Kategori: Kadın Hastalıkları ve Doğum

  • Gebelik Belirtileri

    Gebelik Belirtileri

    Gebelikte sık görülen ancak başka nedenlerle de görülebilen belirtiler vardır.

    Tüm hamileliklerde görülen adet kesilmesi; hamilelik korkusu, stres, yorgunluk, yolculuk, aşırı kilo alma ya da verme, hormonsal sorunlar, emzirme, doğum kontrol hapını bırakma durumlarında da görülebilir. Gebeliğin 2 – 8 haftasından sonra görülebilen sabah bulantıları; gerginlik, yiyecek zehirlenmelerinde de olabilir. Gebelikten 6 – 8 hafta sonra görülebilen sık idrara çıkma; idrar yolları iltihabı, gerginlik, şeker hastalığı gibi durumlarda da karşılaşılabilir. Ağrılı, şiş ve sızlayan göğüsler, gebe kalındıktan sonra ilk bir kaç gün içinde görülebildiği gibi; adet günlerinin yaklaştığı günlerde ve doğum kontrol haplarının kullanıldığı günlerde de yaşanabilir. Gebeliğin ilk üç ayı içinde meme ucu çevresinin koyulaşması ve meme ucu çevresindeki küçük bezlerin kabarması hormonsal dengesizlik durumlarında da yaşanabilir. Yine gebeliğin ilk üç ayında görülen göğüste ve karında deri altında pembe mavi çizgiler, yine hormonsal dengesizlikten kaynaklanan problemden görülebileceği gibi daha önceki gebeliğin etkisinden de olabilir. Gebeliğin ilk üç ayında görülen yiyeceklere aşırı istek duyma, stresten, adet günlerinin yaklaşmasından ve kötü beslenmeden olabilir.

    Gebe olunması kuvvetli belirtiler de şunlardır :

    Adet kanamasının gecikmesinden de kaynaklanabilen rahim ve rahim ağzının yumuşaması, döllenmeden 2 – 8 hafta sonra görülebilir. Tümör ve fibroidlerden kaynaklanabilen rahim ve karnın genişlemesi yine gebeliğin 8 – 12 hafta arasında yaşanmaya başlanır. Bağırsak kasılmalarından da olabilecek aralıklı ve ağrısız kasılmalar gebeliğin başında başlayabilir ve gebelik ilerledikçe sıklığı artar. Bağırsak gaz ya da kasılmalarından kaynaklanabilecek duygu, gebeliğin 16 – 22. haftalarından sonra bebeğin hareketlerinden dolayı hissedilebilir.

    Döllenmeden 4-6 hafta sonra ultrasonda bebeğin görülmesi; gebeliğin 10 – 20 hafta arasında tespit edilen bebeğin kalp atışı; gebeliğin 16. haftasından sonra karında hissedilen bebek hareketleri gebe olunduğunun kesin kanıtıdır.

  • Adet Öncesi Gerginlik

    Adet Öncesi Gerginlik

    Adet kanaması yaklaşırken kadınların %75′inde değişen hormon düzeylerine bağlı olarak bazı şikayetler ortaya çıkar.Bu kadınların yarısında yakınmalar hafiftir ve kişinin günlük yaşantısını etkilemez. Diğer yarısında ise depresyon da dahil olmak üzere çok daha ciddi şikayetler ortaya çıkar. (Premenstrüel Sendrom, PMS)

    Adet kanaması yaklaşırken kadınların %75′inde değişen hormon düzeylerine bağlı olarak bazı şikayetler ortaya çıkar.Bu kadınların yarısında yakınmalar hafiftir ve kişinin günlük yaşantısını etkilemez. Diğer yarısında ise depresyon da dahil olmak üzere çok daha ciddi şikayetler ortaya çıkar. Premenstrüel şikayetler fizyolojik ya da psikolojik olabilir ve kültürel farklılıklardan etkilenebilir. PMS hem fizyolojik hem de psikolojik olayların bileşkesidir. Çalışmalar değişik kültürlerden gelen kadınlarda farklı şikayetlerin ortaya çıktığını göstermektedir. Uzakdoğulu kadınlarda en sık rastlanılan şikayet ağrı iken gelişmiş batı toplumlarında depresyon en sık karşılaşılan bulgudur. Kişinin sosyal yaşamını olumsuz etkileyen ve her ay görülen yakınmalar kadının kendine olan güvenini yitirmesine dahi neden olabilir.

    Fiziksel belirtiler
    PMS bulguları veren kadınların hemen hemen hepsinde memelerde hassasiyet ve hafif geçici kilo artışı saptanır.Diğer belirtiler ise sindirim sitemi bozuklukları, baş ağrısı, döküntüler, kas ve eklem ağrıları, halsizlik, diş eti kanamaları, çarpıntı, denge bozuklukları, sıcak basmaları, ses ve kokulara aşırı hassasiyet, ajitasyon, uykusuzluk olarak sayılabilir. Adet kanamasının ağrılı ya da fazla olması yani dismenore PMS olarak değerlendirilmez.

    Duygusal belirtiler
    Duygusal hipersensitivite PMS de çok sık görülür. depresyondan endişeye ve aşırı sinirliliğe kadar pek çok değişik duygu durumu olabilir. Bazı kadınlarda hafif hafıza kaybı görülebilir. Konsantrasyon bozukluğu PMS’de nadir olmayan bir durumdur. Bazı kadınlarda görülen depresyon hali, huzursuzluk ve gerginlik tablosuna premenstrüel disforik bozukluk (PMDD) adı verilir.

    Nedenleri
    PMS nedenlrini bulmaya yönelik çalışmalar bu tablonun altında yatan faktörleri tam olarak ortaya koyamamıştır.Ancak bazı teoriler mevcuttur. Ovülasyonu baskılayan bazı hormonların verilmesi halinde PMS belirtilerinde gerileme olmaktadır. Buna göre üreme hormonları PMS’ye neden olabilir, ancak bu rolün ne olduğu açıklanamamıştır. PMS’nin bu hormonlar ile sinirlerde iletimi sağlayan bazı maddelerin ortak hareket etmesi sonucu ortaya çıktığı yönünde güçlü bulgular vardır. En çok suçlanan maddeler GABA ve serotonin adı verilenlerdir. Bazı araştırmacılar ise kalsiyum ve magnezyum dengesindeki bozukluğun PMS tablosuna yol açtığına inanmaktadırlar. Bu iki mineralin vücuttaki dağılımı sinir hücreleri arasındaki iletişimi etkileyerek tabloya neden olabilir. Bu araştırmacılar PMS’li kadınlarda magnezyum eksikliği ya da kalsiyum fazlalığının şikayetleri yarattığını öne sürmektedirler. PMS etiyolojisinde öne sürülen bir diğer neden de stress hormonlarıdır.Bu hormonların fazlalığı şikayetlerin daha yoğun yaşanmasına neden olabilir. PMS etiyolojisinde vücutta salgılanan hemen hemen tüm hormon ve maddeler suçlanmaktadır. Ancak kanıtlanmış bir neden bulunamamıştır.

    Kimlerde görülür
    PMS tüm dünyada bütün kültürlerde rastlanılan bir durumdur.Yapılan bir çalışmada kadınların %88′inde değişik düzeylerde PMS bulgularına rastlanmıştır. Yaş arttıkça şikayetlerin şiddeti azalmakta ancak çocuk sayısı ile birlikte şiddet artmaktadır.Annesinde PMS olan kadınlarda da şikayetlere daha sık rastlanmaktadır. PMS bazı hastalıkların da şiddetini arttırabilir. Örneğin migreni olan kadınlarda atakların büyük bir kısmı adet öncesi döneme rastlamaktadır. Yine şeker hastalarında kan şekeri düzeyleri ve insülin ihtiyacı adet öncesi dönemde değişiklikler gösterir. Astım atakları daha sık görülür ve pekçokkronik hastalık alevlenmeler gösterir. Bu dönemde kişinin çevresi ile olan uyumu bozulur işte veya evde ilişkide bulunduğu kişiler ve çocukları ile arası bozulabilir. Ergenlik dönemindeki genç kızlarda intihara olan eğilim artabilir. Yeme bozukluklarına rastlanabilir.

    Tanı
    PMS tanısı pozitif bulgulara dayanmaz. Tanı için en güvenilir yol 2-3 ay süre ile şikayetleri kaydetmek ve şiddetlerini skorlamaktır. Şikayetler fiziksel ve ruhsal olarak ayrılmalı ve ne zaman başlayıp ne zaman bittiği düzenli şekil de kaydedilmelidir.

    Tedavi
    PMS nedeni tam olarak bilinmediği için tedavisi de kesin değildir. Bu konuda çok değişik tedavi yaklaşımları mevcuttur.
    Diyet: Azar azar ve sık sık yemek yemenin şikayetleri azalttığı yönünde raporlar vardır.Adet öncesi dönemde taze meyve ve sebze tüketilmesi, kırmızı et ve donmuş yağlardan uzak durulması, içinde katkı maddesi içeren besinlerin tüketilmemesi bazen yararlı olabilmektedir. Aynı şekilde kafein ve alkol tüketiminin azaltılması da faydalı olabilmektedir.

    Egzersiz: yapılan bir çalışmada egzersiz yapmayan kadınlarda PMS’ye daha sık rastlandığı bulunmuştur. Hergün yapılan 30 dakikalık bir yürüyüş yararlı olabilir.
    Kalsiyum ve Magnezyum: Günlük 1200 mg kalsiyum alımının 3 ay sonunda şikayetleri yarı yarıya azalttığını bildiren bir çalışma vardır. Bazı kadınlarda ise magnezyum desteğinden fayda sağlanmıştır.Ancak bu konuda kesin bulgular henüz yoktur.

    Vitaminler: A, E ve B6 vitaminlerinin PMS’ye neden olduğu ileri sürülmüş olsa da kesin olarak kanıtlanmış bir bulgu yoktur.
    Diğer tedavi seçenekleri arasında seratonin metabolizması ile ilgili ilaçlar, hormon ilaçları, antidepresan ve anksiyete gibi psikiyatrik ilaçlar, idrar söktürücüler, erkeklik hormonları sayılabilir ancak bunlardan hiçbirinin kesinleşmiş faydası yoktur.
    Diğer nadir tedavi yaklaşımları arasında ise psikoterapi ve akupunktur bulunur.

  • Doğum Esnasında Nefes Alma Teknikleri

    Doğum Esnasında Nefes Alma Teknikleri

    Normal doğum esnasında “ıkınırken” güçlü bir nefese ve güçlü karın kaslarına ihtiyaç duyacaksınız. Aşağıdaki yazıda kasılmalar esnasında bebeğinize maksimum oksijen gitmesi için yapmanız gerekenleri bulacaksınız.

    Doğum eyleminde uygulayacağınız doğru nefes alma-verme tekniklerini gebelik döneminizde ne kadar sık uygularsanız bu teknikleri o kadar iyi öğrenirsiniz.

    Doğum eylemi esnasında doğru nefes alıp verme iki açıdan önemlidir: doğum eyleminde belli aralıklarla gelen uterus kasılmaları esnasında bebeğinize giden kan akımı nispi olarak azalır. Bu fizyolojik, yani normal bir durumdur. Siz bu esnada derin bir nefes aldığınızda kanınıza normal bir nefeste geçtiğinden daha fazla oksijen geçer ve bu ek oksijen kasılmalar esnasında bebeğinizin oksijensiz kalmasını önler.

    Doğru nefes alıp vermenin diğer bir önemi de şudur: kasılmalar esnasında duyacağınız muhtemel ağrı, zihinsel olarak daha çok doğru nefes alıp vermeye odaklanmış olmanız nedeniyle daha hafif olarak algılanacaktır.

    Alıştırmalar:
    Gevşeme: Yere yatın ve dizlerinizi bükün. Vücudunuzdaki bütün kasları bilinçli bir şekilde teker teker gevşetin. Bunun ne kadar zor olduğunu denedikçe göreceksiniz. Tüm kaslarınızı gevşettiğinizi düşündüğünüzde bile tekrar yaptığınız bir kontrolde bazı kaslarınızın halen kasılı olduğunu görebilirsiniz. Tümüyle gevşemiş olmaya özen gösterin.

    Derin nefes alma-verme: Tümüyle gevşediğinizden eminseniz sanki 45-50 saniye süren bir kasılmanız varmış gibi hissetmeye çalışın. Burnunuzdan (eğer burun tıkanıklığınız varsa ağzınızdan) içinize mümkün olduğunca ve yavaş yavaş derin bir nefes çekin, bu nefesi yine yavaş yavaş ağzınızdan dışarı verin. Bu esnada bütün kaslarınızın gevşek olduğunu tekrar kontrol edin. Kafanızda canlandırdığınız kasılmalar devam ettikçe bu işleme devam edin.

    Dikkat: Nefes alıp verme işlemini çok hızlı yaparsanız, kanınızdaki karbondioksit hızlı bir şekilde azalabilir, bu da geçici bilinç kaybına kadar gidebilen durumlara yol açabilir, bu nedenle derin nefes alma işlemini yavaş yavaş uygulayın. 45-50 saniye süren bir kasılmada 5-7 adet nefes alma-verme uygundur.

    Karından nefes alma tekniği: Bu egzersiz karın kaslarınızın gevşemesine yardımcı olduğu gibi, kasılı kasların uterus üzerine gereksiz baskı yapmasını engeller:

    Yere uzanın ve ellerinizi karnınızın üzerine yerleştirin. Derin bir nefes alarak karnınızın “şişmesini” sağlayın. İçinizden beşe kadar saydığınız sürede bu pozisyonu koruyun. Nefesi ağzınızdan verin ve bu işlemi 4-5 kez tekrarlayın.

  • Adet Düzensizliği

    Adet Düzensizliği

    Adet kanamasının normal periyodunun dışında ağır olarak geçmesi, sık olması veya düzensiz olması düzensiz adet kanamasıdır. Adet kanaması düzensizliklerinin yaklaşık %25’i üreme organları ile ilgili hastalıklardan kaynaklanırken, geri kalan %75’inde hormonal düzensizlikler düzensiz adet kanamasının sebebidir. Ergenlik öncesi veya menopoz sonrası vaginal kanama olması, mutlaka araştırılması gereken ciddi durumlardır.

    Düzensiz vaginal kanamanın hormonal olmayan sebepleri arasında; cinsel organlarda travmaya bağlı kanama, rahim veya rahim ağzı iltihabı, rahim myomları, adenomyozis hastalığı, rahim iç zarının iyi huylu veya kanser türü hastalıkları sayılabilir. Düzensiz vaginal kanaması olan kadınlarda yaş önemlidir. 40 yaş öncesi olan düzensiz kanamalar çoğunlukla hormonal nedenlerle iken 40 yaş sonrasında hormon dışı sebeplerle olma ihtimali yüksektir.

    Rahim içi araç kullanımı (spiral), doğum kontrol hapı veya aylık doğum kontrol iğneleri kullanımı da düzensiz vaginal kanama yapabilir. Gebeliğin erken dönem komplikasyonları da (sözgelimi; düşük, dış gebelik, mol gebeliği) kanama şikayeti yapabilir.

    Düzensiz adet kanaması yakınması mutlaka bir jinekoloji uzmanı tarafından değerlendirmelidir. Muayene sırasında kanamaya neden olabilecek faktörler tek tek gözden geçirilir. Vagina, rahim, yumurtalıklar değerlendirilir. Ultrasonla rahim ve yumurtalıklara ait tümör varlığı araştırılır. Aynı yöntemle rahim iç zarının kalınlığı ölçülür. 40 yaş sonrası kanamanın bariz bir sebebi saptanamamışsa rahim iç zarından biopsi yapılması gerekmektedir. Bu şekilde rahim iç zarının yapısı mikroskopik olarak değerlendirilir, rahim kanseri araştırılır.

    Kanamanın sebebi üreme organlarından kaynaklanmakta ise yani hormon düzensizliği değilse tedavi nedene yönelik olarak yapılır. Sözgelimi rahim myomları varsa ameliyat tedavisi uygulanır. Tüm bu araştırmalar sonucunda kanamaya neden olabilecek bir hastalık saptanmamışsa adet düzensizliği hormonal dengesizlik nedeni iledir. Bu durumda adet düzenleyici ilaçlarla kanamalar düzene sokulmaya çalışılır. Bu tedavide çoğunlukla doğum kontrol ilaçları kullanılmakta ise de alternatif ilaç tedavileri de mevcuttur.

  • EPİDURAL ANESTEZİ İLE AĞRISIZ DOĞUM

    EPİDURAL ANESTEZİ İLE AĞRISIZ DOĞUM

    Omurganın uygun aralığından bir katater yardımıyla girip serum gibi damla damla anestezik madde verilerek belden aşağısında ağrının hissedilmesini engelleyen bir işlemdir. Gebe kadın, ağrılarının yüzde sekseni bloke edildiği için rahat bir doğum gerçekleştirilir. Ancak uygulama rahim ağzı 4 cm açıldıktan sonra yapılmaktadır. Ikınma döneminde ilaç dozu azaltılarak kadının ıkınmayı hissetmesi ve böylece doğuma aktif olarak katılması sağlanır. Böyle bir doğum düşünüyorsanız bunu doktorunuzla konuşup, doğum yapacağınız hastanede bu konuda uzman biri olup olmadığını varsa hangi koşullarda uygulandığını öğrenin. Epidural anestezi hem normal doğumda hem de sezaryende kullanılabilir.

    Her anne adayı ağrısız doğum yapmak ister.

    Ağrı herhangi bir dokudan kaynaklanabilen kompleks ve nahoş bir algılamadır. Ağrı tedavisi uzun yıllardır tıpta en güncel ve üzerinden çok çalışılan konuların başında gelmektedir.

    Normal doğum eylemi şiddetli ağrılı bir olaydır. Anneye rahat ve ağrısız doğum yaptırma arzusu ile yapılan çalışmalar sonunda sonuç vermiştir. Bu yüzyılın başlangıcından beri dünyada doğum eylemi sırasında farklı teknikler kullanılarak anne adaylarına yardım edilmiştir. Ağrısız doğumda en güvenilir ve rahat teknik epidural anesteziyle sağlanır.

  • Tüp Bebek Nedir?

    Tüp Bebek Nedir?

    Yardımcı üreme teknikleri (YÜT) ya da İngilizce adıyla assiste reprodüktif teknikler (ART) kadın vücudunda üretilen yumurta hücrelerinin özel iğnelerle vücut dışına alınarak erkeğin spermi ile laboratuvar ortamında döllenmesi ve elde edilen embriyo veya embriyoların kadın rahmi içine transfer edilmesi mantığına dayalı işlemlerdir.

    Yardımcı üreme tekniklerinin kullanılmaya başlamasıyla bugün birçok çift bebek sahibi olabilmektedir. Modern tıptaki yardımcı üreme teknikleri klasik tüp bebek ya da in-vitro fertilizasyon (IVF) ve mikroenjeksiyon ya da diğer adıyla intrasitoplazmik sperm enjeksiyonu (ICSI) dir. Modern tıptaki yardımcı üreme teknikleri klasik tüp bebek ya da in-vitro fertilizasyon (IVF) ve mikroenjeksiyon ya da diğer adıyla intrasitoplazmiksperm enjeksiyonu (ICSI) dir.

    Tüp bebek ve mikroenjeksiyon arasındaki tek fark döllenmenin şeklindedir. Mikroenjeksiyon ya da kısaca ICSI, yardımla üreme tekniklerinde gelinen en son noktalardan biridir. Bu yöntemle yumurtanın içine spermin direkt olarak girişi sağlanmaktadır. ICSI’in uygulamaya girmesi ile tüp bebek uygulamalarının ve özellikle de erkek problemlerine bağlı kısırlığın tedavi edilebilme şansı oldukça yükselmiş ve yeni ufuklar açılmıştır.

    TESE VE TESA olarak adlandırılan yöntemler ise semen örneğinde spermi olmayan ya da sperm üretimi olmasına karşılık dışarı atılamayan durumlar için kullanılan tekniklerdir.

    Örneğin erkeğin kanallarının tıkalı olduğu ve testisindeki bol sayıdaki spermi boşalma ile çıkaramadığı durumlarda erkeğin testisinden iğne ile doku alınır, bunun içinden spermler bulunur ve elde edilen spermle döllenme sağlanır. Bu işleme Testisten sperm aspirasyonu kısaca TESA denmektedir. Ya da testisten doğrudan parça/doku örneği alınır ve bu dokudan sperm elde edilir, buna datestiküler sperm ekstraksiyonu -çıkarılması (TESE) adı verilmektedir.

    TESE işlemi önceleri testisten kabaca bir iki doku parçası almak şeklindeyken şimdilerde operasyon mikroskobu kullanılarak işlem gerçekleştirilmektedir. Bu işleme de mikroTESE denilmektedir. Klasik TESE uygulamasına göre hem sperm bulma şansı daha yüksek hem de testise zarar verme olasılığı daha düşüktür.

    Testiküler sperm aspirasyonu (TESA) uygulamasında, kanalları tıkalı olan hastalarda sperm aspire edilerek yani negatif basınç ile çekilerek elde edilir. Tüm tüp bebek uygulamalarında, kullanılan değişik yumurtlama tedavilerinin ortak amacı fazla sayıda yumurta yapımını sağlamaktır. Bu tedaviye kontrollü yumurtalık uyarımı.

    Rahim kanalları (tüpleri) tıkalı olan kadınlarda
    Sperm fonksiyonlarının ileri derecede bozuk olduğu durumlarda
    Endometriozis hastalığı nedeniyle karın içinde yaygın yapışıklıkları olan ve tedavi ile gebelik elde edilemeyen kadınlarda
    İmmünolojik (bağışıklık sistemini ilgilendiren) infertilitede
    Bazı hormonal bozukluklarda
    Diğer tedavi yöntemleri ile gebelik elde edilememesi durumlarında
    Sebebi yapılan testlerle açıklanamayan infertilitede
    Kalıtsal bazı hastalıkların embriyo aşamasında teşhis edilerek sağlıklı bir bebek elde etmek amacıyla (tutunma öncesi genetik tanı yöntemleri ile beraber)
    Tekrarlayan düşükleri olan kadınlarda sağlıklı embriyoların genetik tanı yöntemi ile seçilebilmesi amacıyla
    Aşılama yöntemi ile birkaç kez uygulanmasına rağmen gebelik elde edilememişse

  • Neden Çocuğumuz Olmuyor?

    Neden Çocuğumuz Olmuyor?

    İnfertiliteya da yaygın deyişle kısırlık daha önce hiç gebelik oluşmaması ya da önce gebelik oluşmasına rağmen sonradan bir başka gebeliğin oluşmaması şeklinde ortaya çıkabilir. Tüm kadınların yaklaşık %25’i yaşamlarının herhangi bir döneminde infertilite ile karşılaşacaklardır.
    Kadınların doğurganlık açısından en verimli oldukları yaş 25 yaş civarıdır ve özellikle 35 yaşından itibaren bu doğurganlıkta belirgin bir azalma gözlenir. Bir çiftin 3 aylık bir dönemde gebeliğe ulaşma şansı ortalama olarak %57, 6 aylık sürede bu oran %72, 1 yıl sonunda %85, 2 yıl sonunda ise %93’dür. Bir başka deyişle, özellikle genç çiftlerde çok da aceleci olmamak gerekir.
    Yaşları 25’den genç olan çiftlerde infertilite tetkiklerine başlamak için 2 yıl kadar beklenebilir. Yaşları 30’dan fazla olan çiftlerde ise kısırlık tetkiklerine başlamak için duruma göre 6 ile 12 aylık bir sürede gebelik oluşmaması yeterli kabul edilebilir.
    Öte yandan kısırlık tedavisinde bir tedavi protokolünü en az 6 ay sürdürmek gerekir. Ayrıca çiftlerin her şeyden önce bilmeleri gereken şey bu tedavi sürecinin sabır gerektirdiğidir.
    Erkekte yaşın fertiliteye (üretkenliğe) olan etkisi tartışmalıdır. Erkek üretkenliği 35 yaş dolayında en yüksek değerlere ulaşmakta ve 45 yaşından sonra belirgin bir düşüş göstermekle birlikte 80’li yaşlarda bile baba olabilen erkekler bilinmektedir ve bu konu kadın yaşı kadar önem taşımamaktadır.
    Erkeğe bağlı sebepler % 25-40, kadına bağlı olan % 40-55, her ikisine de bağlı % 10-15, açıklanamayan sebepler ise % 10-15 oranındadır. Bir başka deyişle infertiliteden hemen hemen çiftlerin her ikisi de aynı derecede sorumludur.
    Çift ile yapılacak detaylı bir görüşme ve muayene ile bazı sebeplerin daha baştan ortaya konması mümkündür. Bu görüşmenin ardından temel tetkiklere geçilir:
    Öncelikle kolay bir tetkik olan erkeğin değerlendirilmesi amacıyla sperm tahlili spermiogram yapılır. Yaklaşık 2-5 günlük bir cinsel perhizden sonra erkek mastürbasyon ile sperm örneği verir ve laboratuvarda bunun Dünya Sağlık Örgütü kriterlerinde değerlendirilmesi yapılır. Spermlerin sayısı, hareketliliği, canlılık oranı ve şekilleri incelenir. İltahap hücreleri olup olmadığı, tıbbi tedavi ile yapılabilecek birşey olup olmadığı araştırılır.
    Normal kabul edilebilecek bir sperm tahlilinde Dünya Sağlık Örgütü’nün kriterlerine göre mililitrede 20 milyon sperm olması, bunların en az yarısının hareketli (canlı) olması veya ileri doğru hareket eden sperm oranının tüm spermlerin en az % 25’i olması ve normal şekilli spermlerin de boyanarak detaylı değerlendirme (Kruger Kriterleri) ile en az % 14 ve üzerinde olması gereklidir.
    Unutulmamalıdır ki anormal çıkan tek bir spermiyogram ile erkek kısırlığı tanısı koymak uygun değildir.
    Erkeklerin sperm sonuçları dalgalanmalar gösterdiğinden dolayı anormallik durumunda tetkikin 4-6 hafta ara ile en az 2 kez tekrarlanması gerekir.

  • Erkek İnfertilitesi ve Tanı ile Tedavide Yeni Bir Seçenek

    Erkek İnfertilitesi ve Tanı ile Tedavide Yeni Bir Seçenek

    Yapılan çalışmalara göre erkeklerde sperm sayısı dünya genelinde her sene azalmakta olup, 50 sene öncesine göre sperm sayısı yaklaşık olarak %50 azalmıştır. Bu azalma neticesi Dünya Sağlık Teşkilatı 2010 yılında normal kabul edilen sperm değerlerini düşürmek zorunda kalmıştır. Normal sperm değerlerinde kötüleşmede cep telefonları, hormonlu gıdalar, artmış yağlı beslenme ve artmış çevresel toksinlerin(ağır metaller ve haşare zehirleri) önemli rol oynadığı düşünülmektedir. Dünya üzerindeki ülkeler karşılaştırıldığında, sanayileşme oranı artıkça sperm değerlerinde bozulmanın da arttığı görülmektedir.
    İstatistiksel olarak düzenli ilişkiye rağmen çocuk sahibi olamayan (infertilite) çiftlerin %30-40’ında erkek faktörü olup, her 5 infertil çiftin birinde tek infertilite nedeni olarak erkek faktörü bulunmuştur. Her 20 erkekten birinde değişik oranlarda sperm sayı ve/veya fonksiyon problemi olduğu tahmin edilmekte olup, erkeklerde yüzde bir oranında azospermi(Menide hiç sperm bulunmaması durumu) görülmektedir.
    Sperm üretiminde yetersizliğe sebep olan nedenlerin başında koromozomal ve genetik problemler, doğuştan inmemiş testis ve infeksiyöz nedenler bulunmaktadır. Genital bölgede ağrıya da neden olabilen ve halk arasında sıklıkla bilinen bir hastalık olan varikosel de sperm üretiminde düşüklüğe neden olabilmektedir. Varikosel normal erkeklerin %15’inde, infertil erkeklerin %40’ında görülür. Sperm üretimini azaltan diğer nedenler ise hormonal nedenler, ilaçlar, kimyasal madeler, radyasyon zararı, alkol ve sigaradır. Sigara içimi ile vücuda kadmiyum girer ve testislere zarar verir.
    Çocuğu olmayan bir çiftin araştırılmasında kadına ait tüm bulgular normal olduğunda erkeğin sperm değerlerine göre tedavinin şekline karar verilmektedir. Tedavide en yaygın kullanılan iki yöntem intrauterin inseminasyon(aşılama) ve tüp bebektir. Hafif erkek faktöründe aşılama ile %10-15 oranında gebelik elde edilebilir. Sperm parametrelerinin belli eşik değerlerin altında olduğu durumlarda ise tek şeçilecek yöntem tüp bebek ve mikroinjeksiyondur.
    Erkek infertilitesi için bilinen sebeplere son zamanlarda yeni bir tanesi eklenmiştir.Oksidatif stres olarak bilinen bu bozukluk spermde DNA hasarı yaratarak infertiliteye neden olabilir.Sperm kalitesi düşük olan hastalarda oksidatif strese neden olan serbest oksitatif radikallerin fazla olduğu gösterilmiştir. Yaş artıkça spermde DNA hasarı artar ve artmış DNA hasarının erkek infertilitesinde önemli rol oynadığı gösterilmiştir.
    Serbest oksidatif radikaller döllenme için gerekli oldukları halde, fazla üretimi spermde hareket kaybı ve DNA hasarı yoluyla sperm fonksiyonuna zarar vermektedir. Böylelikle erkek üreme sisteminde birçok patolojik süreci başlatabilmektedir. Sperm DNA hasarının, infertil erkeklerin %30-80’inde önemli katkısı olduğu gösterilmiştir.Vitamin C, vitamin E, beta-karoten gibi besin takviyeleri kullanılarak bu zararlı etkinin azaltılabileceği düşünülmektedir.
    Mevcut oksidatif stres tespit modelleri tam bir ölçüm sistemi içermez ve klinik uygulamalar açısından kullanışlı değildir. Spermlerdeki DNA hasarını ölçmek için klinik kullanımı uygun cihazlar geliştirilmiştir. MİOXSYS cihazı Oksidasyon-Redüksiyon Potansiyel prensibine dayanır ve elektron alış verişini ölçer. Yaklaşık 4 dakikalık bir sürede sperm DNA hasarını öngörme olanağı bize tedavide uygun yaklaşımı seçme olanağı vermektedir. Özellikle tüp bebek tedavisinde mikroenjeksiyon yönteminde DNA hasarı olmayan spermin kullanılması ile daha yüksek gebelik oranları elde edilebilmektedir.

  • GENEL JİNEKOLOJİ

    GENEL JİNEKOLOJİ

    GENEL JİNEKOLOJİ

    Jinekoloji; kadın üreme sistemleri hastalıkları ile ilgilenen çok geniş ve detayı olan bir tıp uzmanlık alanıdır. İngilizce “Gynecic” kelimesinden gelir ve “kadın ile ilgili” anlamını taşır.

    Genel anlamda jinekoloji, aşağıdaki başlıklar altında ele alınır :

    Over (Yumurtalık) ile ilgili hastalıklar
    Uterus ile ilgili hastalıklar
    Serviks ile ilgili hastalıklar
    Genital enfeksiyonlar
    Cinsel yolla bulaşan hastalıklar
    HPV (Human Papilloma Virus)
    Diğer konular (Meme hastalıkları, Kasık Ağrıları, .. vs.)
    Jinekoloji; kızlık zarı, adet kanamaları, adet ağrıları, anormal kanamaları içine alır.

    Jinekolojik muayene, genellikle hastayı fiziksel ve psikolojik olarak rahatsız eder. Normalde cinsel faliyeti olan herkesin yılda en az bir kere düzenli muayene olması gerekir. Bu olabilecek hastalıklar için erken teşhisi sağlayabileceği gibi istenmeyen üzücü durumların yaşanmasını da azaltacaktır.

    Eğer muayeneye ilk kez geliniyorsa, aksi istenmediği takdirde, yalnızca doktor ve hasta arasında kalacak bazı özel bilgileri doktor kayıtlarına almak için soracaktır. Bunlar;

    Hastanın kişisel bilgileri (ad, soyad, doğum tarihi, medeni hal, bekarsa cinsel ilişkiler, evliyse süresi,.. vs.)
    Hastanın jinekolojik geçmişi (adet kanamaları, süreleri, ağrıları, vajinal sıkıntılar, idrar sıkıntıları, cinsel ilişki sırasında yaşanan sıkıntılar,.. vs.)
    Hastanın muayeneye gelmesini gerektiren sıkıntısı
    Hamilelik (varsa) öyküleri (daha önce hamile kaldı mı, kaç kez kaldığı, sonuçları, doğum şekilleri, doğum kontrol yöntemleri, .. vs.)
    Genel sağlık bilgileri (Tanısı konmuş bir hastalığı olup olmadığı, ameliyatları, kullandığı ilaçları, alerjisi olup olmadığı, …vs.)
    Aile öyküsü
    Bu bilgiler alındıktan sonra muayeneye geçilir. Muayene 3 aşamalıdır:

    – Dış genitallerin muayenesi

    – Spekulum muayenesi

    – Elle muayene (Bimanuel muayene)

  • Gebelik ve Bulantı Kusma

    Gebelik ve Bulantı Kusma

    Hiperemezis gravidarum (gebelik kusması) , gebenin aşırı bulantı ve kusma şikayetlerine ketoasidoz ve %5 kilo kaybı eklenmesi ile ortaya çıkar. Bu tabloda sıvı kaybı, elektrolit dengesizliği ,asit baz dengesinde bozulma ve bunu takiben ağır beslenme yatersizliği ortaya çıkar. İhmal edilen veya uygun tedavi edilmeyen hastaların kaybedildiği bile rapor edilmiştir.
    Hastaneye yatmayı gerektirecek kadar ağır hiperemzis gebelerin %0.3-2 sinde görülür.

    Belirtiler
    Hastalığın tanımlayıcı şikayeti aşırı nedensiz bulantı ve agresif kusmadır.Diğer eşlik eden bulgular ise pityalizm ( aşırı tükürük salgısı ), halsizlik, yorgunlukdur.

    Hastalar ayrıca uyku bozukluğu, koku duyusunun aşırı hassaslaşması, anksiyete, yutkunma güçlüğü, dikkat azalması, duygu durum bozukluğu yaşayabilirler.

    Tanı
    Özel bir fizik muayene bulgusu yoktur. Hastanın idraryolu enfeksiyonu, sindirim sisteminin diğer hastalıklarından ayırt etmek gerekir.
    İlk Muayene Esnasında Yapılacaklar

    Vital bulgular, kan basıncı ve nabız sayımı,
    Kilo takibi,
    Sıvı dengesinin tespiti
    Troid muayenesi,
    Labarotuvar testleri,
    Nörolojik muayene ve kardiolojik muayene gerekli durmlarda yapılabilir.

    Başlangıç İdrar Tahlilleri
    Tam idrar tahlili
    Serum elektrolit düzeyleri ve keton araştırması
    Karaciğer enzimleri
    TSH ve serbestT3 düzeyleri
    Hematoctrit düzeyi
    Kalsiyum düzeyi
    Hepatit paneli

    Aşağıdaki Görüntüleme Yöntemleri Uygulanır.

    Obstetrik Ultrason: Çoğul gebelik veya trofoblastik hastalık varlığını ekarte etmek için gereklidir.
    Üst abdominal ultrason: Klinik şüphe varsa pankreas ve safra yollarını görüntülemek gerekir
    Abdominal MR/BT: Klinik olarak apendisit gibi sindirim sisteminin akut acil bir hastalığı düşünülüyorsa uygulanır. Abdominal mr/BT hastanın klinik görüntüsü ani başlangıçlı ve gürültülü bir tablo ise ve muayene bulguları hastanın hikayesi hiperemezisden farklı bir durum düşündürüyorsa mutlaka uygulanmalıdır.
    Üst gastrointestinal sistem endoskopisi gebelikte üst gastrointestinal sistemi kanması düşünülüyorsa güvenle uygulanabilecek bir methodtur.

    Tedavi

    Başlangıç tedavisi koryucu, minmal invazifdir. Dietin ayarlanması, sıvı dengesini sağlanması, bulantının baskılanması temel tedavidir.

    İlaç Tedavisi

    Gebelik bulantılarının tedavisinde FDA tarafından onaylı tek ilaç doxylamine/pyridoxin dir. Antihistaminikler, fenotiazin grubu antiemektikler ve motilite düzenleyicleri Metoklopramid (metpamid tablet) kullanılır. İnatçı vakalarda ondansetron (zofran tablet) ve steroidler (deltakortil tablet) kullanılır.
    Bitkisel ürünlerden ise zencefilin faydalı olduğu vakalar mevcuttur.

    Gebenin hayatını tehdit eden ağır dirençli hiperemezis vakalarında gebeliğin sonlandırılmasıda olası bir seçenektir.