Kategori: Kadın Hastalıkları ve Doğum

  • Hypnobırthing Doğum

    Hypnobırthing Doğum

    1913 yılında, Dr.Grantly Dick Read Londra’da yoksulluğun hüküm sürdüğü varoş mahallelerinden birine doğuma çağrılır. İçinde gaz anestezi ilaçları da olan çantasını yanında, çamurlu yollardan geçerek doğum olan eve varır. İçeri girdiğinde içeride alışık olmadığı bir sessizlik, loş bir ortam vardır. Hemen kloroform vermek için hazırlık yaptığında gebe istemediğini belirtir. Dr.Dick Read geri çekilir ve kadının hafiften biraz daha güçlü nefeslerle bebeğini doğurmasını izler. Kadın, doğumu tek başına, yardımsız bir şekilde gerçekleştirir ve hemen bebeğini kucağına alır. Dr.Read şaşkınlık içindedir ve kadına niçin ağrı çekmek istediğini ve anestezi almak istemediğini sorar. Kadın ona asla unutamayacağı şu yanıtı verir: ‘Ağrımadı ki… Zaten ağrı olması gerekmiyordu, değil mi doktor?’ Yoğun bir Doğu Londralı aksanıyla verilmiş bu dürüst yanıtın on yıllar boyunca doğum üzerinde derin bir etkisi olmuştur. Bu kadında diğerlerinde eksik olan şey ‘KORKU’ydu.

    HipnoBirthing doğumunun temelleri Dr.Grantly Dick Read’in çalışmalarına dayanır. HypnoBirthing daha sakin, korkusuz ve coşkulu bir doğum yapabilmeniz için kullanabileceğiniz doğum yöntemlerinden biridir. Hypnobirthing size ve eşinize derin gevşeme, özel nefes teknikleri, rehberli imgeleme teknikleri ile doğumda bedeninizi nasıl rahat bırakabileceğinizi öğreterek, daha bilinçli ve farkında bir doğumun kapılarını açar.

    Daha sonra 1942 yılında ilk baskısını yapan KORKUSUZ DOĞUM kitabında bugün hala tüm hamile eğitim felsefelerinin temeli olan Dick- Read metodunu anlattı. (2) Doğumda temel problem kadınlarımızın doğumdan duydukları korkuydu ve bunun yarattığı KORKU-GERGİNLİK- AĞRI sendromu doğumda kadınlarımızı zorlayan ağrının temel sebebiydi.

    Dick-Read metodunun temel felsefesi korkunun giderilmesi için bilgilendirme, nefes teknikleri ve özellikle derin gevşemenin kullanılmasıydı. Kitabında da bu konuya özel bir önem vermişti HypnoBirthing Enstitüsünün kurucusu Marie F. Mongan 1987 yılında hipnoterapi sertifikasını aldıktan sonra bunun doğumda ilk uygulamasını kendi kızıyla yaptı.1990 yılında kızı Maura doğum boyunca sadece kendine ve bebeğine konsantre olarak, hiçbir ağrı çekmeden, çalışan sağlık personellerinin şaşkın bakışları altında oğlu Kyle’yi dünyaya getirdi.

    Marie Mongan bu konuda çalışmalarına ağırlık vererek şu anda dünyada gittikçe yaygınlaşan, kadınlarımıza daha sakin ve bilinçli bir doğumun kapılarını açan Mongan Metodu’nu geliştirdi.(4) Halen Amerika’da merkezi olan HypnoBirthing Enstitüsü düzenli aralıklarla kurslar organize ederek hamile eğitimi yapmak isteyenleri yetiştirmektedir.

    Hipnozla doğum yönteminde; korku, stres ve acı sendromu ortadan kalktığı için anne adaylarının çoğuna bu yöntemde daha az ilaç kullanılıyor olması bu yöntemin en önemli avantajlarından biridir. Ayrıca korku nedeniyle gerginlik sonucu ağrı duyma doğum öncesinde, sırasında ve sonrasında yaşanmaz. Kimyasal ağrı kesicilere çok az miktarda veya hiç ihtiyaç duyulmaz. Anne ve bebek daha uyanık olur. Doğumun birinci fazı (açılma fazı) birkaç saat kısalır. Böylece doğumun toplam süresi kısalır. Sancı sırasında yorulma önlenildiğinden asıl doğum anı için gerekli olan enerji, uyanıklık ve tazelik sağlanır. Kısa ve sık nefes alımı sonucu annede oluşabilecek, bebeğe de zararlı olan hiperventilasyon önlenir. Bunun sonucunda bebeğin kalp hızında oksijen eksikliği nedeniyle bir sorun oluşmaz. Anne-bebek-doğum eşi (partneri) arasındaki ilişkiyi güçlendirir.

    Doğum sonrası nekahat dönemi daha kısa sürer, toparlanma daha hızlı gerçekleşir. Doğum doğanın öngördüğü gibi yine doğal, güzel, sakin ve kutlanılması gereken bir eyleme dönüşür. Anne adayının eşi doğuma aktif katılıp anneye yardımcı olabilir.

    HypnoBirthing tekniğinde doğuma hazırlanırken korkularımızdan kurtulmak ve içimizdeki zaten var olan doğum yapma güdülerimizi keşfetmek için derin gevşeme, rehberlik eşliğinde imgeleme ve hipnoz kullanılır. Hipnoz basitçe bir telkinin kabul edilme halidir. Hipnoz tamamen kişinin kendisinin izin verdiği, bilinçli bir derin gevşeme durumudur. Sanıldığının aksine hipnoz bir uyku durumu değil tersine bilinçaltının aktif olduğu derin bir uyanıklık halidir. Hipnoz bilinçaltınızla bütünleştiğiniz ve iç dünyanızın derinliklerine ulaştığınız bir yolculuktur.

    Yine doğuma hazırlık, suda doğumlar, hastanelerde ev tipi odalarla doğum felsefelerinde yeni bir çığır açan doktorlardan biri olan Fransız Dr.Michel Odent doğumun bilinçle değil bilinçaltıyla yapılması gereken bir eylem olduğunu savunmaktadır. Ona göre doğum bilincin dinlendiği ve tüm kontrolün bilinçaltına bırakıldığı derin bir gevşeme durumu olmalıdır.

    Bilinçaltımızda geçmişten gelen inançlar ve korkular doğumda engelleyici bir güç oluşturmaktadır. İşte bu korku doğumdaki ağrının asıl kaynağıdır. İşte bu aşamada HypnoBirthing devreye girer. HypnoBirthing kelimelerle çalışır bu yüzden kendi doğum dili de pozitiftir. Örneğin sancı yerine kasılma veya dalga, ıkınma yerine bebeğe yol verme gibi terimler kullanılır. Doğumun mekanizmaları anlatılırken aslında her gün yaşanan ve ağrısız olması gereken bir kas eylemi olduğu, doğumda ağrıyı daha çok gerginlik ve korkuların yarattığı mesajı verilir.

    2005-2006 yıllarında HypnoBirthing yöntemi ile doğum yapan 596 gebenin verileri karşılaştırılmış. Hypnobirthing annelerinde sezaryen ile doğum oranının %17 olduğu tespit edilmiştir. Diğer gruptaki % 32 ile karşılaştırıldığında Hypnobirthing annelerinin doğal bir doğumu yaşama şanslarının daha fazla olduğu görülmektedir. Aynı zamanda bu raporda doğuma müdahale oranlarının çok daha az olduğu görülmektedir. Doğumda epidural anestezi, indüksiyon, serum takma, doğumun indüksiyonla hızlandırılması gibi müdahalelere çok daha az yer verilmiştir. En önemlisi yöntemi uygulayan tüm anneler bundan memnun olduklarını ifade etmişler, %94 gibi bir oranda doğumdan hemen sonra kendilerini sağlıklı hissettiklerini belirtmişlerdir.

    HypnoBirthing ile gebe korku nedenli gerilimin yerine güvende hissetmeyi öğreniyor. Kadın bedeninin doğum için ideal şekilde biçimlendirilmiş olduğunu görüyor. Normal doğumun sancılı olması gerektiğine dair yanlış inancın yerine olumlamalarla vücudunu gevşeme tekniklerini öğreniyor.

  • Hipnozla Doğum

    Hipnozla Doğum

    Hipnozla doğum medyatik isimlerin yaptığı doğumlarla gündeme oturdu. İnsanlar kolay ve rahat doğumun büyüsüne kapılıp heyecanlandı. Özgü Namal evde hem de hipnozla doğum yaptı. İngiltere Kraliyet ailesinin genç çifti Prens William’ın, hamile eşi Kate, hipnozla doğum yaptı. Bugün sizlere hipnozla doğum ve hipnobirthing doğum farkındalığını ve doğumda bize faydalarını paylaşacağım.

    Günümüz kadınının korkulu rüyası oldu doğum. Çalışan annenin çocuk bakıp büyütmesi, bakıcı sorunu gibi sorunlar unutuldu, tek derdimiz nasıl doğuracağım oldu. Şimdilerde hipnozla doğumu duyan anne adayları bunu sallanan bir saate bakarken uyumak o ara pıt diye bebeğinin kucağına gelmesi, ardından da uyanmak şeklinde düşünüyorlar ki durum böyle değil.

    Doğumun temel felsefesi gevşemeyi bilmektir. Gevşemeyi çözen anne, korkulu bir doğumu değil keyifli rahat bir doğumu yaşar. Gevşemeyi sağlayan bir sürü yöntem vardır. Doğumda doğru nefesi kullanma, masaj, aroma terapi, duş, suda yatmak, hipnoz, dua etmek, akua bası, akupunktur, homeopati vb. Hipnoz bu yöntemlerden sadece bir tanesi.

    Hipnozla doğumun en çok bilineni İngiltere de uygulanan Hipnobirthing doğumdur. Dick Read prensiplerine dayanır. Hipnozla doğumdan farkındalığı vardır. Bu doğumda gebe doğum öncesi yeterli ve pozitif doğum bilgisi almalıdır. Doğumda doğru nefesleri nerede nasıl kullanması gerektiğini öğrenir. Hatta bu eğitimlere eşiyle birlikte katılarak destsek alır. Gevşeme tekniklerini kullanır, zihinsel arınma ve imajinasyon, hipnozla korkuların giderilmesini öğrenir. Oto hipnoz yapmayı bilir ve doğum öncesi öğrendiği oto hipnoz tekniğini travay esnasında kendi kendine içsel yolculuğunda çok rahat kullanabilir. Aktif doğum tekniklerini kullanabilir. Artık kendine her anlamda güveni gelen gebe doğumda tercihler bile sunmaya başlar.

    Hipnozla doğumda ise gebenin doğum öncesi böyle bir eğitim almasına ihtiyaç yoktur. Amaç ağrıya ve ağrı algısının değişimine odaklanmaktır. Hipnoz telkinleri ve teknikleri ön plandadır oto hipnozla korkular çalışılabilir. Bu konuda tecrübeli bir hipnoterapist ya da mümkünse kadın doğum hekimi aynı zamanda da hipnoterapist ise güven duygusu daha yoğun olacağı için telkinin gücü de o kadar artacaktır. Bilinmesi gereken bir şeyde herkesin hipnoz olamayacağıdır. Toplumun yüzde onluk kesimi hipnotik telkine yatkın değildir.

    İster hipnoz, isterse hipnobirthing ile doğum yapan anne bebekleri inanılmaz derecede huzurlu ve mutlu doğarlar. Doğum sonrası yaşanılan ten tene temas anne bebek arası bağlanmayı da oldukça artırır. Bu da güven dolu bir neslin varlığı için ilk adımdır. Unutulmaması gereken bir şey hayat doğumla başlar. İlk günden doğum sarsıntısı yaşamadan huzurla dünyaya gözlerimizi açalım.

  • Suda Doğum

    Suda Doğum

    Yaşam kaynağı olan su, rahatlık, temizlik ve huzur anlamına gelir. Suyun rahatlatıcı ve gevşetici etkisi nedeniyle suda doğum yöntemi yıllardır alternatif bir yöntem olarak gebelerde kullanılmaktadır. İlk suda doğumun 1803’de Fransa’da olduğu belirtilmiştir. Sonrasında Rusya, İngiltere, Kanada, Avustralya gibi ülkelerde uygulanmıştır.

    Fransız Dr. Michel Odent’in hastane ortamında doğum havuzlarını kullanması ile bu tekniğin kullanılması yaygınlaşmıştır. İngiltere Kraliyet Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanları Derneği’nin 2009 yılında normal takipli gebelere suda doğum seçeneğini alternatif bir yöntem olarak sunmuş ve aktif hayatta da bunu uygulayan bir ülke olmuştur. Amerikan Kadın Hastalıkları ve Doğum Derneği 2014 yılında suda doğumun halen deneysel aşamada bir yöntem olduğu görüşünü savunmuştur.
    Suda doğumun alternatif bir yöntem olarak pek çok avantajı vardır. Doğumda kullanılan ılık su kasları gevşetmekte, endorfin hormonu salınımını artırmaktadır. Gebe bu etkilerden dolayı kasılmaları daha az ağrılı hisseder. Uterusa giden kan miktarı artar ve rahim daha güçlü kasılır. Ilık su içinde perine kasları rahatlar gevşer. Bebeğin başı daha rahat aşağıya doğru iner. Epizyo açılmasına ihtiyaç kalmadan doğal sıyrıkları ile doğar. Perine hasarı daha az görülür. Doğum süresi kısalır. Doğumda ilaç /analjezi kullanımı ve müdahaleler azalır. Gebenin doğuma odaklanması kolaylaşır. Suyun içinde mahremiyet daha rahat sağlanır. Doğuma odaklanması kolaylaşır. Anne rahatlığı ve memnuniyeti artar. Gebenin doğuma aktif katılımı sağlanır. Sezaryen oranları düşer. Suda doğum anne gibi bebeği de olumlu olarak etkiler. Bebek uterus içindeki ılık su ortamından dışardaki ılık havuzuna yumuşak bir geçiş yapar. Yeni doğanın doğum travması ve korkusunu yaşamadan sessiz sakin bir ortama doğmasıdır. Doğum travmatik olmadığından da bebek terk edilmişlik ve panik duygusu yaşamaz.

    Suda doğumda su ortamından diğer bir su ortamına geçen bebek, doğum havuzundaki ilk anlarında ihtiyaç duyduğu oksijeni tıpkı anne karnında olduğu gibi kordondaki anne kanından alır. Doğum havuzundaki suyun sıcaklığı ve bebeğin suyun içinde olması nefes alma refleksini engeller. Nefes alma refleksi bebek sudan çıkarıldığında havuza göre soğuk bir ortamla karşılaşmasıyla harekete geçer ve bebek suyun dışında nefes almaya başlar.
    Yer çekiminin suda azalması, annenin oturarak aktif doğum yapması, doğumu kolaylaştır. Ayrıca suda doğum düşünen kadınların bu kararlarını hekimleri ile birlikte vermeleri gerekir. Hekimlerinde bu konuda eğitim almış ve tecrübeli olması önerilir, yüksek riskli gebelerin, annede enfeksiyon olanların veya normal doğuma uygun olmayan gebelerin suda doğum yapmamaları daha uygundur. Su havuzlarının bakım ve temizliği önemlidir. Tek kullanımlık steril malzemeler bu iş için idealdir. Fetüs suda iken uygun monitorizasyon gereklidir.
    Dünyada ve özellikle İngiltere’de suda doğum yaygın olarak kullanılmaktadır. Ankara’da bir süredir gebelerimize seçenek olarak sunduğumuz suda doğum yönteminin ülkemizde giderek daha çok tercih edileceğini ve bu imkanı sağlayan hekim ve sağlık kuruluşlarının sayısının artacağını düşünüyoruz.

  • Ten Tene Temas

    Ten Tene Temas

    Bebeğin doğumdan sonra ilk dakika ve saatler içinde karşılaştığı ortam ve davranışlar onun gelişiminde olumlu veya olumsuz birçok etki bırakacaktır. Yapılan birçok araştırmalar doğar doğmaz bebeğin annesiyle ten tene temas sağlanmasının önemini vurgulamaktadır. Doğum sonrası bu yaşamdaki ilk saat çok önemlidir, bu süreçte bebek annesiyle tanışmakta ve bir aile oluşmaktadır. Bu özel zaman dilimine hiçbir şekilde zorunlu olmadıkça müdahale yapılmamalıdır. Güvenli bağlanma doğum anında ten tene temas ile başlar. Çocuk doğduğunda ve ilk iki ay anneyi kendisinin uzantısı gibi algılar. Annesini görmemesi onu kaygılandırır. Annesi ile güvenli bağlanma yaşayan çocuklar ileride kendisi ve toplumla barışık bir şekilde yaşar.

    Bebeğin ağlayıp ilk solunum hareketini yaptıktan sonra anne ile bebek arasındaki ten tene temas ile ilk bağlanma sağlanmalıdır. Doğumdan sonraki ilk 30 dakika bebeğin en uyanık olduğu dönemdir. Ten tene temas sezeryan uygulanan vakalara da uygulanabilir. Prematür bebeklerde bile ten tene temasın birçok faydaları görülmüştür. Bebeğin doğumundan sonraki ilk birkaç hafta mümkün olduğunca ten tene temas sağlanmalıdır. Anne ile temas bebeğin yaşam alanıdır. Bebeği bu alandan koparırsanız strese girer. Dünya Sağlık Örgütü 2003 yılından itibaren yenidoğan bebekler için ten tene teması önermektedir. Anne uygun olmadığı durumlarda bebeğin en tanıdığı diğer kişi baba ile ten tene temas sağlanmalıdır.

    Ten tene temas ile bebeğin solunumu düzene girer, kan şeker seviyesi düzenlenir, bebek vücut sıcaklığı korunur, stres hormonu seviyesi düşük kalır, bebek daha çabuk uykuya geçer, daha uzun uyur ve ağlama sıklığı düşer. Annelerde ten tene temas ile oksitosin hormonu salgılanır. Bu hormon bebeğin annesine dokunduğu, memesini ararken yaptığı temaslar nedeniyle hormon salınımını en üst noktaya çıkmaktadır. Aşk hormonu olarak ta bilinen oksitosin hormonu sayesinde annede rahatlama, bebeğe bağlanma ve bebeğe bakım verme isteği ortaya çıkar. Bebek açısından bakıldığında anneden ayrılmak hayatı tehdit eden bir durumdur. Ayrılık durumunda bebek annenin sağladığı sıcaklığa ve korumacılığına tekrar kavuşmak için ağlar ve aşırı tepkiler verir. Bebek annesinden ayrıldığında vücut ısısında düşme, kalp atımında azalma ve kan şekerinde düşme meydana gelir. Kısa dönem ayrılık bebekte bir sıkıntı oluşturmadığı görülmekle birlikte ayrılığın uzun sürmesi bebeğin ileriki hayatında kalıcı hasarların oluşmasına sebebiyet verecektir.

    Sonuç olarak bebeğin doğumdan sonraki hayata uyum sağlayabilmesi için ten tene temas önemli yer tutmaktadır. Fizyolojik faydaları yanında psikolojik olumlu etkileri de bulunmaktadır. Yapısal ve fonksiyonel olarak bebeğin beyin gelişimine katkısı vardır. Doğum sonrası bebek ile anne arasında ilk tanışmayı ten tene temas ile sağlayarak sağlam bir yuvanın kurulması yönünde büyük bir adım atılmasına vesile olunacaktır.

  • Anne Dostu Sezeryan

    Anne Dostu Sezeryan

    Sebep ne olursa olsun. Bebekten kaynaklanabilir. Anne kaynaklı olabilir, sistemik hastalıklar vb… sayamayacağımız kadar bir sürü faktör bizi doğum şeklimizi sezeryan olmaya yönlendirebilir. Sezeryana hiçbir zaman karşı olmadık.Bir ameliyat olan bu doğum şekli ; hekimin , bebeğin, annenin belki de kurtarıcısıdır. Eğer herşey yolunda giderken acil sezeryan yapmak gerekmiyorsa, zamanı ve şartları ayarlama imkanımız varsa Anne Dostu Sezeryan neden olmasın diye soruyorum.

    Her şey yolunda giden bir gebelikse acil sezeryan yapma zorunluluğumuz yoksa , bebek ne zaman gelmek isterse o vakit gelsin. Ameliyathanede kaygıya sebep olan faktörleri azaltabiliriz. Mümkün olduğunca gebeye destek sağlayabiliriz.

    Şartların uygun olduğu vakalarda ten tene temas olmassa olmazımızdır. Anne ile güvenli bağlanmanın ilk adımıdır ten tene temas .

    Doğum şekli sezeryanda olsa doğana ,doğurana,doğuma ,doğum ekibine saygı duyduğumuz doğum yöntemidir.

  • Doğal Doğum

    Doğal Doğum

    Kadın bedeni çok güzeldir, nasıl doğum yapacağını bilir. Bebekler sakin bir şekilde dünyaya gelir. Yeter ki biz hekimler buna inanıp beklemeyi ve sabretmeyi bilelim. Doğum yapan bedenin içgüdülerine kulak verelim. Doğumun fizyolojisine saygı duyalım. Kısaca her şey yolunda gidiyorsa dokunmayıp takipçisi olalım, yalnızca gerektiği yerde ve gerektiği zamanda doğum eylemine müdahale etmeliyiz. Doğal doğum da hormonlar aktif olarak salgılanır. Sevgi hormonu oksitosindir. Doğumun rahat geçmesini sağlayan ve bağlanmadan da sorumlu olan endorfindir. Annenin doğum anında enerjisini sağlayan adrenalindir. Doğum sonrasında da bebeğine bakım verme gücünü sağlar. Doğum sonrasında emzirmeden sorumlu olan prolaktin hormonudur.

     
    Yeni doğan bir bebek annesine ihtiyaç duyar. Oysaki en doğal küvez anne kucağıdır. Anne bebek bağlanmasında ilk 30 dk. Çok kıymetlidir. Planlanarak yapılan sezeryan ve indüklenen doğumlarda, bebek kendisini birdenbire dış dünyada hazırlıksız bulur bu durum anne ve bebek bağlanmasını negatif yönde etkiler ve emzirme problemlerini de beraberinde gelir. Bebeğin tek ama tek ihtiyacı annesidir.

  • Gebelikte Diyet ve Beslenme

    Gebelikte Diyet ve Beslenme

    Gebelikte ideal beslenme dengeli beslenme ile sağlanabilir. Sağlıklı ve dengeli beslenme biçimini tercih etmek, daha az sorun yaşanmasına yardımcı olur. Gebelikte bebeğin tek besin kaynağı annedir. Çeşitli besin gruplarından düzenli biçimde alınmalıdır.

    Gebelik döneminde bol sıvı alınması, tuzun az tüketilmesi, çay – kahve gibi kafein içeren içeceklerin az tüketilmesi, alkol ve sigaradan uzak durulması özellikle tavsiye edilmektedir. Kadınlarda demir eksikliğinin çok görüldüğü ülkemizde demir eksikliği konusunda doktorun önerilerine dikkatle uyulmalıdır.

    Gebelikte protein gereksinimi artar. Balık, et, süt, süt ürünleri, baklagiller düzenli tüketilmelidir. Normalden iki katı kadar fazla kalsiyum tüketilmelidir. Bu bebeğin kemik ve diş yapısının sağlıklı oluşmasını sağlayacaktır. Süt, yoğurt, yeşil yapraklı sebzeleri kalsiyum gereksinimi için alınabilir. Lifli gıdalar gebelikte sık görülebilen kabızlığı minimize edecektir. Folik asit gebeliğin ilk döneminden beri özenle alınması gerekmektedir. Yeşil sebzeler folik asit açısından zengindir.

  • Gebelikte Kansızlık (Anemi)

    Gebelikte Kansızlık (Anemi)

    Genel olarak kadınlarda kansızlık çok sık rastlanan bir sağlık problemidir. Gebelik esnasında da değişik risk faktörlerine göre görülebilmektedir. Anne adaylarının % 50 sinde bu problem görülmektedir.

    Anemi kansızlık olarak ifade edilir. Vücuda oksijen taşınmasını sağlayan kandaki hemoglobinin miktarındaki düşme kansızlığa neden olmaktadır. Gebelikteki beslenme yetersizlikleri anemiye neden olabilir. En önemli nedeni demir eksikliğidir. Yetersiz demir alımı ise demir eksikliğine neden olur. Hayvansal gıdalarda ve yeşil yapraklı sebzelerde demir bol miktarda bulunur. Folik asit yetersizliği, vitamin eksiklikleri de anemiye neden olabilir.

    Beslenme azlığı, yanlış beslenme, birbirini izleyen sık gebelikler, çoğul gebelikler, gebelik kanamaları, bulantı ve kusmaları gebelik döneminde anemi olma riskini artıran faktörlerdir. Kansızlık, erken doğum riskini artırabilir. Prematüre veya ölü doğumların riskini çok artırabilir. Çok kolay belirti vermediğinden çok kişi kansız olduğunun farkında değildir. Ancak, soluk yüz, iştahsızlık, halsizlik, nefes darlığı ve ödemler kansızlık için önemli belirtiler arasındadır. Kan sayımı yapılarak tanısı koyulabilir. Gebelerde, aneminin yoğunluğu ve gebelik ayına göre tedavisi planlanabilir. Bu konuda doktorla işbirliği içinde olunmalıdır.

  • Gebelikte Kilo Alımı

    Gebelikte Kilo Alımı

    Gebenin ilk muayenesinde kilo ve boy ölçüsü, tansiyonu değerlendirilmektedir. Kan ve idrar tahlilleri ile böbrek ve şeker hastalığı olup olmadığı tespit edilir. Gebelikte ideal kilo alımının ortalama 10 – 12 kg. olduğu kabul edilmektedir. Ancak bu oran annenin gebe kalmadan önceki kilosuyla da ilişkilidir. İlk 24 hafta ayda bir kilo, son 16 hafta içinde ortalama ayda 1,5 kg. alınması tavsiye edilir. Çok fazla kilo alımları hipertansiyon ve gebelik diyabetinin gelişmesine neden olabilir. Çok fazla kilo alan gebelerde normal gebelik krampları daha fazla görülebilir. Fazla kilodan dolayı gebelik diyabeti ve hipertansiyon görülürse, doktor özel bir diyet uygulayabilir.

    Gebelik öncesi ideal kilonun altında olan gebelerin daha fazla kilo lamya gereksinimleri olabilir. Annenin, gebelikten önceki kilosu ve gebelikte aldığı kilo bebeğin ağırlığını doğrudan etkilemektedir. Gebelikte alınan kilonun idealin altında olması bebeğin erken doğmasına, bebek ölümlerine ya da düşük kilolu bebeklerin doğmasına neden olabilmektedir. Ancak diyabetli bir annenin bebeği çok kilolu doğabilir. Bu gebelikte alınan kilo ile ilgisi yoktur. Bazen anne gebelikte çok kilo alıp, bebeği düşük kilolu olabilir. Bu durumda genellikle annenin bebeği besleme problemi olabilir. Annenin yüksek tansiyonu, damar hastalığı ya da bebeğin bir enfeksiyon geçirmesi ya da bilinmeyen bir neden buna neden olabilir. Böyle durumlar mutlaka doktor kontrolünde olmayı gerektirir. Bununla birlikte düşük kilolu bir bebeğin sağlıklı olması, düşük kilolu olmasının bir sakıncası olmadığını ortaya koyar.

    Anne gebelikte normal kilo almasına rağmen bebekte gelişim bozukluğu tespit edilirse, bebeği önce bir perinatolog görmelidir. Bebekte problem yoksa anne tekrar ele alınmalıdır. Bebekte gelişme geriliği varsa, yaşayacak duruma geldiğinde sezaryenle çıkarılıp gelişmesine dışarıda tamamlaması sağlanabilir.

    Gebelikte bedende su artışı olmaktadır. Rahim 50 – 60 gr. büyümektedir. Plasenta 500 gr.dır. Plasenta içinde belli bir su ağırlığında bebek yaşıyor. Anne doğum yaptığında yaklaşık 5 kg. doğumda vermektedir. Loğusalık döneminde bedendeki değişikliklerin çoğunun normal düzeye dönmesi, bedendeki suyun çekilmesi gebelerin aldığı kilolarının büyük kısmını geri vermesine yardımcı olmaktadır. Eski kilolarına dönemeyen anneler de diyetlerine ve egzersizlerine biraz dikkat ederek kilo verebilmektedirler. Ancak loğusalık ve emzirme döneminde annelerin normalden 500 kalori fazla almaya gereksinimleri vardır. Bu durumda iken annelerin diyet yapmalarından çok yağ, protein, karbonhidrat olarak dengeli beslenmeye dikkat etmeleri daha önemlidir. Bunların yanı sıra doktor kontrolünde ekstra mineral, demir, kalsiyum, folik asit alması gerekmektedir.

  • Gebelikte Fizyolojik Değişiklikler

    Gebelikte Fizyolojik Değişiklikler

    Gebelikte hem fizyolojik hem de duygusal çok değişiklik yaşanmaktadır. Bu değişimlerin iyi anlaşılarak normal mi yoksa anormal mi olduğunun çok iyi ayırt edilmesi gerekmektedir.

    Gebelikte artan beslenme gereksinimin doğal sonucu iştah artar. Gebelikte en gözle görülür değişiklik kilo alımıdır. Gebelik boyunca 11 – 13 kg. arasındaki kilo alımı normal sayılmaktadır. Gebeliğin 4 – 6. haftalarında hormona bağlı olarak başlayabilen bulantı ve kusmalar esnasında, kusmaların beslenmeyi olumsuz etkilemeleri sonucu hastanede damardan beslenme yapılması gerekebilir.

    Gebelikte göğüs çevresinde bir artma sözkonusu olduğundan %5 oranında akciğer kapasitesi olumsuz etkilenir. Bunun sonucunda soluk alıp vermede güçlükler yaşanabilir. Hareketlerde kısıtlanmalar olabilir. Kan dolaşım sisteminde ve kan hacmi ve hücre sayısında değişiklikler olabilir. Kandaki değişiklikten demir takviyesi gerekebilir. Zaman zaman kalp çarpıntısı görülebilir. Çarpıntı gebeliğin ilk haftalarında başlayabilir ve gebeliğin 20 – 24. haftalarında maksimum seviyeye çıkabilir. Tansiyonda oynamalar olabilir. Gebeliğin özellikle son dönemlerinde sol tarafa yatılarak, rahim ana toplar damarın bası yapmasına engel olunmalıdır. Sağ tarafa yatmak tansiyonu etkilediğinden bu pozisyondan kaçınılmalıdır.

    Gebeliğin 10 – 12. haftalarında idrar yollarında genişlemeler olabilir. Hormonların ve büyüyen rahimin etkisiyle idrara çıkma sıklaşır. Mesaneyi tam boşaltamamak idrar yolları enfeksiyonu riskini artırır. Gebelerin idrarında az miktarda glukoz (şeker) görülebilir. Hormonların etkisiyle bağırsak hareketleri yavaşlayabilir. Mideden yemek borusuna kaçışlar olabileceğinden midede yanma şeklinde şikayetler olabilir. Kabızlık ve damar yapısındaki değişikliklerden hemoroid problemi yaşanabilir. Safra kesesinde taş oluşma oranı artabilir.

    Gebelik döneminde eklemlerde gevşeme olabilir. Kilo artışı ve denge merkezinin değişmesi bel ve sırt ağrılarını belirgin ortaya koyabilir.

    Karın ortasında koyu bir çizgi ortaya çıkabilir. Yüzde renk değişimleri, sivilcelenmeler, avuç içlerinde kızarıklık görülebilir. Hızlı büyüme karın duvarında ve memelerde çatlaklar oluşturabilir. Meme uçlarında genişleme ve koyulaşma görülür. Memede damarlanma ve hassasiyet artabilir. Son dönemde meme ucundan salgı olabilir.

    Bu değişiklikler hormonun değişmesine bağlı olarak yaşanabildiğinden gebelik sonrası beliritlerin bir çoğu normal hale döner.