Kategori: Kadın Hastalıkları ve Doğum

  • Kadında Kısırlık İle İlgili Sıkça Sorulan Sorular

    Kadında Kısırlık İle İlgili Sıkça Sorulan Sorular

    KADIN ÜREME SİSTEMİ FİZYOLOJİSİ

    Menstürasyon; menarştan menopoza kadar kadının fertil

    döneminde düzenli aralıklarla görülen fizyolojik karakterde

    vajinal kanamalarla karakterizedir. Adet kanamalarının düzeni

    hipotalamustan salgılanan GnRH’nin hipofizden salgılanan

    FSH ve LH’ nin ve ovarian seks steroidlerinin arasındaki

    koordinasyona ve buna bağlı hedef organ endometriumdaki

    siklik etkileşimlere bağlı olarak gerçekleşir. Genellikle

    ovulatuar sikluslar ortalama 28 gün sürmekle beraber  21 – 40

    gün arasında değişen düzenli sikluslara

    rastlanabilmektedir. Perimenarşial veya perimenapozal kadınlarda sikluslar gonadotropin

    seviyelerindeki dalgalanmalara bağlı olarak anovulatuar daha kısa veya daha uzun aralıklarla

    da oluşabilir.

    Overlerde gonadotropinler foliküler ve luteal dönemler olarak iki dönemi belirler. Foliküler

    dönemin endometrial dokudaki karşılığı proliferatif, luteal dönemdeki karşılığı ise sekretuar

    dönemdir.

    Foliküler veya proliferatif dönem mensesin ilk gününden ovulasyona kadar olan süreyi içerir.

    Luteal veya sekretuar dönem progesteron etkisi altında meydana gelir. Ovulasyon sonrası

    dönemdir. Endometrial bezler gelişir. Embriyonal implantasyona hazır hale gelir, endometrial

    bezler kıvrılır, sekresyonları artar. Stromal ödem oluşur. Desidual reaksiyon meydana gelir.

    Luteal faz değişiklik göstermeyip 14 gün sürerken, foliküler faz değişkenlik gösterir 7 – 21

    gün sürebilir.

    Yaşam boyu yaklaşık 400 folikülde ovulasyon meydana gelecektir. Gelişme için foliküllerin

    seçilme mekanizması tam olarak bilinmemektedir. Gelişmeyle başlayan foliküllerin sayısı

    rezidüel over rezervine bağlıdır. Foliküler fazın ilk beş gününde yükselen FSH 3 ila 30 antral

    foliküllerin büyümesini sağlar. Bu foliküllerden yalnız bir tanesi ovulasyona uğrayacak

    diğerleri ise atrofiye uğrayacaktır. FSH uyarısı folikülleri preantral foliküllere dönüştürür.

    Androstenodion ve testosteron, teka ve interstisyel hücrelerden salgılanarak östrojen sentezi

    için kaynak oluştururlar. Teka hücrelerince sentezlenen bu androjenler granüloza hücrelerine

    diffüze olur. Granüloza hücrelerinde androjenlerin FSH uyarısı ile aromatizasyonu sonucu

    östradiol üretimi gerçekleşir. Östrojen sentezindeki teka ve granüloza hücrelerinin bu ortak iş

    bölümüne “iki hücre, iki gonadotropin teorisi” denir. FSH ve ostradiol ikisi birlikte

    foliküllerin FSH reseptör sayısını arttırırlar. Östrojen geribildirimi (feedback) dominant

    folikül dışındaki foliküllerin tümünü inhibe eder. FSH reseptörü açısından zengin folikül

    dominans kazanır.

    Dolaşımdaki FSH, foliküler fazın ikinci yarısında düşerken, artmış östrojen FSH’nin

    sinerjistik etkisi ile artan LH reseptör oluşumuna geçişi sağlar. LH salgılanması düşük

    düzeylerdeki östrojenle inhibe edilirken ancak yüksek düzeylerdeki östrojenle uyarılır. Bunu

    sağlayan iki kritik özellik vardır:

    • 200 pg/ml yi aşan konsantrasyonlar

    • 50 saati geçen östrojene maruz kalma.

    Artan östrojen pitüter benzin GnRH’ya duyarlılığını arttırırken, GnRH’nın etkisi ile LH piki

    olana kadar sürer.

    Ovulasyon; siklustan siklusa değişkenlik göstermekle beraber genellikle LH doruk düzeye

    ulaştıktan 10 – 12 saat sonra ovulasyon oluşur. LH’nın ani artışı östraidol pikinden 24 – 36

    saat sonra meydana gelir. LH en yüksek düzeye ulaştıktan sonra östraidol düşmeye başlar.

    LH’nın ani artışı mayozun sürdürülmesini, granüloza hücrelerinin lüteinizasyonunu, kumulus

    ooforusun genişlemesini sağlar. Yine LH’nın bu artışı progesteronda sürekli bir yükselmeyi

    indükler. Progesteron ile folikülün hacmi hızla artar. Progesteron, FSH ayrıca LH etkisi ile

    salgılanan proteolitik enzimler ve PG F2α ovumun salınmasına yol açar.

    Oositin salınması ile lüteal faz başlar. Progesteron düzeyleri ovulasyondan sonra hızla

    yükselir. Progesteron, LH ani artışından 8 gün sonra maksimum düzeye ulaşır. Lokal ve

    santral yolla ayrıca östrojen ve inhibin A nın da etkileri ile yeni foliküllerin gelişmesi inhibe

    edilir. Fekondasyon gerçekleşmezse 6 – 8 gün sonra progesteron düşmeye başlar ve siklus

    sonunda iyice düşmesi ile adet kanaması başlar.

    KADIN İNFERTİLİTESİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ Sağlıklı bir gebeliğin oluşması

    ve devamı için gerekli ön koşullar şu şekilde sıralanabilir.

    1. Erkekte testislerde sağlıklı sperm üretimi

    2. Üretilen spermin cinsel ilişki (koitus) ile vajen içinde arka fornikse boşaltılması

    3. Kadında düzenli ovulasyon olması

    4. Ovulasyonda atılan ovumun tuba tarafından tutulması

    5. Kadında servikal kanal, uterin kavite ve tuba lümenlerinin yapı ve işlevlerinin normal ve

    erkek gameti (spermatazoa) ve dişi gameti (ovum)’nin geçişlerine uygun şekilde açık olması

    6. Tubanın ampulla kısmında döllenmenin (fertilizasyon) gerçekleşmesi

    7. Döllenmiş yumurtanın endometrial boşluk yönünde ilerlemesi

    8. Over hormonlarına yanıt veren ve döllenmiş yumurtanın gömülmesine (implantasyon)

    olanak veren sağlıklı endometrium varlığı

    9. Oluşan erken gebeliğin sağlıklı bir şekilde devamını sağlayacak uterin yapı ve hormonal

    desteğin varlığı

    10. Fetus ve plasentanın beslenme ve oksijenlenmesi için yeterli genel sağlık oksijeni.

    O halde kadın infertilitesinde ovulasyon olup olmadığı ve iki germ hücresini birleştiren yol

    vajina, servikal kanal, uterus kavitesi ve tubalarında bir patolojinin olup olmadığının

    araştırılması gereklidir. Bunlara ilave edilecek önemli bir husus da tubaperitoneal

    patolojilerdir. Araştırmaya geçmeden önce dikkatli bir anamnez alınması ve fizik muayene

    yapılması araştırmada neye öncelik vereceğimiz konusunda bizi yönlendirir.

    OVULATUAR BOZUKLUKLAR Ovulatuar faktör adı altında çeşitli patolojiler yer alır.

    Bunlar folikülün gelişmesi, ovulasyonun olmaması, ovulasyonun olup lüteinizasyonun

    yetersiz olması, folikülün rüptüre olmasına rağmen oositin atılamaması, içinde oosit

    olmamasına rağmen folikülün olgunlaşması, folikülde matürasyon bozukluğu sonucu atrezi

    gelişmesidir. Ovulatuar disfonksiyon kadına bağlı infertilitenin % 30 – 40’ını oluşturur.

    İnfertil hastalarda ovulasyonun olup olmadığı mutlaka tespit edilmelidir. Bu amaçla yapılan

    testler şunlardır:

    • Menstürel hikaye.

    • Serum progesteron düzeyi ölçümü.

    • Bazal vücut sıcaklığının monitörizasyonu.

    • LH monitörizasyonu.

    • Endometrial biyopsi.

    • Ultrasonografi ile ovulasyonun gözlenmesi. Menstürel Hikaye: Normalde ovule olan

    kadınlar genelde 21 – 35 günde bir düzenli adet görürler. Adet miktarı ve süresi sabittir. Adet

    öncesi göğüslerde şişkinlik, hassasiyet, dismenore gibi premenstrüel ve menstrüel

    semptomların varlığı da muhtemel ovulasyonun belirtileridir. Serum Progesteron Düzeyi

    Ölçümü: Serum progesteron düzeyi foliküler fazda genelde <3 ng/ml. dir. Ovulasyon

    sonrasında korpus luteumun oluşmasıyla birlikte luteinize olan granüloza hücrelerinden

    progesteron düzeyi LH eğrisinin başlamasından yaklaşık 12 saat önce anlamlı bir artış

    gösterir. Serum progesteron düzeyinin yükselmesi ovulasyonun indirekt bir bulgusudur.

    Progesteron ölçümü sekresyonun pik yaptığı midluteal dönemde yapılmalıdır.

    Ovulasyon olduğunu ispatlamak için midluteal fazda progesteron düzeyi en az 6,5 ng/ml.,

    ideali 10 ng/ml. veya daha fazla olmalıdır. Progesteronun pulsatil salınımından dolayı

    siklusun 20 – 24’üncü günleri arasında en az 3 ayrı günde alınan progesteron değerinin

    ortalaması dikkate alınmalıdır. Ayrıca yeterli progesteronun salgılandığı luteal fazın süresi de

    önemlidir ve ondört gün sürmelidir. Bazal Vücut Isısının Monitörizasyonu: Ovulasyon

    olduğunu göstermenin diğer bir yolu bazal vücut ısısının monitörizasyonu ile mümkündür.

    Bazal vücut ısısı foliküler fazdan düşüktür, ovulasyondan sonra luteal fazda vücut sıcaklığı

    foliküler faza oranla 0,1 – 0,30C artar. Ovulatuar kadında bazal vücut sıcaklığında izlenen bu

    bifazik patern siklusun ilk gününden itibaren, her sabah aynı saatte yapılan ölçümlerle

    kolaylıkla tespit edilebilir. Bazal vücut sıcaklığının en düşük seviyesi ovulasyondan bir gün

    önce yada ovulasyon günü izlenir. Ovulasyondan sonra oluşan korpus luteum tarafından

    salgılanan progesteronun hipotalamusa termojenik etkisi vardır. Vücut ısısının yükselmeye

    başlaması, progesteron konsantrasyonu >5ng/ml. olduğunda gerçekleşir. En fertil dönem

    bazal vücut sıcaklığının midsiklus pikinden 7 gün önceki dönemdir.

    LH Monitörizasyonu: Kan ve idrarda seri LH ölçümleri yapılabilir. LH eğrisinin

    başlangıcından 34 – 36 saat sonra ve LH pikinden 10 saat kadar sonra ovulasyon olur. Günlük

    LH üretiminin yaklaşık olarak %10’u idrarla atılır. LH tipik olarak sabah saatlerinde salınır ve

    ancak birkaç saat sonra idrarda ölçülebilir. Günde iki kez alınacak olan idrarda seri LH

    ölçümleri ile ovulasyon zamanını belirlemek mümkündür.

    Endometrial Biopsi: Ovulasyonun en güvenilir görüntüleme yöntemlerinden biri endometrial

    biopsidir. Geç luteal dönemde novak küreti veya pipel ile alınır. Endometrium biopsisinde

    doku fundusun ön veya arka duvarından alınmalıdır, vaskülarizasyonu daha zayıf olan alt

    segment tercih edilmemelidir.

    Endometrium biopsisi ile progesteronun endometrium üzerinde yaptığı değişiklikler

    saptanarak, siklusun ovulatuar olup olmadığı, sekretuar değişikliklerin siklus ile uyumlu olup

    olmadığı, endometrit, neoplazi yada tüberküloz gibi bir patolojinin olup olmadığı saptanabilir.

    Anovülatuar bir kadında endometriumda sekretuar değişiklikleri gözlenmez, endometrium

    proliferatif hatta hiperplazik olarak saptanır.

    Ultrasonografi İle Ovulasyonun Gözlenmesi: Ovumun atılmasından önceki ve sonraki

    olayların takibine dayanır. Öncelikle mensesin üçüncü gününde transvaginal ultrasonografi ile

    overler bazal olarak değerlendirilir. Spontan sikluslarda, siklusun 5 – 7. günlerinde dominant

    folikül seçilir. Ovulatuar gelişimin son dönemlerinde preovulatuar folikül günde 2 mm. büyür

    ve capı 20 mm. olduğunda ovulasyon gerçekleşir. Ovulasyondan sonra folikül küçülür,

    kenarları belirsizleşir, internal eko dansitesinde artma izlenir ve cul de sacta serbest sıvı

    izlenir.

    Peritoneal ve Tubal Faktörler : İnfertil çiftlerin %30-35 inde rastlanır. Pelvik inflamatuar

    hastalık (PID) anamnezi, septik abortus, appendiks rüptürü, geçirilmiş tubal cerrahiler,

    ektopik gebelik, nedeniyle yapılan operasyonlar akla tubal pasajı engelleyebilecek

    bozuklukları getirmelidir. Peritoneal faktörler ise genellikle PID, endometriozis yada

    geçirilmiş cerrahi sonrası oluşan peritubal ve periovarian adhezyonlardır. İlk PID atağından

    sonra tubal adhezyon riski %10-15, ikinci PID den sınra tubal adhezyon riski % 23, üçüncü

    ataktan sonra risk %54’tür.

    İnfertil kadınların tubalarını değerlendirmek için çeşitli teknikler kullanılır. Tubal pasajı

    değerlendirmede kullanılan en yaygın yöntem histerosalpingografi(HSG)dir. HSG siklusun

    erken proliferatif döneminde siklusun 6-10. günleri arasında yapılır. Tanıda HSG orta

    derecede sensitif iken, spesifitesi %90’ a yakındır. HSG ile genel infeksiyon riski %1’ den az

    iken yüksek riskli grupta %3’ dür.

    Genel olarak 3 film yeterlidir; 1 tanesi radyoopak madde uterin kaviteyi doldurduğunda 1

    tanesi de geç radyoopak madde peritoneal kaviteye geçiş olduktan sonra çekilir. HSG de

    bilateral tubal patoloji saptanmışsa ileri tetkik gereklidir. Tubal ve peritoneal patolojilerin

    tanısında en iyi teknik laparoskopidir. Laparoskopi yapılarak tubaların motilitesi, fimbrial

    uçların yapısı ayrıntılı olarak değerlendirilir.

    Servikal Faktör: Servikal mukusun özellikleri sperm reseptivitesini yansıtır. Servikal mukus

    preovulatuar dönemde (28 günlük siklusun 12-14. günleri) özellikleri açısından incelenir.

    Daha spesifik olmak gerekirse idrarda LH surge’ünün ertesi sabahı da test yapılabilir.

    Spermatozoa için reseptif preovulatuar mukus bol, ince, berrak, asellüler ve alkalendir.

    Serviks salgılarının özellikleri:

    • Ovulasyon öncesinde ve sırasında sperm penetrasyonuna izin verir; diğer zamanlar

    penetrasyona izin vermez.

    • Spermatozoayı vagenin uygun olmayan ortamından ve fagosite olmaktan korur.

    • Spermatozoanın enerji gereksinimlerine destek verir.

    • Spermatozoayı motilite ve morfolojilerine göre seçerek filtre eder.

    • Spermatozoa için kısa süreli rezervuar görevi görür.

    • Sperm kapasitasyonunu başlatır.

    Servikal mukusun salgılanmasında over hormonları rol oynamaktadır. Servikal epitel

    hücrelerinin salgısını 17 beta östradiol artırırken progesteron inhibe etmektedir.

    Preovulatuar servikal mukus spermatozoa için son derece reseptiftir. Postovulatuar

    progesteron etkisindeki mukus ve anovulatuar olup düşük östrojen düzeyleriyle seyreden

    dönemlerdeki mukus ise kalın az miktarda ve mat görünümdedir.

    Ovulasyon öncesi gerçekleşen östrojen piki sonrası servikal glandlarda maksimum

    stimülasyon olur, servikal mukus miktarı önemli ölçüde artar. Berrak ve elastik bir hal alır. Bu

    özellik Spinnbarkeit testi ile değerlendirilir. Ayrıca mukustaki östrojen etkisini gösteren Fern

    testinde ise servikal mukus lam üzerine yayılıp kurumaya bırakıldıktan sonra yapılan

    mikroskobik incelemede eğreltiotu (fern) yaprağı benzeri dallanma görüntüsü ortaya çıkar.

    Servikal mukusun reseptivitesi , spermin mukus içine penetre olup olmadığı ve servikal

    faktörün infertilite üzerine etkisi postkoital test (Sims-Huhner testi) ile değerlendirilir.

    Postkoital test, LH pikinin olduğu tahmin edilen zamanda yapılır. Test öncesi 48 saat

    öncesinden cinsel ilişki yaşamayan çiftin girdiği ilişkiden 2-8 saat sonra servikal mukus

    servikal kanaldan, eksternal os ve posterior forniksten alınarak makroskopik ve mikroskopik

    olarak değerlendirilir.

    Uterin Faktör: Uterusun kongenital anomalileri, uterin sineşiler, myoma uteri, endometrial

    polipler, tüberküloz, endometrit ve neoplaziler gibi çeşitli patolojiler uterin faktörü oluşturur.

    1. Uterus Anomalileri:

    a) Kongenital

    b) Edinsel

    2. Endometrial fonksiyon bozuklukları ve luteal faz defekti . Kongenital Uterin

    Malformasyonlar: Uterin anomalilerin insidans değerlendirmelerinde % 0,03- % 75 arasında

    bildirilmiş rakamlar vardır. Doğumların % 0,25 kadarında saptandığını belirten yayınların

    yanında infertilite çalışmalarında % 3,5 düzeyinde olduğunu belirten geniş serili çalışmalara

    bakıldığında, infertilite olgularında anomali beklentisinin 10-15 misli fazla olduğu ortaya

    çıkmaktadır.

    Bu anomalilerde genellikle ilk ve ikinci trimesterde gebelik kaybı meydana gelmekle beraber,

    implantasyon bölgesinde anomali mevcut ise implantasyonu da bozabilir. En sık görülen ve

    infertilite ile en fazla ilişkisi olan kongenital uterin malformasyon; uterin septumdur. Septum

    uteri fertil ve infertil kadınlarda eşit oranda (%1) görülmesine karşın, tekrarlayan spontan

    abortusu olan kadınlarda daha fazla (%3) görülür. Gerek septumu kaplayan endometriumun

    reseptivitesinin bozuk oluşu, gerekse septal kan akımının bozukluğu fertiliteyi olumsuz

    etkilerken günümüzde morbiditesi az ve başarı ile uygulanan histeroskopik cerrahi ile kolayca

    tedavi edilmektedir. Tedavi sonrası canlı doğum beklentisi %75’ lere ulaşırken, tedavi öncesi

    abortus %60’ dan fazla olmaktadır.

    Uterusun edinsel anomalileri: Leiomyomlar, endometrial polipler ve asherman

    sendromudur.

    Myoma uteri: İnfertilite nedenleri arasında %10 sıklıkta yer aldığı bildirilmekle beraber,

    infertilitenin tüm nedenleri ekarte edildikten sonra geriye sadece myoma uteri kalan hasta

    oranı %2-3’ tür. Myoma uteri olan kadınlarda fertilite oranı düşüktür.

    Submüköz ve intramural myomlar, endometrial kavitenin distorsiyonu, kornual obstrüksiyon

    ve uterotubal bileşkeyi kontrol eden nöromüsküler mekanizmanın bozulmasına neden

    olabilirler.

    • Asherman sendromu: En önemli nedeni endometrial küretaj ve geçirilmiş intrauterin

    enfeksiyonlardır. Hipomenore, amenore ve dismenore ile kendini gösterebilir. Tedavisinde

    histeroskopik yaklaşımla adhezyolizis yapılır. Adhezyolizis sonrası % 25-70 gebelik başarısı

    sağlanır.

  • Erkeğe Ait Kısırlık Nedenleri

    Erkeğe Ait Kısırlık Nedenleri

    Erkek infertilitesine sebep olan nedenlerin ortaya konması ve

    intrasitoplazmik sperm enjeksiyonunun (ICSI) yardımla üreme

    tekniklerinde başarı ile uygulanması erkek infertilitesinde

    devrim yaratmıştır.

    Klinik araştırma sırasında erkek sistematik bir şekilde

    incelenmelidir.  Değerlendirme; anamnez, fizik muayene ve

    ejakülatın laboratuarda incelenmesini kapsar. Dünya çapında

    yapılan ve 32 kliniği içeren çok merkezli bir çalışmada, infertil

    çiftlerinin % 30-40’ında sadece erkek faktörü infertilite nedeni

    olarak karşımıza çıkmaktadır.  İnfertil olarak tanımlanan erkeklerin % 12’si 4 yıl içinde

    gebelik oluşturabilmektedir.

    Erkek infertilitesinde, ilk ve temel tetkik spermiogramdır.  Semen parametrelerinin

    değerlendirilmesinde ise normal değerler konusunda bir karışıklık bulunmaktadır.

    Hormonal Nedenler: Beyin kısmındaki hipofiz bezinden salgılanan sperm üretim ve

    olgulaşmasını etkileyen FSH ve LH hormonundaki problemler

    Testislere Ait Sebepler: Sperm yapım bozukluğuna bağlı sebepler (Nonobstrüktif) ve sperm

    atım bozukluğuna bağlı sebepler (obstrüktif)

    Sperm Taşıyıcı Kanallara ve Organlara Ait Sebepler: Üretilen spermin bu yollardaki bir

    tıkanıklık sonucunda ejekulata (meni) ulaşamaması ile sonuçlanır.

    Bu sistemin doğuştan tıkalı olduğu durumlarda eşler kistik fibroz geni açısından taranmalıdır. 

    Çünkü testislerden elde edilen sperm sonucu oluşan gebeliklerden oluşan çocuklar böyle bir

    risk taşırlar.  Diğer cerrahi yada tıbbi sebeplerden oluşan hastalıklar sebebe yönelik tedavi

    seçeneklerinden faydalanabilirler.

    LABORATUAR İNCELEMELERİ

    Semen Analizi: Sperm örneği vermek için bir cinsel ilişki veya boşalmadan en az 3 gün, en

    fazla 5 gün sonra (cinsel perhiz) başvurmanız istenir.  Meni verme işleminde sabun v.b. kayganlaştırıcı maddeler

    kullanılmamalıdır.  Penis ve parmaklar verilen kabın iç yüzüne dokundurulmamalıdır. 

    Verilen örneğin tamamının kabın içine girmesi gerekmektedir.  Laboratuar ortamında örnek

    veremeyen hastaların doktorlarına yada Laboratuar görevlisine durumu bildirmeleri gerekir. 

    Laboratuar dışında örnek verecek şahısların örneği 20 dk. içinde vücut ısısında ( örneğin

    koltuk altı) ve güneş görmeden laboratuara ulaştırması gerekir.

  • Çikolata Kisti

    Çikolata Kisti

    Endometriozis

    Rahim içini döşeyen ve adetle birlikte dökülen tabkaya

    endometrium denir. Endometriozis ise endometriuma

    benzeyen dokunun rahim dışında bir yerde gelişmesidir. Genel

    olarak pelvis denilen ve leğen kemikleri ile sınırlanmış

    bölgede olmakla birlikte vücudun her yerinde görülebilir. En

    sık görüldüğü yerler yumurtalıklar, periton (karın zarı) ve

    rahmi yerinde

    tutan sakrouterin bağlardır. Rahmin dış yüzeyi, tüpler, barsaklar ve mesane diğer yerleşim

    yerleridir. Genellikle endometriozis birden fazla yerde görülür.

    Endometriozisin nedenleri

    – Doğumla sonlanmayan gebelikler

    – Annede endometriozis olması

    – Kanama süresinin 8 günden fazla olduğu fakat 27 günden kısa süren adet periyotları

    – Adet kanının akışını engelleyen durumlar (rahim ağzında darlık, rahim içinde septum)

    – Beyaz veya sarı ırktan olma

    Bunların aksine adet miktarını ve sıklığını azaltan durumlar ( hiç adet görmeme-amenore,

    gebelik ve doğum kontrol hapı kullanmak) ise endometriozis riskini azaltırlar.

    Endometriozisin oluşum mekanizması bugün tam olarak bilinmemektedir. Bu konuda birçok

    teori öne sürülmüşse de en geçerli olanlar şunlardır;

    – Adet kanının geriye yani batın içine akması. Bu teoriyi destekleyen en önemli durum rahim

    içinde veya ağzında adet kanının dışarı akmasını engelleyen durumlarda endometriozisin sık

    görülmesidir.

    – Endometrium dokusunun kan veya lenf damarları yoluyla vücudun diğer bölgelerine

    taşınması

    – Bağışıklık sistemindeki aksamalar nedeniyle rahim dışında gelişen endometrium dokusunun

    büyüyüp gelişmesine engel olunamaması

    – Çölomik metaplazi denen teoride ise batın içine akan adet kanı veya enfeksiyonlar nedeniyle

    karın içini kaplayan periton denen zarın veya yumurtalıklar üzerindeki dokunun endometrium

    dokusuna dönüşmesi.

    Endometriozisin belirtileri nelerdir?

    Tamamamen belirtisiz olabilir ve belirtinin şiddeti hastalığın yaygınlığı ile doğru orantılı

    olmayabilir. Örn; hafifi endometriozis olan bir kadında şiddetli kasık ağrıları olabilir. Yine de

    birçok kadında şiddetli kasık ağrıları endometriozisin en önemli belirtilerindendir. Ağrı adet

    öncesinde veya sırasında olabildiği gibi sex sırasında veya sonrasında olabilir. Ayrıca barsak

    üzerinde endometriozis odakları varsa barsak hareketleri ile ağrı olabilir, kanlı gaita

    yapılabilir, adet öncesi lekelenme, idrar yaparken ağrı veya kanlı idrar olabilir. Sancılı adet

    görme yıllar içinde şiddetlenebilir.

    Endometrioma (Çikolata kisti)

    Bunlar büyük endometriozis odakları olup içleri çukulata kıvamında kanla doludur. Genellikle

    ultrason ile tespit edilirler ve kesin tanı ancak cerrahi olarak çıkarılmasından sonra konur.

    Endometriozis menarştan önce (kadın yaşamındaki ilk adet) ve menopozdan sonra çok nadir

    görülürler. Eğer kadın ağrılı adet görüyorsa veya yoğun kanamaları varsa endometriozisten

    şüphelenilebilir. Bu durum cerrahi ile teyit edilmelidir. Zira kesin tanı için bir kan testi veya

    görüntüleme tekniği mevcut değildir.

    Günümüzde endometriozisin kesin tanı ve tedavisindeki en sık kullanılan yöntem laparoskopi

    veya laparotomidir. Her iki işlem de ancak ameliyathane şartlarında yapılabilir. Ameliyatta

    endometriozis odakları siyah, mavi, pembe veya kırmızı olarak görülebilir. Etraflarında

    yapışıklıklar veya çekilmeler olabilir. Buralardan yapılacak biyopsi ile tanı kesinleştirilir.

    Cearrah endometriozis odağının büyüklüğü, derinliği ve bulunduğu yeri göz önüne alarak bir

    evreleme yapar ve tedaviyi de buna göre planlar.

    Tedavi

    – Gözlem (tedavi verilmez)

    – Ağrı kesiciler

    – Doğum kontrol hapları

    – Hormonal tedavi

    – Cerrahi

    – Kombine tedavi

    Tedavinin planlanmasında kadının isteği ön plana çıkmaktadır. Kadın ağrısının kesilmesini

    isteyebilir veya çocuk arzu edebilir.Ya da batında büyük bir kitle vardır ve cerrah direkt

    ameliyata karar verebilir.

    Minimal hastalığı olan veya menopoza yakın olan hastalarla belirtileri şiddetli olmayan

    hastalar gözlem altında tutularak hiç tedavi verilmeyebilir. Menopoza girildiğinde hastalık

    kendiliğinden gerileyeceği için tedavi verilmez, henüz evlenmemiş hastalarda veya evli olup

    çocuk istemeyen kadınlarda hastalığın ilerlemesini önlemek ve olası bir gebeliğin önüne

    geçmek için doğum kontrol hapları kullanılabilir.

    Endometriozis yavaş ilerleyen ve menopozla gerileyen bir hastalıktır. Hastaların çoğunda

    ağrılar ağrı kesici ilaçlara cevap verir, ancak bazıları sadece cerrahi sonrası rahatlar. Gebelikte

    ve menopozdan sonra ağrı olmaz. Çocuk sayısını tamamlamış, ağrı kesicilere cevap vermeyen

    kadınlarda yumurtalık ve rahmin alınması bir seçenek olarak düşünülebilir.

    Endometriozis çocuk sahibi olmak isteyen fakat olamayan çiftlerin %30-40’ında görülebilir.

    Bunlarda cerrahi tedavi veya yardımcı üreme teknikleri (tüp bebek)olumlu sonuçlar verebilir.

    Ağrıların kesilmesi için tıbbi tedavi veya cerrahi uygulanabilir. Ağrı kesicilerin sindirim

    sisteminde ağrı, kanama yapabileceği, böbrek problemlerine yol açabileceği unutulmamalı ve

    yüksek tansiyonu olanlarda dikkatli olunmalıdır.

    Doğum kontrol hapları endometriozis odaklarının büzülerek küçülmesine neden olur. Gebelik

    arzusu olmayan hafif veya minimal hastalığı olanlarda uygundur. Sigara kullanan ve damar

    hastalığı olanlarda tavsiye edilmez.

    Progesteron içeren ilaçlar diğer ilaçlarla ağrısı kesilmeyen hastalara, doğum kontrol hapı

    kullanamayan (sigara nedeniyle)hastalara verilebilir.

    GnRH agonistleri ve danazol isimli ilaçlar yan etkilerinin fazlalığı ve ilaçların kesilmesinden

    sonra endometriozisin tekrar alevlenmesi nedeniyle eskisi kadar kullanımda olmadığından

    burada ayrıntılı olarak anlatılmayacaktır.

    Tıbbi tedavinin yetersiz kaldığı veya şiddetli endometriozis olgularında cerrahiye başvurulur.

    Endometrioma ( çukulata kisti) 3 cm den büyük ise, barsak ve mesane tutulumu var ise

    cerrahi uygundur. Hastaların yaklaşık %80’i cerrahiden fayda görür ve ilaçların yan etkilerine

    maruz kalmaz. Cerrahi ile çocuk sahibi olmak isteyen hastalarda 1 yıl içindeki gebelik

    oranları yaklaşık yardımcı üreme tekniklerine eşittir. Cerrahi işlem esnasında endometriozis

    odakları yakılır veya alınır, çocuk istemi olmayan dirençli olgularda yumurtalıklar ve rahim

    alınabilir.

    Endometriozis ve kısırlık

    Endometriozis olgularında yumurtalıklar ve tüpler arasında ya da barsaklarla tüpler arasında

    oluşan yapışıklıklar nedeniyle gebe kalmada zorluklar yaşanabilir. Bu yapışıklıkların nedeni

    endometriozis odaklarından salgılanan yapışkan maddeler olup bunlar yumurtlamayı,

    döllenmeyi ve döllenmiş yumurtanın rahim içine yapışmasını önleyebilir.

    Sonuç olarak eğer kısırlık sorunu yaşayan bir çiftte endometriozis bir sebep olarak tespit

    edilmişse tedavi seçenekleri gözlem, cerrahi, aşılama veya tüp bebek uygulanabilir. Bu gibi

    hastalarda tıbbi tedavinin yeri yoktur.

  • Çiftler Ne Zaman Hekime Başvurmalı  ?

    Çiftler Ne Zaman Hekime Başvurmalı ?

    Doktora daha önce başvurması gerekenler var mı?

    Kısırlık bir yıl boyunca düzenli ve korunmasız ilişkiye rağmen

    hamile kalamama olarak tanımlanmaktadır. Bu durumda eğer

    bir yıl veya daha uzun süredir hamilelik elde edilememişse

    kısırlık yönünden bir değerlendirilmeye gereksinim vardır.

    Ancak eğer kadının yaşı 30 veya üzerinde ise 6 aylık bir

    korunmasız ilişki sonrasında hala gebelik olmamışsa doktora

    baş vurmalıdır.  Ayrıca eğer adet düzensizliği varsa ki bu

    yumurtlama ile ilgili bir sorun olduğunu gösterebilir ya da erkekte bilinen bir problem varsa

    yine bir yıl beklenmeksizin doktora başvurulmalıdır.  Gebelik elde edilmeye çalışılan bu bir

    yıllık süre içinde hiçbir zaman endi şeye kapılmamalıdır.  Çünkü toplumda yaklaşık 7 çiftten

    birinde bu durum görülmektedir ve günümüzde kısırlığın tedavisinde oldukça ileri teknoloji

    kullanılmakta ve olguların önemli bir kısmında da gebelik elde edilmektedir.

    Erkekler hangi durumda bir yıldan önce doktora gitmelidir?

    Erkekte kısırlık nadiren belirti verir. Erkek İnfertilitesinin tam değerlendirmesini yapmak için

    akıntı ve idrar yapma güçlüğü ve yanma olup olmadı ğı sorulmalı ve tam idrar tahlili ile en az

    2 sperm analizi yapmak gerekir. Ürolog (bevliyeci) tarafından yapılan bir fizik muayene ile

    cinsel organlara ait patolojiler ortaya çıkarılır. Risk faktörleri varsa; örn, bilateral

    kriptorşitizm (iki taraflı inmemiş testis), kadın yaşı 35’den büyük ise, eğer çift erkek partnerin

    fertilite potansiyelini sorguluyorsa erkekler de bir an önce doktora gitmelidir. Ayrıca

    kemoterapi ya da radyoterapi tedavisi görecek ya da görmüş olan, ergenlik döneminde

    kabakulak geçirmiş olan,şeker hastası olan veya varikosel tanısı konmuş ya da bu nedenle

    operasyon geçirmiş olan erkekler evlendikten hemen sonra doktora gitmelidir.

    Önce erkek mi kadın mı doktora gitmeli?

    Öncelikle erkek doktora gitmelidir. Çünkü erkeğe yapılacak testler hem kolay hem sayıca

    daha az hem de maliyeti düşüktür.

    Size çocuğumuz olmuyor şikâyeti ile başvuran çifte nasıl sorular soruyorsunuz?

    Öncelikle yaş, adet düzeni, kasık ağrısı olup olmadığı, anormal vajinal kanama veya akıntı,

    daha önce geçirilen iltihabi hastalıklar ve başka sistemlere ait hastalığı olup olmadığı sorulur. 

    Daha önce hiç gebe kalıp kalmadığı, kalmışsa nasıl sonuçlandığı, düşük yapıp yapmadığı,

    ameliyat olup olmadığı ve herhangi bir doğum kontrol yöntemi uygulayıp uygulamadığı

    sorulur. Hastanın eşine daha önce cinsel bölgede hasar yapabilecek bir travma ya da hastalık

    veya ameliyat geçirip geçirmediği, enfeksiyonlar, herhangi bir ilaç kullanımı, tıbbi bir

    rahatsızlığı ve eğer varsa daha önce başka bir kadından gebelik elde edilip edilmediği sorulur.

    Ayrıca ne zamandan beri korunmadıkları ve ne kadar sıklıkla ilişkide bulundukları ve ilişki

    sırasında kayganlaştırıcı kremler kullanılıp kullanılmadığı yine sorular arasındadır. Ailede

    doğumsal anormallikler olup olmadığı sorulmalıdır. Kısırlık süresi, halen herhangi bir tedavi

    görüp görmediği, alerjik bir hastalık, meslek, sigara-alkol kullanımı, göğüslerden süt gelip

    gelmediği, tüylenme ve cinsel ilişki sırasında ağrı yine sorulan sorular arasındadır. Hastanın

    kilosu da mutlaka kaydedilmelidir.

    Meslek seçiminin kısırlık üzerine etkisi var mı?

    Bazı mesleklerin kısırlığa zemin hazırladığı bilinmektedir. Hamam ve saunalarda çalışanlarda,

    döner ustalarında, fırın ve maden işçileri ile uzun yol şoförlerinde, seramik, cam işinde

    çalışanlarda, tinerin kullanıldığı boya işinde çalışarak yüksek oranda bunun gibi kimyasal

    madde soluyanlarda sperm miktarında ve kalitesinde azalmalar tespit edilmektedir.  Ayrıca

    yorucu ve stres katsayısı yüksek olan polislik gibi mesleklerde de kısırlık oranları

    yükselmektedir.

    Çocuk sahibi olmayan çiftlerin hangi uzmana başvurması gerekir?

    Genel kadın-doğum uzmanları ilk değerlendirmeyi yapabilirler veya kısırlık konusunda

    uzmanlaşmış bir kadın-doğum uzmanına gidilebilir. Burada önemli olan güven duyulan ve

    hastanın kendini rahat hissettiği bir hekimi seçmesidir.  Ancak hasta gitmek istediği hekimin

    özgeçmişine bugün artık hemen her yerden bağlanması mümkün olan internet yoluyla

    ulaşarak onun ilgi alanlarını ve bugüne kadar yapmış olduğu çalışmaları inceleyerek karar

    vermelidir.

    Doktora başvuran çiftlere ilk yapılan tetkikler nelerdir?

    Tanısal amaçlı yapılan ilk tetkikler kısırlığın sebebini bulmaya yönelik, pahalı olmayan ve

    hastaya zarar vermeyen tetkiklerdir. Burada hastanın istekleri, yaşı, kısırlık süresi, tıbbi

    hikâyesi ve fizik ve jinekolojik muayenesi göz önünde bulundurulur ve ultrasonografi ile

    kadın iç cinsel organları değerlendirilir. Öncelikle erkekten üç ila beş günlük bir cinsel perhizi

    takiben bir sperm analizi istenir. Daha sonra kadının yumurtlama fonksiyonu hakkında bilgi

    edinmek için âdetin üçüncü günü kan alınarak hormon analizi yapılır. Adet bittikten 2 gün

    sonra ise yumurtanın ve spermin bir araya gelmesini sağlayan tüplerin açık olup olmadığını

    gösteren bir film çekilir. Bu işlem rahim ağzından boyalı bir madde verilerek yapılır.

    Başlangıçta yapılan bu tetkiklerden sonra hasta hakkında bir ön değerlendirme yapılır ve ileri

    tetkiklere gerek olup olmadığına karar verilir. Bunlar beyinde bulunan hipofiz bezinin, boyun

    bölgesinde bulunan troid bezinin, böbrek üstü bezlerinin incelenmesi ya da laparoskopi ve

    histeroskopi ile karın içi ve rahim içinin gözlenmesi gibi tetkiklerdir.

  • GENİTAL SİĞİLLER KADINDA CİDDİ SORUNA YOL AÇIYOR

    GENİTAL SİĞİLLER KADINDA CİDDİ SORUNA YOL AÇIYOR

    Genital siğiller; hem kadında hem de erkekte genital bölgede Human Papilloma Virus (HPV) enfeksiyonu sonucu gelişen karnabahar görünümündeki siğillerdir. 
    Ülkemizde giderek artan sıklıkta görülen bu cinsel yolla bulaşan enfeksiyonun hem erkekte hem de kadında yaratması muhtemel pek çok ciddi sorun bulunmaktadır. Bu nedenle her bireyin bu enfeksiyon hakkında bilgi sahibi olması ve kendisinde ya da eşinde bu enfeksiyondan şüphelendiğinde derhal doktora başvurması gerekmektedir. Özellikle kadınlarda daha fazla soruna yol açtığı görülen genital siğiller bazen tek bir bölgede, bazen birkaç bölgede, bazen toplu iğne başı kadar ufak, bazen de 5 cm çapına (ender durumlarda 15-20 cm. çaplı olabilir) erişebilen ağrısız kitlelerdir. Çoğu virüs hastalığında olduğu gibi HPV de bir kez vücuda girdiğinde hücreler içinde yerleşir ve zaman zaman alevlenmelere yol açar. Bu yüzden HPV enfeksiyonu kesin tedavisi olmayan bir hastalık olarak kabul edilir. HPV enfeksiyonu, özellikle çok sayıda cinsel eşi olan (veya öncesinde olmuş olan) bireyler ve bu bireylerin eşlerinde yaygındır. Virüsün bulaşması başka bir bireyin enfekte bölgesinin (penis gibi) mukozalara (ağız ve vajina gibi) ya da doğal olarak nemli bölgelere (anüs gibi) temasıyla olur. 

    Erkeklerde belirtisiz seyredebilir

    HPV bulaştıktan sonra 2-6 aylık bir kuluçka devresini takiben genital bölgede ve/veya anüs etrafında sayıları ve büyüklükleri değişken kondilom (siğil) adlı kitlelerin oluşmasıyla belirti verir. Belirtiler bireysel özelliklerden oldukça etkilenir ve özellikle erkeklerde enfeksiyon tümüyle belirtisiz seyredebilir. Kadında da belirtisiz seyredebilir, ancak “belirtisiz” seyreden bu durumlarda büyüteçle (kolposkopi) yapılan ayrıntılı incelemelerde dış genital bölge, vajina ya da servikste çok ufak çaplı kitleler çoğu kadında saptanır. Özellikle kadınlarda bazı durumlarda vajina-anüs arası bölgeyi, anüsü ya da vajinayı tümüyle dolduran karnabahar görünümlü dev kitlelere de rastlamak mümkündür. Oral (ağız yoluyla) genital seks uygulamalarında ağız mukozasında da lezyonlar ortaya çıkabilir. Kadınlarda bazen HPV enfeksiyonunun tek belirtisi jinekolojik muayenede papsmear incelemesinde HPV enfeksiyonuna özgü hücresel anormallikler (koilositoz) bulunmasıdır. HPV oldukça bulaşıcı bir virüstür ve genital bölgedeki lezyonların mukozalar ya da genital bölgelerle (cinsel ilişkide olduğu gibi) kısa süreli teması bile bulaşması için yeterlidir. Genital bölge mukozasının vajina yoluyla dış ortama açık olması nedeniyle özellikle erkekten kadına daha kolay bulaşır. 

    Hücrenin genetik yapısını etkiliyor

    Genital bölgede kondilom (siğil) oluşumuna neden olan HPV, hücrelerin içine yerleşerek hücrenin genetik yapısını etkileyebilme özelliğine sahip bir virüstür. HPV’nin çok sayıda alt tipi vardır. Bu alt tiplerden bazıları hücrelere olan etkileriyle hücrelerin kendi kendine hızla ve kontrolsüzce çoğalabilen hücrelere dönüşmesine neden olmaktadır. Gebelik döneminden önce varolan ya da gebelikte yeni çıkan kondilom kitlelerinin aşırı büyümesi bazen doğum kanalının tıkanmasına neden olur ve vajinal yolla normal doğum imkansız hale gelir. Genital bölgedeki kitlelerin tipik görünümü tanı koymak için yeterlidir. Şüpheli durumlarda kitlelerden biyopsi alınarak tanı koymak gerekebilir. 

    Nasıl tedavi edilir? 

    HPV enfeksiyonunun tedavisinde temel prensip, nüksleri en aza indirmek için kitlelerin mümkün olduğunca temizlenmesidir. Bu amaçla virüslere etkili ilaçlar kullanılarak lokal (bölgesel) tedavi ve büyük lezyonların koterizasyon yoluyla yakılması şeklinde tedavi uygulanır. Hatırda tutulması gereken nokta, tedavinin yalnızca görünen lezyonları ortadan kaldırmakla sınırlı olduğudur. HPV enfeksiyonu kronik seyreder ve kitleler ortadan tümüyle kalksa da hücrelerin içinde gizli bir şekilde yaşamını sürdüren virüsler sayesinde bulaştırıcılık devam eder. 

    İlişkide dikkatli olunmalı 

    HPV cinsel yolla bulaşan bir hastalık olduğundan bu konuda alınan genel önlemlerin alınması HPV enfeksiyonundan korunmada tek yoldur. Ancak HPV’nin bulaştırıcılığı o kadar yüksektir ki, şüpheli ilişkilerde kondom kullanımı bile koruyamayabilmektedir. Cinsel temas esnasında erkek genital bölgesinin prezervatifle korunmayan kısımlarından kadına ya da tam tersi kadından erkeğe bulaşma söz konusu olabilir. Bu yüzden bariz kondilom lezyonları olanlarla ilişkiye girmemek çok önemlidir.

    Genital kondilom yapan HPV virusunun birçok alt tipi vardır ve bunların bazıları servikal kanserler(rahim ağzı kanserleri) ile çok yakın ilişkilidir.Tüm cinsel aktif kadınlarda, ilk ilişkiden itibaren 3 yıl geçtikten sonra smear taramaları başlanması gerekirken özellikle HPV kaynaklı siğilleri olan kadınlar ile partnerlerinde bir zamanda siğil olan kadınlar bu kanserler açısından çok daha yüksek risk altındadır ve özellikle bu gurup kadınlar yıllık jinekolojik kontrollerini ve smear taramalarını kesinlikle ihmal etmemelidirler.

  • Menopozdan Korkmayın Sizi Hazırlıksız Yakalayacak Erken Menopozdan Korkun.

    Menopozdan Korkmayın Sizi Hazırlıksız Yakalayacak Erken Menopozdan Korkun.

    1-Neden menopozdan korkmayalım da erken menopoza dikkat edelim.

    Menopoz ortalama 50 yaşlarında(44-56) tün kadınların %99 karşılaştıkları kendilerini bu doğal süreçlere duygusal ,sosyal ve fiziksel  olarak hazırlayabildikleri, menopoz ve menopoz sonrası yapılması gereken tıbbi,  sosyal ve psikolojik destekler konusunda biz hekimlerin oldukça hazırlıklı olduğumuz bir süreçtir. Oysa erken menopoz çoğunlukla kişileri hazırlıksız yakalar. Kadınlar hatta genç kadınlar kendi yaşamlarını olgunlaştırıp,eğitimlerini tamamlayıp, birtakım gündelik kaygılarını gidermeye çalışırken  karşılarına çıkar. Ansızın ve en hayal  edilen çocuk sahibi olma şansını çoğunlukla elinden alabilir.
    Böylece;günümüzde  modern şehir ve metropol hayatında uzayan eğitim süreleri ,iş bulma, kariyer planlarını yaparken, özellikle ülkemiz gibi dikey sosyal hareketliliğin olduğu toplumlarda genç kadınlar evlilikten, kariyerini tamamlamadan önce  kaçınmak da ve kendi gelişimlerine paralel sosyal ekonomik ve kültürel gelişmişlik gösteren bir eş arayışı ile evlilik ve çocuk sahibi olma  yaşlarını geciktirmektedirler.
    İşte tam da bu mükemmellik arayışı içinde kadınların %1 inde görülebilen erken menopoz çoğunlukla da bu gurup kadınları etkilemektedir. O nedenle şüphelenilmesi ,tanısı ve bu gurup hastalara erken danışmanlık yapılması hayati önemdedir.
    2-Erken menopozla kimleri tanımlıyoruz ve sıklığı nedir?

    Erken menopozun klasik tanımı 35 yaşın altında adetten kesilmektir, ancak bunun menopoz şikayetlerinin ve menopozun olası etkilerine erken yakalanmanın dışında çok da bir etkisi yoktur .Aslolan 40 yaşın altında yani üretken yaş tamamlanmadan menopoza girmektir ki ,40 yaş altında menopoza girme oranı tüm kadınların %1 inde görülür ve kadın kariyer planları ve uygun bir eş ararken kendi dünyasında ansızın üreme kabiliyetlerini kaybedebilir(bir başkasının yumurtası ile hamile kalmak dışında ki bu ülkemizde günümüzde yasal değil).

    3-Kimler özellikle risk altındadır?

    En önemli risk faktörleri;
    a-Ailesinde(özellikle  anne ,kız kardeş ) erken menopoz olanlar,
    b-Sık  ve düzensiz adet gören kadınlar  da mutlaka yumurtalık rezervleri araştırılmalıdır. 
    Ayrıca;
    -Kemoterapi ve radyoterapi görecek ve veya  görmüş olanlar
    -sigara içenler (erken menopoza sebep olmaz ancak bu kadınlar ortalama 1-1.5 yıl erken menopoza girerler ).
    4-Özelikle erken menopoz için yüksek risk taşıyan hastalar ve de olası  erken menopozdan korkan kadınlar ne yapmalıdır?

    Yapılacak en doğru iş bir  jinekoloğa başvurması ve bu konuda destek alınmasıdır. Son yıllarda gelişen teknoloji ile daha 5-10 yıl öncesinde kadınların sadece menopozda yada menopoza geçiş döneminde olup olmadıklarını tespit edebilirken günümüzde AMH (anti müllerian hormon) ve ultrason ile yumurta rezervleri oldukça doğruya yakın tespit edilebilip,  risk yada endişe altındaki kadınlar üreme fonksiyonları ve kapasiteleri açısından bir perspektif sunabiliyoruz. Hatta  anne yaşı ve AMH kullanılarak ,kadınları ortalama menopoza girme yaşını tespit etmeye çalışan pek çok  başarılı çalışma yapılmıştır, olası menopozun beklendiği yaşlar tahmin edilmeye başlanmıştır.
    5-AMH hakkında biraz daha bilgi verebilir misiniz?
    Bir hormon testi ve tıpkı diğer hormonlar gibi kolunuzdan kan alınıp   çok  kısa sürede sonucu çıkabilen ve ülkenin her tarafında yapılan yeni bir test. Bu testle biz kadınların yumurtalık rezervler konusunda oldukça doğruya yakın bir şekilde bilgi edinebiliyor ve onların çocuk sahibi olma kapasitesi    ve menopoza girebilme  zamanının yakınlığı hakkında bilgilendirme yapabiliyoruz. Henüz yeni bir test olduğu için, zamanla çalışmalar arttıkça bizimde fikirlerimiz ve testin duyarlılığı konusundan küçük de olsa değişiklikler olabilmektedir. Ancak genel olarak günümüzde yumurtalık kapasitesi ve olası  menopoz ihtimali hakkında bize güçlü, kolay ve ucuz veriler verebilmektedir.

    6-Klasik menopoz bulguları ile asıl korkulan yumurtalık rezervinin tükenmesi ve çocuk sahibi olma kapasitesinin kısıtlanmasının bulguları arasında bir  benzerlik  var mıdır?

    Klasik menopozun; adet görememe ,ateş  basması, uykusuzluk, sinirlik  ve benzeri  bulgularının çoğunlukla hiçbiri yumurtalık rezervlerinin erkenden tükenmesinde olmaz. Olası tek uyarıcı bulgu düzensiz adet görmek hatta adet döngüsünün 22 günden sık olabilmesidir. Bu nedenler çoğunlukla adet herkes de ve masum görünen adet düzensizlikleri için hekime başvuran hastalarda yapılan testlerle  tespit ediliyor.
    7-Erken menopozu yada yakın ihtimalinin tespit edildiği hastalarda  ne gibi tepkilerle karşılaşılıyorsunuz?

    Aslında tüm reaksiyonlar çocuk sahibi olmuş olmak yada olmamakla ilişkili. Çocukları olan kadınlar sadece şimdi nasıl yönetelim bu durumu derken, hiç çocuk sahibi olmamış kadınlar çok derin bir kaygı ve endişe ile karşılaşıyor .Bu gurup kadınlara sadece medikal değil mutlaka psikolojik destek vermek de gerekebiliyor çoğunlukla. Ayrıca kültürel faktörlerde bu durumdan etkilenmeyle çok ilişkili. Küçük şehir ve kırsal kesimlerde olası kültürel ve ekonomik faktörlerden   dolayı  yıkım çok belirgin olmasına rağmen daha çok erken yaşlarda evlenip çocuk sahibi olduklarından etkilenen insan sayısı daha az. Oysa metropollerde yaşam kaygısı süren , kariyer planları yapan ve bunları yaparken de evlilik ve çocuk sahibi olmak için daha ileri yaşlara gelen kadınların ise  henüz çocuk sahibi olmadıklarından daha yüksek sayıda etkilenebiliyorlar.
    8-Sizin menopoz haftasında tüm kadınlara öneriniz nedir bu durumla başa çıkabilmek için?
    Öncelikle yıllık jinekolojik kontrollerini  aksatmasınlar ,  eğer henüz çocuk sahibi olmamış ve bunu çok önemsiyorlarsa  üreme kapasitesi hakkında mutlaka danışmanlık alsınlar. Özellikle ailede erken menopoz olanlar ve düzensiz adet görenler mutlaka AMH testini   belli aralıklarla yaptırıp yumurtalık rezervleri  konusunda yaşamlarını planlarken bilgi sahibi olsunlar. Kısıtlı rezervleri olanlar evli kadınlar çocuk sahibi olmayı ertelemesin yada embrio  dondurulmasını   gibi yöntemleri düşünsün bekar olanlar ve yasal olarak uygun olanlar ise yumurta dondurulması alternatifi hakkında danışmanlık alsınlar.
    Erken menopoza girmiş olanlar ise mutlaka menopoz için medikal, ruhsal ve sosyal olarak destek almayı ihmal etmesinler ve olası kemik erimesi ve buna benze yıkıcı  menopoz etkileri n azaltılması yada yok edilmesi için yakın hekim desteğini ihmal etmesinler.

  • KORKMADAN GÜLEBİLİRSİNİZ…

    KORKMADAN GÜLEBİLİRSİNİZ…

    Kadınlarda idrar kaçırma ;

    Tüm kadınların yaklaşık %20 sinde görülen idrar kaçırma şikayetleri premenopozal çağda%20-25 ve menopoz çağındaki kadınlarda ise %40-60 lara çıkar. Ve kadınlarda sosyal, hijyenik, duygusal, ekonomik ve cinsel sorunlar yaratır.

    Türleri ;

    İdrar kaçırmanın pek çok türü ve sebebi olsa da en sık karşılaşılan  iki sebep vardır. Bunlardan en sık görüleni Stress İnkontinans dediğimiz, kadınların aksırıp , öksürdüğünde yada ıkındığında, güldüğünde karın içi basıncının arttığı durumlarda idrar kaçırması ve Urge(acil) inkontinans dediğimiz ani idrar hissinin gelmesi ve tuvalete yetişememeye bağlı idrar kaçırılmasıdır. Bu iki durum ayrı ayrı olabildiği gibi birlikte de olabilir ve tüm idrar kaçırmaların yaklaşık %85-90nını oluşturur.

    Hastalar çoğunlukla ;

    -Öksürme
    -Gülme
    -Zıplama
    -Merdiven çıkma
    -Ikınma gibi davranışlarda bulunduğunda idrar kaçırır

    Urge(acil)İnkontinansta ise; hastalar herhangi bir eylemde bulunmasa bile işini bırakıp ani bir idrar yapma isteği duyup tuvalete yetişmeye çalışırken idrar kaçırıyordur.

    Bu iki durum birbiriyle karıştırılmamalıdır. Bu durumların dışında diabet yada bir takım norolojik hastalıklarda, genital fistüllerde, aşırı kabızlıkta, idrar yolları enfeksiyonlarında yada idrar akışını arttıran ilaçların kullanılması sırasında da idrar kaçırma olabilir. Bu durumların birbirinden ayırmak için mutlaka ürojinekolojik muayene yaptırmak gerekir.

    Ne zaman doktora gitmek gerekir ?

    -İdrar kaçırma şikayeti varsa
    -Dışkı kaçırma şikayeti varsa
    -Sık idrara gitme varsa (günde 8-10 kereden daha fazla)
    -İdrarını tam boşaltamama hissi varsa
    -Cinse ilişkide rahatsızlık varsa
    -Vaginal yanma, ağrı,kaşıntı,akıntı varsa 

    Hangi durumlar eğilimi arttırır?

    -İleri yaş ve kadın cinsiyeti
    -Ailesinde idrar kaçırma şikayetleri olanlar
    -Menopoz
    -Geçirilmiş pelvik cerrahi öyküsü
    -Diabet, kalp,böbrek,eklem ve omurilik hastalıkları, geçirilmiş felç 
    -Sigara içimi ve ona bağlı gelişen kronik öksürük
    -Fazla alkol, çay ve kahve tüketimi
    -Kilo alma, kronik kabızlık, öksürük

    Hastaların kendi kendine yapabileceği basit testler var mıdır?

    Kadınlar bizim hastalarımıza yaptığımız Ped Testini kendi kendilerine yapabilirler. Hasta önce 500cc sıvıyı içip, 20 dakikada sonra vajene  daha önce tarttığı bir pet koymalı,  
     Sonra;

    -3 dakika hızlı yürüyüş
    -10 kez oturup kalkma
    -1 dakika merdiven çıkma
    -5 kez eğilip yerden bir şey alma
    -12 kez öksürme
    -1 dakika koşma gibi egzersizleri yaptıktan sonra ped tartılıp 10 gr ve üzerinde ağırlık artışı varsa doktora başvurmalıdır.

    Nasıl anlarız ?

    -Ufak ev işlerini yapabilmeyi etkiliyor mu ?
    -Yürüme ,yüzme, egzersiz gibi fiziksel aktiviteleri yapmayı etkiliyor mu ?
    -Eğlence amaçlı  sinema, konser,düğün vb aktiviteler katılmayı ne oranda etkiliyor mu ?
    -Otomobil yada otobüs ile 30 dakikadan daha fazla seyahat etmeyi etkiliyor mu ?
    -Ev dışı sosyal etkinliklere katılmayı etkiliyor mu ?
    -Ruhsal sağlığınızı etkiliyor mu (sinirlilik ,depresyon,kaygı vb),
    -Hüsran duygusu yaratıyor mu?

    Korunmak için neler yapmalıdır?

    -3-4 saatte bir tuvalete gidilmeli. İdrar ve dışkılama geciktirilmemeli ve yaparken zorlanmamalıdır
    -İdrar ve dışkı sorunlarına yol açan hastalıklar ertelemeden tedavi ettirilmeli
    -Pelvik taban kas egzersizleri yaşam boyu uygulanmalıdır
    -Gebelik sırasında idrar ve dışkı problemleri olmuşsa bu gebelik dikkatle izleyip doğum sonrası yakın takibe almalıdır, zorlayıcı doğumlardan kaçınılmalıdır.
    -Menopoz kontrolleri aksatılmamalı , gerekirse östrogen almalıdır
    -Özellikle yaşlanmaya bağlı hareketsizlik, kronik öksürük, kronik kabızlık,zihinsel sorunlar  ve kalça kırıklı hareketsiz hastalar yakından izlenmelidir

    Doğru beslenme önerileriniz var mı?

    Beslenme ve yaşam tarzı düzenlemesi stress inkontinanslı hastalara oldukça destek olur. Bu durumda risk altındaki kadınlar;

    -Aşırı kilodan kaçınmalı, fazla kilolu kadınlar mümkün olduğunca normal kilolarına yakın olmalı
    -Günde 6-8 bardak su içilmeli, sıvı kısıtlamasından kaçınılmalı
    -Kola, kahve, demli çay, özellikle asitli meyve suları(en dikkat edilmesi gereken portakal, greyfurt suyu)ve baharatlı yiyecekler idrar yolları için irritandır. Bu yiyecekleri yerken aşırıya kaçmamalı
    -Kabızlıktan kaçınılmalı bunun için posalı, yeşil yapraklı,lifli besinler tüketilmeli(sabahları aç karnına birkaç tane kuru kayısı ,kuru incir,kuru  erik üzerine bir bardak su içilmeli)
    -İdrara çıkmayı arttıran ilaçlardan ve gıdalardan özellikle akşamları geç saatte kaçınılmalı.

    Tedavisi ;

    Öncelikle idrar kaçırmanın türü ve sebebi belirlenmelidir. Bundan sonra hastaya yaşam davranış önerilerinden pelvik kas egzersizlerine ya da medikal tedaviden cerrahi tedaviye kadar durumuna göre bir takım tedavi önerilerinde bulunuyoruz.

    Tedavide yeni gelişmeler ;

    Bir grup idrar kaçırma şikayetleri pelvik kas egzersizlerinden oldukça yarar görmektedir ve yeni fizik tedavi yöntemlerinden oldukça iyi sonuçlar almaktayız. Ayrıca idrar kaçırma cerrahisinde eskiden uygulanan cerrahi yöntemlerin hem başarı oranları düşük hem de hastaların hastanede kalış süreleri ve komplikasyon oranları yüksekti. Son 4-5 yılda uygulanan yeni modern  yöntemler ve cihazlarla cerrahi gerektiren hastalar 15 dakikalık kısa bir operasyonla kendilerini yaşamdan uzaklaştıran bu sorundan kurtuluyor ve aynı gün içinde evine gidip bir gün sonrada normal hayatına dönebiliyor. Ayrıca bu yöntemlerle yapılan onarımlarda bu şikayetlere sebep verebilen anatomik kusurlar daha iyi tedavi edilip hastalığın tekrarlama oranları oldukça düşüyor. Eski tekniklerle yapılan cerrahi operasyonlar sonrası hastalar tekrar operasyon geçirmek zorunda kalıyorlardı.

    Öncelikle bir grup hastalar bu sıkıntıları çekmelerine rağmen utanıp sıkıldıklarından hekime başvuramamakta, bir grup hastalar toplumda yaygın görüldüğünden bu durumu bir kadınlık kaderi olarak kabullenmektedir. Bir diğer problemde eski yöntemlerle opere edilmiş hastalarda işittikleri ameliyatların işe yaramadığı genel kaygısıdır. Bir diğer sıkıntılı durumda pelvik egzersizleri ve fizik tedavi gerektiren hastaların ya bu tedavilere uyum göstermemesi ya da bu tedavileri yapabilecek hekimlere ve kurumlara henüz sınırlı olduğu için ulaşamaması.

  • SORUNSUZ HAMİLELİĞİN ALTIN KILAVUZU

    SORUNSUZ HAMİLELİĞİN ALTIN KILAVUZU

    SORUNSUZ HAMİLELİĞİN ALTIN KILAVUZU

    Hamilelikte kuşkusuz anne adayları pek çok şeyi dert ederler ve gerek kendileri için, gerekse doğacak bebeklerinin sağlığı için sürekli olarak kaygılanırlar.  Anne adaylarının kaygı duydukları arasında solunulan havanın temiz olup olmadığından içilen suyun temiz olup olmadığına, eşlerin evde içtiği sigaranın bebeğin sağlığına zarar verip vermediğinden dişçide çektirilen röntgenin zararlı olup olmadığına kadar pek çok konu vardır. Ancak bu tür kaygılar, hamileliler için gereksiz yere stres kaynağı oluşturmaktan öteye gitmez. Oysa, hamilelik konusunda doğru bilgilere sahip olmak, anne adaylarının yaşayacağı gereksiz stresi ortadan kaldıracağı gibi, sağlıklı bir bebeğe sahip olma olasılığını da artırır. Hamilelik sırasında bebeğe zarar verilmemesi için yapılması gerekenleri ve sorunsuz bir hamilelik için uyulması gereken altın kuralları bazıları: 

    -Sigara ve alkol kullanmayınız .
    -Hekim önerisi dışında ilaç almayınız 
    -Hekiminizin önerdiği demir ve multivitamin ,yeterli dozda omega 3 takviyesi ve eksiklik varsa d vitamini takviyesini ihmal etmeyin. 
    -Uzun süre ayakta durmayınız ,ancak uzun sürede hareketsiz kalmayınız
    -Günlük işleriniz sırasında kendinizi yormayınız, yorulduğunuzda istirahat etmeyi ihmal etmeyiniz  
    -Bisiklet sürme, tenis oynama, kayak yapma gibi sporlardan uzak durunuz 
    -Mesleğiniz gereği de olsa ağır nesneler kaldırmaktan, zararlı metal, kimyasal madde ve radyasyondan uzak durunuz 
    -Yolculuktan önce doktorunuza danışınız ,yolculuk ve seyahatlerde karşılaşılacak sorunlara karşı destek alınız
    -Bol ve rahat giysileri seçiniz 
    -Alçak topuklu, rahat ayakkabılar giyiniz 
    -Pamuklu iç çamaşırları giyinin ve iç çamaşırlarınızı günlük olarak değiştiriniz 
    -Yüzük ve bilezik gibi takılar takmayınız 
    -Diş bakımına özen gösterin. Sabah uyanınca, akşam yatmadan önce ve her öğünden sonra yumuşak fırça ile, yavaş hareketlerle dişlerinizi fırçalayınız 
    -Röntgen ışınlarından sakınınız. Zorunlu olmadıkça radyolojik inceleme yaptırmayınız 
    -Her türlü canlı aşıdan sakınınız (Gerekli durumlarda salk polio aşısı, tetanoz aşısı yaptırmanın sakıncalı olmadığı aklınızda bulunsun) 
    -Düşük riski yok ise son aya kadar cinsi ilişkide bulunmakta sakınca yoktur 
    -Günde  en az bir kez ayakta; duş alır biçimde, ılık su ile banyo yapınız 
    -Meme bakımına özen gösteriniz ,özellikle doğuma 2 hafta kala meme başını destekleyecek kremler kollanınız
    -Sarkmayı önlemek için çok sıkı olmayan askılı, pamuk dokumalı sütyen giyiniz, dolgunluğu önlemek için hafif parmak dokunuşları ile masaj yapınız 
    -Bol su içiniz 
    -Sık sık ve azar azar beslenin, öğün aralarını açmayın ve öğünlerde yenilen yenmek miktarını azaltıp günlük öğün sayısını arttırın
    -C vitamini ve kalsiyum yönünden zengin gıdalar (Turunçgiller, süt ve süt ürünleri) seçiniz 
    -Lifli besinleri tercih ediniz ,Lifli besin tüketilmesi barsak hareketlerini arttırıp gebeliğin sebep olduğu kabızlık ve sıkıntılarından sizi koruyacaktır-Gebelik boyunca 10-12 kg’dan fazla kilo almamaya özen gösteriniz 
    -Gebeliğiniz özel bir risk taşımıyorsa bol bol yürüyüş yapınız ve imkanınız varsa yüzün. Yüzme ve yürüyüşler hem egzersiz kapasitenizi arttıracak hem de sırt kaslarınızı kuvvetlendirip gebeliğin son aylarında sizi daha dayanıklı yapacaktır
    -Aşırı karbonhidrat ağırlıklı(hamur işi tatlı ve şekerli içecekler) beslenmeden sakınım daha dengeli ve her öğünde karbonhidrat sebze ve protein dengesine özen gösteriniz.

    Hekime başvurmanız gereken durumlar

    -Vajinal kanama: İlk aylarda düşük ve düşük tehtidi habercisi olabileceği gibi 24. Haftadan itibaren de erken doğum tehtidi belirtisi olabilir

    -Karında belirgin, sürekli ya da aralıklı ağrı olması: Dış gebelik, düşük, erken doğum belirtisi olabilir. Gebeliğin özellikle son aylarında günde 4-5 i geçmeyen, hareket ve aktivite sonrası olan istirahat edince geçen ve bir dakikayı geçmeyen ağrılar normaldir .Ancak  5  dakikada bir geliyorsa ,geldiğinde bir dakikayı geçiyorsa erken doğum habercisi ağrılar olabilir

    -Fetus hareketlerinin azalması: Fetusun sıkıntı içinde olduğunu gösterir. Özellikle 28.gebelik haftasından sonra fetal hareketleri uzun süre hissetmediğinizde hakiminize başvurunuz

    -Yüksek ateş titreme: Enfeksiyon belirtisidir. 
    -Bulanık ya da bozuk görme 
    -Şiddetli baş ağrısı
    -İnatçı kusma
    -İdrar yaparken yanma, zorluk ya da az idrar çıkarma: İdrar yolları enfeksiyonunu gösterir. 
    -Ellerde ayaklarda ya da yüzde ani ve beklenenin dışında şime şişme: Böbrek işlevlerinde bozukluk yada gebelik tansiyonu belirtisi olabilir
    Gözde sinek uçuşması ense ağrısı olması hipertansiyon bulgusu olabiliri tansiyonunuzu ölçtürün 160/90 üzerinde olursa hekiminize başvurun

  • Hamileliğinizi planlayın

    Hamileliğinizi planlayın

    Gebelikte risklerden kaçınmanın ilk adımı , gebelik öncesinden planlama yapmakla başlar. Gebelik öncelikle planlı bir eylem olmalı, çiftler bebek sahibi olmaya karar verdiklerin de  yani kendilerini ruhsal ve sosyolojik olarak çocuk sahibi olmaya hazır hissettiklerinde mutlaka bir kadın-doğum uzmanına gidip danışmanlık almalı.

    Gebeliklerde risklerden kaçınmak mümkün mü?

    Gebeliklerde risklerden kaçınmak aslında gebelik öncesinden başlamalıdır. Hamile kalmak planlı bir eylem olmalı, çiftler bebek sahibi olmaya karar verdiklerinde mutlaka bir kadın-doğum uzmanına başvurarak danışmanlık almalı. Daha henüz hamile kalmadan riskler hakkında bilgilenmeli ve adet tarihi bir hafta geçtikten sonra hekime gebelik şüphesiyle başvurup, takibe alınmalıdır. Pek çok hamile kadın adetinin 1 hafta geçtikten sonra hekime gitmek için beklemek de o zamanda dış gebeliklerin erken yakalanması ve düşük tehditlerine zamanında müdahale edilebilme şanslarını kaçırmaktalar. Gebelik riskleri doğum sonrasına kadar sürdüğünden doğum sonrası 40. güne kadar da hekimiyle bağlantısını koparmamalıdırlar. 

    Bu riskler nelerdir?

    Riskli gebeliklerin anneden ve fetusdan kaynaklanan riskler olmak üzere iki boyutu vardır. Ancak, anne ve fetus o kadar yakın ilişkidedir ki gebelik boyunca genellikle birine dair riskler diğeri için de yüksek risk taşımaktadır. Anneden kaynaklanan, gebelik öncesi süreç için en önemli risklerin başında gebelik yaşı gelmektedir. İdeal gebelik yaşı 20-30 yaşları arasıdır. Her ne kadar gelişen teknoloji ile sınırlar zorlansa da 18 yaş altı ve 35 yaş üstü gebelikler yüksek risk taşırlar. Çünkü, yaşla birlikte genetik hastalıkların sıklığı artar, kronik hastalıklara maruz kalma riski artarken, annenin gebelikte oluşabilecek fiziksel yük artışına dayanıklığı azalır. 18 yaş altı anne adayları fiziksel ve ruhsal gelişimlerini tamamlayamadığından gebelik risklerini daha yoğun yaşarlar. Yüksek tansiyon da gebelik öncesi süreçte önemli bir risk faktörüdür. Yüksek tansiyonlu anneler, gebelikte kalp-damar sistemlerinin yüklenmesine bağlı sorunlara daha açıktır. Ayrıca gebelik tansiyonu ile komplike olduğunda hem anne hem de bebek için yaşamsal sorunlar çıkarabilir. Şeker hastalığı da gebe kalmayı engelleyebilir. Gebelik sırasında da annenin bozulan metabolizması hem anne için ek bir yük oluşturur hem de fetusta yapısal anomalilerin sıklığını artırır, doğum ve sonrasında bebekler için pek çok problem çıkarabilir. Annenin ileri derecede kansızlığı, kalp, böbrek ve romatizmal hastalıklar gibi sistem hastalıklarının bulunması, aşırı zayıf ya da aşırı kilolu olması, alkol, sigara, düzenli ilaç kullanımı, miyomunun bulunması önemli risk faktörleridir.

    Riskler gebe kaldıktan sonra da oluşabilir mi?

    Tabii. Gebelik tansiyonu ve buna bağlı gelişebilecek komplikasyonlar, gebelik şekeri, anne için artan fiziksek yük oluşturması ve birden çok bebeğin karında yer kaplamasına bağlı annenin organlarının baskı altında kalmasına yol açmasının yanı sıra tek yumurta ikizlerinde ya da tek eşli ikiz bebeklerin birbirinden kan çalabilerek, her iki bebeğin hayatını tehlikeye atması nedeniyle çoğul gebelikler, birtakım romatizmal hastalıkların gebelikle ilişkili formları, annenin sularının erken gelmesi, bebeğin eşinin doğum yolunu kapaması, anne rahminde doğumsal kusurların olması gebelik döneminde gelişen risklerdir. 

    Bu riskler, ne zaman ve nasıl tespit ediliyor?

    Bebeklerde oluşabilecek yapısal ve kromozom anomalileri en önemli risklerdir. Bu nedenle aileler mutlaka, 11-14 hafta değerlendirme testini, 18-23 hafta 2. düzey ultrasonografik değerlendirmesini yaptırarak, problemler tespit edilmelidir. Bu problemler içinde anne karnında tedavi edilebilenler tedavi edilmeli, doğum sonrası tıbbi ya da cerrahi girişim gerektiren bebekler için uygun şartlar sağlanmalı, yaşamla uyumlu olmayan anomaliler için ise ailelere danışmanlık yapıp onları doğum sonrası oluşabilecek şoklardan korumalıdır.  Aslında, 11-14 hafta değerlendirme testi ve 18-23 hafta detaylı ultrasonuna bu dönemde yapılacak gebelik kontrolü ve rutin testler de eklendiğinde gelişebilecek riskler konusunda genel bir izlenim elde edilebilmektedir. Tüm riskli gebelik taramalarının en önemli iki basamağı bu dönem olmaktadır.Ve bu iki testte deneyimli ellerde ve iyi kalitede yapılırsa anlamlıdır. 

    Daha sonrasında yapılması gerekenler var mı?

    Bu dönemde saptanan risklere göre daha sofistike yöntemlerle risk taşıyan gebelikler özel izlenmeli diğer gebeler ise rutin gebelik takiplerine dönmelidirler. 

    Riskli gebelikleri azaltmak için neler yapılabilir?

    Mümkün olduğunca 18 yaş üzeri ve 35 yaş altı bir yaşta ve sosyo-ekonomik ve psişik olarak uygun zamanda doğuma karar verilmelidir. Ailede olan kronik hastalıklar ve genetik sorunlar hakkında  hekime eksiksiz bilgi verilmeli, gebelik süresince dengeli beslenilmeli, kontroller aksatılmamalı, 6-7. aydan itibaren bebek hareketleri düzenli olarak sayılmalıdır. (Gün içinde bebek en az 10 kez oynamalıdır.) Gebelik sırasında sularının gelmesi, kanama olması ya da genital akıntı olması durumunda derhal doktora başvurulmalı, imkanları olan aileler 11-14 hafta değerlendirme testini ve  18-23 hafta detaylı ultrasonografik incelemesini ihmal etmemelidirler. 

    Günümüzde gebelik risklerinin saptanmasında teknolojinin sınırları nelerdir?

    Şaşırtıcı şekilde gelişen teknoloji ve bilgi birikimiyle artık bebeğin burun kemiği ense kalınlığı ve çene kemiklerinin ölçüsüyle kromozom anomalilerini tarayabiliyoruz. Rahim kan akımları Renkli Doppler ultrasonla ölçülerek, gelişebilecek gebelik tansiyonu (gebelik zehirlenmeleri) ve fetusda büyüme, gelişme geriliği olabileceğini tahmin edebiliyoruz. Bebeğin beyin kan akımı ölçülerek bebekte anne karnında iken kansızlığının derecesini takip ediyor, ya da birtakım damarlarını inceleyerek, bebeğin anne karnında oksijenlenmesini tespit edebiliyoruz. Lazer yöntemiyle ikizler arasında birbirlerine kan kaçaklarını anne karnında ameliyat edebiliyoruz. Kalem kadar küçük kameralar kullanarak anne karnında bebeği görüntüleyip birtakım ameliyatları bebeğe anne karnında uygulayabiliyoruz. 

    Bu alanda son dönemde heyecan verici bir gelişme var mı?

    Son yıllarda anne karnındaki fetusun hücrelerinin anne karnına karıştığı tespit edilmiş Buradan hareketle, birtakım özel yöntemlerle bu hücreler tespit edilip, bebeğin genetik yapısı anneden basit bir kan şekeri bakar gibi alınarak değerlendirebiliyor.Bu yöntemle bebek de özellikle Down Sendromu ve pek çok genetik kusur  invazif bir işlem(iğne ile anne karnına girip amnios suyu örneklemesi yada eşinden biopsi alınması gibi risk taşıyan işlemler)gerektirmeden tanı konulabiliyor. Bu güne kadar yapılan çalışmalar göstermiştirki aranan kromozom bozukluğu yok diyorsa yoktur ancak var diyorsa %2 yanılma payı olduğundan o zaman invaziv işlemler yapılması gerekiyor.Bu işlemle ilgili teknolojik gelişmeler kısa süre içerisinde baş döndürücü şekilde gelişiyor belki 10 yıl gibi yakın gelecekte çok nadiren invaziv tanı işlemlerine ihtiyaç duyuyor olacağız.

  • Yumurtalık Kütleleri (Kistleri)

    Yumurtalık Kütleleri (Kistleri)

    1-Yumurtalık kistleri dediğimizde neyi anlıyoruz?
    Kadınlardaki temel üreme organlarından olan ve yaklaşık 3 cm çapındaki yumurtalıktan gelişen yer yer kistik (içi sıvı dolu kesecikler) yer yerde solid (sert doku parçacıkları) yapılardan oluşan oluşumlardır.
    2-Ne kadar sıklıkla görülür ve hangi yaşlarda karşılaşılır?
    En sık 20-44 yaşında görülmesine rağmen hemen hemen  her yaş da  farklı farklı  türleri ile karşılaşılabilir ve farklı özellikler  taşıyan türlerinden dolayı da belki de her kadın bu sorunla yaşamında en az bir kere karşılaşabilir.
    3-Hangi şikayetleri yapabilir, kadınlar nelerden şüphelenerek hekime başvurmalıdır?
    Kasıklarda ağrı, karında gerginlik, düzensiz adet görme, sık idrara çıkma ve kabızlık gibi şikayetlerle hekime başvurulmasına  rağmen en sıklıkla hiçbir şikayeti olmayan kadınlarda rutin jinekolojik muayenede karşılaşılır bu da yumurtalık kistlerinde 6-12 ayda bir yapılması gereken rutin jinekolojik muayenenin önemini oldukça arttırır . 
    4-Yumurtalık kütlelerinin takip ve tedavisinde en önemli konu nedir?
    Aslında bu konunun en can alıcı noktasıdır. Bir yumurtalık kütlesi ile ister rutin jinekolojik kontrollerde karşılaşılsın ister şikayetleri üzerine araştırılırken tespit edilsin öncelikli hedef bu kütleler kötü huylu bir kanser midir yoksa iyi huylu selim kütleler midir. Bizler  ilk önce bu ayrımı yapmak için detaylı bir ultrasonografik inceleme ve kanda tümör belirteçlerini araştırıyoruz  ve gerekirse PET-CT MRI ,bilgisayarlı tomografi gibi ileri tanı yöntemlerini uyguluyoruz .Eğer kanser şüphesi varsa öncelikle cerrahi operasyon planlıyoruz ve patolojik inceleme sonrası kesin tanıyı zaman kaybetmeden koymaya çalışıyoruz.
    Ancak sevindirici  bir şekilde oluşan kütlelerin sadece menopoz öncesi %7 sinde menopoz sonrası ise %30 unda kötü huylu potansiyel taşıyor.
    Bu iyi huylumu kötü huylumu ayırımından sonra kütleleri çok büyük kısmı olan iyi huylularda fonksiyonel bir kistik yapımı (ki bunlar genellikle menstürüel siklus da her ay oluşan yumurtlamanın sonucu olan kistlerdir)yoksa iyi huylu bir tümör mü ayrımını yapmak gerekir.
    İşte bura da  bu ayrımı yapmak için sabırlı olmak ve deneyimli olmak gerekir. İlk olarak detaylı bir teknik değerlendirme  sonrasında ilaç tedavisi yada hastaları 1-3 ay gözlemek esastır. Kanser olmayan iyi huylu kütlelerinde çok büyük kısmı fonksiyonel kistlerdir ve sadece 1-3 ay gözlemek ya da doğum kontrol hapları kullanarak geriler ve hastaları gereksiz cerrahi operasyondan kurtarır.
    Ancak bu 3 aylık tedavi ve gözlem sonrasında  kistler gerilemez ve  veya büyümeye devam ederse bu durumda da cerrahi bir operasyon planlamak gerekir.
    5-Fonksiyonel olmayan iyi huylu tümörlerde neden cerrahi tedavi  planlanıyor ve nasıl yapılıyor?
    İyi huylu tümörlerde 2 önemli sorun vardır.Birincisi; bunların türüne göre %1 -25 i zaman içinde kanserleşme potansiyeli taşıyabilir ve bu riski   ortadan kaldırmaları gerekir .İkinci bir önemli konuda bu kistler çoğunlukla menopoz öncesi göründüğünden kistler büyüdükçe yumurtalıktan çalmaya ve yumurtalık kapasitesini azaltıp yok etmeye başlarlar ve bir süre sonrada üreme sorunlarına sebep olabilirler.
    6-Yumurtalık kistlerinin kısırlık yapma  riski var mıdır?
    Evet aslında tüm yumurtalık kistleri hatta fonksiyonel olanlar bile kısırlıkla yakın ilişkilidir. Tümoral kistler yumurtalığı yok ederek hacmini azaltırlar ve geç kalındıkça yumurtalık rezervleri azalır, özellikle halk arasında çikolata kisti denilen endometriomalar  hem yumurtalık hacmini azaltarak hem de tüplerde yapışıklık yaparak kısırlık riskini arttırırlar. Sık sık fonksiyonel kistleri olan kadınlarda da yumurtalık rezervleri araştırılmalı erken menopoz riski açısından dikkat edilmelidir. Çünkü yumurtalık kalitesinin azaldığı menopoz  öncesi dönemde fonksiyonel kistleri daha sık görürüz.
    7-Fonksiyonel kistlerin büyük bir kışı gerilediğinden takibine gerek var mıdır.?
    Elbette yakın izlenmeli fonksiyonel kistler yırtılarak iç kanama yapma ,kendi etrafında dönerek yumurtalık torsiyonu dediğimiz geç kalınırsa o yumurtalığı tamamen yok edecek ciddi tablolara zemin hazırlayabilir ayrıca tüm fonksiyonel kistlerin yok olduğundan emin olmak lazım ancak o zaman bu kistin bir tümöral kist olmadığından emin olunabilir.
    8-Çikolata kistlerinin önemi nedir?
    Çikolata kistleri endometriozis dediğimiz rahimdeki menstürüel döngüyü oluşturan tabakanın  yumurtalıklarda kistik yapı oluşturmasıdır ve kısırlık, şiddetli ağrı, yapışıklık ve cinsel sorunlara yol açabilir. Tedavisi ve takibinin kusursuz yapılası ve kişinin hem cinsel hem de üreme sağlığını korumak hemde yaşam kalitesini arttırmak için hayatidir. En önemli tedavi yanlışlıklarından biri erken ameliyat yapmak kadar geç ameliyat da yapmaktır. Bir o kadar önemli konu da ameliyat sonrası çok büyük oranda kistin tekrarlayacak olması ve başarılı  cerrahi bir tedavi uygulanmış olsa da sonrasında medikal tedaviyi menopoza kadar sürdürecek titizlik de olunmalıdır.Unutmamalıdır ki tekrarlayan her çikolata kistleri daha karmaşık sorunlara sebep olurlar.
    9-Çocuk ve ergenlik döneminde kistlerin önemi var mıdır?
    Kesinlikle  önemlidir çünkü bazı tür yumurtalık kanserleri o yaşlarda gözlemlenir, oluşan iyi huylu kistler bu yaşlarda hiç akla gelmeyeceğinden önemli bir yumurtalık doku kaybına sebep  olabilir. Bu yaş grubunda hekime gitme alışkanlığı pek  olmadığından da çoğunlukla gecikmiş halde gelir hastalar. Bu yaş gruplarında anlamsız kasık ağrısı adet düzensizliği ve karında şişlik şikayeti olan genç kızlar mutlaka ultrason ile değerlendirmek gerekir.
    10-Bu kütlelerin tedavisinde  nasıl bir yöntem uyguluyorsunuz?
    Bu hastalıklar genellikle menopoz öncesi yaşlarda olduğundan hem kozmetik kaygılar çok oluyor hem de çoğunluk çalışan kadınlar yada eğitimine devam eden genç kızlar olduklarından cerrahi tedavilerinin en az kozmetik hasar yapacak bir yöntem ve mümkün olduğunca kısa hastanede kalış süresi ve  mümkün olan en kısa sürede sosyal yada iş ortamına dönülmesi hedefleniyor . Son yıllarda biz hemen hemen tüm hastalarımızda ileri kanser hastaları dışında laparaskopik  cerrahi (klasik yada robotik) tercih ediyoruz .Böylece hedeflediğimiz tüm cerrahi amaçları kusursuzca gerçekleştirip aynı gün yada ertesi gün hastalar evlerine gidip 1 hafta sonrada sosyal ortamlarına dönebiliyorlar
    11-Yumurtalık kütlelerinin oluşturabileceği sorunlardan korunmak için kadınlar nelere dikkat etmelidir?
    Üreme çağındaki kadınlar rutin jinekolojik kontrollerini aksatmamalı ama 20 yaş altı genç kızlar ise adet düzensizliği karında şişlik yada anlamsız karın ağrısı şikayetleri olduğunda doktora yönlendirilmeli. 
    Menopoz sonrası ise en az 70 yaşına kadar  kontrolleri aksatmamalı. Unutmamalı ki menopoz öncesi overyal kütlelerin sadece  %7 kanser potansiyeli taşırken bu oran menopoz sonrasında %30 a çıkar ve daha ciddi bir durumlar karşılaşma potansiyelleri  vardır.