Yaz mevsimine yaklaştığımız şu günlerde güneşin etkisini daha çok hissediyoruz. Güneş ışığı,tatil ortamı ile birlikte kişiyi dinlendirir,rahatlamasını sağlar.Ancak, son yıllarda ozon tabakasındaki delinme nedeniyle,binlerce faydası olan güneşi,yararından çok zararı nedeniyle tartışıyoruz. Kuşkusuz en büyük zararı,deri kanserlerinde özelliklede melonom denen türünde oluşturduğu belirgin artıştır.
Fotoyaşlanma bir diğer etkisi olup,uzun süreli güneşe maruz kalma sonucunda ciltte derin çizgi ve kırışıklılar,kaba cilt yapısının oluşmasıdır. Yaşlılık lekeleri ve deri kanseri öncüsü oluşumlarda da sayıca artış mevcuttur.
Güneşin uzun zamalı etkilerinin yanında, yaz mevsiminin gelmesiyle ısı artışına bağlı olarak artan deri hastalıklarıda mevcuttur.Güneş alerjileri, güneş yanıkları,mantar hastalıkları,isilik,kaşıntı bunlardan bazılarıdır.
Yaz aylarında artan ısıya bağlı olarak vücutta su kaybının oluşması ve yıkanma alışkanlığının artması nedeiyle deride kuruma olur.Özellikle kol ve bacaklarda deri kuruluğu daha belirgindir.Artan kuruluk zamanla kaşıntı ve egzamalara neden olur.
Güneş aynı zamanda kılcal damarlarda genişlemelere neden olduğundan,yaz aylarında kılcal damar varisleride artış gösterir.
Aşırı terleme sonucunda özellikle hava almayan,sürtünmeye maruz kalan bölglerde(koltuk altı,kasıklar vb..) pişikler,ter bezi ağızlarının tıkanması sonucunda da isilikler artabilir. Sivilce ve yağlanmada artış ise diğer cilt prolemlerini oluşturur.
Terlemeyle orantılı olarak artan bir diğer hastalık mantar hastalıklarıdır. Özellikle hava almayan bölglerde daha çok görülür.Gövdede ise lekeler tarzında seyrden ”tiena versicoler”denen mantar tümü sayıca artar.
Önemli Not! “Son dönemlerde bazı estetik ve güzellik merkezlerinde veya muayenehanelerde Botox ve dolgu enjeksiyonları yetkili olmayan kişiler veya hekimler tarafından uygulanmaktadır. Bu uygulamalar, ilgili uzmanlar tarafından yapılmadığı takdirde estetik sonuçlar yerine doku tahribatı (nekroz) ve tehlikeli enfeksiyonların bulaşma riski gibi ciddi yan etkiler ortaya çıkabilir. Buna ek olarak sözü geçen merkezlerde bazen orijinal olmayan korsan veya sahte ürünler Botox veya onaylı dolgu maddeleri adı altında uygulanmakta olup işlemler hastanın mağduriyeti ile sonuçlanır. Uygulama öncesi yaptıracağınız ürünün bilgilerini ve prospektüsünü hekiminizden talep etmeniz ve orijinal olup olmadığını kontrol etmeniz önerilir. İşlemlerinizin “sadece dermatolog veya plastik cerrahi uzmanı” tarafından güvenli, yasal ve bilimsel biçimde yaptırabileceğinizi hatırlatıyoruz!”
Botox (Botoks)
Botox (botoks) adı ile tanımlanan “botulinum toksini”, Clostridium botulinum adlı bakteriden elde edilen bir maddedir. Bu madde, onaylı olarak 2 farklı isimle piyasaya sürülmektedir: Dysport (İngiltere) ve Botox (İrlanda).
Botox göz ve nörolojik hastalıklar gibi tıbbın birçok alanında kullanılmakta olmakla birlikte estetik alanında yüzdeki mimik kasların hareketlerini, dolayısı ile mimiklere bağlı olarak oluşan çizgileri azaltmak için uygulanır. Mimik kasların uzun süre çalışması sonucunda çizgilenmeler en sık alın, kaş arası, göz kenarları ve ağız çevresinde görülür.
Botox özellikle yüzün üst yarısındaki kırışıklıkların (alın çizgileri, kaş arası çizgileri, göz çevresi kaz ayağı kırışıklıkları) giderilmesinde tercih edilir.
Uygulama, enjeksiyon şeklinde yapılır. Genellikle ağrılı bir işlem değildir. Tedavinin tümü yaklaşık 10-15 dakika sürdüğünden normal yaşama hemen dönülebilir. Botox’un etkisi, enjeksiyonu takiben 8 gün içinde ortaya çıkar ve aktif kırışıklıklar azalmaya başlar. Çok derin kırışıklıkların azalması daha fazla zaman gerektirir. Bazen derin kırışıklıkların gidermesinde Botox ve dolgu maddeleri kombine olarak kullanılır.
Botox’un etki süresi 4-6 aydır. Botox etkisini yitirdiğinde uygulama isteğe bağlı olarak tekrarlanabilir.Botox işleminin uzman kişi tarafından yapıldığı takdirde herhangi bir ciddi yan etkisi yoktur. Uygulamalarda bazen hafif ağrı meydana gelebilir. Enjeksiyon sonrası geçici olarak başağrısı, şişlik, morarma ve nadiren kaş ve göz kapağında geçici düşüklük oluşabilir. Botox’un gebelik ve emzirme döneminde zararlı etkisinin olup olmadığı henüz bilinmediği için bu dönemlerde uygulama yapılmaması önerilir.
Yan Etkiler
“Botox ayrıca aşırı terlemeyi azaltmak için koltuk altları, avuç içleri ve ayak tabanlarına uygulanabilir. Botox, aşırı terleme ve buna bağlı koku şikayeti olan kişilerde uygulanarak şikayetleri giderir.
Dolgu Maddeleri
Dolgu maddeleri yüzdeki kırışıklıklar ve doku kaybı veya eksikliklerini ortadan kaldırmak için kullanılmaktadır. Dolgu maddeleri özellikle dudak, burun ve yanak arasında oluşan çizgiler, dudak çevresindeki konturu düzgünleştirici ve dudak dolgunlaştırıcı olarak oldukça güzel sonuçlar vermekte olup daha genç bir görünüm elde edilebilmektedir. Uygulama 10-15 dk gibi kısa bir sürede yapılıp etkisi anında gözle görülür.
Dolgu maddeleri kalıcılık sürelerine göre 3 gruba ayrılır:
1.Geçici dolgular (5-12 ay): kollajen veya hyaluronik asit içermektedirler (Restylane, Teosyal, Rofilan, Puragen, Hylaform, Juvederm, Varioderm vs). 2.Yarım kalıcı olanlar (1-2 yıl): kalsiyum hidroksilapatit veya dekstran içerirler (Radiesse ve Reviderm). 3.Kalıcı olanlar (2-10 yıl): silikon, polimetil metakrilat (PMMA) veya poliakrilamit jel (PAAG) içerirler (Artecoll, Aquamid, Beautical 2 ve 5).
İlk kez uygulamalarda hastanın memnuniyeti, dolgunun reaksiyonlarının gözlenmesi ve hekimin doğru değerlendirmesi açısından genellikle kısa süreli dolgular tercih edilmektedir.
Dolgu maddeleri dudak ve yanak dolgunlaştırılması, burun kenarı çizgilerin giderilmesi ve elmacık kemiklerin belirginleştirilmesi olmak üzere özellikle yüzün alt yarısındaki kırışıklıklar ve doku eksikliklerinin giderilmesinde tercih edilmektedir.
Sıcakların artmasıyla birlikte varis hastalarım beni tek tek aramaya başladılar. Haklılar tabii sıcak havalarda damarlar genişlediği için varisler daha fazla sıkıntı vermeye başlar.
Varis tamamen bir damar sorunudur. Kan dolaşımının duraksaması ile damarların deforme olmasıdır. Belirli bir yaştan sonra, özellikle 65 yaşını geçen insanların %75’ inde görülür. Çoğunlukla ayak bileklerinde, bacaklarda, kalçalarda, vajinada ve anüste oluşur.
Aile büyüklerinde varis varsa, sizin de kalıtımsal olarak yatkın olacağınız bellidir.
§ En başta kalıtım, sonra da uzun sürelerle ayakta sabit durmak veya hareketsizlik varislerin önde gelen nedenleri içinde yer alır.
§ Öte yandan yüksek topuklu ayakkabılar, dar giysiler, fazla miktarda alkol ve fazla baharat tüketimi varisler için uygun zemin hazırlar.
§ Kortizonlu kremlerin uzun süre kullanılması da varislere neden olabilir. Doğum kontrol hapları ve menapoz tedavileri bazen varislere yol açabilirler.
SICAK ve GÜNEŞ!
Mevsim yaz olduğu için, bu günkü konumuz sıcakların kaçınılmaz etkisi! Sıcak ne yazık ki damarları genişletir. Bu nedenle yaz boyunca varisler konusunda daha dikkatli olmak gerekir.
Örneğin;
§ Sıcak su kullanmaktan kaçının. Sıcak su damarların genişlemesine ve sorunların artmasına neden olur.
§ Varisli bacaklara ılık-soğuk su ile şok uygulamak çok yararlıdır. Damarların büzüşmesini ve rahatlamasını sağlar.
§ Sabah ve akşam duşta soğuk suyla varisli bölgeye masaj yapın.
§ Sauna, kaplıca ve SPA merkezlerinden uzak durun.
Hiçbir varisiniz olmasa bile, sıcaklar kılcal damarları genişletir. Bu durum onların çatlamasına neden olur. Bu durumun nedeni genellikle aşırı güneşlenmedir.
Özellikle beyaz tenli insanların yüzünde, örümcek ağını andıran kılcal damar çatlamaları belirgin olarak fark edilir.
VARİSLE YAŞAMAYI ÖĞRENMEK GEREK:
Varis tedavi dilebilen bir sorundur. Ama bu tedaviler yazın yapılmaz. Öte yandan tüm tedavilere rağmen yeniden varis oluşabilir. Bu konuda genetik yatkınlık çok belirleyicidir. Varisleriniz varsa, veya ailenizde varise yatkınlık olduğunu biliyorsanız, size sorunlarınızı hafifletecek birkaç tavsiyede bulunabilirim:
§ Kilonuz fazlaysa, biraz zayıflamaya çalışın. Vücut ağırlığı azaldıkça, varis sorunu hafifler.
§ Uzun süre ayakta kalmayın ve her fırsatta bacaklarınızı yüksekçe bir yere dayayıp bacak kaslarınızı dinlendirin
§ Asla güneşlenmeyin ama bol bol yüzün.
§ Düzenli yürüyüş veya spor yaparak kan dolaşımına yardımcı olmaya çalışın.
§ Dar, sıkı giysiler, yüksek topuklu ayakkabılar giymeyin.
§ Varis çorabı kullanıyorsanız, ölçüsüne dikkat edin. Gereğinden dar veya bol çoraplar sorunlarınızı arttırabilir.
§ Varis çorabını giymeden önce, bacaklarınızı biraz yükseğe kaldırıp iki-üç dakika dinlenin.
§ Her fırsatta ayaklarınızı uzatın, geceleri yatarken ayaklarınızın altına kalın bir yastık koyun.
Varislere yol açan koşulları tekrarlamamak önemlidir. Örneğin kilo almak, ayakta durmak, yüksek topuklu ayakkabılar giymek kan dolaşımını yeniden zorlamaya başlarsa, varisler geri gelebilir.
Sanırım uzun zamandır size uçuklardan söz etmedim. Kim bilir bu müddet zarfında kimi dudaklar kaç kere yeniden uçuk çıkarmışlardır..
Uçuk tatsız bir derttir. Dudağın kenarında bir kaşıntı başlar, sonra ufak bir yara belirir! Bu yaranın içi su ile doludur. Acır, sızlar, yemek yedirmez, konuşmayı zorlar, gülmek güçleşir ve birde dudakların şekli allak bullak olur! Genellikle birkaç gün sonra uçuk kurur ve kaybolur. Ama büyük bir ihtimalle yeniden çıkar..
UÇUK BİZİ ZAYIF BULUNCA BELİRİR
Uçukların nedeni, “herpes simplex” virüsüdür. Bu virüs yerleştiği vücuttan kolay kolay ayrılmaz. Faaliyete geçmek için direncimizin düşmesini bekler. Bu yönüyle zayıf taraflarımızın bir aynası gibidir; Uykusuzluk, heyecan, sevinç, kırıklık, soğuk algınlığı, sıcak, rüzgar, adet öncesindeki hormonal dalgalanmalar, özellikle güneş gibi pek çok neden, uçukların geri gelmesine yol açabilir.
DUDAK DEFORMASYONU
Uçuklar pek yer değiştirmezler. Genellikle aynı yerde nüksetmeye devam ederler. Uçuklarınız dudaklarda çıkıyorsa, zamanla dudak kontürünün bozulmasına yol açabilir.. Sık sık tekrarlıyorsa, dudakların rengi solabilir ve üzerinde yer yer beyaz lekeler belirebilir. Aklınızda olsun bu tür kontur sorunlarını kalıcı makyajla düzeltebilirsiniz. Yanakta veya yüzün başka bir yerinde çıkıyor ise, güneşten korunmak önem taşır çünkü leke kalabilir.
GÖZLERİ KORUYUN Uçuk çıkaran bir bünyeniz varsa ve günün birinde gözleriniz ağrımaya, ışıktan rahatsız olmaya başlarsa hemen doktora gidin. Çünkü uçuklar göze bulaşırsa görme yeteneğine zarar verebilir. Uçuklar diş etlerinde ve damaklarda da çıkabilir. Farklı bir uçuk virüsü ise cinsel organlarda uçuk çıkmasına yol açar. Bu oldukça tatsız ve dikkatle tedavi edilmesi gereken bir durumdur.
«Uçuklar son derece bulaşıcıdır. Her iki tip uçuk virüsü de temasla bulaşır. Bir kez bulaştıktan sonra da direnç her düştüğünde tekrar edebilir. Böyle dönemlerde kimseyle öpüşmemek, bardakları, havluları, yastıkları dikkatle ayırmak gerekir.
«Dudaklarınıza en az 15 faktörlü güneşten koruyucu ruj sürün.
UÇUK AŞISI BİR BULUNSA!
Ne yazık ki, yüzümüze ve dudaklarımıza yerleşen Herpes simplex virüsünün, yani uçuk sorununun, henüz kesin bir tedavisi bulunamamıştır. Aşı araştırmaları yapılmakta, lazer ve ozon terapileri denenmektedir. Bugüne kadar en iyi sonuç veren tedavileri şöyle sıralayabilirim;
▪ Lysine:
Uçuğun en etkin tedavisi “Lysine” adı verilen bir amino asittir. Lysine’i hem hap hem de krem şeklinde bulabilirsiniz. Önerilen doz, uçuk iyileşinceye kadar günde 3 defa 1000 mg.alınmasıdır. Daha sonra da koruyucu olarak günde 500 mg.Lysine almaya devam edilir. Bu hapları aç karnına su ile almanız gerekir. Bu ilacı asla süt ile birlikte kullanmayın.. Lysine uzun süreli kullanımda uçukların yeniden çıkmasını önler. Ama tabii önce doktorunuza danışın ve kullandığınız diğer ilaçlar halında bilgi verin.
«Her ihtimale karşı; çerez, çikolata, tam tahıllar ve jelatinden uzak durun. Bu gıdalarda arginine adı verilen bir amino asit bulunur. Arginine Lysine’in etkisizleştirir ve kanıtlanmamış olsa da, birçok doktor bu maddenin uçukları tetiklediğini düşünür.
▪ Antiviral kremler:
Uçuğun çıkmasını önlemez ama daha çabuk iyileşmesini sağlar ve yayılmasını engeller.
▪ Melisa kremi:
Bu kremi uçuğun ilk belirtilerini fark edince hemen sürün ve günde 2-4 kez uygulamaya devam edin. Oldukça etkilidir.
▪ Melisa çayı:
Yoğun bir melisa çayı hazırlamak için; 2-3 tatlı kaşığı melisayı kaynamış suda 15 dakika bekletin, sonra soğumaya bırakın. Bir kulak temizleme pamuğu ile günde birkaç kez uçuğun üzerine sürün.
▪ A- C vitaminleri ve flovonoidler:
Bu destek vücut direncinizi ve bağışıklık sistemini güçlendirerek size yardımcı olur. Uçuk çıktığında günde 1000 mg C vitamini / 500 mg flavonoid almanızı tavsiye ederim. Ek olarak, şekersiz C vitaminini suda eritip bir pamukla dışarıdan uygulayabilirsiniz. A vitaminli kremler tahriş edici olduğu için uçuk varken sürmeyin.
▪ Ozon tedavisi:
Genel vücut direncini arttırdığı için birçok uçuklu hastayı iyileştirir.
▪ Buz yararlıdır:
Günde birkaç kere, uçuğunuzun üzerine buz koyun ve birkaç dakika tutun. Bu uygulama uçuğun acısını azaltır ve daha çabuk kurumasını sağlar.
Artık hepimiz biliyoruz ki, sellülit sadece estetik bir mesele değildir. Bir çeşit hastalık, bir dolaşım bozukluğu veya cilt altı yağ dokusunun yeteri kadar beslenememesi durumudur. Sellülit tablosuna daha yakından bir göz atacak olursak;
§ Kan dolaşımı bozuktur
§ Östrojen dengesizliği vardır
§ Yağlanmaya ve vücutta su tutulmasına neden olan diğer hormonal sorunlardan kuşkulanırız,
§ Vücutta toksin birikimi artmıştır
§ Karaciğer yorgundur muhtemelen yağlanma başlamıştır
Ayrıca kalıtım, yanlış beslenme alışkanlıkları, durmadan kilo alıp verilmesi, hareketsizlik, sigara ve beden duruş bozuklukları, kabızlık gibi faktörler de sellülitleri beslerler.
Masajdan LPG’ye ve gayet başarılı sonuçlar aldığımız Radyo Frekansına varıncaya değin, tüm “kozmetik sellülit tedavileri” nin amacı aynıdır; Vücutta sıvı toplanmasını kontrol etmek, kan ve lenf dolaşımını hızlandırmak, bölgesel yağ hücrelerini rahatlatmak, yağ asitlerini parçalayıp idrarla dışarı atılmasını sağlamak. Ama ne yazık ki bu tedavilerin hiç birisi sellülitlerden tamamen kurtulacağımız anlamına gelmez…
KARACİĞER YAĞLANMASINA DİKKAT Hormonal sorunları başka bir yazıda ele alacağım. Bugün genellikle göz ardı edilen Karaciğerin önemi üzerinde durmak istiyorum. Çünkü karaciğer vücudumuzdaki yağ metabolizmasını düzenleyen ve yağ fazlasının atılmasını sağlayan temel organdır. Vücudumuz büyük ölçüde onun sayesinde toksinleri atar ve kendini arındırır.
Vücudumuza aldığımız her şey bir bakıma karaciğerde özümsenir, arıtılır ve toksinlerden ayrıştırılır. Alkol, evde, sokakta yada işyerinde etkilendiğimiz kimyasal maddeler, aldığımız ilaçlar, sağlıksız beslenme (Özellikle işlem görmüş hazır yiyecekler) sonucunda vücutta biriken tüm zararlı maddeler karaciğeri yorarlar. Birçoğu karaciğerde fazla yağ birikmesine neden olurlar. Böylece hayati önem taşıyan bu organımızın verimli çalışması mümkün olmaz.
Karaciğer yağlarla baş edemeyince onların bel çevresinde, yada deri altında birikmesini önleyemez. Karaciğer yağlanmasının en genel belirtileri, kilo vermede zorluk, bel bölgesinde yağlanma, sellülitlerin artması ve kolesterol seviyesinin yükselmesidir.
SAĞLIK VE FORM İÇİN ÖNCE KARACİĞERİ GÜÇLENDİRİN:
Karaciğerimizin kendini onarmasına ve tüm yeteneklerini yeniden kazanması için size sadece 2 hafta süreyle yapacağınız gayet basit bir detox diyeti öneriyorum. Bu dönemin sonunda kendinizi gayet iyi hissedeceksiniz. Kilo vermeniz ve sellülitlerle başetmeniz de kolaylaşacaktır. Doktorunuz uygun bulursa bu diyetin etkinliğini bazı beslenme destekleri ile arttırabilirsiniz.
Karaciğer dostu bazı gıdalar:
§ Enginar
§ Sarımsak ve soğan
§ Brokoli, Brüksel lahanası, lahana
§ Taze limon suyu
§ Pancar
§ Tüm meyveler; özellikle elma, çilek, havuç
§ Esmer pirinç
§ Ispanak
§ Domates
§ Kavun
§ Avokado
§ Zerdeçal-Hint safranı
§ Omega-3 yağ asitleri
§ Milk Thistle (Devedikeni), kedi pençesi sarmaşığı ((Uncaria Tomentosa), hindiba ve enginar özü, arı poleni, NAC, Lesitin gibi beslenme destekleri
Kedi Pençesi sarmaşığını belki ilk defa duyuyorsunuzdur. Ama 1995 yılında, Farmakoloji dünyasında, “Yılın Bitkisi” seçilmişti. Güney Amerika’da ve Peru Amazonu’nda yabani olarak yetişen ve korumaya alınan , üzerinde en fazla bilimsel araştırma yapılan tıbbi bitkilerden birisidir.
Yerli kabileler bu bitkiyi eklem ve sindirim sistemi hastalıkları, enfeksiyonlar, yaralanmalar ve kanserli vakalarda kullanmışlardır. Sarmaşığın yetişmekte olduğu bölgede kanser vakalarının ve genetik kusur sayısının sıfıra yakın olduğu tespit edilmiştir. 1970’li yıllarda dikkati çekmiş ve incelemeye alınmıştır.
DİĞER TAVSİYELER:
§ Bu detox süresi içinde, süt ve süt ürünlerini tüketmeyin.
§ Patates, ekmek ve pirinç gibi nişastalı gıdaları almayın.
§ Alkol, tuz ve doymuş yağlar, işlenmiş gıdaları, şeker ve kafein alımını da kaldırın.
§ Zorunlu olmadıkça ilaç kullanmayın. Gereksiz yere ağrı kesici, trankilizan, emin olmadığınız vitaminler, suni tatlandırıcılar kullanırken, bir daha düşünün. Bunlar için doktorunuza danışın. Tabii ki devamlı kullanmak zorunda olduğunuz temel ilaçlardan bahsetmiyoruz.
§ Karaciğerinizi yormamak için, aşırı sıcak ada aşırı soğuk yiyecek ve içeceklerden, acılı baharatlardan, hızlı ve sinirli yemek yemekten, her türlü öfke ve gerginlikten uzak durun. Öfke ve korku karaciğeri çok yıpratır.
Ve günde en az 8 bardak, 2 litre su için. Bu su vücudumuzdaki zararlı toksinlerin idrarla yada terle akıp gitmesine yardımcı olur.
Yaza formda girmek için bir çoğumuz seferber olduk; kimimiz diyet yapıyoruz, kimimiz tekrar spora başladık. Kordon boyu, fuar yürüyüşe çıkan insanlarla doluyor. Sabahları muayenehaneme giderken bakıyorum, sanki herkes eşofmanlarını giyip koşuya çıkmış gibi! Kış ucuzlukları bitmeden, yazlık vitrinler de yapılmaya başlandı. Birbirinden renkli cıvıl cıvıl giysilere bürünmek için hazırlanmak artık şart oldu!
Kilo vermek ayrı konu ama bir de sellülit meselesi var ki, zayıflamak, onlardan kurtulmaya yetmiyor. Bazı insanların ise üst bedenleri, beli incecik oluyor ancak bacaklarında ciddi bir yağ birikiyor. Kilo verdikçe yüzleri küçülüyor, kaburgaları çıkıyor, ama kalçaları yerli yerinde duruyor. Böyle durumlarda size mezoterapi yaptırmanızı tavsiye edebilirim.
Mezoterapi birçok alanda kullanılsa da, en fazla, bölgesel zayıflama ve sellülit tedavisi için istenir. Mezoterapi nedir diye soracak olursanız; 4 mm.lik iğnelerle deri altına ilaç verilmesidir. Bölgesel incelme ve sellülit için, deri altına lipolitik, yağ eritici, dolaşım düzenleyici maddeler, enginar özü, tonüs kuvvetlendirici, sellülit giderici ilaçlar enjekte edilir. Enjeksiyonlar 2 cm. ara ile yapılır.
Selülit’e neden olan yağ hücreleri normal değildir. Bunlar özelliğini kaybetmiş, içinde su toplayan ve sertleşen dokulardır. Kilo vermek onları yerinden kıpırdatamaz. Mezoterapi ile enjekte edilen maddeler, sellülit’e neden olan, bozulmuş yağ hücrelerini parçalayıp rahatlatırlar. Böylece yağ hücreleri tekrar normal duruma gelirler. Bu arada diyet ve spor yapılırsa, yağlar enerjiye dönüştürülüp vücuttan atılır. Giderek sellülit’li bölgeler incelir, vücut normal ölçülerine döner ve ciltteki pürüzler kaybolur.
Kimin kaç seansa ihtiyacı olduğunu genellemek kolay değildir. Tedavi süresi, bölgesel incelme gerektiren bölgelerin durumuna ve sellülitin derecesine göre değişir. Bazı hastalar için 10 seans yeterli olur, kimisine 30 seans gerekir. Ne olursa olsun, tedavi tamamlandıktan sonra 3 ayda bir kontrol edilmesi gerekir. Önlem olarak 2 ay aralıklarla bir seans tekrarlanır.
Tedavi süresince günde 2 lt su içilmeli, kafeinli içeceklerden (çay-kahve-kola) soda ve tuzdan uzak durulmalı, yağsız, şekersiz posalı yiyeceklerden oluşan bir diyet uygulanmalıdır. Özellikle turp,maydanoz, kereviz, çilek ve kabuklu pirinç vücudun fazla suyu atmasına yardımcı olur.
Selülitlerden kurtulmak için tavsiye edilen sporların en başında; tempolu yürüyüş, merdiven çıkmak, yüzmek ve bisiklete binmek gelir. Hiçbirini yapamıyorsanız, yavaş tempolu 1 saatlik yürüyüş bile çok yararlıdır.
Geçen hafta size genel olarak Peeling çeşitlerinden ve yararlarından bahsetmiştim. Bu hafta tanıtmak istediğim bir başka yöntem, MİKRODERMEBRAZYON. Bu mekanik bir peeling türüdür. Avrupa ülkelerinde ve Amerika’da uzun zamandan beri kullanılmaktadır. Sık sık manşetlere çıkmasa bile, ülkemizde de oldukça yaygındır.
Mikrodermabrazyon gayet sade bir sistemdir. Kullanılan cihaz iki tüpten oluşur. Tüplerden biri boştur. Diğerinin içinde alüminyum hidroksit kristalleri bulunur. Peeling uygulaması yapılırken, belli bir basınç ile, son derece ince aluminyum hidroksit kristalleri püskürtülür. Seanslar 15 dakika kadar sürer. Kesinlikle hiçbir acı veya rahatsızlık duyulmaz.
Cilde çarpan kristaller, cilt yüzeyini hafifçe aşındırırken, alt deriyi uyarır. Esasında cildi yenilemek için yapılan tüm tedaviler, hafif aşındırma ve uyarma sayesinde etkili olur. Mikrodermabrazyon uygulamasında, hasta bu aşınmayı hissetmez. Ama cilt doğal bir tepki gösterir ve bu bölgeyi hemen onarmaya çalışır. Böylece yeni, taze hücreler üretmeye başlar. Hafif aşınma, ölü derinin soyulmasını ve taze bir deri oluşmasını sağlar.
Zaman içinde çukurlar daralır, küçülür, giderek belirsizleşir. Bu arada, cildin tümü canlanır ve pürüzsüzleşir. Sonuçta cilt gençleşir, gerginleşir ve tazelenir. Seans sayısını soracak olursanız, bu sayı cilt tipine ve izlerin derinliğine göre değişir. Bazı derin çukurlar için daha fazla tekrar edilmesi gerekli olabilir.
Mikrodermabrazyon yöntemi, ciltte oluşan düzensizliklerde, akne izlerinde, kaza sonrası ya da ameliyat sonrasında oluşan izlerde, özellikle kullanılır. Hamilelikte oluşan çatlakları gidermekte çok etkilidir.
Mikrodermabrazyon tedavisi :
§ İnce kırışıklıkları azaltır,
§ Ciltte kan dolaşımını düzenler,
§ Cildin yeniden nefes almasını sağlar,
§ Üst deri tabakasında bulunan hafif lekeleri giderir,
§ Kollajen, elastin sentezini olumlu yönde etkiler,
§ Sarkmaya eğilimli ciltlerde toparlanma yaratır,
§ Yeni oluşan gebelik çatlaklarını giderir,
§ Ameliyat, kaza ve akne izlerini hafifletir,
§ Bazı araştırmalara göre, kanserojen hücrelerin ve virüslerle oluşan bazı siğil türlerinin yok edilmesine yardımcı olur.
Mikrodermabrazyon yöntemi, en fazla çukur sivilce izleri için kullanılır. Çünkü Mikrodermabrazyon ile artan ve kalınlaşan kollajen, çukurları giderir.
Hamile kadınlarda meydana gelen çatlaklar, henüz pembe veya mor renkte iken, mikrodermabrazyon ile tedavi edilmeleri mümkündür. Bu çatlaklar beyazlaştıktan sonra yapılabilecek fazla birşey yoktur.
Bugüne kadar, mikrodermebrazyon ile pek çok iyi sonuçlar aldım. Bütün tedaviler yararlı oldu ama özellikle umutsuz gibi görünen akne izlerinde gözle görülür düzelmeler izledim.
Bu haftalık da bu kadar. Haftaya yeni konularda buluşmak üzere hoşçakalın.
Kuru ciltlerde sebum yani doğal yağ salgısı zayıftır Genellikle ter salgılaması da normalin altındadır. Bu nedenle hassas olmaya eğilimlidir. Cilt yüzeyindeki aşırı kuruluk, cildi bakterilere karşı koruyan asit mantonun dengesini bozar. Hassasiyetin nedeni budur.
Öte yandan, kuru ciltler soluk görünürler, gergin olurlar ve özellikle su ile yıkandıktan sonra çatlayacakmış gibi strese girerler. Ta ki nemlendirici sürülene kadar.. Derinin pul pul soyulması ve çatlaması ise aşırı kuruluğun ve su kaybının belirtisidir.
10 Yaşından küçük çocukların büyük bir kısmında ve 60 yaşın üzerindeki insanların çoğunda cilt kurudur. Böyle ciltler, ince katmanlardan oluşur ve yıkandıktan sonra gerilir, kolayca kızarır. Kırışmaya çok müsaittir. Özellikle göz çevresi erken yaşta çizgilerle dolar.
Cilt kuruluğu rüzgârda, aşırı sıcak ve soğuk havalarda, klimalı ortamlarda artar. Özellikle yanaklarda ve göz çevresinde donuk ve mattır. Tam da aynı yerlerde yani göz çevresinde ve ağız kenarlarında ifade çizgileri oluşur.
§ Cildin kuru olmasının genel nedeni deri altındaki yağ bezlerinin yeterli salgı yapmamasıdır. Sonuç olarak cilt suyu tutamaz ve kurur. § Bu özellik genellikle kalıtsaldır. § Bir diğer neden de beslenme sorunlarıdır. Özellikle A vitamini, B vitaminlerinden ve doymamş yağlardan yana eksik beslenme cildin kurumasına yol açar. § Yaz mevsiminde dış etkenler cildi kurutur. Çevresel faktörler arasında güneş, rüzgar, kimyasal maddeler, kozmetikler, sert sabunlar, sıcak suyu ve çok sık yıkanmayı sayabiliriz…
MUSLUK SUYU SİZE GÖRE DEĞİLDİR Her şeyden önce, yüzünüzü musluk suyu ile yıkamaktan kaçının. Eğer filtre edilmiyorsa, musluk suyu kuru ciltlerin kaldırabileceği biir kimyasal değildir. Ve asla sıcak suya yüz vermeyin. Yüzünüzü serinletmek istediğinizde doğal maden suyu kullanın. Yüzünüzü yıkarken lif, kese gibi tahriş etme ihtimali olan dokulardan uzak durun.Sabahları yüzünüze doğal maden suyu püskürtün. Bu amaçla temiz bir çiçek sulama spreyi şişesini kullanabilirsiniz.
NEMLENDİRİCİ Nemlendirici sümeden önce cildinizi maden suyu veya gül suyu ile hafifçe ıslatın. Bu ıslaklık kremin altında kalır, nemi ve esnekliği arttırır. Banyo veya duş aldıktan sonra, tam olarak kurumadan, tüm cildinize bebe yağı sürünün.
Geceleri yatmadan önce doğal bir nemlendirici uygulayın ve masaj yaparak emilmesine yardım edin. Özellikle göz çevresinde çizgilerin belirdiği yerlerde, kremleri cömertçe kullanın.
Bunu her zaman terkrar ediyorum, banyo yaparken, duş alırken, kesinlikle sıcak su kullanmayın. Ve elden geldiğince güneşten uzak durun. Kuruluk, kırışıklıklar, lekeler, kaşıntılarda güneşin suçu büyüktür.
GÜNDÜZ NEMLENDİRME Henüz temizlediğiniz, tonikle sildiğiniz ve haffçe ıslattığınız cilde doğal bir nemlendiriciyi yayın. Boyun, yanaklar, çene kenarları ve göz çevresi olmak üzere bütün yüzünüze uygulayın.
Erkeklere tavsiyem, tıraşın ardından ve on dakika sonra olmak üzere iki kere nemlendirici sürmeleridir. .
GECE KREMİ Cildinizi temizledikten ve tonikle sildikten sonra doğal maden suyu püskürtüp hafifçe nem verin. Yumuşak bir havlu ile nemini alın, sonra boyundan yukarıya doğru nemlendirici sürün. 5 Dakika kadar emilmesini bekleyin. Hatta yüzünüze sıcak havlu koyup emilimini arttırın. Erkekler belki tonik kısmını atlayabilirler. Ancak onlar da en azından göz çevresindeki hassas deriyi kremle beslemeye özen göstermelidirler.
Güzel yüzünüzü güneşten, sıcaktan, rüzgardan, sigara dumanından ve klimalardan korumayı ihmal etmeyin…
Daha önce birçok defa yazdığım gibi, cildin doğal gerginliği ve canlılığı, kollajen dokuya ve elastin liflerine bağlıdır. Cildi yenilemek, düzgünleştirmek ancak yıpranan kollajeni ve elastin liflerini onarmakla mümkündür. Bu kadar sözünü ettiğimiz bu kollajen ve elastin nedir, bugün size biraz daha ayrıntılı anlatmak istiyorum.
Kollajen lifleri cilde gücünü ve dolgunluğunu verirler. Bu lifler kat kat veya dalga, birbirine sarılmış kalın bir ağ tabakasına benzerler. İnsan yaşlandıkça derideki kollajen miktarı azalır. Bu nedenle cilt adeta boşalmış gibi görünür.
Elastin ise cildin esnekliğini sağlar. Örneğin hamilelikte, derinin gerilmesini ve daha sonra eski haline dönmesini sağlayan lifler bunlardır. Elastin liflerin gerilmesi, kollajen liflerinin katlarını açarak onları da gerer. Elastin lifler gevşedikçe, kollajen lifler büzülürler ve yapıları deforme olur.
Zaman içinde kolajen lifleri bozulur, sertleşir ve düzensiz bir şekilde karmakarışık düğümlere dönüşür. Bu arada elastin lifleri de esnekliklerini kaybederek sertleşirler. Bütün bunların sonucunda, cildin dolgunluğu kaybolur, üst tabakası incelir, neredeyse kemiklere yapışır. İçi boşalan ve desteksiz kalan cildimiz, yerçekiminin etkisinde kalarak sarkmaya başlar. Zamana yenik düşen cildimiz, kırışık, kuru, sertleşmiş, sarkmış mat bir hale dönüşür…
Bu tahribatın en büyük nedenlerinin; güneş, serbest radikallerin etkisi, ciltte su ve yağ kaybı olduğunu kısaca belirtmeliyim.
Bu tür bir cildi tekrar nasıl hayata döndürürüz? En önemli mesele bu. Ne kadar erken başlarsak o kadar iyidir. Ama yine de bütün bunların zaman içinde sinsice, yavaşça oluştuğunu ve bir anda düzelemeyeceğini göz önüne almalıyız. Tazelenmek için bize biraz zamana, azimli olmaya ve bir çok farklı uygulamaya ihtiyacımız olabilir. Tabii bütün bunlar hasarın miktarına bağlı olarak değişir.
Antioksidan alın: Her şeyden önce bol bol su içmeye ve serbest radikallerle mücadelede bizi destekleyecek antioksidanları almaya önem vermeliyiz. Cilt için en gerekli antioksidanlar, A-B-C-E Vitaminleri, Lesitin, Omega 3 , çinko, selenyum, bakır ve glukozamin sulfat’tır. Bunları gıdalarla ve tablet şeklinde alarak vücudumuzun ihtiyacını karşılayabiliriz.
Kremler: Kullandığımız kremlerde, A ve C vitaminlerinin bulunması çok yararlıdır. Kısa bir süre öncesine kadar cilde haricen sürülen vitaminlerin yararı olmadığı düşünülüyordu. Son zamanlarda bu görüş değişti. C vitamini ciltteki kollajeni koruyor. A vitaminli kremler ise kollajen oluşumunu destekliyor.
Tıp ve estetiğin birlikte çalıştığı günümüzde, yıpranan cildi tekrar taze, diri ve genç bir görünümüne kavuşturmak için bir çok yöntem uygulanıyor.
Cildin derinliklerinde: Cildin içindeki kollajen dokusunu arttırmak için günümüzde kullanılan en etkin uygulamalardan biri, size sık sık tavsiye ettiğim, ışıkla gençleştirme (photo rejuvenation) veya Foto IPL olarak bilinen yöntemdir. Bu tedavide kullanılan yoğun ışık direkt olarak cildin alt tabakalarını hedef alır ve kollajen tabakası çoğalmaya başlar…
Cildin üst tabakası: Cildin iç kısmında dolgunluk sağlandıktan sonra sıra cildin üst tabakasındaki ölü, mat görünümü ele almaya gelir. Bunun için faklı yöntemler kullanmak gerekebilir. Cildin üst tabasındaki ölü derinin arındırılması ve yüzeyinin pürüzsüzleştirilmesi için glikolik asitlerle peeling yapılır.. Peeling için en uygun zaman güneş etkisinin daha az olduğu sonbahar ve kış aylarıdır.
Cilt yenilemede kullanılabilecek diğer bir peeling yöntemi ise mikro dermabrazyon’dur. Bu uygulamada özel bir alet ile cildin ölü deri tabakası hafifçe soyulur. Altından pembe, taze ve yenilenmiş bir cilt çıkar.
Rötuşlar: Cildimiz olabileceği kadar toparlandıktan sonra, hala derin çizgiler kalmışsa; göz kenarlarındaki kaz ayağı ismi verilen çizgilere, alnındaki yatay çizgilere ve kaş arasındaki dikey çizgilere botox enjeksiyonu yapılabilir. Ağız çevresi, çene ve yanaklardaki çökmeler yada derin kırışılıklar ise çeşitli dolgu maddeleri ile düzeltilebilir.
Hepinize taze pırıl pırıl ciltlerle mutlu ve sağlıklı günler dilerim.
Çok tatsız bir konu olsa da, bugün bir yönüyle kanser tedavisinden bahsetmek istiyorum. Güzellik yazılarında dünyayı her zaman toz pembe göstermek zorunda olmamalıyız. Hayatın gerçekleri var ve bizim vazifemiz de her türlü koşulda size yol göstermek..
Hep dikkat etmişimdir, kanser tedavisi boyunca kendini bırakmayan, görünümüne özen gösteren hastalar, bu savaştan galip çıkmayı başarmışlardır. Kendi standartlarımız içinde iyi giyinmek hatta mümkünse yeni giysilere bürünmek, bütün kısıtlamalara rağmen cildimize, saçımıza, makyajımıza özen göstermek ve sosyal hayata karışmak inanamayacağınız kadar etkili bir destek sağlar. Çünkü hayata bağlılık vücut direncini arttırır. Dışarıdan iyi göründüğünüz zaman insanlar size hasta muamelesi yapmazlar. Sizden yayılan bu olumlu izlenim, katlanarak size geri döner..
KEMOTERAPİ VE RADYOTERAPİ CİLT HASSASİYETİNİ ARTTIRIR: Kanser tedavileri sırasında cildi tahriş edebilecek her türlü uygulamadan kaçınmak gerekir. Peelingler, kimyasal maddeler kesinlikle kullanılmaz. Sıcak duşlar, banyolar hatta deodorantlar, tıraş olmak, sauna, jakuzi, hamam, sert sabunlar, lifler hatta giysilerdeki dikişler bile tahrişe yol açabilir. Öte yandan içinde E vitamini olan yağlardan yada nemlendiricilerden de uzak durun. Bu ürünler radyoterapi ve kemoterapiden sonra hassaslaşan ciltte alerjik tepkilere neden olurlar.
YIKANMAKTAN KORKMAYIN: Bir çok hastamız ciltlerine su değerse tahrişin artacağına inanırlar ve bu yüzden yıkanmaktan çekinirler. Bu görüş temelsizdir. Kanser tedavisi görenler istedikleri kadar yıkanabilirler. Ancak duş yaparken sıcak su yerine ılık su kullanın, sabun yerine nemlendirici duş jellerini ve kremleri tercih edin. İsterseniz bir kovaya ılık su doldurup içine biraz bebe yağı koyun. Bu karışımı vücudunuzu durulamak için kullanın. Aloe vera içeren ürünler de cildi yatıştırırlar ve nemli tutarlar.Duşun ardından 2 yumuşak havlu veya emici kumaşlarla, vücudunuzu ovalamadan, tepeden tırnağa nemini alın. Tedavi sırasında vücut direnci düştüğü için mantarlarla karşılaşmak işten bile değildir. Cildinizi ne kadar temiz ve kuru tutarsanız bu risk o kadar azalır.
İPEK ZAMANI: Cildi yumuşak ve nemli tutmak için mümkünse ipek iç çamaşırları giymenizi tavsiye ederim. Ayrıca ipeğe dokunmak size kendinizi güzel ve taze hissettirir. Böyle küçük keyifler bu dönemde her zamankinden daha değerlidir…
GÜNEŞE DİKKAT! Tedavi süresince cildin güneşe karşı hassasiyeti fazlasıyla artar. Bu nedenle güneşten çok iyi korunmalısınız. Yüksek faktörlü koruma kremlerini, geniş kenarlı şapkaları, uzun kollu hafif yazlık giysileri daima elinizin altında tutmalısınız.
SAÇLAR.. Bazı kanser hastaları tedavi döneminde saçlarını “sıfır” numara kazıtırlar. Buna hiç gerek yoktur. Hem kendinizi damgalamış olursunuz hem de saçlar uzamaya başlayınca baş derisinde kaşıntı yapar. En iyisi saçlarınızı kısa kestirmektir. Dilerseniz bir peruk da kullanabilirsiniz.
Saçlarınız yeniden uzamaya başladığında saç tellerinin kalınlaştığını ve saçlarınızın eskisinden daha dalgalı olduğunu fark edersiniz. Boya yada perma için biraz sabırlı olun. Unutmayın ki saçlarınız çıkmış olsa da deriniz henüz tahrişe açıktır.
KAŞLAR-KİRPİKLER VE MAKYAJ Tedavi sırasında büyük bir ihtimalle kaşlar ve kirpikler dökülür. Kendinize kaş çizmek için kalem yerine toz far kullanın. Hem çizimi daha kolaydır hem de daha doğal bir görünüm sağlar.
Gözlerinize kalem veya eye-liner ile çerçeve çizebilirsiniz. Özellikle waterproof (suda akmayan) olanlarını tercih ederseniz daha rahat edersiniz. Çünkü kemoterapi menapozdaki gibi sıcak basmalarına ve terlemeye yol açabilir.
Bu dönemde rimel kullanmayın. Rimel geriye kalan birkaç kirpiğinizin de dökülmesine neden olabilir. Moralinizi bozmayın, kaşlar ve kirpikler tedaviden sonra hızla geri gelirler.
HAREKET SİSTEMİ AYAKTA TUTAR: Yaşamı ciddi şekilde tehdit eden bu hastalıkla baş edenlerin sayısı oldukça yüksektir. Bu süreçte moral ve hareket her şeyden önemlidir. Hareket bütün sistemi ayakta tutar. Yatağa bağlanmak ise hastayı çökertir. Moralinizi bir nebze olsun yükseltecek en küçük olanaktan bile yararlanmalısınız. Siz kendinize acıyıp yaşamdan uzaklaşırsanız, hiç kimse sizi yolunuzdan döndüremez. Oysa siz yaşayan her hücrenize ve kendinize ne kadar özen gösterirseniz, tedavinin etkinliği o ölçüde artar. Ve çevrenizdeki insanlar size ulaşmak, daha fazla destek olmak için gereken şevki ve imkanı bulur. Sakın kendinizi bırakmayın!