Kategori: Dermatoloji

  • Frengi

    Treponema pallidum denen bakterinin neden olduğu cinsel yolla bulaşan bir hastalıktır. Başka hastalıklardan ayırdedilemeyecek kadar çok sayıda belirti ve bulgulara sahip bir hastalıktır.

    Bulaşma

    Frengi yarasının insandan insana doğrudan teması yoluyla bulaşır. Yara genelde dış cinsel organlarda oluşur. Vajen, anüs veya rectum içi gibi. Ağız ve dudakta da olabilir. Vajinal, anal veya oral cinsel ilişki sırasında bulaşır. Gebe kadının bebeğine de bulaşır. Frengi, tuvaletlerden, kapı kollarından, yüzme havuzlarından, sıcak su kazanlarından, banyo kazanlarından, kullanılmış giysilerden ve bulaşıklardan bulaşmaz.

    Belirti ve bulgular

    Frengi bulaşan kişilerde yıllarca belirti olmayabilir ve tedavi olmazlarsa geç dönem komplikasyonların oluşma riski artar. İnsandan insana yarayla bulaşmasına rağmen bu yaralar tanınmayabilir. Böylece, kişi enfeksiyonunun farkına varamaz.

    1.Devir

    Frenginin ilk devresi genelde tek bir yara ile karakterizedir. Bu yaraya şankr denir. Birden fazla da olabilir. Frengi enfeksiyonunun başlangıcı ile ilk belirtilerin ortaya çıkışı arasında 10-90 gün ( ortalama 21 gün ) vardır. Şankr, genelde sert,yuvarlak, küçük ve ağrısızdır. Frengi mikrobunun girdiği noktada başlar. Şankr 3-6 hafta sürer ve tedavisiz iyileşir. Yeterli tedavi edilmeyen kişiler hastalığın 2. devresine geçerler.

    2.Devir

    İkinci devir deri ve mukoza döküntüleri ile karakterizedir. Tipik olarak vücudun bir veya birden fazla bölgesinde döküntü şeklinde başlar. Genelde kaşıntı yoktur. Bu döküntü şankr iyileştikten hemen sonra veya birkaç hafta sonra başlar. Tipik olarak, kaba,kırmızı veya kırmızı-kahverengi lekeler halinde olup ayak tabanı ve avuç içlerinde görülür. Bazen diğer hastalıkların döküntülerine benzeyen değişik döküntüler de olur. Bazıları o kadar soluktur ki farkedilemez. Deri döküntülerine ek olarak, ateş, lenf bezlerinde şişme, boğaz ağrısı, bölgesel saç dökülmesi, başağrısı, kilo kaybı, kas ağrısı ve halsizlik görülür. Tedaviyle ya da tedavisiz kaybolur. Tedavi olmadıysa hastalık sessiz döneme geçer ve hatta geç döneme doğru ilerleyebilir.

    3.Devir ve Sessiz Devir

    Frenginin sessiz devri 1. ve 2. devir belirtileri kaybolunca başlar. Kişi, tedavi olmazsa belirti ve bulgu olmaksızın enfeksiyonu taşır. Hastalık vücutta kalır. Bu sessiz dönem yıllarca sürebilir. 3. devir yani geç dönem hastaların % 15 ‘inde gelişir. Enfeksiyon bulaştıktan 10-20 yıl sonra ortaya çıkar. Frenginin bu geç döneminde, hastalık iç organlarda harabiyete sebep olmaya başlar.Beyin, sinirler, gözler,kalp, kan damarları, karaciğer, kemikler, eklemler hastalanır. Geç devir frengide, kas hareketlerinde koordinasyon bozukluğu, felç, körlük ve bunama görülür. İç organ harabiyetleri ölümcül olabilir.

    Gebe kadına ve bebeğine etkisi

    Gebelik sırasında bebek bu bakteri ile enfekte olabilir. Annenin kaç zamandır enfekte olduğuna bağlı olarak ölü doğum veya doğum sonrası bebek ölümü görülür. Enfekte bebek belirti ve bulgu olmaksızın doğabilir. Hemen tedavi edilmezse birkaç hafta içinde ciddi sorunlar gelişir. Tedavi olmamış bebekte büyüme geriliği veya ölüm olur.

    Tanı

    Karanlık alan mikroskopisi denilen yöntemle yaradan alınan sürüntüde bakteri aranır.

    Kan testleriyle tanıya gidilir. Enfeksiyon alındıktan kısa bir süre sonra frengiye karşı antikorlar oluşur. Bunlar etkin, güvenilir ve ucuz testlerdir. Hastalık tamamen tedavi olsa bile kanda düşük düzeyde antikorlar aylarca ve yıllarca kalabilir. Tedavi olmamış frengili gebe kadınlar bebeklerini enfekte edip ölümüne sebep olacağından tüm gebe kadınların frengi yönünden testlerinin yapılması gerekir.

    Frengi ve HIV arasındaki ilişki

    Frenginin sebep olduğu genital yara ile HIV’ in bulaşıcılığı artar. Frenginin varlığında HIV bulaşma riski 2-5 kez artar.

    Yaraya ve ülsere sebep olan veya deri ve müköz membranların bütünlüğünü bozan ülseratif lezyonlarla seyreden cinsel yolla bulaşan hastalıklarda ,frengi gibi, derinin koruyucu mekanizması bozulur. Enfeksiyonlara eğilim artar. Frengiye bağlı genital ülserler kolayca kanar. Cinsel ilişki sırasında oral veya rektal mukoza ile temas ettiğinde de HIV ‘ in bulaşma riski artar. Diğer cinsel yolla bulaşan hastalıkların da olması HIV ‘ in bulaşmasını kolaylaştırır.

    Tedavi

    Frenginin erken dönemlerinde tedavi kolaydır. Etkene yönelik antibiyotik tedavisi uygulanır. Tedavi ile frengi mikrobu ölür ve daha ileri yıkımlara sebep olması engellenmiş olur. Ama halihazırda bir harabiyete neden olduysa bunu tedavi edemez.

    Etkin bir tedavisi olduğundan cinsel yolla hastalık bulaşma riski olan kişilerin frengi yönünden zaman zaman araştırılması gerekir.

    Frengi tedavisi gören kişinin yarası tamamen düzelene kadar cinsel ilişkide bulunması yasaklanır. Bu kişilerin birlikte oldukları diğer kişileri uyararak frengiyle ilgili testlerin yapılmasını ve gerekirse tedavi olmalarını sağlaması gerekir.

    Frengi tekrar eder mi?

    Frengi olmak hastalığın tekrar oluşmasını engellemez. Başarılı bir tedaviden sonra bile hastalık yeniden bulaşabilir.

    Bir kişinin frengi olduğu testlerle ortaya çıkar. Çünkü, frengi yaraları vajen, rektum ve ağız içinde gizlenebilir.Böylece, kişi cinsel ilişkide bulunduğu kişinin hasta olduğunu açıkça göremez. Bu nedenle, şüpheli durumlarda tedaviden sonra yeniden test gerekebilir.

    Korunma

    Frengi de dahil olmak üzere, cinsel yolla bulaşan hastalıklardan en emin korunma şekli cinsel temastan uzak durmak ya da testleri yapılmış, enfekte olmadığı bilinen tek bir eşle uzun süreli bir beraberliktir.

    Alkol ve uyuşturucu kullanımından da uzak durmak frenginin bulaşmasından korunmada önemlidir. Çünkü, bu gibi hallerde riskli cinsel eylemlere katılmak kolaylaşır. Cinsel temesta olan eşlerin birbirlerine kendi HIV durumlarını ve diğer cinsel yolla bulaşan hastalıklarının varsa hikayesini anlatmaları bu hastalıklardan korunma önlemlerinin alınmasını kolaylaştırır.

    Frengi gibi genital ülserle seyreden hastalıklar, hem kadınların hem de erkeklerin genital bölgelerinde kondomla kapatılabilen bölgelerde olduğu gibi kondomun örtemediği bölgelerde de oluşabilirler. Doğru ve sürekli kondom kullanımı enfekte bölgenin temasını engellediği sürece frengi, bunun yanında genital herpes ve şankroid , bulaşma riskini azaltır.

    Spermisitlerle ( özellikle N-9 ) kayganlaştırılmış kondomların diğer kayganlaştırılmış kondomlara göre korunmada üstünlüğü yoktur. N-9 ile kayganlaştırılmış kondomlar cinsel yolla bulaşan hastalıklar ile HIV den korunmada önerilmemektedir.

    Cinsel yolla bulaşan hastalıkların geçişi ,frengi de dahil olmak üzere, genital bölgenin yıkanması, idrar yapma veya cinsel ilişki sonrasında duş yapmakla engellenemez.

    Herhangi bir olağandışı akıntı, yara veya döküntü özellikle genital bölgede farkedildiğinde cinsel ilişkinin sonlandırılarak acilen uzman bir hekime danışılması gerekir.

  • Gonore (bel soğukluğu)

    Neisseria gonorrhoeae denen bakterinin sebeb olduğu, cinsel yolla bulaşan bir hastalıktır. Üreme organlarının nemli ve ılık bölgelerinde kolayca üreyip çoğalır. Kadında rahim ağzı ( serviks ), rahim (uterus), yumurtalık kanallarında, hem kadın hem erkekte idrar yollarında ürer. Ağız içi, boğaz, gözler ve anal bölgede de yerleşebilir.

    Sıklığı

    Sık rastlanan bir enfeksiyon hastalığıdır.

    Bulaşma şekli

    Penis, vajen, ağız ve anal bölgeye doğrudan temas ile bulaşır. Ejakulasyon (meni boşalması) olmadan da bulaşabilir.Doğum sırasında anneden bebeğe bulaşabilir.Gonoresi olup tedavi gören kişiler hasta kişilerle cinsel ilişkiye girerlerse tekrar gonoreye yakalanırlar.

    Risk grupları

    Cinsel olarak aktif olan herkes gonore olabilir.

    Belirti ve bulgular

    Gonoresi olan bazı erkeklerde hiçbir belirti olmayabilir. Bununla beraber, birçok erkekte bakteri bulaştıktan 2-5 gün, en çok 30 gün içinde belirtiler ortaya çıkar. İdrar yaparken yanma, penisten beyaz, sarı veya yeşil renkli akıntı görülür. Bazen testislerde ağrı ve şişlik olur.

    Kadınlarda gonore belirtileri hafif görülür. Çoğunluğunda belirti farkedilmez. Kadınlardaki belirtiler nonspesifik olup safra kesesi veya vajen enfeksiyonları ile karıştırılabilir. İlk belirtiler idrar yaparken ağrı ve yanma, vajinal akıntının artması veya adet dönemi dışındaki vajinal kanamalardır. Belirtilerin varlığı veya şiddetine bağlı olmaksızın çok ciddi komplikasyonlar gelişebilir.

    Erkek ve kadınlarda rektal (makat) enfeksiyon sonucu anal akıntı, kaşıntı, ağrı, yanma, kanama, veya ağrılı dışkılama olur. Rektal enfeksiyonlarda hiçbir belirti de olmayabilir.

    Boğazda gonore enfeksiyonu gelişirse boğaz ağrısı olursa da genelde belirtisi olmaz.

    Gonore enfeksiyonunun komplikasyonları

    Tedavi edilmediğinde hem erkek hem de kadınlarda ciddi, kalıcı sorunlara neden olabilir. Kadınlarda bu enfeksiyona bağlı olarak kasık içi iltihaplanması olur. Belirtiler hafif olabildiği gibi karın ağrısı ve ateşle de seyredebilir. Kasık içi apseleri olabilir. Tedavisi zordur, uzun sürer, kronik kasık ağrısı olur. Enfeksiyon sonucu yumurtalık kanalları tahrip olarak kısırlık veya dış gebelik riski artar. Dış gebelik hayati önemi olan bir durumdur. Döllenmiş yumurta rahim dışında genellikle de yumurtalık kanalında yerleşir.

    Erkeklerde testislere bağlı tüplerde enfeksiyon olur. Ağrı gelişir. Tedavi edilmezse kısırlığa sebep olur.

    Gonore enfeksiyonu kan ve eklemlere de yayılabilir. Hayati tehlikesi vardır.

    Gonoresi olanlara AİDS virüsü olan HİV ‘in bulaşması daha kolaydır. Hem gonoresi hem HİV enfeksiyonu olanların HİV enfksiyonunu bulaştırmaları gonoresi olmayan HİV enfeksiyonu taşıyanlara göre daha fazladır.

    Hamile kadın ve bebeğine etkisi

    Eğer hamile kadında gonore varsa enfeksiyon doğum sırasında doğum kanalından bebeğe bulaşır. Bunun sonucu bebekte körlük, eklem enfeksiyonu veya hayatı tehdit edici kan enfeksiyonu gelişebilir. Hamilede enfeksiyon saptandığı anda hemen tedavi uygulanarak komplikasyon riski en aza indirilir. Tüm hamilelerde uygun muayene ve testlerin gerekirse de tedavilerinin yapılması gerekir.

    Tanı

    Tanı amaçlı çeşitli laboratuvar testleri vardır. Enfekte olmuş bölgelerden (rahim ağzı,üretra, rektum, boğaz) sürüntü alınır ve laboratuvara gönderilir.Rahim ağzı ve idrar yollarındaki enfeksiyonlarda ilk idrar örneği yeterli olabilir. Bu bölgelerden alınan sürüntülerden hazırlanan yaymalar Gram boyasıyla boyanarak mikroskop altında bakteriler aranır. Bu test yöntemi kadınlara göre erkeklerde daha iyi sonuç verir.

    Tedavi

    Çeşitli antibiyotikler ile gonore başarıyla tedavi edilir. Fakat ilaçlara dirençli bakteri tiplerinin ortaya çıkışıyla tedaviler güçleşmiştir. Birçok hastada gonorenin yanında clamydia denen başka bir cinsel yolla bulaşan hastalık daha vardır. Tedavide her ikisine yönelik antibiyotikler birlikte verilir. Gonoresi olan kişilerin diğer cinsel yolla bulaşan hastalıklar yönünden de araştırılması gerekir.Verilen tedavinin sonuna kadar kullanılması önemlidir. İlaçla enfeksiyon sona erse de oluşan kalıcı hasarlar geçmez.

    Gonoresi tedavi edilmiş kişiler hastalıklı kişilerle tekrar temas ederlerse tekrar hastalanırlar. Tedaviye rağmen belirtiler devam ediyorsa kişinin tekrar hekimine başvurması gerekir.

    Korunma

    Cinsel yolla bulaşan hastalıklardan korunmanın kesin yolu ya cinsel ilişkide bulunmamak ya da enfekte olmadığı bilinen , testleri negatif, tek bir eşle uzun bir ilişki yaşamaktır.

    Latex kondomlar her seferinde ve doğru olarak kullanıldığında hastalık bulaşma riskini azaltırlar.

    Akıntı, idrar yaparken yanma, ağrı veya kızarıklık halinde hemen hekime başvurmalıdır.

    Gonore tanı ve tedavisi olan kişinin yakın dönemde cinsel ilişkiye girdiği partnerlerinin de muayene, test ve gerekirse tedavilerinin yapılması gerekir. Böylece bu kişilerde gelişebilecek olası komplikasyonlar engellenebilir ve bunların enfeksiyonu tekrar tekrar bulaştırmaları önlenir. Hastaların tedavi sonuçlanana kadar cinsel ilişkide bulunmamaları gerekir.

  • Akne oluşumunda gerçekte ne etkili?

    Akne oluşumunda gerçekte ne etkili?

    Araştırmalar akne tedavilerinde değişikliğe neden olacak gibi görünüyor.

    Akne gençler ve yetişkinler arasında yüzde 85’ten fazlasını etkileyen, en sık görülen kronik deri hastalıklarından biridir.

    Sivilcenin nasıl oluştuğu ile ilgili bazı tartışmalar vardır. Fakat ortak olan görüş tek etkene bağlı olmayan bir sorun olduğu gerçeğidir. Akne oluşumunda en çok suçlanan mekanizmalar;

    – Yağ bezlerinden aşırı yağ ( sebum) üretimi

    – Kıl kökünde iltihabi reaksiyon

    – Kıl kanalında aşırı hücresel üretim

    – Kıl çevresinde yaşayan Propionobakterium aknes isimli bakterinin anormal miktarda üremesi gibi mekanizmalar geçerli idi.

    Yıllarca akne tedavi yaklaşımımızı aknenin iltihaplı olup olmadığına göre belirliyorduk. Siyah ve beyaz noktacıklar ( açık ve kapalı komedon olarak isimlendirilir) iltihapsız sivilce, kızartılı, deriden kabarık ve irinli olanlar ise iltihaplı sivilce olarak kabul ediliyordu. Fakat yakın geçmişte yapılan araştırmalar aknenin her formunun iltihabi özellikler taşıdığını gösterdi. Çıplak gözle göremediğimiz iltihabi yapıların mikroskopla incelendiğinde kıl kökü ve kıl çevresinde bağışıklık hücrelerinin istilası gözleniyor.

    Bağışıklık sistemi üzerine yapılan çalışmalarda doğal bağışıklık sisteminin (derimize saldıran patojen mikroorganizmaları tanıyıp ilk yanıtı veren ve ilk bağışıklık sinyalini tetikleyen sistem) P. acnese bakterisine karşı düzgün çalışmadığı ve bir bağışıklık sorunu oluştuğu gösterildi. Bağışıklık sisteminin bu işlevi yöneten elemanlarını ( inflamazom ve tool like reseptor olarak isimlendirilir) baskılayan tedavi rejimleri akne oluşum sürecini engelledikleri için etkili oluyorlar.

    Yağ bezleri gereğinden fazla sebum üretiyor ama nasıl?

    Yağ bezlerinin bu sorundaki rolü nedir gibi bir soru akla gelebilir. Aslında akne oluşum mekanizmasının tam ortasındadır. P.acnes olarak isimlendirilen akne bakterileri derinin özgün yağı olan sebumun iştah açıcılığına dayanamaz ve sebumu yağ asitlerine parçalar. Yağ asitleri -kendisi de yağ yapısında olmasına rağmen- deride iltihabi süreci başlatır.

    Peki, akne oluşumunda tüm mekanizma bu kadar basit mi? Tabii ki hayır. Yapılan son çalışmalarda sebumu üreten yağ bezi hücreleri sadece yağ üretmekle kalmıyor aksine bağışıklık sisteminin bir öncü kuvveti gibi de çalışıyor. Eksilen ve deride tahrişe neden olan yağ asitlerinin uyarısı ile daha fazla sebum üretiyor. Sebase bezlerden salgılanan sebum bir inflamazomu ön plana çıkartıyor ve bu öncül bağışıklık ajan iltihabi reaksiyonu tetikliyorve arttırıyor. Yani deriyi bakteriye karşı korumak amaçlı üretilen inflamazom formundaki sebum yağı asıl görevini yapamıyor ve iyi amaçla üretilmesine rağmen aknede kötü bir sonuca neden oluyor. Bu kısır döngü kırılamazsa akne sorunu hafiften şiddetliye artarak devam ediyor.

    Bu araştırma ile elde edilen veriler çok önemli. Öncelikle akne oluşumunda sebase bezlerin rolünü açıkça ortaya koyuyor. Bunun yanında asıl heyecan verici özellik ise sebase bezlerin bağışıklık sistemi işleviyle aktivasyonunun akne oluşum mekanizmasındaki rolünün anlaşılmasıdır. Bu gelecekte akne tedavisinde ve aknenin önlenmesinde yeni yöntemler geliştirmemize yardımcı olacaktır.

    Yani derinin yeterince temizlenmesi yani ne az ne de çok yeterince temzlenmesi, koruyucu sebumun belirli oranda deride bırakılması, derideki akneye neden olan bakteri sayısının düzenli yıkamayla azaltılması- maalesef bitmiyor, derinin sürekli doğal konakçısı- sivilce tedavisinin birinci basamak tedavisidir. Buna ek olarak deride iltihabi süreci baskılayıcı anti-enflamatuar tedaviler ana tedavi ürünleri olarak öne çıkacaktır.

  • Leke tedavisinde son trend: mezoprp

    Cilt lekeleri özellikle bol güneş ışınları altında geçirilen yaz mevsimi sonrası kabusumuz olabiliyorlar. Bu nedenle cilt leke tedavisinde her geçen gün yeni tedavi protokolleri gelişmektedir.

    Cilt lekelerinin birçok çeşidi bulunmaktadır. En sık rastladığımız lekelerin başında ‘melazma’ adı verilen, genellikle güneş ışınlarının dik olarak geldiği alın, yanak ve dudak üstüne yerleşen net sınırlı leke tipi gelmektedir. Melazma sıklıkla yazın güneş ışınlarına yoğun maruziyet sonrası çok daha fazla belirginleşir. Melazmaya neden olan, derimize rengini veren melanositlerden renk pigmenti olan melanin pigmentinin çok daha fazla salgılanıyor olmasıdır. Bu pigment aşırı salgılandığında, dışarıdan oldukça koyu renkli görünen lekeler ortaya çıkar.

    Diğer leke tipleri arasında gebelikte hormonal değişiklikler sonrası oluşan kloasma denilen lekeler, çillenmeler sayılabilir. Çiller genel olarak genetik yatkınlığı olan kişilerde görülür. Tedavi edilseler de, sıklıkla tekrarlayan yapıdadırlar. Bu nedenle tedavi aşamasında daha ön planda melasma ya da kloasma dediğimiz lekelerin tedavisi üzerinde durulur.

    Leke tedavisinde birçok yöntem bulunmaktadır. Bu tedavi yöntemleri arasında lazer tedavileri, kimyasal peeling uygulamaları, enzim peeling tedavisi, mezoterapi, PRP ve dermapen ya da dermaroller tedavileri sayılabilir. Tüm bu tedaviler tek başlarına uygulanabileceği gibi, kombinasyon şeklinde de uygulanabilirler.

    Son yıllarda bu kombinasyon tedavileri arasında en çok tercih edilen tedavi yöntemlerinin başında ‘MezoPRP’ tedavisi gelmektedir. MezoPRP özellikle melazma tipi lekelerde oldukça etkili olan bir tedavi yöntemidir.

    MezoPRP nedir?

    Mezo PRP, mezoterapi ve PRP yöntemlerinin kombine olarak kullanıldığı bir tedavi protokolüdür. Bu tedaviye başlamadan önce mutlaka kişinin leke yapısı detaylı olarak incelenir. Lekenin muayene aşaması çok önemlidir çünkü bu tedavi yönteminde kişiye özel tedavi formülleri hazırlanmaktadır.

    Yüzeyel tip lekesi olanlarda kullanılan ürünler farklıyken, derin lekesi olanlarda gerek ürünün çeşidi, gerek uygulamanın yapılma sıklığı tamamen farklılık göstermektedir.

    Mezo PRP’de lekenin tipi belirlendikten sonra tedavi planı yapılır. Bu aşamada kişiye özel vitamin ve çeşitli mineral kokteylleri hazırlanır. Bu kokteyller her seansta lekenin tedaviden aldığı yanıta göre yenilenir.

    Kokteyl tedavisi kişinin kendinden alınan kanın trombositlerine ayrıştırılması ile yapılan bir çeşit kök hücre tedavisi olan PRP ile desteklenir. PRP’nin amacı, tedavi yönteminin kök hücreler ile de desteklenerek çok daha etkili hale gelmesidir. Bu sayede kişi hem kendisine özel hazırlanan tedavi kokteyllerinin hem de kendisine ait kök hücrelerin tedavi edici etkisinden faydalanmış olur.

    MezoPRP kişinin lekesinin tipine göre en az 4 seans olmak üzere bir ila iki haftada bir uygulanır. Bir hafta kokteyl uygulanan hastaya ertesi hafta kök hücre uygulanabilirken bu protokol kişiye göre birkaç hafta üst üste kokteyl uygulaması, en son seanslarda kök hücre uygulaması şeklinde çeşitlenebilir.

    MezoPRP tedavisinin avantajları nelerdir:

    Bu tedavi yöntemi tamamen kişiye özel olarak uygulanmaktadır.

    Kök hücre tedavisi ile kombine olarak yapıldığından, çok etkili bir tedavidir.

    Uygulanan ürünler her seans lekenin iyileşme derecesine göre yenilendiğinden, dinamik olan bir tedavi yöntemidir.

    Bu tedavi yöntemi sonrasında yüzde herhangi bir yanma, batma ya da soyulma gibi reaksiyonlar görülmemektedir.

    Bu tedavi yöntemi güneş ışınlarından direkt olarak etkilenmemektedir.

    Bu tedavi yöntemi her cilt tipine uygulanabilmektedir.

    MezoPRP yöntemi yoluyla lekeler aşamalı olarak tedavi edilmektedir. Bu nedenle yöntemin kalıcılığı da oldukça yüksektir. Son yıllarda özellikle tercih edilen bu tedavi yöntemi sayesinde, cilt lekelerinin tedavisi artık çok daha kolay hale gelmiştir.

    Dr.Öykü Maraşoğlu Çelen

  • Lazer lipoliz!!!

    LAZER LİPOLİZ

    Lazer lipoliz (Smartlipo) son yılların en dikkat çekici gelişmelerinden birisi. Bir çok kişinin kabusu haline gelen, günlerce yapılan diyet, spor ya da diğer zayıflama yöntemleri ile başa çıkılamayan veya sonuç alınamayan kilolarına yenilikçi, bana göre oldukça etkili ve güvenilir bir çözüm sunan lazer sistemi.

    Lazer Sisteminin Özellikleri
    Lazer lipoliz geleneksel yöntemlerin ötesinde, hem hasta hem hekim için uygulaması oldukça güvenilir, çok az invazif, genel anestezi işlemi gerektirmeyen, ameliyathane şartlarından uzak klinik ortamda tümesan anestezi uygulaması ile birlikte yapılan bir işlemdir. 1064 nm dalga boyuna sahip lazer ışını 1-14 mm çapında mikorokanüllere girilen optik fiberler aracılığıyla iletilir. Bölgesel anestezinin ardından cilt üzerinde 1mm’lik kesiler oluşturularak dermis altında ki yağ dokuya bu kanüller sayesinde ulaşılır. Lazer ışını ile yağ dokusunu oluşturan adipositlerin membranları parçalanarak bu yağ hücrelerinin içeriği boşaltılır. Lazer ışının bir özelliği de direk ışının etkisiyle parçalanıp yok edilmeyen yağ hücrelerinin sonra 1-2 ay içerisinde yok olmalarını sağlayabilen irreversible etkiye sahip olmasıdır.

    Lazer Lipoliz Kullanım Alanları
    Vücutta az veya orta dereceli bölgesel yağlanmanın olduğu karın, bel, sırt, basen, bacaklar, diz çevresi, boyun, ayak bileği, kollar uygulama alanlarıdır. Lazer lipoliz bir zayıflama yöntemi olarak düşünülmemelidir. Burada amaç vücudun belli bölgelerinde konturlerin düzeltilmesi, inceltilmesi, özellikle kollojen üzerinede etkili olduğu için cilt altı düzensizliklerinin, selülit görüntüsünün yok edilmesi daha sıkı bir cilt oluşturulması hedefleniyorsa yapılmalıdır. Hekim hastasını ve amacını ona göre belirlerse sonuç her iki taraf içinde mükemmel olur, aksi takdirde işlem etkinliğini ve özelliğini yitirir. Bölgesel incelme, selülit, sıkılaşma gibi uygulama alanları dışında lazer lipoliz, vücuttaki lipomlarda, dolgu uygulaması sonrası oluşmuş granülom yapılarında, göz altı torbalarının azaltılmasında, pseudojinekomastide, hiperhidrozda kullanılabilmektedir.

    Uygulama
    Lazer lipoliz, klinik ortamında, lokal anetezi uygulamasının ardından, öğle arası gibi kısa bir sürede gerçekleştirilebilen bir işlemdir. İşlem öncesi hastanın her hangi bir ilaca karşı allerjisi olup olmadığı sorgulanır ve 1-2 saat önce az miktarda bir şeyler yemiş olması yeterlidir. Uygulama sonrası hasta evine veya işine dönebilir. 3-7 gün süreyle korse kullanımı yeterli olup, sonrasında uygulama alanlarında hafif bir şişlik veya morluk olabileceği hastaya bildirilmelidir. 1 ay içerisinde etki başlar bu süre 6 aya kadar uzayabilir. Lazer lipolizde eritilen yağ dokusu kendi haline bırakılır zamanla vücuttan uzaklaştırılır. Ancak bu işlem sonrası yağlar kanüller yardımıyla aspire edilirse ”Lazer Yardımlı Liposuction” olarak tanımlanır çoğu kez tercih edilen bu yöntemdir, özellikle uygulanan bölge sayısı fazla ya da yağ miktarı fazla ise.

  • Fraksiyonel co2 lazer nedir ve nasıl çalışır?

    Fraksiyonel co2 lazer nedir ve nasıl çalışır?

    Fraksiyonel CO2 Lazer tedavisi, anti-aging ve kırışıklık tedavisinde, akne ve skar izlerinin tedavisinde, leke tedavisinde, vücut çatlaklarında, deride ki çukurlukların yok edilmesinde nokta atışı yaparak iyileştirme ve tedavide kullanılmaktadır. CO2 lazerler, cerrahi olmayan yöntemler arasında şu an tüm dünyada en derin etkili iz ve kırışıklık tedavisi yöntemi olarak kabul edilmektedir. Derin uygulamaların yanı sıra yüzeysel bozuklukların giderilmesinde de kullanılmaktadır. Fraksiyonel teknolojide lazer ışını, tek bir geniş ışık hüzmesi yerine mikron boyutlarında çok sayıda ışının deriyi derinlemesine etkileyebilecek şekilde yapılandırılmıştır. Bu ışın noktaları arasında ki uzaklık ve etki derinliği kişinin ihtiyacına göre ayarlanabilmektedir. Noktalar arasında sağlam deri bölgelerinin bulunması iyileşmeyi hızlandırmakta ve istenmeyen etkilerin ortaya çıkmasını engellemektedir. Noktaların sıklığı, derinliği, deride kalma süresi, kişinin derisinin durumuna bağlı olarak, yani uygulamanın amacına göre (akne, kırışıklık, yüz ve boyun derisinde sarkma, leke, iz) her kişide farklı ayarlanmaktadır. Normal yaşlanma sürecine, güneş hasarı ve fiziksel faktörlerin zararlı etkileri de eklendiğinde kollajen yıkımı hızlanır. Kollajenin ciltteki miktarı azaldıkça kırışıklıklar gözlenmeye başlar. Lazer ışınlarının hedefi öncelikle dokuda ki sudur. Kollajen, kan damarları, keratinositler gibi su içeren yapılar, seçici termal hasara uğrarlar. Termal hasar oluşan bölgenin hemen yanındaki hasar görmemiş bölgelerdeki canlı hücreler hasarlı alana göç ederek buradaki onarım mekanizmasını uyarırlar. Böylece cilt altında yeni kollajen üretimi başlar. Yeni jenerasyon fraksiyonel CO2 lazerlerin en büyük özelliği cildin üst yüzeyine hasar vermeden

    işlevlerini cildin altında gerçekleştirmeleridir. Böylece cildin üst yüzeyinde çok daha hızlı bir iyileşme oluşur ve kişiler sosyal hayatlarına kısa süre içinde dönebilirler. Fraksiyonel lazer uygulamaları sırasında tedavi edilen cildin kalınlığı kimyasal peeling veya dermabrazyonda olduğu gibi göz kararı veya tecrübeye dayalı şekilde değil, inilen derinlik kesin olarak bilinir. Güçlü olmasına karşın fraksiyonel özelliği sayesinde uygulama sonrası iyileşme hızı çok yüksektir ve iyileşme süresi kısadır. Dalga boyu daha uzun olduğu için, daha derin dermisde etkisini gösterdiğinden benzer sistemlere göre etkisi çok daha yüksektir.

    Fraksiyonel CO2 Lazer Hangi Alanlarda Kullanılır?
    1- İnce ve derin kırışıklıkların giderilmesi, cilt yenileme, yüz gençleştirme: Yüz, göz kapakları, boyun, dekolte bölgelerindeki, el üstündeki kırışıklıklar ve çizgilerin giderilmesi ve genital bölge estetiğinde kullanılır
    2- Cildin geniş gözenekli ve kaba görünümünün giderilmesi
    3- Ciltte meydana gelen güneş lekesi, yaşlılık lekesi, doğum sonrası oluşan lohusalık lekelerinin ve yüzeysel renk bozukluklarının giderilmesi
    4- Sivilce izleri ve lekelerinin ( akne skarı) giderilmesi
    5- Doğumsal veya sonradan oluşan benlerin tedavisi
    6- Göz kapaklarında oluşan kollesterol plaklarının( ksantalezma ) tedavisi
    7- El, ayak, genital bölge gibi yerlerde oluşmuş kitlelerin tedavisi ( verruka-siğil, kondilom…)
    8- Aşırı yara iyileşmesi durumlarında ( Hipertrofik skar ve keloidlerin azaltılması)
    9- Kanser öncesi cilt lezyonlarının tedavisi
    10- Cilt kanserlerinin tedavisi
    11- Ciltteki kitlesel cilt lezyonlarının tedavisi (dermal nevüs – et beni, senil keratoz-yaşlılık beni, papillom- et benleri, nevüs sebaseus, milium, siringoma, dermatofibroma, kondrodermatit, epidermal nevüs, kist, nörofibroma, trikoepitelyoma …)
    12- Saç, kaş ve sakallı bölge içindeki kitlesel lezyonların tedavisi
    13- Piyojenik granülom tedavisi
    14- Rinofima ve otofima tedavisi
    15-Vücut çatlakları
    16-Yara ve yanık izleri

    Fraksiyonel CO2 Lazer Sonucu Ciltte Oluşan Değişiklikler Nelerdir?
    Fraksiyonel CO2 lazer uygulaması sonrası, ani olarak cilt altı kollajen liflerinde %25-30 oranında kısalma meydana gelir. Sonraki 1 – 3 aylık süreçte ise cilt altında yeni kollajen oluşumu ve cilt altı bağ dokusunda yeniden düzenlenme meydana gelir. Tüm bunların sonucu olarak cilt gençleşmesi olarak adlandırılan ciltte gerilme, cilt üzerindeki pürüzlerde, lekelerde ve izlerde yüksek seviyede azalma olur. Ciltteki gözenekler daralarak cildin yapısı 2 – 5 yıl önceki durumuna geri döner.

    Fraksiyonel CO2 Lazer Uygulaması Ağrılı mıdır?

    Uygulama sırasında yanma ve acı hissi olur. Bu his lokal anestetik kremler kullanılarak azaltılabilir.

    Fraksiyonel CO2 Lazer Uygulaması Kaç Kez Yapılır?

    Fraksiyonel CO2 lazer sisteminde seans sayısı sorunun şiddetine göre ve uygulamanın gücü ve derinlik ayarlarına bağlı olarak değişmektedir. Hafif – orta derece kırışıklıklar ve izlerde 2 – 3 seans yeterli iken çok derin sivilce izleri ve kırışıklıklarda tedavi 4-6 seans olarak düzenlenir. Seansların aralığı 1 – 1.5 aydır.

    İyileşme Sürecinin Özellikleri Nelerdir?

    Fraksiyonel CO2 lazer uygulaması sonrası pansuman gerekmez. Ciltte ilk gün kızarıklık ve ödem meydana gelir. Sonrasında 3 – 7 gün süren noktasal kabuklanma dışında bir şikayet olmaz. Hasta 3. günden itibaren makyaj yapabilir. CO2 fraksiyonel lazerin bu avantajı hastanın günlük yaşamına devam etmesine olanak sağlar.

    Uygulama Öncesi Nelere Dikkat Edilmelidir?

    Hasta uygulama öncesi güneş ve solaryumdan 1 ay uzak kalmalıdır. Kanın pıhtılaşmasını engelleyen ilaçlar (aspirin,heparin), retinoid içeren ilaçlar (isotretionin), ışığa duyarlılığa neden olan ilaçlar (tetrasiklin, naproksen, östrojen, progesteron, doğum kontrol hapları, klorokin) alınmamalıdır. Uygulama öncesinde cildi aşındırıcı dermabrazyon ve peeling gibi tedaviler veya cilt germe operasyonu uygulanmışsa mutlaka uygulama yapan doktora söylenmelidir. Hastada geçmişte herpes (uçuk) çıkarma öyküsü var ise, mutlaka uygulama öncesinde ilaç almalıdır.

    Uygulama Sonrası Nelere Dikkat Edilmelidir?

    Uygulamadan 2 gün sonra ılık duş alınabilir. Ödem ve inflamasyonu azaltmak için soğuk kompres uygulanabilir. Uygulama sonrası ciltte oluşabilecek kabuklanmayı azaltmak için cilt nemli ve temiz tutulmalıdır. İlk hafta içinde bu nemlendirme işlemi günde 3 – 4 kez tekrarlanmalıdır. Hastanın cilt tipine ve çevre koşullarına bağlı olarak iyileşme sonrası güneş koruyucular kullanılmalı, cilt soyucu kremler ise en az 1 ay kullanılmamalıdır.

    Tedavi kimlere uygulanmaz?

    • Kişide son 3 ay içinde izotretinoin kullanma öyküsü varsa bu tedavi uygulanmaz.
    • Hamilelere uygulanmaz.
    • Deride aktif enfeksiyonu ve aknesi olanlara uygulanmaz

  • Ultherapy

    Ultherapy müdahalesiz, cerrahi operasyon gerektirmeyen ultrason teknolojisini kullanarak gevşek deriyi sıklaştıran, güçlendiren ve kaldıran (lifting) bir tedavi yöntemidir. Ultherapy, FDA onaylı müdahalesiz yüz germe işlemini yapan ultrason teknolojisidir. Tek bir tedavi ciltteki kolajeni doğal bir şekilde güçlendirir ve yeniler. Ciddi sıkılaştırma Ultherapy ile mümkün olduğu için hastalar daha hoş görünümlü çene hattı, daha sıkı bir boyun, kalkık kaşlar ve göz kapaklarına kavuşabilirler. Tedavi süresi 30-60 dakikadır.

    Ultheraphy cerrahi müdahale istemeyen ama gerdirme işlemini isteyen hastalar için çığır açan bir alternatiftir. Ultheraphy cilt gevşeme belirtilerinin başladığı hastalar için de mükemmel bir seçenektir. Deri gevşemesi ilk olarak alında meydana gelir ki bu da düşük kaşlara ve yorgun bakışlara neden olur. Yanak ve boyun gevşemeleri yassılaşmış yanaklara, nazolabial kıvrımlara, gıdıya, kötü görünen çene altına ve kıvrık ağza neden olur. Yaşlanma sürecinden ve yaşlanmaya işaret eden bu belirtilerden kurtulmanın en mükemmel yolu Ultherapydir.

    ULTHERAPHY NASIL ÇALIŞIR

    İlk olarak, düz bir aplikatör deriye yerleştirilir ve istenilen etkiyi elde etmek için derinin altına belli bir derinlikte fokuslanmış ultrason enerjisini küçük odaklara iletir. Enerji, artan güç ve esneklikle cildin gençleşmesini sağlayan yeni kolajen üretimini harekete geçirir. Ultheraphy deri altındaki derin tabakaları tedavi edebilen lazerlerden farklıdır. Ultrason boyun kasındaki platizma ve SMAS tabakalarını hedef almak için cildin üst tabakalarının yanından geçebilmektedir. Bunlar aslında yüz gerdirme işleminde sıklaştırılan yapılardır. Doğru derinlikte doğru miktarda enerjiyi iletmek SMAS ve platizmanin gerilmesini sağlar.

    ULTHERAPHY KİMLERE UYGULANABİLİR?

    Yüzünde veya boynunda herhangi bir seviyede deri gevşemesi sorunuyla karşı karşıya olan hastalar Ultheraphy tedavisi için uygun adaylardır. İnik/düşük kaşlı , sarkık göz kapaklı ve yüz/boynunda gevşek derisi olan hastalar tedaviden faydalanabilirler. Her yaş grubundan hastalar Ultheraphy tedavisinden faydalanabilecekleri gibi ileri boyutta deri sarkması/gevşemesi yaşayan hastaların yüz gerdirme gibi diğer seçenekleri düşünmesi tavsiye edilir. Pek çok hasta olası komplikasyonlardan ve anesteziden kaçınmak için cerrahi operasyona alternatif olarak Ultheraphy ile tedaviyi seçmekteler.

    ULTHERAPHY TEDAVİSİNDE BEKLENTİ NE OLMALIDIR?

    Ultheraphy nin önemli faydalarından biri işlem sonrasında sosyal hayatın olumsuz etkilenmemesidir. Hastalar tedaviden hemen sonra günlük yaşamlarına dönebilmektedirler. Ufak şişlikler ve morarmalar, hassasiyet, karıncalanma ve uyuşmalar meydana gelebilir ancak birkaç gün içinde son bulur. Doğrudan faydalarından bazıları kolajen üretimi başladığında daha sert ve sıkı hissiyat ile beraber deride güçlenme ve gerilmedir. Kolajen gelişimine dayanan diğer yenileme tedavilerine benzer olarak sonuçlar 2-3 ay içerisinde kendini göstermektedir. Bazı hastalarda bu gelişme süresinin 6 aya kadar çıktığı görülmüştür.

    ULTHERAPY İLE İLGİLİ SIKÇA SORULAN SORULAR

    ULTHERA NEDİR?

    Ulthera, operasyonsuz yüz gerdirme endikasyonu ile FDA onaylı ultrason enerjisidir/teknolojisidir. Enerjiyi, fokuslanmış ultrason yoluyla gerdirici ve sıklaştırıcı etki yaratmak için derin dokulara iletir. Yeni kolajen üretimi ek yenilenmeyi sağlar.

    ULTHERAPY HANGİ BÖLGELERE UYGULANIR?

    Ultherapy daha derinlerdeki gevşek dokuların yanında gevşemiş ve sarkık deriye uygulanır. Ultherapy kaşları kadırır ki bu da üst kapaktaki deri fazlalığını iyileştirir/düzeltir ve üst yüz kısmında daha sağlıklı taze bakışlar sağlar. Orta yüz kısmında sıklaşma nazolabial kıvrımları, gıdıyı, kırışıklıkları ve çene hattını düzeltir. Ağız kısmındaki tedavi (Perioral bölge) kırışıklıkları ve ince çizgileri düzeltir. Boyun çevresindeki ultherapy tedavisi boyun açısını ve çeneyi düzeltmek için boyun kaslarını ve derisini sıklaştırır. Son olarak kadınlarda üst göğüs kısmındaki tedavi bölgedeki kırışıklığı düzeltir ve dekolte bölgesini sıklaştırır.

    ULTHERAPY TEDAVİSİNDEN SONRA HERHANGİ BİR PROBLEM OLUR MU?

    Tedaviden sonra hiçbir aksaklıkla karşılaşılmaz ve hasta normal hayatına devam edebilir. Tedaviden sonra birkaç hafta tedavi edilen bölgede hafif ağrı hissedilebilir.

    ULTHERAPY HERHANGİ BİR ÖZEL EĞİTİM VEYA TECRÜBE GEREKTİRİR Mİ?

    Ultherapy gibi enerji odaklı yöntemler ancak bir hekim tarafından uygulanmalıdır, en iyi sonucu alabilmek için tecrübe ve ileri düzeyde Ultherapy teknikleriyle ilgili özel olarak eğitim almak gerekir.

    ULTHERAPY İLE TEDAVİ ACI VERİR Mİ?

    Ultherapy son zamanlarda tedavinin daha rahat bir şekilde gerçekleşmesini sağlayan ‘ Ultherapy Amplify’ diye adlandırılan bir yazılım güncellemesine ulaştı. Rahatlama düzeyi kişiden kişiye farklılık gösterebildiği gibi Ultherapy işleminin dayanılabilir olduğunu söyleyebiliriz. Her hangi bir rahatsızlık meydana gelirse bu hassas durum geçicidir. Bu rahatsızlıkları minimize etmek için gerekli önemleri almaktayız.

    ULTHERAPY TEDAVİSİNİN SONUÇLARINI NE ZAMAN GÖRÜLÜR ?

    Nihai germe ve sıklaştırma işlemi 2-3 aylık bir periyodu kapsar. Zayıf kolajenler yeni ve daha esnekleriyle yer değiştirdiğinde işlem tamamlanır. Kolajen üretim süreci devam ederse hastalar daha iyi sonuçları tedaviden sonra 6 içinde görürler.

    ULTHERAPY GÜVENLİ MİDİR?

    Ulthera cihazı klinik çalışmalar sonucunda güvenirliği kanıtlandıktan sonra FDA tarafından onaylanmış, dünya genelinde 100,000 nin üzerinde tedavi güvenli bir şekilde gerçekleştirilmiştir. Ultrason enerjisi tıpta çoğu uzmanların kanıtlanmış geçmiş performansına sahiptir.

    KAÇ SEANS GEREKTİRİR?

    Hastaların büyük çoğunluğu tek bir seansa ihtiyaç duyarlar; ancak hali hazırdaki gevşemenin derecesine göre bazı hastaların ek bir tedavi –seans- almaları gerekebilir.

  • Prp ( platelet rich plazma)

    Prp ( platelet rich plazma)

    Platelet yani trombosit denilen kan hücrelerinden zengin plazma kısmıdır. Neden trombosit; çünkü bu hücreler doku onarımında başrol oynarlar. Bir yaralanma sonucunda bu hücreler o bölgeye göç ederek başta büyüme faktörü olmak üzere onarıcı tüm faktörleri ortama bırakarak kök hücrelerin bu bölgeye toplanmasını sağlar. Tamir edici, onarıcı hatta yenileyici özellikte ki bu faktörler dermatolojide bizim ne işimize yarar? Saç dökülmesi ve ciltte bazı tedavilerde kullanılır. Biyolojik yaşlanma süreci devam ederken işimizi zorlaştıran tüm faktörler; sigara, stres, alkol kullanımı, çevresel faktörler ve bir de genetik yapımız. Tüm bunlar metabolizmayı olumsuz etkilemekte, dolaşımı bozmakta ve problem olan bölgeye bu hücrelerin ulaşımını bozmakta.

    Sonuç; saçlarda yıpranma, seyrelme, zayıflama, dökülme, ciltte ise, elastikiyet kaybı, kırışıklık, düzensiz tonlanma, renk değişiklikleri, sarkma. Zaten kanımızda mevcut olan bu hücreleri ayrıştırarak toplayıp problemli bölgeye vermekle hem olası alerji riskini en doğal yönden kaldırmış ayrıca amaca yönelik bir iş yapmış oluruz. Kişiden alınan yaklaşık 10 cc kadar kan özel tüpler içerisinde santrifüj edilerek ayrıştırılır ve elde edilen altın sıvı istenilen bölgeye ya napaj ya da enjeksiyon tekniğiyle verilir.
    Tedavi programını hekim belirler; kişinin yaşı, problemi, bu sorunun ne kadar süreden beri var olduğu ve uygulama bölgesi ve tekniği…
    Trombosit hastalığı ya da sayısı normalden düşük olan kişilere ve kanser hastalarına yapılmaz bunun dışında herkese yapılabilir.

    Uygulama sonrası 4-6 saat süreyle uygulama bölgesinin yıkanmaması, uygulama sonrası en az 12 saat süreyle makyaj yapılmaması, havuz ya da denize girilmemesi önerilmektedir.

  • Mezoterapi!!

    Mezoterapi!!

    Mezoterapi; vücutta bulundukları yere lokal olarak uygulanan mikro enjeksiyonlar yoluyla kontrol altına alan ya da tedavi eden bir tıbbi uygulamadır. Latince “meso=orta” ve “terapi=tedavi” kelimelerinden meydana gelmiş olup “orta deri tedavisi” anlamındadır.

    Ağız yoluyla ya da kas veya damar içine yapılan enjeksiyonlar yoluyla alınan ilaçların aldığınız miktarlarının tümü ilgili hedef organa kadar ulaşamamaktadır. Çünkü ilaçların emilimi sırasında bir kısmi emilmeden parçalanarak atılır. Bu yüzden alınan ilacın etkisi sınırlı kalır. Ayrıca sistemik yolla alınan ilaçlar kan yoluyla tüm vücuda yayılabildiği için hastalıkla ilgisi olmayan ancak o ilaçtan etkilenebilen diğer organ ya da dokularımızı da etkileyecektir ve istenmeyen yan etkiler oluşabilecektir.
    Mezoterapi ise sadece sorunlu bölgeye küçük miktarlarda yapılan mikroenjeksiyonlarla, herhangi bir yan etkiye neden olmaksızın problemi çözecektir. Mezoterapi, çok ince ve kısa iğne uçları kullanılmak suretiyle uygulanan bir yöntemdir. Hissedilen ağrı iğnelerin boyutlarıyla paralel olarak oldukça azdır. Bununla birlikte uygulama sahası dezenfekte edildikten sonra lokal anestezik spreyler aracılığıyla uyuşturularak tüm hissin kaybolması da sağlanabilir. Mezoterapide ilaçların buradan emilimi çok az olduğu için sistemik dolaşıma ilaç geçişi de yok denecek kadar azdır. Yapılan enjeksiyon sayısı; hastaya, hastalığa ve enjeksiyonun yapılacağı bölgenin anatomisine bağlı olarak değişiklik göstermektedir.
    Bölgesel zayıflama ve selülit tedavisinde kullanılan mezoterapi teknik olarak, dolaşım düzenleyici, yağ eritici ve yağ taşıyıcı ilaçlarla belirli vitaminlerin bir karışım halinde cilt altına, mezoderme çok ince iğnelerle verilmesidir.
    Dermatolojide Kullanım Alanları :
    Selülit
    Saç dökülmesi
    Vücut çatlakları
    Yüz gençleştirme (Facelift)
    Yara izleri
    Mezoterapi seans aralıkları minimum 1 hafta olmalıdır. Bir seansta enjekte edilen ilaç dozu 10 cc yi aşmamalıdır. Mezoterapide ortaya çıkan yan etkiler genellikle seans aralığı ya da dozaja dikkat edilmediyse görülmektedir.
    Yüz Mezoterapisi (Mezolifting=Facelift) Nedir ?
    Yüz mezoterapisinde yüz cildeki yaşlanma belirtilerinin (kırışıklık, cansızlık, lekelenmeler) ortadan kaldırılması hedeflenir. Burada kullanılan ilaçlar vitamin, mineral, DNA sentezine katılan aktif maddelerden oluşur. Bu ilaçların cilt metabolizmasına katılmasıyla hücre yenilenmesi ve kollajen sentezi uyarılır. Böylece ortaya daha canlı, parlak, gergin kırışıklıkları hafifletmiş bir cilt ortaya çıkar.

  • Dolgu enjeksiyonu

    Dolgu enjeksiyonu

    Kaçınılmaz bir süreç olan yaşlanma, zaman içerisinde fiziksel ve çevresel faktörlere maruziyet (güneş ışınları, sigara, beslenme şekli, stres) sonucu her organ gibi cildimiz de bir çöküş, yıpranma, gençliğini, canlılığını kaybetme belirtileri gösterecektir. Bu amaçla ayrıca bunun dışında deride çukurluklara sebep olan akne ve yara izlerine enjeksiyonla, çeşitli tekniklerle uygulanan, kendi arasında farklı özellikler taşımasıyla ayrılan ‘dolgu’ adı verilen malzemeler kullanılmaktadır. Dolgu maddeleri; kalıcı, geçici ya da yarı kalıcı özellikte olup günümüzde en çok tercih edilen ve güvenilir kabul edilen hyaluronik asit içeren dolgulardır. Hyaluronik asit, deri yapısında bulunan elastikiyeti sağlayan kollajen lifleri arasında köprü gibidir. En çok bebek cildinde bulunur, zamanla ve yaşla deride ki miktar giderek azalır ve kaybolur. Bunun sonucunda deri canlılığını ve elastik yapısını kaybeder, kırışıklıklar ve çizgiler ortaya çıkar.

    Dolgu Enjeksiyonunun Uygulandığı Bölgeler
    Alın bölgesindeki kırışıklıklar
    Kaş arası
    Dudakları kalınlaştırmak, dolgun bir görünüm kazandırmak
    Nazolabial sulkuslar ( Yanakla burun arasındaki çizgiler)
    Yanak ve Elmacık kemiklerini belirginleştirmek
    Burun dış görünümündeki düzensizlikleri gidermek
    El üzerindeki kırışıklıkları azaltmak
    Göz altı çukurlarını düzeltmek
    Akne ve yara izlerinde

    Uygulama Nasıl Oluyor?
    İşlem öncesi isteğe bağlı olarak lokal anestezik krem uygulanabilir. Sonrasında ince uçlu iğneler yardımıyla jel kıvamındaki dolgu maddesi düzeltilmek istenilen kırışıklık ya da iz, skar altına veya hacim verilmek isteniyorsa yine planlanan bölgeye enjekte edilir.

    Uygulama Sonrası
    İşlem sonrası uygulama bölgesinde bir kaç sürebilen kızarıklık, şişlik, hassasiyet olabilmekte, dudaklarda ise hafif bir ödem olabilmektedir. Uygulama sonrası aşırı sıcak ve soğuktan kaçınılması gerekmektedir. 2-3 hafta sonrasında yapılan rötuş işlemin sürekliliğini uzatabilmekte ayrıca memnuniyeti yükseltmektedir. Ne kadar süre sonra tekrar yapılması gerektiği; kullanılan dolgunun özelliğine, kişinin cilt yapısına, beklentilere, kişinin yaşına bağlı olarak değişmektedir. Ortalama 4 ay-1 yıl arasında değişmektedir.