeyen nane, limon, adaçayı, ıhlamur, kuşburnu, papatya gibi bitki çayları da gebelikte içilebilir. Ancak, “sinemaki çayı” nın içimi konusunda bazı endişeler vardır. O yüzden bu bitkisel çayın gebelik sırasında tüketilmesi önerilmemektedir.

    Alkol, gebelikte kullanıldığında bebekte ‘fetal alkol sendromu’ olarak tanımlanıp, zeka geriliği ve bir takım yapısal anormalliklerle kendini gösteren problemlere yol açtığından ötürü kesinlikle zararlıdır. Aşırı tuz tüketiminden de kaçınılmalıdır. Özellikle son aylarda aşırı tuzlu yeme ile vucütta ödem artabilir, tansiyon yükselebilir ve kendinizi daha rahatsız hissedebilirsiniz.

    BESLENME İÇİN İPUÇLARI

    • Öğünleriniz sık ve az az porsiyonlar halinde olmalıdır. Ne uzun süre aç kalın, ne de yediğinizde tıka basa midenizi doldurun.
    • Aldığınız gıdaların taze olmasına dikkat edin. Konserve, beklemiş gıdalar ve içinde katkı maddeleri bulunarak saklanan gıdalar yerine taze ve doğal maddeleri tüketmeye özen gösterin.
    • Yediğiniz gıdalarda “çeşitliliğe” önem verin. Bu şekilde pek çok vitamin ve minerali almanız mümkün olacaktır.
    • Aşırı yağlı, tatlı, baharatlı ve kalorili gıdalar yerine protein ve karbonhidrattan zengin, yağ oranı düşük besin öğelerine yönelin. Unutmayın ki önemli olan sizin kilo almanız değil bebeğin içeride yeterli şekilde beslenebilmesidir.
    • Gebelikte dışarıdan hap olarak alınması gereken iki madde folik asit ve demirdir.Bunlar harici vitamin veya mineral alımı da önemlidir.
    • Gebeliğin ilk aylarında yapılan “Toxoplasma testleri” sonucunda vücudunuz bu parazitle önceden hiç karşılaşmamışsa bazı önlemleri almanız şarttır. Özellikle kedi ve köpek dışkılarıyla bulaşan bu rahatsızlık gebelik döneminde ortaya çıkarsa bebekte ölümcül veya sakatlıklara yol açan problemlere neden olabilir. Toxoplasma özellikle iyi yıkanmamış sebze ve meyveler ile iyi pişmemiş çiğ etlerden geçer..
    • Beslenmede suyu asla ihmal etmeyin. Günde en az 8-10 bardak su için. Yaz aylarında bu miktar 15 bardağa kadar çıkılabilir. Özellikle ileri aylarda kabızlık şikayeti varsa bol su içerek, kabuğu ile yenen meyveleri tüketerek, her öğünde sebze ile salataya yer vererek ve yürüyüş yaparak bu sorunun önüne geçebilirsiniz.
    • Günde 1-2 bardak süt içmeniz gebelikte ortaya çıkan kalsiyum kayıplarını yerine koymak içindir. Süt içemiyorsanız yoğurt veya ayran tüketiniz. Peynir veya çökelek de tüketebilirsiniz. Süt ve süt ürünlerinin pastörize olmasına dikkat edin.
    • Yemeklerde iyotlu tuz kullanınız. Yüksek tansiyon varsa yemekleri az tuzlu pişirin.
    • Genelde sabahları yataktan kalkınca başlayan bulantılarda bir dilim peynir, bir iki grissini rahatlık sağlayabilir. Özellikle gebeliğin ilk üç ayında olan bu bulantı ve kusmalardan kendinizi korumak için bu dönemde katı, kuru ve yağsız gıdaları tercih edin. Mutfak kokularından ve ağır parfümlerden uzak durun.
    • Gebelik diyet yapmak için uygun bir zaman değildir. Hamilelikte belli miktarda kilo alımı şarttır. Zayıf bir bünyeye sahipseniz daha fazla, kilolu bir bünyeniz varsa daha az kilo almanız uygun olacaktır.
  • GEBELİKTE STRES

    GEBELİKTE STRES

    HAMİLELİK DÖNEMİNDE STRES FAKTÖRLERİ

    • Evlilikte yaşanan sorunlar
    • Çevreyle yaşanan sorunlar (çevrenin anne adayından yüksek beklentisi)
    • Daha önce yaşanan kötü gebelik öyküsü-tecrübesi
    • Planlanmamış istenmeyen hamilelik
    • Hamilelikte ortaya çıkan sağlık problemleri
    • Her türlü madde kullanımı
    • Doğumla ilgili korku, kaygı
    • Bebek doğduktan sonra «iyi bir anne olabilecek miyim?» kaygısı

    HAMİLELİK DÖNEMİNDE STRES BELİRTİLERİ

    • Sık sık olumsuz düşünceler (bebek sağlıklı olacak mı, bir şeyler ters gider mi?)
    • Uyku düzeninde bozulma
    • Sık sık çatışmaya girme
    • Panik ve öfke nöbetleri geçirme
    • Yemeğine, sağlığına yeterli önem vermeme ve bundan dolayı suçluluk hissetme
    • Karar verme ve sorun çözmede sorunlar yaşama
    • Kendini değersiz ve yetersiz görme

    STRES ve GEBELİK ARASINDAKİ İLİŞKİ

    • Stres düşük ve erken doğuma sebep olabilmektedir
    • Zamanında doğan bebeklerin düşük doğum ağırlıklı olmasına sebep olabilmektedir
    • Anne adayının davranış değişikliği sebebiyle (alkol,sigara gibi)bebekte yapısal anomalilere sebep olabilir
    • Gebelikte yaşanan aşırı ve sürekli stres; doğacak bebeğin ileriki yaşlarda kaygılı bir yapıya sahip olmasına sebep olabilir

    STRESİN GEBELİK ÜZERİNE ETKİLERİ 

    • Gebeliğe bağlı yüksek tansiyon 3 kat daha fazla görülür
    • Düşük riski 2-3 kat artar (Bu artış 35 yaş üstü kadınlarda daha fazladır)
    • Halsizlik,yorgunluk,uykusuzluk, anksiyete
    • İştahta azalma- artma
    • Sırt ve baş ağrıları

    PEKİ NE YAPILABİLİR?

    • Stres kaynaklarını belirleyin.
    • Mücadele yöntemleri geliştirmeye çalışın.
    • Sağlıklı beslenin
    • Yeteri kadar uyuyun
    • Alkol ve sigaradan uzak durun
    • Gebeliğe uygun egzersizler yapın
    • Çevrenizin desteğini aldığınızdan emin olun
    • Gevşeme teknikleri kullanın
    • Gün içinde dinlenmek için kendinize zaman ayırın
    • Teknolojik aletlerden uzak durun
    • Nefes egzersizleri yapın (Aklınızdan her şeyi uzaklaştırıp nefes alışınıza odaklanın)
    • Düşünme tarzınızı değiştirin
    • Sosyal ortamlarda bulunun, konuşun, gülün
    • Hareket edin
    • Ağlamaktan çekinmeyin
    • Etrafınızdaki güzel şeyleri görün, HAYAL KURUN 🙂 !
  • Gebelikte Aşılar

    Gebelikte Aşılar

    Her anne adayı dışarıdan alınan ilaçların gelişmekte olan bebeğine zarar verip vermeyeceğini merak eder. Belki de en merak edilenlerden biri aşılardır. Gebelik döneminde maruz kalınan bazı hastalıklar anne ve bebek için dışarıdan alınan ilaçlardan çok daha zararlı olabilir.

    Özellikle çocuklukta geçirilen kızamıkçık, suçiçeği gibi hastalıklar, çocukluk çağında geçirildiklerinde çok büyük bir tehlike yaratmasalar da gebelikte geçirildiklerinde anne karnındaki bebeğin ağır şekilde hastalanmasına, sakat doğmasına veya düşüklere ve erken doğuma neden olabilirler. Neyse ki bu hastalıkların pek çoğu çocukluk çağında atlatıldığından gebelik döneminde ilk kez karşılaşma olasılığı çok azdır. Öte yandan tetanoz mikrobunun anne tarafından alınması  bağışıklığı olmayan annede ölümcül sonuçlar doğurabilir.

    Aslında en güzeli hamile kalmadan önce doktora başvurarak bu hastalıklarla ilgili bilgi almak, geçirilmiş olan hastalıkların belirlenmesi, geçirilmemiş olanlar içinse aşılanmadır. Bir hastalıkla daha önceden karşılaşıp karşılaşmadığınızı, bağışıklığınız olup olmadığını kesin olarak bilemiyorsanız, doktorunuz hamileliğin ilk aylarında kanınızda antikor adı verilen maddeleri araştırmak için test yapacak ve bu test gerekirse belli aralıklarla tekrarlanacaktır.

    Kızamıkçık, suçiçeği, kabakulak gibi hastalıkların aşıları canlı virus içerdiklerinden gebelikten en az 1 ay önce yapılmalıdırlar ve gebelikte yapılmaları önerilmez.

    Hepatit B, tetanoz ve grip aşısı ise gebelikte yapılmasında sakınca olmayan ölü virus ya da bakteri içeriğine sahip aşılardır. Tetanoz aşısı ülkemizde gebeliğin 20.-24. haftasında  Aile Sağlığı Merkezleri tarafından uygulanmaktadır. Hepatit B uygulaması ise isteğe bağlıdır. Grip aşısına gelince, gebelikte yapılması özellikle kalp hastalığı, şeker hastalığı veya bağışıklık sistemi problemleri gibi özel sorunları olan hamilelere mutlaka önerilirken, tüm hamilelere mutlaka uygulanıp uygulanmaması tartışmalıdır.

    Toksoplazmoz, CMV gibi bazı önemli hastalıkların ise aşısı yoktur. Bu hastalıklardan korunmak için çiğ etlerden gebelikte uzak durmak, sebze ve meyveleri çok iyi yıkamak, sık sık ellerin yıkanması, üst solunum yolu enfeksiyonu geçiren kişilerle çok yakın temasta kalmamak gibi tedbirler alınmalıdır…

  • Normal Doğumun Avantajları

    Normal Doğumun Avantajları

    Normal Doğum; bebeğin, herhangi bir müdehale olmadan vajinal yolla dünyaya gelişidir. Aslında doğumun normali vajinaldir. Müdehale gerektiğinde (sezeryan, vakum ya da forceps uygulamaları) normal dışına çıkan bir uygulamadan bahsetmek gerekir.

    NORMAL DOĞUMUN AVANTAJLARI

    • Sağlıklı ve doğaldır.
    • Anne – bebek bağlantısı kesilmez. Bebek ile iletişim sağlanır.
    • Anneliğe hazırlar. Doğumda geçirilen süre ve aktifleşmesine izin verilen hormonlar anneliğe geçişi sağlar.
    • Normale dönüş ve lohusalık daha rahat ve hareketli geçer.
    • Emzirme daha rahat ve hızlı olur.
    • Bebek için, doğum kanalından geçiş sırasında akciğerdeki suyunu daha iyi atabildiği için solunum daha rahat başlar.

    SEZERYAN ARTIŞ SEBEPLERİ

    Günümüzde ülkemizde ve dünyada sezeryan tıbben kabul edilemeyecek oranlara yükselmiştir. Bunda sezeryan ameliyatının planlı oluşu, anne adaylarının doğum ağrılarına korku ile yaklaşmaları, günümüz dünyasındaki herşeye hazır ve hızlı ulaşma isteği çok etken olmuştur. 

    Bu konudaki açıklanabilir sebepler:

    • Anne yaşının (eğitim ve çalışma hayatı) yükselmesi ve daha riskli gebeliklerin daha çok sezeryanla sonlanması
       
    • Doğumda daha iyi fetal kalp atışı takibi ile daha çok fetal distresi tanı alması ancak bazen de  ‘’güven vermeyen kalp atışları‘’ nın da sezeryanla sonlanması
         
    • Vakum ve forseps uygulamalarının daha az kullanılması
       
    • Kendiliğinden doğum beklemenin veya gün aşımlarında sancı ile doğum indüksiyonu denenmeden sezeryana geçilmesi
       
    • Obezitenin artışı ve doğum becerisinin azalması
       
    • Riskli gebeliklerin ( tüp bebek, çoğul gebelik, erken doğum, preeklamsia, ..) artması ve daha çok sezeryanla sonlanması
       
    • Malpraktis davalarının artmasına bağlı doktorların daha defansif tutumları
       
    • Hastanelerde icap nöbet şartları, ekip yetersizlikleri (anestezi, çocuk dr.,,) doğumun gündüz saatlerinde bitirilme zorunlulukları şeklinde açıklanabilir.

    SEZERYANIN DÜNYA VE TÜRKİYE’DEKİ UYGULAMA DURUMU 

    Dünya sağlık örgütünün önerdiği sezeryan oranı % 15 tir. 
    Ancak ülkemizde 1970 lerde %4-5 olan oran 1998 de % 14 olup 2012 de %49-50 ye yükselmiştir. 
    Sezeryan oranları batı illerimizde, kentsel bölgelerde eğitim düzeyi yüksek ailelerde, ve özel hastanelerde daha fazladır. 
    2013 yılı itibarı ile Sağlık Bakanlığı sezeryan oranına % 35 gibi bir hedef koymuştur. Ülkemizin oranı, bir çok dünya ülkesine göre çok yüksek olup acilen planlanması gerekmektedir. 
    Bu oran, Amerika’da % 30,    Hollanda- Belçika- Norveç gibi kuzey Avrupa ülkelerinde % 13-14,   Fransa %17-20    Almanya % 30  iken Afrika ülkelerinde ise çok düşük kalite sağlık hizmetlerinden ötürü % 3-4 oranlarındadır. 

    DOĞUMUN EVRELERİ 

    1.EVRE- Kapalı rahim ağzının ağrılarla açılmaya başlaması ve açıklığın 10 cm e ulaşması

    2.EVRE: Tam açıklık sağlandıktan sonra bebeğin başının vajene geçip oradan dünyaya gelişi ve kordonunun anneden kesilerek ayrılması ve bebeğin ilk nefesini alması

    3.EVRE : Placenta ve zarların 15-20 dakika da atılması

    4.EVRE: Lohusalık (6 hafta) emzirme ve sistemin geri dönüşü ve adetlerin başlaması

    NORMAL DOĞUMU ARTTIRABİLMEK İÇİN ÖNERİLER:

    • Kadınlar, anneliğe hazır olduğu zaman hamile kalmalıdır. Sorumluluğa ve hayat değişikliğine hazır olmalıdır.
       
    • Toplumda gebeliğe ve doğuma özendirici tavırlar, moral destek, korku değil mutluluğu konuşmak.
       
    • Anne adaylarını doğumdan önce hazırlamak, bilinçlendirmek. Kurslarla desteklemek.
       
    • Doğumhane şartlarını düzenlemek, mahremiyete saygıyı sağlamak, ebe sayısını arttırmak, doğumda moral desteği sağlamak, bekleyen aile yakınları ile iletişim sağlamak.
       
    • Hastanelerde analjezi ve epidural desteği sağlamak, doğum ekibinin tam olmasını sağlamak. (Özellikle nöbet saatlerinde)
       
    • Doktor ve sağlık çalışanlarına karşı güven zedeleyici yaklaşımlarda uzak durma..
  • KADINLARIN KABUSU İDRAR KAÇIRMA

    KADINLARIN KABUSU İDRAR KAÇIRMA

    İstem dışı idrar yapma kadınların yaşadıkları en önemli sağlık sorunlarından birisidir. Çeşitli nedenlere bağlı olarak gelişebilen idrar kaçırma kadının günlük hayatına büyük sıkıntılar getirmektedir. Çalışma hayatını olumsuz etkileyen bu olay kadının cinsel hayatına dahi olumsuz olarak yansımaktadır. İdrar kaçırmanın başlıca nedenleri arasında gebelik ve doğum, ileri yaş, şişmanlık, kronik solunum yolu hastalıkları vb. sayılabilir. Özellikle iri bebek doğurma (4000 gr. üzerinde bebek doğurma), forseps ve vakum yardımıyla yapılan doğumlar ve doğum sayısının fazla olması idrar kaçırma riskini artırmaktadır. Yukarıdaki risk faktörleri yalnızca idrar kaçırmaya değil, aynı zamanda kadın genital organlarında değişik derecelerde sarkmalara da neden olabilmektedir. İdrar kaçırma yakınması orta ve ileri düzeyde olan kadınlar, sürekli ped kullanmak zorunda kalırlar. Sosyal ve çalışma hayatlarını bu yakınmaya göre düzenlemeye çalışırlar. Uzun süreli seyahatlere çıkmamaya, alıştıkları sınırlı ortamları değiştirmemeye özen gösterirler. Çünkü alışık oldukları ortamlarda bu sorunla yaşayabilecek uyumu gerçekleştirmişlerdir. Kadınlarda ortalama % 20-25 oranında görüldüğü tahmin edilen idrar kaçırma yakınması, maalesef çoğu zaman hekime başvurmak için bir neden oluşturmamaktadır. Kadınların çoğunluğu bu yakınma için hekime başvurmamakta, bazıları utanma nedeniyle, bazıları da yaş ve doğumların doğal sonucu olarak kabul ettiklerinden bu problemle yaşamaya çalışmaktadırlar.

    Oysa günümüz tıbbında idrar kaçırma problemiyle ilgili gerek teşhis koyma gerekse de tedavi yöntemleri olarak önemli gelişmeler sağlanmıştır. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı hekimlerine çeşitli nedenlerle başvuran kadınlara bu yakınma özellikle sorulmalıdır. Çok farklı nedenlerle ve farklı çeşitte oluşan idrar kaçırma durumunda öncelikle olayın nedeni ve hangi tür idrar kaçırma olduğu tespit edilmelidir. Bunun için hastaya çeşitli muayene yöntemleri ve testler uygulanır. Başlıca idrar kaçırma çeşitlerini şöyle sıralayabiliriz:

    1- Öksürme, ıkınma gibi karın içi basıncını arttırıcı nedenlerle oluşan idrar kaçırma: İdrar kesesinin tabanı ve alt idrar yollarında çeşitli nedenlerle oluşan yapısal değişiklikler en önemli sebeptir. 
    2- Ani sıkışma hissi ile birlikte olan idrar kaçırma: İstemsiz idrar kaçırma ani ve aşırı bir idrar yapma isteği ile birliktedir. İdrar kesesinin kontrolsüz kasılmaları ve bazı nörolojik hastalıklara bağlı oluşabilir.
    3- Karışık tür idrar kaçırma: Yukarıdaki iki tür idrar kaçırma probleminin her ikisinin de özelliklerini taşır.
    4- Taşma tarzında idrar kaçırma: İdrar kesesinde aşırı idrar birikmesi sonucu meydana gelen idrar kaçışıdır. Burada az miktarda idrar kaçışı söz konusudur. Başlıca sebepler; idrar kesesinin çıkış kısmında daralma, genital organ sarkmaları, B12 vitamin eksikliği, bazı nörolojik hastalıklar olarak sayılabilir.
    5- Fonksiyonel idrar kaçırma: Kadındaki zihinsel ve fiziksel fonksiyonların kronik bozukluğu sonucu oluşan idrar kaçırma şeklidir. Diğer nedenlerin ekarte edilmesi ile tanı konulabilir. Ağır bunama ve ağır depresyon başlıca nedenler arasında sayılabilir. Bu tip idrar kaçırmalar hastanın fonksiyonel durumu, eşlik eden hastalıkların tedavisi ve çevresel şartların değişmesi ile tedavi edilebilir veya kısmi olarak iyileşebilir.
    6- Doğumsal problemlere bağlı idrar kaçırma: Doğumsal anomalilere bağlı olarak oluşan idrar kaçırma şeklidir.
    7 -İdrar yolları ile başka organlar arasında sonradan oluşmuş kanallara bağlı idrar kaçırma: Fistül denilen bu kanallar bazı ameliyatlar, zor doğumlar sonucu gelişebilir.
    8- Geçici idrar kaçırma: Alt idrar yollarını etkileyen enfeksiyonlar bu tür idrar kaçırmalara yol açabilir.

    Yukarıda bahsedilen idrar kaçırma tiplerinin herbirisinde tedavi yöntemi farklıdır. Bütün idrar kaçırma durumlarında ameliyat tavsiye edilmez. Bazılarında çeşitli egzersizler, bazılarında ilaçlar, bazılarında da yaşam tarzı değişiklikleri tedavinin temel unsurunu oluşturur. Ameliyatın gerekli olduğu idrar kaçırma olgularında uygulanabilecek çeşitli ameliyat yöntemleri vardır. Son yıllarda uygulanan bazı ameliyat yöntemleri hem kısa süreli, hem hastayı uzun süre yatağa bağlamayan hem de başarı oranları % 85 gibi yüksek oranlardadır.

    YANLIŞ BİLİNENLER
    1-) İdrar kaçırma doğumlara bağlı sarkmalar nedeniyle oluşur.
    YANLIŞ. İdrar kaçırmanın birçok nedeni vardır. Hiç doğum yapmamış kadınlarda da görülebilir.
    2-) İdrar kaçırmanın tedavisi çok zordur. Kadın bununla yaşamasını öğrenmelidir.
    YANLIŞ. Birçok nedene bağlı olarak gelişebilen idrar kaçırma durumlarında önemli olan nedeni ortaya çıkarmaktır. Nedene bağlı tedavinin başarı şansı yüksektir.
    3-) İdrar kaçırma sadece kadının yaşam kalitesini etkiler.
    YANLIŞ. İleri düzeyde idrar kaçırma sadece yaşam kalitesini değil, iş başarısını ve hatta cinsel yaşamını olumsuz etkileyebilir.

  • VAJİNAL ENFEKSİYONLAR

    VAJİNAL ENFEKSİYONLAR

    Vaginal akıntı kadınların yaşamları boyunca en sık karşılaştığı yakınmalardan birisidir. Kadın doğum polikliniklerindeki hasta başvurularında birinci sırayı oluşturur. Vaginal akıntı yakınmasında genellikle altta bir hastalık söz konusu iken, bazen fizyolojik dediğimiz normal akıntılar da kadınların hekimlere başvurmasına yol açabilir. Yani, her akıntı mutlaka bir hastalığı işaret etmeyebilir. Adet döngüsünün belli dönemlerinde, şeffaf, kokusuz, herhangi bir yakınmaya yol açmayan akıntı doğaldır, bir hastalığa işaret etmez. Bu tür akıntılar hormonların etkisiyle oluşur ve kendiliğinden geçer. Bu tür akıntılar için hekime başvurmaya gerek yoktur.

    Vaginal akıntıda miktar, akıntının öneminde rol oynamaz. Bazen tamamen normal bir akıntının miktarı fazla olup, kişiyi rahatsız edebilir. Vaginal akıntı renkli (sarı, yeşil), kokulu, beyaz peynir parçaları şeklinde ise, yanma, kaşıntı ve cinsel ilişkide rahatsızlığa yol açıyorsa altta bir patojen etken söz konusudur. Eğer akıntı kanlı, et suyu renginde ise akla kadın organları kanserleri gelmelidir.
    Vaginal akıntıda ilk akla gelen etken enfeksiyon oluşturan mikroplardır. Daha az oranda rahim, rahim ağzı ve yumurtalık kanallarının kanserleri akla gelmelidir.

    Akıntının özellikleri (rengi, kokusu ve yoğunluğu) bize hastalığın nedeni hakkında yaklaşık bir bilgi verebilir. Örneğin tricomonas vaginalis enfeksiyonunda yeşil-gri, köpüklü bir akıntı, şiddetli yanma kaşıntı varken, gardnerella vaginalis enfeksiyonunda kötü (bozuk balık kokusu) kokulu ve gri-beyaz renkli bir akıntı vardır. Mantar enfeksiyonlarında ise beyaz peynir parçaları şeklinde bir akıntı, yoğun yanma ve kaşıntı şikayeti vardır. Yumurtalık kanallarının kanserinde et suyu renkli bir akıntı ve alt karın ağrısı, rahim kanserinde ise menopoz sonrası kanama veya adet dışı kanama şeklinde kendini belli eder. Rahim ağzı kanserinde ilişki sonrası kanama veya kanlı akıntı vardır, hastalığın ileri dönemlerinde bu kanlı akıntı kötü kokulu hale döner. Yani akıntıdaki kötü koku mutlaka bir patolojiyi ifade eder.

    Bakteri ve mantarlarla oluşan akıntıların hepsinde kadınla birlikte eş tedavisi gerekmez. Örneğin tricomonas vaginalis enfeksiyonunda eş tedavisi de gerekirken, mantar enfeksiyonlarında genellikle eş tedavisi gerekmez.

    Akıntı ile birlikte kasık ağrısı ve ateş yüksekliğinin olması iç genital organlarda da enfeksiyon şüphesi uyandırır. Bu durum derhal ciddi bir tedavinin başlanmasını gerektiren sağlık sorunudur. Yine kanlı akıntının kötü kokulu olması rahim ağzı kanserini akla getirmelidir. Buradaki kötü koku dokuların harabiyeti nedeniyledir. Kanlı akıntı ile birlikte alt karın ağrısının olması kadın organ kanserlerini akla getirmeli ve derhal uzman doktora başvurulmalıdır.

    Yukarıdaki bilgilerden de anlaşılacağı gibi aslında akıntı birçok hastalığı teşhis etmemizi sağlayan bir belirtidir. Bu nedenle beyaz, şeffaf, kokusuz akıntılar dışındaki bütün akıntılarda derhal bir hekime başvurmalı ve gerekli tedavileri uygulamalıyız.

  • Hamileyken Çay/Kahve İçmenin Zararı Var Mı?

    Hamileyken Çay/Kahve İçmenin Zararı Var Mı?

    Hamilelik, fazlası ile dikkatli edilmesi ve önem gösterilmesi gereken, önemli bir süreçtir. İnsanın genel ihtiyaçlarından biri olan beslenme alışkanlığı da, bu süreç içerisinde oldukça önem teşkil eden hususlardan birisidir. Hamilelik dönemi içerisinde anne adayının yiyip içeceği gıdalara, bebeğin sağlığı ile gelişiminin düzenli olması amacı ile dikkat etmesi gerekmektedir. Halk arasında, çay ve kahvenin fazlası ile önemli yer tuttuğu bellidir. Anne adayının yiyeceği ve içeceği gıdalar hakkında konuşmak gerektiği zaman, atlanmayacak unsurlardan birisi de çay içimidir.

    İnsanların her dönemde beslenmelerine önem göstermeleri gerekmesi ile beraber, hamilelik süresince anne adayının gerek kendi sağlığı, gerek ise bebeğinin gelişimi ve sağlığı bakımından beslenmesine daha fazla dikkat etmesi gerekmektedir. Az önce de ifade ettiğimiz gibi, toplumumuzda yeri büyük olan çay ve kahve tüketimi, hamilelik dönemi içerisinde önemli problemleri meydana çıkarabilmektedir.

    Hamilelik süresince çay içmek zararlı mı diye sorulacak olursa, vereceğimiz cevap, çay ve kahvede mevcut olan kafeinden ötürü, bu maddelerin gereğinden fazla alınması halinde, anne adayına ve bebeğe önemli zararlar verme riskinin bulunmasıdır.

    Hamilelik dönemi içerisinde çay içmenin en büyük etkenlerinden birisi, bebeğin anne adayının tükettiği kafeinin, büyük oranının plasenta aracılığı ile kendi vücudunda bulundurmasından kaynaklı bebekte gelişim geriliği gibi sorunların meydana gelmesidir. Anne adaylarının, hamilelik dönemi boyunca aldığı kafein içerikli besinlerin 200 mg’dan fazla olmaması gerekmektedir.

    Bu miktardan daha çok tüketilen kafein, bebeğin gelişim döneminde en çok gereksinim duyduğu demir gibi maddelerin kazanımında çeşitli sorunlar meydana gelecektir. Kafein maddesinin en büyük etkenlerinden birisinin vücut ta bulunan demir emilimini önlemesi olduğu göz önüne alınır ise, hamilelik dönemi içerisinde çay ya da kahve alınımına fazlası ile dikkat etmeleri gerekmektedir.

    Hamilelik döneminde, sadece siyah çay tüketilmesi mi zararlıdır?

    Hamilelik boyunca siyah çay tüketimi, çayın yapılması sırasında uygulanan işlemlerden ve içerisinde bulunanlardan dolayı fazlası ile tehlikelidir. Çayın üretim evrelerinden birisi olan soldurma işleminde, çayda bulunan kafein seviyesi daha da fazlalaşmaktadır. Fakat hamilelik dönemi içerisinde yalnızca siyah çay değil, yeşil çay gibi bitkisel içeceklerinde fazla oranda alınması zararlı olabilmektedir.

    Siyah çayın işlenmesi sırasında soldurma olarak bilinen bir işlem yapılır. Bu, siyah çay da kafein oranında önemli bir artışa neden olur. Bitkisel çayların zararlı olmalarında ki en büyük faktör ise; aynı şekilde siyah çayda mevcut olan kafein ve bitkisel çaylarda vücutta ani kasılma ve reflekslere neden olabilecek maddelerdir.

    Bitki çaylarının gereğinden fazla alınması, hamilelik dönemi boyunca yaşanan kasılmaların çoğalması ile düşük ve ölü doğum gibi problemlere sebep olabilecektir. Bitki çaylarının genelinde düşük gibi problemlerin meydana geleceği yanılgısı, toplum arasında fazlası ile yaygın bir düşüncedir. Ancak şu da unutulmamalıdır ki, her şeyin belirli miktarda olanı, vücudun gereksinim duyduğu kadar olanı yararlı iken, gereğinden fazlası sağlığımızı ciddi anlamda riske atabilecek şekildedir.

    Açık Çay İçin

    Hamilelik döneminde sadece açık ve limonlu çay tüketilebilir. Çay ve kahve içme alışkanlığı bulunan anne adayları, muhakkak bu huyundan mümkün oldukça uzak durmalıdır. Ama ben çay içmekten vazgeçemiyorum diyenlerden iseniz, sadece gün içerisinde bir bardak çay ya da bir fincan kahve tüketilmesi tavsiye edilmektedir.

    Anne adayı, dünyaya sağlıklı bir çocuk getirmek istiyorsa, daha çok kafein içerikli içeceklerden mümkün mertebe kaçınmalıdır. Bu gerek bebek, gerek ise kendi sağlığı bakımından oldukça büyük yarar sağlayacaktır. Hatta kafein içerikli gıdaların, hamilelik dönemi içerisinde fazla miktarda alınması halinde, bebeğin beyin gelişimini önemli ölçüde etkileyebilir.

    Normalde günde 300 mg ile sınırlandırılan kafein miktarı hamilelik söz konusu olduğunda 200 mg’a düşer. Çay ve kola içinde de bulunan kafein fazla alındığında bebeğin düşük kiloda doğmasına neden olur. İşte hangi içecekte ne kadar kafein olduğunu gösteren çizelge

    • Bir kupa hazır kahve:100 mg kafein
    • Bir kupa filtre kahve:140 mg kafein
    • Bir orta boy latte veya cappuccino:140 mg kafein
    • Bir kupa çay:75 mg kafein
    • Bir kutu kola:40 mg kafein
    • Orta boy kutu kahveler:250 mg civarı kafein içerir.

    Ancak her markanın farklı tarifi olacağından üreticilere sormak gerekir.

  • Sezeryan Doğum ve Süreci

    Sezeryan Doğum ve Süreci

    Sezeryan, normal doğum yapması anne ve/veya bebek için tehlikeli olabilecek hastaların doğumunun karnından açılan bir kesi yolu ile yapılmasıdır. Bu makalenin amacı hastanın sezeryan ameliyatında nelerle karşılaşacağından haberdar olmasını sağlamaktır.
    Eğer ameliyat daha önceden planlanmış ise hasta ameliyattan bir gece önce aç kalır mümkünse oruç gibi hiç yemeden ve herhangi bir sıvı almadan hastahaneye yatmalıdır. Bu tedbir hasta genel anestezi alırsa mide içeriğinin akciğerlere geçmemesi içindir. Spinal veya epidural anestezi alacak hastalarında aç gelmesi gereklidir çünkü bazen bu anestezilerde tutmamakta ve genel anesteziye geçmek gerekli olabilmektedir.
    Hasta geldiğinde genel olarak perine temizliği yapılmaktadır. Eğer hastamız bundan çekinirse kendisine birkaç gün öncesinden ameliyat olacağı kesi bölgesinin temizliğini yapmasını önermekteyiz. Operasyon olacağı yere ve ameliyatı yapan doktora göre değişmek üzere ameliyat öncesi her hastaya yapılması gereken bazı rutin tahliller var ve biz bunu bazen ameliyat sabahı bazen birkaç gün öncesi yapmaktayız.
    Hastaya ameliyat öncesi bağırsakları boşalsın diye lavman denilen sıvı uygulanır; bu, hastanın ameliyat sonrası rahatı açısından önemlidir (Bazı doktorlarımız lavman ve sondaya gerek duymamaktadır.).
    Hasta ameliyat salonuna girdiğinde masa etrafında tahmin ettiğinden daha fazla kişiyi görmekte ve bazen korkmaktadır. Bu kişiler anestezi uzmanı, anestezi teknisyeni,asistan (yardımcı) doktor, 2 hemşire ve teknisyendir. Bu asgari gerekli kişilerdir bu kişilerin olması sizin sağlığınız için gereklidir. Anestezi doktoru ve hastanın daha önce birlikte karar verdiği anestezi şekli uygulanır. Eğer hasta genel anestezi (tamamen uyumak) istemişse çocuk anestezik maddelerden etkilenmesin diye biz önce hastayı hazırlayıp karnını antiseptik maddelerle sildikten sonra hastayı uyutmaktayız. Eğer spinal anestezi yapılacaksa hasta oturtulup belinden önce uyuşturucu lokal anestezi yapıldıktan sonra anestezik madde uygulanmakta hasta ağrı hissetmemektedir. Daha sonra hasta sırt üstü yatırılıp ameliyata hazırlanmaktadır.
    Ameliyatta önce cilt daha sonra sırasıyla cilt altı. Fascia dediğimiz karın ön tabakasına müdahalenin ardından karın boşluğuna ulaşılır. Uterus dediğimiz rahimden çocuğun amnion zarına ulaşılır amnion zarı boşaltılır. Daha sonra çocuk baş ile geliyorsa cerrah çocuğun başını eliyle tutarak başa yol gösterir. Asistan ise karın duvarında rahmi hissederek çocuğun poposundan çocuğu iter. Eğer çocuk poposuyla geliyorsa cerrah çocuğu poposundan kavrayak kendi çıkarır.
    Çocuk çıktıktan sonra plasenta denilen çocuğun eşi elle çıkartılır. Daha sonra bütün bu müdahale bölgesi anatomik yapısına uyularak dikilir. Bu sırada kanayan yerler tutulur, bağlanır. Cildi kliniğimizdeki doktorlar genel olarak halk arasında estetik dikiş denilen subkutikiler şeklinde kapatır. Cildin üzeri kapatıldıktan sonra hasta ameliyathaneden çıkartılarak odasına alınır.

    AMELİYAT SONRASI BAKIM
    0.GÜN: Ameliyatın olduğu gün sıfırıncı gündür. Hasta genel olarak 6 saat ağızdan bir şey almaz 6 saat sonra sıvı gıdalar almaya başlar. 6 saat sonra hasta yataktan kaldırılarak yürütülür. Sonda duruma göre bazen 6 saat bazende 24 saat sonra çıkartılır. Hasta yatağına alınır alınmaz bebeğini emzirir.
    1. GÜN: Hastanın dikiş yerinin pansumanı yapılır. Pansumandan sonra bazen dikiş yeri açık bırakılır bazen kapatılabilir bu doktoruna göre değişir. Eğer hasta gazını çıkartırsa taburcu edilebilir. Genel de özel hastahanelerde yapılan ameliyatlarda hasta yattığı gün sayısına göre ücret ödediğinden dolayı bu günde hasta taburcu edilebilir.
    2.GÜN: Hasta bu güne kadar gazını çıkartmamışsa hasta gazını çıkartınca taburcu edilir.1 hafta sonra kontrole çağrılır. Bebeğin diğer metinlerde anlatılan tarama testleri yapılır.