Kategori: Kadın Hastalıkları ve Doğum

  • Menapoz

    Menapoz

    BOLU’daki Abant İzzet Baysal Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum

    Anabilim Dalı Başkanı Prof.Dr. Melahat Dönmez, menopoz döneminin kadının cinselliğe

    bakışını olumlu etkilediğini söyledi. Prof.Dr. Dönmez, “Bu dönemde hormon desteği alan

    kadınlarda hem psikolojik, hem de cinsel ilişki problemleri ortadan kalkmaktadır” dedi.

    Prof.Dr. Melahat Dönmez, kadınlarında menopoza girme yaşının 47-49 olduğunu,

    yumurtalıkların yaşam süresi, menopoza ne zaman girileceğinin yumurtalık içerisindeki

    yumurta hücre göre ve hormon düzeylerine göre belirlendiğini anlattı. Günümüzde

    kadınlarımızın ortalama yaşam süresinin 75 olarak kabul edildiğine dikkat çeken Prof.Dr.

    Dönmez, şöyle dedi:

    “Menopoz yaşı 49 civarı olduğuna kalan 25-26 yılı yani kadın hayatının yaklaşık 3'te 1'i

    menopoz döneminde geçmektedir. Bu nedenle 25 yılı kaliteli yaşamak gerekir. Yaşam

    kalitemizi artırmak için çaba sarfetmeliyiz. Menopozal dönem hastalık değil, doğru ve

    yeterli takiplerle sağlıkla ve mutlulukla geçirilecek ikinci bahar dönemidir. Bunun için bu

    döneme yaklaşıldığında mutlaka bir kadın hastalıkları ve doğum uzmanına giderek

    özellikle de ileri yaşlarda sıklığı artan ‘kötü huylu kadın' hastalıklarından korunmak

    amacıyla gerekli kontrolleri yaptırmalıdır.”

    Menopozu, ‘Yaşamın ikinci baharı' kabul edip, bu dönemi çok iyi geçirmek gerektiğini

    söyleyen Prof.Dr. Dönmez, “Bunun hayatın fizyolojik doğal dönemlerinden biri olduğunu

    kabullenmek, psikolojik olarak hazırlıklı olmak, hormonal değişimlerin etkilerine uyumu

    kolaylaştıracaktır. Bu dönemde beslenme, ailevi destek, fiziksel egzersizler, çeşitli uğraşı

    ve hobiler ile tıbbı yardım önemlidir” diye konuştu.

    Prof.Dr. Dönmez, menopoz döneminde gebelik riskinin ortadan kalkmasının kadınların

    cinselliğe bakışını olumlu etkilediğini açıklayarak, şöyle konuştu:“Hormonal yetersizlik

    sebebiyle vaginada kuruluk, ağrılı cinsel ilişkiye sebep olabilmektedir. Bu dönemde

    hormon desteği alan kadınlarda psikolojik, hem de cinsel ilişki problemleri ortadan

    kalkmaktadır. Tüm bunların yanı sıra hormonal destek uykuyu düzenlemekte ve

    psikolojik sıkıntılarda belirgin azalmaya sebep olmaktadır. Hormon tedavisi kadının bu

    döneme uyum sağlamasını kolaylaştırır. Ateş basması, terleme, vaginada kuruluk

    sebebiyle ortaya çıkan cinsel problemlerin giderilmesinde faydalı olduğu gibi, erken

    başlanması durumunda kemik erimesi sürecini de yavaşlatmaktadır. Hormon tedavisinin

    uyku düzeni üzerindeki olumlu etkileri, kalın bağırsak kanseri riskini azaltması, alzheimer

    hastalığı riskini azaltması, psikolojik durum üzerinde olumlu etki göstermesi, vajina ve

    idrar yollarında incelmelerin önlemesi gibi yararlı etkileri göz önünde bulundurulduğunda

    hormon tedavisi önerilir.”

    Prof.Dr. Melahat Dönmez, kadınların menopoz döneminde kepekli ekmek, yeşil sebze,

    kök bitkiler, baklagiller, balık, taze meyve, beyaz et, zeytin yağı, yeşil çay, ceviz ve fındık

    yemelerini önerirken fiziksel aktivite ve egzersiz programları ile sağlıklı vücuda sahip

    olacaklarını söyledi.

  • Her 10 kadından biri “Vajinismus”

    Her 10 kadından biri “Vajinismus”

    Tedavisi çok basit olmasına rağmen ülkemizde birçok kadın, “vajinismus” hastalığı nedeniyle ilişkiye giremediği için halen şiddet görüyor.

    Kadınlarda cinsel ilişkiye girememe sebeplerinin başında gelen bu hastalık, tüm dünyada yaygın ve Türkiye’de her 10 kadından 1’inde görülüyor.

    “Vajinismus sorunu, bilimsel yöntemler ve etik değerler ışığında tedavisi mümkün olan bir cinsel sorundur. Günümüzde yoğunlaştırılmış bir vajinismus tedavi programı ile ortalama 3 gün içerisinde kalıcı çözüme ulaşmak hayal olmaktan çıkmıştır” dedi.

    Dr. Pınar Doğan, “Cinsel birleşme sırasında kadının istemsiz bir şekilde kendini kasması sonucunda cinsel birleşmenin olmaması veya çok zor olması” şeklinde tanımlanan hastalığın, ülkemizde yaygın olarak görüldüğüne dikkati çekti. Hastalarda kasılmaların, sadece cinsel ilişki sırasında değil, aynı zamanda karın, bel, sırt, bacak gibi vücudun başka bölgelerindeki kaslarda da görülebildiğini belirterek,” Bu kişiler, cinsel ilişkiyi izleyen gün içerisinde vücutta yaygın olarak kas ağrıları yaşıyor. Kas ağrılarının yaygın olması, hastalığın şiddetli olduğu anlamına geliyor” diye konuştu.

    Kadının Tamamen Kontrolü Dışında

    Tamamen kadının kontrolü dışında yaşanan bu kasılmaların, endişe ve korkuya neden olurken, panik atak benzeri bir duruma da yol açabildiğini anlatan Dr. Pınar Doğan, “Kadınlarda cinsel ilişkiye girememe sebeplerinin başında gelen ve “ilk gece korkusu” olarak da tarif edilen hastalığın tedavisi de artık çok basit” dedi.

    Vajinusmus Tedavisi Yapılmazsa Ne Olur ?

    Vajinismus tedavisi yapılmaması durumunda her cinsel birleşmede sorun yaşanacağını kaydeden Dr. Pınar Doğan, “Vajinismus tedavisi yapılmadığında cinsellik göz ardı edilmekte ve günlük yaşamlarında olumsuz etkiler oluşturmaktadır. Vajinismus tedavisi yapılması ile beraber birçok sorun rahat bir şekilde ortadan kaldırılabilmektedir” dedi.

    Vajinusmus Nedenleri

    Dr. Pınar Doğan, hastalığın nedenlerine de dikkati çekerek, şöyle devam etti: “Kadının kendini kasması aslında bilinçaltında kötü birşeye karşı kendini savunmasıdır. Vajinismuslu kadınların cinselliğe yönelik yoğun kaygı ve endişeleri vardır. Çocukluktan itibaren kadına cinselliğin kötü ve ona zarar verebilecek birşey olarak öğretilmesi; ilişki sırasında tepkisel olarak istemsiz şekilde vajinal kasları ve bazen de tüm vücut kaslarının kasılmasına neden olmaktadır. Bu kasılmalar sonucu cinsel ilişki son derece ağrılı ve imkansız hale gelmektedir.

    Geçmişte yaşanan kötü cinsel tecrübeler (taciz, tecavüz veya ilk cinsel birlikteliğin çok ağrılı olması veya cinsellikle ilgili kulakdan duyma yanlış ve eksik bilgilendirmeler) vajinismusa zemin hazırlamaktadır.”

    Katı Toplumsal Kurallar

    Katı toplumsal kuralların egemen olduğu ve cinselliğin ayıp, günah ve yasak düşüncesinin yerleştiği toplumlarda vajinismus ve diğer cinsel problemlerle çok sık karşılaştıklarını anlatan Dr. Pınar Doğan, konuşmasını şöyle sürdürdü;

    “Benzer nedenlerden dolayı, bizim toplumsal yapımızda da kızlık zarının korunması gereken çok önemli bir yapı olarak öğretilmesi, vajinismusun alt yapısını oluşturmaktadır. Kadının cinsellikle ilgili kötü bir tecrübe veya inanışı olmasa da bazen kötü bir jinekolojik muayene, doğum veya kürtaj hikayesi de kadınlarda sonradan (sekonder) vajinusmus gelişmesinin en sık nedenlerinden birini oluşturuyor.

    İlk cinsel birliktelikle ilgili yanlış veya eksik bilgilendirmeler, penisin vücuda zarar vereceği ile ilgili inanışlar, kızlık zarının bozulması sırasında aşırı kanama ve ağrı olacağı korkusu veya gebe kalma endişesi vajinismusa yolaçmaktadır. Vajinismuslu kadının bilinçaltında cinselliğe yönelik yoğun endişe ve korkuları vardır. Vajinismus kadının bu korkulara karşı geliştirdiği bir savunma mekanizmasıdır.”

    Yapısal Bozuklukla İlgisi Yok

    Dr. Pınar Doğan, Vajinismus hastalığının kadın genital organındaki yapısal bozukluğu ile ilgili olmadığını vurgulayarak, “Vajinismuslu hastalar çoğu zaman vajinasının ileri derece dar ve küçük olduğu için ilişkiye giremediklerini düşünürler. Oysa bu düşünce tamamen yanlıştır. Çünkü vajina son derece esnek yapıda bir organdır. Doğum sırasında bebeğin başını çıkaracak genişliğe kadar ulaşabilir. Cinsel birliktelik sırasında da son derece gevşek bir kıvama gelebilir” dedi.

    Tedaviden Korkmayın

    Doğan, bastırılmış duygular, korkular ve aile baskısı ile kadınların değerlerinin köreltildiğini söyledi. Bu tür toplantılarla kadınlara bir nebze olsun yardımcı olmayı amaçladıklarını ifade eden Doğan, tedavisi bu kadar basit ve kolay olan bir sorun için ülkemizde her gün birçok kadının şiddete maruz kaldığını, suçlandığını, hatta kadın cinayetleri yaşandığını belirtti. Doğan, “Kadınlarımız artık tedaviden korkmamalı, hastalığını saklamamalı” dedi.

  • İdrar Kaçırma ve Rahim Sarkması

    İdrar Kaçırma ve Rahim Sarkması

    Rahim Sarkması (Uterin Prolaps)

    Rahim sarkması yaşın ilerlemesi ve vajinal dokulardaki yaralanmalar sonucu görülür. Bu probleme ait yakınmalar genellikle menopoz sonrası dönemde ortaya çıkar.

    Rahim sarkması;
    – Fazla sayıda doğum yapan,
    – Zor doğum yapmış olan,
    – Ağır kaldıran,
    – Şişman olan,
    – Ailesinde benzer problem olan,
    – Uzun süren bronşit ve astım gibi hastalığı olan (uzun süreli ve şiddetli öksürüğe bağlı) kadınlarda daha fazla görülür.
    Rahim sarkmasına bağlı yakınmalar pelvik bölgede ağırlık hissi, sırt ağrısı, özellikle ayakta dururken ve yürürken artan rahatsızlik hissi ve idrar kaçırma en sık görülen yakınmalardır.

    Rahim sarkmasının tedavisi kadının yaşına, hastalığın derecesine, kadının genel sağlık durumuna ve daha sonra çocuk doğurmak isteyip istemediğine göre değişir. İleride bu problemin gelişmesi düzenli Kegel egzersizleri yapılarak engellenebilir.

    Sistosel, Uretrosel ve Rektosel

    – Sistosel mesanenin vajinanın önüne doğru düştüğü durumdur.

    – Uretrosel uretranın vajinaya doğru yaslandığı durumdur.

    – Rektosel rektumun duvarı vajinanın arkasına doğru yaslanır ve taşar. Bu problemlere pelvik kaslardaki gevşeme neden olur.

  • MİYOM (MYOMA UTERİ) NEDİR?

    MİYOM (MYOMA UTERİ) NEDİR?

    Miyomlar rahim ve rahim ağzında görülen, rahim yapısında bulunan düz kas dokusundan gelişen selim (iyi huylu) tabiatlı tümöral yapılardır. Halk arasında “ur” diye adlandırılır. Myomlar bir bezelye tanesi büyüklüğünden basket topu büyüklüğüne kadar değişebilen boyutlarda olabilir. Genellikle yuvarlak ve pembemsi renktedirler ve uterus (rahim) içinde her yerde bulunabilirler. Myoma uteri veya uterin fibroid diye adlandırılır. Rahimde bulunan myomların her birine myom nüvesi denir.

    20-35 yaş arasındadaki kadınların %20’sinde görülür. Yaş ilerledikçe, myom insidansında da artma olmaktadır. 35 yaş üzerindeki kadınların yaklaşık %40’ında myom vardır. Myomlara en çok 35-45 yaş grubu kadınlarda rastlanır. Ergenlik döneminde görülmesi çok ender bir durumdur. Rahimde myom olmasına rağmen gebelik de oluşabilir. Bu durumda, gebeliğin erken dönemlerinde yani ilk 3 ayında myom büyür. Daha sonra küçülebilir, değişmeyebilir veya büyümeye devam edebilir. Bunu önceden kestirmek zordur. Menopoz döneminde de myom görülme sıklığı düşüktür ve doğurganlık yaşlarında myom tanısı almış çoğu kadında menopoza girdiklerinde myom nüvelerinde küçülme izlenir.

    Yapılan histerektomilerin (rahmin alınması ameliyatı) en sık nedeni (%35) myomlardır.

    Bir kadının rahminde bir tek myom olabileceği gibi (buna myoma uteri denir) birden fazla sayıda myom bir arada da bulunabilir.(buna uterus myomatosusdenir)

    Miyom tipleri:
    1-Subseröz myom
    2-İntramural myom (myometrium içerisinde)
    3-Submüköz myom (endometrial kaviteye doğru büyümüş)
    En sık görülen myomlar intramural myomlardır. Uterusu global olarak tek bir intramural varsa buna Kugel myomu denir.
    Bir subresöz myom uterusa sapla bağlı ise buna sağlı miyom denir. Subseröz myom ligamentum latum içerisine doğru büyümüşse buna intraligamenter myom adı verilir. Subseröz bir myom uterusla bağlantısını kesip başka bir dokuya bağlanıp oradan beslenmeye başlarsa buna parazitik myom denir. Servik içerisinden gelişen myomlara servikal myom denir.

    FIGO myom sınıflaması:
    – Tip 0: Saplı submüköz myomdur, tamamı uterin kavite içerisindedir.
    – Tip 1: %50’den fazlası endometrial kavite içerisinde, daha az kısmı intramuraldır.
    – Tip 2: %50’den azı endometrial kavite içerisinde, daha fazla kısmı intramuraldır.
    – Tip 3: Endometrioma bitişik intramural myomdur ancak intrakaviter uzanım göstermez.
    – Tip 4: Myometriumun tam ortasında bulunan, endometrium veya serozayla ilişkisi olmayan myomdur.
    – Tip 5: %50’den azı subseröz olan, daha fazlası myometrium içerisinde olan myomdur.
    – Tip 6: %50’den fazlası subseröz olan daha azı intramural olan myomdur.
    – Tip 7: Saplı subseröz myomdur.
    – Tip 8: Servikal myom, parazitik myomlar bu gruba girer.

    Belirtiler:
    Myomlar sıklıkla belirti vermezler. Rutin jinekolojik muayeneler sıraısnda tesadüfen tespit edilirler. Ancak; çoğu zaman büyüme ile orantılı olarak şu bulguları verebilirler:
    Fazla adet kanamaları, adet düzensizliği (menoraji en sık belirtidir.)
    Cinsel ilişki sonrası kanama
    Adet arası dönemde ara kanama
    Sık sık idrara çıkma
    Karında büyüme veya şişlik
    Adet dönemlerinde ya da cinsel ilişki sırasında kuyruk sokumuna doğru ağrı
    Fazla miktarda kanamalara bağlı kansızlık
    Tüplerin ya da rahmin ağzını kapayan myomlar infertiliteye (kısırlık) neden olabilirler
    Submüköz myomlar infertiliteye neden olabilirler

    Büyük myomlar barsaklara bası yaparak barsak içinde dışkının ilerlemesine engel olmak suretiyle kabızlığa neden olurlar.
    Döllenmiş yumurtanın rahmin içinde gömülüp kalmasına engelleyici şekilde yerleşmiş myomlar tekrarlayan düşüklere neden olurlar.

    Myomların gelişiminin vücuttaki hormonlarla yakından ilgisi vardır. Örneğin menopoza girildikten sonra hormonlarda azalma olduğu için myomlar çoğunlukla küçülürler. Myom gelişiminden başlıca östrojen hormonu sorumlu tutulmakla birlikte son yapılan araştırmalarda progesteron hormonunun da etkili olduğu gösterilmiştir.

    Miyom gelişimimi arttıran risk faktörleri:
    – Siyah ırk
    – Nulliparite (Doğum yapmamış olmak)
    – Erken menarş (İlk adetin erken yaşta başlaması)
    – Kırmızı etten zeBeslenme
    – Obezite
    – Alkol
    – Ailesel yatkınlık
    – Hipertansiyon

    Egzersiz ve sigaranın myom gelişimini azaltan faktörler olduğu düşünülmektedir. Doğum kontrol hapları myom gelişimine karşı koruyucu etki gösterebilir.

    Myom nüveleri bazen dejenerasyon denen değişikliklere uğrayabilirler. Bunlardan en sık (%65) görüleni hyalen dejenerasyondur. Yağlı dejenerasyon, kistik dejenerasyon, gebelikte sık rastlanan kırmızı dejenerasyon (karneoz dejenerasyon), menopoz sonrası sık görülen kalsifik dejenerasyon diğer dejenerasyon tipleridir. Gebelikte görülen kırmızı dejenerasyonlar şiddetli karın ağrısına neden olabilirler.

    Teşhis:
    Myomlar çok küçük değilse çoğunlukla musayene sırasında elle hissedilirler. Ultrason ile myomlar çok iyi bir şekilde görülebilir ve boyutları ölçülebilir. Bazen serviksten (rahim ağzından) vajene doğru ilerlemiş myomlar spekulum muayenesinde görülebilirler. Bazen CT, MR, SİS, HSG, laparoskopi gibi diğer tanı yöntemlerine ihtiyaç duyulabilir.

    Tedavi:
    Myomlar genellikle küçük ve şikayete neden olmadıklarından tedavi gerektirmezler. Buna rağmen belirgin şikayet yaratanlar, doğurganlığı etkileyecek kadar büyüklükte olanlar veya kanser ya da benzeri habis (kötü huylu) tümörlerle karışabilecek özellikte olanlar tedavi gerektirirler. Myomunuz eğer küçük ise 6 ay arayla kontrol muayeneleri yapılmalıdır. Myomun büyüme hızı böylelikle takip edilmiş olunur. Tedavi için hemen hemen her zaman ameliyat uygulanır. Çok başarılı ve yaygın kullanılan bir ilaç tedavisi henüz yoktur.

    İlaç olarak bir hormon olan GnRH Anologları nadir olarak kullanılmaktadır. Bunlar geçici olarak menopoz yaratırlar ve bu sayede myomların geçici bir süre için küçülmesini sağlarlar. Fakat etki kalıcı olmaz. Özellikle büyük myomlarda ameliyattan önce verilirse myomun küçülmesini ve ameliyatın daha kolay olmasını sağlayabilir. Fakat bunun yanında küçük myomların daha da küçülmesini ve ameliyat sırasında gözden kaçmasına sebep olabilir ve myomların ameliyatta uterus duvarından ayrılmasını güçleştirebilir.

    Diğer nadiren ve daha çok araştırmalarda uygulanan ilaçlar: GnRH agonistleri, GnRH antagonistleri, mifepriston, danazol, gestrinon, selektif östrojen reseptör modulatörleri, selektif progesteron reseptör modulatörleri, levonorgesterol içeren RİA (mirena)

    Myomektomi ameliyatı:
    Myomun uterus (rahim) duvarında basitçe sıyrılarak çıkartılması işlemidir. Laparoskopik yada açık olarak yapılabilir. Çocuk isteyen kişilerde rahmin korunmasını sağlayan bir yaklaşımdır. Myomektomi ile myomları alınmış bir kişide 5 yıl içerisinde tekrar myom oluşma riski %50-60 kadar bulunmuştur, bunların dörtte birinde (%10-15) tekrar ameliyat gerekmiştir. Bu işlem uterus duvarında incelmeye neden olabileceğinden sonraki gebeliklerde normal (vajinal) doğum yerine sezeryan tercih edilmek zorunda kalınır. Myom çıkartıldıktan 6 ay sonra hasta arzu ederse gebeliğe izin verilir.

    Histerektomi ameliyatı (Rahmin alınması) :
    Hızla büyüyen yakınmalara yol açan myomları olan, ileride gebelik düşünmeyen hastalarda uygulanan bir yöntemdir. Rahim myomla beraber tamamen alınır. Hastanın menopoza girmesini önlemek için yumurtalıklar alınmadan bırakılabilir.

    Myomların tedavisi için çoğunlukla ameliyat uygulanmakla birlikte yapılan çalışmalar ve araştırmalar bazı yeni tedavi yöntemlerinin uygulanmasını sağlamaktadır. Bunlara örnek olarak ülkemizde de uygulanan uterin arter embolizasyonu veya uterin arter oklüzyonu veya myoliz gibi yöntemler verilebilir.

    UTERİN ARTER EMBOLİZASYONU rahme (uterusa) kan götüren atar damarların özel tekniklerle tıkanması işlemidir. Uterin arter embolizasyonu ile myomlara giden kan azalır ve bu sayede myomlar küçülür. Ameliyat lokal anestezi ile damardan girilerek yapılır, karın açılmaz.

    Daha yeni ve henüz araştırma aşamasında olup ülkemizde uygulanmayan bir yöntem de “MR Eşliğinde Uygulanan Odaklanmış Ultrason Sistemi (MR Guided Focused Ultrasound)” yurtdışındaki ismi “ExAblate® 2000 System” dir. Bu yöntemde magnetik rezonans görüntüleme (MR) ile myomların yeri görüntülenerek ultrason dalgaları ile myomda doku yıkımı yapılmaya çalışılır. Hasta ameliyat edilmeden dışarıdan yapılan bir yöntemdir. Rahim alınmadığı için çocuk istemi olan hastalarda uygundur.

    Doğumdan Sonra Myomlarım Küçülür Mü?
    Myomlar doğumdan sonra rahmin kanlanması azalacağı için ve hormon seviyeleri düşeceği için çoğunlukla küçülür ancak her zaman küçülmeyebilir.

    Miyomlar kansere dönüşebilir mi?
    Myomlar kanser değildir, iyi huylu (benign) tümörlerdir. Kansere dönüştüklerine dair herhagi bir kanıt yoktur.

    Miyomlar ameliyattan sonra tekrar oluşur mu?
    Myomların oluşmasında genetik faktörler çok önemlidir. Bu yüzden myom üretmeye yatkın bir rahim (uterus) tekrar myom üretebilir. Ameliyatta myomların tamamı alınsa bile tekrar yeni myomlar oluşabilir. Ayrıca ameliyatta tüm myomların alındığı düşünülebilir ama gözle farkedilmeyecek kadar küçük myomlar uterus içerisinde olabilir ve bunlar ameliyattan sonra zamanla büyüyüp farkedilir hale gelebilir. Büyük bir kaç myomu olanlara göre küçük çok sayıda myomu olanlarda tekrarlama riski daha fazladır. Ortalama tekrar myom oluşma oranı %15 kadardır.

  • KOLAY DOĞUMUN SIRLARI

    KOLAY DOĞUMUN SIRLARI

    Günümüzün şartlarında doğum anne adaylarının korkulan rüyası oldu. Sebeplerini şimdi konuşmayacağım. Doğum şekli olarak sezaryeni önceliğimiz değilse, ben normal doğum şansımı her şey yolunda gittiği sürece kullanmak istiyorum diyorsanız, hadi bakalım biraz bana kulak verin.
    Önceliğiniz kendinize, bedeninize ve bebeğinize güvenmek doğurabileceğinize inanmak. Doktorunuz ile kesinlikle bir güven ilişkisinde olun, annenizle daha ilk yaşlarda kurduğunuz güvenli bağlanma sorunu işte buraya kadar uzanıyor. Unutmayın doğumunuzu doktorunuz yapmayacak siz yapacaksınız. Doğumunuzun sorumluluğunu doktorunuza atarsanız hiçbir doktor bu sorumluluğu almaz ve siz de doğumunuza sahip çıkmazsanız şimdiden söyleyeyim perşembenin gelişi çarşambadan bellidir. Bu yolun sonu bize sezaryene götürür. Hiçbir doktor sizin yerinize doğum yapamaz. Yok böyle bir şey. Doğum bir kas hareketinin eylemidir. Bunu yapacak olan da sadece ve sadece sizin bedeninizdir.

    Doğumun zihnimizde oluşturduğu olumsuz düşüncelerden arınmak ve doğuma dair bilmediğimiz bir sürü sorunun cevabını bulmak için doğuma hazırlık kurslarına mutlaka katılın. Bu kurslarda özellikle nefes ve gevşeme eğitimleri alın.
    Doğumdan önce eğer doğumunuz riskli değilse her şey yolunda gidiyorsa, hekiminizle mutlaka bedeninizde yapacağı müdahaleleri ve isteklerinizi konuşun. O gün geldiğinde hayal kırıklığı yaşamayın. Doğumdan önce doğum yapacağınız hastaneyi odayı ve hatta uygunsa doğumhaneyi görün. Zihinsel olarak imgelemenizi sağlayın ve o odada doğumunuzu hayal edin.
    Doğum pasif bir durumda olmak ya da bir mahkumiyet hali kesinlikle değildir. Doğum sürecinizde, iç sesinizi dinleyin ve aktif olarak gezinin, dolaşın, çömelin, yatmak zorunda değilsiniz, kısaca yaşama dair özgürlüğünüzü devam ettirin, doğumda da bedeniniz ne isterse onu yapın.
    Ayakta dolaşarak doğum sürecini geçirin bu durum yerçekimini aktif olarak kullanmanızı sağlar. Bebek de çok kolay aşağı doğru iner.

    Günümüzde sanayileşmiş toplumlarda birçok kadın, genellikle hastanelerde sırt üstü veya yarı yatar pozisyonda doğurmaktadır. Bu uygulama hem zamansal olarak doğum eylemini uzatmakta, hem de doğal bir eylem olan doğumu medikalize etmektir.
    Aktif doğumda doğal hormonların engellenmeden salınımı ile fizyolojik doğum eylemi kendiliğinden ilerler. Yükselen endorfinler(doğal morfin) annede ağrı kesici etkisi yapar. Yükselen bu hormon seviyesi anne ve bebek güvenli bağlanmasını artırır.
    Annenin ruhsal ve bedensel mahremiyetini korumak, kendisini güvende hissettirmek doğumu kolaylaştıran başka bir faktördür. Ilık bir duş doğumun olmazsa olmazlarındandır. Doğum ağrılarını oldukça azaltır.

    Annenin muhakkak doğumda aktif olması ve desteklenmesi gerekir
    Doğum yarı içgüdüsel, yarı öğrenilen bir güç yolculuğudur. Hamilelik boyunca fiziksel, ruhsal ve duygusal bir hazırlık dönemine ihtiyaç duyar.
    Doğumunda aktif rol oynayan bir anne içindeki mücadeleci kadın ruhunu keşfeder. Bebeği ile güvenli bağlanmasını yaşar. Doğumun insan bedeninde yarattığı onca güzelliğe rağmen, anne olmanın gücü kadına yeniden yaşam enerjisi verir.

  • DOĞUMDA RUHSAL MAHREMİYET

    DOĞUMDA RUHSAL MAHREMİYET

      Doğuma hazırlık eğitimlerindeki nefes çalışmalarının özü anne adayına doğumda odaklanabilmeyi öğretmektir.  Gebe doğum kasılmalarının geldiği dönemde içsel dönüşünü yapabilmeli ve gevşeyebilmeli. Odaklanma ve doğumda kendini bırakıp gevşeyebilmede ise temel sorun güvendir.  Kime ne kadar nasıl güveneceğidir.

      Bebeğin doğduktan iki yaşına gelene kadarki sürede sağ beyini gelişir, iki yaşından sonra da sol beyin gelişmeye başlar. Bu dönemde bebek konuşamaz, sözel iletişim henüz yoktur. Sadece göz ve bakışlarla iletişim halindedir.  İşte o ilk iki yılda temel güven duygusunun oluşum sürecidir. Anne ile güvenli bağlanma yakalamış bir bebek insanlarla daha pozitif ve daha sağlıklı ilişki kurabilir.

      Doğum odaklanabilmedir, doğum ilkel primitif beynin işidir, doğum sözlerle değil sadece gözlerle kurulan ilişki sürecidir. Oysa doğum eylemi başladığında anneye desteğe gelen çevresinde bir sürü insan vardır. Doğumda olması gerekense sadece sağ beyin yani ilkel beyinin devreye girmesidir orada gözler konuşur. Çünkü sağ beyin o dönemde konuşmayı öğrenmemiştir. Oysaki doğum odaklanabilme, var olma ve bütünleşme sürecidir. Doğum sürecinde sol beynin ve mantığın çalışmasını istemeyiz,  düşüncenin yok olduğu, sadece duygulara izin veren sağ beyinin çalışması gereken bir süreçtir. Sağ beyin çok hassastır.  İlk iki yaşın izlerini, bilinçaltının mühürlenmelerini taşır. İşte o bilinçaltında mühürlenmiş olumsuz duyguların, doğum odasında açığa çıkması doğumu durdurabilir. Doğumu ketleyebilir.

      Doğum öncesi anneyle yapılan terapide bunlar dile dökülür, paylaşılır, sorgulanır. Yapılan çalışmalarda şunu görüyoruz: Anneler bazen kendileri için çok yakını gördükleri kişileri doğumunda istemeyebilir. Örneğin annesini, kız kardeşini, çok yakın arkadaşını bile… Bizse ne yapıyoruz? Bütün sülale doğuma gidiyoruz. Doğuma gelen bir de eş- dost arkadaşlar var. Meraklı komşular ve akrabalar gebenin odasına illaki o kafayı uzatıp ben de geldim, beni de gör diyenler. Oysa geldiklerinde pozitif konuşmaların yerini kendi doğum hikayeleri alır. O odadaki her olumsuz duygu, düşünce, davranış ve sohbet annenin doğumunu biraz daha yavaşlatır. Umutsuzluğu artar. Acaba sesleri içinde yükselir. Boşuna beklemesem hemen sezaryen mi olsam, çünkü anlatılan doğum hikayeleri ümidini kırmıştır. Enerjisini tüketmiştir.

      İşte bunun için biz doğal doğum doktorları doğumunuza sahip çıkın diyoruz. Önce kendinize, sonra bedeninize ve en sonunda da bebeğinize güvenin diyoruz. Doğuma Hazırlık Eğitimi alıp doğum sürecini nasıl yöneteceğinizi öğrenin diyoruz. Doğumda konuyu komşuyu, anayı, babayı, eltiyi, görümceyi başınıza toplamayın milletin olumsuz doğum hikayesini dinlemeyin. Kendinize profesyonel bir doğum destekçisi edinin doğum sürecini onunla yaşayın. Ayrıntılara siz takılmayın. Etrafınızdaki doğumun olumsuz yüklerini doğum destekçisi doulalar düzenlesin ve süreci onlar yönetsin. Siz ve eşiniz sadece doğuma ve bebeğinize odaklanın. Zihninizi gereksiz hiçbir ayrıntıyla doldurmayın.

  • İNFERTİLİTE DE BİLİNÇ ALTI

    İNFERTİLİTE DE BİLİNÇ ALTI

    İNFERTİLİTE DE BİLİNÇ ALTI

       Çiftlerin bir yıl düzenli ilişkisine rağmen gebe kalamamalarına infertilite diyoruz. Bu durum hem kişi de hem de ailede huzursuzluğa yol açabilir.

       Günümüzde infertilite sorunu oldukça sık görülmeye başlanmıştır. İnfertilite kliniklerinde yapılan son teknolojik çalışmalarla daha fazla çiftin gebe kaldıkları gözlenmiştir. Tüm imkânlara rağmen bir grup çift hala gebe kalamamaktadır. Bu çiftlerde açıklanamayan infertilite tanısını kullanabiliriz. Açıklanamayan infertilite vakalarında tüm laboratuvar sonuçları normal olmasına rağmen bu durumun ruhsal sebeplerden de kaynaklanabileceği ihtimali vardır.

       Kadının tüm menstrual döngüsü hormonların kontrolü altındadır. Ne var ki kronik strese maruz kalma durumu beraberinde stres hormonlarının artmasına yol açar. Bu hormonlarda gebelik için gereken hormonların salınımını bozabilir.

       Hormonlar normal organik bir problem olmamasına rağmen erkek faktöründe de sorun yoksa bilinçaltımızın bebekle ilgili düşüncelerine bir göz atabiliriz. Bilinçli aklımız ısrarla anne olmayı isterken, bilinçaltında pek çok faktör anne olmamıza engel oluyor olabilir.

       Kişinin anne olmayı istemesi hayata bakışı ile alakalıdır. Kendini anneliğe hazır hissetmesiyse duygusal bir boyuttur. Eğer anne adayı kendini yetişkin gibi değil de çocuk gibi hissediyorsa annelik yapması çok zordur. Bilinç dışı zihni kendini annelik konusunda yetersiz görüyordur. Bazen de duygu karmaşası çocuk sahibi olup olmama konusunda bile karar veremez. Buda stres faktörlerini tetikler.

       Geleneksel aile modellerinde aile büyükleri çocuk için sürekli baskı yapabilir. Kadınsa böyle bir ortamda kısır kadın damgası yememek için çocuğunun olmasını ister. Çocuğu olmadığı takdirde ötekileşecektir, yalnız kalacaktır. Bir insan için bu tip aile modellerinde yalnızlık toplumsal dışlanmadır. Bazen de çocuğu olmayan kişi bulunduğu aile de gariban, mazlum rolüne soyunur ve ailesi ona acır. Kişi de bundan ikincil bir kazanç sağlar. Böyle bir durumda kadın bilinçli zihni ile çocuğu isterken bilinç dışı olarak çocuğu istemeyip, gebelikten uzak durabilir.

       Kız çocuğu evin istenmeyen bir çocuğu olabilir. Annesi ve ailesi tarafından sevilmeyip horlanmış olabilir. Çocuk sahibi olmanın, çocuk büyütmenin zor olduğu, aslında akıllıca olmadığı bilgisi zihnine defalarca kodlanır. Kendi duygusu çocuğa sahip olmak isterken bilinçaltı çocuğun gereksiz bir varlık olduğunu kodlayabilir.

       Günümüzde pek çok kadın çocuk sahibi olmayı kocasının kendisini terk etmemesi için isteyebilir. Bir kadın için erkeği tarafından terkedilmek çok ağır bir duygudur. Bilinç ve bilinç dışı yine burada da karşı karşıya gelir. Duygular karmakarışık olur.

       İnfertilitede erkek faktörüde önemlidir. Çok yoğun kıskançlık duyguları yaşayan bir kadın kocasını bile olabilecek kız çocuğundan kıskanabilir. Başka bir kadının gelip ve ona ait erkeği alacağı duygusu onu sonsuz bir kaygıya itebilir. Bu durum anne kız arasında rekabet oluşturur. Zihin tedbir olarak gebelikten vazgeçebilir. Bir kadının bir erkekten çocuğunun olabilmesi için onu gerçekten çok sevmesi gerekir. Aklının bir köşesinde hala eski sevgilisi varsa bilinçli akıl çocuğu isterken, bilinç dışı istemez.

       Bazen kişi fiziki olarak kadın olabilir ama kendisini duygusal olarak erkek hissedebilir. Erkek olan biri çocuk doğuramaz. Çünkü doğacak çocuk o kişide iç karışıklığı yaratır. Çocuk doğduğu zaman bilinçli zihni kadın, bilinç dışı zihni erkektir.

       Kız çocuğunu tanıştığı, hayran olduğu ilk erkek babasıdır. Babanın baba kimliği yanında anneye ve diğer kadınlara nasıl davrandığı kız çocuğu tarafından zihne kodlanır. Eğer burada sağlıklı bir baba kız ya da anne baba ilişkisi varsa kız çocuğu diğer erkeklerle nasıl ilişki kuracağını öğrenir. Belki de en fazla karşılaşılan sorunlar bu aile dinamiğindeki yanlış öğretileridir. Eğer kız çocuğu babası ile sağlıklı bir ilişki yaşamazsa ya da annesi tarafından bu ilişki engellenirse, kız çocuk yetişkin olduğunda babasına benzeyen erkeklerle evlenmek isteyecektir. Bu erkeği bilinç dışı zihin gerçek babası olarak algılar.

       Cinsel ilişki yetişkin bir kadın ve yetişkin bir erkeğin karşılıklı yaşadığı bir ilişki durumudur. Bu kadının bilinç dışı zihni evlendiği erkeğin yeni tanıştığı birisi mi yoksa çocukluğunda tanıdığı babası mı fark edemez. Bilinçli zihni kocası ile seviştiğini sanırken bilinç dışı zihin babası ile sevişir. Bilinç dışında da hiçbir kadın babadan çocuğu olsun fikrini kabul edemeyeceğinden çocuğu ret eder. Aslında kocası başka biridir. Çocukken tanıdığı erkek olan babası başka biridir.

       Buradan şunu söyleyebiliriz. Mutlu olmak için tek koşul çocuk sahibi olmak değildir.  Yaşamın tek anlamı var olmanın tek anlamı çocuk değildir. Aile içinde konuşulan tek konu çocuk olmamalı duygular biraz özgür bırakılmalıdır. Bu problemi neyin devam ettirdiğini bulmak için profesyonel bir destek ile bilinçaltı belki de çözümlenebilir. Psikoterapi bu çiftlerde oldukça büyük destek sağlayabilir.Cinsel Terapist

  • VAJİNUSMUSTA  DOĞUM

    VAJİNUSMUSTA DOĞUM

    Vajinismus ve gebelik kelimeleri yan yana geldiğinde biraz farklı algılanabilir.
    Vajinismus kadınlarının en bilgisiz olduğu konulardan bir tanesi, nasıl olsa cinsel ilişkiye girmiyorum o halde gebe kalmam düşüncesidir. Bu yanlış bilgi pek çok vajinismus kadının istemediği ve hazır olmadığı bir zamanda gebe kalmasına yol açar. Vajenin ağız kısmına dökülen spermlerin içeri kaçması yada penisin sınırlı girişi sayesinde gebelik oluşabilir.Bazen süreç böyle gelişmez. Kendi ailelerine vajinismus gerçeğini anlatmazlar. Çevrenin baskısı başlar. Torun istenilir. Vajinismus kadını o gün ertelediği ve kaçındığı hastalığı ile yüzleşecektir. Hamile kalma arzusu kadınları vajinismusa neden olan korkularını aşmak için cesaretlendirebilir. Çocuk arzusu olan kadınlarda başarı oranı çok yüksektir. Bu motivasyon tedavide beraberinde avantaja dönüşür. Eğer sonuç tedavide olumsuzluk olursa, korkulan ve istenmeyen o döngüye girilir.
    Sonuç ta tüp bebek merkezine giderek doğal olmayan bir yöntemle gebe kalmaktır. Son yıllarda bakire olup da tüp bebek tedavisi gören danışanların sayısında inanılmaz artış vardır. Bu merkezlere gelerek tüp bebek sahibi olmaya karar veren aileler, bu seviyeye gelene kadar kadın doğum, psikiyatris ve psikologlara gitmiş, belki de ümitlerini kaybetmiş olabilirler. Artık bu sorunun hayatlarının bir parçası olduğunu kabullenirler.

    Bilinmesi gereken bir başka gerçek de vajinismus hastasının bu sorununun çözülmeden gebe kalması beraberinde başka sıkıntıları getirecektir. Gebelik sürecinde kadın bebeğinin içinde büyümesi ile beraber doğuma dair giderek daha çok kaygı duymaya başlar. Penisin giremediği bir vajenden bebeğin o kocaman başı nasıl çıkabilir korkusu, zihnini yorar durur. Doğum şekli gebenin zihninde kocaman bir soru işareti iken doktorlar da bu süreci atlatmakta sıkıntı duyabilir. Çünkü bu kişilerde doğum korkusu, doğum sonrası korkular, gebelik ve doğum harici genel hayat kaygıları da üst safhadadır.Gebelerin yaşam döngülerinde kuramadıkları güven ilişkisini doktorları ile kurmaları çok önemlidir.

    Doğumun nasıl yapılacağı kadının ve hekimin birlikteki kararına bağlıdır.

    Normal doğum yapılması açısından vajinismuslu bir kadın ile vajinismusu olmayan bir kadın eşit derecede risk altındadır. Vajinismuslu bir kadın isterse normal doğum yapabilir ancak normal doğumun vajinismusu iyileştirmek gibi bir özelliği yoktur. Normal doğum yapınca vajinismus iyileşir düşüncesiyle, bir vajinismus hastasını normal doğum yapmaya zorlamak doğru değildir. Oysaki vajinismus da kasılan vajina değildir. Beyindeki korkulardır. Zihin gevşemeden vajina hiçbir zaman gevşeyemez. Dolayısıyla doğumun vajinismusu iyileştireceği bir durum yoktur.
    Ancak doğumdan önce iyileşen vajinismus hastalarının çoğu vajinismus tedavisi sonrasın da gevşemeyi ve nefesi çok iyi kullanmayı öğrenirler. Doğum sürecindebu tecrübelerinden faydalanarak doğumu çok rahat geçirirler. Oysaki terapi olmayan vajinismus gebelerinde doğum epidural bile olsa, zihinsel terapi süreci tamamlanmadığından doğum travmaya dönüşebilir.
    normal doğum yapan kadınların oranının zaten çok yüksek olmadığını, sezaryan oranlarının yüksekliği düşünüldüğünde vajinismuslu bir hastanın doğumla ilgili aslında bir sorunu olmadığı görülebilir. Sezeryan yöntemi ile doğumun hakkı bile olduğunu düşünebilir.
    Bu çiftler doğum yöntemi olarak sezeryanı tercih eder. Çözümse o an için en kolayı istenmeyen bir zamanda oluşan gebeliği doğal olmayan bir doğum yöntemi sezeryanla bitirmektir.

    Vajinismus sorununa rağmen çiftlerin şans eseri yada tüp bebek yöntemiyle çocuk sahibi olmaları bu problemin gerçek çözüm yollarından uzaklaşılmasına ve ertelenmesine yol açar.. Vajinismus sorunu yaşayan çiftler bu tarz çözümlere girmeden cinsel terapi ile sorundan kurtulmalıdır. Vajinismus tedavisi kısa süreli ve başarı ile sonuçlanabilen bir süreçtir. Yeter ki kendilerine inansın bunu başarabileceklerini bilsin ve bu konuda tecrübelerine güvendiği bir cinsel terapistle iş birliği içinde olsun.

    Kliniğimizde gebe olan vajinismus hastalarına cinsel tedaviler verilmektedir. Gebelikte vajinismus sorunun yenilmesi doğum sırasında rahatlama sağlayacaktır. Ayrıca sezaryen ameliyatı yerine normal doğum kapısının da açılmasını sağlayacaktır. Kaldı ki doğum sonrası yaşanılan koşuşturmadan dolayı çiftlerin tedavi için zaman bulma şansları da azalmaktadır.

  • VAJİNİSMUS VE ÇOCUKLUK DÖNEMİ

    VAJİNİSMUS VE ÇOCUKLUK DÖNEMİ

    Vajinismusun dinamik temelinde ödipal çatışma yatmaktayken, yine bu bağlamda nesne ilişkileri açısından da anne, baba ve kız ilişkilerinin değerlendirilmesinde fayda vardır.

    Ödipal döneme geçiş yani 4-6 yaş arasında baba kız çocuğunun psikoseksüel gelişim süreci için çok önemli bir faktördür. Bu dönemde baba kız çocuğunun anne ile olan çatışmalarında annenin gücünü kontrol edebilecek tek varlıktır. Anne tarafından yutulmasını önleyecek yegane güçtür. Anne kız çocuğunu adeta kendisinin bir uzantısı olarak görür ve onun her davranışını kontrol etmeye çalışır. Babanın sayesinde annenin bu güçlü bağından kız çocuk kurtulabilecektir. Eğer baba bu süreci güzel yönetebilirse kız çocuğunun bireyselleşmesini ve kadınlık alanına girmesini destekleyecektir. Baba bu süreçte kararlı, güvenilir ve kendini ortaya koyup kızına destek olabilmelidir. Gel gör ki annelerin babalara bu konuda fırsat vermediği bir gerçek vardır. Anneler buna olanak tanımaz, babayı içeri alma konusunda isteksizdir ve fazla kuşatıcıdırlar. Bu kuşatıcı çemberi kırmak için babaların güçlü ve kararlı olması gerekmektedir. Bu kızların babaları aşırı derecede otoriter şiddete meyilli olabilir. Şefkatsiz, güven vermeyen, tekin olmayan insanlardır. Agresifdirler, baskıcı ve etrafındaki insanları görmeyen bir yapıları olabilir. Annenin sevgi nesnesi olamadığı gibi kız için de güvenilir bir nesne değildir. Vajinusmus babaları kızlarının ilişki dünyasınını annelerine terk etmiştir. Bu babalar kızın yaşamında fiziksel olarak var olan ama hiçbir şekilde işlevsel olmayan babalardır.Eğer ortamda da var olurlarsa da güvenilmeyen yabancı bir nesne olarak algılanırlar.

    sebahat

    Bu dönemde kız çocuğu, erkek çocuğuna göre daha büyük bir yükün altına girer. Erkek çocuk daha önceden bağlı olduğu birincil nesne annesi ile yoluna devam etmektedir. Oysa kız çocuğu biricik annesinden ayrılıp bu evrede babayı keşfe başlar. İşte bu dönem kız çocuğunun anne ile rekabete başladığı dönemdir. Anneler kızlarının kendilerine daha çok benzediğini ve kendilerinin uzantısı olduğunu düşünür. O yüzden kız çocuğunun anne den ayrımlaşma ve bireyleşme süreci daha zor olmaktadır. Bu dönemde kız çocuk anne ile özdeşerek kadın olmaya çalışırken, öte taraftan da ondan ayrımlaşmaya çalışır. Anne kız ikili bağı babanın devreye girmesi ile genişlemektedir. Böylece kurulan üçlü ilişkiler çocuğun aileyi bir küçük topluluk gibi algılamasını ve sosyalleşmesini sağlar. Eğer bu ilişki sorunlu olursa ve baba ile kız arasında güven üzerine kurulan bir ilişki olmaz ise kız çocuğu edipal dönemde sorunlar yaşar.

    Anne çocuğuyla ilişkileri sırasında hem babanın varlığını hem de karşı cinsden bir erkeğin oluşunu kızına gösterir. Anne bunu eşine karşı olan kadınsı arzusunu baştan itibaren ortaya koyarak sağlamaktadır. Kız çocuk annesi ile sağlıklı bir özdeşim süreci kurarak döngüyü olumlu bir şekilde tamamlar. Kız çocuk ancak, annenin kendisine olan arzusu ile özdeşleşerek, anneliği ve annesinin eşine olan arzusu ile özdeşleşerek te kadınlığı içselleştirerek ilerde hem anne, hem de kadınlığı birleştirebilecektir. İşte vajinismuslu kadınlar bu dengeyi çok kuramazlar daha çok anneden kadınlığa dönüşemeyen bu süreci sağlıklı atlatamayanların bir sorunu olarak görmekteyiz.

    Sonuç olarak ödipal dönemde yaşanan patoloji ile babanın üçüncü bir nesne olarak içeri alınmaması ve babayla güvenli bağın kurulamaması, anne ile ayrımlaşma ve bireyleşme sürecini sağlıklı bir zeminde tamamlanamaması ve bekaretin kaybı ile bedensel bütünlüğünün zedelenip tam ve bütün olmanın yok olması vajinismusun dinamik nedenleri arasında sayılabilir. İşte böyle bir süreçte beden bütünlüğünün bozulmasına yönelik tehdit algısı penise karşı bir penetrasyon tehlikeli düşüncesine dönüşebilir. Kadın bu eyleme karşı tek savunması ve son korunması dış dünyaya bedenini kapatmaktır. Zihnini ve bedenini eşine karşı korumak için kapatacaktır.

  • VAJİNİSMUS NEDİR

    VAJİNİSMUS NEDİR

    Vajinanın girişine dokunulduğunda , vajinanın 1/3 dış kısmının istemsiz kasılmasıdır. Bu kadınlar acıyacak korkusu ile cinsel birleşmeden kaçarlar. Cinsel terapi kliniklerine en sık müracaat sebebi olmuşlardır. Genelde kliniklerde tek taraflı bir sorun olarak terapiste iletilir. Oysaki temel sorun birleşememedir.

    Kadının olmasını istediği halde, penis, parmak, veya başka bir nesnenin vajinaya girmesine müsaade etmemesidir. Fobik bir kaçınma hareketidir. İstemsiz pelvik kasların kasılmasıdır. Ağrı beklentisinin acı duyma korkusu ile birleşmesidir. Sorun sürekli ötelenir ve beklenilir.

    Vajinusmuslu kadının organik bir problemi yoktur. Bazen kalın bir kızlık zarının varlığı ile karşılaşılsa da temel neden hiçbir zaman o değildir. Vajinusmus tanısı ancak pelvik muayene ile konur. Pek çok kadında pelvik muayeneden kaçınır.

    Birleşmenin acıtacağı korkusu ya da kasmaya bağlı oluşan acı çifte ilişkide hayal kırıklığı yaşatır. Sorun sadece vajinanın giriş kısmında ki kasılma değil tüm bedende başta bacak ve kollarda hissedilen daha sonra ruhsal ve bedensel savunma tablosuna dönüşür. Yüzündeki haz ifadesi korku, gerginlik ve dehşet anına dönüşür. Vajinusmuslu kadınların eşleri gerçekten çok zorlu bir yolculuktan geçer.

    Kadın çelişkilidir. Bir yandan yardım ister bir yandan tedaviden kaçar. Hayal kırıklığı yaşarken, terkedilme korkusu da bedenini sarar. Kadın olarak yetersizim duygusunu hisseder. Bazen istenmediğini düşünen bir erkekde de cinsel isteksizlik olabilir. Vajinusmuslu çiftler arasındaki ilişki de o güvenli bağ kurulamaz.

    Cinsel terapi sürecinde amaçlanan kasların gevşemesini sağlamak değil, ağrı korkusunun ve kaygısının giderilmesi olmalıdır. Özellikle vajina girişine yönelik ankisietenin giderilmesine çalışılmalıdır. Vajinismus vakaları batı toplumlarından daha çok, doğu toplumlarında görülmektedir. Gelenek ve dini ögelerin etkisi doğu toplumlarında daha fazladır. Biz gelenek ve modernlik arasında olan hala cemaat toplumundan cemiyet toplumuna uyum sağlamaya çalıştığımızdan bizde de çok sık görülmektedir.

    Vajinismus nedenleri arasında dinamik bakış çok önemli rolü oynar. Ancak basit cinsel terapi teknikleri ile çözülen vakalar olayın basit nedenlerden de kaynaklanabileceğini bize göstermektedir. Cinsel tabuların baskın olduğu, bekaretin evliliğe kadar korunduğu kollandığı toplumlarda vajinusmus daha fazla görülür. Psiko-sosyo-kültürel etkenlerin rolü çok fazladır. Çocukluk dönemi yaşanılan olumsuz cinsel deneyimler vajinusmusun diğer nedenleri arasındadır.

    Aile yapısı bizim için önemlidir. Otoriter bir babanın varlığında sağlıklı kurulamıyan baba kız ilişkileri, cinselliği değersizleştiren bir aile yapısı, cinsel organlardan hoşlanmama, katı dinsel ve ahlaki eğitimler, cinsel şiddet, eşcinsel özdeşleşme, yanlış bilgilenmeler ve ilk gece kabusu hikayeler.

    Vajinusmuslu kadınlar çocuksu özellikleri vardır. Kadın erkek ilşkilerinde sınır koyan kişilerken, erkekler ise oldukça saygılı beylerdir.

    Toplumun her kesiminden, her eğitim düzeyindeki kadında geleneksel yada modern olması fark etmez vajinusmus sorunu görülebilir. Cinsellik işin içine girdiğinde pek çok faktör vajinusmusu tetikler. Yapılan testlerde vajinusmuslu kadınlarda suçluluk duygusu, cinsellikten korkma, ankisite ön plandadır.

    Evlilik şeklide çok önemlidir. Bu kadınlar görücü usulü bir evlilik ,akraba evlilikleri,evdeki baskıcı ortamdan kaçıp evlenme, aile tarafından onaylanmayan evlilikler yada çok enteresan birleşmeyi evliliğe bırakan uzun yıllar süren flört aşk sonrası evlilikler olabilir.

    Vajinusmus semptomunu ortaya çıkaran ve devam ettiren nedenlerin başında kadınların kendilerini zayıf ve çaresiz hissetmesi erkeklerinse tehlikeli olduğu düşünülmesidir.Cinsel birleşmenin kadınların katlandığı acı verici bir süreç , erkeklerinse zevk aldığı bir eylem olarak görülmesidir. Vücudun içine alınan şeylerin acı verdiği hissi yoğun yaşanır. İlk gece korkusu ve bekaretin masumiyet olarak algılanması ve ona ait son kalenin de teslim edilmesi kendi içinde parçalanmayı yok olmayı düşündürebilir. Tedavisi bir sürü davranışsal tekniklerle basit vajinusmus vakaları çok rahat çözümlenebilir. Birlikte bilişsel psikoterapi teknikleride kullanılabilir. Israrlı vakalarda dinamik çalışmak bu olgularda oldukça güzel cevaplar almamızı sağlar.