Kategori: Dermatoloji

  • Hyaluronik asit dolgu maddeleri ile yüz gençleştirme

    Restylane, hayvansal ham madde içermeyen, stabilize hyaluronik asittir. Hyaluronik asit, bir protein-şeker kompleksi olup, su tutma yeteneği olan ve bulunduğu ortamda cildin hücrelerinin yaşadığı, bağ dokusunun ana maddesidir. Deriye zerkedildiği zaman, vücudun kendi hyaluronik asiti ile birleşerek hacim yaratır. Bu hacim ile dudakların dolgunlaştırılması, çizgilerin, kırışıklıkların ve yüz kıvrımlarının tedavi edilmesi sağlanmaktadır. Hızlı ve kolay uygulanmasının yanı sıra, görülebilir sonuçların hemen elde edilmesine olanak sağlar. Şeffaf ve renksiz bir jel halinde üretilen hyaluronik asit, derinizin üst kısmına konulunca kendi cilt tonunuz ile karışarak bütünlük oluşturur.

    İnsanlar yaşlandıkça, derinin altında bulunan kollajen ve elastik lifler kırılmaya ve eskimeye başlar, ayrıca bu liflerin ve hyaluronik asit üretiminin de azalmasıyla kırışıklıklar giderek derinleşir. Bu kırılmalar doğal yaşlanma sürecimizin bir parçası olmakla birlikte, fazla kaş çatma, gözleri kısarak bakmak, sigara içmek, gülümsemek ve diğer yüz mimikleri de kırılmalara katkıda bulunurlar. Yüz kırışıklıklarını doldurmak için en geniş çapta kullanılan işlem, hyaluronik asit tedavisidir.

    Hyaluronik asit enjeksiyonun yapıldığı alanlar vücudun kendi hyaluronik asit yoğunluğunun azaldığı bölgelerdir. Enjekte edildiği bölgelerde hacim oluşturarak tedavi sağlamaktadır. Sonuçlar yapıldığı anda farkedilir, ancak günden güne ciltle olan uyumu ve enjekte edildiği bölgenin çevresinin de etkilenmesiyle daha da güzel oturur.

    Botox tedavisinde olduğu gibi, hyaluronik asit tedavisinden de ”öğlen molası” prosedürü olarak söz edilir. Genellikle 20 dakikadan daha az bir süre içinde uygulama yapılır.

    Hyaluronik asit ince kendi steril enjektörü ile, kırışıklık altındaki bölgeye dermis içine içine enjekte edilirek uygulanır. Gereken enjeksiyon sayısı, kırışıklığın derinliğine ve uzunluğuna bağlı olarak değişir. Birkaç adet enjeksiyon gerekebilir. En sık enjeksiyon bölgeleri; dudak –yanak arası nasolabial alanlar, dudak çevreleri, yüzün orta bölümüdür.

    Hyaluronik asit, bakterilerle ayrışabilen diğer dolgu maddeleri gibi hayvansal kökenli değildir. Bu dolgu, allerjik reaksiyonları en aza indirgediği gibi, hayvanlara özgü hastalıkların insanlara taşınmasına da engel olmaktadır. Tedavi edilen bölgede, birkaç saat süren hafif bir şişme olabilir. Makyaj ile kolaylıkla kapatılabilecek hafiflikte olan morluklar görülebilir. Allerjik reaksiyonlar çok nadir görülür, bu reaksiyonlar, enjeksiyon bölgesinde kızarıklık, kaşınma veya sertlik şeklinde olabilirler.

    Hyaluronik asit uygulamaları ile birlikte botox uygulaması, vitamin enjeksiyonları, lazer ve ışık tedavileri kombine olarak yapılabilir. Hatta cilt bütünlüğü açısından bu uygulamaların kontrollü ve planlı olarak belli bir yol izlenerek yapılması sonuçların güzelliği ve kalıcılığı açısından önem taşımaktadır.

  • Aşırı nemsiz ciltlere hidrorezerv

    Her geçen gün piyasada, yaşlanmaya karşı etkili olduğu söylenen yeni kremler görmekteyiz. Ancak kremleri kullanırken çizgilerimizin yumuşadığını cildimizin parladığını düşünürüz, mutlu oluruz. Ancak cildimizin alt tabakalarının iyileşmesi için, nemlenmesi ve kırışıklıkların kalıcı olarak azalması için farklı yöntemlere ve ürünlere ihtiyacımız olmaktadır.

    Öncelikle cilde en uygun, cildin yaşına en uygun olan ürünler seçmeli ve gündüzleri güneş koruyucuyu hayatımızdan hiç çıkarmamalıyız. Bunlar cildimizi yaşlanmaya karşı ve olumsuz dış etkenlere karşı korumak için yapabileceğimiz ilk ve en önemli tedbirleri oluşturur.

    Cildimizin nasıl yaşlandığını bildiğimiz zaman otomatik olarak yapılabilecekler ortaya çıkmaktadır. Yaş ilerledikçe cilt altı destek doku olarak bilinen ve jölemsi kıvamda olan yapıda azalma ve ciddi su kaybı oluşmakta, dermisin elastik liflerinde ve kollajen liflerinde azalma olmakta ve dolayısıyle kırışıklıklar da başlamaktadır. Dermis cildin 2.tabakası olup, cildi besleyen damarlarca zengindir ve cilde dolgunluk-sıkılık kazandırmaktadır. Ne yazık ki zaman içerisinde bu damarların da elastikiyetinde kayıp olmakta bu da cildin beslenmesinin bozulmasına, dermisin çökmesine ve kırışıklıklıkların derinleşmesine neden olmaktadır.

    Bu bilgiler doğrultusunda anlaşılacağı gibi cilde derin nem kazandırmak aynı zamanda hücreleri de uyaran bir etkiye yol açmakta ve anti-aging etkisi olabilmektedir.

    Tüm dünyada hidrorezerv tedavi veya dermis içi tedavi (intradermoterapi) isimleriyle uygulanmakta ve anti-agingde giderek vazgeçilmez tedaviler arasında yerini almaktadır. Derin dokunun su rezervi arttırıldığı zaman cildin üretken hücreleri de daha aktif olarak çalışmaya başlamaktadır. Bu hücrelerin temel görevi cildi serbest radikallere ve yaşlanmaya karşı korumaktır. Bu tedaviyle cildin nemi artmakta ve savunması güçlenmekte ve daha canlı hale gelebilmektedir. Cildin oksidanlara karşı antioksidasyon mekanizmaları daha fazla işlemektedir. Sonuçta cilt yaşlanma etkilerine de daha savunmalı hale gelmektedir.

    Hidrorezerv tedavide mililitresinde 20 mg hyaluronik asit bulunan bir madde kullanılmaktadır. Bu madde cildimizde destek doku olarak zaten var olan jölemsi yapıdadır. Hayvansal kökenli olmadığı için allerji yan etkisi olmamakta ve bağışıklık sistemini zorlamamaktadır. Ayrıca hyaluronik asidin 500 kat su çekme kapasitesi olduğu için verildiği yerde ciltte sıkılaşma ve dirilik hissi oluşabilmektedir.

    Hidrorezerv tedavi ince çizgilerin başladığı 25-30 yaşlarından itibaren, susuz ve kuru ciltlerde, güneşe veya solaryuma bağlı olarak yıpranmış ciltlerde, güneş öncesi ve sonrası nem kazandırmak amaçlı, peeling veya lazer-ışık tedavileri sonrasında kullanılabilmektedir. İlk 3 seansı 3-4 hafta aralarla ve 4.seansı 3-4 ay sonra olmak üzere uygulana yapılmaktadır. Daha sonraki seanslar 6-8 ay arayla koruma amaçlı olabilmektedir.

  • Kırışıklık tedavisinde botox

    Kırışıklıklar nasıl oluşur?

    Mimik hareketleriyle yüzdeki çeşitli kaslar sürekli kasılır, kasılmanın olduğu bölgelerde kırışıklıklar görülür. Zamana bağlı olarak cildin azalan hücre üretimi, azalan savunma durumu, kollajen ve elastik liflerde azalma ve de sürekli yapılan mimikler yüzümüzün kırışıklığının temel nedenidir.

    BOTOX (BOTULİNUM TOKSİN TİP A) Nasıl Etki gösterir ?

    BOTULİNUM TOKSİN TİP A kas hareketlerini belirleyen sinir iletisini geçici bir süre durdurarak kasları gevşeten doğal ve saf protein yapıda bir ilaçtır. Mimik kaslarına uygun olan dozlarda yapılan bu enjeksiyon uygulamasında, kasın kasılmasına neden olan asetilkolin isimli maddenin salınımı engellenebilmekte bu maddenin yapacağı kasılma görevi geçici olarak durabilmektedir. Kas gevşediği için ilişkili olan cilt daha düz bir görünüm alabilmektedir.
    Yüz ifadesi bu sayede daha dingin ve daha rahat bir görünüm alabilmektedir.

    BOTOX (BOTULİNUM TOKSİN TİP A) güvenli midir?

    Klinik uygulamaları olan bir kas gevşetici ilaç olan botulinum toksin, clostridium botulinum bakterisinden elde edilen bir ilaç olup, çocuklarda büyük kas gruplarında tedavi ve destek amaçlı kullanım alanı vardır. Bu nedenle mimik kaslarına çok daha düşük dozlarda uygulama yapılıyor olması kırışıklık tedavisinde kullanılan bu yöntemi güvenilir kılmaktadır.

    Uygulama nasıl yapılır?

    Bu uygulama yaklaşık 10-15 dakika süren, ilgili bölgelere, gerekli dozlarda botulinum toksinin enjekte edilmesinden ibarettir.

    BOTOX (BOTULİNUM TOKSİN TİP A) uygulaması ağrılı mıdır?

    Enjeksiyon sırasında insülin iğnesinin ucu kullanılmaktadır. Bu nedenle acısı da oldukça az olmaktadır.
    Çok hassas kişilerde belki soğuk kompres veya anestetik krem kullanılabilir.
    Anestezi gerektirmez. Uygulama sonrası günlük aktiviteye devam edilebilir.

    BOTOX (BOTULİNUM TOKSİN TİP A) uygulayıcı özellikleri

    Yüz ifadesini kontrol eden kaslara ilişkin anatomik bilgisi olan bir hekim tarafından uygulanmalıdır. Her bireyin yüz kırışıklıklarının dimaniğine göre uygulama yapmak birbirine benzeyen yüzlerin oluşmasını engelleyen en önemli unsurdur.

    BOTOX (BOTULİNUM TOKSİN TİP A) kaç yıldır uygulanmaktadır?

    BOTULİNUM TOKSİN TİP A farklı endikasyonlarda yaklaşık 20 yıldır kullanılmaktadır. Çeşitli hastalıkların tedavisinde 80’den fazla ülkede kullanılan bir ilaçtır.

    BOTOX (BOTULİNUM TOKSİN TİP A) uygulamsının günümüzde onaylı alanları

    Kırışıklık tedavisi
    Aşırı terleme (Hiperhidroz)
    Göz tikleri (Blefarospazm)
    Serebral palsi
    Servikal distoni
    Fokal distoniler
    Yüz felci (Hemifasyal spazm)
    Spastisite
    Şaşılık (Strabismus)
    BOTOX (BOTULİNUM TOKSİN TİP A) kozmetik amaçlı kullanım alanları

    Temel uygulamalar

    Alın çizgileri
    Kaş arası çizgileri
    Göz kenarı kırışıklığı
    Kaş kaldırma
    İleri uygulamalar

    Burun etrafında oluşan kırışıklıklar
    Üst dudak kırışıklıkları
    Marionette (üzüntü) çizgileri
    Boyun çizgileri ve platisma bantları
    Yüzde asimetri
    BOTOX (BOTULİNUM TOKSİN TİP A) etkisi ne zaman belli olmaya başlar?

    1. Uygulamadan 3-7 gün sonra etkisi görülmeye başlar.
    2. 10-14 gün içerisinde etkisi daha net olarak görülür.
    3. Bu aşamada doktorunuzla tekrar görüşerek uygulama sonuçlarınızı kontrol ettirebilirsiniz.
    4. Enjeksiyon yapıldıktan 30 gün sonra etkisi oturmaktadır.
    5. Bu etki 4 aya kadar sürmektedir.
    6. Etki süresi kişiden kişiye farklılık gösterebilir.

    BOTOX (BOTULİNUM TOKSİN TİP A) doğal görünüşü olumsuz etkiler mi?

    BOTULİNUM TOKSİN TİP A ile doğal görünüşünüz korunabilmektedir. Estetik bir uygulama yaptırdığınız belli olmaz. Duygularınızı mimiklerinizi kullanarak ama kırışıklık oluşmadan ifade edebilirsiniz.

  • Yaşlanmayı önlemede mucizelere yer var mı ?

    CİLDİN GENETİK ŞİFRESİ ÇÖZÜLDÜ

    Dünyada cihaz yatırımı cep telefonundan sağlığa her alanda çok yüksek miktarlarda yapılmaktadır. Ancak sağlık sektörü bu konuda daha seçici olmak zorundadır. Bu nedenle her geçen yıl yeni bir cihaz piyasaya sürülememektedir. Çünkü yeni bir cihaz ya da ürünün insan bedeni üzerindeki etkilerinin tam olarak ne olduğu ortalama 10 yılda ortaya çıkmaktadır. Bu durumda estetik tıp alanındaki gelişmeleri daha fazla mercek altına almalıyız.
    Cildin fizyolojisi, anatomisi çok iyi biliniyor. Artık en basit kremlerde bile ürünün cilde daha iyi nüfuz etmesi için nano-teknoloji kullanılıyor. Cilde uygulanan iğneli ve iğnesiz her tür işlem, tecrübeli, etik doktorlarca yapılmalıdır.

    Cildin temelinde yatan gerçek; cilt hücrelerinin her gün dökülmesi, yenisinin üretilmesi ve sürekli çoğalma eğiliminde olmasıdır. Kaliteli üretim ve üretimin hızı ne yazık ki belli bir yaştan sonra azalmaktadır. Bu nedenle cildimizi ve üretimini tetiklemeliyiz. Erkeklerin yüzleri yaşıtları kadınlara göre neden daha geç sarkar? Çünkü erkekler her gün tıraş olurlar! Yani hücrelerini uyarırlar. Cildinizi uyarmazsanız yaşlanır.

    Cilt bakımı ve yaşlanmayı önlemede mucizelere yer var mı?

    Çok konu edilen ve fazlasıyla dilimize giren “anti-aging” ile birebir uyumlu olan tanım “yaşlanmayı önleme”dir. Cildin ve dolayısıyla vücudun yaşlanma fizyolojisi, hastalıklarla mücadele etme sıklığı ve performansı, yeni virüslerle mücadele, eski ama köklü hastalıkların (şeker hastalıkları, kronik kalp hastalıkları, karaciğer ve böbrek hastalıkları) yeniden genetik düzenlemelerle, kök hücre çalışmaları ile ilerlemiş organ transplantasyon teknikleri sayesinde tamamen ortadan kaldırılması, tıbbın hiç değişmeyen gündemi.

    Daha genç bir görünüm, daha sağlıklı ve uzun yaşam için yıllardır vurgulanan klasik bilgilere daha sıkı bağlanma zamanı olabilir. Bilim adamlarının söylediği, çok yakın bir zamanda ortalama ömür 100 yıl olacak.

    Cilt sağlığında da prensip, hücrelerin canlılığını daha fazla devam ettirmek, yavaşlayan üretim döngüsünü hızlandırmak ve hücrelerin yenilenmesini tetiklemek. Cilt hücreleri o kadar çok sayıda ve çok üretken ki bu nedenle bu organın tedavisinde dışarıdan sürülen kremler emilebilmekte ve sistemik dolaşıma bile karışabilmekte, yani ağızdan alınmışcasına işe yarayabilmekte. Bu nedenle sürülen ürünler de dikkatle incelenmeli. Ancak çok önemli bir gerçek de bu tip üretken olan hücrelerin aynı zamanda radyasyona (ultraviyole ışınları da dahil) veya kötü çevresel şartlara da aşırı duyarlı olabileceğidir. Bu bilgiler ışığında birçok medikal teknik ve önleyici tedbirlerle cildi sağlıklı ve genç tutmak mümkün.

    Yaşlanmayı önlemede hangi yöntemler güvenilir? Güvenilir olduğunu nereden bileceğiz?

    Konumuz estetik tıp olduğuna göre bence, bu konuda gündemden düşmeyen bilimsel makalelerde de en fazla uygulanan yöntem olan botox enjeksiyonu, güvenilirlik ile ilgili konuşulabilecek bir konudur.

    Kas gevşetici özelliği sayesinde kırışıklıkların giderilmesinde kullanılmaya başlamasından bu yana 15 yıl geçti. Ancak öncesinde bazı başka hastalıkların tedavisinde yeri olan bir ilaç olduğu için yan etkilerinin neler olduğu konusunda artık sorun da pek yok. Yeni botulinum toksin tiplerine ve markalara karşı biraz daha tutucu davranmakta fayda olabilir, çünkü onların geçmişi az, deneyimleri az, dolayısıyla uzun dönem yan etkileri olup olmadığı bilinmiyor.

    Uygulanan bir yöntemin güvenilirliği ile ilgili önemli kriter, bu ilacın ya da yöntemin etki mekanizması nedir, dolayısıyla insan bedenindeki yeri ve kabul edilirliği nasıldır ve özellikle vücuttan nasıl atılıyor? Bu konularda ilaca ve etkisine hakimseniz, sorun yok. Ayrıca bazı onay kurumları da güvenilirliğini desteklemektedir. Örneğin Food And Drug Administration (FDA), ABD’de kabul görmüş önemli bir merkez. Buradan onaylı olması da güvenilirliğini desteklemektedir.

    Tüm bu uygulamalarla cilde sonuçta kimyasallar gönderiliyor. Bunların zaman içinde kötü etkili olmayacağını nereden bilebiliriz?

    Az önce de bahsettiğim gibi maddelerin içeriği, vücutla ve ciltle etkileşimi, atılımı, zarar oranı nedir, ne kadar zamandır uygulanıyor hepsi bir kriter.

    Burada da çarpıcı örnek hyaluronik asit dolgu malzemeleri ile ciltteki kırışıklık ve izlerin doldurulması tartışılabilir. Örneğin bu madde cildimizde, eklem aralığında, göz akında vs birçok yerde zaten var. Kimyasal yollarla elde edilmesi onun hijyenik olmasını ve bakteri – mikroplardan uzak olmasını sağlamak için zorunludur. Ancak bu kimyasalların ne olduğunu iyi bilmek gerekir.

    Öyle ki bazı hyaluronik asit dolguların ömrünü uzatan bir teknoloji cilt için çok alerjik olabilir, ciltte birikmelere yol açabilir, insandan insana değişen sonuçları standart olamayan bir duruma yola açabilir. Dolayısıyla bu konuda da ürün bilgisi, literatürdeki yeri, kullanım süreleri ve tecrübeler çok önemli.

    Yeni bir madde veya “x” bir teknik çıktı, cildinizde anında gerginlik etkisi yapıyor, ve de sadece bir krem dediler ne yapalım, hemen inanalım mı?

    Gerçi her alanda olduğu gibi nano teknoloji ile elde edilen ürünler cildin üretken tabakasına kadar inebiliyor ancak yine de bu teknoloji ile üretilen kremler de, çok uzun zaman içinde ve başka destek tedavilerle beraber olumlu etkiler alınabilecek yapıdalar. Anında gerginleştirici ürünler 6-8 saat ciltte uyuşmuş hissi veren hafifçe gerilmiş gibi hissetirebilen kremlerdir, aksi düşünülemez.

    Çünkü yaşlanmanın fizyolojisi belli, güneş veya ultraviyole ışınlarının etkisi ya da yer çekiminin cilde etkisi belli, dünyanın kirliliği ortada bütün bunlarla anında mücadele etmesi, bilim kurgu gibi.

    Ancak belki bir gün, cildimize kendi sağlam ve üretken olan kök hücrelerimiz verildiğinde cildimiz belirli bir süre içinde yeniden yapılanacak ve onarılacak. İşte bu mucize için kök hücre çalışmaları devam ediyor.

  • Cildiniz güneşe hazır mı?

    Yaz ayları ve sıcak havanın insan bedeni üzerinde bir çok etkisi vardır. Sıcak hava ve gün ışığının olumsuz etkilerine bazı önlemlerle cildimizi hazırlayabilir, böylece güneşin ve yazın keyfini doyasıya çıkartabiliriz.

    Güneş cildimize nasıl zarar veriyor, yapısını nasıl bozuyor?

    Güneş ışığının zararlı etkileri ultraviyole ışınlarının cildimizde yarattığı olumsuz etkilerdir. Ultraviyole A ve B cildimizde renk değişimlerine (lekeler), kılcal damarların ortaya çıkmasına (rozasea vb.), benlerin ve kötü huylu lezyonların (melanoma, cilt kanseri) oluşmasına zemin hazırlayan, hyaluronik asit ve kollajen-elastik liflerin üretimini yapan hücrelerin DNA’larında da hasara yol açarak cildi yaşlandıran ışınlardır. Hücrelere ulaşabilen ulraviyole ışınları belirli dalga boyu olan radyasyondur, zararlı olan etki mekanizması ise az önce belirttiğim gibi direkt hücrenin DNA’sını etkiler; DNA kendi kendini onaramaz hale gelerek protein adı verile kollajen ve elastik lifler de kırıklar, onarım hataları ve hasarlı yapılar ortaya çıkar. Bunun adı yaşlanmadır.

    Güneşin yararlı olduğu durumlar da vardır. Vücutta ultraviyole ışınları ile ciltte D vitamini sentezlenir, D vitamini kemik yapımında çok önemli role sahiptir. Ayrıca bazı hastalıklar ultraviyoleye olumlu yanıt verebilmektedir.edef hastalığının, bazı cilt hastalıklarının ve aknelerin iyileşmesinde de olumlu etkileri vardır.

    Güneş ışınları ciltte allerji yapabilir mi? Özellikle çocuklar üzerindeki etkileri nelerdir?

    Güneşin ultraviyole ışınları ve ısısı, ışığa duyarlı olan ciltlerde çeşitli derecelerde reaksiyonlara yol açabilir. Hafif bir kızarıklıktan, kaşıntılı kabarık döküntülere varana kadar (polimorf ışık erupsiyonu), rozasea hastalığından lupus eritematozus hastalığının tetiklenmesine kadar çeşitli durumların sorumlusudur. Ayrıca güneş ışınları çocuklar ve bebekler üzerinde daha fazla olumsuz etkilere sahiptir; onların ciltleri daha transparan daha savunmasızdır. Bebek ve çocuklar için üretilmiş; UV A ve UV B korumalı güneş koruyucuları düzenli olarak kullanmak şarttır.

    Güneş – yaşlılık lekesi nedir?

    Cilt yüzeyinde ve yıldızsı uzantıları olan ortalama 1 cm çapında güneşe maruz kalan yerlerde ortaya çıkan lekelerdir. En sık el sırtında ve boyun-göğüs V bölgesinde ve yüzde ortaya çıkan lezyonlar, yaşla birlikte daha fazla görülür. Bu nedenle yaşlılık lekeleri de denir.

    Tedavisinde soyucu işlemler, kriyoterapi uygulanabilir. Ancak en etkili yöntem laser veya ışık tedavileridir. Özellikle IPL tedavisinde cilde zarar vermeden bu lekeleri azaltmak veya yok etmek mümkün olabilmektedir.

    Güneş ışınları benlerimizi nasıl etkiliyor?

    Benler cilt renginde, ciltten biraz koyu veya kahverenginden siyaha kadar değişen renklerde ciltten genellikle kabarık, bazen üzerinde kılların da olduğu selim lezyonlardır. Benler özellikle cilt rengi açık olan kişilerde fazla görülür. Yaşla ve güneşe maruz kalmakla sayıları artabilir veya boyutlarında değişiklik olabilir.

    Önemli olan benlerin selim halini korumaktır. Bunun için öncelikle dikkat edilmesi gereken güneşin olumsuz etkilerinden korunmak için kızgın olan saatlerde güneşe çıkmamak ve yaz-kış ultraviyoleye karşı koruyan güneş koruyucular kullanmaktır.

    Ayrıca herkesin kendi ben’inin özelliklerini iyi bilmesi ve takip etmesi gerekmektedir. Takip ederken benin boyutunda ve renginde kısa süre içinde bir değişiklik olup olmadığına, kaşıntı veya kanama olup olmadığına bakabilir. Ancak daha ideal olan dermatoloji uzmanlarının dermatoskop aleti ile hastalarını belirli aralıklarla takip etmesidir. Eğer bir ben, şüpheli olarak bulunursa o ben’in cerrahi olarak çıkarılması ve mutlaka patolojik incelemesinin yapılması gerekmektedir.

    Neden bronzlaşırız?

    Cildimizde melanin isimli pigmentler bulunmaktadır. Cilt rengini veren bu pigmentler herkeste farklı miktarda bulunur. Bu nedenle açık renkli tenden esmer tene kadar 7 farklı cilt rengi vardır. Bu pigmentlerin sayısı yazın güneşle birlikte arttığı için bronzlaşılır. Bilinçli olarak bronzlaşmak gerekir. Belirli saatlerde güneşe, belirli dinlenme aralıkları vererek çıkmak ve sık sık güneş koruyucu kremler sürmek gerekmektedir.

    Güneş lekeleri nasıl oluşur, nasıl tanıyabiliriz? Diğer lekeler ve benlerden nasıl ayırırız?

    Güneş lekelerinin bir kısmı sadece güneşlenme sonrasında görülür ve mutlaka güneşe maruz kalan yerlerdedir. Kenarları yıldızsı uzantılar gösteren bu lekeler sütlü kahverengi renktedir ve 0.5-2 cm arasında değişen çeşitli büyüklüktedirler. Kalıcı olan bu lekelere lentigo solaris yani güneş (solar) lekesi denir. Çiller ise güneşle ortaya çıkar ancak kalıcı değildir ve kışın tekrar kaybolur. Bir kısım lekeler ise yine güneş gören yerdedirler ancak altta yatan başka bir sebep de bulunabilir. Bunlar genellikle bayanlarda görülen ve hormonal olarak oluşmuş olan lekelerdir. Benlerin ise güneşe maruz kalındıkça sayıları artabilir veya renkleri koyulaşabilir, boyutları artabilir. Ancak güneş görmeyen yerlerde de görülebilir. Deriden daha kabarık veya deri düzeyinde olabilir. Dermatoloji uzmanı tarafından dermatoskapik yöntemle kontrol edilmeleri gerekir.

    Güneş lekelerinin tedavisi nasıl olur?

    Çok yeni ve yüzeyel olan lekelerde cildin üst tabakasının soyulmasıyla yani mikrodermabrazyon yöntemi veya kimyasal peeling ile tedavi uygulanabilir. Ancak eski veya daha derin lekelerin tedavisi daha zor ve daha zaman alır. En çok tercih edilen tedavi yöntemi IPL laser veya laser tedavileridir.

    Cildi beyazlatan, lekeleri açan kremler etkili midir?

    Bu kremler yeni ve yüzeyel lezyonlarda başarılı oalbiliyor. Bazen diğer tedavilere destek olarak da kullanılabiliyor. Lekenin derecesine göre karar verilebilir.

    Güneş lekeleri kansere sebep olur mu? Nasıl?

    Güneş lekeleri varsa cilt güneşin zararlı ışınlarına açık ve cilt kanserine yatkınlık olabilir anlamı çıkarılabilir. Lentigo isimli bilinen güneş lekesi nadiren lentigo maligna isimli cilt kanserine dönüşebilir. Ancak göğüs dekolte ve omuz başlarında ellerde sıklıkla görülen lentigo solarisler (güneş lekeleri) kansere döüşecek anlamı çıkarılmamalıdır.

    Önemli olan şunun bilincine ulaşmak; ”madem ciltte lekeler var o halde güneş cilde bir şeyler yapabiliyor”, bu durumda etkileniliyor kansere de davetiye açık.. O halde güneş koyucu kremler kullanılmalı ve güneşin kızgın olduğu (10-16) saatlerde güneşlenmekten kaçınmalıyız.

    Güneş koruma kremlerini nasıl seçmeliyiz? Öncelikli kriterler neler olmalı?

    Son yıllarda güneş koruma kremlerinin çeşitliliğnde büyük bir artış var. Hemen hemen çoğu hem ultraviyole A hem de B ’ye karşı etkili, bazıları ınfrarede karşı da etkili ürünler. İçerisindeki mineral bazlı (çinko oksit), filtre etkili bariyer görevi iyi olan (mexoryl XL vs) birçok madde bulunmaktadır. Çocuklarda da güvenle kullanılabilen bu ürünleri seçerken cildimizin tipine uygun olan koruma faktörü en az 15-30 ve üstü olan ürünleri seçmeliyiz.

    Hassas&kuru ciltler

    Bu tip ciltlerin nemsizlik dışında bazen kızarıklık oluşması veya kılcal damar oluşumuna yatkınlık gibi durumları söz konusudur. Bu nedenle bizim için özel bir yeri vardır. Kullanılan günlük ürünlerin dahi özenle seçilmesi yazı ve kışı ayrı ayrı değerlendirmek gerekir. Yaz aylarında terlemeyle birlikte ciltte su ve mineral kaybı ortaya çıkabilmekte ancak bu durumu yaz aylarında hafifçe artan yağlılık ile dengeleyebilmektedir.

    Ter ve yağ bezlerinin kanallarının ortak olması su kaybını dengelemek adına doğal bir savunma sistemidir. Bu doğal koruma sisteminin bozulmaması için aşırı cilt temizlikleri, kuru ve hasas olan ciltlere tavsiye edilmez. Ancak haftada bir enzim peelinglerle veya haftada bir veya iki defa hafif glikolik asitli ya da salisilik asitli toniklerle veya maskelerle bakım yaparak ölü deri birikimi ve yaz mevsiminin getirdiği ciltte siyah nokta oluşumunun da önlenmesine faydası olur. Bu tip ciltlerin günlük temizliğinde yaz kış sütler tercih edilebilir. Ancak yaz aylarında toniklerle takviye temizlik de yapılabilir. Akşamları kışa göre biraz daha su bazlı ürünlerle nemlendirme, gündüz ise çinko oksit ve titanyum dioksit oranı yüksek olan C vitamini içermeyen (yazın kullanmak gündüz için uygun olmayabilir) 30 korumalı güneş kremleri kullanılabilir.

    Yağlı & akneye eğilimli ciltler

    Daha önce de bahsettiğim gibi yaz aylarında terle birlikte yağ (sebum) salgısının artması kuru ciltlerin tam tersi prosedürlerle bakımı gerekli kılar. Özellikle bu tip ciltlerin siyah noktalarının, artması veya kapalı komedon denilen beyaz noktaların artması cildin gözeneklerden nefes almasını engelleyebilir ve kullanılan ürünlerle de daha da tıkanmasına-dolmasına sebep olur. Bu nedenle cildi jel veya köpük şeklindeki suyla temizleyen ürünlerle temizlemeli, uygun olan bir tonikle de her akşam arındırmalıyız. Ayrıca haftada bir veya iki defa akşamları antioksidan içerikli hafif soyucu ve nemlendirici etkileri olan peeling maskelerle canlandırabiliriz. Güneş koruyucuların karma ciltlere uygun olan daha likit özellikli ürünleri gündüz tercih edilebilir. Ancak bilinmelidir ki her güneş koruyucu özelliği gereği mutlaka bir miktar yağ içerir. Bu nedenle akşamları iyi bir cilt temizliği ile bu ürünlerin de yarattığı yağlılık azaltılmalıdır. Akşam cildin nemlendirilme ihtiyacı olan durumlarda su bazlı hafif vitaminli ürünler kullanılabilir.

    Olgun ciltler

    Olgun ciltlerin özelliği kollajen ve elastik liflerin yıpranmış olması, fabrika hücreler olan fibroblastların, kronolojik-genetik-hormonal yaşlanma mekanizmalarına uyan şekilde üretimlerini azaltmış olmaları en önemli özelliğidir. Bu tip ciltlere önerimiz, C vitamini, E vitamini, hyaluronik asit, retinol, peptidler veya bitkisel antioksidanlardan geceleri zengin kremlerle onarımı desteklemek, gündüz ise yine antioksidan özellikli güneş koruyucular kullanmalarıdır. Ayrıca bu tip ciltlerin daha fazla neme ve daha fazla vitamin ve minerale olan ihtiyaçları yaz aylarında daha da fazladır. Haftada bir veya iki defa uygulanan bakımlar dışında profesyonel yardımlara da ara vermeden devam etmek hatta bu dönemde daha önce danışmadıysa bir cilt hastalıkları uzmanından destek almalarını tavsiye ederim, çünkü en önemli yaşlandırıcı dış faktör olan güneş, olgun ciltleri çok daha hızlı etkiler. Olgun ciltlerin savunma hücrelerinin desteklenmesi ultraviyole ile savaşmada temel bakım olmalıdır. Bu amaçla coenzyme Q10, E vitamini, üzüm çekirdeği yağı vs. gibi yüksek antioksidan özellikli koruyucu ve nemlendiricilerden faydalanılabilir.

    Vücut ve yüz için ayrı ürünler kullanmalı mıyız, neden?

    Yüzümüze seçtiğimiz ürün cildimizin yağlı veya kuru oluşuna göre seçilmiş olan likit veya krem formunda bir ürün olabilir. Bu ürünü vücudumuza sürmekte herhangi bir sakınca yoktur. Ancak vücut için alınan bir ürünün yüzümüzde yoğun olup olmadığını kontrol etmemiz gerekir. Vücut için kolay kullanılabilen sprey formunda olan ve daha yoğun miktarda ürünler tercih edilebilir.

    Sağlıklı bronzlaşmak ve güneşin zararlarından daha az etkilenmek için nasıl beslenmeliyiz?

    Havuç, elma vs gibi besinlerin bu anlamda yararlı olduğu doğru mu?

    A vitaminin beta karoten olarak alınmasının vücuda zarar verme etkisi yoktur, depo edilerek karaciğerde toksik etkiye neden olmamaktadır. Ancak bu tip hücreleri koruma özelliği olan vitaminlerin güneşin yarattığı hasarı tamir etmede etkili olduğu bilinmektedir. Bu tip besinlerin güneş banyosu sırasında alınması önerilmez. Güneş sonrası tavsiye edilir.

    Yazın C vitamini ve çinko minerallerine yönelmek daha doğrudur. Güneşin yarattığı yaşlanma etkilerine karşı antıoksidan olarak savaşan bitkiler, meyveler tüketilmelidir. Bol yeşillik, üzüm (çekirdeği de çiğnenerek), mor olan meyveler tavsiye edilebilir.

  • Deri ve doğum çatlakları nedir ?

    Deri ve doğum çatlakları nedir ?

    Cildimiz epidermis, dermis ve deri altı yumuşak dokudan oluşur. Deriyi bir örtü olarak kabul edersek nasıl bir çarşafı iki ucundan sıkıca çektiğinizde yırtılıyorsa derimiz de belirli bir süre içersinde yoğun genişleme ve uzamaya bağlı olarak yırtılmakta ve deri çatlakları oluşturmaktadır.

    Doğum çatlakları kimlerde sık görülür ?

    Kuşkusuz bir çok hanımın problemi olan bu durumun nedenini araştırmak için bir çok bilimsel araştırma yapılmıştır.(1,2,3) Size tüm araştırmalarda ortak olarak bulunan faktörleri özetliyorum :

    · Vücut – Kütle – İndexi : Hamile bayanın kilosu boyuna göre fazla ise yani kilolu ise gebelik sırasında büyüyen rahim ekstra genişleme yaratacağı için çatlak riski artar.

    · Gebenin yaşı : Erken yaştaki gebeliklerde deri daha gergin olduğu için çatlama riski fazladır. Özellikle 18 yaş civarındaki gebeler daha çok risk altındadır.

    · Gebelik sırasında kilo alma : Bazı kadın doğumcuların haklı olarak gebenin kilosunu kontrol altına alma çabasının bir sebebi de budur. Çünkü kilo alımı derinin altındaki yağ dokusunu arttırır bu da cildi genişletip çatlamaya yol açar.

    · Doğan bebeğin kilosu : Eğer bir tosuncuk taşıyorsanız rahminiz dolayısıyla da karın cildiniz daha fazla gerilir.

    · Genetik (Ailede çatlağı olan var mı ? ) : Annenizde de gebelik çatlak olmuşsa cildinizin gerilmeye karşı genetik bir zafiyeti var demektir. Çatlama riski artar.

    Çatlakları önleyici bir krem var mı ?

    · Susam yağı, badem yağı ve piyasada belki de doktorunuz tarafından önerilen bir çok krem. Maalesef çoğu yararsız sadece Centella asiatica özütü içeren kremlerin biraz faydası görülmüş. Bu fayda da daha önce çatlak geçiren gebelerde ikinci hamileliklerinde olmaması için kullandığı zaman saptanmış. Yani yukardaki risk faktörlerine sahipseniz bir şekilde çatlağınız gelişecektir.

    Çatlakların tedavisi var mı ?

    · Çatlakların öncelikle iki evresi var. Bir tanesi taze yani kızarık çatlak evresi. Bu aşamada lazer tedavileri daha başarılı. Özellikle NDYAG lazer tedavisiyle belirgin iyileşmeler görülmüş tabii cildin tamamen dümdüz olması mümkün olmuyor. Ama %50-60 arasında bir düzelme görmek mümkün ki bu da çoğu anne için yeterli oluyor.

    · Çatlağın diğer evresi ise geç yani beyaz çatlak evresi. Aylar sonra kızarık çatlaklar yerinde beyaz çizgiler bırakıp düzeliyorlar. Bu çizgiler için hastanemizde uyguladığımız Dermaroller tedavisi ve fraksiyonel lazer tedavisi ile iyi sonuçlar almak mümkün.

    Özetle ;

    · Gördüğüm üzere çatlak konusuna ticari uyanık krem pazarlayıcıları, komşu, dermatolog olmayan doktorlar dahil herkes el atmış ve fikir beyan etmiş. Yukarıda saydığım risk faktörlerinin bazılarını kontrol etmeniz elinizdedir (Mesela kilo almayı engellemek gibi) bunun haricinde kremlere yüzlerce TL vermeyin çünkü bilimsel kanıtlanmış faydaları yoktur. Eğer belirgin çatlaklarınız oluşmuş ise kızarık aşamada NDYAG lazer ile tedavi yaptırabilirsiniz. Beyaz çizgiler için ise Dermaroller veya Fraksiyonel lazer tedavisi uygulanabilir.Dünyanın saygın bilim adamları ve kurumları tarafından yapılan çalışmalardan derledim bu yazıyı referanslardan kaynak bilgilerine ulaşabilirsiniz.

    Referanslar :

    1. J Med Assoc Thai. 2008 Apr;91(4):445-51 Prevalence and associate factors for striae gravidarum. J-Orh R, Titapant V, Chuenwattana P, Tontisirin
    2. J Eur Acad Dermatol Venereol. 2007 Jul;21(6):743-6. Striae gravidarum: associated factors. Ghasemi A, Gorouhi F, Rashighi-Firoozabadi M, Jafarian S, Firooz A.
    3. Br J Dermatol. 2006 Nov;155(5):965-9. Striae gravidarum in primiparae. Atwal GS, Manku LK, Griffiths CE, Polson DW. Department of Obstetrics and Gynaecology, Hope Hospital, Stott Lane, Salford, Manchester, M6 8HD, U.K.

    4. Cochrane Database Syst Rev. 2000;(2):CD000066. Creams for preventing stretch marks in pregnancy. Young GL, Jewell D

    5. Arch Fam Med. 1993 May;2(5):507-11. Striae gravidarum. Folklore and fact. Madlon-Kay DJ.

    6. Int J Cosmet Sci. 1991 Feb;13(1):51-7. Prophylaxis of Striae gravidarum with a topical formulation. A double blind trial. Mallol J, Belda MA, Costa D, Noval A, Sola M

    7. Dermatol Surg. 2008 May;34(5):686-91; discussion 691-2. Epub 2008 Mar 10. Stretch marks: treatment using the 1,064-nm Nd:YAG laser. Goldman A, Rossato F, Prati C.

    8. Dermatol Surg. 2009 Sep;35(9):1430-3. Epub 2009 Jun 22. Nonablative fractional photothermolysis for the treatment of striae rubra. Katz TM, Goldberg LH, Friedman PM

    9. Dermatol Surg. 2009 Aug;35(8):1215-20. Epub 2009 May 12. Treatment of striae distensae with fractional photothermolysis. Bak H, Kim BJ, Lee WJ, Bang JS, Lee SY, Choi JH, Chang SE.

  • Akne izlerinden (sivilce izleri) nasıl kurtulabiliriz? Fraksiyonel co2 lazer

    İz ve Kırışıklık Tedavisinde Devrim! “CO2” Fraksiyonel Lazer

    Günümüzde “Akne İzleri ve Kırışıklık Tedavisi” Adı Altında Uygulanan Yöntemler Yetersiz veya Güvensizdir!

    Kimyasal Peeling: derinin çeşitli kimyasal maddeler yardımı ile yenilenmesidir. En derin peeling’lerin etkinliği düşüktür.
    Mikrodermabrazyon: alüminyum tuzunun sprey şeklinde deriye sıkılarak derinin törpülenmesinden ibarettir. Etkinliği %10-20 seviyesindedir.
    Mekanik Dermabrazyon (zımparalama): derinin zımparalamasından ibarettir. Deriye verdiği ciddi hasarlarından dolayı günümüzde artık tercih edilmemektedir.
    Botox ve Dolgu Maddeleri: dolgu maddeleri derinin dolgunlaşmasını sağlayarak belirli süre için kırışıklıklar ve izlerin giderilmesinde etkili olurlar. Botox ise yüzdeki mimik kasları felç ederek kırışıklıkların geçici bir süre için azalmasına neden olur.
    Işık Tedavisi ( Intense Pulsed Light: IPL): yoğunlaştırılmış ışık atımları deri altındaki kollagen liflerini uyararak derinin elastikiyetini artarlar. Deri gençleştirilmesi ve cilt yenilenmesinde %25 kadar etkili olmaktadır.
    Lazer Tedavisi:
    I. Nd:YAG lazer: etkisi oldukça hafif ve yüzeyel olduğu için artık kırışıklık ve iz tedavisinde tercih edilmemektedir.
    II. Er:Glass ve Er:YAG lazer: kırışıklıklar ve iz tedavisinde sıklıkla tercih edilen sistemlerdir, ancak yeterince derin olmadıklarından birkaç seans tedaviye rağmen çoğu zaman hasta ve doktor tatmin olmamaktadır.
    III. CO2 lazer: dünyanın en derin etkili iz ve kırışıklık tedavi yöntemidir. Oldukça derin etkili olduğu gibi yan etkileri de ciddi olabilir. Bu yüzden son 5 yıldan beri “Lazer Dermatoloji” dünyasında devrim niteliği taşıyan ve bu sistemin yan etkilerini neredeyse sıfıra düşüren “Fraksiyonel CO2 lazer” geliştirilmiştir.
    Yukarıda bahsedilen yöntemler, akne (sivilce) izleri ve kırışıklık tedavisinde kısmen etkili olup başarı oranları %5 ile %25 arasında değişmekte, bazen neredeyse hiç etkili olmamaktadırlar. Buna ek olarak söz konusu yöntemlerde uygulama derinliği ölçülemediğinden istenmeyen yan etkiler meydana gelebilir.

    Neden Fraksiyonel CO2 Lazer? Fraksiyonel CO2 Lazer: Akne İzleri (Sivilce İzleri) ve Kırışıklık Tedavisinde Dünya Çapında Gelinen Son Noktadır: “En İddialı ve En Derin, Aynı Zamanda En Güvenli Lazer Sistemidir”!

    Fraksiyonel CO2 Lazer Hangi Alanlarda Kullanılmaktadır?

    1. Cilt Yenileme, yüz gençleştirme: yüz, göz kapakları, boyun ve dekolte bölgelerindeki kırışıklıklar ve çizgilerin giderilmesinde tartışmasız en etkili yöntemdir!

    1- İnce kırışıklıkların giderilmesi

    2- Derin çizgilerin giderilmesi ve yüz gençleştirilme:

    2. İz Tedavisi: yüz, sırt ve göğüste oluşan akne izleri (sivilce izleri) ve çukurları, yara ve yanık izleri ve deri çatlamalarında en güçlü ve en etkili tedavi yöntemidir!

    I. Akne izlerinin (sivilce izlerinin) tedavisi: akne (sivilce) izleri, yüzeyel ve derin olmak üzere iki ana grupta sınıflandırılmaktadır:
    a. Yüzeyel akne (sivilce) izleri: cildin üst tabakasını etkileyen izlerdir. Bu izler özellikle sivilce tedavisi sonrası daha çok ortaya çıkar ve kızarıklık zemininde hafif çukurlar ve çökmeler şeklinde görülür. Yüzeyel sivilce izi, genellikle kimyasal peeling gibi yüzeyel cilt soyma yöntemleri ile yok edilebilir, ancak iyileşmeyen sivilce izlerinin tedavisi kolaylıkla fraksiyonel lazer ile mümkündür.
    b. Derin akne (sivilce) izleri:
    – Ice pick (buz kıracağı) akne izi (sivilce izi): deri üzerinde buz kıracağı ile delinmiş alanlar şeklinde görülen çapları genellikle 2 mm’nin altında olan noktasal çukurlardır. Bu izlerin çapları fazla olmamalarına rağmen aşırı derin olabilir, bazen deri altı yağ tabakasına kadar inebilirler. Bu yüzden “ice pick” akne izinin en iyi tedavisi lazerdir. Lazer sistemleri arasında en etkili ve aynı zamanda en az yan etkili sistem ise fraksiyonel CO2 lazer sistemidir.
    – Box car (yük vagonu) akne izi (sivilce izi): yuvarlak veya oval şeklinde oluşan akne izleridir.
    – Rolling scar (dalgalı) akne izi (sivilve izi): genellikle derin olan bu çeşit sivilce izleri, cildin üst tabakasının alt tabakalar tarafından içeriye doğru şekilmesinden kaynaklanırlar. Tedavisi en zor olan bu tip akne izlerinde fraksiyonel CO2 lazer ile %80’a kadar iyileşme gözlemlenmektedir.

    II. Cildin geniş gözenekli ve kaba görünümünün giderilmesi

    III. Ciltte meydana gelen güneş lekesi, yaşlılık lekesi, doğum sonrası oluşan lekeler ve yüzeysel pigment bozukluklarının giderilmesi

    IV. Aşırı bağ dokusu (hipertrofik skar) ve keloidlerin azaltılması

  • Peeling nedir ?

    Peeling nedir ?

    Peeling cildin üst tabakasını temizleyerek yerine taze genç deri gelmesini sağlar. Bu sayede cildiniz parlaklık kazanır ve renginde hafif bir açılma olur. Leke ve sivilce tedavisinde ise verilen tedavilere yardımcı olarak cildin eski sağlığına kavuşmasına yardım eder, iyileşme sürecini hızlandırır.

    Peeling ayrıca anti-agingin vazgeçilmez bir parçasıdır. Geçen yılların sonucunda oluşan ince çizgiler ve yüzeyel lekelerin temizlenmesini sağlar.

    Peeling çoğunlukla bazı meyve asitlerinin kullanılmasıyla uygulanan bir tür cilt bakımı ve yenilenmesi işlemidir.

    Peelingin cildinize kazandırdıkları

    Cildimiz bazı tabakalardan oluşur. En üst tabakada ölü deri hücreleri ile yağ tabakası bulunur ve günlük makyajınızın kalıntıları , toz ve hava kirliliği partikülleri buraya yapışır kalır. Yine sivilceli ve yağlı cilde sahip kişilerde sivilce oluşmasında rol oynayan deri tıkacı da bu tabakada oluşur. Lekeli ciltlerde ise koyulaşmaya sebep olan renk hücrelerinin bazıları bu tabakada birikir.

    Peeling üstteki problemli tabakayı temizler ve alttan yeni deri hücrelerinin gelişmesini sağlar. Böylece alttan gelen yeni sağlıklı deri hücreleriyle derinizin üst kısmı kaplanmış ve cildiniz yenilenmiş olur.

    Anti – Aging’in vazgeçilmezi peeling

    Peeling’in cildi yenileyici etkisi kuşkusuz gençleştirici etkiye de sahiptir. Özellikle ince kırışıkların tedavisinde etkili olup tüm yüze uygulandığı için yüzünüzün her bölgesinin aynı özelliklere sahip olmasını sağlar. Ciltteki bölgesel farklılıkları gidererek daha genç bir görünüm verir. Botox ve dolgu tedavileri sadece kırışıklıkları ortadan kaldırır ama peeling beraber uygulanmadığı zaman cilt “doldurulmuş ve gerilmiştir” fakat yine aynı yaşlı cilttir.

    Peelingle cildim soyulacak ve kıpkırmızı mı dolaşacağım ?

    Peelingin uygulandığı madde ile peelingin yoğunluğu değişmektedir. Kimyasal asitlerin kullanıldığı bazı peelinglerde cildin daha derin tabakaları soyulmakta bu tür peelinglerde 1-2 seansta iyi bir görünüm elde edilmekte ama 1-2 hafta arasında süren ciltte kızarma ve soyulmaya yol açmaktadır.

    Biz ise hastanemizin dermokozmetik ünitesinde daha çok yüzeyel peelingi tercih etmekteyiz. Meyve asitleriyle yapılan bu peeling cildin sadece üst tabakasını etkilediğinden 1-2 gün içersinde cilt hassas olmakta belirgin bir soyulma ve kızarıklık cildinizin yapısına göre ortaya çıkmamaktadır. Bu şekilde bir “öğlen arası” tedavisi şeklinde uygulanabilen yüzeyel peeling ile 3-4 seansta iyi bir sonuç alınabilmektedir. Amacımız hastalarımızı normal hayattan koparmadan basamaklı bir cilt yenileme işlemi uygulamaktır.

    Peelingten önce ve sonrası

    Peelingten yaklaşık 3 gün önce ve 5 gün sonra cildinizi tahriş edebilecek uygulamalardan kaçınmak gerekir. Bu nedenle kullandığınız krem tarzı ilaçlar kesilir ve sir ağda gibi cildinizi tahriş edebilecek işlemler önerilmez. Cildinizi hafif temizleyicilerle gerekirse temizlemeniz önerilir. Ayrıca peeling öncesi ve sonrası yoğun güneşlenmeden kaçınılmalıdır. Bu nedenle peelingi daha çok sonbahar ve kış aylarında uygulamaktayız.

    Cilt bakımı mı Peeling mi ?

    Genellikle güzellik merkezlerinde yapılan cilt bakımı ile hastanede dermatolog kontrolünde uygulanan peelingin etkinlikleri çok farklıdır. Özellikle yüksek etkinliğe sahip ürünlerin dermatolog kontrolü dışında uygulanması istenmez ve bu ürünlerin sadece doktor ve hastanelere satışı yapılır. Cilt bakımında ise cilde buhar uygulanır güzellik cihazları ile ek bazı uygulamalar yapılır ama etkinlik olarak dermatolog kontrolünde uygulanan peelingin cilt üzerindeki etkisi doktorunuzun önerdiği durumlarda farkedilir olarak daha iyidir.

  • Garantili lazer epilasyon mümkün müdür ?

    Garantili lazer epilasyon mümkün müdür ?

    Lazer epilasyon nasıl etkili olur ?

    Lazer epilasyon kılın kalınlığına ve rengine odaklanır. Lazer rengi nedeniyle kıl kökleri tarafından emilir, yüksek enerji nedeniyle kökler ısınır ve yanar. Bu şekilde başarılı bir lazer epilasyon sonrasında kökler dökülür ve büyüme aşamasında olan kökler bir daha kıl üretemeyecek şekilde hasar alır.

    Lazer epilasyonun başarısını etkileyen faktörler nelerdir ?

    Lazer epilasyon aslında uygun olmayan şekilde önerildiğinde ve uygulandığında tüylenmeyi daha da arttırabilir. Bu nedenle bir dermatolog gözetiminde yapılması büyük önem taşımaktadır. Dermatoloğunuz cilt ile tüy yapınızı inceler ve epilasyon kararını verir. Lazeri başarılı kılan en önemli faktörler aşağıda belirtilmiştir :

    Kılların yapısı ve rengi :

    Lazer epilasyon her zaman koyu kahverengi ile siyah kıllarda daha başarılıdır. Kalın kıllarda ise incelere göre daha başarılıdır. Bu nedenle bu tür kıl yapısına sahip koltuk altı ve genital bölgede az seansta yüksek başarı elde edilmektedir. Yüz bölgesindeki ince açık kahverengi tüylere yapılması ise sadece uzun süreli epilasyon etkisi sağlamak dışında bir etki göstermez. Yani tüylerde kalıcı bir azalmaya neden olmaz. Hatta bu şekilde tüyleri daha da kalınlaştırıp sayılarını da arttırabilir.

    Hormonal ve genetik yapı, ırsi özellikler :

    Bazı kişiler tüylenmeye daha müsaittir. Kıl köklerinin sayısı daha fazladır ve lazerden sonra bile tekrarlama eğilimi olabilir. Bayanlarda kuşkusunuz en önemli faktör ise hormonal sağlıktır. Bazı bayanlarda adet düzensizlikleri, çene karın ve göğüs bölgesinde kalın tüylerin çıkması hormonal düzensizliğin habercisi olabilir. Bu tür durumlarda biz gerekli tetkikleri istiyor ve epilasyonun başarılı olması için hastalarımıza hormonal dengeleyici haplar da önerebiliyoruz. Bazı ilaçlar da tüylenmeyi tetikleyebilmektedir.

    Cildin rengi ve hassasiyeti :

    Koyu cilde sahip kişilerde lazerin dozu azaltılmak zorunda kalınabilir.

    Bazı kişiler ise oldukça hassas bir cilt yapısına sahiptir. Bu tür hastalarımızda sıklıkla test atışı yaptıktan sonra lazere karar veriyor ve lazer epilasyon sonrasında bazı ilaç şeklinde merhemler önerebiliyoruz. Bu ilaçlar lazerin verdiği hasarı yatıştırarak hastalarımızın daha konforlu bir lazer deneyimi yaşamasına yardımcı oluyor.

    Lazer epilasyonun garantisi varmıdır ?

    Kuşkusuz ülkemizde bir anda garanti veren merkezler ortaya çıkmıştır bu konuda. Tamamen bilimsel bir yöntem olan lazer epilasyonun tıpkı diğer tedaviler gibi bir garantisi yoktur. Yalnız yukarıda sayılan faktörler başarısını etkiler. Yani başarılı ve başarısız lazer epilasyon vardır.

    “Bitene kadar” kampanyaları ile birçok kişi mağdur olmuştur ve de olmaktadır. Amerika’da hiçbir güzellik merkezi web sayfasında garanti vemezken bizde her sokakta açılan güzellik merkezleri çarşaf çarşaf ilan ve broşürlerle aldıkları pahalı cihazların masrafını çıkarmak için müşteri toplamakta ve dayanağı bulunmayan garantiler vermektedir.

    Konforlu Lazer Epilasyon İçin ?

    Alexandrite lazerler soğutma sistemleriyle beraber uygulandıklarında etkileri cildin üstünde kaldığı ve derindeki sinirleri etkilemediği için daha rahat bir epilasyon imkanı sağlar. Kuşkusuz uzun kılların işlem öncesi alınması da epilasyonu rahatlatır. Çünkü lazer öncesi alınmayan uzun kıllar işlem sırasında yanıp cilde yapışır ve acıya neden olur.

    Alexandrite lazerlerle uygulanan epilasyonda cildin üstündeki kıl işlem sırasında buharlaşır ve ortadan kalkar. Bu şekilde epilasyon sonrasında kişi tamamen kıllardan temizlenmiştir. Bir süre sonra kökler kendiliklerinden dökülürler.

    Dermatologla Lazer Epilasyon

    Lazer epilasyonun başarılı, yan etki oluşturmadan uygulanması ve sizi negatif olarak etkileyecek durumlarda uygulanmaması için mutlaka dermatolog kontrolündeki bir hastaneye veya merkeze başvurun.

    Dermatoloğunuzun bilimsel verileri önde tutarak ve ticari kaygıları gözardı ederek size en uygun lazer epilasyonu önerecektir.

  • Sedef hastalığı (psoriazis) ve tedavisi

    Sedef hastalığı (psoriazis) ve tedavisi

    Sedef hastalığı nedir ?

    Sedef hastalığı kalıcı yani tekrarlayan bir deri hastalığıdır. Amerika’da 7.5 milyon kişide sedef olduğu bilinmekte bu rakamın da Türkiye’de nüfusun yüzde 1’ne yakın olduğu tahmin edilmektedir.

    Sedef hastalığı neden oluşur ?

    Sedefin nedeni tam olarak bilinmemekle beraber yeni yapılan bilimsel araştırmalarla sonuca giderek daha fazla yaklaşmakta ve biyolojik tedaviler adını verdiğimiz önceki sedef ilaçlarına göre tamamen değişik mekanizmalarla etkisini gösteren ilaçlarla özellikle ağır sedefleri ve sedef romatizmasını daha etkili ve yan etkisiz olarak tedavi edebilmekteyiz.

    Sedef bir bağışıklık sistemi hastalığıdır. Bağışıklık sistemimizde görevli T lenfositlerin sedef hastalığının oluşmasında önemli rolü vardır. Özellikle başka hastalıklar nedeniyle yapılan kemik iliği nakillerinden sonra sedefin tamamen düzelmesi bunu doğrulamaktadır.

    Deride bir hasar oluştuğunda veya bir mikrop yerleştiğinde deri hücrelerinin bunu tamir etmek için daha fazla çoğalması gerekir. Amaç daha kısa sürede yarayı onarmak için hücreleri çoğalmaya teşvik etmektir. Fakat sedef hastalarında bağışıklık sisteminin T lenfositi adı verilen bu hücrelerin ayarı bozulmuştur ve normalde de herşey yolundayken deri hücrelerini arttırıcı maddeler salgılamaya başlarlar.

    Bunun sonucunda belirli bölgelerde hızla çoğalan deri hücrelerinin de fonksiyonları bozulur ve tam olarak olgunlaşmadan artış gösterirler. Aralarındaki bağlantıyı tam sağlayamaz ve kuruyup dökülen tabakalar oluştururlar.

    Sedefin karaciğerden kaynaklanan bir hastalık olduğu inanışı doğru değildir. Yenilen yiyeceklerle de bir alakası yoktur.

    Sedefin genetiği ve kalıtımı (Çocuklarımda da sedef ortaya çıkar mı?)

    Sedef hastalarının 1/3’ünün ailelerinde sedef hastalığı mevcuttur. Tek yumurta ikizlerinde çift yumurta ikizlerine göre çok daha sık sedef görülmektedir (Tek yumurta ikizleri : %71, çift yumurta ikizleri :%28)

    Sedefle ilgili olduğu bilinen gen PSORS1 olup MHC adını verdiğimiz bağışıklık sisteminin çalışmasını düzenleyen gen bölgesinde yer almaktadır. Aynı zamanda başka PSORS genleri de tanımlanmıştır.

    Bu genleri tanımlamanın tek yolu sedef hastalarından alınan kanın analiz edilmesidir. Ne kadar çok sedef hastası bu konu açısından araştırılırsa hastalığın kesin nedenine o kadar hızlı ulaşılabilir. Hatta Ulusal Amerikan Sedef Derneği bu nedenle bir biobank oluşturmuştur.

    Sedef kalıtsal bir hastalık değildir. Sedefli ailelerin çocuklarında sedefe yakalanma oranı normal ailenin çocuklarına göre %1-2 oranında artmış olmasına rağmen bu sedefe kesin yakalanacakları anlamına gelmemektedir.

    Sedefi arttıran nedenler

    Sedef bağışıklık sistemi ile ilgili bir hastalık olduğu için özellikle bazı enfeksiyonlar ve ilaçlar sedefi arttırabilmektedir. Aynı zamanda psikolojik stress ve iklim değişiklikleri de sedefi etkilemektedir.

    Psikolojik Stress

    Yapılan çalışmalar özellikle ciddi hayat değişimlerinde sedefin değişiklik gösterdiği saptanmıştır. Yeni yapılan bazı araştırmalarda stress ile beraber vücutta bağışıklık sistemini tetikleme özelliği olan bazı maddelerin kanda arttığı belirlenmiştir.

    Bakteri ve virüs enfeksiyonları

    Özellikle çocuklarda streptokok adında boğazda yerleşen bakteri enfeksiyonlarında sedefin alevlendiği bilinmektedir. Bu nedenle sürekli bademcik iltihabı geçiren hastaların tam bir tedavi görmeleri gerekmektedir. Sıklıkla dermatologlar kişide bir şikayet olmasa bile boğazdan pamuklu bir çubuk yardımıyla kültür alıp antibiyogram testi isterler. Bunlar haricinde vücutta sürekli bir enfeksiyon kaynağının bulunduğu hastalıkların (örneğin çürük diş) tedavisi şarttır.

    İklim

    Sedef güneşli iklimlerde azalır ve özellikle kışın artış gösterir. Yine düşük rakımlı bölgelerde sedef hastalığı daha az görülmektedir. Kuru iklimlerde nem az olduğu için hastalar kabuklanan bölgelerinde daha fazla kaşıntı hisseder. Bu nedenle sedef hastaları nemli iklimi olan bölgelerde daha rahat edebilir. Yine kışın kalorifer ve sobaların etkisiyle hava kurur ve kabuklanmalarda kaşıntı artar. Sedef hastaları kışın bol nemlendirici kullanmalıdır.

    İlaçlar

    Sedefi Arttıran İlaçlar :

    l Antimalaryal ilaçlar (Sıtma ve romatizma tedavisi) : chloroquine – Klorokin

    l Lityum (Psikiyatrik hastalıkların tedavisi)

    l Propanolol (Tansiyon ve kalp – damar hastalıklarının tedavisi)

    l Anti – enflamatuar (NSAID) ilaçlar : Sedefi arttırdıkları düşünülse de ağrı kesicilerin sedef üzerine etkilerinin çok az olduğu görülmüştür bu nedenle sedef hastalarında kısıtlanmamaktadırlar.

    Sigara ve alkolün sedefi arttırdığını gösteren bilimsel araştırmalar bulunmaktadır.

    Köbner fenomeni :

    Sedefsiz cildin yaralanması bu bölgede yeni sedef lezyonlarının oluşmasına neden olabilir. Bu duruma Köbner fenomeni adı verilir. Güneş yanığı ve kesikler bu duruma yol açabilir. Güneş sedef için çok iyi olsa da uzun süre yakıcak derecede güneşlenmekten kaçınılmalıdır. Sedef hastaları kesinlikle kalıcı dövme yaptırmamalıdır çünkü dövme yapılan yerlerde de sedef ortaya çıkabilir. Sedef yaralarında yoğun kaşıntı çevre deride de Köbner fenomeni etkisiyle yeni sedef yaralarının oluşmasına yol açabilir bu nedenle tedavi edilmelidir. Ayrıca çoğu sedef hastası kabuklarla oynayıp koparır. Bu durum da yine aynı probleme neden olabilir.

    Sedefin Tedavisi

    Sedefin yaraları tedavi edilebilmektedir. Ama yaraların tekrarlanmasını şu anda tedavi edecek bir yöntem dünyada mevcut değildir. Sedef tedavisinde kullanılan yöntemlerini birkaç kategoride toplayabiliriz :

    · Merhem tedavileri :

    Merhemler de içlerinde bulunan maddelere göre birkaç gruba ayrılır. Merhemleri özellikle vücudun tümünü kaplamayan sınırlı sedefte kullanıyoruz.

    · Kortizon içeren merhemler :

    Özellikle kortizon ibaresini içerdikleri için hastalarımız arasında çok korkularak kullanılan ama yan etkileri abartılan ilaçlardır. Kortizon içeren ilaçların tedavisi kısa süre içersinde başlar. Kızarıklığı geçirmekte oldukça etkilidirler ve yoğun kabuklu olmayan sedef yaralarını kısa süre içersinde toparlarlar. Fakat dermatolog gözetiminde kullanılmaları gerekmektedir. Çünkü sedef kortizona direnç sağlar ve uzun süre kullanıldığında ilk başta gösterdiği iyileştirici etkiyi göstermez. Bu nedenle ilaçlarınızın dermatoloğunuz tarafından aralıklarla değiştirilmesi gerekir. Kortizonlar eşit etkide değildir. Bazı kortizonlu merhemler diğerlerine göre daha kısa sürede güçlü tedavi edici etki gösterir ama uzun süre kontrolsüz kullanıldıklarında daha sık cilt incelmesi, ciltte damarlanma gibi yan etkilere yol açarlar.

    Kortizonlu ilaçlar dermatoloğunuz tarafından düzenli olarak kontrol edildiğinde tedaviler arasında en kısa sürede etki gösteren ve sedefi kontrol altına alan ilaçlardır. Doktor denetiminde kullanıldıklarında yan etkiye yol açmazlar

    Güçlü kortizon içeren merhemler uzun süre doktor denetiminde olmadan ve yaygın sedefte kullanıldıklarında ciltten emilir ve kilo alma, kemik erimesi gibi kortizon tedavisine bağlı yan etkilere yol açabilirler.

    · Nemlendiriciler :

    Sedef tedavisinin en önemli unsurlarındandır. Sedefteki kabuklanma kaşıntı yapar ve tabaka oluşturarak diğer kremlerin sedef yaralarına ulaşmasını engeller. Nemlendiriciler kabuklanmayı azaltır ve sedefteki kaşıntı hissini engeller. Nemlendiricilerin hiçbir yan etkisi yoktur. Rahatlıkla uzun süreli kullanılabilirler. Nemlendiricilerin en basit ve ucuz olanı kuşkusuz vazelindir.

    · Kalsipotriyol :

    Kabuklanmayla seyretmeyen sedef yaralarında daha etkilidir. Özellikle sedefin iyileştiği dönemlerde iyilik halini devam ettirmek için kullanabiliyoruz. Vücuda sürülecek miktarı sınırlıdır bu nedenle yaygın sedef yaralarında kullanılmaz. Kasık ve koltukaltı, cinsel bölge gibi hassas ciltli bölümlerde kullanılmaz.

    · Katran türevleri :

    Katran türevi ilaçlar cilt hücrelerinin artmasını baskılayarak sedefi düzeltirler. Kömürden ve bitkilerden elde edilen türleri vardır. Kömürden elde edilenlerin uzun süre doktor kontrolü dışında kullanılmasının bazı kanser türlerini arttıracağını belirten bilimsel yayınlar mevcuttur. Bu yan etkiye bitkisel kökenli katranlarda (Ardıç katranı gibi) rastlanmasa da yine doktor kontrolünde kullanılmaları çok önemlidir. Kullanılırken özellikle kokuları ve cildi boyamaları sorun çıkartır. Yeni ilaçlarda bu özellikleri azaltılmaya çalışılmıştır. Koltuk altı kasık genital bölge gibi cildin ince olduğu yerlerde tahrişe neden olduklarından kullanılmazlar.

    Katranlar bitkilerle sedefi tedavi ettiklerini iddia edenlerin başlıca kullandığı ilaçlardandır. Çoğu hasta yukardaki konularla uyarılmadığından tedavinin hatalı şekilde yaptığı kuru kızarık soyulan cildi normal zanneder ve kalıcı sonuç alacağını düşünerek bu yan etkilere katlanır.

    · Antralin :

    Farklı bir şekilde etki eden bu ilacın özelliği ciltte belirli bir süre bırakılarak tedavinin düzenlenmesidir. Ciltte boyama yapabilir veya hasta yanlışlıkla ilacı uzun süre cildinde tutarsa kızarma, yanma gibi yanık benzeri yan etkiler oluşur. Fakat özellikle tedaviye direnç gösteren sedef yaralarında etkilidir. Tedavinin zamanlaması çok önemli olduğundan mutlaka dermatolog kontrolünde kullanılmalıdır. Cildin ince olduğu koltuk altı, kasık ve genital bölge gibi yerlerde kullanılmaz.

    · Pimekrolimus ve Takrolimus :

    Yeni ortaya çıkan bu ilaçlar kortizon içermediklerinden uzun süreli olarak sedef tedavisinde kullanılabilmektedir. Özellikle yüz, göz kapakları gibi cildin ince olduğu bölgelerde rahatlıkla uzun süre kullanılabilirler. Bebeklerde uzun süreli yaygın olarak kullanılmasıyla birkaç hastada kan kanseri geliştiğinden mutlaka doktorunuzun kontrolünde kullanmalısınız.

    · Işık Tedavileri ( Fototerapi : PUVA, Dar Bant UVB, Mikrofototerapi, Hedeflenmiş Fototerapi ve Lazer ) :

    Işık tedavisi yani fototerapi güneşin sedef üzerindeki iyileştirici etkisini kopyalayıp özel cihazlarla uygulamak esasına dayanır. Morötesi ışık sedefin üzerine etkili olan ve güneşte bulunan ışık türüdür. UVA ilk bulunan ışık türüdür, UVB ve Dar Bant UVB sonradan bulunmuştur ve UVA tedavisine göre yan etkileri daha azdır. Işık tedavisinde her hastamızın korktuğu yan etki cilt kanseri gelişimidir. Oysaki Hacettepe Tıp Fakültesinde yakın zamanda yapılan bir araştırma sonucunda bu merkezde tedavi gören sedef hastalarında cilt kanserine tedavi süresince rastlanmamış sadece zararsız güneş lekeleri gelişmiştir.

    Teknolojinin ilerlemesiyle fiberoptik sistemlerle morötesi ışığın sadece sedef yaralarının üzerine verilmesi mümkün olmuştur (Mikrofototerapi, Hedeflenmiş Fototerapi ) Bu şekilde tüm cilt ışık almadan sadece problemli bölge tedavi edilebilmektedir. Lazerler ise diğer tedavilere göre biraz daha etkili olmaktadır fakat uygulama giderleri çok fazladır.

    Işık tedavileri kabin, el – ayak üniteleri, saç tedavi ünitesi ve hedeflenmiş (mikrofototerapi ) fototerapi şeklinde uygulanabilir.

    · PUVA :

    Fototerapilerin ilk kullanıma gireni olan PUVA tedavisi sıklıkla kabin şeklinde uygulanan bir tedavidir. Solaryuma benzeyen bir kabinin içersine hasta alınır ve kabin kapatılarak içerdeki floresan lambalarla hastaya belirli bir süre morötesi A ışığı verilir. PUVA tedavisinde morötesi A ışığının sedef yaraları tarafından daha iyi bir şekilde emilmesi için hastaya hap şeklinde bir ilaç verilir veya yaralara özel bir ilaç uygulanır. Hap şeklinde uygulanan ilaç sonrası tedaviden çıktıktan sonra hasta güneş gözlüğü ve şapka kullanarak bunlar haricinde güneş koruyucu sürerek dışarı çıkmalıdır. İlaçların etkisi belirli bir süre sonra bitecektir.

    Tedavi haftada 2 veya 3 kez uygulanır. Genelde 20 seans ile tedaviye başlanır ve hastanın tedaviye yanıtına göre fototerapiye devam edilir. Yan etkileri diğer ışık tedavilerine göre daha fazla olsa da başarılı olan vakalarda sedefin ortaya çıkmasını uzun süre baskılar.

    · UVB – Dar Bant UVB Tedavisi :

    Bu tedavi de PUVA’ya benzer şekilde uygulanır fakat floresanlar farklı olduğundan ürettikleri ışık da farklı olur. Bu tür tedavide önceden hap almak veya cilde bir ilacın sürülmesine gerek yoktur.

    · Hedeflenmiş fototerapi, Mikrofototerapi :

    Türkiye’de yeni uygulanan bu fototerapi yönteminde operatör cihazın özel başlığıyla direkt problemli cilt bölgelerine ışığı verebilmektedir. Daha kısa sürede yoğun ışık verilebilmektedir bu şekilde ve özellikle sınırlı bölgedeki sedefte haftada 2-3 kez uygulama ile ilaç sürmeden iyileşme mümkün olmaktadır. Sedefin tedavi sonrası sessiz kalma süresi 2-3 aydan başlamaktadır. Bu tedavinin avantajı hastada yaygın sedef bulunmasa dahi fototerapinin uygulanabilmesidir. Kalp hastaları ve kabine giremeyen hastalarda da bu tedavi rahatlıkla uygulanabilmektedir. Bu tedavi uzun süre krem tedavisi uygulamış kortizon direnci gelişmiş ve bu tedaviden sıkılmış hastalara bir alternatif sunmakta ve uzun süre remisyon(hastalığın tekrarlamamasına) neden olmaktadır.

    · Lazer tedavileri :

    Bu tür tedavilerde morötesi ışığın yoğunlaştırıldığı excimer lazerler veya sedefi besleyen damarları yakan lazerler kullanılmaktadır. Diğer tedavilere göre biraz daha uzun süre sedefsiz zaman sunsalar da tedavi maliyetleri oldukça yüksektir.

    · Hap ve iğne şeklinde tedaviler ( Sistemik tedaviler )

    Kuşkusuz bizden her hastamızın isteği sedef için hap veya iğne şeklinde bir ilaç önermemizdir. Çünkü krem tedavilerini uygulamak zordur özellikle çok yaygın sedef hastalığında zaten mümkün değildir. Fakat sedef için şu ana kadar yan etkileri hafif olan bir hap veya iğne piyasaya sürülmemiştir. Biz aşağıda bu hastalık için en sık kullanılan tedavileri listeleyeceğiz. Unutmayın ki sedef hastalığının tedavisi her hastamızda değişkendir. Tedaviyi seçerkenki arzumuz en az yan etkiyle hastamıza en fazla faydayı sağlamaktır.

    · Metotrexat :

    Bu ilaç kanser tedavisinde de kullanılan bir ilaç olup çoğu hastamız bu nedenle ilk planda ilacı kullanırken çekinmektedir. Fakat yeni deri altından uygulanabilen iğne şeklinde formlarının da çıkmasıyla ilaç genelde hastalarımız tarafından çok rahat bir şekilde kullanılmaktadır. Kullanım şekli genelde haftada bir veya 2 kezdir ve dozu hastanın kilosuna ve sedefin yaygınlığına göre hesaplanır. İlacın hap şeklinde kullanılmasıyla sıklıkla mide ve sindirim sistemi yan etkileri oluşabilir. Yeni deri altı uygulanan iğne şekliyle haftada bir kullanım ile bu yan etki de ortadan kalkmıştır. Metotrexat sedef hastalığında yanlış çalışan bağışıklık sistemi hücrelerini azaltarak etkisini gösterir. Aylarca dermatolog kontrolünde rahatlıkla kullanılabilir. Dikkat edilmesi gereken dermatoloğunuz tarafından önerilen tahlilleri düzenli yaptırmanızdır. Bunun dışında sağlık personelleri ve yakınlarında tüberküloz(verem hastalığı) bulunanlar dikkatle takip edilmelidir. Metotrexat kullanan hastalar çevrelerinde gribe yakalananlar bulunduğunda kendilerini korumalı, halsizlik öksürük gibi şikayetler ortaya çıktığında ateşin yükselmesini beklemeden doktorlarına danışmalıdırlar. Metotrexat basit bir enfeksiyonun bulgularını gizleyerek hastalığın artmasına neden olabilir. Uzun dönemde kullanımlarda karaciğer üzerine yan etkiler oluşturabileceğinden doktorunuz bazı durumlarda karaciğer biyopsisi isteyebilmektedir. Metotrexatı kullanırken başka ilaçlar kullanacağınız zaman doktorunuza danışmalısınız. İlacın etkisi genellikle 1 ay içersinde ortaya çıkar ve yeni uygulanan dozlarla beraber devam eder.

    · Acitretin ( Neotigason ) :

    Acitretin türü ilaçlar A vitaminin değiştirilmesiyle elde edilmektedir. Hap şeklinde kullanılan ilaçlardır. Dozu ve kullanım süresi kilonuza ve sedefinizin ağırlığına göre hesaplanır. Bu ilaçlar cildi soyarak ve cildin yenilenme süresini ayarlayarak sedefi düzeltirler. Bu nedenle neredeyse bu ilacı kullanan her hastada gördüğümüz yan etkisi dudakta kuruma ve çatlama yapmasıdır. Bununla beraber eller ve ayakların cildinde soyulma incelme ve tüm vücutta hafif kuruluk yapabilmektedir. Tırnak değişiklikleri ve saç dökülmesi sık görülen yan etkilerdendir. Yüz cildi de kuruduğu ve hassas bir hale geldiği için mutlaka özellikle yazın yüksek koruma faktörlü güneş koruyucu kullanılmalıdır. İlacın kullanımı sırasında oluşan göz kuruluğu lens kullanan hastalarda problem oluşturacağı için lens kullanımı önerilmez. Acitretin kan yağlarınızı yükseltebilir ve karaciğer fonksiyonlarında yükselmeye neden olabilir. Bu nedenle aralıklarla doktorunuz sizden bazı tahliller isteyecektir. Acitretin uzun vadede güvenle kullanılabilen bir ilaçtır. Acitretin’in en önemli yan etkisi rahimdeki bebek üzerinedir. Acitretin kullanan bayanlarda hamilelik oluşursa çok yüksek oranda sakat bebek doğurma riskleri vardır. Bu nedenle ilaç kullanılırken ve bıraktıktan 2 sene sonrasına kadar bayanların çocuk sahibi olması önerilmez. Aynı zamanda emziremezler. İlacın bu yan etkisi nedeniyle verecekleri kan hamile bir bayana gidebileceği için bay bayan acitretin kullanan tüm hastaların kan vermeleri sakıncalıdır. İlaç başlandıktan sonra tam etkisini 1-2 ay içersinde göstermeye başlar.

    · Siklosporin :

    Kapsül şeklinde alınan bu tedavi sedefin oluşmasında etkili bağışıklık sistemi hücrelerini baskılayarak sedefi düzeltir. Siklosporin organ nakledilen hastalarda organın vücut tarafından reddini engelleyen bir ilaçtır. İlacın uzun vadede böbrekler ve kanda bulunan bazı elementler üzerine yan etkileri olabileceği için ilacı kullanırken düzenli tahliller yapılmalıdır. Siklosporin yaklaşık 1-2 ay içersinde sedef üzerine iyileştirici etkisini gösterir.

    · Biyolojik tedaviler :

    Sedef tedavisinde son olarak piyasaya verilen ilaçlardır. Sedefin oluşma nedeni üzerine etki göstermekle beraber bazıları oluşturdukları ciddi yan etkiler nedeniyle piyasadan çekilmişlerdir. İğne şeklinde uygulanan tedavilerdir. İlacın türüne göre haftada bir veya 2 haftada bir şeklinde uygulanabilirler. Metotrexat’a benzer şekilde bağışıklık sistemini baskılarlar bu nedenle kullanan hastalar kendilerini enfeksiyonlara karşı korumalıdır. Diğer sistemik tedavilerde olduğu gibi belirli aralıklarla tahlillerle kontroller yapılmalıdır. Biyolojik tedaviler ülkemizde eğitim araştırma hastaneleri veya üniversite hastaneleri tarafından düzenlenen sağlık raporlarıyla SGK (SSK,Bağkur ve Yeşilkart) tarafından karşılanmaktadır. Genelde oldukça yeni olan bu tedavileri daha önce bazı ilaçları kullanan ve fayda görmeyen hastalarımızda kullanmaktayız.

    · İklim tedavileri ( Balıklı göl, Lut gölü ve diğerleri)

    Sivas’ta bulunan balıklı göl ve diğer bölgeler kuşkusuz hastalarımızın bize en sık sordukları tedavilerin başında yer alır. Balıklı göldeki balıkların hikmeti aslında sedef kabuklarını yiyerek yaranın kalınlığını azaltmaktır. Sedef yaraları incelen hasta açık havuzlarda güneşlenir ve aslında bizim hastane şartlarında yaptığımız ışık tedavisini doğal şartlarla uygulamış olur. Güneş ışığındaki mor ötesi ışık zayıf bir ışıktır ama balıkların incelttiği yaraya rahatlıkla nüfuz eder. Biz de fototerapi öncesi kalın yaraları olan hastalarımıza kabuk soyucular verip bu etkiyi sağlıyoruz. Fakat balıklı gölün en önemli etkisi kuşkusuz psikoloji üzerinedir. Dünyasında tek ve yalnız olduğunu düşünen hastamız burada bir çok sedef hastasıyla karşılaşır, dertleşir, hayatını paylaşır. Kendinden daha kötü durumdaki hastaları görüp haline şükreder. Sağlık Bakanlığımız kaplıca tedavisi olarak gördüğü bu tedaviyi sağlık raporu çıkartılması koşuluyla belirli bir yüzde ile karşılamaktadır. Tabii negatif olarak bahsedilen konu hijyendir. Kalabalık havuzlarda teorik olarak yaraları ısıran balıklar hastalar arasında hastalık taşıyabilirler. Teorik olarak bu risk varsa da bilimsel bir yayınla ispatlanmamıştır. Lut gölü İsrail’de yer alan bir göl olup atmosferinde mor ötesi ışık yoğundur bu şekilde sedef yaralarına faydası olmaktadır. Yani iklim tedavilerinde faydası dokunan unsurları biz zaten hastane şartlarında sağlayabilmekteyiz.

    Doktorunuz size uygun tedaviyi nasıl seçer ?

    Sedefin yaygınlığı, yaşınız , Neotigason gibi tedavilerde hamilelik durumu nedeniyle cinsiyetiniz ve sedefinizin tedavilere direnci büyük rol oynamaktadır. Genellikle biz hastanemizde sınırlı bölgelerdeki sedef için mikrofototerapi ve merhem tedavisi daha yaygın sedef için ise hap ve iğne tedavileri uygulamaktayız. Uzun süreli, kullanılan merhemlere direnç kazanmış sedefte de sistemik tedaviler kullanılabilmektedir.

    Sedef tedavisinda altın kural : Takiplere gelmektir

    Sedefin her hastada nasıl ilerleyeceği bir bilinmezdir. Bu nedenle biz hastalarımıza gerekli tedavileri önerdikten sonra onları kontrole çağırırız. Verilen ilaçlar ilk planda sedefi düzeltmeyebilir. Bunu gördüğümüzde ilaç değişikliği yapar ve sedef yaralarını düzeltmeye bir adım daha yaklaşırız. Bu nedenle hastalarımızın takiplerine mutlaka gelmeleri lazımdır.

    Sedef ve Psikoloji

    Sedef hassas ve düşünceli kişilerin hastalığıdır. Genelde ince düşünceli, hissettiklerini dışarı yansıtmayan, günlük hayatta belirli konuları kendine dert edinip uykularını kaçıran kişilerde sedef yoğun seyreder ve sık tekrarlar. Çözülemeyen sorunlarda başvurulması gereken bir psikolog veya acil bir tatil belki de en iyi reçete olabilir. Yine de bu tür düşünce yapısına sahip hastalarımız için en iyi öneri biraz daha “vurdumduymaz” olmalarıdır.

    Sedeflilere Ulaşın & Paylaşın

    Sorunlarınızın ve hastalığınızın üstesinden gelmenin en iyi yolu hayatınızı diğer sedeflilerle paylaşmaktır. Yalnizdegilim.com sitesindeki ve doktorsitesi.com’da yer alan sedef forumlarına üye olmayı ihmal etmeyin.