Kategori: Kadın Hastalıkları ve Doğum

  • VAJİNUSMUS

    VAJİNUSMUS

    Vajinismus, vajinanın dış üçte bir kısmını çevreleyen kaslarda yineleyen , sürekli biçimde istemsiz kasılmaların olmasıdır. Bu kasılmalara, cinsel ilişkiye girerken beraberinde ağrı korkusu ve kaygıların eşlik etmesidir. Bunun yanısıra, bedenin çeşitli bölgelerinde, hatta tüm bedende kasılmalar, bacakların kapanması, titreme, çarpıntı, terleme, bulantı, kusma, fenalık hissi ve ağlama eşlik edebilir. Vajinadaki bu yoğun kasılmalar cinsel birleşmeye izin vermez. Bazı kadınlarda ise zorlamayla giriş olabilir ancak birleşme çok ağrılı ve acılı olarak sürer. Pek çok kadın bu tabloyu isteyerek yaşama

    Kadınlar genelde ilk cinsel birleşme denemesinde vajinusmus olduğunu anlar. Daha seyrek de eşle olumsuz algılanan cinsel deneyimden sonra, cinsel taciz, doğum, düşük, küretaj, hasta açısından kötü deneyimlenen jinekolojik muayene ve operasyonlar sonrasında da oluşmaktadır.

    Vajinusmus diğer batı ülkelerine göre ülkemizin sosyo ekonomik ve kültürel özelliklerden dolayı daha sık görülür. Hekime başvurma ise ağrılı ilişkiden ziyade tam ilişki yaşanmadığında olmaktadır. Toplumun büyük bir kısmında , ilk birleşme denemesinde korku, acı hissi ve kaçınma davranışı tanımladıkları ve cinsel birleşmenin gerçekleşmediği saptanmıştır.

    Cinsel eğitimin uygun verildiği, cinselliğin konuşulabildiği, çocukluk yaşlarından itibaren cinselliğe bir tabu olarak bakılmadığı , kadının cinselliğine de değer verilen toplumlarda vajinismusa daha az rastlanmaktadır. Vajinismusu olan kadınların çoğu, kendi cinsel organlarının yapısı hakkında yeterli bilgiye sahip değillerdir. Erkek cinsel organının canını çok acıtacağını, çok zarar vereceği şeklinde yanlış inanışlara sahiptirler. Tanımlamaları değiştirmek bile öğrenmede ve tedavide etkin olabilmektedir.

    Vajinismusu olan kadınlar yaş, eğitim, sosyoekonomik ve sosyokültürel durum, kırsal veya kentli olma açısından belirli bir farklılık göstermezler. Bunun nedeni, cinsel eğitimin ve bilgilenmenin bireyin genel eğitim seviyesine göre değil, toplumun ve kültürün diretmeleriyle şekillenmesidir.

    Vajinismusun bugün için bilimsel olarak başarısı kanıtlanmış tek tedavi yolu cinsel terapidir.Cinsel terapiye en iyi cevap veren cinsel işlev bozukluğudur. Uygun cinsel terapiyle yüzde yüze yakın düzelme olur.Çiftler cinsel terapiye birlikte alınırlar.Erkekler bunu sadece kadının bir hastalığı olarak görürler.Bu terapi çift terapisi olarak yapılır. Bazen durumun kendi yetersizlikleriyle ilgili olabileceğini düşünüp, kaygıyla zaman içinde cinsel isteksizlik ve sertleşme sorunları gelişebilir. Bu nedenle önce kapsamlı cinsel yaşam öyküsü alınır.çiftin geç kalan cinsel eğitim bilgisi verilir.
    Bir-iki görüşme ve danışmanlıkla düzelen hafif olgular olduğu gibi uzun süreli tedavi gerektiren zor vakalar da olabilir. Çift terapisi dışında bazende uzun süern bireysel terapilerde gerekebilir.

    Vajinismus tedavisinde amaç, bir şekilde penisin vajene girişini sağlamak değil, kadının kasılma, acı, kaçınma, korku gibi olumsuzluklar yaşamadığı, çiftin haz aldığı, doyumlu bir cinsel yaşama ulaşmasını sağlamaktır.Bunu da mekanik yöntemlerle değil Terapi ile zihinsel penis korkusunun yenilmesi ile sağlanır.

  • MÜKEMMEL SEVİŞME

    MÜKEMMEL SEVİŞME

    Yıllar önce doğal doğum eğitimlerine başladığım zaman, ilk dersin doğru nefes olduğunu gördüm. Doğru nefesi doğru yerde kullanmak, çok önemli bir ayrıntıymış. Doğumda nefesi keşfederken, aslında nefesin tüm hayatımızda rolü olduğunu gördüm. Doğru nefesi alıp gevşeyebilmek. almak-vermek, almak- vermek bir senkron halinde, bir ritüel gibi . Yaşamın ritmi aslında… Anne karnında sallanan bir bebeğin ritmi, belki de seksin soluğunun ritmi. Dikkatlice sessizce ve sabırla evreni bir dinleyin, gözleyin ve hissedin tüm yaşam aslında almak ve vermek üzerine kuruludur ilk nefes gibi Son nefes gibi…

    Cinsellikte de temel olay partnerinizle güzel bir seks anında,senkronize olmak ve doğru nefes ritmini yakalayabilmek ve gevşeyebilmektir. Olayın tüm özü budur. Şöyle bir kendinize ve birde bugüne kadar yaşadığınız cinselliğinize dönüp bir bakının.Güzel sevişme dediğinizde bunu hissedebildiniz mi? Eşinize emek harcadınız mı? Ona ne istediklerinizi duygularınızla yada sözlerinizle paylaşabildiniz mi. Kısaca ilişkinize yatırım yaptınız mı yoksa bir bayan olarak her şeyin eşten gelmesi için beklediniz mi ? Sevgili bayanlar yazımın başında paylaştığım bir şey vardı . Almadan vermek diye bir şey yok yaşam da .

    Cinsellikte her şeyin eşten gelmesini bir kenara bırakın. Annenizin öğretileri olan ağır olun,hanım olun ,efendi olun kavramını eşinize karşı yaşamayın. Eşinize dürüst olun. İsteklerinizi onunla paylaşın. Güzel sevişmenin özünde ,samimi olmak, rol yapmayla uğraşmamak , gevşeyebilmek, karşı tarafın gevşebilmesine de destek olmak ve bunu da doğru nefes tekniklerini kullanarak yapmak yatmaktadır. Eşinizi görün, onu işitin , onu hissedin ,ona dokunun, farklılıklarını ve isteklerini paylaşın, konuşun hep iletişim halinde olun .İletişim eşler arasında temel noktadır.

    En önemlisiyse; bir erkeğin erkek olarak eril kişiliğine güç verin, bir kadının da kadın olarak dişil kişiliğini güçlendirin. Öyle bir çağda yaşıyoruz ki, kızlarımızın maddi kazançları çok arttı, kocalarına maddi ihtiyaçları belki de yok denecek kadar az bir ölçüde. Sözümün yanlış anlaşılmasını istemediğim için biraz açarak yazacağım. Ekonomik özgürlüğü kazanmak , parayı tutan el olmak kadının dişil kimliğini kaybetmesine zemin hazırlamamalı. Sağlıklı bir seksde çiftler kimliklerini kaybetmemeli eril ve dişil karekterlerini yatağa aktarabilmeli.

    Sonuç da kadın ve erkeğin karşılıklı ilişkilerinde beklentileri vardır. Önemli olan bu ilişkileri bir arada güzel bir seviyede götürebilmektir.Güzel bir seks için gevşeyebilmeli nefes alabilmeli, bedeni ve zihnini özgür bırakabilmelidir. Eğer partnerinizle nefessel bütünlüğü yakalayabildiyseniz, anda kalıp anı anlamlandırabilirsiniz .

  • EMZİRMENİN  DUYGUSAL BOYUTU

    EMZİRMENİN DUYGUSAL BOYUTU

    Bebek, doğum öncesi, anne karnında iken güvende olduğunu hisseder. Doğumun şekli ve doğum anında annenin yaşamış ve dolayısıyla bebeğine de yaşatmış olduğu duygular bebekte ilk kaygıyı uyandırır. Bebeğin doğum sonrası ilk içselleştirdiği nesne anne memesidir. Bebek memeyi farklı bir şey gibi algılamaz, adeta kendinin kolu, bacağı bir uzantısı gibi algılar. Eğer ki memeyle ilk karşılaşma anı travmatikse içselleştirdiği ilk nesne olan meme de onda kötü bir duygu hissettirir. Diğer bir deyişle kendi uzantısı olan nesnenin yani kendinin kötü olduğu hissi aktif olur. Dolayısıyla anneyle başlayan ilk ilişkiside kötü olur.

    Memeyle kurulan ilk ilişkide en etkin rol dış etkenlere aittir. Bu dış etkenler içerisine pek çok faktörü katmak mümkündür. Bunların bir kısmı olarak; zor bir doğum olması, bebeğin doğumda oksijensiz kalması veya dış dünyaya adaptasyon sürecinde bir sarsıntı yaşamış olması sayılabilir. Dolayısıyla olumsuz dış etkenler, bebeğin memeyle ilk karşılaşmasını travmatikleştirdiği gibimemeyi içsel bir nesne haline dönüştürdüğü zamanın da elverişsiz koşullarda başlamasına sebep olacaktır.

    Yine bu dönem içerisinde anne ve bebek arasında sağ beyinden sağ beyine olan iletişim şeklinden kaynaklı bir duygu alışverişi olur. Bebeğin yeterli bakım görüp görmemesi, annenin bebeğe bakmaktan hoşlanıp hoşlanmaması, annenin kaygılı durumu, çocuğu beslerken ruhsal güçlükler yaşayıp yaşamaması gibi değişkenler bebeğin sütü zevkle kabullenmesi ve bunun yanı sıra memeyi içselleştirebilmesinde büyük önem taşımaktadır.

    Doğum öncesi var olan anne çocuk birlikteliği doğum ile biter. Çocuk, memeyi annenin sevgisinden emin olmanın teminatı olarak görür ve sürekli onunla birlikte olmak ister. Diğer bir deyişle annenin sevgisin den emin olma kaygısı olarak adlandırılabilir.

    Erken duygusal dönemde bebek için bir iyi meme vardır, bir de kötü meme…İyi meme, annenin iyiliğinin, tükenmez sabır ve cömertliğinin , yaratıcılığının ,umudunun, güveninin, iyiliğe inancının temeli olarak kalır. Kötü memeyse; bebeği hüsrana uğratır. Hüsrana uğrayan bebeğin Şükran ve sevgi duygularının tohumları yok olurken, haset, kıskançlık ve aç gözlülük duyguları pekişir.

    Haset duygusunda, kötü memeye sahip olan annenin memesini gasp etmek yoktur sadece, o memeye kötülük bulaştırmak vardır. İlk ilişkiye girilen nesne besleyen memedir. Bebek bu memede kendi arzuladığı herşeyin bulunduğunu, memenin sınırsız süt ve sevgi verebileceğini ama bunları kendi doyumu için alıkoyduğunu sanıyordur. Bu duygu bebeğin gücenme ve nefretini artırır, sonuç da anne ile ilişkide çarpıklaşır. Annenin yaratıcılığını bozup tahrip etme duygusu ağır basar. Haset hisleriyle dolu insan çevresini bozar, yoksullaştırır adeta zehirler.

    Aç gözlülükteyse bebeğin bütün arzularının yöneldiği bitmek bilmeyen bir meme fantezisi vardır. Bebekte annenin onu yoksun bıraktığına dair bir duygu belirir. İyi memenin sütü, sevgiyi, şefkati kendine sakladığına dair bir duygudur bu… Aç gözlü yapı bilinç dışı sürekli olarak memeyi boşaltmaya sütün tamamını kurutuncaya kadar emip tüketmeye ve tümüyle onu yutmaya yönelir. Öbür tarafta hiç bir şey kalmamalıdır. Doyduğu halde emmeye devam eden çocuklarda açgözlü tabiri bunun için kullanılır. Bu durum yaşamının her alanına yayılabilir. Hedefindeki bütün nesneler ele geçirilmelidir. En güzel o olmalıdır. En varlıklı o olmalıdır. En iyi en güzel olarak bilinen maddi ve manevi her şey onun olmalıdır. Bunları ele geçirmek için de yanar tutuşur çabalar, çalışır durur. Hiç tatmin olmadan zira enlerin sonu hiç bitmez.

    Haset duygusunu aşmış, açgözlülüğü geçmiş bir birey daha olgun bir mertebe olan kıskançlığa ulaşmıştır. Kıskanç bir birey güzeli tahrip etmek, yok etmek veya kirletmek gibi bir duygu hissetmez. Açgözlülükte olduğu gibi bütün her şeyin kendisine ait olmasını, karşısındakine hiçbir şeyin kalmamasını arzulamaz. İstediği şey başkasında olanın aynısının kendisinde olmasıdır. Komşusu kadar varlıklı, komşusu kadar başarılı ve en az onun kadar mutlu olmasıdır.

    İyi nesneye yani iyi memeye sahip olan birey, anne memesi ile iyi ilişkiler kurduğunda, sevgi yetisinin çok önemli bir türevi olan şükran duygusuna ulaşır. Bu duygu iyi nesne ile iletişime geçilmesinde vazgeçilmez bir etkendir. Kişinin hem kendisindeki ,hem de başkalarında ki iyiliği görmesini sağlar. Şükranın kökeni bebekliğin ilk evrelerinin duygu ve tavırlarında yatar, bu dönemde bebek için tek nesne annedir. Bu erken bağın daha sonraki bütün sevgi ve aşk ilişkilerinin de temelidir.

    Bebeğin anneyle var olan bu ilişkisinin ne kadar süreceğini kısmen dış koşullar belirler. Sevgi yeteneği doğuştan gelir. Yıkıcı etkiler, şiddetli haset duygusu, anneyle bu özel ilişkiyi erken bir evrede zedeleyebilir. Besleyen memeye duyulan haset güçlüyse tam doyum ve memnunluk da engellenir.

    Şükran duygusunun sevgi duygusunun temelini oluşturan şey memnuniyettir. Bebek memeyi emerken duyduğu mutluluk şükran duygusunun temelidir. Her türlü aşk ve dostluk ilişkisinin temelinde de başka biriyle bütünleşmenin yani ilk nesne ilişkisindeki memeyle bütünleşme süreci vardır. Meme ile olan ilişki konuşma döneminden önce anne ile gözlerle kurulan ilişki, ilk yakınlık dönemi başka ilişkilerinde temelini oluşturur.

    Annenin fazla telaşlı olması ve kaygılı olarak bir bebeğe her ağladığında süt vermesi de çok yararlı bir durum değildir. Bebek annenin kaygısını hisseder buda bebeğin kendi kaygısını artırır. Bebeği ne kadar ağlatarak ve kaygılandırarak beslemek doğru değilse, çocuğun kendi deşarjına fırsat vermeden de habire ağzına memeyi vermekte bir o kadar sağlıksız bir yaklaşımdır. Aşırıya kaçmayan bir engellenme, aynı zamanda bebeğin dış dünyaya uyarlanması ve gerçeklik duygusunun gelişmesidir.Bebeğin emme ve memenin ihtiyaçlarını karşılama sürecinde bebeğin güçlendirilmesi ve desteklenmesi gerekir. Bebeğin bir miktar çatışma yaşaması gerekir. Yaşanılan çatışmanın üstesinden gelmek yaratıcılığın en temel öğesidir. Huzurlu, kesintisiz, sakin ve doyurucu bir memeyle beslenme, iyi memenin içe yansıtılmasıdır. Memedeyken yaşanan eksiksiz doyum, memnunluk bebeğin anneden eşsiz bir armağan aldığını ve onu korumak istediğini gösterir. Şükran iyi yapıdaki insanlara duyulan güvenle de ilişkilidir. Bu ilk nesne memeyi sevme ve özümsemedir. İyi nesne yani meme, yani anne, bebeği sever ve korurken, bebekte anneyi yani memeyi sever ve korur.Şükran ile cömertlik arasında sıkı bir bağ vardır. İyi nesnenin yani memenin özümsenmesi iç zenginliği artırır. Bu nesnenin armağanlarını başkaları ile paylaşma imkanını verir. Sevgiyi, paylaşmaktan da keyif almak şükranın en önemli özelliklerinden biridir.

  • DOĞUMDA DOULA DESTEĞİ

    DOĞUMDA DOULA DESTEĞİ

    Yıllarca hastanelerimizde kadınlarımızın doğum korkularını tetikleyen temel duygu doğumda yalnız kalmak ve bir başına bırakılmak olmuştur. Normal doğum yapacağım diye, adına sancı odası denen koğuş gibi odalarda çığlık çığlığa bağıran bir sürü kadın… Bedenlerine, kendilerine güvenemeyen, doğurmayı değil doğurtulmayı bekleyen bir sürü kadın… Korkulu, endişeli ve panik halinde bir sürü kadın böyle doğum yaptı. Biz bunun adına normal doğum dedik.

    Doğal doğumda, doğum yapan anneye verilecek duygusal ve fiziksel destek oldukça önemlidir. Doğum travayı süresince anneye kesintisiz destek gerekir. Bu desteği hem profesyonel bir ekip yapmalı hem de gebenin aile içinde en güvendiği sarıp sarmaladığı eşi yada sevdiği yakınlarından biri olabilir. Doğum da destek, bebekle ilgili tıbbi verileri takip etmek değildir. Bunu zaten ebeler ve doktorlar yapmaktadır. Duygusal güven odaklı desteği , doula denilen profesyonel doğum destekçileri yapmaktadır. Doulaların görevi doğum yapan kadının kendini güvende hissetmesini sağlamaktır.

    Gebelere rutin müdahaleler tıbbi bir zorunluluk olmadıkça uygulanmamalıdır. Ancak günümüzde yüksek riskli ve risksiz gebe ayırımı yapılmadan tüm gebelere bu müdahaleler uygulanmaya başlanmıştır. Doğumda müdahale kararı alınırken avantaj ve dezavantaj kararları çok iyi değerlendirilmeli, bunlar aile ile uygun bir şekilde paylaşılmalıdır.

    Doğumda yer çekiminin desteklediği aktif ıkınma teknikleri desteklenmelidir. Her ıkınma tekniğinde kilit nokta karın nefesinin kullanılmasıdır. İç güdüsel olarak anne bebeğini dinleyebilse onun ne zaman gelebileceğini bilir .Bebeğini yönlendirebilir. Bir başkasının ona nasıl ıkınacağını söylemesine gerek yoktur .Tek ihtiyacı yalnız olmadığını bilmesi ve yanındakilere bebeğine ve bedenine güvenebilmesidir.

  • Kadınlarda Uyarılma ve Orgazm Bozuklukları

    Kadınlarda Uyarılma ve Orgazm Bozuklukları

    Kadınlarda cinsel istek bozuklukları kişiye göre farklılık gösterebilir.  İstek  bozukluğu, uyarılma bozukluğu yada bunun sonucu olarak gelişebilen  orgazm bozukluğu olabilir. Cinsel istek bozukluğu var diyebilmemiz için; organik bir probleme bağlı olmaması, madde bağımlılığı bulunmaması, kişinin ağır depresyon yada travma sonrası bunu yaşamaması gerekir. Bedeninde kanser gibi ciddi bir hastalık yaşayan birinin veya bir operasyon sonrasında da cinsellik  düşünememesi çok doğaldır. 6 ay gibi bir dönem sürmesi kadında cinsel isteksizlik tanısını koydurur. Psikolojik temellere dayanan cinsel istek bozukluğu daha çok dalgalanma halinde bir seyir gösterir. Özelikle çağımızın  yorgunluk ve tükenmişlik sendromu da cinsel isteksizliği tetikler.

    Cinsel isteksizlik ve orgazm olamama birbirleri ile ilişkili kavramlardır. Bilinç altında, eğer kadın cinsel ilişkide haz almaktan suçluluk duygusu ile yüklenerek çıkıyorsa bu kadının cinsellikte isteksiz olması söz konusudur. Bilinçli aklı seksi isterken, bilinç altı suç işlediğini düşünmektedir.

    Orgazm olamıyorum diyen bir kadının belki de bilinç altına bastırdığı eşcinsellik dürtüleri onu cinsellikte ketlemekte ve isteksizliğe yol açmaktadır.

    Kadının fobileri ve  ve kaçınma yaşadığı her şey onda cinsel isteksizlik yapar. Cinsellik bir insanın en kırılgan olduğu andır. Çıplak ve mahremini paylaştığı bu anda eğer özgür davranamayacak kadar kendini ketler ve bastırırsa bu durumda cinsel isteksizliğin sebeplerinden olur. Oysa hayallerindeki fantazileri, heyecanları güven duyamadığı için partneri ile paylaşamamak ve güvensiz bir ortamda yaşanılan cinsellik. Ne kadar doyurucu ya da ne kadar heyecan verici olabilir.

    Kadın eşi ile paylaşamıyordur ama çocuk sahibi olmak istemiyordur. Eşi kendisine seksi, karizmatik, çekici gelmiyor olabilir. Ev de kalabalık bir aile ortamında yaşıyor olabilir.

    Toplumumuzda kız çocuğu cinsellik konusunda biraz daha baskıcı yetiştirilir. Cinsellik konuşulmaz ahlaki ve dini öğretilerde ayıp ve günah kavramları ile iç içedir.

    Bilinç altında cinsel isteksizlikte uyarılma bozukluğu dinamik açıdan aslında  bir savunma mekanizmasıdır. Cinsel haz alma bir çeşit ankisiete yaratacaksa eşine karşı bir ketlenme olur. Uyarılma bozukluğu dendiği anda akla gelen ilk şey edipal çatışmadır. Kontrolü kaybetmek korkusu… Bizim ülkemizde bu ne kadar yaygın bir durumdur.

    Bizim ülkemizde analar oğullarına prens gibi davranıyor. Bağımlı özellikleri olan kadınlar yetiştiriyoruz. Oğullarından ayrılamayan analar, analarına benzeyen hanım arayan oğulllar döngü böyle devam ediyor. Kadınlar da babalarına benzeyen erkeklerle evleniyor.  Sonuç da bilinç altı devreye girince  iki tarafında birbirini ebeveyn gibi algılaması arttıkça cinsellik bilinç altında suça   dönüşüyor.

    Eşinin karısına saygı duyması gerekiyor. Eşi hanımına eğer saygı duymazsa kadın kendini eşine hizmet eden bir köle gibi algılıyor ve bilinç altında değersizlik duyguları aktive oluyor. Biz terapistler bunu çok önemseriz eşine saygı duymayan bir erkeğin kadından cinsellik beklemesi olamaz.

    Biz cinsel terapistlerde davranışsal, bilişsel ya da dinamik yaklaşımlarla bu süreci çözmeye çalışıyoruz. Kabız sevişmeleri zevkli hale getirmek için emek harcıyoruz. Çiftlerin kapana sıkışıp kalan cinsel ufuklarını açmalarına destek oluyoruz. Cinsel ilişkide düzeltilmesi gereken temel nokta çift arasında ki ilişkiyi düzeltmektir. Çiftin arasındaki yakınlığın gerçek yakınlık olması istenir. Güvenli bir ilişki içinde bulunmaları gerekir. İlişkilerin en çıkmazda olduğu durum sahte dostluklar ve gerçek olmayan kendiliklerdir. İnsanlar ilişkilerinde hep pozitif, hep olumlu, hep güzel şeyleri duymak istiyor. Kocasından ya da hanımından hep iltifat bekliyor. Buda çarpık bir başka ilişki sürecini tetikliyor.  Oysa gerçek ilişki güvenli ve sağlam dostluklarla bir arada olur. Eşlerin ilişkisi sağlıklı ise evlilikleri de cinsellikleri de sağlıklı olur. İlişkide sorun varsa her şey sorunla gider.

  • DOĞUM KORKUSU

    DOĞUM KORKUSU

    Doğum, bedenin yaptığı fizyolojik bir olaydır. Kadın bedenine güvenmeli ve de doğumun istemsiz bir süreç olduğunu bilmeliyiz ve bunu korumalıyız. Sosyo kültürel kalıpların önüne geçmeliyiz.

    Doğumun iki aktörü var biri anne biri çocuk oysa şu anki kültürel koşullanmada bir sürü figüran filmin karesinde rol almakta. İşte bu kadar kalabalık bir kadroda doğum eylemi yavaşlamakta oksitosin salınamamakta sevgi hormonu oksitosinin yerini korku ve stres hormonu adrenalin almaktadır.

    Dünyadaki bütün memeliler doğum yapmakta, doğum primitif beyin işidir. İnsanlarda Neo korteks ileri düzeyde gelişti. Neo korteks düşünen beyin doğumda ve doğum travayında durmalı, doğum yapan kadını düşünen beyinin etkilerinden korumalı.

    Sessizlik, karanlık, huzur, güven, anneye ve bebeğe saygı, etrafındaki bakışları yok etmek ilkel beyni etkileyip korkulardan arınarak coşkulu doğumun kapılarını açacaktır. Doğum korkusunu yaşam sevincine döndürecektir. Kadının doğumdan duyacağı memnuniyet doğru destek, karar alma ve uygulama kendi doğumunun sahibi olmasını sağlar.

    İdeal bir doğumda kendini güven içinde hisseden anne bebeğini de güven ortamında doğurarak bedenindeki tüm olumlu düşüncelerini bebeğine ve sağlıklı nesillerine iletir.

  • DOĞUM VE SEVGİ HORMONU OKSİTOSİN

    DOĞUM VE SEVGİ HORMONU OKSİTOSİN

    Sezsizlik ve doğum, birbiri ile hiç alışık olmadığımız kavramlar. Oysa doğumun aktif olarak varlığından sorumlu oksitosin hormonu nun diğer adı sevgi hormonudur. Sevginin aşkın olduğu her yerde bol bol oksitosin vardır. Yeterki doğumumuz sevgi ortamında olsun bebeğimiz aşkı hissetsin. Oksitosin hormonunun salgılanmasını artıran ortam aynen cinselliği yaşadığımız bir ortam gibidir. Sessizliğin kol gezdiği, karanlık, belki biraz loş ,nostaljinin aromasının hissedildiği hafif bir koku. Doğum odasının gelin kız yatağı gibi süslendiği doğumlarda tüm aile odada oturup bebeği beklerken, kimse travaydaki annenin neler hissettiğini düşünmez. Ağlarsa anam ağlar dediğimiz tabloda bile, herkes kendi doğum hikayesini hatırlar.

    O bebeğin mucizevi bir şekilde varlığının tohumlarının atıldığı gibi sessiz sakin huzur dolu bir doğum odası istiyoruz ….Mahremiyet sonsuz olmalı. Kapı ikide birde açılmamalı. Doğumhanenin kapısı uygun bir alana açılmalı ,doğum masası kapıya yönelik olmamalı .Doğumhanenin camları sokağa açılmamalı biri asla bizi gözetlememeli. Doğum anında hastane personelini mümkün olduğunca asgariye indirtip doğumhanede birkaç kişi ile kalmak .Mümkünse baba güvencenin teminatı olarak kalabilsin .Pencerede evimizi aratmayacak sıcaklıkta , hastanenin soğuk havasını hissettirmeyecek bir perde görevi ışığı içeri sokmamak ve içerdeki oksitosini dışarı çıkarmamak ,fonda sakinleştirici bir müzik ritmi yakalamak için ,neyin ritmi NEFESİN artık bir avazda değil bir nefeste Allah kurtarsın demeliyiz

  • VAJİNUSMUS VE JİNEKOLOJİK MUAYENE

    VAJİNUSMUS VE JİNEKOLOJİK MUAYENE

    Vajinusmusu olan bir kadın için jinekolojik muayene zor ve gerçekten de korkutucudur. Muayene masasının görüntüsü ve muayenenin direk kendisi kasılmaları ve paniği tetikleyebilir. Oysaki kadının vajinusmus tanısını alması için muhakkak bir jinekolojik muayene yapmak gerekecektir.

    Jinekolojik  masadaki  muayene çok hassasdır. Bunun için bu konuda tecrübeli  ortama ve hastaya özen gösteren bir doktora muayene olması tavsiye olunur. Kızlık zarının değerlendirilmesi ve bunun usulüne uygun, kafaları karıştırmadan ve gereksiz bir müdahaleye gitmeden anlatılması da belki çiftlerin cinsel hayata başlamalarında önemli bir noktadır. Pek çok danışan daha önceleri senin vajinan dar, kızlık zarın çok geride yada  kızlık zarın kalın diyerek korkutulup bu kaygılardan bile etkilenip eşiyle birlikte olamamıştır. Jinekolojik muayene esnasında kadın daha hamile bile değilken senin vajinan da dar doğum da yapamazsın denilerek, korkutulan sonrasında doğum yapmaktan korkan bir sürü kadın vardır.

    Eğer danışan daha önce muayene olmadıysa, vajinusmus gerçeğinin ardından belki de ikinci bir gerginliği  jinekolojik masada muayene  olmasıdır. Halk arasında çatal denilen o jinekolojik masa insanları çok kaygılandırmaktadır. Hatta kabus derecesinde korkutucu bile gelebilir. Vajinusmus hastalarında bu masa konusunda ısrarcı olunmamalı, gerektiğinde de onun da rahat edebileceği bir mekanda muayenesi yapılmalıdır.

    Kadının jinekolojik muayeneyi tolere edememesi, cinsel ilişki sırasındaki denemelerine benzer bacaklarını kapatma hekimin elini tutarak geri itmesi, kendini masadan kaldırma refleksi gibi davranışlar tanıyı koydurur. Eğer muayene tamamlanamazsa doktor bu durumda vajinusmus  tanısını koyar.

    Bu konu çok hassas bir konudur. Jinekolojik muayene sırasında ağrı çeken bir sürü kadın vardır. Bu tür durumlarda doktorun kadını çok iyi dinleyip, onu rahatlatıp muayeneye ondan sonra devam etmesi gerekir. Muayenenin ısrarla devam etmesi hasta için travma ve acıdan başka bir şey değildir.

    Vajinusmus tedavisinde ilk adık kremler yada kızlık zarının alınması olursa, kadın umut kapısı olarak geldiği doktordan yalnızlığına geri dönecektir. Vajinusmus olayı beyinde gerçekleşir ve tedavisi terapidir. Zihinsel gevşemeyi yaşamadan vajinusmus terapisi asla olmaz.

  • KIZLIK ZARI ve İLK GECE

    KIZLIK ZARI ve İLK GECE

    Kızlık zarının Latince adı “Hymen”dir. kızlık halkası, bekaret zarı, kızlık perdesi olarakta bilinir. Vajina girişinin 1-1.5 cm iç kısımında yer alan ince bir yapıdır. Kızlık zarı bir organ değildir ve fonksiyonel olarak bir işlevi bulunmamaktadır.Anatomik yapısından daha çok kızlık zarının sosyo kültürel boyutu daha ön plandadır. Tüm kadınlarda kızlık zarının yapısı farklı ortasındaki delik değişik büyüklük ve yapıdadır. Kızlık zarının yeri ve yapısı ,yeri her kadın da farklıdır. Kızlık zarını yapısı ve şekline göre ilk ilişki sonrası kanama miktarı değişebilir. Kızlık zarının çocuklukta yapısı sert ve kalındır. 11-12 yaşına kadar vajina içine mikropların girmesini engellemektedir. Ergenlikle beraber kıvamı daha yumuşak ve esnek hale gelir.

    Kızlık zarı pek çok toplumda saflığın ve el değmemişliğin sembolüdür. Bozulmamış bir kızlık zarıyla kadının cinsel ilişkiye girmediği düşünülür. Gelişmiş ülkelerde ve günümüzde kızlık zarı eski önemini ve anlamını kaybetmektedir.

    Bir kadın için ilk cinsel deneyim çok önemlidir. Kızlık zarı cinsel ilişkide anotomik olarak bir bariyer görevi görür. Penis tarafından bu bariyer geçilirken beraberinde hem ağrı, hem de kanamanın olacağı kabul edilen eksik ve yanlış bir bilgidir. Maalesef gençlerde ilk deneyimlerini yaşarken bir sürü korkularla mücadele etmek durumunda kalmaktadır.
    Uzun yıllardır Kadın hastalıkları ve doğum hekimliği yapmaktayım. Tecrübelerim normal yapıdaki bir kızlık zarının ideal şartlar altında ilk cinsel ilişki deneyiminde, zorlanmadığı sürede ve sonrasında; kanamaz yırtılmaz delinmez, patlamaz, ağrı ve acı yapmaz olduğudur.
    İlk cinsel ilişki sırasında, sulanma tam, kadın gevşemiş ve rahatlamış bir durumda ise ; kızlık zarında ağrı acı ve kanama olmaz sadece esneme olur. Çünkü kızlık zarı delinmez, kanamaz, yırtılmaz ve patlamaz. Açılma durumunda zarın parçalarının vajina girişinin iki yanında kalması çok rastlanan bir durumdur. Ama sulanma olmaz kadın kendini kasarsa ağrı ,acı olabilir. Zorlanmaya ve tahrişe bağlı hafif lekelenme tarzında kanama olabilir. Ancak bu durumda oluşan ağrı ve acı dayanılmaz değildir. Unutulmaması gereken en önemli şey bir bebeğin başının geçebileceği kadar vajinanın esneyebilme özelliğidir. Kanamada ancak üç beş damla pembe renkli damlamadır. En sık rastlanılan kızlık zarı halka ve yuvarlak şekilde olandır.Ortasından adet kanı geçmesine izin verir. Ortadaki delik çok büyükse penisin geçişine rahatlıkla izin verir. Bu zarlara esnek kızlık zarı denir.
    Kızlık zarı normalden kalınsa, yüksek kenarlıysa, ya da vajende yırtılmalar olduysa kanama biraz daha fazla olur.

    Toplumsal gelişim sürecinde kız çocuklarını yetiştirirken cinsellik ile ilgili kavramlarda hep geri plana atmışızdır. Kızlık zarının kutsallığı anlatılmıştır. Genç kızların cinsellikten uzak durması için toplumda bilinçli olarak bunu besler. İlk cinsel tecrübe bir kadının hayatında çok önemlidir. Her kadında teslim olma acı ve kanamaya karşı cinsel ilişkiye girme ya da erteleme ve kaçınma söz konusudur. Kendini doğrulayan kehanet; uygun olmasa da herhangi bir beklenti oluştuğunda kişiler beklentileri ile uyumlu hareket etmeye çalışmaktadır. Sonuçta da sihirli bir güç sayesinde beklentiler gerçekleşir. İlk gece korkusu yüreğimize yerleşir. Eğer anlayışlı sevecen bir eş yoksa ilk gece bu kehanet kendini gerçekleştirmek için kapıdadır.

    Maalesef toplumumuzda bazı erkekler gerdek gecesi kanı görmeden kızın daha önce cinsellik yaşamadığına inanmıyor. Çünkü çoğu insan kanamanın bekaretin iyi bir göstergesi olduğunu düşünüyor. Başka bir deyişle ilk cinsel deneyimi olduğu düşünülen bir genç kızda ilişki sonrası kanama olamazsa, bekaretini daha önce kaybetmiş olduğuna inanılıyor. Bu yüzden, gelinlik giyerek ebedi mutluluk yolunda adım atmaya hazırlanan binlerce genç kızımız ya kanama olmazsa?’ endişesini yaşıyor. Kızlık zarı yırtılırsa! çok canım yanarsa! çok kanar ve kan kaybeder doktora gitmek zorunda kalırsam! Kendimi çok kasar da eşimle kitlenirsek! gibi bir sürü kafasında olumsuz sorgulama ve yanlış mitler ile ilk geceye endişe dolu girmektedir.
    Düğün gecesi kanaması olmadığı için ertesi gün doktora götürülüp muayene edilen bir sürü kızımız vardır. Kızlık zarı ile ilgili en doğru bilgiyi bir kadın doğum uzmanı verecektir. Kızlık zarı esnek olup kanamayabilir. Vajinaya kadar inen derin bir yırtık oluşmadığından, zardaki damarsız bir alanın zedelenmesinden kanamayabilir.Eğer kanama oluşursa da kanama yarım saat içinde durur. Eğer bu kanama uzarsa ve çoğalırsa acil bir vajinal yırtık açısından kadın doğum uzmanına ulaşılması gerekir
    Erkeklerde aslında, ilk gecenin kaygısını yaşar. Bütün görev ve sorumluluğun onda olduğu yükü ile gerdek odasına girer. Kaygı seviyesi çok yüksektir. Sevecen ve yumuşak bir seks düşünene kadar, kızlık zarını patlatıp görevini en kısa zamanda tamamlamanın derdindedir. Kanlı çarşafı da kapıda bekleyenlere verdi mi? bütün sorun tamamlanmış olur.
    Genç kızların vajinal kasları güçsüzdür. Esneme yetenekleri azdır ve ilişki esnasında kaskatı olurlar. Bu durumda acı duyma ve ağrı hissini daha da şiddetlendirir. Kegel egzersizleri bu bölge kaslarını güçlendirmek için oldukça önemlidir.
    İlk gecede ağrının en temel sebepleri; yeteri kadar uyarılmama, kadının ilişkiye kendini hazır hissetmemesi, sinirsel gerginlik hali, erkeğin panik hali ve performans kaygısı o güzel gecenin korku yumağına dönüşmesine yol açar.
    Bedende ki her organın bir görevi vardır. Penis büyüyüp sertleşecek, büyüyüp sertleşirken nasıl ağrı ve acı olmuyorsa, vajinada penisi içine alırken neden ağrı olsun. Ancak yanlış işler yapılırsa vajinada ağrı ve acı olur. Sonuçda zihnimizdeki olumsuz düşünceleri değiştirmeliyiz. Düşünceler duygularımızı etkileyecek. Güzel duygularda davranışlarımıza yansıyıp sağlıklı mutlu ve güvenli ilk gece hatıraları yaşamak dileğiyle….

  • VAJİNUSMUS ERKEĞİ  NASIL ETKİLER

    VAJİNUSMUS ERKEĞİ NASIL ETKİLER

    Vajinismus dar anlamda bir kadın cinsel işlev bozukluğudur. Hastalığının etyolojisinde temel faktör kadının toplumsal yaşantı içerisinde psiko seksüel gelişim süreci ile ilişkisidir.

    Ülkemizde yapılan bir çalışmada vajinismuslu kadınların eşlerine yeterli derecede güvenmediğidir. Gene tedaviye başvurmayan ama bu sürede vajinismus olan kadınların zamanla kendiliğinden düzeliyor olması, eşlerine duydukları güvenin artması ile de açıklanabilir.

    Cinsel yaşamlarını vajinismuslu bir kadınla sürdüren, vajinismus kocalarının bu kadınların cinsel davranışları ile kendi psikoseksüel gelişimleri sonucu oluşan cinsel davranış örüntülerinin birbirleri ile örtüştüğü gözlenir.

    Friedman ‘Bakire Eşler ‘ kitabında vajinismuslu kadınları üç gruba ayırmaktadır.

    Kocaları ile ilişkileri baba-kız ilişkisi gibi olan çocuksu kadınlar.

    · İkinci grupta cinsel ilişkiyi cinsiyetler arasında bir mücadele olarak hisseden ve yaşayan erkek düşmanı kadınlar

    · Üçüncü olarak da cinselliği kirli ve aşağılayıcı olarak gören ve sadece üremek için cinselliği yaşayan kadınlar.

    İşte bu kadınların cinselliğe karşı aldıkları tutumlar kocalarının cinsel davranışını etkiler. Dinamik açıdan bakıldığında; İlk gruptakilerin kocalarına babalık misyonu biçtiğini ve onlarla sanal bir ensest ilişkisi ile suçluluk hissettiğini söyleyebiliriz. İkinci grup kadınlar kocaları ile erkeksi bir mücadele içine girerler. Üçüncü grup olanlar kocalarının cinsel ilişkiyi hazla ilişkilendirmesine izin vermeyerek onları empotansa sürükleyerek kastre ediyor olabilirler.

    Vajinusmuslu kadınların eşlerinin, cinsel deneyimleri azdır. Evlilik öncesi başka kadınlarla cinsel deneyimi oldukça sınırlı, pasif, bağımlı, aşırı düşünceli, korumacı, cinsel anlamda girişken olmayan, kolay vazgeçen ve eşleriyle bilinç dışı bir anlaşma içinde olan cinsel birleşmeden kaçınan ve cinsellikten çekinen korkan kişilerdir. Vajinismus kadınları babalarından farklı olarak güvenli, nazik ve saygılı oldukları için bu erkekleri seçmişlerdir. Daha agresif erkekleri seçen kadınların daha az vajinusmus tedavisine ihtiyaç duyar.

    Vajinismus erkeklerinin deneyimlediği temel ortak duygu, önce empati duyup eşini hissetmek ve anlamaktır. Sonrasında bu empati yerini kızgınlığa, umutsuzluğa ve öfkeye bırakır. Yoğun bir öfke krizine girerler ardından sorgulamalar başlar. Reddedilme duygusu ağır gelir. Ve süreç içerisinde eşlerinden uzaklaşmaya başlarlar.

    Bu erkekler cinsel ilişki sırasında ankisiete, yoğun tedirginlik ve performans kaygısı yaşayabilirler. Takip edilen vakalarda cinsel terapinin ilişki aşamasında bu erkeklerde erken boşalma sorunu ya da sertleşme sorunu görülebilir. Vajinismusun salt bir cinsel işlev bozukluğu olmayıp eşlerinde ortak cinsel sorunudur. Tedavi sürecinin her aşamasında eşlerin de tedaviye dahil edilmesi gerektiğidir. Kadın tedavi gördüğü dönemde erkek sorun yaşamaz. Ancak kadın karşısına sorununu halletmiş olarak geldiğinde erkeğin telaşı ve tedirginliği artar. Olaydan haberi olan yakın çevrenin beklenti içerisinde olması erkekte özgüven kaybına yol açar. Kastrasyon korkusu başlar. Performans ankisietesi, beraberinde sertleşme sorununu da getirir.

    Eşlerinin hayat örüntüleri nasıl onları karşı karşıya getiriyorsa, cinsellikte de kadın istediği zaman erkek, erkek istediği zamanda kadın cinselliğe hiçbir zaman hazır olmaz. Sürekli kaçınılan ve ertelenen bir ilişki vardır. Bu sürecin maddi ve manevi birbirlerini yorması ve uzayan süreçlerde de eşlerin birbirinden soğuması ve erkeklerin cinsellikten uzak durmasına yol açıyor. Yatağa girmek birbirine dokunmak cinsellik kavramının belki de en can acıtan dönemi olabilir.