Kategori: Dermatoloji

  • Alın terlemesi

    Alın terlemesi birçok vakada stres sonucu ortaya çıkan bir sorundur. Aşırı alın terlemesi özellikle üst düzey yöneticiler için ciddi bir sorun teşkil ederken, kadınlarda ise genelde sosyal hayatları etkilemektedir. Aşır alın terlemesi 1 seanslık uygulama ile 6-9 ay iyileşme sağlanırken kişinin kendine güvenini, sosyal ve iş yaşamında da başarı oranını arttırabiliyor.

    Botulinum toksin tip A derideki estetik sorunların tedavisi yanında aşırı terleme sorununda da etkili olabilen bir terleme tedavisi yöntemidir. Alın ve saçlı deri içine krem anestezi sonrası yapılan botulinum toksin uygulamaları ile alın terlemesi ve saçlı deri terlemesi yok edilmektedir.

    İşlem sonrasında terleme genlikle bir hafta içerisinde kesilir. 10 gün sonunda yapılan kontrol ile gerekli görülen noktalara ek doz uygulaması yapılır.

    Birçok vakada terlemenin ana sebebi olan aşırı gerginliğin aynı zamanda terlemeye başlama gerginliği şeklinde de belirebildiği görülmüştür. Bu durumda uyguma sonrası terlemenin olmayacağının bilinmesi kişide bir rahatlamaya ve gerginlik olmaması nedeniyle birçok vakada iş yaşamında başarının artmasına yardımcı olmuştur.

  • Şiddetli kaşıntı sosyal yaşamdan soyutluyor

    Ürtiker halk arasında yaygın bilinen adıyla kurdeşen, toplumda sık görülen cilt hastalıklarının başında geliyor. Kızaran, kabaran, kaşıntı yapan döküntülerle gelişen hastalık, özellikle alerjik bünyeli kişilerde daha sık görülüyor. Bazı ciddi hastalıkların belirtileri ile benzer özellikler gösteren ürtikerde doğru tanı ve tedavi önem taşıyor.

    Aniden başlayan kaşıntılar kronik hale gelebiliyor

    Ürtikerin, akut ve kronik olmak üzere iki tipi bulunmaktadır. Akut tabloda döküntüler 15-20 dakika içinde genellikle kaybolur. Hatta hasta, sabah hastaneye gittiğinde hiçbir iz kalmamış olabilir. Ancak bu döküntüler kimi zaman öyle kaşıntılı olur ki kişinin iş ve özel yaşamı sekteye uğrar ve sorunlar yaşanabilir. 6 haftayı geçmiş olan ürtiker kronik olabilir. Döküntüleri kısa sürede ortadan kaldırmak mümkün olabildiği gibi zaman zaman inatçı olabilir. Antihistaminik ilaçlarla hastanın hayatına devam etmesi sağlanabilir.

    Döküntüler ağız içinde görülmeye başlarsa…

    Ürtikerin yol açtığı döküntüler, saçlı deri dahil, vücudun her yerinde görülebilir. Ancak en önemlisi ağız içi ve solunum yollarıdır. Böyle bir tabloda, hasta solunum sıkıntısı ile acile gelir. Hastanın adrenalin gibi özel bir takım ilaçlarla konforlu solunum sağlayabilmesi için belirli tedaviler verilir. Bu uygulamaların evde yapılması ya da önlenmesi mümkün değildir. Bu nedenle döküntüler oral mukozaya yani ağız içi ve dudak çevresine sıçrarsa ve solunum sıkıntısı olursa zaman kaybedilmeden doktora gidilmelidir.

    Stres, hastalık gelişiminde önemli rol oynuyor

    Ürtiker, genelde alerjisi olan kişiler arasında yaygın olmakla birlikte, alerjisi olmayan kişilerde de görülebilmektedir. Alerjiye ek olarak; tiroid, mide-bağırsak hastalıkları, kolejen doku hastalıklarının ilk semptomları olabilir. Ürtikerin bir diğer önemli nedeni de strestir. Bir kişi vücudunda kızaran, kabaran, kaşıntı yapan ve sonra da kaybolan döküntüler görüyorsa hemen doktora başvurmalı ve nedenini öğrenmelidir. Hastadan alınan kan, idrar ve dışkı testleri ile ürtikere neden olabilen hastalıklar tespit edilip, hastaya ek tedavi verilebilir.

    Nedeni bilinmeyen ürtiker tedavisinde psikolojik destek önemli

    Ürtiker tedavisi, hastanın durumuna göre değişir. Hastaya, akut ve kronik ürtiker teşhisi konmasının ardından tedavide ilk seçenek olarak antihistaminik ilaçlar devreye girer. Eğer şikayetler artarak devam ederse steroid yani kortizon tedavisi başlanabilir. Hastanın tetkiklerinde herhangi bir problem tespit edilmezse ve klinik tablo 6 haftayı da geçmiş ise “Kronik idiopatik ürtiker” yani nedeni belli olmayan ürtiker teşhisi konulur. Bu durumda tıbbi tedaviye ek olarak psikiyatristten yardım alınabilir.

    Şikayetler azalınca ya da geçince tedavi bırakılmamalı

    Ürtiker tedavisi uzun solukludur ve ilaçlar, “döküntüler geçti denilerek” asla bırakılmamalıdır. Eğer ilaçlar, 3 gün kullanılıp bırakılırsa ürtiker, daha şiddetli bir şekilde geri dönebilir. Bu nedenle hastaya genelde aylık tedaviler verilir, iyileşse bile tedaviyi bırakmaması ve tekrar doktora başvurması gerektiği söylenir. Belirtiler azalmışsa tedavi, doktor tarafından basamak basamak azaltılarak sonlandırılır. Ancak şikayetler hala devam ediyorsa süreç 2-3 ay, hatta daha fazla uzayabilir.

    Ürtiker hastalarının adım adım dikkat etmesi gerekenler

    · Ürtikeri aktive eden alerjen gıdalar tüketilmemelidir. Özellikle çilek, yumurta sarısı, fındık, fıstık, çikolata ve deniz ürünlerinden uzak durulmalıdır.

    · Kişi hayatındaki değişiklikleri çok iyi not etmelidir. Banyodaki sabun, şampuan, cilde uygulanan topikal bazı maddeler ürtikeri tetikliyorsa kaçınılmalıdır.

    · Çamaşırlar, deterjan artıklarının kalmaması için çift durulanmalıdır.

    · Çamaşır yıkarken yumuşatıcı asla kullanılmamalıdır.

    · Banyoda cilt rahat bırakılmalı, kese ya da lif yapılmamalıdır.

    · Solunum yoluyla giren alerjenler açısından tozlu ortamlarda bulunulmamalıdır.

  • Prp nedir?

    “Platelet rich plasma” platelet (trombosit) yönünden zenginleştirilmiş plazmanın kısaltılmışıdır. Kişiden alınan küçük miktardaki kan özel bir tüpe konularak bir dizi işlemden geçirildikten sonra elde edilen ‘trombositten zengin plazma’ aynı kişiye yapılmak istenilen işleme göre, istenilen bölgeye enjeksiyon yoluyla geri verilir. Tüpe alınan kan uygulama yapılacak kişiye geri uygulanacağı için her tüp P.R.P işlemine özel olmalıdır. Trombosit denilen kan hücreleri, vücudumuzda bulunan deforme olmuş dokuların onarımı ve naturel haline dönüşmelerini sağlamak için gerekli “büyüme faktörlerini” yapısında barındırmaktadır.

    *- PRP medikal bir uygulamadır ve sadece doktorlar tarafından yapılmalıdır.

    PRP bir kök hücre tedavisi değildir ancak dolaylı yoldan kök hücreler üzerinde çalışır. Trombositler aktiflenince çeşitli proteinler ve büyüme faktörleri salgılar ki bu proteinler; kollajen oluşumunu, cildin sıkılaşmasını, hyaluronik asit oluşumunu ve bunlar sayesinde yenilenmeyi sağlar. Trombositler enjekte edildiği bölgelerde kök hücrelerini uyarıp, aktif hale geçirirerek dokuların yenilenmesine yardımcı olur. Estetik dışında spor yaralanmalarında, diabetik ülser tedavisinde ve ortopedi gibi diğer tıp alanlarında da kullanımı vardır. Kullanım alanlarıyla ilgili çalışmalar sürekli devam etmektedir.

    Cerrahi uygulamalardan kaçınan ve kendi vücudunun yenilenme gücünden yararlanmak isteyen kişilerin tercihi haline gelmiştir. Çalışmalar yapılan kişilerin cildinin daha genç ve canlı göründüğünü göstermiştir. Ayrıca tüm yüzde yenilenme isteyen kişiler için oldukça uygundur. Bu uygulamayla birlikte kırışıklıklarda azalma, ciltte yenilenme, akne izlerinde azalma, kimyasal peeling sonrası ciltte iyileşme elde edilebilir. PRP’nin etkileri uygulama yapılan bölgenin çevresinde de görülür.

    PRP Nasıl Uygulanır ?

    Enjeksiyonlar küçük miktarlarda tüm yüz, saçlı deri, boyun ve dekolte bölgesine uygulanabilir. P.R.P. işlem süresi en fazla yarım saattir ve mezoterapi tekniği kullanılır. Son zamanlarda lazer, roller gibi uygulamalarla birleştirilerek de yapılabilmektedir. Bazı çalışmalarda botoksla birlikte uygulandığında botoksun etkisini azalttığı gösterildiğinden botoksla aynı zamanlarda uygulanmaması önerilmektedir.

    Steril ortamlarda yapıldığı takdirde steril ve güvenilir bir yöntemdir. Aksi takdirde lokal enfeksiyon, alerji gibi istenmeyen yan etkilerin oluşma riski yüksektir. P.R.P. uygulama seansları için önerilen ortalama 3 – 4 seanstır. 2 veya 3 hafta ara ile seans uygulanır. İlk uygulamadan sonra cildin aydınlanması ve parlaklığı hemen gözlenir. Sonuçlar 2-3 ayda net bir şekilde görülebilir hale gelir. Uygulamalar sonrasında ortaya çıkan yapılanmanın kalıcılığının sağlanması için idame seansları yıl içinde 1 veya 2 seans olarak önerilir. PRP işleminin dolgu veya botoks gibi bir süresi yoktur. Zamanın ve çevrenin etkilerine karşı savaşan bölgeye destek gönderilir fakat zaman ve çevre etkisi de diğer yandan devam edecektir.

    P.R.P. Dermatolojide Hangi Durumlarda Uygulanabilir ?

    -Saç dökülmesi, saç problemleri ve saç ekimi sonrasında

    -Cildin sağlıklı ve parlak görünmesi için, oluşmuş kırışıklıkların azaltılması için

    -Tüm vücut bölgelerinde daha estetik bir görünüm elde etmek amacıyla

    -Yaraların ve yara izlerinin iyileşmesine katkıda bulunmak amacıyla

    -Cilt lekeleri, göz altı torbalanma ve morlukların azaltılması amacıyla

    -Kimyasal peeling ve lazer gibi işlemlerin sonrasında cildin yapılanmasına yardımcı olmak için uygulanabilir.

  • Tırnaklar

    TIRNAKLAR:

    Tırnaklarımız el ve ayak uçlarının koruyucu örtüleridir. Keratin denilen sert dayanıklı proteinden oluşur.

    El tırnakları ayda 3,5mm, ayak tırnakları ayda 1,6 mm uzar. Tırnak uzaması yaşa, aylara ve yapıya bağlıdır. Tırnaklar yaz aylarında daha hızlı uzar.

    Kadınlarda gebelik haricinde tırnak uzaması erkeklerden daha yavaştır.

    Tırnak uzaması hastalık, beslenme, ilaçlar, travma, kronik hastalıklar, ateş ve yaştan etkilenir.

    Tırnak problemleri:

    Dermatolojik hastalıkların yaklaşık yüzde 10’u tırnak hastalıklarıdır.

    Tırnaklar genel sağlık durumunuzu belli eder. Tırnaklardaki renk değişikliği veya kalınlaşma sağlık problemlerini gösterir. Karaciğer hastalıkları, böbrek hastalıkları, kalp ve akciğer problemleri, anemi ve şeker hastalığı bunlardandır. Tırnaklarda renk değişikliği, şekilde bozulma, kalınlık, tırnak kenarlarında kanama, ağrı, renk değişikliği tırnak hastalıklarının belirtileridir.

    Mantar enfeksiyonları tırnak hastalıklarının yüzde 50’sini oluşturur. Ayak tırnakları çevre şartlarından daha çok etkilendiği için ayakta daha belirgindir. Ayrıca melanom dediğimiz cilt kanserleri nadiren tırnak yatağından gelişebilir ve travmatik kanamayla karıştırılır. Tırnak yatağında koyu renkli değişiklikler ve çizgilenme gördüğünüzde bir dermatoloğa başvurmalısınız.

    Tırnak zedelenmesi sonrası beyaz lekeler oluşabilir.

    Tırnak altında kırmızı çizgilenmeler travma, ilaçlar ve hastalıklara bağlı oluşabilir.

    Bakteriyel enfeksiyonlar zedelenme, düşük hijyen, tırnak ısırmak, sürekli su maruziyeti ile oluşabilir.

    Uzayamayan tırnaklar tırnak travmasına yol açan tikler, dar ayakkabılar, sindirim problemlerinden kaynaklanır.

    Tırnakların sağlıklı olması için:

    Tırnakların temiz bakımı öncelikli şarttır. Tırnaklarınızın kısa ve temiz olmasını sağlayın. Tırnaklarınızın merkeze düz paralel şekilde kesilmesi sağlıklı uzamasını sağlar. Ayak tırnakları kalın ve kesilmesi zorlaşmışsa ayağı ılık tuzlu suda 10 dak bekletin, üreli ve salisilik asitli kremler uygulayın. Bu işlemler tırnakları yumuşatır ve kolay kesilmesini sağlar.

    Tırnaklarınızın ince ve kırılmaya yatkın olmasını önlemek için onları nemlendirin.

    Uygun ayakkabılar giymek gerekir, dar ayakkabı uzamayan tırnağa yol açar.

    Tırnaklarınızı ısırmayın. Tırnak ısırmak ağızdaki bakterilerle eldeki bakterilerin taşınmasını sağlar. Ayrıca doku zedelenmesi yoluyla enfeksiyon oluşumuna zemin hazırlar.

    Şeker hastalığı ve kalp-damar hastalığı olanlarda tırnak problemleri sık görülebilir. Böyle hastaların dermatoloji uzmanına kontrol olmaları gerekir.

    Birçok güzellik salonunda hijyen kurallarına dikkat edilmektedir fakat manikür-pedikür yaptırırken yine de steril olup olmadığına özellikle dikkat etmelisiniz. Kendi manikür-pedikür setinizi kullanmalısınız çünkü ortak kullanımda enfeksiyon bulaşı çok sık olmaktadır.

    Aseton, tırnakları kurutur bu sebepten az kullanmak gereklidir.

    Tırnak kozmetiklerine karşı alerjik reaksiyon gösteriyorsanız, kaşıntı ve yanma oluyorsa dermatoloğunuza başvurunuz.

    Takma tırnaklar, mantar enfeksiyonuna ya da altta yatan tırnağın bozulmasına neden olabilir.

    Tırnaklarınızın parlak ve sağlıklı olması için beslenmenize dikkat etmelisiniz. Çinko ve kalsiyum tırnaklar için faydalıdır. Protein, meyve, sebze, kabuklu yemişler, balık ve yumurta tüketimi tırnaklar için faydalıdır. Elma, kuşkonmaz, esmer pirinç, salatalık, sarımsak, üzüm, ciğer, kabuklu yemişler, soğan, somon, çekirdek, soya, ton balığı ve tam tahıllar da tırnaklarınız için faydalıdır.

  • Güzel cildin püf noktaları

    Güzel ve pürüzsüz bir cilde sahip olmak herkesin özellikle de kadınların arzusudur. Bunun için cilde günlük bakım uygulamak ve çeşitli kremler kullanmak isteriz. Bu isteğimiz çok da doğrudur çünkü bakımsız kalan cildin ilerleyen yaşlarda bakımı daha zor bir hal alabilir. Cilt tipine ve yaşa uygun günlük uygulanan bakım, ileriki dönemlerde cildimiz için geç kalmamamız açısından önemlidir.

    Peki hangi tip ürünü kullanmalıyız? Cildimize uyguladığımız kremler cilt tipimize uygun mu? Ciltte bir probleme yol açabilir mi?

    Kuru cilt: Nem oranı çok düşük, mat görünümlü cilt tipidir. Kuruluk çok dikkate alınmaz ve uygun nemlendiriciler kullanılmazsa bu cilt tipi güneş ve rüzgardan daha fazla etkilenir ve kırışıklıklar daha erken yaşta ve daha fazla oranda oluşabilir. Ayrıca kuru ciltte gözenekler küçük ve kapalıdır.

    Kuru cilde sahip kişiler cilt bakımında nelere dikkat etmeli?

    Cildi yeterince nemlendirecek yoğun içerikli ve yağlı nemlendirici kremler, nem maskeleri, göz çevresi kremleri, boyun bölgesine uygun kremler günlük kullanılmalıdır. Özellikle kış aylarında havadaki nem oranı düşeceğinden cildimiz daha da kurumaya meyillidir. Yazın hafif yağ içerikli, kışın ve sonbaharda yoğun ve daha yüksek yağ içerikli nemlendiriciler kullanılabilir. Ayrıca deniz kenarından uzak bölgelerde nem oranı daha da düşüktür, cildin kuruluğu artabilir ve ekstra nem ihtiyacı olabilir. Tabiki özellikle güneşli günlerde, bilhassa yazın kuru ciltlere uygun güneş koruyucular da ihmal edilmemelidir Güneş koruyucu içerikli nemlendiriciler, makyaj ürünleri de tercih edilebilir. Yalnız leke problemi olanlar, cilt kanserine yol açabilecek cilt hastalığı veya güneşle tetiklenen cilt hastalığı doktor tarafından tespit edilenler, dermatologları tarafından tavsiye edilen ayrı bir güneş koruyucu kullanmalıdırlar.

    Yaş ilerledikçe cilt gençleştirici hyaluronik asit gibi maddeler içeren nemlendirici kremler, gece-gündüz serumları ve kremleri eklenebilir. Kuru cilde sahip kişiler sert temizleyicilerden ve kurutucu sabunlardan, temizleme jellerinden kaçınmalıdır. Cildi kurutmayan süt tipi temizleyiciler, gliserin veya zeytinyağı içerikli sabunlar tercih edilmelidir. Alkollü tonikler cildi kurutacağından tercih edilmemelidir.

    Makyaj temizleyici olarak yine cildi kurutucu içeriğe sahip olmayan örneğin süt tipi temizleme ürünleri tercih edilmelidir.

    Yağlı cilt: Görünümü parlak ve yağlıdır. Gözenekler açıktır. Siyah noktalı, sivilceye müsait cilt tipidir.

    Yağlı cilde sahip kişiler cilt bakımında nelere dikkat etmeli?

    Bu cilt tipine sahip kişilerde yağ salgısı normalin üstünde olduğundan parlaklık ve yağlı görünüm olur. Bu görünümü azaltacak temizleyici jel veya yüze uygun sabun, makyaj temizleyiciler, alkollü tonik, temizleyici- sıkılaştırıcı ve gözeneklerin belirginliğini azaltan maskeler, peeling kremler tercih edilmelidir. Günlük kullanımda yağlı nemlendiriciler akne ve siyah noktaları artırabileceğinden, cildi temizledikten sonra çok hafif yağsız nemlendiriciler tercih edilmelidir. Tabiki makyaj ürünlerini de özellikle pudra, fondöten ve allıklarını yağsız ürünlerden tercih etmelidirler. Göz çevresine uygun, boyun bölgesine uygun kremleri ayrı tercih etmelidirler. Yağlı ciltlere uygun güneş koruyucularını da ihmal etmemelidirler. Yağlı ciltler, yaş ilerledikçe gevşeyip sarkma eğiliminde olur ve ileriki yaşlarda sıkılaştırıcı, gençleştirici bakım ürünleri ve gece-gündüz serumları eklenebilir.

    Sivilce(akne) ve siyah noktaları yoğun olan kişiler dermatolog kontrolünde medikal tedaviler kullanmalıdır. Medikal tedaviye ek günlük bakım ürünlerini yine dermatologlarının önerisiyle tercih etmelidirler.

    Cildi yağlı olmasına rağmen nemsiz olan ve hassasiyet, kızarıklık, pullanma sorunu yaşayan kişiler yine dermatolog kontrolünde hassasiyet giderici kızarık görünümü azaltabilen kremler, yağ dengeleyici maskeler veya kremler, hassas cilde uygun süt tipi temizleyici ve makyaj temizleyicileri kullanmalıdırlar. Günlük kullanımda ise çok hafif yağsız nemlendiriciler tercih etmelidirler.

    Karma cilt: Göz çevresi ve yanaklar normal veya kuru, T bölgesi dediğimiz alın, burun ve çene yağlı görünümdedir. Yağlı olan kısımlarda gözenekler açıktır, sivilceler ve siyah noktalar görülebilir.

    Karma cilde sahip kişiler cilt bakımında nelere dikkat etmeli?

    Günlük kullanımda cildin ihtiyacına uygun jel veya süt tipi temizleyiciler, makyaj temizleyicileri yine cildin ihtiyacına göre nemlendiriciler, göz çevresi ve boyun bölgesine uygun kremler kullanılmalıdır. Gerekliyse uygun tipte peeling kremleri, nemlendirici sıkılaştırıcı ve yağ dengeleyici maskeler, alkol oranı düşük tonik kullanılmalıdır. T bölgesi özellikle temizlenmeli tonik kullanılacaksa yalnızca bu bölgelere kullanılmalıdır. Yanaklar daha yoğun nemlendirilmeli, T bölgesi daha az nemlendirilmelidir. Yazın nemli havalarda yağlı bölgeler daha çok yağlanabilir ve sivilcelenme olabilir. Kış aylarında yanaklar çok kuruyup, kızarıklık, gerilme olabilir. Mevsime göre kış ve sonbaharda yanaklara daha çok nemlendiriciler kullanılmalıdır. Yağlı olan T bölgesine kurutucu ürünler tercih edilmelidir. Akne problemi olanlar dermatolog önerisiyle medikal tedavileri kullanmalıdırlar. Yine yaş ilerledikçe karma ciltlere uygun gençleştirici bakım ürünleri, gece-gündüz serumları eklenebilir. Özellikle yazın karma ciltlere uygun güneş koruyucular ihmal edilmemelidir.

    Kızaran, kaşınan, cildinde aşırı hassasiyet olan, kılcal damarları belirgin olan kişilerde ise egzama, rozase gibi cilt hastalıkları olabileceğinden dermatolog kontrolünde cilt bakım ürünleri kullanmalıdırlar.

    Unutmayalım ki mükemmel cilt yoktur fakat uygun ürünlerle cildimize bakmak bizim elimizdedir ve uygun bakım cilt görünümünü olabildiğince güzelleştirir.

  • Botoks ve dolgu hakkında

    Geçmiş tarihlerden beri genç görünmek insanların isteği olmuştur ve gençleştirme için de zaman şartlarına göre çeşitli teknikler kullanılmıştır. Son yıllarda cerrahi olmayan tekniklerle yüz gençleştirmede büyük mesafeler katedilmiştir. Botoks ve dolgu uygulamaları da bu tekniklerdendir.

    Cildimiz kişiden kişiye ve erkek ve kadınlar arasında farklılıklar gösteren özgün bir yapıdır. Çevresel ve genetik özelliklere göre kimi insanlar daha erken kimiyse daha geç yaşlanma belirtileri gösterir. Yaşlanma belirtileri; yer çekiminin neden olduğu sarkmalar ve yüz mimikleriyle oluşan kırışıklıklar nedeniyle olur.

    BOTOKS NEDİR?

    Clostridium botulinum adlı bakteriden salgılanan toksinin laboratuar ortamında işlenerek elde edilmesiyle üretilen bir maddedir. Kasların sinirler tarafından uyarılmasını geçici bir süre için engeller. 1980 yılında botoks resmi olarak ilk defa insanlar üzerinde şaşılığı giderme amaçlı kullanıldı. Günümüze kadar göz hastalıkları, nöroloji, fizik tedavi, gastroenteroloji, dermatoloji, plastik cerrahi gibi bir çok tıbbi alanda hemen hemen her ülkede kullanılmış ve kullanılmaktadır. Etki süresi yaklaşık 4-5 aydır ve kişiden kişiye farklılık gösterir. Yüz mimikleriyle oluşan kırışıklıkları azaltmak için kullanımında etkisi o bölgedeki mimik kaslarının felç edilmesidir.

    DOLGU NEDİR?

    Dolgu yöntemi; doldurucu maddelerle kırışıklıklar ve doku eksikliklerini ortadan kaldırmaktır. Bu amaçla çeşitli maddeler kullanılmaktadır. Sık kullanılan ürünler ortalama 9 ay 1yıl arası etki süresi olan geçici dolgu malzemeleridir. Geçici dolgular vücudumuzda bulunan yapısal maddelerden ya da bu yapısal maddelerin yerine konabilecek kimyasal maddelerden oluşur. Geçici dolgular sınırlı kalıcılık süreleri olduğundan; uygulamadan sonra oluşan istenmeyen etkilerin ortadan kolayca kalkabilmesi nedeniyle tercih edilirler. Allerji yapma potansiyelleri daha düşüktür. Kullanılan ürün steril ve uygun şartlarda saklanmalı, kişiye özel uygulanmalıdır.

    GENÇ GÖRÜNÜRKEN DOĞALLIĞINIZDAN ÖDÜN VERMEYİN

    Genç görünmek için yapılan bazı uygulamalarda kadınların birbirine benzer yüzlere sahip olduğunu fark ediyoruz. Oysaki bu uygulamalar doğal yüz yapısına uygun bir şekilde uzman kişiler tarafından yapılmalıdır. Genelde yüzün üst bölümünde örneğin alındaki, kaş arasındaki ve kaz ayağı bölgesindeki kırışıklıklar mimik kaslarıyla oluştuğu için bu bölgelere yapılan uygun miktarlarda botoks bu kırışıklıkların görünümünü azaltır veya yok eder. Fazla miktarda ve uygunsuz yapılan uygulamalar göz kapağı düşüklüğüne ve doğal olmayan mimiksiz bir görünüme yol açabilir.

    Dolgu uygulamaları için ise burundan dudak yan taraflarına inen çizgiler,dudak kenarlarından aşağıya inen çizgiler, dudak üstündeki mimik çizgileri, derin sivilce ve yara izleri, dudak dolgunlaştırma, elmacık kemiği ve yanak uygundur. Kırışıklıklar ve sivilce ve yara izlerindeki doku kayıpları hyalüronik asit maddesiyle doldurulur ve hyalüronik asit suyu çekerek bu bölgedeki cildin elastikiyetini sağlar. Uygunsuz yapılan dolguyla şiş ve aşırı dolgun görünüm oluşmakta, örneğin dudakta seksi ve doğal görünümden çok evet dolgu yapılmış! algısı yaratmaktadır.

    Sözün özü; her daim genç ve güzel görünmek herkesin hakkıdır. Uygulanan teknikler bizleri aynı görünümlerde değil, kendi özgünlüğümüzle genç ve güzel gösterirse amacına ulaşır.

    Gençlik ve mutluluğun bizlerle olması dileğiyle..

  • Ameliyatsız yüz germe!!

    Yaz mevsimi, güneş ışınlarının cildimize en çok temas ettiği mevsimdir. Güneş ışınlarının D vitamini sentezi gibi faydalı etkilerinin olmasının yanında, yaşlanma sürecini hızlandırdığı artık bilinen bir gerçektir. Bu nedenle yaz sonrasında güneş ışınlarının etkisiyle bağ dokumuzda oluşan elastikiyet kaybının tedavisine erkenden başlarsak, sonbahara daha sağlıklı girebiliriz.

    Günümüzde ameliyat olmadan yapılan gençleşme işlemlerine talep oldukça artmıştır. Bunun sebepleri arasında ameliyat sürecinin zahmetli olması, anestezi zorunluluğu olması, ameliyat sonrasında sosyal hayata dönmenin zaman alması sayılabilir. Artık teknolojinin de gelişmesi ile ameliyata gerek olmadan yapılan gençleşme işlemleri de çok çeşitlenmiştir. Bu konuda yapılabilecek işlemler, kişinin dokusunun özelliğine, kişinin cilt tipine göre seçilebilmektedir.

    Özellikle yazın yoğun güneş ışınlarına maruziyet sonrasında, genetik faktörlerin etkisiyle, sigara kullanımı ve sağlıksız beslenmeyle, çeşitli serbest radikal hasarları ile bağ dokumuzu oluşturan kollajen lifler ve elastik lifler güçsüzleşerek gevşerler. Bu etkiler cildimize özellikle yanaklarda, göz kapaklarında, burun kenarından dudağa doğru uzanan hatta ve boyun bölgesinde sarkma olarak yansır. Bu görüntü kişiyi olduğu yaştan daha yaşlı gösterir. Özellikle sarkma başlangıç evresinde yakalanır ve doğru tedaviler uygulanırsa; sarkmalar ilerlemeden önüne geçilir. Bu nedenle özellikle yaz mevsimi sonrasında, bağ dokusunun toparlanmasıyla yapılan yüz germe işlemi oldukça faydalı olan bir tedavi yöntemidir.

    Ameliyatsız yüz germe işlemleri arasında en sık kullandığımız yöntemlerin başında radyofrekans tedavileri gelmektedir. Radyofrekans tedavilerinin birçok çeşidi bulunmaktadır. Radyofrekans enerjisi cilde verildiğinde ısıya dönüşür. Isı, kollajen bantlar arasında oluşan ve kollajen bantların gevşemesine neden olan bağların kırılmasını sağlar. Ayrıca yeni kollajen ve elastik doku sentezini uyarır. Bu sayede bağ dokusunda sıkılaşma, gevşeyen cilt dokusunda toparlanma oluşur.

    Önceki yıllarda radyofrekans enerjisi yüksek dozlarda uygulanarak sıkılaşma sağlanmaktaydı. Bu şekilde etki artmaktayken, enerjinin yüksek olmasından dolayı işlem ağrılı olmaktaydı. Son yıllarda radyofrekans enerjisi daha düşük dozlarda tutularak, beraberinde kombinasyon tedavileri ile etkisi arttırılmaktadır. Bu sayede radyofrekans tedavisi ağrılı olmayıp, etkisi kombinasyon tedavisi sayesinde daha gözle görülür hale gelmektedir. Son yıllarda en sık tercih edilen kombinasyon tedavi seçeneği radyofrekans ve ultrason enerji kombinasyonu olmuştur. Bu sayede radyofrekans cilt altında ısıya dönüşerek etkili olurken; ultrason ses dalgalarının oluşturduğu mekanik etki ile bağ dokusunda etkili olmaktadır. Günümüzde sıkça uygulanan ve saten yüz germe adı da verilen radyofrekans ve ultrason kombinasyon tedavisi, ameliyatsız yüz germe işlemleri arasında en etkili yöntemlerden biridir.

    Ameliyatsız yüz germe işleminin avantajlar:

    Anesteziye gerek olmaması

    İşlem sonrasında herhangi bir dinlenme veya işten izin alma gibi bir sürecin gerekmemesi

    Sosyal hayata hemen devam edilebiliyor olması

    Ağrısız olması

    Etkinin kalıcılık süresinin yüksek olması

    Uygulama sonrası herhangi bir komplikasyonun olmaması

    Uygulamanın çok kolay olması olarak sayılabilir.

    Ameliyatsız yüz germe işlemleri hayat kalitesini bozmadan etkili olduğu için en çok tercih edilen yöntemler arasına girmiştir. Özellikle sosyal hayattan kopmadan, yaz mevsiminin ve güneşin yüzde oluşturduğu yaşlanma bulgularından bir an önce kurtulabilmek için ameliyatsız yüz germe tedavisi seçilmesi gereken tedavi yöntemidir.

  • Yaşlanmanın cildimiz üzerindeki etkileri

    Cildimiz yaşlanırken birçok durumdan etkilenir: güneş, kötü hava koşulları ve kötü alışkanlıklar. Bu durumları bilirsek cildimizin yaşlanırken de daha canlı ve sağlıklı görünmesine yardımcı olabiliriz.

    Peki cildimiz birçok durumdan nasıl etkileniyor: Yaşam biçimimiz, diyet, genetik yapı ve kişisel özellikler. Örneğin sigara içmek serbest radikalleri açığa çıkararak kırışıklıkların artmasına yol açıyor ve cilde zarar veriyor. Başka sebepler de var tabii kırışıklıkları ve lekeyi artıran; mesela güneş ışınları ve hava kirliliği ciltaltı yağ dokusu desteğinin azalmasına yol açıyor. Stres, günlük mimiklerimiz, obezite ve uyku pozisyonumuz bile cilt yaşlanırken etkinlik sağlıyor.

    Biz yaşlanırken doğal olarak oluşan cilt değişiklikleri nelerdir?

    Cilt daha kabalaşır

    Cilt üzerinde tümörler gibi bazı lezyonlar gelişir.

    Cilt elastikiyetini yitirir.

    Üst cilt tabakası incelir ve hassaslaşır. İncelen üst tabaka sonucu alt cilt tabakası da kötü yönde etkilenir.

    Cilt daha çabuk incinir ve morarmaya meyillidir. Bunun sebebi ise ciltte incelen damar duvarlarıdır.

    Ayrıca:

    Yağ dokusu kaybı yanaklarda, çenede burunda ve göz çevresinde gelişir ve yorgun görünüm olmasına sebep olur. Ağız kenarları ve çenede bulunan kemiklerde küçülme olur ve 60 yaşından sonra ağız kenarlarında büzüşme daha belirgin hale gelir. Burundaki kıkırdak dokusu kayba uğrar ve burun ucu daha düşük görünmeye başlar.

    Güneş ve cildimiz:

    Güneş ışınlarına aşırı maruziyet yaşlanma etkilerinde en büyük suçlulardandır. Güneş maruziyeti zamanla elastin liflerde hasarlanmaya yol açar. Elastin lif kaybı sonucu deri elastikiyetini kaybederek sarkar. Ayrıca morarmaların ve yaraların iyileşmesi daha uzun sürede olur. Fakat bu etkiler gençken değil yaş ilerledikçe ortaya çıkar. Bu sebeple güneş maruziyetini devamlı hale getirmeden, cildin kendini onarmasına izin vermek gereklidir.

    Cilt değişikliklerini etkileyen diğer faktörler mimikler, uyuma pozisyonu gibi durumlardır. Cilt elastikliğini kaybettiğinde kaşlar, göz kapağı, yanaklar ve çene altı bölgeler ve kulak memeleri yerçekimi etkisiyle sarkmaya başlar.

    Mimiklerle oluşan çizgiler 30-40 yaş arası iyice belirgin hale gelmeye başlar. Alında paralel çizgiler, burundan aşağı bölge ve ağız çevresinde dik çizgiler belirgin hale gelir. Sürekli yüzüstü yatmakta şakaklarda ve yanakta çizgilerin artmasına yol açabilir.

    Sigara içenlerde içmeyenlere göre daha fazla kırışıklık oluşur.

    Yaşla birlikte cilt su kaybettiğinden ve yağ dokusu azaldığından ciltte kuruluk artar. Kışın bu kuruluk daha fazla olduğundan yaşlılarda kış kaşıntısı oluşmaktadır. Ayrıca yaşla birlikte lenf drenajı azalır ve östrojen üretimi azalır ki bunlar da cildi destekleyen faktörlerdir.

    Cildin yaşlanmasını önlemenin en kolay yolu gençken cildimize daha sağlıklı ve daha düzenli bakım sağlamaktır. Bu konularda yardıma ihtiyacınız olduğunda dermatoloğunuza danışabilirsiniz. Bu süreçte cildin nem desteğini sağlamak, özellikle A vitaminli yiyecekler ve kremler cildin yapısını korumasında faydalı olur. Ayrıca antioksidanlar, omega-3 ve omega-6 da cildin yapısını korumasında faydalı olacaktır.

    Ruh sağlığımız da cildimiz yaşlanırken etkileyici faktörlerdendir. Mutlu olduğumuz zamanlarda cildimizin parlaması da bu sebepledir. Mutlu, sağlıklı ve genç kalmanız dileklerimle..

  • İple yüz gençleştirme hangi bölgelere uygulanır?

    İple yüz gençleştirme hangi bölgelere uygulanır?

    -Cilt kalitesini artırmak istenen tüm alanlarda için,

    -Genel olarak yüzün yukarı doğru toparlamak için,

    – Çene kenarlarında oluşan sarkmayı azaltmak için,

    -Yüz ovalini daha belirgin hale getirmek için,

    -Burun kenarında dudak kenarlarına inen çizgilenmeyi (nazolabial çizgiyi) doldurmak için,

    -Çene altındaki ( gıdıyı) fazlalıkları azaltmak için,

    -Boyundaki sarkmaları ve kırışıklıkları azaltmak için,

    -Kaşları yukarı doğru kaldırmak için,

    -Göz kenarındaki çizgileri ( kaz ayakları) azaltmak için,

    – Kol altındaki sarkmaları azaltmak için,

    – Kısacası daha genç görünmek için ip uygulaması yapılabilir.

    İP TEDAVİSİNİN AVANTAJLARI NELERDİR?

    İp ile yüz gençleştirme tedavilerinin diğer tedavi yöntemlerine göre avantajları şunlardır;

    -Minimal invaziv bir yöntemdir. Yüzünüzde herhangi bir kesi yapmadan yalnızca iğnelerle uygulanır. Bu nedenle hem çok ağrılı değildir, hem de iz bırakmaz.

    -Kolay uygulanır. Lokal anestezi sonrası, uygun iğnelerle uygulandığı için, uygulama çok kolaydır. Yaklaşık 25-30 dakika sürer.

    -Güvenli bir işlemdir. Kullanılan ipler toksik olmayan, vücutta emilebilen iplerdir. Uzun yıllardır cerrahinin tüm alanlarında kullanıldığı için etkileri çok iyi bilinmektedir ve güvenle kullanılmaktadır.

    – Yan etki ihtimali azdır. Kanama, ödem gibi komplikasyon ihtimali olsa da tedaviye gerek olmadan 1 hafta içinde kendiliğinden geçer. Enfeksiyon ihtimaline karşı zaten büyük uygulamalarda profilaktik antibiyotik uygulaması yapılabilmektedir. Allerji ihtimali son derce düşüktür, ama olduğunda iplerin çıkartılması ve tıbbı tedavi gerektirir.

    -Uygulama hataları kolayca düzeltilebilir. Yanlış uygulamadan oluşabilecek asimetri, ip çıkması, katlattı izi, çöküklük kontrollerde kolayca düzeltilebilir.

    -Çok alana uygulama yapılabilir. Vücut, yüz, boyun gibi çoklu alanlara uygulama yapılabilir.

    -Diğer tedavilerle birlikte kullanılabilir. Botox, dolgu, prp, peeling gibi diğer kozmetik uygulamalarla kombine edilebilir.

  • Lazer -ıpl epilasyonda yenilikler

    Lazer -ıpl epilasyonda yenilikler

    Lazer ve Ipl ile epilasyon uygulamalarında temel prensip; selektif fototermolizdir. Selektif fototermoliz; verilen ışık enerjisinin hedef kromofor olan melanin tarafından emilmesi ve ısıya dönüştürülmesi bu ısı sayesinde kıl kök hücrelerinde kalıcı hasar oluşturulmaya çalışılmasıdır. Yok edilmeye çalışılan kıl kök hücreleri; Saç gövdesinin üretilmesini sağlayan, pigmentsiz, kıl folikülünün derin kısmında ve errektör pili çıkıntısına yakın dış kök kılıfında yerleşen hücrelerdir.

    Hayvan deneyleri; Lazer ışının, pigmentin daha yoğun olduğu anagen fazda daha etkili, katagen ve telegen fazda az etkili olduğunu bulmuştur. Fakat insanlar üzerinde yapılan çalışmalar; Lazer epilasyon etkinliğinin her zaman saç büyüme döngüsüyle ilgili olmadığı göstermektedir. Bunun nedeni ise insan kıl folikülünde her fazda ışını emecek kadar melanin olduğu düşünülmesidir. Epilasyon amaçlı kullanılan ışık kaynaklarının, oluşturduğu ısının, kıl kök hücresi yanı sıra, peribulbar alandaki vasküler yapıda hasar oluşturarak kıl yok etmede etkili olduğu gösterilmiştir. Buna rağmen pratikte; aynı alandaki kıl folikülerinin içerdikleri melanin miktarı farklı olduğu için aynı seansın sonunda bir kısım kıl folikülü kalıcı hasırlanırken bazılarında daha az etki görülmektedir. Başka bir çalışmada, lazer uygulama sonrası yapılan histopatalojik ve immünohistokimyasal incelemeler sonrası kıl şaftının termal ısıyla yok olduğu, ancak kıl folikülünün immünohistokimyasal yapısının genellikle aynı kaldığı saptanmıştır. Bu nedenle, lazer ve Ipl sistemlerinin kıl kök hücresini yok ederek değil fonksiyonlarında değişikliğe yol açarak etki ettiği öne sürülmüştür. Görüldüğü üzere lazer ve ıpl sistemleri ile yapılan epilasyon işleminin fizyopatolojisini daha iyi anlamak için kapsamlı araştırmalara ihtiyaç vardır.

    Çok açıktır ki yenikler daha çok lazer ve ıpl cihazlarında olmaktadır. Ruby Lazer ( 694nm), Aleksandrite Lazer(755nm), Diot Lazer (800-810nm), Nd:YAG Lazer(1064nm), IPL ( İntense Pulse Light)(590-1200nm) cihazları 1996 yılından bu yana epilasyon amaçlı kullanılan cihazlardır. Cihazların dalga boyları ne kadar kısa ise melanin selektivitesi o kadar fazladır yani o fazla etki eder. Fakat melanin selektivitesi fazla olması epidermisdeki melaninde çok etkileyeceğinden yanık ihtimali o kadar fazladır. Ayrıca daha boyu penetrasyon derinliğini belirler. Kısa dalga boyları yüzeyel kalırken uzun dalga boyları daha derinlere etki edecektir. Bu nedenlerle kısa dalga boyuna sahip Ruby lazer hem epidermisdeki melanini etkilemesi yüksek, hem de çok yüzeysel kalması nedeniyle ilk kullanılan lazer olmasına rağmen artık kullanılmamaktadır.

    Diğer dalga boylarındaki lazerlerle ilgili sonuçları karşılaştıran bir çok çalışma vardır. Bunların bir kısmı farklı lazer sistemleri arasında fark bulmazken bir kısmı belirli dalga boylarının sonuçlarını daha başarılı bulmaktadır. Benim kişisel görüşüm epilasyonda altın standart Aleksandrite lazerdir. Fakat cilt tipi daha koyu hastalarda, bronzlaşmış hastalarda daha uzun dalga boyuna sahip Diot ve Nd:YAG lazer daha güvenlidir.

    Lazer ve ıpl epilasyonda daha iyi sonuçlar alabilmek için çok sayıda yeni denemeler yapılmaktadır. Bunlardan bir tanesi; Q- Switch lazerlerdir. Bu lazerler nanosaniyede atış yaparlar. Etki mekanizmaları; Fotomekanik hasardır. Yani fotoakustik şok dalgaları ile folikülü patlatmaya çalışılmaktadır. Değişik dalga boylarında Q- Switch sistemleri olsa da en sık kullanılan Q- Switch Nd:YAG lazerdir. Başarılı sonuçlar veren çalışmalar olsa da benim klinik gözlemim ancak çok ince kıllarda uzun seanslar sonucu çok az bir azalma sağlamaktadır. Buna rağmen esmer, yüz bölgesinde ince kılları olan hastalarda diğer cihazların çok başarılı olmadığı hatta paroksimal hipertrikoz olabileceği düşünülürse, sonuçlar iyi olmasa da denenebilir. Diğer araştırmacılar da sonuçların çok iyi olmadığını düşünmüşler ki fotomekanik hasarı artırabilmek için, şu çalışmayı yapmışlar; Önce 10 mikro milim çapındaki karbon partikülleri ağdalanmış cilde sürüp daha sonra düşük enerji ( 2-3 j/cm2 Q-switched Nd: YAG lazer 1064nm, 10 Hz, 10 ns pulse duration, 7 mm spot size) ile atış yapılıyor. Fotoakustik şok dalgaları ile karbon partiküllerin patlatılması ve follükülü hasarlaması hedeflenmiş. Kılların büyümesini geciktirmekte çok etkili olmasına rağmen uzun dönem sonuçları iyi bulunmamıştır.

    Cihazlardaki bir diğer yenilik; İki farklı dalga boyu kullanan kombine cihazlar yani; İki farklı dalga boyunda ışını aynı pluse içinde atabilen cihazlardır. Bunu hem ardışık olarak yani atış pedalına basınca önce bir dalga boyunu aynı pluse içinde sonra diğer dalga boyunu atarak, hem de eşzamanlı olarak yani her iki dalga boyunu her bir pedala basışta beraber atarak çalışan cihazlardır. Kombine cihaz kullanımı ile tek dalga boyunda kullanımında fark bulan ve bulmayan çalışmalar vardır. Benim kişisel gözlemim sonuçları çok değiştirmemesine karşılık kullanılan her iki dalga boyunun koplikasyonlarının toplamı nedeniyle koplikasyon oranı artmaktadır.

    Lazer ve ıpl cihazlar Radyofrekansla da kombine edilebilmektedir. Radyofrekans dokuya ışıkla beraber uygulanır. Kıl radyofrekansa iletken ya da absorban değildir. RF akımları kılın çevresinde çok yoğunlaşır ve bu bölgeyi çok fazla ısıtır. Bu ısınmaya ışığın absorbsiyonu ile sağlanan ısınma da eklenerek folikül koagüle edilir. Çok iyi sonuçlar bildiren çok çalışma vardır. benim kişisel gözlemim sonuçların radyofrekansın sonuç çok büyük bir artı sağlamadığı halde koplikasyon oranın artmasına neden olduğu yönündedir.

    Lazer ve ıpl cihazlarındaki yeniklerden beni en fazla heyecanlandıran, Robot lazerlerdir. Bunlar yüksek çözünürlüklü web kamerası, ısı ve mesafe sensörü ile veriler eş zamanlı olarak bilgisayar ara yüzü ile kontrol edilerek seçilen alanın homojen ve yeterli enerji alması sağlayan bilgisayarlı sistemlerdir. Anlık cilt yüzeyinde ısı ölçümü yaptığından yanık ihtimalini azaltmaktadır.

    Lazer ve ıpl cihazları dışında bahsedilebilecek diğer yenilikler; Eflornithine kremdir. Bu krem Eflornithine ornitine dekarboksilaz enziminin geri dönüşümsüz blokörüdür, bu blokajla hızlı bölünen dokuların yapı taşlarından olan poliminlerin azalmasına yol açar. Yapılan çalışmalar da lazer tedavilerine eklenmesinin tedavi başarısını artırdığı görülmüştür. Türkiye’de bulunmayan krem yurt dışında Vagina adı ile satılmaktadır, ne yazık ki pahalıdır.

    Bunun dışında; Melanin solüsyonları ile bölgenin melanin açısından zenginleştirilmesi için Lipoxome adı verilen melanin içeren lipozomal kapsüllerin topikal kullanıldığı bir araştırmada melanin uygulanan ve uygulanmayan bölgeler arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmış olsa da uygulamadaki ek çaba ve maliyete bakıldığında sonuç hayal kırıklığı olarak değerlendirilmiştir.

    Lazer ve ıpl epilasyonda yenilikler deyice mutlaka ev için üretilen lazer ve Ipl cihazlardan bahsetmek gerekmektedir. Şu anda ıpl ve Diot lazer dalga boylarında üretilmekte olan düşük güçlü cihazlardır. Ev tipi cihazları, etkili bulan çalışmalar bir çok araştırma olmasına rağmen bu kadar düşük güçte enerji üreten cihazlar ile kalıcı kıl azalması elde edilebilmesi çok mümkün değildir. Yapılan ölçümler uygun kullanıldığında, düşük doz nedeniyle göz için güvenli bulsalar da yanlış kullanım (göze çok yakın atış yapılması) veya cihazdaki arızalar koplikasyon ihtimalini artıracaktır. Diğer bir sorun, paroksimal hipertrikozdur. Bildiğimiz üzere bölgenin etkin dozdan daha düşük dozlarda ısıtılması özellikle ince kıllarda artış yapmaktadır. Zaten ev tipi cihazlar ile epilasyon yapan kişilerde kılların daha fazla arttığı konusunda yayınlar vardır. Benim görüşüm hiçte ucuz olmayan bu cihazlar alan bir çok kişinin daha sonra kıllarım artı diye yine biz dermatologlara şikayet bildireceklerdir.

    Dr. Fatma Yıldız