Kategori: Dermatoloji

  • Tıbbi ayak bakımı

    Tıbbi Ayak Bakımı

    Ayakkabıların içinde esir ederek tüm ağırlığımızı taşıttığımız ayaklarımıza, yani vücudumuzun en ağır işçilerine gereken önemi vermiyoruz.

    Doğuştan ya da ileri yaşlarda, ortaya çıkan kemik deformiteleri, metabolizma bozukluğundan kaynaklanan diyabet (şeker) hastalığı, dolaşım bozuklukları, trafik kazaları ve diğer nedenlerden dolayı ayak sağlığımız bozulmaktadır. Ülkemizde yaklaşık her beş kişiden birinin ayaklarında sorun vardır. Özellikle ileri yaşlarda ayak sorunları oluşmasını önlemek ya da geciktirmek için ayak sağlığımıza dikkat etmeliyiz.

    Ülkemizde bir şekilde ayak sorunları ile ilgilenen yerler olmakla birlikte, sorunu olan kişiler nereye başvuracağını gerçekte tam olarak bilememekte ve zaman zaman sıkıntılı durumlarla karşılaşmaktadırlar.

    Ayak sağlığı ve bakımı ile ilgilenen alan “podiatri” olarak bilinir. Podiatrinin ‘önleyici’ yani ayakla ilgili sorun oluşmadan önce önlem almada önemli olduğunu bilmek gerekir.

    Diabetli ayaktan batık tırnağa, nasırdan mantara, düz tabanlıktan topuk dikenine dek birçok sorun yaşadığımız ayaklarımız podiatrinin uygulama alanına girer. Ayaklarımıza hak ettiği önemi verip, düzenli bakımını yaptırmamız gerekir.

    Ayakta En Sık Rastlanan Sorunlar

    *Ayak Ağrıları:

    *Nasır:

    *Diyabetik Ayak:

    *Terleyen ve Kokan Ayaklar: Aşırı terleyen ve havasız kalan ayaklarda, bakterilerin etkisiyle hoş olmayan ve kişiyi itici yapabilen kokular ortaya çıkar; çoğu zaman yalnızca yıkamak yeterli olmayabilir. Uygun bakım ürünleri kullanımı ve ayak bakımı ile sorun çözülebilir.

    *Ayaklarda Aşırı Yanma ya da Soğukluk Hissi

    Topuk ve Ayak Tabanı İle İlgili Sık Rastlanan Sorunlar

    *Topuk Dikeni: Topuk ağrılarının en sık nedenidir. Ayaktayken ve özellikle sabahları yataktan kalkıldığında ağrı oluşturur. Taban çökmesi, çok fazla ayakta kalma, hareketsiz yaşam tarzından birden hareketli yaşama geçilmesi gibi, ayak için aşırı yüklenme oluşturan durumlarda, topukta tahrişe bağlı kemikleşme ve diken görüntüsü oluşur. Topuk yastığı ya da uygun tabanlık kullanımı rahatlatıcıdır.

    *Plantar Fascia Tahrişi: Ayak tabanı ve topukta ağrı oluşturur; sabah belirgin olan ağrılar hareket ettikçe azalabilir. Ayak tabanında tarak kemiklerinin başı ile topuk kemiği arasında uzanan “plantar fascia”nın üzerine aşırı yüklenme sonucu ortaya çıkar. Fazla kilo, yanlış ayakkabı kullanımı, taban çökmesi, günlük aktivitede ani ve belirgin artış bu rahatsızlığa neden olabilir. Uygun tabanlık kullanımı genellikle rahatlatıcıdır.

    *Çatlamış Topuk: Derinin kurumasına bağlıdır ve sık görülür. Çatlak derinleşirse acı, kanama ve iltihaplanma olabilir. Nemlendirici ve gerekirse uygun tabanlık kullanımı yararlı olabilir.

    Tırnaklarla İlgili Sık Görülen Rahatsızlıklar

    *Batık Tırnak:

    * Kalınlaşmış Tırnak

    Tırnaklar, kişilerin temizliğini ve sağlığını yansıtan başlıca özelliğidir. Görünümlerini iyileştirmek ve sağlığını koruyabilmek için genel vücut sağlığına ve beslenmeye dikkat edilmelidir. Ayrıca, dıştan uygulanacak bakımlar da ihmal edilmemelidir. Tırnak bakımına özen gösterilmezse birçok tırnak hastalığı gelişebilir, kozmetik olarak rahatsız edici sonuçlar (şekil ve renk bozukluğu gibi) ortaya çıkabilir. Dermatologlar, her gün tırnak sorunu için başvuran ve çözüm arayan birçok hasta görmektedir.

    *Mantarlı Tırnak

    A. Genel Ayak Bakımı

    Aktif ve üretici yaşam ayak sağlığına bağlıdır. Ayakların önemsenmesi, bakımının doğru ve periyodik şekilde yapılması yaşam kalitesinin yükselmesine önemli katkı yapar.

    Kliniğimizde, Türkiye'de bu alanın öncüsü ve güvenilir kurumu İSVEÇ AYAK SAĞLIĞI ile iş birliği içerisinde, “kuru sistem” ayak bakımı yapılmaktadır. Kuru sistemde ayak suya sokulmadan işlem uygulanır. Doğru tırnak kesimi yapılır, deri kalınlaşmaları ve nasırlar temizlenir, kalınlaşmış tırnaklar inceltilir, tırnak kanalları temizlenerek gerekli destekler yerleştirilir. Genel ayak bakımı, ayak problemleri için geliştirilmiş özel GEHWOL ürünleri kullanılarak yapılır.

    Yaşam kalitesinde detaylar önemlidir. Sağlıklı ayaklar kaliteli yaşamın önemli bir parçasıdır. Podiatrinin ilgilendiği ayak sağlığı ve bakımı lüks değil, aksine gereksinimdir.

    B. Nasır Tedavisi

    Sıklıkla uygun ayakkabı kullanmama ya da taban deformasyonu sonucu oluşur. Aslında vücudun savunma aracı olan nasır, giderek rahatsızlık unsuru olur. Tedavi hem nasırın uzaklaştırılması, hem de ayaktaki sürtünme ya da basıncın ortadan kaldırılmasıdır; bu aşamada uygun ayakkabı ya da tabanlık seçimi önemlidir.

    Problemin kaynağına göre bir ya da birkaç bakımla düzelebilen ya da ömür boyu sürekli bakım yapılması gereken nasırlar olabilir. İyi sonuç elde edilebilmesi için düzenli bakım yapılması gereklidir.

    Nasır bandı kullanılması uygun değildir; asit içeriğinden dolayı tahriş oluşturup deride yara yapabilir. Doğru olanı, nasırın ayak bakım uzmanı tarafından alınmasıdır.

    C. Batık Tırnak Tedavisi

    Toplumun çok geniş bir kısmında karşılaşılan bir problemdir. Yanlış tırnak kesimi, doğuştan gelen dönük tırnak yapısı, giyilen ayakkabılar, kaza ile üstüne basılması gibi nedenlerle ortaya çıkabilir.

    Batık tırnak hemen tedavi edilmelidir, batan kısım konunun uzmanı tarafından alınmalıdır. Çok sık tekrarlayan batıklarda tırnak kanalına uygun yöntemlerle müdahale edilerek batmadan uzaması sağlanmaya çalışılır.

    Batan tırnağın bütünüyle çekilmesi genellikle geçici bir çözümdür; tırnağın yeniden

    uzaması sürecinde batma olasılığı yüksektir. Çekim sırasında tırnak yatağının zedelenmesi nedeniyle yeni büyüyen tırnak eskisinden daha kalın ve batmaya yatkın özellikte olabilir. Bu nedenle, çekimden önce diğer yöntemlerin denenmesi daha uygun olur.

    Tırnak kesiminde dikkat edilmesi gereken özellikler vardır. Tırnaklar doğal çizgisine uygun

    şekilde düz kesilmesidir; köşelerin kesilmesi batığa yol açabilir, yuvarlak törpülenmelidir. Tırnaklar dipten kesilmemelidir, uçtan bir kısım tırnak bırakılmalıdır. Tırnak altları, yatağı bozabilecek sivri uçlu cisimlerle temizlenmemelidir, tırnak fırçası kullanılması daha uygundur. Tırnakların da, ayak derisi gibi, nemlendirilmeye ve yumuşatılmaya gereksinmesi vardır.

    Kliniğimizdetırnağın batmadan doğru uzaması için tırnak kanalını temizleme ve destekleme işlemleri yapılır. Bazen tırnak kanalında, batık tırnak gibi acı veren nasır oluşabilir, bunun tırnak batması ile ayrımının yapılması ve uygun şekilde tedavi edilmesi gerekir.

    D. Mantarlı Tırnak Tedavisi

    Tırnağın mantar hastalığı, genellikle ayak, nadiren elin bir ya da iki tırnağında başlar; daha sonra bütün tırnaklara yayılabilir. Tedavi edilmedikleri zaman vücudun diğer bölümlerine yayılabilir, ailenin diğer elemanlarına bulaşabilir. Tedavi edilmeyen ayak tırnağındaki mantar enfeksiyonu bacaklarda kalıcı lenf ödeme neden olabilir. Bazen, hastanede yatarak tedavi gerektirecek şekilde, bakterilere bağlı daha ciddi enfeksiyonlara neden olabilir.

    E. Diyabetli Ayak Bakımı

    “Diyabetik ayak” tablosu, diyabet hastalarının birçoğunda zamanla görülen bir durumdur. Öncelikle ayaklar hissizleşir (nöropati) ve yara oluşumu hasta tarafından fark edilmeyebilir. Ayrıca, ilerleyen dönemlerde kılcal damar daralmaları da yara iyileşmesini zorlaştırır. Zamanla ayağın kesilmesine dek uzanan sonuçlar ortaya çıkabilir. Bu nedenle diyabetlilerde ayak bakımı özel önem taşır.

    F. Pedograf (Ayak İzi İncelemesi) ve Tabanlık Uygulaması

    Ayak ağrıları, ayakta en sık görülen rahatsızlıklardan birisidir. Kişiler bu ağrıları genellikle kabullenmiş görünürler. Ayak ağrılarının en sık nedeni tabanın düzleşmesidir; sanılanın aksine, bu durum sonradan oluşabilir. Ayak yaşa bağlı olarak uzar ve genişler, ayak numarası büyüyebilir; bu aşamada taban çökmeye başlar ve ayak kaslarındaki yorgunluk, zorlanma gibi nedenlerle ağrılar başlar. Bu durumda uygun tabanlık desteği çok yararlıdır. Ancak, tabanlık kullanılması gereken durumlara karşın, bir de ortopedik özellikte olmayan ayakkabı kullanımı bu ağrıları artırır.

    Hamileliğin özellikle ilerleyen dönemlerinde ayaklarda ödem oluşur. Hamilelerde hormonal değişiklikler, vücut ağırlığının artması ve ağırlık merkezinin değişmesi nedeniyle ayak kemikleri çökebilir. Bu durumda uygun tabanlık kullanımı yararlıdır.

    G. Ayak Bakımı Ürünleri

    Ayakta konforu artırmak için ayak bakım ürünleri ile küçük ayak problemlerini hemen giderecek basınç giderici ve düzelticiler kullanılabilir.

    1. Ayak Kremleri

    2. Basınç Gidericiler

  • Cilt sarkması ve kırışıklık tedavisinde, yeni ve etkin yöntem: ultherapy

    Yüz ifademiz birçok şey anlatır. Çoğu zaman yüzdeki kırışıklıklar için ‘tecrübe’, sarkma ve üzgün görünüm için ‘yorgunluk’ tanımı yapılır. Bunlara çözüm olarak ‘estetik cerrahi’ her zaman bir seçenektir. Ama şimdi yeni bir seçenek olarak, cerrahi uygulamaksızın yüz asma yöntemi olan Ultherapy ile, zamanın ve yerçekiminin ciltte yarattığı tahribatı önemli oranda düzeltmek mümkün olabilmektedir.

    Ultherapy ile 30 dakikalık tek bir uygulama sonunda meydana gelen ‘güzel’ görünüm, cildin kendi iyileşme sürecini kendisinin yaratması sonucu olarak, cilt altında yer alan bağ dokusunun güçlenmesi ile meydana gelmektedir.

    Ultherapy’nin işleyişi nasıldır?

    Diğer ultrason uygulama yöntemlerinde olduğu gibi, uygulama başlığı cilde temas ettirilir ve uygulamayı yapacak uzmanın çalışma alanını planlayabilmesi için cilt ve cilt altı dokusu Ulthera cihazının ekranında görüntülenir. Ardından aynı uygulama başlığı ile cilt yüzeyinin 4,5mm ve 3mm derinine odaklanmış termal (ısıya bağlı) hasar odakları oluşturulması yolu ile cildin bundan olumlu anlamda yararlanması sağlanır. Bu işlem sırasında cilt yüzeyi tahrip edilmez. Zamanla mükemmel bir sıkılaşmanın oluşması sonucunda doğal bir ‘yüz germe’ etkisi gözlenir.

    Uygulamanın diğer ameliyatsız yüz germe işlemlerinden farkı nedir?

    Ultherapy, odaklanmış ultrason teknolojisinin kullanıldığı ‘tek’ cilt yenileme (skin rejuvenation) yöntemidir.

    Güvenilir teknolojisi sayesinde ciltte tek bir uygulama ile etkili ve memnuniyet verici sonuçlara ulaşmak mümkün olmaktadır.

    Uygulama sırasında ve sonrasında neler hissedilir?

    Uygulama sırasında hissedilenler kişiye göre farklılık gösterse de, kişilerin uygulamada hissettikleri acı hissi anlık ‘iğne batması’ gibi tanımlanmaktadır.

    Uygulamanın hemen ardından kişi günlük yaşamına dönebilir. Dikkat edilmesi gereken herhangi bir durum bulunmamaktadır. Bazı kişilerde uygulama sonrası hafif kızarıklık oluşsa da, bu durum birkaç saat sonra normale dönmektedir.

    Ultherapy güvenli bir yöntem midir?

    Ultrason enerjisi tıpta yaklaşık 50 yıldan beri son derece güvenli şekilde kullanılmaktadır. Klinik çalışmalarda herhangi bir yan etkisinin olmadığı kanıtlanmıştır.

    Nasıl bir sonuç beklentisi olmalı?

    Uygulama sonrasında rejenerasyon (cildin kendini yenileme) süreci hemen başlar, ama hedeflenen belirgin sonuçları 60-90 gün sonra gözlenir.

    Amerikan FDA standartlarına göre, 10 hastadan 9'unda, yapılan kaş asma çalışmasında gözle görülür lift-up (kaldırma) etkisi tespit edilmiştir; bu etki sonucunda göz çevresindeki gevşeme ve göz kapağındaki kırışmada azalma meydana gelmiştir. Boyun ve yüz bölgesine uygulama yapılan kişiler daha sıkı, daha gergin ve daha kaliteli bir cilde sahip olduklarını ifade etmişlerdir.

    Bugüne kadar cerrahi müdahalelerde elde edilen dramatik sonuçlara denk sayılabilecek ama cerrahi olmayan bir yöntem yoktu. Ancak, bugün mükemmel bir germe ve lifting (yüz asma) yapabilen Ulthera teknolojisi önemli bir seçenek oluşturmaktadır.

    Kimler Ultherapy uygulaması için uygun adaylardır?

    Vücudunun herhangi bir yerinde, cildini gevşek ve sarkmış hisseden tüm kişiler Ultherapy uygulaması için uygun adaylardır.

  • Cilt sıkılaştırma için ilk ışık esaslı çözüm : titan

    Yaş, genetik özellikler, hızlı kilo değişiklikleri, gebelik gibi birçok etkene bağlı olarak, ciltte gevşeme ve sarkmaların oluşması doğal yaşamın bir parçasıdır. Kadın ya da erkek birçok insan için önem taşıyan bu sorunla ilgili olarak, cildi sıkılaştırıcı yöntemler üzerinde sürekli olarak araştırmalar yapılmaktadır.

    Cilt sıkılaştırmada kullanılan yöntemler nelerdir?

    Cerrahi müdahale, mezolifting, myolifting, oksijenterapi, LPG (derin doku masajı) gibi yöntemler uzun zamandan beri kullanılmaktadır.

    Ancak son dönemlerde, etki mekanizması yönüyle tüm bu uygulamalardan farklılık gösteren, TİTAN yöntemi denen ve oldukça etkin başka bir seçenek daha uygulanmaktadır.

    TİTAN uygulaması nedir? Estetik dünyasına getirdiği yenilikler nelerdir?

    TİTAN uygulaması, cerrahi olmayan, güvenli ve bir kızıl ötesi ışık kaynağı kullanımı ile cildi sıkıştırarak, yaşlılık izlerini geri çevirebilen bir yöntemdir.

    Estetik dünyasına getirdiği en önemli yenilik, sarkmış olan cildi sıkılaştırma yolu ile germe işlemini, cerrahi uygulanmaksızın, bir ışık kaynağı kullanarak yapan ilk sistem olmasıdır.

    Ayrıca, TİTAN uygulanan kişi, yüz bölgesi tedavi edilmiş olsa bile, uygulamadan hemen sonra rahatlıkla işine ve sosyal yaşamına dönebilmektedir.

    Etki mekanizması nedir? Yaşlılık izlerini nasıl geçiriyor?

    TİTAN, dermis’i (derinin alt tabakası) ısıtarak kolajenin çekmesini sağlar; ancak bu sırada epidermis’i (derinin üst tabakası) sürekli soğutarak korur. Buna ek olarak, TİTAN uzun dönemde kolajenin yeniden yapılanmasını uyararak hastaların daha genç görünümlü bir cilde sahip olmasına yardımcı olur.

    TİTAN vücutta hangi bölgelere uygulanabilir?

    Bu yöntem, yüz, boyun, karın, kalça ve kollar dahil olmak üzere, tüm vücuttaki gevşek ve sarkmış cildi sıkılaştırmak ve kaldırmak için kullanılabilir.

    En iyi sonucu verdiği bölgeler nelerdir?

    Tüm vücuttaki gevşemiş ve sarkmış olan ciltte genellikle iyi sonuçlar ortaya çıkmaktadır; ancak, karın, yüz ve submental (gıdı bölgesi) bölgede daha çarpıcı sonuçlar alındığı gözlenmiştir.

    En az kaç seans uygulanması gerekir?

    Genelde 2 seans uygulanır. Ancak, kişinin yaşına, cilt yapısına ve yanıtına göre değişmekle birlikte, 6 ay bekleyip gerekirse 3. uygulama da yapılabilir.

    Uygulanan bölgelerde etkisi ne kadar sürer?

    ABD’de ilk çıktığı tarihten beri kullanan doktorların verdiği raporlara göre, yaklaşık 1,5 yıl önce uygulanan ilk vakalarda TİTAN’ın etkileri hala devam etmektedir. Bunun ötesinde bir süre verilmesi şu an için gerçekçi değildir.

    Yaş sınırlaması var mı? Kaç yaşındaki kişilerde en iyi sonucu verir?

    Titan uygulaması için bir yaş sınırı yoktur; ancak, 60 yaş öncesi hastalarda daha iyi sonuçlar alınmaktadır. Hastanın yaşının genç olması sonuçlar açısından önemli bir avantaj oluşturur.

    Erkeklerde de uygulanabilir mi?

    Sonuçlar açısından cinsiyetler arasında hiçbir ayrım yoktur.

    Yan etkisi var mı?

    Bilinen hiçbir yan etki yoktur.

    Kesinlikle uygulanmaması gereken kişiler var mı?

    Hamileler ve kanser tedavisi gören kişilere uygulanması önerilmez.

    Diğer yöntemlere göre avantajları nelerdir?

    Titan uygulaması:

    *Güvenli, rahat ve cerrahi olmayan bir yöntemdir.

    *Tüm bedendeki gevşek ve sarkmış cildi tedavi edebilir. *Uzun dönemli olarak kolajenin yeniden yapılanmasını uyarır.

    *Sürekli epidermal soğutma sağladığı için cilt sağlığı yönünden güvenlidir.

    Anti-aging yöntemleri içinde maliyet olarak sıralamadaki yeri nedir?

    Cerrahi uygulamaya göre çok daha ucuz olarak kabul edilebilir.

  • Radyofrekans -thermaclınıc

    Radyofrekans dalgalarının enerjisi ile ciltte sıkılaşma ve toparlanma sağlayan bir uygulamadır. Yurt dışında 4-5 yıldan beri kullanılan bu yöntemin en önemli özelliklerinden birisi ameliyatsız, acısız ve güvenli bir uygulama olmasıdır.

    Özellikle yüz germe ameliyatı için erken kabul edilen 35-45 yaşlar ve ameliyat korkusu hissedilen daha ileri yaşlarda, cildinde gevşeme ve sarkma görülen kişilerdeki elastikiyet kaybını gidermek için kullanılmaktadır. Çene altı (gıdı) bölgesinin toparlanmasında, bozulan yüz ovalinin sıkılaştırılmasında başarılı sonuçlar alınmaktadır.

    THERMACLINIC tedavisi nasıl etkili olur ?

    Bi-polar başlık ile radyofrekans dalgalarının enerjisi uygulamanın yapıldığı bölgedeki cilt ve

    cilt altına gönderilir. Selektif (seçici) ısı etkisi ile ciltte kolajen yapımı uyarılarak zamanla yeni ve düzgün kolajen oluşumu sağlanır. Böylece cilt sıkılaşır, yüz ovali belirginleşir, daha genç bir cilt kalitesi elde edilir.

    THERMACLINIC uygulaması ne kadar sürer? Hangi bölgelere uygulanabilir ?

    İşlem süresi, yapılacak alanın büyüklüğüne bağlı olarak, 20 dakika ila 2 saat arasında

    değişir.

    Yüzde alın, göz çevresi, yanaklar, ağız çevresi, çene ve çene altı, boyun ve dekolte

    bölgesine uygulanabilir.

    Kaç seans gereklidir ve sonuçlar ne zaman görülür ?

    Seans sayısı ve hastaya uygulanacak tedavi yöntemi, hastanın ihtiyaçları ve istekleri

    doğrultusunda, doktor tarafından belirlenmelidir. Aslında bazı değişiklikler ilk seanslardan hemen sonra

    ayırt edilebilmektedir. Ancak görülebilir sıkılaşma ve şekillenme, uygulamadan sonraki 2-6 ay arasında

    giderek artan bir şekilde ortaya çıkmaktadır.

    THERMACLINIC tedavisinin etkinliği ne kadar sürer?

    Tedavinin etkinliği varolan kolajeni sıkılaştırması ve altı ay içinde yeni kolajen yapımını başlatması şeklindedir. Yapılan klinik çalışmalara göre sonuçların yeterince uzun süreli olduğu ve bunun hastanın doğal yaşlanma hızına bağlı olarak değişkenlik gösterdiği bildirilmiştir.

    Güvenli bir yöntem midir?

    THERMACLINIC uygulaması mükemmel bir güvenlik kaydına sahiptir. Şu ana kadar ciddi ve

    kalıcı hiçbir yan etki bildirilmemiştir.

    Dermatolog doktorlar tarafından geliştirilen bu sistemin, ciltteki kırışıklıklar ve cildin

    toparlanması ile ilgili olumlu etkileri, yüzlerce hasta üzerinde yapılan klinik

    çalışmalarla kanıtlanmıştır.

    Sonuç olarak denilebilir ki, kadınlar kadar erkeklerin de yararlanabildiği THERMACLINIC uygulamaları ile daha genç görünümlü, sıkılaşmış ve canlanmış bir cilde kavuşmak mümkün olabilmektedir.

  • Saç tedavisinde yeni bir yöntem : prp

    PRP tedavisi, dünyada sürekli gelişme gösteren modern tıbbi uygulamalar arasında önemli bir basamaktır. Ülkemizde yeni yeni uygulanmaya başlanan PRP, saç dökülmesi, deri tabakasının gençleşmesi, yaraların iyileşmesi ve akne izlerinin tedavisinde uygulanan alternatif bir yöntemdir.

    PRP (Platelet Rich Plasma) trombosit yönünden zenginleştirilmiş plazmadır, ayrıca “otolog kan konsantrasyonu” olarak da bilinir. Trombositler, dokuların iyileşmesinde ve kanın pıhtılaşmasında önemli bir rolü olan özel bir kan hücresidir.

    PRP’deki içerik hastanın kendi kanından alındığı için alerjik reaksiyon ve enfeksiyon riski bulunmaz. Kanın alınmasında, plazma materyalinin hazırlanmasında steril bir kit kullanıldığından HIV, Hepatit B, Hepatit C gibi bulaşıcı hastalık riski yoktur.

    PRP Saç Tedavisi Nedir?

    PRP tedavisi zayıflayan, ölmeye başlayan saç kökleri ve ince tüy haline gelen saç tellerinin canlanması ve saçların eski sağlığına kavuşması amacıyla yapılır.

    PRP (Platelet Rich Plasma) tedavisi, hastanın kendi kanının özel işlemlerden geçirilerek trombositten zengin hale getirilmesi ve bunun seyrelmiş ya da saçsız olan bölgeye enjekte edilmesi işlemidir.

    PRP tedavisi uzun yıllardır Avrupa ve Uzakdoğu’da uygulanan bir tedavi yöntemidir. Son dönemlerde saç dökülmesi sorunu yaşayan, saçlarında incelme ya da seyrelmeler başlamış kişilere de PRP tedavisini önerilmektedir. Türkiye’de yakın zamanlarda uygulanmaya başlanan PRP tedavisi sayesinde saç yenilenmesinde çok olumlu etkiler gözlenmiştir.

    PRP Tedavisinin Saça Uygulanması Nasıl Olur?

    Önce saç sorunu yaşayan hastanın venöz kanından 8cc alınır. Kan santrifüj edilir. Kırmızı kan hücrelerinden ayrışan plazma kısmı özel bir işleme tabi tutulur ve seyrelmiş ya da saçsız bölgeye napaj yöntemiyle enjekte edilir.

    PRP tedavisinde elde edilen plazmada akyuvar, trombosit, pıhtılaşma faktörleri ve PGF (Trombosit Büyüme Faktörü)’ler bulunur. PRP yönteminde büyüme faktörleri kök hücrelerin göçünü ve çoğalmasını tetikler. Böylece dokuda yenilenme süreci başlatılmış olur.

    Bu uygulamanın temeli doku yenilenmesi esasına dayanır. Uygulama toplam 30 dakika sürer. Bu süre içerisinde herhangi bir acı ya da iz oluşmaz.

    PRP Tedavisinin Süresi

    Ayda 1 kez, toplam 3 seans yapılan tedavi ile saç kökleri güçlenmekte, zayıf saç tellerinin dökülmesi azalmaktadır. Tedavi 6 ay-1 yıl sonra tekrarlanabilir.

    Kadınlarda ve erkeklerde, androgenetik alopesi (hormonlara bağlı erkek tipi saç dökülmesi) dahil, tüm saç dökülme tiplerinde etkilidir. Doğum sonrası saç dökülmesi, alopesi areata (saç kıran), kronik hastalıklara ( şeker hastalığı, tiroid hastalığı) bağlı saç dökülmeleri, ilaçlara bağlı saç dökülmeleri, protein ve demir eksikliğine bağlı saç dökülmelerinde uygulanmaktadır.

  • Gençliğin ve sağlığın sırrı damarlarınızda

    PRP nedir?

    PRP, “Platelet Rich Plasma- platelet yönünden zenginleştirilmiş plazma uygulaması” adı verilen tedavi yönteminin kısaltılmış ismidir. Bu uygulama, kişiden alınan az miktarda kanın özel bir tüpte santrifüj edilerek bileşenlerine ayrıştırılması ve bu işlem sonunda elde edilen az miktardaki “platelet yönünden zenginleştirilmiş plazma”nın (PRP), yine aynı kişiye enjeksiyon yoluyla geri verilmesini temel alır.

    PRP uygulamasında amaç nedir?

    Plateletler ya da diğer adıyla trombositler, vücudumuzdaki hasarlı dokuların onarımını ve doğal hallerine dönmelerini sağlamak için gerekli olan “büyüme faktörlerini” yapısında barındıran kan bileşenleridir. Dokularımızda herhangi bir hasar oluştuğunda, kanımızdaki plateletler bu dokuda toplanarak bir onarım süreci başlatır. PRP uygulamasının amacı, bu hedef dokuya normal kan dolaşımı ile taşınabilecek olandan çok daha fazla sayıda plateleti verebilmektir. Böylece hasarlı dokunun onarımı daha hızlı ve güçlü bir şekilde başlar, daha çabuk sonuçlanır; çünkü, PRP ile elde edilen plateletlerin yoğunluğu kandakinden 2 ila 4 kat fazladır.

    PRP'nin hedefi yara iyileşmesini sağlamak mıdır? Derinin gençleşmesi ile yara iyileşmesi arasındaki ilişki nedir?

    Derinin yaşlanması bazı fiziksel özelliklerini kaybetmesinden kaynaklanır. Deriyi gençleştirmeye yönelik uygulamalarda temel olarak, vücudun bir yarayı iyileştirirken yaptıklarının çeşitli yöntemlerle taklit edilmesi söz konusudur. Örneğin lazer, peeling gibi yöntemlerle deriye limitleri belli, hafif bir hasar verilir ve bu hasar deriyi hızla iyileştirmek için tetikleyici bir güç olarak kullanılır. Bu hasar sonrasında büyüme faktörleri salınır ve iyileşme süreci başlar.

    Deriyi yeniden yapılandıran maddeleri ya da sentetik olarak elde edilmiş büyüme faktörlerini içeren dermokozmetik ürünler de benzer şekilde bir iyileşme sürecinin başlatılmasını sağlarlar.

    Derideki bir hasarı en etkili, en hızlı ve en doğal biçimde onarabilecek olan yapı, yine derinin ait olduğu bütünün bir parçasıdır. Bu nedenle PRP uygulaması damarlarımızda dolaşan bu sihirli gücü harekete geçiren bir yöntem olarak gelişmiştir.

    Yeni bir yöntem midir? Hangi alanlarda uygulanmaktadır?

    PRP uygulaması hücresel tedavinin uygulama alanlarından yalnızca biridir. Yeni bir yöntem değildir; dental (diş) implantlarla başlayan uygulama alanları estetik tıp, ortopedi, iyileşmeyen yara tedavisi gibi alanlarda hızla yayılmaktadır. Yakın bir gelecekte kronik ağrı tedavisinde, tendon hasarlarında, romatizmal yakınmalarda PRP kullanımına ait çok sayıda bilimsel çalışmanın yayınlanması beklenmektedir.

    Uygulama hangi yollarla yapılmaktadır?

    PRP uygulamalarının birçoğu RegenLab adıyla bilinen biyoteknoloji firması tarafından üretilmiş uygulama kitleri aracılığı ile hekimler tarafından yapılmaktadır. Uygulamalarda PRP ile hazırlanan maskeler kullanılabildiği gibi mezoterapi ve volüm arttırıcı tedavilerde de PRP kullanılabilmektedir.

    En genel tanımla estetik tıpta PRP yüz, boyun, dekolte bölgesi, eller, bacak içleri, kollar gibi vücut bölümlerinde;

    • Lazer / peeling gibi uygulamalardan hemen sonra, derinin hızla yapılanmasını sağlamak,

    • Deride yılların ve UV ışınlarına maruz kalmanın sonuçlarını geriye döndürecek biçimde kırışıklıkların düzelmesini, çöküntülerin giderilmesini, esneklik ve parlaklığın yeniden kazandırılmasını sağlamak,

    • İyileşmesi uzun süren yara, çatlak ve deri niteliğinin zarar gördüğü durumların kontrolünü sağlamak,

    • Saç dökülmesinde tek başına kullanmak veya diğer tedavi seçeneklerinin etkisini güçlendirmek amacıyla uygulanabilir.

    PRP uygulaması bir tür kök hücre tedavisi midir?

    Kök hücre tedavisi veya hücresel tedavi, bir yaralanma veya hastalığı tedavi etmek amacıyla, hasar görmüş olan bir organa yeni hücrelerin tanıtılması anlamına gelmektedir.

    PRP uygulamasında ise, hasarlı dokunun onarımı için, onarımı başlatan ve uyaran bir faktör olarak plateletlerden yararlanılmaktadır; iki uygulama bu anlamda birbirinden farklıdır.

    Hastanın kendi kanının işlemden geçirilip hastaya tekrar verilmesi güvenilir bir uygulama mıdır?

    PRP uygulaması “otolog” dur, yani kullanılan plateletler hastanın kendisinden alınanlardır.

    Kanın alınması, plateletlerin ayrıştırılması gibi işlemler steril ve kapalı bir kit yardımıyla yapılmaktadır, yani dışarıdan da bir bulaşma riski yoktur.

    İşlemden geçirilerek hastaya geri verilen plateletlere dışarıdan eklenen hiçbir şey söz konusu değildir. Bu nedenlerle PRP uygulaması güvenilir olarak değerlendirilebilir.

    Pratikte PRP uygulaması nasıl yapılır?

    Uygulamanın yapılacağı kişiden 2 ya da 3 tüp (16-23 ml) kan alınır, santrifüj cihazı aracılığıyla plateletleri ayrıştırılır. Ayrıştırılan plateletler kitteki tüpün içerisinde birikir ve PRP denilen kan ürünü ortaya çıkar. Bu ürün (PRP) dolgu ya da mezoterapi gibi yollarla deriye uygulanır.

    Uygulama sonrasında ortaya çıkan parlak ve canlı görünümle deriyi gençleştirici etkisi ayırt edilebilir.

    Bu tedavinin uygulanması ne kadar sürer? Özel bir koşul gerektirir mi?

    Toplamda yaklaşık 30 dakikalık bir süre içerisinde, kolayca ve acısız biçimde uygulanır.

    Kanın alınması, plateletlerin ayrıştırılması gibi işlemler bir laboratuvarda yapılabilir mi?

    PRP uygulamasında, kan alınmasından, dolgu, mezoterapi ya da maske uygulamasına kadar olan tüm işlemlerin, teknik ve hijyenik nedenlerle aynı yerde yapılması gerekir.

    Plateletler bizim kanımızda serbest halde dolaştığına göre neden yaşlanan dokuya kendiliklerinden girip bu süreci başlatmıyorlar?

    Aslında kan dolaşımı ile dokulara ulaşan plateletler bunu belirli ölçüde yaparlar. Ancak, genel olarak yaşlanmakta olan bir bedende bu tetikleme yeterli değildir. Bu nedenle plateletler yoğunlaştırılıp PRP haline getirilir ve hedeflenen dokulara, yüze, boyuna, ellere ve diğer alanlara uygulanır.

    Plateleletleri yoğunlaştırarak PRP elde etmek için tek bir yöntem mi vardır?

    Plateletlerin yoğunlaştırılması ile PRP elde edilmesi teknik olanaklarla ilgilidir. Öncelikle, plateletlerin bu zenginleştirme işlemi sırasında herhangi bir hasar görmemesi gerekir. Ayrıca, zenginleştirilme belli düzeyde olmak zorundadır, örneğin aşırı zenginleştirilmiş bir PRP işe yaramayacaktır. Bir hastadan elde edilen kan ürününü aynı hastaya geri vermek için etkinlik ve güvenilirliği onaylanmış ürün ve yöntemler kullanılmalıdır. RegenLab ürünleri, bu alanda etkinlik ve güvenilirlik testleri yapılmış, Avrupa Birliği ülkelerinde medikal gereç olarak onaylanmış, CE damgası taşıyan, tüm dünyada kullanılmakta olan ürünlerdir.

    PRP'nin mutlaka enjekte edilmesi mi gerekir?

    PRP mezoterapi ya da dolgu yöntemiyle deriye verilebildiği gibi, bir maske yardımıyla da uygulanabilir. PRP'yi özel bir kremin içine karıştırıp uygulamak da mümkündür.

    Maske de mezoterapi yöntemi kadar gençleştirici bir etki sağlar mı?

    Sağlar. Çünkü dolgu ya da mezoterapi yolu ile uygulanan PRP kolaylık sağlamak açısından kağıt bir maskeye emdirilerek de uygulanmaktadır, deriye ne yolla verilirse verilsin etkisini gösterecektir.

    PRP yalnız cilt gençleştirme amacıyla değil; iyileşmeyen yaralar, açık yaralar, çene implantları vb. birçok alanda da kullanılabilir.

    Uygulanacak PRP'nin belli bir dozu var mıdır? Ne kadarına ihtiyaç duyulur? Ne kadarı uygulanır?

    Burada doz aşımı gibi bir problem yoktur. Elde edilen PRP'nin tamamı kullanılabilir. Genelde bir mezoterapi kiti ile toplam 8 mililitre PRP elde edilebilir. Bu da yüz, boyun, dekolte bölgesi, kolların dışı, bacakların iç kısmı gibi alanların tamamında tedavi uygulamak için yeterlidir.

    PRP uygulamasında olumlu etki ne zaman görülür?

    Uygulamadan hemen sonra ciltte sağlıklı bir parlaklık ortaya çıkar. Daha sonra bu parlak görünümde biraz gerileme olur, ancak 3 ya da 4 uygulamadan sonra (yani 1 kür uygulandıktan sonra) kalıcı bir etki belirgin hale gelir.

    Etkinin tam olarak sağlanması için kaç uygulama yapmak gerekir?

    Beklenen etki toplam 3 ya da 4 uygulamadan, yani bir kür tamamlandıktan sonra gerçekleşir; kalıcı bir ışıltı, bir toparlanma şeklinde ortaya çıkar.

    Bir kür ile elde edilen olumlu sonuçlar sonradan tamamen kaybolur mu?

    Kaybolmaz, ancak 3 ya da 4 uygulamadan oluşan kürleri her 10-12 ayda bir tekrarlamak gerekir. Bu durumda uygulanan kürlerin etkisi kalıcı bir gençleştirici etkiye eşdeğerdir. Yani, her 15 günde bir yapılacak 3 ya da 4 uygulamadan oluşacak bir kür, ortalama olarak her yıl tekrarlanmalıdır.

    PRP uygulamasının en önemli avantajı nedir?

    Sağlanan gençleştirici etkinin, dolgu ve benzer uygulamalarda elde edilen etkilerden farklı olarak, sadece belirli alanlara yoğunlaşmış olmaması, derinin daha büyük bir bölümüne yayılması ve daha kalıcı olmasıdır.

    Diğer yöntemlerle sağlanan olumlu sonuçlar belli bir süre devam eder, ancak PRP'nin olumlu sonuçları uygulanan kişiye ait olarak tümüyle kaybolup gitmez.

    Bu uygulamada istenmeyen etkiler söz konusu mudur?

    Hastaya kendi kanından üretilen bir materyal (PRP) verilmektedir. Yapılan işlem basitçe yara iyileşmesi sürecini başlatmak ve hızlandırmaktır. İstenmeyen bir etki ile karşılaşma olasılığı oldukça düşüktür.

    PRP uygulaması acı verir mi?

    PRP uygulaması, maske dışında, enjeksiyonla yapılır. Kan alınması esnasında duyulan rahatsızlıktan daha büyük boyutta bir acı hissi beklenmez. PRP ile mezoterapi uygulaması çoğunlukla derinin 1,5mm altına yapılır, deriye hacim kazandırmak için daha derin uygulama yapmak gerekir. Bu uygulamalarda dışarıdan sürülen anestezik kremler acı hissini önemli oranda engeller.

    PRP uygulamasının yapılmasında sakınca olan kişiler var mı?

    Platelet sayısı yetersiz olan hastalarda, kanser hastalarında bu uygulama yapılmamaktadır.

    PRP uygulamasından beklentiler neler olmalıdır?

    Kozmetik amaçlı PRP uygulaması birçok beklentiyi karşılayacak üstün özelliklere sahiptir. Çünkü;

    • Uzun etkilidir,

    • Deriyi en doğal biçimde yeniden canlandırır, yapılandırır,

    • Kolay ve güvenli biçimde uygulanır,

    • Sadece yeni kolajen oluşumunu değil, derinin tüm yaşamsal işlevlerini destekler,

    • Kırışıklıkları ve çizgileri deriyi “doldurarak” değil, “gençleştirerek” giderir.

    • İlk uygulamadan sonra ortaya çıkan parlak, sağlıklı görünüm bir süre sonra hafifçe gerileyebilir; bu nedenle ardışık uygulamalar yapılmalı ve gençleştirici etkinin yığılması sağlanmalıdır.

    3 ya da 4 uygulamadan oluşan kürler her 10-20 ayda bir kez tekrarlandığında, kalıcı sayılabilecek kadar uzun süreli bir gençleştirici etki sağlanmış olacaktır.

  • Power plate

    Spor, sağlık, güzellik, fizik tedavi ve antiaging amaçlı kullanılabilme özelliğiyle bütün dünyada bir devrim olarak nitelendirilen power plate vibrasyon esaslı çalışan bir cihazdır. Dokuların sıkılaşması, selülitin azalması ve özellikle doğum sonrası gevşeyen kasların forma girmesinde etkilidir. Tüm vücuda güçlü bir vibrasyon uygulayarak, yer çekimi kuvvetini yaklaşık 4 kat arttırır. Power Plate'in ürettiği fiziksel vibrasyon kaslara enerji olarak transfer edilir. Kaslarda birbirini takip eden istem dışı kasılmalar olur, öyle ki kaslar saniyede 30-50 kez kasılıp gevşer. Kaslarda oluşan bu hareketler tendonların da gerilmesine neden olur. Bu kasılma derin kas olarak nitelendirilen karın içi kasların ve omuriliği çevreleyen kasların bile kasılmasını sağlar. Kaslar derinlemesine çalışarak kısa zamanda kuvvetlenir. Zamanla dokular sıkılaşır, selülitler azalır ve özellikle doğum sonrası gevşeyen kaslar forma girer.

    Nasıl uygulanır?

    Hemen her yaştaki insana uygun olan Power Plate'i kullanmak için yapılması gereken, üzerine çıkmak ve eğitmenin gösterdiği egzersizleri yapmaktır. Bunlar standart hareketler ya da eğitmenle kişiye özel hazırlanmış hareketlerdir. Pasif bir sistemle çalıştığından kişiye fazla iş düşmez, sadece vücut ve kaslar üzerinde belli bir ağırlık hissedilir. Cihazın en önemli özelliği ise kalbi aşırı yormamasıdır.

    Obezite tedavisine uygun mudur?

    Diyet yapan için egzersiz şarttır. Power Plate egzersizleri, egzersiz alışkanlığı olmayanlar ve egzersize başlayıp bir türlü devam ettiremeyenler için idealdir. Bu özellikle şişmanlık tedavisi yapılan hastalar için önerilir. Amaç, öncelikle kilo problemi olan hastalara yardımcı olmaktır. Normal kiloda olup, bölgesel yağlanma sorunu ve selülit şikayeti olan kişiler için de Power Plate egzersizleri güzel sonuçlar verir.

    Seans süresi ne kadardır?

    Seanslar yalnız 10-15 dakika sürer. Power Plate ile yapılacak 10-15 dakikalık çalışmalar ve bunun haftada 3 kez tekrarı istenilen sonuçları elde etmek için yeterlidir. Power Plate'in en iyi yanlarından biri uygulama kolaylığının olması ve özel bir kıyafet giymeden istenilen kas grubunu çalıştırmasıdır. İstenirse, öğle yemek aralarında bile 10-15 dakika ayırarak, hiç terlemeden, yaklaşık 1,5 saatlik egzersize denk gelen çalışma yapılabilir. Ayrıca , kilo problemi olan hastalarda, dengeli bir diyet ile düzenli Power Plate uygulaması yapıldığında çok güzel sonuçlar alınır. Bölgesel sorunu olanlarda, 7-9 seans sonunda yaklaşık 5-7 cm incelme sağlanır.

    Etkileri nelerdir?

    Metabolizmayı yükseltir: Power Plate, ana metabolizmayı düzenleyerek deri altındaki yağ

    tabakasını azaltır.

    Kas gücünü arttırır: Power Plate ile çalışma esnasında, çalışma bölgesindeki kaslar %100'e yakın bir verimlilik ile çalışır ve gelişir.

    Selülit ve kozmetik yararları: Power Plate ile yapılan masaj özellikli egzersizler deri

    altındaki yağ dokusunun azalmasına, yağ hücrelerinin parçalanmasına, daha sıkı ve sağlıklı bir dokuya sahip olunmasına yardımcı olur.

    Ağrıyı azaltır: Bir taraftan kan dolaşımının hızlanması diğer taraftan istem dışı kasılmalar

    sonucunda, sinirlere gelen ilave ve sık uyarılar nedeni ile hissedilen ağrı azalır. Çünkü Power Plate çalışması esnasında kaslarda oluşan gerilmeler, vücutta ağrılara sebep olan diğer gerilmeleri azaltır.

    Esnekliği arttırır: Geliştirilmiş egzersiz programlarının uygulanması ile vücut dolaşım sistemi

    düzenlenir, bu bölgeler ısıtılarak kas ve tendonlardaki esneklik arttırılır.

    Fitness geliştirir: Power Plate kaslarda “patlama gücü” yaratarak, kas dokusunun kısa sürede

    güçlenmesini sağlar. Bu durum bütün vücut performansının kalbe ve eklemlere aşırı yük bindirmeden artmasını sağlar.

    Dolaşımı düzenler ve hızlandırır: Power Plate çalışması esnasında kaslar saniyede 30-50

    kez kasılarak en küçük kılcal damarlara bile 30-50 kez kadar kan pompalanmasına neden olur.

    Vücut uyumunu geliştirir: Power Plate, kas içi ve kaslar arasındaki koordinasyonu sağlayan

    tüm reseptörlerin aynı anda uyarılmasını sağlar. Böylelikle vücudun koordinasyon yeteneği ve uyumu artar.

    Kemik yoğunluğunu arttırır: Power Plate kemik dokusunun gelişmesini ve kuvvetlenmesini

    sağlar. Bilimsel çalışmalarda, Power Plate uygulamasından sonra kemikte bulunan mineral yoğunluğunda kayda değer artışlar olduğu gözlenmiştir. Özellikle kadınlarda görülen kemik erimesi (osteoporoz) konusunda Power Plate etkili bir mekanizma sunmaktadır. Menopoz döneminden önce Power Plate kullanılması ileride görülebilecek kemik erimesi oranını düşürecektir.

    Kimlere uygun değildir?

    Vücutlarında implant ve protez taşıyanlar, kalp pili olanlar, beyin ameliyatı geçirenler, epilepsi

    hastalığı olanlar, pıhtılaşma bozukluğu olanlar ve gebelerin kesinlikle bu cihazı kullanmamaları gerekir.

  • Ozonterapi

    Oksijenin Yaşamsal Önemi

    Oksijen, canlılar için yaşamsal önemi olan bir değerdir. Açlık ve susuzluğa uzun süreli direnebilen bir canlı, nefes almadan yaşamaya, yalnızca 1-2 dakika dayanabilir. Çünkü, bedenimizdeki tüm canlı normal hücreler için, oksijen gereklidir.

    Günümüzde, birçok hastalığın temelinde, oksijensizlik ya da yeterli oksijen alamama vardır. OZON TEDAVİSİ, işte bu temel üzerine kuruludur. Ozon tedavisi ile hem hastalıkların iyileştirilmesi hem de hasta olmayan kişilerin daha sağlıklı ve nitelikli bir yaşam sürmeleri mümkün olabilmektedir. Çünkü, sağlıklı yaşam, kaliteli yaşamdır.

    Ozon Nedir?

    İnsanoğlu ozonu, atmosferde yoğunluğu azalmış ozon deliği ile tanırken, onun tedavi edici muhteşem özelliğinden habersiz kalmıştır.

    Uzaydan ve özellikle güneşten gelen zararlı ışınların yeryüzüne inmelerine engel olan ve canlıların yaşaması için bir şemsiye görevi yapan ozona eski çağlarda Yunanca ''Tanrının Nefesi'' adı verilmiştir.

    Oksijenin kimyasal bir akrabası olan ozon(03), atmosferde, yüksek enerjiye sahip güneş ışınlarının normal oksijen molekülüne(02) çarpmasıyla ortaya çıkan oksijen atomlarının(0), diğer oksijen molekülleriyle(02) birleşmesi sonucu oluşur. İki atomlu normal atmosferik oksijenin(02), yüksek enerji taşıyan bir başka şeklidir. İnsan eliyle ozon üretimi de, benzer yöntemlerin, özel cihazlar yardımıyla uygulandığı ozon jeneratörleri ile olmaktadır. Ozon, renksiz ve keskin kokulu bir gaz olup, kimyasal olarak kararsız bileşik özelliğindedir.

    Medikal Ozon Nedir?

    Medikal (tıbbi) ozon, %5 ozon-%95 oksijen karışımından oluşmaktadır. Ozon, çok yüksek oksidasyon (yakma) gücüne sahip olduğu için, tıpta “aktif oksijen” ya da “süper oksijen” olarak tanımlanır. Aktif oksijen molekülü olan OZON kullanılarak yapılan iyileştirici tedavilere, ''OZONTERAPİ'' denilmektedir.

    Diyabetten kansere, hepatitten AIDS'e, kronik yorgunluktan strese, kozmetikten antiaginge

    dek, onlarca amaca yönelik olarak uygulanmaktadır.

    Her sağlıklı hücre, normal yaşam ve fonksiyonlarını sürdürebilmek için, oksijene bağımlı işleyen metabolik yollarla, enerji (kalori) gereksinimini karşılamak zorundadır. Alınan besinler, OKSİJEN ile yakılarak gerekli enerji sağlanır.

    Yaşam biçimi, stres, sağlıksız beslenme, hareketsiz yaşam tarzı, solunan havanın kirliliği, sigara ve alkol gibi alışkanlıklara bağlı olarak veya yaşlanma, şeker, akciğer ve kalp hastalıkları, tıkanan damarlar gibi nedenlerle ya da olağan yaşam temposunun biraz üstüne çıkıldığında, hücrelere ulaşan oksijen yetersiz kalabilir. Oksijen eksikliğini arttıran bu türden nedenler, insanı ölüme dek götürecek olaylar zincirini tetikleyebilir.

    Oksijensizlik belirtileri arasında sıklıkla, baş ağrısı, kronik eklem ağrıları, unutkanlık, sık geçirilen enfeksiyon, iyileşmeyen yaralar, bitkinlik, yorgunluk, çalışma gücünün zayıflaması, yaşam sevincinin azalması, erken yaşlanma ve yaşamsal önem taşıyan organların yıpranması sayılabilir.

    Ozon'un Kullanıldığı Alanlar

    1) Medikal ozon, hastalıkların tedavisinde, tıbbi sterilizasyon ve dezenfeksiyonda, antiaging ve kozmetik uygulamalarında,

    2) Havanın, kötü kokuların, atıkların temizlenmesinde ve dezenfeksiyonunda,

    3) Suların temizliğinde (içme suyu, havuz ve kaplıca dezenfeksiyonunda) ve suların uzun süreli korunmalarında,

    4) Gıda endüstrisinde sterilizasyonda, soğuk hava depolarında,

    5) Cam şişe temizliğinde ve renk giderilmesinde,

    6) Tarımda verimin arttırılmasında (suni gübre ve/veya ilaçlama yerine),

    7) Veterinerlik-hayvancılıkta tedavide, verimin arttırılmasında,

    8) Toksinlerin (zehirlerin) giderilmesinde, kimyasal ve petrol ürünlerinin zehirsizleştirilmesinde,

    9) Tekstil sektöründe (boya ve kumaşta canlılığın arttırılması, renk giderilmesi, kot beyazlatma vb.) kullanılmaktadır.

    Ozonun Tıbbi Tedavide Kullanılması

    Ozon, tıpta, hastalıkların tedavisinde, yaklaşık yüz yıldan beri uygulanmaktadır. Dünyada Almanya, İngiltere, ABD, Japonya, Rusya, Brezilya gibi birçok ülkede, ozon tedavi klinikleri yanında, sadece ozon tedavisi yapan özel hastaneler ve İtalya Siena Üniversitesi'nde kürsüsü vardır.

    Ozonun vücuttaki etkisi, kullanılan doz ve miktara bağlı olarak değişiklik gösterir.

    Ozon tedavisi konusunda eğitimli bir doktor, hastanın durumu ve hastalığın cinsine göre uygulanacak tedavi protokollerini belirler.

    Ozon tedavisi, birçok hastalığın iyileşmesine yardımcı olması ya da tamamen düzelmesini sağlaması nedeniyle, alternatif bir tıp yöntemi gibi değil, tamamlayıcı ya da ana tedavi yöntemi gibi düşünülmelidir.

    Ozon tedavisi kolay ve pratik uygulama şansına sahiptir.

    Ozon Nasıl Etkili Olur?

    Ozon, doku ve hücrelerin oksijenlenmesini arttırır. Alyuvarların (kanda oksijen taşıyan kırmızı hücreler) elastikiyetini arttırarak, kılcal damarlardan geçişini hızlandırır. Kanın dokulara oksijen bırakma yeteneğini arttırır; hücrelerin oksijen havuzunda yüzmesini sağlayarak, OKSİJEN EKSİKLİĞİNİ GİDERİR.

    Bağışıklık sistemini uyararak, güçlendirir. Akyuvarların (vücudun savunma hücreleri) fonksiyonlarını düzenler, enfeksiyonlara karşı korunmayı arttırır. Bağışıklık sistemini güçlendirerek ENFEKSİYON VE KANSERE DİRENCİ ARTTIRIR. Bağışıklık sistemini düzenleyici özelliğiyle, bağışıklık sisteminin sapmasından kaynaklanan hastalıkların tedavisinde iyileştiricidir.

    Kanın kıvamını azaltır, akışkanlığını sağlar. Damar duvarındaki plakların yumuşamasını ve küçük kan damarlarındaki tıkaçların çözülmesini sağlayarak, KAN DOLAŞIMINI DÜZENLER. Damar duvarına olan etkisi ile TANSİYONUN NORMALLEŞMESİNE yönelik olumlu katkı yapar.

    DEZENFEKSİYON VE ANTİMİKROBİK özelliğiyle, bakteri, virüs ve mantarları öldürür. Klordan yaklaşık üç bin kat daha güçlü, doğal ve atık bırakmayan bir dezenfektandır.

    KANSER HÜCRELERİNİN ÇOĞALMASI VE YAYILMASINI ENGELLER. Kanser üzerindeki etkisi, tümör hücrelerinin zarlarını parçalama ve vücudun bağışıklık sistemini uyarma yolu ile olur.

    Kemoterapi ve radyoterapi gibi klasik kanser tedavilerinin etkisini, dokulardaki oksijen miktarını arttırarak güçlendirir (Kemoradyoduyarlılaştırıcı etki). Kemoterapi ve radyoterapinin yan etkilerini, dikkate değer düzeyde azaltır.

    Hücre içinde solunumu hızlandırarak, hücre fonksiyonları için gerekli ENERJİ (ATP) ÜRETİMİNİ ARTTIRIR, daha enerjik ve fonksiyonel bir vücut oluşturur.

    Karaciğer hücrelerini aktive ederek, böbreklerin süzmesini ve cildin DETOKS EDİCİ ÖZELLİĞİNİ ARTTIRARAK, vücudumuzdaki zararlı kimyasal maddelerin (kurşun ve cıva gibi ağır metaller, böcek öldürücüler, ilaç atıkları, asidik maddeler, tarım ilacı kalıntıları) temizlenmesine yardımcı olur.

    Vücudumuzdaki doğal ağrı kesicilerin açığa çıkmasını sağlayarak, AĞRI KESİCİ ÖZELLİK GÖSTERİR.

    İmmün modülatör (bağışıklık sistemi düzenleyicisi) etkisi ile ALERJİ VE ASTIM gibi hastalıkların TEDAVİSİNE YARDIMCI OLUR.

    OZONTERAPİ’NİN TIBBİ AMAÇLI KULLANIM ALANLARI

    YARA ve YANIK

    Yara ve yanık tedavisinde ozonun,

    -Mikropsuz ve temiz yaralar elde etmek için dezenfektan (mikrop temizleyici) özelliğinden,

    -Dolaşımı düzenleme, kılcal damarları geliştirme ve kanın kıvamını azaltma yolu ile yaralı dokunun oksijenlenmesini, kanlanmasını ve beslenmesini arttırarak, iyileşmesini hızlandırıcı etkisinden yararlanılır.

    Ozon sıklıkla aşağıdaki tür yara ve yanıklarda kullanılır:

    Diyabet yaraları,

    -Enfekte olmuş iyileşmeyen yaralar,

    -Uzun süre yatmaya bağlı ortaya çıkan bası yaraları (dekübitus ülserleri),

    -Dolaşım bozukluğuna bağlı olarak bacaklarda ortaya çıkan ciddi yaralar,

    -Çeşitli nedenlere bağlı cilt enfeksiyonları, alerjiler, egzamalar,

    -Ameliyat öncesi ve sonrasında zor iyileşen yaralar,

    -Yara izleri.

    DOLAŞIM BOZUKLUKLARI ve DAMAR TIKANIKLARI

    Ozon tedavisinin son 40 yılda en çok kullanıldığı alanlardan birisi, dolaşım bozuklukları ve damar tıkanıklıklarıdır. Dolaşım bozukluklarındaki ozon tedavisinin başarısı birçok tıbbi çalışmada gözlenmiş olup, ozonun şu etkilerinden yararlanılır:

    Damarların duvarında bulunan düz kasların gevşemesini sağlayarak, damar içi basıncı azaltır ve bu özelliği ile ''Hipertansiyon'' tedavisinde yer alır.

    -Dokuların oksijenlenmesini, kılcal damarların yeniden oluşmasını ve doku kanlanmasını arttırır.

    -Kanın kıvamının azalması ile daha akışkan hale gelmesinin yanı sıra, damardaki tıkacın erimesini sağlayarak, ''Damar Tıkanıklıkları''nın tedavisinde kullanılır.

    -Damar sertleşmesine neden olan duvardaki yağ ve kalsiyum plaklarının yıkılmasını sağlar ve bu nedenle ''Damar Sertliği''nin tedavisinde yararlıdır.

    KANSER

    Otto Warburg, kendisine Nobel Ödülü kazandıran çalışmalarında şu sonuçlara ulaşmıştır:

    Kanserin temel nedeni, oksijensiz yaşamdır. Tümör hücresi, oksijensiz yaşama yeteneğindedir (anaerobik); normal hücreler, oksijene gereksinim duyar (aerobik).

    -Vücutta ''onkojen'' denilen tümör yapıcı genlerin stres, kirlilik, radyasyon yanında oksijensizlik gibi faktörler tarafından uyarılması ile kanser başlayabilir.

    -Oksijen eksikliği, kanserin yayılmasını kolaylaştırır. Yeterli oksijen sağlandığında, tümör dokusunun metabolizması bozulur; tümör hücrelerinde ölüm başlar. Kanser hücreleri, oksijen açısından zengin bir ortamda varlıklarını kolayca sürdüremez.

    Ozonun, tümör hücrelerine doğrudan öldürücü etkisi (oksidasyon etkisi) yanında, tamamlayıcı olarak bağışıklık sistemini güçlendirici etkisi olduğu anlaşılmıştır.

    Kemoterapinin ve radyoterapinin bulantı, kusma, bitkinlik gibi yan etkilerini giderdiği; bu tedavilerin tümör üzerindeki öldürücü etkilerini arttırarak tamamlayıcı tedavi yönünden de oldukça başarılı bir şekilde kullanılabildiği gözlenmiştir.

    VİRÜS HASTALIKLARI

    Hepatit'inbütün tiplerinde ozon tedavisi, hem antimikrobik etkisiyle hepatit virüsünün dış çeperini (zarfını) doğrudan tahrip ederek hem de bağışıklık sistemi üzerindeki etkisiyle İNTERFERON salgılanmasını sağlayarak, ALTIN STANDARTLARDA bir tedavi olduğunu kanıtlamıştır.

    Hepatit A, diğerlerine göre sorunsuz ve büsbütün iyileşebilirken, virüsün diğer tipi hepatit B, sıkça, kronik bir şekilde seyreder. Burada, klasik tıbbi tedavi metotlarına ek olarak, ozon tedavisi ile başarılı sonuçlar alınmıştır. Ozon tedavisi, hepatit C hastalığının tedavisinde de uygulanır.

    AIDS, zona, uçuk, kuş gribi, SARS gibi viral hastalıklarda ozon, bağışıklık sistemini güçlendirmesinin yanı sıra, virüse doğrudan teması ile etkili olur.

    Kızamık sonrası görülen SSPE gibi yavaş ilerleyen virüs enfeksiyonları, beynin tüm virüs enfeksiyonları (ensefalit), grip gibi sık geçirilen üst solunum yolu ve bronşite neden olan virütik akciğer hastalıklarında ozon uygulanabilir.

    KARACİĞER HASTALIKLARI

    Karaciğer hücrelerinin fonksiyonlarında yardımcı olur; karbonhidrat, yağ ve protein seviyelerini düzenler, kandaki yağ ve şeker değerlerini normalleştirir.

    Karaciğer hücrelerinin yenilenmesini sağlaması nedeniyle, karaciğer yetersizliği ve sirozda destekleyici olarak kullanılır.

    Karaciğer iltihaplarının, kullanılan ilaç ve kimyasalların karaciğer üzerindeki tahribatının en az düzeyde olmasını sağlar.

    MİDE ve BAĞIRSAK HASTALIKLARI

    -Gastrit ve ülser tedavisinde,

    -İltihaplı bağırsak hastalıklarında (ülseratif kolit, Crohn hastalığı, proktit ve spastik kolon gibi diğer kolit çeşitlerinde) ozon tedavisinin çok yararlı olduğu gözlenmiştir.

    BÖBREK HASTALIKLARI

    ''Ozon Sauna'' ter bezlerini uyararak terlemeyi arttırır ve yağ dokusu içinde depolanan toksinlerin deri yolu ile atılmasını sağlayarak, böbreğe yardımcı olur.

    Diyalize giren hastalarda, böbreklerin yoğun şekilde çalışmasını gerektiren ağır metallerin boşaltım işi, saunada terleme yolu ile 15-20 dakikada gerçekleştirilebilir. Bu nedenle diyalize giren ağır böbrek hastalarına, “ozon sauna” özellikle önerilmektedir.

    KAS, KEMİK ve ROMATİZMAL EKLEM HASTALIKLARI

    Kas hastalıklarında ve travmalarda (kaza ve spor yaralanmaları gibi) iyileşmeyi hızlandırmakta, dolaşımı düzenlemekte, sinirlerin harabiyetini önlemekte ve onarılmasını kolaylaştırmaktadır. Kasların güçlenmesine katkı sağladığı için, kronik kas ve sinir hastalıklarında da kullanılır.

    Genel olarak, ozon tedavisinin fizik tedavi ya da diğer tedaviler ile birlikte, tamamlayıcı amaçla kullanılması önerilmektedir.

    Eklem kireçlenmesi ve harabiyeti, eklem iltihabı ve kemik erimesi gibi, pek çok ağrılı

    ve fonksiyon kısıtlılığı yapabilen hastalıklarda da ozon kullanılmaktadır.

    Kemik deformasyonu gelişmemiş eklem kireçlenmesinde (gonartroz), diğer ozon tedavi yöntemlerine ek olarak, eklem içine yapılan ozon enjeksiyonlarının hem eklem içinde hava yastığı oluşturması hem de eklem şişkinliğini azaltması nedeniyle ağrıyı giderdiği; ayrıca kıkırdak dokusunun yeniden onarılmasını sağladığı gözlenmiştir.

    Romatoid artrit gibi bağışıklık sisteminin sapması ile ortaya çıkan hastalıklarda, ozon tedavisinin bağışıklık sistemini düzenleyici etkisi nedeniyle, diğer tedaviler ile birlikte kullanıldığında, hastada hızlı iyileşmeler görülebilmektedir.

    Ayrıca, yoğun adale ağrıları, yorgunluk, uyku bozuklukları ile seyreden ve çok yaygın rastlanan bir rahatsızlık olan FİBROMYALJİ'de başarılı bir şekilde kullanılmaktadır.

    NÖROLOJİK HASTALIKLAR

    Ozon tedavisi, beyin oksijenlenmesini arttırması ve damar düzenleyici olması nedeniyle, aşağıdaki sinir sistemi hastalıklarında kullanılabilmektedir:

    -Başağrısı ve Migren tipi gerilim ağrıları,

    -Multipl Skleroz,

    -Alzheimer hastalığı ve Demans (bunama),

    -Parkinson gibi nörolojik hastalıklar,

    -Polinöropati, myotoni, müsküler distrofi, ALS gibi kas–sinir hastalıkları,

    -Spastik çocuklar, serepral palsi, SSPE gibi beyin hastalıkları,

    -Kulakta uğultu ve çınlama,

    -Vertebrobaziler yetmezlikte olduğu gibi beyin kanlanması ve oksijenlenmesinin azaldığı, fizik kapasitede düşme, yürüme güçlüğü ve baş dönmesi gibi belirtilerle kendini gösteren beyindeki dolaşım bozukluklarında olumlu etkileri vardır.

    AĞRI TEDAVİSİ

    Nöron ve kaslarda iyileşmenin yanı sıra, santral sinir sisteminde analjezik (ağrı kesici) etki yaparak, ağrıların azalmasına yol açar.

    Ağrı oluşturan maddelerin etkisini azaltarak, ağrı tedavisini kolaylaştırır.

    Ozon gazının direkt uygulanması ile şiddetli ağrılarda sinir blokajı da yapılabilir.

    BAĞIŞIKLIK SİSTEMİNİ GÜÇLENDİRME

    Sık enfeksiyon geçirenlerde ve kanser riski altında olanlarda, bağışıklık sistemini güçlendirmek gerekir.

    Ozon, immün modülatör (bağışıklık sistemi düzenleyicisi) olarak, düşük ve orta dozlarda verildiğinde, organizmanın kendi direncini ( immün sistemi) aktive etmektedir.

    Mikropları öldürme mekanizmalarından birisi olan FAGOSİTOZ olayını hızlandırır ve kolaylaştırır.

    Savunma hücrelerinin (beyaz hücreler) sayısını arttırır.

    Savunma hücreleri tarafından salgılanan İNTERLÖKİN adlı maddenin vücuttaki yapımını arttırır.

    CİLT ve SAÇ HASTALIKLARI

    Normal ve saçlı deride bölgesel kan dolaşımını arttırır. Kan, lenf ve deri hücrelerini etkileyen ozon sayesinde dokuların iyileşmesi ve kendini yenilemesi hızlanır.

    Ozon tedavisi,

    -Virüslerin neden olduğu uçuk ve zona; bakterilerin neden olduğu akne, fronkül ve abse ile mantarların neden olduğu cilt enfeksiyonlarında,

    -Egzama, sedef (psöriyazis), kurdeşen (ürtiker) gibi kaşıntılı ve döküntülü alerjik cilt hastalıklarında,

    -Skleroderma gibi deriyi kalınlaştıran kolajen doku hastalıklarında,

    -Erkek ve kadın tipi saç dökülmelerinin önlenmesinde, kepeklenme, yağlanma, saçkıran gibi hastalıklarda,

    -Ter kokusunu önlemede ozon tedavisi oldukça başarılıdır.

    KOZMETİK AMAÇLI

    -Yaşlılığa bağlı KIRIŞIKLIK'larda,

    -Ameliyat ve yara izlerinin (skar, keloid) düzeltilmesinde,

    -Yüzdeki izler ve göz kapaklarındaki torbaların giderilmesinde,

    -Karın, göbek, basen ve kalça yağlarının eritilmesi ile bel inceltilmesinde ozon tedavisi uygulanabilir.

    -Kadınların korkulu rüyası olan SELÜLİT'te ozon tedavisi ile önemli düzeyde düzelmeler görülebilir; bu yönüyle geleneksel tedavilerden daha etkili olduğu düşünülmektedir.

    Ozon tedavisi, hücre oksijenlenmesini temel alarak, cilt hücrelerini etkiler. Kozmetik amaçlı ozon uygulamaları, diğer ozon tedavi yöntemlerine ek olarak, direkt cilt altına ozon enjeksiyonlarının (OZOMEZOTERAPİ) yanında, OZON SAUNA adı verilen bir kabin içerisinde gerçekleştirilir.

    Ozon sauna uygulamasında, buhar etkisiyle, kan dolaşımı aktive olmuş cildin yüksek düzeyde oksijenlenmesi amaçlanır.

    Ciltte biriken yağ asitleri ile etkileşmesi sonucu, yağ zincirlerinin kırılması ve vücuttan atılmasını sağlayarak, alyuvarların oksijen taşıma kapasitesini arttırarak, kılcal damarlarda kan akımının düzelmesine yardımcı olarak, yağ dokusu hücrelerinin metabolizmasını normale döndürerek etki yapar.

    Ozomezoterapi, klasik mezoterapi yöntemlerinden daha başarılı ve kalıcı etkiye sahiptir.

    SOLUNUM SİSTEMİ HASTALIKLARI ve ASTIM

    İmmün modülatör (bağışıklık sistemi düzenleyicisi) ve mikrop öldürücü etkisiyle ASTIM, BRONŞİT, ZATÜRRE, TÜBERKÜLOZ, KOAH gibi hastalıkların tedavisinde ilaçların azaltılmasına, alerji ve astım krizlerinin daha az şiddette ve sıklıkta oluşmasına yardımcı olur. Özellikle astım ve alerjik bronşitlerde, başarılı sonuçlar alınmaktadır.

    KALP HASTALIKLARI

    Kalp hastalıklarının tümünde, ozon tedavisi diğer tedavi yöntemlerini desteklemek amacıyla kullanılır.

    -Kalp yetmezliklerinde,

    -Kalp kası hastalıklarında,

    -Koroner damarların tıkanıklıklarında, oksijenlenmeyi arttırma, damar içi basıncı düşürme, kanın akışkanlığını arttırma, kalp iletimi ve dolayısıyla ritmini düzenleme yolu ile kalbin önündeki yükü azaltarak etkili olur.

    KADIN HASTALIKLARI

    Hamileliğin ilk üç ayında, ozonun etkisi tam olarak bilinemediğinden, bu dönemde ozon tedavisinin uygulanmaması önerilir.

    Tedaviye dirençli genital enfeksiyonlarda ozonun bakteri, mantar, virüsleri öldürücü özelliği ve hormonal durumu düzenleyici rolü etkili olur.

    -Sık tekrarlayan düşüklerde, rahim yetmezliğinin (fetoplansetal yetmezlik) önlenmesinde,

    -Hamilelikte kansızlık ve havalelerin önlenmesinde,

    -Adet (menstrüasyon) dönemlerinin rahat geçirilmesinin sağlanması ve menopoz etkilerinin azaltılmasında,

    -Kısırlık tedavisi ve tüp bebek programlarında destekleyici olarak kullanılmaktadır.

    GÖZ HASTALIKLARI

    Yaşa bağlı dolaşım bozuklukları sonucunda gözün retina adı verilen tabakası ve görme sinirinde oluşan çeşitli derecelerdeki rahatsızlıkların tedavisinde, ozon uygulamasından sonraki 6-8 ay içerisinde görmede iyileşme; tedavinin sürdürülmesi halinde görme performansının artması ya da daha kötüye gidişin durdurulması sağlanabilmektedir.

    KRONİK YORGUNLUK ve STRES

    İş yaşamında stres, yoğun çalışma temposu, zihinsel ve bedensel yorgunluk oksijen eksikliğine neden olur. Oksijen yetersizliğini gösteren bulguların başında yorgunluk, bitkinlik, baş ağrısı, çalışma gücünün zayıflaması, yaşam sevincinin azalması, erken yaşlanma, hayati önem taşıyan organların yıpranması gelir.

    Oksijen yetersizliğinde damarlarda, beyinde, kalpte, eklemlerde, omurilikte ve akciğerlerde fonksiyon bozuklukları ve hastalıklar ortaya çıkar.

    Çağımızın hastalığı olan KRONİK YORGUNLUK halinde kişi, yorgunluk gerektirecek bir iş yapmadığı halde, sanki tonlarca yük taşımış gibi kendini yorgun ve bitkin hissetmekte, kıpırdayacak gücü kalmayacak hale gelmektedir. Dilimizde ''canlı cenaze'' olarak tanımlanan bu durum, son yıllarda, her geçen gün, daha çok sayıda insanı pençesine almaktadır.

    Kronik Yorgunluk ve Stres'te ozon tedavisinin etkileri:

    ''Stres hormonu'' olarak adlandırılan adrenalinin vücutta yıkılmasını sağlayarak stresimizin azalmasını,

    -Kırmızı ve beyaz kan hücrelerinin aktivasyonuna bağlı genel iyilik hali ile, kişilerin daha enerjik olmalarını,

    -Soluduğumuz havadan ve tükettiğimiz besinlerden aldığımız zehirli maddelerden arınmamızı,

    -Kaslarda yorgunluk hissi oluşturan laktik asidin giderilmesini,

    -Oksijen yetersizliğinden dolayı aksayan organ ve hücre çalışmasının yeniden başlatılmasını,

    -Hücre ve dokulardaki enerjinin artmasını; beyindeki hücre fonksiyonlarının iyileşmesi yolu ile hafızanın güçlenmesini sağlar.

    Ozon tedavisinden sonra kişiler kendilerini daha iyi, canlı ve güçlü hissetmektedirler. Ne kadar çok uyursa uyusun hep dinlenmemiş olarak uyananlar, tedavi sonrası güne dinç olarak başlamaktadırlar.

  • Mezolifting

    Doğal yaşlanma süreci yaşam boyunca devam eder. Cildin görünümü, yaşın değerlendirilmesinde temel bir göstergedir. Kimisinin kırk yaşındayken yüzü kırışıklık içinde, cildi lekeli ve mattır; kimisinin altmış yaşındayken yüzü hala gergin ve pırıl pırıldır. Sağlıklı yaşam biçimi, kozmetik ürünler ve uygulamalar ile insanın yaşını anlamak mümkün olmayabilir. Mezolifting ile cildi güçlendirmek, cilde sağlıklı, genç ve canlı bir görünüm kazandırır.

    Kırışıklıkların doğum yeri, altderidir.

    Dıştan uygulanan kremler daha çok cildin üst tabakasını etkiler. Ancak, unutulmamalıdır

    ki cilde asıl destek görevini yapan, canlılığını sağlayan ve kozmetik görünüm açısından kilit işlevi gören tabaka altderidir. Bu temel tabakanın kalınlığı ve nemi, yaşla birlikte azalır. Dışarıdan uygulanan kremlerin derinin gözeneklerinden geçerek bu tabakaya ulaşması, anahtar deliğinden bir topu geçirmek kadar olanaksızdır. Bu yüzden asıl etkinin hedeflenen tabakada görülmesi pek olası değildir. Enjeksiyon yoluyla derinin alt tabakasına ulaşarak deriyi canlandırmak gereklidir.

    Mezolifting, cildi yenileyici vasıfta özel protein-vitamin-mineral karışımı serumun deri içine enjeksiyonu şeklinde uygulanır. Mikropunktur yöntemiyle, çok ince uçlu iğneler kullanılarak yapılan, on dakikalık bir işlemdir. Genellikle A, C, E gibi vitaminler, antioksidan maddeler, mineraller, aminoasitler ve hiyalüronik asit gibi dolgu maddeleri özel bir karışım haline getirilerek derinin alt tabakalarına enjekte edilir.

    Hiyalüronik asit,tüm yaşayan organizmaların bağ dokusunda doğal olarak bulunan, bulunduğu dokuya esneklik ve sağlamlık veren, su tutma kapasitesine sahip temel bir maddedir. Vücudumuzda en çok (% 60) deride, kas, göz ve eklemlerde bulunur. Genç yaşlarda cildin gerginliği ve eklemlerin hareketliliğini, dokuların nemli ve canlı kalmasını sağlar, onlara mekanik olarak destek verir. Deri altında doğal olarak bulunan bu madde yaşla birlikte azalır, 50'li yaşlarda yarıya düşer. Sonuçta deri önemli bir desteğini kaybeder, deri yaşlanması ortaya çıkar. Enjeksiyon yoluyla dışarıdan destek yapıldığı zaman, deri daha gergin, sıkı ve kırışıksız görünür. Hiyalüronik asit, laboratuvar koşullarında biyoteknolojik şeffaf bir jel formülasyonunda, sentetik olarak elde edilir. Bu madde, doğal hiyalüronik aside çok yakındır ve insan cildiyle uyumludur.

    Antioksidan maddeler ve vitaminler cildi güneşin, sigaranın ve diğer çevresel etkenlerin neden olduğu erken yaşlanma belirtilerinden korur; oluşan yaşlanma belirtilerini onarırlar. Özellikle güneşin zararlı etkilerinden korunmak için, bahar ve yaz aylarında; sigara içimi, kapalı mekanlarda yaşam ve hava kirliliğinin cilt üzerindeki zararlı etkilerinden korunmak ve erken yaşlanma belirtilerini önlemek için de kış aylarında yapılması uygundur.

    Mezolifting yüz gençleştirmede en etkili yöntemlerden biridir; cilt yaşlanması, ince ve kuru ciltlerdeki hafif kırışıklıklar ve cilt sarkmasının tedavisinde kullanılır. Tüm yüz, boyun, dekolte ve eller gibi farklı bölgelere uygulanabilir. Seanslar halinde uygulanan bu yöntem ile cilt parlak bir görünüm kazanır ve kırışıklıklar giderek azalır.

  • Lazer epilasyon

    İstenmeyen tüylerden kurtulmanın en hızlı ve sağlıklı yolu Lazer Epilasyon yöntemidir.

    İstenmeyen tüyler çoğu kişi için önemli bir sıkıntı nedenidir ve ağda, sir vb. gibi geçici çözümlerin denenmesinden en geç bir ay sonra yeniden çıkarlar.

    Lazer epilasyon işleminde, cilt üzerine uygulanan lazer ışığı seçici şekilde kıl kökünde yoğunlaşarak ısı oluşturur ve çevre dokuya zarar vermeden sadece kıl kökünü yok eder. Böylece birbirini izleyen seanslar sonunda uygulama bölgesi tüylerden arındırılmış olur.

    İstenmeyen tüylerin bölgeleri cinsiyete göre değişiklik gösterir. Kadınlarda bacaklar, karın bölgesi, yüz ve kollarda; erkeklerde ise sırt, göğüs, ense, yüz ve kaşlarda oluşan bu tüylerin nedenleri farklı olabilir. Kişide hormonal bir sorun olup olmadığı tıbbi tahliller ile araştırılır. Hormonal bozukluk saptanmış ise medikal tedavi ve epilasyon birlikte uygulanır. Bazen herhangi bir sorun saptanamayıp tümüyle yapısal ya da genetik nedenlerle kişide aşırı tüylenme sorunu yaşanabilir, bu durumlarda yalnız epilasyon yapılır.

    Hem etkisi hem de güvenilirliği yüksek olan epilasyon işleminin yapılmasında lazer teknolojisi ve tıp birlikteliği ön plana çıkar. Tıpta yaklaşık 40 yılı aşkın bir süredir kullanılan lazerler günümüzde göz ameliyatlarından diş dolgusuna kadar çeşitli alanlarda en etkili tedavi seçeneklerinin başında gelmektedir. FDA onaylı bu cihazlar ABD'den İngiltere'ye, Hollanda'dan Avustralya'ya kadar birçok gelişmiş ülkede yaygın olarak kullanılmaktadır.

    Lazer Epilasyon Kimlere ve Hangi Bölgelere Uygulanabilir?

    Hamile bayanlar dışında herkes Lazer Epilasyon yaptırabilir. Tüy rengi ve cilt tipi, lazer epilasyonun başarılı sonuçlanması için önemli unsurlardır. Açık tenli ve koyu renk tüylere sahip kişilerde sonuca ulaşmak daha kolay olmakla birlikte, koyu tenli kişilerde de, deneyimli uygulayıcılar, daha fazla özen ve uygun özellikte lazer cihazları aracılığı ile başarılı sonuçlar almak mümkündür.

    Yüz, kollar, bacaklar, koltuk altı, bikini bölgesi başta olmak üzere, vücudun herhangi bir bölgesine uygulanabilir.

    Lazer Epilasyon Öncesinde Nelere Dikkat Edilmelidir?

    Kliniğimizde hekimin yapacağı değerlendirme sonucunda lazer epilasyonun uygun olup olmadığına karar verilir. Genel sağlık durumu, varsa hastalık ile ilgili özellikler, kullanılan ilaçlar, olası riskler ve beklentiler değerlendirildikten sonra uygulamalara başlanır.

    Lazer epilasyonunun başarılı olabilmesi için tüylerin noktasal olarak görünmesi idealdir. Jilet uygulamasından hemen sonra, ağda uygulamasından 3–4 hafta sonra, tüyler seçilebilir.

    Kliniğimizde Long Pulse Nd:Yag özelliğinde “Cool Glide Vantage”(Cutera) ve Diode özelliğinde “Mediostar” (Asclepion) Epilasyon Cihazları kullanımaktadır. “Long Pulse Nd:Yag – Cutera Cool Glide Vantage” lazer sistemi ile, uygun güneş koruyucuların kullanılması önerilerek, yaz ya da kış ayrımı olmaksızın, çok esmer ve bronz ciltler dahil olmak üzere, yaz aylarında da epilasyon uygulaması güvenli bir şekilde yapılabilmektedir.

    Lazer Epilasyon Uygulaması Nasıl Olur ?

    Uygulama cilt tipine ve tüy yapsına göre uygun olarak seçilmiş lazer ışığının, soğutucu bir cihaz ve şeffaf jel eşliğinde tatbik edilmesiyle gerçekleştirilir.

    Milisaniyelik atışlarla cilde uygulanan lazer ışığı seçici olarak kıl köküne gider, orada yoğunlaşıp ısıya dönüşür ve sadece kıl kökünü tahrip eder.

    Lazer Epilasyon Esnasında Neler Hissedilir?

    İstenmeyen bir durumla karşılaşmamak açısından, öncelikle lazer koruyucu gözlük takılır. Lazer uygulaması sırasında iğne batması-yanma şeklinde hissedilecek rahatsızlık soğutucularla giderilir. Ancak ağrı eşiği düşük ve hissedilen rahatsızlık yüksek seviyede ise, uygulamadan 45 dakika önce cilt üzerine uygulanabilecek anestezik krem ve ağızdan alınacak ağrı kesici tablet olası rahatsızlığı en aza indirmeye yararlı olacaktır. Uygulama esnasında hissedilecek yanmış tüy kokusu normal ve kaçınılmazdır.

    Seans süresi, uygulama yapılacak alanın büyüklüğüne bağlıdır. En küçük bölge olan dudak üstü 4-5 dakika, en büyük bölge olan bacaklar ortalama 60 dakika süre alır.

    Lazer Epilasyon Sonrasında Neler Olabilir?

    Lazer epilasyon sonrasında herhangi bir ilaç alınmasına gerek yoktur. Ciltte oluşan ve birkaç saat sonra ortadan kalkması beklenen kızarıklık ve kıl foliküllerine uyan noktasal kabarıklıklar olağan tepkilerdir. Oluşabilecek olumsuzlukların üstesinden gelmek için yapılabilecek en uygun işlem ise birkaç gün antibakteriyel-epitelizan kremlerin sürülmesidir.

    Kliniğimizde seans sonrasında uygulanan dermatolojik kremler, nemlendiriciler ve güneş koruyucularla sonuçların mükemmel olması hedeflenmektedir.

    Lazer Uygulaması Sonrasında Nelere Dikkat Edilmelidir ?

    *Cilt tipine göre 1-2 hafta süreyle, epilasyon yapılan bölgenin doğrudan güneş ışığına maruz bırakılmaması gereklidir. Uygun güneş koruyucuların 2-3 saatte bir uygulanması güneşin zararlı ışınlarından koruyacaktır.

    *Uygulamanın yapıldığı gün bedensel egzersizden kaçınılmalıdır, çünkü terleme lazer epilasyon bölgesinde huzursuzluk hissine neden olabilir.

    *Tedaviye uzun bir süre ara vermek zorunda kalınmadığı sürece, seans aralarında, uygulama bölgesindeki tüyleri kökten alacak ağda, ip, cımbız vb. herhangi bir yöntem uygulanması önerilmez.

    Lazer Epilasyon Sonuçları Nelerdir?

    Yapılan çalışmalarda, lazer epilasyon uygulanan bölgelerdeki tüy miktarında %90’lara varan oranlarda azalma sağlandığı bildirilmiştir. Cilt tipi, tüy rengi, genetik ve hormonal faktörler gibi pek çok kontrol edilebilen ve edilemeyen nedenlerle, seansların verimi ve sayısı değişebilmektedir. Bazı kişiler çok az sayıda seansla istedikleri sonuca ulaşırken, bazılarında bu sayı uzayabilmektedir.

    Lazer Epilasyona Bağlı Yan Etki ve Komplikasyonlar Nelerdir ?

    *Deri renginin koyulaşması (hiperpigmentasyon ): Nadir görülen bir durum olup, geçicidir.

    *Deri renginin açılması (hipopigmentasyon): Bu durum özellikle koyu renk cilde sahip hastalarda görülebilir. Lazer gücünün yüksek kullanılması veya bronz ten üzerinde yapılan uygulamalardan sonra ortaya çıkabilir. Geçici olmakla birlikte bazen aylarca devam edebilir.

    *Kabuklanma: Nadir ve geçicidir.

    *Su dolu kabarcık ve yanma: Çok nadir ve geçicidir.

    *Tüy yapısı değişimi: Bazen yeni tüyler daha koyu renkli gelebilir, ancak daha sonraki uygulamalarda yavaş yavaş yanıt alınmaya başlanır. Özellikle yüz ve boyun bölgesindeki uygulamalarda, ayva tüyü olarak tanımlanan çok ince ve açık renkteki tüylere işlem yapmamak daha uygundur.

    Türkiye'de ilk kurulan lazer merkezlerinden birisi olan ve 14 yılı aşkın süredir hizmet veren kliniğimizde, lazer epilasyon uygulanan hastalara, doğru ve etik bulunmadığı için, seans sayısı belirtilerek tüylerden kesin olarak kurtulma vaadi verilmemektedir. Çünkü uluslararası kabul gören en iyi cihazların kullanılması, deneyim vb. hiçbir gerekçe bu konuda kesin taahhüt için yeterli gerekçe oluşturamaz.