Kategori: Dermatoloji

  • K vitamini ümit vaad ediyor

    K vitamini ümit vaad ediyor

    Hiç kimsenin yüzünde kırışıklık istemediğini söylersem, abartmış olmam herhalde. Bu arada kremlerin, serumların, losyonların bize bu konuda asla garanti veremeyeceğini de ekleyebilirim. Bütün bunlar kehanet değil tabii ki. Neticede bu mutlak kaderi ertelemek, hafifletmek, kendimizden uzaklaştırmak için elimizden geleni yapıyoruz. Fena değiliz, epey başarılı olabiliyoruz!

    Ama yine de kırışmanın şifresini bozacak bir şeyler olmalı, daha kolay, daha ucuz, daha kalıcı ve daha erişilebilir bir iksir bulunmalı. Gözlerin kenarında yelpaze misali katlanan o çizgiler, ağız çevresinde derinleşen oluklarla baş etmenin köklü bir çaresi olmalı. Tüm kozmetik dünyasının düşü bu!

    BİLİMSEL MÜJDELER

    Cildin aşırı kırışmasına yol açan bir hastalık var; Adı “pseudoxanthoma elasticum” (PXE). Cilt elastikiyetinin çöküşü gibi anlayabiliriz bu sözleri. Hollanda’da bu hastalığa karşı bazı araştırmalar yapıldı. Sonuçlar dermatoloji dünyasında yeni umutlara yol açtı. Çünkü K Vitamininin bu hastalıktan korunmada ve tedavisinde kilit bir rol oynadığı anlaşıldı.

    § Araştırmacılar, K Vitaminin cildin elastikiyetini sağlayan elastin liflerin kireçlenmesini önlemekten sorumlu enzimlerden birini harekete geçirdiğini keşfettiler.

    § Daha önceki araştırmalarda PXE hastalarının K Vitaminini metabolize edemediği anlaşılmıştı.

    Uzmanlar bu iki veriyi yan yana koyarak çalışmaya devam ettiler ve cildin esnekliği, gerginliği ile K Vitamini arasında önemli bir ilişki olması gerektiği sonucuna vardılar.

    Şimdi büyük bir heyecanla K Vitaminin kırışık önleyici etkileri, oluşmuş kırışıklıklarda nasıl kullanılabileceği gibi konularda, iğne ile kuyu kazmaya devam ediyorlar. Biz de ümitle sonuçlarını bekliyoruz…

    K Vitaminini kozmetik dünyasında kılcal damar çatlamaları, varisler ve gözaltı morlukları tedavisinde kullanıyorduk. Çünkü ciltteki temel fonksiyonunu kan pıhtılaşmasını sağlaması olarak dikkate alıyorduk. Etkili de oluyordu.

    K VİTAMİNİ VE KANAMA EĞİLİMİ

    K Vitamini kanın pıhtılaşmasındaki en önemli etkenlerden biridir. Eksikliğinde kanamaya eğilim artar, pıhtılaşma süresi uzar. Yeni doğan bebeklerde, vücut K vitamini yapımına başlamadan önce göbek kanamaları meydana gelir. K Vitaminin bir cinsi bağırsaktaki bakteriler tarafından üretilir. Antibiyotik kullanımı bu bakterilerin ölmesine neden olur. Dolayısıyla burun kanaması, idrar ve dışkıda kan bulunması, küçük darbelerde bile morarma ve kanamalarla karşılaşırız. Bazen beyin ve diğer iç organ kanamaları ile rahim içi kanama sonucu düşükler meydana gelebilir. Ayrıca kanayan bir dokuda kanamanın durmaması ve kabuk oluşamaması gibi belirtiler ortaya çıkar. Bu gibi durumlarda vakit kaybetmeden K Vitamini takviyesi alınması gerekebilir. Ancak yine de değinmeliyim ki; nadir görülen bu belirtilerin tek sorumlusu K vitamini eksikliği değildir. Başka nedenler de bu sorunların oluşmasından sorumlusu olabilirler.

    MORARMAYA KARŞI BAŞROLDE

    § Kılcal damarlar üzerindeki bu etkisi nedeniyle K Vitamini gözaltı morluklarının en güzel ilaçlarından birisidir.

    § Bazı ciltler en küçük bir çarpmada veya travmada morarırlar. Onların da dermanı K Vitaminindedir.

    § Varis tedavilerinde de haricen kullanılır. Cildin gözeneklerinden derinin alt katmanlarına doğru iner ve hasar görmüş kan damarlarını onarır, sızıntıların kapanmasını sağlar, dokunun kendi kendini onarmasına yardımcı olur. .

    BESİN KAYNAKLARI:

    K Vitamini; Lahana, Camembert peyniri, Karnabahar, Çedar peyniri, Yeşil Çay, Yulaf, Soya fasulyesi, Ispanak, karaciğer, tereyağı, marul ve şalgamda yeteri kadar bulunur. Yukarıda belirttiğim gibi, bağırsaklardaki bakteriler de K vitamini üretirler.

    Bunların arasında yeşil çay ( 100 gr.da 700 mikrogram ) önde gelirken, siyah çaydaki miktarı sıfır seviyesindedir. Şimdi gözaltı morluklarında neden yeşil çay kompresleri önerdiğimiz daha iyi anlaşılıyor sanırım. Bu listeye bakarak lahana, tereyağı, karnabahar maskeleri de önerebiliriz.

    § Öte yandan fazla E Vitamini alınması, K Vitaminin emilimini bozar.

    § Yoğurt, kefir asitlenmiş süt ise barsaklardaki bakterilerin K Vitamini üretmesini arttırır.

    § Barsak bakterilerinin aleyhine olan antibiyotikler K Vitamini üretimini engeller.

    C vitamini, E vitamini, peptidler derken, şimdi de sıra K Vitaminine geldi. Acaba K vitamini ile kırışıkları önlememiz mümkün olacak mı? Bakarsınız mezoterapi ile kollajen doku için C vitamini, elastin lifler için de K vitamini enjekte ederek mucizelerle karşılaşırız!

  • Kıllarınız artıyorsa..

    Geçende bir hastam epilasyon için randevu almıştı. Odama gelip derdini anlatmaya başladı. Bacaklarındaki kıllar kalınlaşmıştı, bu yetmezmiş gibi göğsünde de kıllanma başlamıştı. Konuşurken dikkat ettim, hastamın sesi de biraz kalınlaşmış, yüz cildi yağlanmıştı. Siyah noktalar karşıdan bile fark ediliyordu. Dosyasına baktım, iki yıl önce böyle sorunların belirtisi yoktu. Bu arada biraz kilo da almıştı. Rejim yaptığı halde zayıflayamadığını anlattı. Anlaşılıyordu, olay sıradan bir epilasyon sorunu değildi besbelli…

    Biz kalıcı epilasyon talep edenleri sorgusuz sualsiz, plansız programsız tedaviye almayız. Çünkü kıllanma oldukça karmaşık bir sistemin ürünüdür. Örneğin hamilelikte, hormon bozukluklarında ve kortizon tedavileri sırasında veya bazı ilaçların yan etkisiyle vücutta tüylenme artabilir. Bu gibi geçici durumlarda hormonal dengesizliğin tedavi edilmesi, sorunu büyük ölçüde ortadan kaldırabilir ve kalıcı epilasyona gereksinimi azaltabilir. Çünkü ilaçların kesilmesinden sonra her şey normale döner. Ancak uzun süreli kortizon tedavilerinde kıllanma bazen çok rahatsız edici boyutlara varabilir. Böyle durumlarda bir yandan epilasyona devam etmeyi düşünebiliriz.

    Yukarıda bahsettiğim hastamın sorunu “HİRSUTİZM” adı verilen bir hastalıktı. Bu tip kıllanmanın tipik belirtileri; Kıllanmanın yanı sıra cildin yağlanması, sivilcelerde artış, saçlarda azalma, memeden süt gelmesi, kilo alma eğilimidir. İleri safhalarda seste derinleşme, artan kas yapısı, klitorisin büyümesi ve göğüslerin küçülmesi gibi erkeksi belirtiler meydana çıkar. Yüzde, karında ve göğüste kıllar kalınlaşır.

    Bu hastalığın gerçek nedeni tam olarak bilinmiyor. Ancak kadınların %10 u üretken yaşlarında, bu sorunu yaşarlar. En iyi bildiğimiz nedenlerden biri “ polikistik over sendromu (PCOS)”dur. Aşırı kıllanma erkeklik hormonu androjenlerin (genellikle testosteron) artmasına bağlıdır. Bazen ağırlıklı olarak kırmızı et ile beslenme hormon dengesini erkeklik hormonu lehine bozabilir.

    Aşırı kıllanmaya neden olabilen sorunlar:

    ▪ Adet düzensizlikleri

    ▪ Polikistik over sendromu

    ▪ Kıllanma birden bire ve çok hızlı gelişirse TÜMÖR’den kuşku duyulur.

    ▪ Bazı tümörler DHEA veya KORTIZOL salgılayarak kılların artmasına neden olurlar.

    ▪ PROAKTİN düzeyinin yüksek olması

    ▪ DOĞUM KONTROL İLAÇLARI’nın bazıları

    ▪ Bazen HAMİLELİK sırasında kıllanma artabilir.

    ▪ AŞIRI KİLO hormon dengelerini bozarak kıllanmaya neden olabilir

    Genetik faktörler, ırk ve etnik özelliklere bağlı olarak kıllanma değişik özellikler gösterir. Akdeniz’li kadınlarda kıllar daha uzundur. Öte yandan Amerikan yerlileri ve Asya’da yaşayan kadınlarda ve genel olarak sarışınlarda kıllanma daha azdır. Ailenin geçmişi, önceki nesillerin ne kadar kıllı olduğu da belirleyici bir etkendir.

    Tekrar başa dönecek olursam, kılların artması da, azalması da sıradan olaylar değildir. Saç dökülmesi bir yana, kıllarının azalmasından kimse şikayet etmez. Ama kıllar artıp kalınlaşıyorsa, işler değişir. Mutlaka kozmetiğin ötesinde üzerine gidilmesi, bir dizi araştırma yapılması, nedenlerinin bulunup ortaya çıkarılması gerekir.

    Kendinize iyi bakın,

  • 7den 70e herkes güneşten koruyucu kullanmalı

    7den 70e herkes güneşten koruyucu kullanmalı

    SPF (Sun protection factor yada güneşten koruma faktörü) adı verilen ürünler, güneş hasarlarına karşı korunabileceğimiz süreyi uzatırlar. Ne kadar yüksek faktörlü SPF kullanılırsanız, korunma süresi o kadar artar. Ancak bu ürünlerin çoğu suyla akıp gider. Bu nedenle terleme veya suya girme gibi bir nedenle ıslanacak olursanız, yeniden koruyucu sürmeniz gerekir. Bütün gün dışarıda kalacaksanız, ancak 45 veya 60 faktör SPF sürerek kendinizi koruma altına alabilirsiniz. Aklınızda olsun, SPF sürmeniz makyaj yapmanıza engel değildir. Ancak makyajla renklenen cildiniz,yoğun güneş altında (özellikle allık), ışığı daha fazla çekeceği için lekelenmeye neden olabilir.

    Yaşlı, genç herkes güneş riski altındadır. Bebeklere 6 aylıktan itibaren koruyucu sürülmelidir. 18 yaşın altındaki gençlerde ve çocuklarda güneş etkilerine bağlı kanser tehlikesi çok yüksektir. Çünkü bu yaşlarda deri ince ve hassastır. Ayrıca kendilerini korumayı bilmezler. Oyun oynarken veya dışarıda dolaşırken, güneş altında geçirdikleri zamanın farkına varmazlar. 18 yaşından sonra bronzlaşma tutkusu bize her türlü tedbiri unutturur. Oysa güneşten koruyucular, en iyi kırışık kreminden bile daha önemlidir.

    Bronzlaşma ürünleri ile SPF ürünleri birbirinin zıttıdır:
    Bir çok kişi bronzlaştırıcı kremleri koruyucu kremlerle karıştırır. Sanki güneş altında her yağ, her sprey , her krem aynı işe yararmış gibi davranır. Sonunda ıstakoz gibi kızarınca şaşırır, kullandığı ürünü suçlar. Oysa bronzlaşma ürünleri ile, SPF ürünleri birbirinden tamamen farklıdır. Hatta birbirinin zıttıdır!

    § Cilde hiçbir şey sürülmeksizin yanıldığı zaman, cilt güneş ışınlarının bir kısmını emer, bir kısmını yansıtır.
    § Bronzlaştırıcı kremler sürüldüğünde, cilt güneşi daha çok emer, daha az geri yansıtır. Bu da güneş hasarlı bronzlaşmanın daha çok olacağı anlamına gelir…
    § Koruma faktörlü kremler (SPF) ise, güneşin emilmesine engel olur, ışınları yansıtma oranını arttırır.

    Kendinize çok iyi bakın,

  • Kırışıklıklar ve lekelerin çoğu güneşin eseridir

    Tüm uzmanlar, giderek artan bir hassasiyetle, bizi güneşe karşı uyarıyorlar. Biz güneş altında bronzlaşarak daha güzel olmayı ümit ederken, bir yandan da cilt yaşlanmasına tüm kapıları ardına kadar açmış oluyoruz. Kısa süreli olarak esmerlik bizi hoş gösterebilir ama orta ve uzun vadede başımıza büyük işler açar. Çünkü güneşin hiç şakası yok! Güneş tüm sağlığımızı, gençliğimizi ve güzelliğimizi tehdit ediyor. Bunu anlamak için alim olmamıza gerek yoktur.

    GÜNEŞ GÖRMEYEN YERLERİMİZDE KIRIŞIKLIK OLUŞMAZ
    Gerçeği fark edebilmek için, gayet basit bir gözlem yeterlidir. En fazla güneş gören yerlerimiz nereleridir? Kuşkusuz yüzümüz, boynumuz, dekoltemiz, kollarımız ve ellerimiz. En çabuk yaşlanan yerlerimiz tam da buralarıdır. Kırışıklık, çizgiler, lekeler hep yüzümüze özgü sorunlardır. Vücudumuzun güneş görmeyen yerlerinde kırışıklıktan ve lekelerden bahsetmeyiz. Çünkü yoktur! Evet kalçalarımız, karnımız, popomuz, bacaklarımız, göğüslerimiz de bizi kaygılandırabilir ama ciltleri yönünden değil. Oralarda yağ dokusu ile, kaslarla, ödemlerle, sellülitlerle yada varisler gibi kan dolaşımına ait sorunlarla baş etmeye çalışırız. Kırışıklıklar ve lekeler ise, bire bir güneşin eserleridir. Emin olun, güzellik salonlarını, estetik merkezlerini meşgul eden işlemlerin büyük çoğunluğu güneş hasarları ile ilgilidir.

    * Güneşlenmek bağışıklık sisteminin zayıflamasına ve tüm hastalıklara davetiye çıkarılması anlamına gelir. Bugün konuyu güzellik açısından ele aldığım için cilt kanserlerinin ne kadar büyük bir hızla arttığından bahsetmiyorum. Kuşkusuz güneş ışınlarının en tehlikeli sonuçları onlardır. İnsan başına gelmedikçe böyle şeyleri aklına getirmemeye çalışır ama gerçek değişmez.

    BRONZLAŞMAK, GÜZELLİK ARAYIŞINDA BÜYÜK BİR YANILSAMADIR:
    Cildin yaşlanmasına yol açan birçok neden sayabiliriz ama bunlar genel olarak iki grupta toplanırlar.

    § Birincisi organizmanın doğal seyrinde gelişen içsel yaşlanmadır.
    § İkincisi ise dış faktörlerden kaynaklanan yaşlanmadır. Sigara, dengesiz beslenme, uykusuzluk vs. gibi. Bunların en başında güneş ışınlarının yıkıcı etkileri gelir.

    Cildimizdeki olumsuz değişimlerin %80’i güneş hasarlarıdır. 50 yaşında ortaya çıkan derin kırışıklıkların büyük bölümü, 20’li yaşlarda maruz kaldığımız güneş ışınlarının sonuçlarıdır.

    PHOTO AGİNG
    Doğal seyrinde yaşlanan deriler, yumuşaklığını kaybetmezler ve kırışıkları hafif, ince çizgiler halindedir. Fazla güneşlenen insanların cildi ise zamanla kalınlaşır, sertleşir ve kırışık çizgileri derinleşir. Çünkü güneş ışınları cildi gergin, esnek ve pürüzsüz tutan doğal yapıyı bozar. Deriye gerginliğini ve sıkılığını sağlayan liflerin bir kısmı dejenere olur, bir kısmı da yok olur. Bu durum cildi desteksiz bırakır. Cilt köselemsi bir görünüm almaya başlar ve photo-aging belirtileri oluşur.

    “Photo-aging” yaşa değil, güneşe bağlı yaşlanmaya verilen addır. Birçok sanatfotoğrafında gördüğümüz gibi yüz adeta oluk oluk ve kat kattır. Bu durum tipik olarak, yaşamları boyuncagüneş altında toprakla uğraşan köylülerde, balıkçılarda ve denizcilerde görülür. Ama önlem almazlarsa, saatler boyunca plajda güneşlenmeyi sevenlerin kaderi de maalesef farklı olmaz..

    Photo-Aging’in sonuçları:

    Ø Genç sayılabilecek bir yaşta yüzde derin çizgiler oluşmaya başlar.
    Ø Cilt nemini kaybeder.
    Ø Cilt yüzeyi pürtüklenir, rengi homojenliğini kaybeder
    Ø Cilt rengi küllü bir sarıya dönüşür, matlaşır ve donuklaşır.
    Ø Deri kalınlaşır ve köselemsi bir yapı alır
    Ø Gözle görünür porlar oluşur, siyah noktalar artar
    Ø Cilt en küçük bir tahrişte morarmaya başlar
    Ø Yüzdeki kılcal damarlar yüzeyde bir örümcek ağı gibi görünür
    Ø Çiller ve yaşlılık lekeleri oluşur: Kahverengi (hiperpigmentasyon) veya beyaz (hipopigmentasyon) lekeler.
    Ø Deride, ileride kanser riski taşıyabilecek, pürtükler, kabarıklıklar meydana gelir;
    Ø Aktinik keratoz, bazal hücreli epitelyoma ve squamous hücreli karsinomlar gibi cilt dejenerasyonları meydana gelir.
    Ø En büyük tehlike ise deri kanserleridir!
    Doğal yaşlanma sürecini dejenere eden faktörler

    Bazı etkenler insanı ve yaşama tutunan direncini, savunmasız hale getirir:

    § Güneş ışığı
    § Sigara
    § Hava kirliliği
    § Dengesiz beslenme
    § Alkol tüketimi
    § Stres
    § Sert sabunlar, deterjanlar ve bazı kozmetik ürünler
    § Uyku düzensizlikleri ve yatış şekli
    § Mimikler

    Güneş:

    PHOTO-AGING

    Güneş ciltteki yağı parçalar ve kollajeni yiyip bitirir !
    Sonuç, erken yaşlanmadır.

    Cildi zamanından önce yıpratan sayısız dış etken içinde en önemlisi
    güneş ışınlarıdır.

    Güneş, bir bakıma hücreleri yiyip bitiren serbest radikalleri çoğaltır ve
    aktifleştirir. Aynı zamanda, cilt hücrelerindeki yağı parçalayan bir enzim üretir.
    Bu enzimin adı, “arakidonik asit” tir. Güneş etkisiyle artan
    serbest radikaller “transciption” faktörlere dönüşürler ve hücrelerin merkezine,
    DNA’nın faaliyetine zarar verirler. Güneşten alınan ultraviyole ışığı ile yaratılan
    tüm bu faktörler ve enzimler, ciltteki kollajeni sömürmeye başlarlar. Bazı bilim
    adamları bu duruma mikro yaralanma adını verirler. Bunların bir araya gelmesiyle
    derin kırışıklıklar oluşur.

    MİKRO YARALANMA TEORİSİ

    Ø Güneş serbest radikalleri arttırır.
    Ø Serbest radikaller transcription faktör adı verilen molekülleri aktifleştirir.
    Ø Transciption faktörler hücrelerin merkezinde bulunan nükleus (çekirdek) hücresinin merkezine ulaşırlar.
    Ø Nükleusa ulaşan bu faktörler DNA’yı değişik kimyasallar üretmeye zorlarlar.
    Ø Örneğin, NFk-B gibi kimyasallar iltihaplanmalara neden olurlar ve yaşlanma sürecini hızlandırırlar.
    Ø Ultra viyole ışığı ile aktive olan transciption faktörler AP1 ‘e dönüşürler.
    Ø AP1 ciltteki kollajeni sindiren enzimler üretmeye başlar.
    Ø Bütün bunların sonucunda kollajen dokusunda mikro yaralanmalar oluşur.
    Ø Mikro yaralanmalar birleşerek derin kırışıklıkları meydana getirir.

    Kitabımızın, “Bronz Tutku” adlı bölümünde daha ayrıntılı anlatılmış olduğu gibi, bu etkilere cildin kalınlaşması, yaşlılık lekeleri, çiller, renk hücrelerinin kaybı, ekimozlar, kılcal damar çatlamaları ve deri kanseri riski eklenir.

    İyisi mi, siz güneşten korunmayı ihmal etmeyin. Saat 10 ile 15 arasında plajlara hiç uğramayın. Sabah erken saatlerde veya akşamüzeri denize girmenin keyfini çıkarın. Gene de bol bol güneşten koruyucu sürerek kendinize iyilik edin. İnanın, koruma faktörü (SPF) yüksek, iyi bir güneşten koruyucu, cildiniz için en pahalı nemlendiriciden veya kırışık engelleyici kremden daha yararlıdır. Camlarının rengi koyu, UV filtreli bir güneş gözlüğü ise hem gözlerinizi katarakt tehlikesinden korur hem de tüm gözaltı kremlerinden daha etkili olur.

    Bronzlaşmak istiyorsanız, gelişmiş solaryumlardan veya cilde renk veren kremlerden yararlanın. Bir sezonluk bronzluk ve çekicilik uğruna, daha sonraki yılları kendinize zehir etmeyin.
    Umarım tadınızı kaçırmamışımdır. Ama daha otuzlu yaşlarında yüzü kırış kırış olmuş ve lekelerle dolmuş hastalar beni çok üzüyor. İnanın güneşi ben de çok seviyorum ama güneşin saat 20’den sonra battığı bu imtiyazlı günlerde, öğle saatlerini evde geçirip, gün batımını plajda yaşamak hem daha güvenli hem de daha keyifli.

    Haftaya, sağlığınızı tehdit etmeden nasıl bronzlaşabileceğinizi yazacağım.

    Şimdilik hoşçakalın,

  • Erkekler için cilt bakımı

    Erkekler için cilt bakımı

    Cilt bakımı tabii ki sadece kadınların meselesi değildir. Erkeklerin ciltleri de kırır ve her türlü cilt sorunları ile karşılaşırlar. Onların en büyük derdi sakal ve bıyıklarıdır. Her gün tıraş olmak cildi tahriş eder. Kızarıklıklara, kimi zaman kıl dönmesine neden olur. Bir de akneleri varsa, tıraş birçok sıkıntıya yol açar.

    Hassas ciltler için hazırlanan tıraş ürünlerini tercih edin:

    Tıraş köpükleri, tıraş jelleri gibi ürünlerde bol miktarda alkol, mentol, nane, potasyum, sodyum hidroksit, kafur gibi maddeler bulunur. Bunların tümü tahriş edici malzemelerdir.

    Örneğin tıraş köpüğü veya jellerin hassas ciltler için hazırlananları daha yumuşaktır. Bunların içinde parfüm, mentol, alkol, limon, portakal, greyfurt, okaliptüs, kafur ya da nane gibi tahriş edici maddeler bulunmaz.

    After shave parfüm yerine kullanılmaz:

    En azından after shave’iniz yumuşak olmalıdır. Makinenin veya jiletin tahriş ettiği cilde biraz daha fazla özen göstermeniz gerekir. Tıraşınızı tamamladıktan sonra yüzünüz fazla kızarıyorsa, bunun nedeni büyük bir ihtimalle kullandığınız after shave’lerdir.

    Piyasada bulunan after shave’lerin hemen hepsi serttir. Tümü yüksek oranda parfüm, alkol ve daha bir çok tahriş edici madde ile doludurlar. Zaten birçok erkek bunları parfüm niyetine kullanırlar. After shave olarak en uygun ürünler, cildi tahriş etmeyen alkolsüz toniklerdir. Bu tonikleri, tıraştan sonra güvenle kullanabilirsiniz.

    Parfüm kullanmak istiyorsanız onu da giysilerinize veya saçınıza sürebilirsiniz.

    Günlük bakım:

    Erkeklerin her gün tıraş olmaları, bir bakıma ciltlerindeki ölü deri tabakasının temizlenmesini sağlar. Hücre oluşumu ve cildin yenilenmesini canlandırır. Ancak yüzlerinin üst kısmındaki deri tabakası soyulmadığı için zamanla sertleşerek matlaşır. Bu nedenle yüzün tıraş olmayan bölgelerinde ( alın, göz kenarları ve yanak üstü) Meyve asitleri (AHA) içeren ürünler kullanılması, cildin tazeliği korur, canlandırır.

    Sivilceli yüzler:

    Siyah noktalar ve sivilceleriniz varsa, size salisilik asit (BHA) içeren bir ürün kullanmanızı tavsiye ederim. BHA’lar tıraşlı cilt bölgelerinde bile rahatlıkla kullanılabilir. Bunlar cildi hafifçe soyarak, gözeneklerin açılmasını sağlarlar. Böylece siyah noktalar ve sivilceleri önlerken cildi rahatlatırlar, kızarıklıkları, şişkinlik ve tahrişleri iyileştirirler.

    Güneşten korunun:

    Erkeklerin yüzü çoğu zaman güneşten daha fazla etkilenir. Tıraşla hassas bir hale gelen, ardından sert tıraş losyonlarıyla tahriş olan cilt güneşte kolayca yanar ve köselemsi bir hale dönüşür. Orta yaştaki birçok erkeğin yüz cildi vücudundan çok farklı bir renkte ve yapıda olur. Bunun nedeni tamamen güneştir. Güneşten koruyucular sadece çocuklar ve kadınlar için değildir. Erkeklerinde onları sürmeden sokağa çıkmaması gerekir.

    Haftaya yeni bir konuda buluşmak üzere, hoşça kalın,

  • E-vitamini cinsel yaşamın dostudur

    Üremek ve türünü devam ettirmek, tüm canlıların en önemli amacıdır. Bedenler ve ruhlar kendini gerçekleştirmek için büyük bir cinsel çekimin yörüngesinde dönüp dururlar. Sağlık ve gençlik de doyumlu bir cinsel yaşamla sıkı sıkıya ilişkilidir. Sağlık olmadan cinsellik mümkün olamaz. Öte yandan cinsel doyum sağlığımızı geliştirir ve genç kalmamızı sağlar…

    Sex insanı gerçekten gençleştirir. Fiziki olarak izah edersek; Tüm vücut ritmini yükseltir. Kalbin daha hızlı ve daha güçlü çarpmasına neden olur. Böylece Kardiyovasküler aktiviteyi arttırır. Tabii kasları çalıştırır, kan dolaşımını hızlandırır ve hormonları yükseltir.

    Manevi yönüne gelince, ki bence daha da önemlidir;

    · Stresi dağıtır
    · beyni boşaltır,
    · yaşama olan güveni ve bağlılığı arttırır,
    · yalnızlık duygusunu ve ölüm korkusunu hafifletir ..

    Sex’ten vazgeçmek kolay kabullenilecek bir şey değildir ve bu noktada anti aging araştırmaları devreye girer. Tıp dünyası cinsel performansı geliştirmek uğruna her soruna bir çare arıyor ve olanakları sonuna kadar zorluyor. Hormonlar, hormon tedavileri ve onlardan daha güvenli olan besinler bir bir araştırılıyor.Bizim kültürümüze yabancı olmayan; mesir macunları, cezeryeler, kudret şurupları gibi dünyanın her bölgesinde ve her dönemde afrodizyak arayışları daima olmuş..

    E VİTAMİNİ
    Bugün özellikle E Vitamininden söz edeceğim. Bu vitaminin afrodizyak olup olmadığı bilinmiyor ama son derece güçlü bir antioksidan olduğu kesin. Özellikle C Vitamini ve Selenyum ile birlikte alındığında etkisi kat kat artar. Bu ne demektir, antioksidan etki bir bakıma tüm vücut sistemimizin paslardan ve küflerden arıtılmasıdır! Bu da yaşam pınarlarının engelsizce akabilmesi anlamına gelir. Tüm antioksidanlar yaşam kalitemizi yükseltirler ama cinselliğin E vitamini ile ilişkisi daha farklıdır.

    ▪ E Vitaminin büyük kısmı alfa d- tocopherol’dur. Tocopherol sözcüğü Latince yeniden üretmek, doğurganlık yeteneği anlamına gelir.

    ▪ Daha 1920 yılında, E vitamini çiftlik hayvanlarının doğurganlığını arttırmak için kullanılıyordu. Yemlere eklenen E vitamini eksik bırakıldığında, üremenin gerilediği görülüyordu.

    ▪ E Vitamini damar yüzeyini temiz tutar. Böylece kan dolaşımı düzeltir ve arttırır. Bu etkisi cinsel faaliyeti kolaylaştırır.

    ▪ E Vitamini kadınlarda vajina kuruluğunu önler ve libidoyu güçlendirir.

    ▪ E Vitamini, sex hormonları ve büyüme hormonu üretim zinciri ile kimyasal olarak ilişkilidir.

    ▪ Adet öncesi sorunlarında ve menapoz sonrasında yaşanan sıkıntılar E vitamini ile hafifletilebilmektedir.

    ▪ E vitamini düzenli kullanıldığında prostat kanserleri % 32 oranında önlenebilmektedir.

    ▪ E-A vitaminleri ile Çinko bir araya geldiğinde, sex hormonlarının seviyesini yükseltir ve üreme bezlerinin işlevlerini geliştirir.

    E vitamini gerçekten çok etkili bir antioksidandır. Bağışıklık sistemini geliştirir, hücre yenilenmesine yardımcı olur, kıkırdak yetersizliğini önler, yaşlanma sürecini geciktirir ayrıca yaraların iyileşmesine katkıda bulunur. Bu vitaminin cildi güzelleştirdiği ve ince çizgileri azalttığı çok eskiden beri bilinirdi. E vitamini gece görüşü sorunlarını da düzeltir.

    DİKKAT!
    Yalnız E vitamininin aynı aspirin ve komadin gibi kanı inceltme eğilimi olduğunu belirmeden geçemeyeceğim. Bu nedenle ameliyatlardan önce alınması konusunda doktora danışmanız gerekir. Bir de eğer kolesterol düşürmek için ilaç alıyorsanız yine E vitamini almadan önce doktorunuzun fikrini sormanızda yarar var. Çünkü E Vitamini birçok kolesterol ilacında bulunan statinlerin etkisini azaltır.

  • Balolar ve düğünler mevsiminde..

    Nisan, Mayıs, Haziran…
    Bu aylar mezuniyet balolarının, bahar konserlerinin, kışa veda, yaza merhaba buluşmalarının ve özellikle düğünlerin dönemidir. Ne yapsak da, daha iyi görünsek diye düşünüyorsanız, gençleşmenin en pratik ve en etkili iki kozmetiğini yeniden düşünün derim; Dolgu ve Botox!

    NASIL YARARLANABİLİRİZ?
    Botox’un en etkili olduğu yerler dinamik çizgiler yani mimikler sonucunda oluşan hareketli çizgilerdir. Bunlar genellikle alında, kaşların arasında ve göz kenarlarında ortaya çıkarlar. Gün boyunca sayısız mimik yaparız. Botox mimikleri ölçülü bir şekilde kısıtlar. Böylece hem görünümü düzeltir hem de çizgilerin derinleşmesini önler.

    Botox özellikle alın ve göz çevresindeki çizgilerde çok etkilidir. Ne var ki etkisini 3-4 ay içinde kaybeder ve yeniden yapılması gerekir. Düzenli olarak Botox yaptırılırsa, kırışıklıklar gerçekten azalır ve Botox ihtiyacı seyrekleşir. Bu nedenle çok fazla mimik yapan gençlere de koruyucu amaçlı Botox uygulaması yaparız.

    Dolgular ise,esas olarak, çöküntüye uğrayan, büzülen, cilt altı boşalan yerleri dolgunlaştırmak için kullanılır. Örneğin çöken elmacık kemikleri, yanaklar, burundan dudaklara, dudaklardan çeneye doğru uzanan çöküntü çizgileri, çenedeki deformasyon ve büzülen dudaklar dolguyla düzeltilir. Gençler de dolgudan yararlanabilirler. Yüz şeklini, dudaklarını, dengeli bir şekilde geliştirebilirler.

    Dolguların en güzel tarafı uzun süre dayanıklı olmalarıdır. Küçük rötuşlarla en az iki yıl etkisi devam eder. Özellikle yanaklarda ve dudaklarda harika sonuçlar yaratırlar.

    Biz genellikle göz çevresinde Botox, yanak ve ağız çevresinde Dolgu kullanmayı tercih ederiz.

    DOĞALLIK
    Yüzü değiştirmek yada gençleştirmek İsteriz tabii ama nasıl? Hem kırışıkları gidereceksiniz, hem doğal görüneceksiniz, hem değişecek, gençleşeceksiniz, hem de kimse size ne olduğunu anlamayacak.. Yapılan işlemler kişiliğinizle, yaşam tarzınızla uyumlu olacak, yüz biçiminiz, iskeletiniz, cilt tipiniz, renginiz, ağız-burun-göz- dudak gibi yüz hatlarınız ve aralarındaki mesafeler tüm ayrıntılarıyla doğallığını koruyacak..

    Kuşkusuz her işlem için farklı bir süre ile bir şeyleri kapatmanız gerekebilir. Ama birkaç gün geçtikten sonra sadece dinlenmiş, mutlu görünmeniz gerekir. İnanın bu kadarı kulağa az gelse bile o kadar büyük farklar yaratır ki..

    Kozmetik değişimlerde ilke, en azla yetinmektir. Tabii bu gibi müdahalelere ilk belirtilerle hemen başlanırsa, yaşam boyu daima azla yetinmek mümkün olur.
    Örneğin bazı gençlerin yüz mimikleri daha otuzuna gelmeden kaz ayakları oluşacağını, çatık kaşların yerleşik bir hale geleceğini ve marionette çizgilerin derinleşeceğini açıkça belli eder. Biz bunları sorun haline gelmeden önlemek için 17-18 yaşında Botox yaparız. Böylece mimikler değişir ve değişim kalıcı olur. Bu yaşta işlemi sadece 2-3 kere tekrarlamak yeter.

    DOLGU VE BOTOX’UN YERİ AYRIDIR
    Gerginlik ve dolgunluk için ister cerrahi yapılsın ister thermage yapılsın, ister fraxel yapılsın, dolgunun yeri çok farklıdır.

    · Dolgu direkt olarak belli bir hedefe yönelir. Doğru yere, doğru dozda, doğru derinlikte uygulanırsa tüm yüz konturunu onarır.

    · Botox da öyledir. O da kırışık mimiğinin özüne işler ve sorunu yerinde ortadan kaldırır.

    Ancak ikisi farklı yerlerde kullanılır ve birbirini tamamlar;

    Ağız çevresindeki ve yanaklardaki kırışıklıkların en iyi tedavisi dolgudur. Göz çevresi ve alındaki çizgilerin en iyi tedavisi ise botox’tur. Gevşeme- çöküntü miktarı arttı ise, bu tedavilere Fraxel laser, cerrahi veya thermage (Radyo frekansı) ilave edilebilir. Hastanın yaşı genç ise thermage, daha olgun kişiler için ise fraxel laser tercih edilir diyebiliriz. Cerrahi Fraxel’den sonra yapılırsa çok daha uzun ömürlü olur..

  • Aşırı terlemenin ilacı: botox

    Aşırı terlemenin ilacı: botox

    Botox, aşırı terleme derdinden muzdarip olan birçok insan için etkin bir umut oldu. . Terleme deyip geçmeyin, aşırı terleme ciddi bir sorundur. İnsanların özgüvenlerini kaybetmelerine ve sosyal yaşamdan geri çekilmelerine neden olabilir. İnsanların %2-%3’ü bu dertten yakınır.
    § Terlediğinizi görenler sıkıldığınızı, bir yerinizin ağrıdığını veya bir sorununuz olduğunu düşünür. Terleme bazı görüşmelerde dengeyi bozabilir. Kendinize güveniniz tam olmasına rağmen, alnınızda biriken ter damlacıkları sizi zorlayabilir, yanlış anlaşılmanıza neden olabilir..
    § Veya koltuk altı sürekli ıslak bir insanı düşünün; her türlü deodorantı kullanıyor, gayet güzel kokuyor, vücudu tertemiz ama gömleği, bluzu veya tişörtünde daima kocaman bir ter halkası var! Teri kuruduğu anlarda bile giysisinde tuz lekelerinden bir hale kalır. Veya gömleklerin ütüsü hemen bozulur. Bu nedenle bir türlü ceketini çıkaramaz, giderek daha fazla terler, sıkıntı basar. Böyle insanlar sürekli sentetik giysiler seçmek zorunda kalırlar. Sentetikler terlemeyi bir kat daha arttırırlar, sonuçta her şey içinden çıkılmaz bir hal alır, insan ne giyeceğini, kaç saat tertipli görüneceğini kestiremez olur…
    § Kimisinin de elleri terler. Cepleri, çantası kâğıt mendillerle dolup taşar. Resmi bir görüşmede kimsenin elini sıkmamak için elinden geleni yapar!
    § Ayakların terlemesi ise bir başka derttir. Ayakkabı giyse koku yapar, terlik giyse ayağı kayar, pamuklu çorap ıslanır, likralı çorap koku yapar, ayakların sürekli ıslak olması deride başka sorunlara yol açar v.s.
    NEDEN?
    Bazı insanlarda görülen bu aşırı terlemenin nedeni, sinirlerin ter bezlerine normalin üzerinde uyarı göndermesidir. Bu durum diyabet (şeker) hastaları ile hiper tiroidi (guatr) hastalarında çok sık görülür, kimisinde hiçbir hastalıkla ilişkisi bulunamaz. Menapoz dönemindeki kadınlarda tipiktir, genellikle ateş basması ile birlikte seyreder.
    BOTOX ETKİSİ
    Bu sorunlar hastalığın tedavisine rağmen çözülemiyorsa, Botox uygulanabilir.
    Botox ter bezlerinde salgılamaya neden olan asetikolin’i bloke ederek terlemeyi azaltır. Bu etkisi nedeniyle; avuç içlerinde, koltuk altlarında, topuklarda ve alında, aşırı terleme sorununun tedavisi için güvenle kullanılır..
    TEDAVİSİ MÜMKÜN
    Bölgesel aşırı terlemenin en radikal tedavisi, sorunlu olan ter bezlerinin hassas bir operasyonla çıkarılmasıdır. Ancak oldukça zahmetlidir üstelik de iz kalır. Bu nedenle pek tercih edilmez.
    Diğer bir tedavi yöntemi, özellikle el ve ayaklarda kullanılan İonferez ‘dir. Bu tedaviyi yürütmek için haftada en az iki kez doktora gitmeniz gerekir. Başlangıçta kararlı davransanız da bu tempoya uzun süre katlanmak kolay değildir. Başlayan hastalar genellikle yarım bırakırlar.
    BOTOX, aşırı terlemeye karşı günümüzde kullanılan en etkili ve sorunsuz tedavi yöntemidir. Ter bezlerine ulaşan sinirlerin çalışmasını geçici bir süre için bloke ederek, ter bezlerinin faaliyetini engeller.
    Botox’dan önce, bölgesel terlemeye karşı, alüminyum klorid veya alüminyum hidroksid içeren preparatlar, iontoferez kullanılıyordu ve endoskopik cerrahi yapılıyordu. Bu çözümlerin hiçbirisi fazla yararlı olamıyordu. Cerrahi çözümlerin ise çok fazla yan etkisi vardı.
    Son 10 yılda Botox ile yapılan tedaviler hastalar için bir umut oldu. Ben kendi deneyimlerimde, özellikle koltuk altı ve el ayası terleme şikayeti olan hastalarda, çok iyi sonuçlar aldım, uygulamaya devam ediyorum. Hatta diyebilirim ki, bölgesel terleme şikayeti olan hastalarda en etkili sonuçlar Botox ile alınıyor.

  • Benler ve çeşitleri

    Beğensek de beğenmesek de, herkesin vücudunda veya yüzünde benler bulunur. Bunlar bizi kimi zaman estetik kaygılarla düşündürür, bazıları ise evhamlanmamıza yol açar. Sonuç olarak benler, hepimizi ilgilendirir.

    Bazı benler doğuştandır, bazıları sonradan meydana gelirler. Her ikisinde de soyaçekimin etkisi vardır. Büyümenin devam ettiği 20 yaşına kadar ve özellikle ergenlik çağında, benlerin sayısı artar. Hamilelik ve menapoz dönemlerinde yeni benler ortaya çıkabilir veya mevcut benler büyüyebilir. Çeşitli travmalar, güneş etkileri ve bazı enfeksiyon hastalıklarından sonra da yeni benler oluşabilir. Bunların hepsi olağandır.

    BENLERİ İZLEYİN:
    Sorunlu benlerin tipik özelliği değişmeleridir. Bu nedenle vücudumuzdaki benleri izlemek önemlidir. Aşağıda sıraladığım belirtiler fark edilecek olursa, vakit kaybetmeden bir cilt doktoruna gidilmesi gerekir.

    Dikkat!

    § Büyüme
    § Renk değişmesi
    § Kanama
    § Şeklinde veya hacminde asimetri
    § İltihaplanma
    § His değişikliği; kaşıntı, ağrı, gıdıklanma, iğnelenme v.b.

    Bu değişiklikler aklımıza cilt kanserini getirir. Bunun sorumlusu çoğu zaman GÜNEŞ ETKİLERİ’dir. Benlerin kansere dönüşmesindeki baş etkenler; GÜNEŞ, GÜNEŞ YANIKLARI ve AŞIRI SOLARYUM’dur.

    Benleri aldırmaktan korkmayın
    Doktorlar bu tip benlerin hemen alınmasını önerirler. Ancak halk arasında benlere dokunmanın tehlikeli olduğuna dair bir kuşku vardır. Halbuki tam tersine, tehlike olasılığı varsa, benin alınmasıyla giderilmiş olur.

    Kıllı benler:
    Benlerle ilgili olarak en çok sorulan sorulardan birisi, kıllı benler hakkındadır. Bu kılları cımbızla çekmek veya epilasyon yaptırmak konusu biraz tartışmalıdır. En iyisi ihtiyatlı olup, ben üzerindeki kılları makasla kısaltmaktır. Ancak bu kıllar gözünüzü çok rahatsız ediyorsa, foto veya iğneli epilasyon yapılması mümkündür.
    Yine de bu işlemi bir dermatologdan başkasına yaptırmayın.

    Et benleri:
    Et benleri; cilt renginde, çıkıntılı küçük deri parçalarıdır. Bunlar 30 yaşından sonra oluşmaya başlar. Bu benlerin ortaya çıkışında soyaçekim çok belirleyicidir.

    Et benlerinin zararları yoktur. Hastayı rahatsız ediyorsa, çok kısa bir işlem ile alınmaları mümkündür.

    Benlerin yeri ve önyargılar:
    Eskiden avuç içinde, topuklarda ve genital bölgelerdeki benlerin, diğerlerine göre daha tehlikeli olduğu düşünülürdü. Ancak yapılan araştırmalar insanların %10’unda böyle benler olduğunu belirledi. Böylece bu benler üzerindeki kuşku hafifledi. Buna mukabil, kadınların ayaklarındaki, erkeklerin de sırt bölgesindeki benler daha dikkatle izlenmeye başlandı. Tüm kuşkulara ve genelleme çabalarına rağmen benlerin yeri belirleyici değildir.

    En önemli faktörler; benlerin tipi, dokusu veya değişim göstermesidir. Kimi benler zamanla koyulaşabilir, kabarıklaşabilir, iltihaplanabilir, kabuk bağlayabilir veya kanayabilir. Bütün bunlar tehlikeli olabilir de, olmayabilir de. Yapılacak tek şey, fazla yorum yapmadan, evhamlanmadan, bir cilt doktoruna görünmektir.

    Et benleri

    Et benleri; cilt renginde, çıkıntılı küçük deri parçalarıdır. Bunlar 30 yaşından sonra oluşmaya başlar. Meydana geliş nedenleri konusunda net bir tıbbi bilgi yoktur. Bu benlerin oluşumunda soyaçekim çok belirleyicidir.

    Estetik açıdan hoşa gitmezler fakat zararları yoktur. Hastayı rahatsız ediyorsa, çok kısa bir işlem ile alınmaları mümkündür. Bir çok hasta et benlerinin giysilere veya takılarına sürtünmesinden şikayet eder. Bu benler bir yere takılıp kopacak olursa paniğe kapılırlar. Oysa korkulacak bir şey yoktur. Ciltte kalan kısmı lazer veya koter ile alınabilir ve geriye hiçbir sorun kalmaz.

  • Ergenlik sivilceleri tedavi edilebilir

    Geçenlerde DİVA’ya sivilce ve sivilceli cildin bakımı ile ilgili genel bir yazı yazmıştım. Bazı okurlar akne ve izlerinin tedavisi için de biraz bilgi vermemi rica ettiler. Akne konusu yazmakla bitecek gibi değil! Bilimsel yayınlarda, dünya nüfusunun % 85’inin bu dertten muzdarip olduğu söyleniyor. Benim izlenimim de bunu doğruluyor çünkü hastalarımın önemli bir çoğunluğu, akne sorunuyla başetmeye çalışırlar. Zaten akne, dermatolojinin en fazla uğraştığı ve en fazla araştırma yaptığı konulardan biridir. Buna rağmen ciltteki bu dengesizliğin neden oluştuğu, tam olarak keşfedilememiştir. Nedeni tam olarak bilinmese de, hastalığın seyri çok iyi bilindiği için, tedaviler gayet başarılı sonuçlar vermektedir.

    Sivilce tedavileri genellikle topical (haricen sürülen) ve ağızdan alınan ilaçlarla yürütülür. Son yıllarda, yeni bir ışık tedavisi olan FOTO Rejuvenation da bu konuda yeni olanaklar sağlamaktadır.

    Haricen yapılan kimyasal tedavilerin en başında, çeşitli hidroksi asitlerle yapılan peeling’ler gelir. Hidroksi asitler değişik bitkilerden, meyveler, zencefil, şarap, şeker kamışı, domates suyu ve süt gibi gıda maddelerinden elde edilir. Bu tedavi cildin en üst tabakasında birbirine bağlanan hücreleri ayırır, tıkanan gözenekleri açar.

    Hidroksi asitlerle sonuç alınamadığında, benzol peroksit karışımları veya sentetik bir A vitamini türevi olan Tretinoin tedavisi denenir. Bazı durumlarda, antibiyotik alınması önerilir. Kimi hastalar için hormon tedavisi gerekli olabilir.

    Şiddetli durumlarda Izotretinoin (Roacuttane) tavsiye edilebilir. Bu son derece etkili bir tedavidir ancak yan etkileri düşündürücü olur. Özellikle kistik aknelerde çok başarılıdır. İzotreitonin tedavisi uygulanabilen hastaların yaklaşık %69’u, akneden tamamen kurtulurlar.

    Kistik aknelere, bazı durumlarda cerrahi müdahale yapılır. Cryoterapi, intralezyonal steroidler gibi diğer tedavi çeşitleri de kullanılır.

    Öte yandan Mezoterapi hiç gözardı edileyecek bir yöntemdir. Mezoterapi sırasında, deri altına A vitamini, C vitamini ve antibiyotikler enjekte edilir. Antibiyotik ve A vitamini doğrudan doğruya sivilceleri tedavi eder. C vitamini ise hücre yenilenmesini hızlandırarak iz kalmasını önler.

    Ağızdan A vitamini ve çinko alınması tüm tedavi yöntemlerini destekler.

    Son yıllarda, akne tedavilerine “ FOTO Rejuvenation” adı verilen yeni ışık tekniği de eklenmiştir. Bu yöntemle, cilt altına sarı ışık gönderilir. Cildin bu şekilde uyarılması, kollajen dokusunu arttırır ve sivilceyi oluşturan mikroplara karşı savunma sistemini harekete geçirir. Böylece mevcut sivilceler tedavi edilirken , vücut direnci de artar ve yeni oluşumlar önlenir.

    Tabii tüm bu tedaviler içinde hasta için en doğru olanı sadece cilt doktoru seçebilir. Yöntemler birbiri ile kombine edilebileceği gibi, her biri bazı diğer koşulların ve yan etkilerin dikkate alınmasını gerektirir. Kimisi cildi kurutur, kimisi allerjik reaksiyonlara yol açabilir. Yukarıda sayılan tedavilerin çoğu güneşten korunmayı gerektirir. Tüm bu nedenlerle, akne tedavisi ancak bir dermatoloğun kontrolünde yürütülebilir.

    Bu haftalık bu kadar, gelecek hafta akne izlerini gidermekle ilgili olanaklardan bahsedeceğim.

    Hoşçakalın,