Kategori: Dermatoloji

  • Topuk çatlakları

    Topuk çatlakları :

    Topuk çatlakları, deride görülen ince, derin yarıklardır. Bunlar derinin en üstteki kalın boynuzsu tabakasından, en derin tabakalarına kadar uzanabilirler. Çatlaklar ayak derisinde en fazla topuklarda ve yan yüzeylerde oluşurlar. Sağlıklı deri elastik, pürüzsüz ve yüke dirençli bir yapıda iken, çatlamış topuk derisi kuru, gevrek, pürüzlü bir yapıdadır ve en üstteki ölü hücrelerden oluşan boynuzsu tabakası kalınlaşmıştır. Topuk çatlakları son derece ağrılı olabildiklerinden, yürümeyi, sporcuların faaliyetlerini sekteye uğratırlar; kişinin günlük yaşantısını önemli ölçüde kısıtlarlar.

    Topuk çatlamasının nedenleri :

    Esnekliği azalmış ayak derisinin aşırı gerilime maruz kalması, çatlakların ortaya çıkmasına neden olur. Bu duruma yol açan bir çok sebep vardır:

    · En önemli nedenlerin başında ayak mantarı, egzema, sedef gibi deri hastalıkları gelir.

    · Sıvı alımının yetersiz olması veya üre eksikliğine bağlı cilt kuruluğu

    · Kışın soğuk hava veya iç mekanlarda havanın kuru olması, yazın açık ayakkabılarda ayak derisinin tozlu zeminlerle yakın teması deriyi kurutur.

    · Kadınlarda menopoz sonrası östrojen eksikliğine bağlı olarak veya daha ileri yaşta her iki cinste yaşlanma sürecinde deri kuruması.

    · Demir veya B vitamini eksikliği

    · Şeker hastalığı, tiroid yetmezliği veya böbrek hastalıkları başta olmak üzere çeşitli metabolik hastalıklar.

    · Ayaklarda yapısal şekil bozuklukları veya ayak yapısına uygun olmayan ayakkabıların sürekli sürtünmesi

    · El ve ayak derisinde kalınlaşma ve sertleşme ile seyreden bazı genetik deri hastalıkları

    · Çok sık yıkanma, ayakların banyo-abdest alma sonrası yeterli kurulanmaması, ıslak bırakılması

    · Aşırı kiloya bağlı veya aşırı yürüme-koşma sporuna bağlı olarak ayak tabanlarının fazla basınç altında kalması

    Topuk çatlaklarının tedavisi:

    Çatlak tedavisinde ilk aşama, ağrıyı azaltmaktır. Bunun için öncelikle ayak derisinin ılık suda yumuşatılmasından sonra çatlak çevresindeki kalınlaşmış keratin tabakanın temizlenmesi gerekir. Bunun ardından üre içeren merhemler sürülür ve iyileşene kadar topuk derisinin olabildiğince basınç altında kalmaması için önlem alınır. Derin topuk çatlaklarının aynı zamanda mantar ve bakteriler gibi çeşitli mikropların üremesine uygun bir zemin hazırladığı unutulmamalıdır. Yara haline gelmiş derin çatlaklarda akşamları yara üstüne üreli-antibiyotikli bir merhem sürdükten sonra hava almayacak şekilde bandajlanması iyileşmeyi hızlandırır. Çatlak oluşumunu tetikleyen yukarıda sayılan hastalıklardan herhangi biri mevcut ise bunun da birlikte tedavisi gerekir. Özellikle şeker hastalarının kan dolaşımı da yavaş olduğundan ayak hijyenine ve en ufak yaranın dahi hızlı tedavisine özen göstermelidirler. Ayaklara uygun ayakkabı kullanmak, şekil bozukluğu varsa basıncı azaltacak silikon tabanlıklardan destek almak gerekir. Vitamin veya demir eksikliği , ağız yolundan alınan takviyelerle giderilmelidir.

    Topuk çatlaklarında hangi bakım ürünleri önerilir :

    Yakın zamana kadar deriyi yağlayan merhemlerin kuru ve çatlamış deri için en iyi bakım ürünü olduğu düşünülürdü. Ancak günümüzde yağlı merhemlerin deri gözeneklerini tıkadığı ve ter salgısını kısıtladığı bilimsel olarak belirlenmiştir. Buna karşılık üre içeren merhem ve losyonların gözenekleri tıkamadan derinin su tutucu kapasitesini arttırdığı biliniyor. Böylece deri tabakalarının içerdiği nem oranı arttığından, cildimizin esnekliği de artıyor ve darbelere karşı daha dirençli hale geliyor. Üre içeren ürünler her eczanede ve parfümeride bulunmaktadırlar.

    Topuk çatlaklarının önlenmesi:

    Pürüzsüz, esnek, çatlaklara dirençli bir ayak ve topuk cildine sahip olmak için, haftada bir kez ayak cildinin ponza taşı veya ayak törpüsü ile temizlenmesi gerekir. Metal törpüler, zaten hassaslaşmış olan derinin zedelenme riskini daha da arttıracaklarından bunlardan kaçınılmalıdır. Bu sırada olası çatlaklara paralel yönde hareket ettirilmelidir. Törpünün çatlaklara dik gelecek şekilde kullanılması çatlakları derinleştirecektir. Topuklar törpülendikten sonra, uygun bir topuk kremi, masaj ile yedirilmelidir.

    Çatlamış ciltte ise ayaklar , haftada bir kez değil, her gün kremle ovulmalıdır.

    Dr. Banu Serbes Kural

    Dermatoloji uzmanı

  • Cilt tipine göre kozmetik seçimi

    CİLT TİPİNE GÖRE KOZMETİK SEÇİMİ

    Işıl ışıl parlayan , gergin, diri bir cilde sahip olmak bütün kadınların hayali…böyle bir cilde sahip olmak için kozmetiklerden cerrahi müdahalelere kadar günümüzde bir çok seçenek sunuluyor. Özellikle kozmetikler bu alanda hem zahmetsiz kullanımları , hem de iddialı sunumları ile cezbedici oluyorlar ve bir çok kadın da pahalı kozmetiklere para harcamaktan çekinmiyor. Ancak her ne kadar pahalı kozmetikler, bu alanda yapılan en son araştırmaların ışığında, en iyi etken maddeler kullanılarak uzun çalışmalar sonucu üretiliyor olsalar da , cilt tipine uygun olmayan bir ürün seçildiğinde arzu edilen sonucu elde etmek mümkün olmuyor, hatta istenmeyen sonuçlarla da karşılaşılabiliyor. Bu yüzden kozmetik seçiminde ilk adımınız cilt tipinizi öğrenip buna uygun bir ürünün seçimi olmalı. Öncelikle cilt tipleri ve bunların bakımı hakkında kısaca bilgi edinmekte fayda var:

    Normal cilt:Görünümü şeffaf, nem ve yağ durumu dengeli, gözenekleri kapalı ve pürüzsüz bir cilt tip normal cilt olarak kabul edilir. En sorunsuz cilttir. Kullanılabilecek ürünler: 20-30 yaşlarda krem veya süt tipi makyaj temizleyiciler, sabunsuz köpüren jel temizleyiciler, alkol oranı normal tonik (yüzde 5-7.5) hafif nemlendiriciler ve haftada 1-2 kez peeling krem tercih edilebilir. Otuzlu yaşlardan itibaren haftada 1-2 günden başlayarak uygulanan besleyici gece kremi, göz çevresi kremi ve maskelere 40lı yaşlarda bol vitamin ve besleyici maddeleri içeren anti-aging serum ve kremler eklenmelidir.

    Kuru cilt: Görünümü mat, yağ salgılanması normalin altında ve nem oranı çok düşük bir cilt tipidir. Hem beyaz hem de esmer cilt tiplerinde rastlanabilir. Gözenekler ufak ve kapalıdır. Kullanılabilecek ürünler: Krem veya süt tipi temizleyici, alkolsüz tonik, yoğun bir nemlendirici, yoğun yağ ihtiva eden besleyici gece kremi, nem ve yağ depo edici maskeler, göz çevresi ve boyun kremleri, peeling krem, yaş ilerledikçe serumlar ve ampuller eklenmelidir. Bu cilt tipi için bakım önerileri şöyle sıralanabilir:

    * Cildinizi kurutmayan nemlendirici kullanın.

    * Sert temizleyicilerden ve antibakteriyel sabunlardan; kuruma, pullanma ve kepeklenmeye neden olacağı için uzak durun.

    * Cildinizi kurutacağından alkollü tonik tercih etmeyin.

    * Yazın hafif yağlı, kışın ve sonbaharda yoğun ve daha yüksek yağ içerikli nemlendirici kullanın.
    Bu tip ciltler , 20li yaşlardan itibaren özellikle güneşten ve rüzgardan çok çabuk etkilenirler ve hızla kırışma eğilimindedirler. Bu yüzden yaz-kış bakım ürünlerinin ardından güneş koruyucu kullanımı da ihmal edilmemelidir.

    Karma cilt: T bölgesi (alın, burun ve çene) yağlı, yanaklar ve göz çevresi daha normal ve kurudur. Bazen nemsizlik söz konusu olabilir. Yağlı kısımlarda gözenekler açık olabilir, siyah nokta ve sivilce görülebilir. Diğer bölgelerde gözenekler kapalıdır. Kullanılabilecek ürünler: Süt ve jel tipi temizleyici, alkol oranı düşük tonik (yüzde 3-5), cildin ihtiyacına göre nemlendirici, temizleyici, sıkılaştırıcı maskeler, peeling krem, otuzlu yaşlardan itibaren cildin ihtiyacına göre gece kremi ve göz çevresi kremi ilave edilmelidir. Karma ciltler iklimlerden çok etkilenir. Yazın yağlı bölgeler daha çok yağlandığından akne sorunu olur. Kış aylarında ise yanaklar çok kurur, gerilme pullanma, kızarıklık ve kaşıntı ortaya çıkar. Bu cilt tipi için bakım önerileri şöyle sıralanabilir:

    * Mevsimlere göre kozmetik seçin. Sonbahar ve kışın, yanaklarınıza daha çok nemlendirici sürün.

    * Akneli ve yağlı bölgelere kurutucu ürün kullanın.

    * Temizleyici kullanırken alın ve burnu temizleyin. Toniği sadece T bölgesine sürün. Nemlendiriciyi ise yanaklara yoğun sürdükten sonra, kalan kısma, yani T bölgesine çok az sürün.

    Hassas cilt: Deri, damarları gösterecek kadar incelmiştir. Kızaran, kaşınan dalga dalga olan ve yanan bir cilt türüdür. Kötü koşullara hemen reaksiyon gösterir. Genellikle alerjik bir yapıya sahiptir. Susuz ve çok gerilen ciltlerdir. Kullanılabilecek ürünler: Süt tarzı temizleyiciler, alkolsüz tonik ve hassasiyet giderici bakım kremleri. Bu cilt tipine sahip kişiler, yeni bir kozmetik ürün satın almadan önce, o ürünü kulak arkası veya dirseğin iç kısmı gibi bir bölgede 3 gün kadar denedikten sonra herhangi bir reaksiyonla karşılaşmadıkları takdirde yüzlerine kullanmalıdırlar.

    Yağlı cilt: Görünümü parlak ve yağlıdır. Gözeneklerin içi dolu ve açık, siyah noktalı, sivilceye müsait cilt tipidir. Yağlı cildi 3’e ayırmak mümkün: Problemsiz yağlı cilt: Cilt parlak, nem oranı normal, gözenekler açık ve içleri genellikle siyah noktalıdır. Kullanılabilecek ürünler: Jel tipi temizleyici, alkollü tonik, çok hafif nemlendirici, temizleyici- sıkılaştırıcı maskeler ve peeling krem.

    Yağlı ve hassas cilt: Cilt yağlı olmasına rağmen nemsizdir. Geniş gözenekler boş da olabilir. Deri hassasiyete bağlı hafif kırmızıdır; pul pul kalkabilir. Kullanılabilecek ürünler: Süt tipi temizleyici, alkolsüz tonik, çok hafif nemlendirici, hassasiyet giderici kremler, pomatlar, hassasiyet giderici ve yağ dengeleyici maskeler. Bu tür ciltler, yaş ilerledikçe kırışmaktan ziyade gevşeyip sarkma eğilimindedirler. Bu yüzden yağlı cildi olanlar 30lu yaşlardan itibaren sıkıştırıcı –toparlayıcı bakım ürünlerini tercih etmelidirler.

    Akneli yağlı cilt: Yağ salgısı normalin üstünde olduğundan devamlı parlayan bir cilttir. Sivilce, akne ve siyah nokta yoğundur. Gözenekler genişlemiş, içleri doludur. Nem oranı normaldir. Kullanılabilecek ürünler: Akne; mutlaka bir dermatolog denetiminde, medikal olarak tedavi edilmelidir. Medikal tedaviye ek olarak günlük bakımda verilebilecek ürünler; sabun veya jel tipi temizleyici, alkol oranı yüksek tonik, çok hafif nemlendirici, temizleyici ve sıkılaştırıcı maskelerdir.

    Olgun cilt: Olgun cilt, hücrenin yaşam ritminin yavaşlaması sonucu oluşan bir cilt tipidir. Özellikle menopoz sonrasında östrojen hormonu eksikliğine bağlı olarak cilt nemsizleşir, yağ bezleri salgısında yüzde 50’nin üzerinde azalma olur. Deride incelme, sarkma, derin çizgiler ve cilt lekeleri meydana gelir, kılcal damarlar yüzeye çıkar, yer yer yağ topakları gelişir, gözenekler genişler. Özellikle 35 yaşından itibaren uygulanan kürler, cildin güzelliği için önemlidir. Kullanılabilecek ürünler: Süt veya krem tipi temizleyici, alkolsüz tonik, yoğun nemlendirici, besleyici, hücre yenileyici bakım kremi, yağ ve nem depo edici hücre yenileyici maskeler, serim, ampuller ve peeling kremleridir. Günümüzde oldukça etkili anti aging programları dermatologlar gözetiminde uygulanmakta ve doğru medikal kozmetik ürünler dermatolog denetiminde kullanıldığı zaman yüz güldürücü sonuçlar elde edilmektedir.

    Evet, gördüğünüz gibi her cilt tipinin bakımında kendine özgü püf noktaları var. Bunlara dikkat ettiğimizde sonuçlardan memnun kalmak sürpriz olmayacaktır.

  • Cildimizde yaz hastalıkları

    CİLDİMİZDE YAZ HASTALIKLARI

    Yaz mevsiminin sonuna yaklaştığımız şu günlerde sıcaklar tüm hızıyla devam ediyor. Her ne kadar yaz mevsimi çoğumuz için dinlenme, kış yorgunluğunu atma fırsatı sunsa da , bazı kişiler için sıkıntılı günler anlamına da gelebiliyor. Çünkü bu mevsimde nezle , grip yaşamasak da bazı cilt hastalıkları ile yaz mevsiminde eskisine göre giderek artan sıklıkta karşılaşıyoruz. Özellikle açık tenli kişiler bu cilt problemlerinden daha fazla etkileniyorlar. Çünkü günümüzde tatil anlayışımız yüz yıl öncesinden çok farklı: yazın güney ve batı sahillerine deniz tatiline gitmek büyük-büyük annelerimizin aklına gelmezdi bile! Kıyısı olan yerleşim yerlerinde çok sıcak günlerde denize girildiğinde de insanlar derileri görünmeyecek giysilerle suya girerlerdi. Beyaz bir cilt ayrıcalık simgesiydi o yıllarda! Ancak sürekli açık havada çalışmak zorunda olan işçiler kararırlardı.

    1940lı yılların ortalarında BİKİNİ denen deniz giysisi icat edildikten sonra alışkanlıklar da hızla değişmeye başladı. 1950lerden sonra yanık ten sağlık ve çekicilik simgesi oldu. İnsanlar güneş altında daha fazla zaman geçirmeye başladılar. Bu arada ozon tabakası da delindi ve güneşin zararlı UV ışınları yeryüzüne giderek daha yoğun dozlarda ulaşmaya başladı. Sonuç: giderek daha fazla sayıda insan yaz mevsiminde yaşadığı cilt sorunları nedeniyle doktora başvurmaya başladı. Bu sorunların yazın keyfimizi kaçırmaması için karşılaşabileceğimiz durumlara ve alabileceğimiz önlemlere göz atalım:

    GÜNEŞ ALERJİSİ:

    Güneş alerjisinin başlıca iki tipi vardır:

    Polimorf ışık dermatozu en sık rastlanan tiptir. Bu hastalıkta etken doğrudan doğruya UV ışığa karşı gelişen aşırı duyarlılıktır. Döküntüler , bahar aylarının son günlerinde , henüz tatil mevsimi açılmadan , kısa kollu ve yakası açık giysiler giymeye başladığımızda, önceden güneş görmeyen vücut bölgelerinin güneşle ilk temasını izleyen 3-4 gün içinde kendini gösterir. Genellikle kolların dirsekten aşağı kısmı, boyun, dekolte , bacakların dizden aşağısı ve ayakların üst yüzlerinde şiddetli kaşıntı, kızarıklık ve kabarıklıklar şeklinde döküntüler ortaya çıkar. Kontrol altına alınmadığı takdirde bu döküntüler 2-3 ay kadar devam edip yaz sonuna doğru kendi kendine iz bırakmadan kaybolurlar. Her yıl aynı dönemde tekrarlama eğilimindedirler. Tedavisinde güneş koruyucular, kaşıntı giderici losyonlar ve antihistaminiklerden faydalanırız. Önceden bu alerjiyi yaşamış olanlar mevsiminde şikayetleri başlamadan doktora başvurduklarında bu dönemi daha rahat geçirebilecek önlemler önerilir.

    Fotoalerjik reaksiyonlar : Bazı antibiyotikler, bazı şeker hastalığı ilaçları, idrar söktürücüler ve bazı antidepresanlar gibi ağızdan alınan ilaçlar, maydanozgiller , turunçgiller,incir sütü, turpgiller ve bazı çayır bitkilerinin deriye teması, bazı kozmetiklerde , losyon ve parfümlerde kullanılan kimi esanslar ve kimyasal maddeler cildin güneş ışığı ile temasının ardından güneş alerjisini tetikleyebilir. Güneşle temastan 4-6 saat sonra ortaya çıkan reaksiyonlar genellikle geçici özellikte olup tekrarlama eğilimi göstermezler. Kaşıntıyı rahatlatıcı önlemler yeterli olur. 24-48 saatte ortaya çıkan alerjilerin ise vücudun önceden duyarlanmasına bağlı olduğu düşünülür. Bunlar tekrarlama eğiliminde olduklarından tetikleyici etkenin bulunup mutlaka bunlardan uzak kalınması gerekir.

    MAYORKA AKNESİ: Özellikle cildi yağlı olan yetişkin kadınlarda görülür. UVA ışınlarına maruz kaldıktan kısa süre sonra boyun, dekolte , omuzlar ve kollarda kırmızı ufak kabarıklıklar şeklinde kendini gösterir. Özellikle plajda kullanılan güneş kremlerindeki yağ ve kimyasal ürünlerin tetiklediği düşünülmektedir. Sonbaharda kendi kendine iyileşir. Cilt tipine uygun fazla yağlı olmayan jel tarzı güneş ürünlerinin tercih edilmesi bu sorunun ortaya çıkma riskini azaltacaktır.

    GÜNEŞ YANIĞI : Yoğun güneş ışığına uzun süre korunmasız maruz kalınması ile ortaya çıkan doğal bir deri reaksiyonudur. Güneş temasından 4-8 saat sonra deride kızarma, acıma, şişme, ağrı ile kendini gösterir. İleri vakalarda deride su toplama olur. En şiddetli seviyesine genellikle 2. Günde ulaşır. Bu tür vakalara genellikle hafta sonu günübirlik denize giden kişilerde Salı-Çarşamba günleri rastlarız. Güneş yanığı yaşamamak için ışınların en kuvvetli olduğu 11-16:00 saatleri arasında güneşte oturmamak, cilt tipine uygun güneş koruyucu krem ve losyonları sık aralıklarla, suya her girip çıktıktan sonra tekrarlamak, açık renkli giysi, şapka, gözlük gibi fiziki korunma tedbirlerini ihmal etmemek temel önlemlerdir. Unutmamalıyız ki, acısı birkaç günde geçse bile güneş yanığı , uzun vadede cilt yaşlanmasını ve deri kanseri riskini arttıran en önemli risk faktörlerinin başında gelir. Yaşam boyu 5 kezden fazla güneş yanığı geçirmek deri kanseri riskini 2 kat arttırmaktadır. Melanoma adı verilen en tehlikeli deri kanseri tipinin ağır güneş yanığı gibi kısa süreli yoğun güneşe maruz kalma sonucu ortaya çıktığı unutulmamalıdır. Özellikle çocukluk çağında içi su dolu kabarcıkların gelişimi şeklinde geçirilen tek bir ağır güneş yanığı, yaşam boyu deri kanseri geliştirme riskini arttırmaktadır.

    HERPES SİMPLEKS=BASİT UÇUK : Viral bir hastalık olan dudak uçuğu vücutta sinir köklerinde uyur halde bulunur. Vücudun bağışıklık sisteminin zayıfladığı hallerde uçuk mikrobu aktif hale geçer. Ateşli hastalıklar, yorgunluk, stres gibi etkenlerin yanı sıra, güneşin UV ışınlarının da bağışıklık sistemimizi baskılayıcı etkisi vardır. Bu yüzden önceden vücudunda Herpes virüsü taşıyan kişilerin genellikle tatillerinin ilk günü güneşlenmelerini takip eden saatler içinde dudakları uçuklar. Böyle bir tatsızlık yaşamamak için güneşe çıkmadan 24 saat önce koruyucu dozda uçuk ilacı almak faydalı olacaktır.

    İSİLİK: Yazın en sık görülen hastalıklardandır. Ter bezlerinin ağzının fazla üretime bağlı olarak tıkanmasıyla ortaya çıkar. Gözeneklerin altında biriken ter zerrecikleri dokuyu tahriş ederek döküntü ve kaşıntı yapar. En sıklıkla bebeklerde, fazla kilolu kişilerde, sıcak ve nemli ortamlarda çalışanlarda görülür. En çok boyunda, koltukaltı ve kasıklarda, diz ve dirseklerin iç yüzünde, meme altlarında ve belde kemer çizgisinde küçük kırmızı kabarcıklar şeklinde kendini gösterir. Çok şiddetli kaşıntı yapabilir. Tedavisinde öncelikle isilikli kişi serin bir ortamda tutulmalıdır. Serinletici ılık duş almak faydalıdır. Kaşıntılı durumlarda ferahlatıcı , mentollü losyonlar önerilir. Bunlar yeterli olmadığı takdirde doktora başvurulmalıdır.

    MANTAR HASTALIKLARI : Mantar hastalığı bütün deri yüzeyinde görülebilir. Dermatofit veya kandida denilen mikroorganizmaların yol açtığı yüzeysel deri enfeksiyonlarıdır. Derinin özellikle koltukaltı, kasıklar, ayak parmaklarının arası gibi sıcak ve nemli bölgelerinde daha sık rastlanırlar. Yaz mevsiminde terlemenin artması, hareketsiz kalınması, deniz ve havuza girme sonrası vücudun iyi kurulanmaması ve ıslak mayo ile kalınması yaz mevsiminde bu hastalıkla daha sık karşılaşmamıza neden olurlar. Bu hastalıktan uzak kalmak için genel olarak hijyen ve bakım önemlidir. Mantarlar bulaşıcı olduğu için giysi, mayo, havlu, saç fırçası gibi kişisel kullanılan gereçler risk grubunda olan veya mantar geçiren insanlarla paylaşılmamalıdır. Doktorun vereceği krem, sprey şeklinde sürülen veya ağızdan alınan ilaçlarla mantar hastalığı hızla iyileşir. Hastalığın tekrarlamaması için vücudun kuru ve serin tutulması, banyodan , denizden, havuzdan sonra iyi kurulanmak çok önemlidir.

  • Fibroblast kök hücre tedavisi ile cilt gençleştirme

    Fibroblast kök hücre tedavisi nedir?

    Fibroblast kök hücre tedavisi, kişinin kendi deri hücrelerinden elde edilen, zamanın etkilerini geri çeviren, otolog fibroblast hücresel tedavi yöntemidir. Hücresel tedaviler, doku mühendisliğinin parçalarından biridir. Kök hücreler, bozulan bir dokunun rejenerasyonundan sorumludur.

    Otolog tedavi nedir?

    “Otolog tedavi “ kavramı, kişinin kendi doku hücrelerinin çoğaltılarak, sorun olan bölgeye yerleştirilmesini tanımlar. Örneğin geniş yanıkları olan hastalarda , sağlam deri alanından alınan dokular doku mühendisliği ile çoğaltılarak yanık alana nakledilmektedir. Buna karşılık heterolog tedavi , kişiden kişiye nakil demek olup daha çok organ naklinde tercih edilir.

    Kök hücre tedavisi hangi alanlarda kullanılır?

    Özellikle savaş, kaza ya da doğumda meydana gelen doku kayıpları, kronik ülserlere bağlı kapanmayan yaralar, akne skarları, suçiçeği izleri, dişhekimliğinde periodontolojik uygulamalar, kellik tedavisi , dudak dolgunlaştırma ve kırışık giderme amaçlı estetik uygulamalarda kültürde çoğaltılmış fibroblast tedavisi Avrupa ve Amerika’da sıklıkla kullanılan bir yöntemdir.

    Kök hücre tedavisinin avantajları nelerdir?

    · Kendi dokunuzdan üretildiği için doku reddi, alerji veya enfeksiyon gibi riskleri yoktur.

    · Hayvansal hastalık oluşturma riski yoktur.

    · Kalıcı ve uzun etkilidir.

    · Enjekte edildiği yerden başka yerlere kaymaz.

    Fibroblast kök hücre tedavisi nasıl uygulanır?

    Hazırlık aşaması:

    Cildin dış etkenlere en az maruz kalmış bölgesinden (genellikle kulak arkası veya kol içi) lokal anestezi altında steril şartlarda mercimek tanesi büyüklüğünde biyopsi alınır. Biyopsi taşıma solüsyonuna aktarılıp aseptik koşullarda soğuk zincir ile , hücre üretimi için Sağlık Bakanlığı’nca ruhsatlı laboratuara gönderilir.

    Herhangi bir alerjik reaksiyonu önlemek için , fibroblast üretimi hastanın kendi serumu ile yapılır. Bu nedenle biyopsi sırasında hastadan bir miktar kan da alınarak laboratuara gönderilir.

    Fibroblast üretim aşaması:

    Bu süreç, kişinin doku kalitesine bağlı olarak yaklaşık 4-6 hafta sürer.

    Uygulama aşaması:

    Kültüre edilen fibroblastlar yeterli sayıya ulaştığında hastaya klinikte randevu verilir. Mercimek tanesi büyüklüğünde deri parçasından 5-10 ml hacminde, 1 ml’de 10 milyon hücre olacak şekilde implant üretmek mümkündür. Bunun 1-2 ml’si ilk enjeksiyonda kullanılır. Geri kalan hücreler ise kademeli dondurma tekniği ile sıvı azot buharında saklanır.

    Hazır fibroblast kültürü, hekim tarafından cilt altına ince iğnelerle enjeksiyon yapılarak verilir. Uygulama , 3-6 hafta ara ile 3 kez tekrarlanır.

    Uygulama sonrası ilk etkiler ne zaman görülür?

    Kişiden kişiye değişmekle birlikte ilk etkiler, 2. Enjeksiyondan sonra, 4-6 haftada belirginleşmeye başlar.

    Uygulamanın etki süresi ne kadardır?

    Cilt dokusunda iyileşme süreci dereceli olarak 12 aya kadar artarak devam eder. Bu iyileşme uzun sürelidir ve 4-5 yıl kadar kendini korur. Hasta istediği takdirde saklanan kök hücreler tekrardan çoğaltılarak bu süre sonunda yeniden nakledilebilir.

    Uygulama sonrasında görülebilecek yan etkiler nelerdir?

    Geçici olarak yüzde şişlik, enjeksiyon noktalarında morluk , kızarıklık görülebilir.

    Fibroblast kök hücre tedavisi kimlere uygulanamaz?

    Hamileler üzerinde bir çalışma yapılmadığından , hamileler bu çalışmanın dışında tutulmalıdır. Ayrıca , önceden kanser tedavisi geçirmiş olanlar da bu çalışmaya uygun değildir.

    Fibroblast kök hücre tedavisinin diğer yöntemlere üstünlüğü nedir?

    · Dolgu maddeleri özellikle cilt kırışıklarında kısa vadede geçici bir dolgunluk sağlarken, otolog fibroblast kültürü, daha yavaş etki göstermekle birlikte nakledilen fbroblastların ürettiği kollajenin kalıcılığı uzun sürelidir, cilt dokusunu yeniden yapılandırır, daha doğal bir gençleşme etkisi yaratır.

    · Kişinin kendi dokusundan üretildiği için doku reddi, alerji, enfeksiyon gibi yan etki riski yoktur, güvenlidir.

    Kök hücre tedavisi ile PRP tedavisi aynı mıdır?

    Hayır, her iki uygulamada da kişinin kendi vücudundan alınan doğal malzeme kullanılmakla birlikte, iki yöntem birbirinden farklıdır. PRP tedavisinde, toplardamardan alınan kanın içindeki trombosit denilen pıhtılaşma hücreleri kullanılır. Bunların esas görevi akan kanı durdurmak ve sonrasında yarayı onarmaktır. Bu onarım için gereken uyarıcı faktörler, trombositlerde bulunur ve dolaylı şekilde kök hücreler üzerine etki ederek onların daha fazla kollajen üretmesini destekler. Fibroblast kök hücre tedavisi ise doğrudan doğruya belli bir alandaki kök hücre miktarının artırılması prensibine dayanır. İki yöntem farklı olmakla birlikte, her ikisinin bir arada kullanılmasında sakınca yoktur.

    Kök hücre tedavisinin mezoterapiden farkı nedir?

    Mezoterapi, rejuvenasyon amaçlı kullanıldığında vitaminler, hyaluronik asit ve doku toparlayıcı ürünler cilt altına zerk edilir. Bu ürünler doğal doku ürünü değildir, ancak deriyi besleyen maddelerdir. Klasikleşmiş bir yöntem olmakla birlikte, en önemli dezavantajı, alerji yapabilmesi ve etkinliğinin kısa sürmesidir. Kalıcı etki sağlamak için enjeksiyonların düzenli aralıklarla tekrarı gerekir.

  • Cilt hastalıklarında mikro fototerapiler

    Cilt Hastalıklarında Mikro Fototerapiler

    Günümüzde Psoriasis – Sedef, Vitiligo-Ala, Alopesi – Saç kıran, egzama ve birçok cilt hastalıklarında Lazer ve Işık sistemleri etkin klinik sonuçları ve geniş güvenlikleri ile başarıyla kullanılmaktadır.

    Cilt hastalıklarında güneş ve yapay güneş ışık kaynakları geçmişten beri kullanılmaktadır. Bu tedaviler “Foto-tedavi” başlığı altında sınıflandırılmıştır. Foto-tedaviler dalga boyları belirlenmiş özel lambalar ile gerçekleştirilmektedir. Klasik UVB fototerapisi, PUVA, Dar bant UVB fototerapisi gibi. Ancak bu tedavilerde hastalıklara spesifik bir ışınım dalga boyunun olmaması ve tüm vücudun ışınıma maruz kalması temel sıkıntılardı. Bu tedavileri gören hastaların uzun sureli takiplerinde deride erken yaşlanma, cilt kanserleri gelişme riskinde atışlar gözlenmiştir. Bu sonuçlardan yola çıkılarak “Hedefe Yönelik Fototerapi” geliştirilmiştir. Hedefe Yönelik Fototerapi “mikro-fototerapi” veya “seçici fototerapi” olarak da isimlendirilmektedir. Bu yöntemle klasik fototerapilerde verilebilenden çok daha yüksek ultra viole-UV dozları kısa süre içinde, sadece tedavi edilmek istenen hastalıklı alana uygulanabilmektedir.

    Hedefe Yönelik Foto-tedaviler içerisinde yer alan 308 nm monokromatik-tek dalga boyu son dönemde ön plana çıkmaktadır. Bunlara 308 nm MEI sistemleri denilmektedir. (MEI; monokromatik yani tek dalga boyu içeren ışık anlamına gelmektedir.) Yapılan çok sayıda klinik çalışmada, başta psoriasis ve vitiligo olmak üzere birçok dermatolojik hastalıklarda oldukça başarılı sonuçlar bildirilmektedir.

    MEI Tedavi sistemlerinin Lazer ve Lazer dışı MEI olmak üzere iki farklı tipi geliştirilmiştir.

    Lazer MEI tedavi sistemleri; lazer tedavilerde kullanılabilecek ideal ve tutarlı bir enerji kaynağıdır. Fiber optik bir kablo ile hastalıklı alana uygulanmaktadır. Lazer ışınımın uygulama alan boyutu kullanılan lazer modellerine göre 14 mm ile 30 mm arasında değişmektedir. Ancak bu uygulama boyutları geniş alan tutulumlu cilt hastalıkları için düşük uygulama alanı ve uzun tedavi süresi anlamına gelmektedir. Bir diğer dezavantajı ise uygulama alanının merkezindeki enerji yoğunluğunun, çevreden yaklaşık 1.3-1.8 kat fazla olmasıdır. Bu uygulama merkezinde ve atımlarla çakışan alanlarda fazla doz birikimi ile yanık ve su toplaması gibi yan etkiler anlamına gelmektedir. Lazer sistemleri pahalı sistemlerdir.

    Lazer olmayan MEI tedavi sistemleri; tek dalga boyuna sahip- monokromatik ışık kaynakları kullanılarak hastalıklara spesifik ve tutarlı bu sistemler geliştirilmiştir. 308 nm dalga boyu en sık kullanılanıdır. Fleksible bir kablo ile hastalıklı alana uygulanır. Uygulama alanı 30 cm2, 2 cm2 ve 1 cm2 arasında değişmektedir. Böylece tedavilerde daha geniş alanlara hızlı uygulama kolaylığı sağlanmaktadır. Klinik karşılaştırmalı çalışmalar hastalıklardaki etkinliğinin lazere eşdeğer olduğunu göstermektedir. Tedavi maliyetleri lazer sistemlerinden daha ucuzdur.

    MEI tedavi sistemlerinin klinik kullanım alanları;

    * Psoriais- Sedef Hastalığı

    * Vitiligo- Ala Hastalığı

    * Alopesi- Saç kıran Hastalığı

    * Atopik Dermatitis-Kronik egzama

    * Seborek Detaititis-Yağlı egzama

    * Tedavilere dirençli lokal egzamalar; özellikle el içi ve ayak tabanı egzamaları

    * Cilt gençleştirme

    * Güneş hasarına bağlı gelişen lentigo gibi lekeler

    * Aktinik Keratozis, Seboreik Karatozis gibi prekanseröz cilt hastalıkları

    * Mikozis fungoides ve lenfomatoid papilozis olarak adlandırılan cilt lenfomaları

    * Oral liken planus

    * Hipopigmentasyon(deri rengi azalması); Stria alba ve Guttate hipomelanosis, skar-iz, yara ve yanık sonrası deri renk azalmalarında.

    * Lökoderma(deride renk kaybı); Yaralanma, travma, lazer epilasyon yada diğer lazer tedavileri sonrası deri renk kayıplarında

    MEI tedavi sistemlerinin kullanılabilmesi için;

    * Hasta yaş sınır bulunmamaktadır.Çocuklarda güvenle kullanılabilmektedir.

    * Tedavilerin başlanabilmesi için hastalıkların stabil olması, yani yeni lezyonların çıkmaması ve eski lezyonlarda şikayetlerin artış göstermiyor olması gerekmektedir. Bu dönemdeki hastalara öncelikle medikal tedaviler başlanır. Hastalık stabil olduktan sonra MEI tedavilerine geçilmektedir.

    * Hastalarda güneş ve yapay ışık kaynaklarına karşı aşırı duyarlılığının olmaması gerekmektedir.

    * Hastada daha önce “Maling Melanoma, BCC ve SCC” gibi cilt kanserlerinin olmaması yada bu kanserler yönünde riskler taşımıyor olması gerekmektedir.

    * Güneş ve ışığa karşı duyarlılığı arttıran; ACE inhibötörü, NSAI, amodarone, fenotiazid, ciproflaxacine, protriptilin, nalidic asit, sulfonamidler, tetrasiklin, nifedipine, thiazid, katran, psoralene, griseofulvin, halojenli salisikanilid, bazı besin boyaları ve besin katkıları kullanılmamalıdır.

    * MEI tedavi sistemleri diğer lazer tedavilerinde olduğu gibi yaz döneminde kısıtlanmaz ve hastadan güneşten korunması istenmez. Tam tersine tedaviler güneş döneminde daha başarıldır.

    * Gebelerde ve emziren annelerde rahat ve güvenli kullanılabilmektedir.

    Tedavi nasıl uygulanmaktadır;

    * Tedavi uygulamaları ve hasta değerlendirmeleri tamamen doktor tarafından yapılmaktadır.

    * Hastanın tüm vücut sistemi ve tam dermatolojik değerlendirmesi ile hastalıklar yönünde muayenesi son derece önemlidir. Hastalıklı alanlar dermatolojik skorlama yöntemleri ile ölçülerek vücut yaygınlık indeksleri ve hastalık şiddeti ölçülmektedir. Hastalıklı alanlar tedavi öncesi fotoğraflanmaktadır. Tüm bilgi ve veriler bilgisayar ortamında arşivlenmektedir.

    * Tedaviye başlamadan önce hastanın cilt tipi belirlenir. Başlangıç uygun dozun hesaplanması için MED (minimal erythem dose=minimal kızarıklık oluşturan doz) testi yapılmaktadır. Bunun için hastanın sağlam derisine 3 farklı noktaya cilt tipine gore uygulama yapılmaktadır. Bu uygulamadan 1-2 gün sonra test alanları değerlendirilerek hastaya spesifik dozlar ve uygulama süresi belirlenmektedir.

    * Her hasta ve hastalık için spesifik değerler ve uygulanacak tedavi protokolleri belirlenmektedir.

    * Kullanılan sistemin ergonomik yapısı ve uygulama başlık çaplarının çeşitliliği vücudun zor (koltuk altı, saçlı deri, genital bölge ve parmak arası gibi) ve küçük bölgelerinde bile uygulamanın kolay, konforlu ve hızlı yapılabilmesini sağlamaktadır.

    * Hastalıklara spesifik dalga boyu hastalıklı tüm alanlara tek tek uygulanır.

    * Uygulama sırasında hastalıksız sağlam deri özel yöntemlerle korunur.

    * Tedavi sırasında hasta sadece uygulama yerinde hafif bir ısı artışı hissedebilmektedir. Yanma ve ağrı kesinlikle oluşmamaktadır.

    * Hastalıklara, başlanan dozlara, hastanın sosyal konuuna gore hastaya spesifik tedavi programı çıkarılmaktadır.

    * Hasta her seansta tekrar değerlendirilmekte ve fotoğraflanmaktadır.

    * Uygulama süresi 30 cm2 bir anatomik alanda en fazla 1.5 dakikadır.

    * Seans aralıkları haftada 1-3 arasında değişmektedir. Hastalıklarda klinik cevap alındıktan sonra seans aralıkları 1-2 ayda bir olacak şekilde uzmakatadır.

    * Tedavi uygulaması sonrası hastanın günlük ve sosyal hayatında kısıtlamalar yapılmamaktadır.

    * MEI tedavi sistemleri diğer medikal tedaviler ile birlikte kullanılabilmektedir.

    Yan etkiler nelerdir?

    * Eritem-kızarma; uygulama yerinde seanstan 12-24 saat içerisinde kızarma oluşmaktadır. Bu güneş yanığına çok benzemektedir. Bu hastalığa ve uygulamanın dozuna bağlıdır. (Örneğin vitiligo hastalarında daha fazla eritem gelişmektedir.) Bir kaç gün sonra kızarma hafif deri kuruması ve kepeklenme ile kaybolmaktadır.

    * Blister(su toplaması); uygulama yerinde yanık olabilmektedir. Bu tamamen uygulamanın yanlış yapılmasından yada doktorun klinik etkinlik için yüksek dozlar seçmesinden kaynaklanmaktadır. Gelişen bu yanık iz bırakmaz ve basit tedaviler ile düzelmektedir.

    * Renk koyulaşması (hipepigmentasyon); özellikle koyu tenlilerde uygulama yerinde ve çevresindeki normal deride daha belirgin olmak üzere renk koyulaşması gelişmektedir. (Bronzlaşma gibi.)

    * El içi ve ayak tabanına yerleşen hastalıkların tedavisinde daha uzun süren kırmızılık, ödem ve kuruluk gelişmektedir. Bazı hastalarda bu yan etkiye kaşıntıda eklenmektedir. Nemlendirici kullanımı ile bu yan etkiler rahatlamakta ve 2-3 gün içerisinde kaybolmaktadır.

    * Bu tedavilerin takiplerinde hastaların deri ve genel sistemlerin başka ciddi yan etkilere rastlanmamıştır.

  • Vitiligo (ala hastalığı) cerrahi tedaviler

    Vitiligo (ala hastalığı) cerrahi tedaviler

    Vitiligo hastalığında cerrahi tedavilerin amacı azalan ve/veya kaybolan melanositlerin hastadan alınarak cerrahi yöntemlerle hastalıklı alanlara konulması ve yeniden renklenmenin sağlanmasıdır. Bu tedaviler hastalık için uygulanan radikal bir tedaviden çok estetik yada kamuflaj amaçlı yapılan uygulamalardır. Cerrahi tedaviler vitiligoda tek başına yada diğer tedaviler ile kombine kullanılmaktadır.

    Cerrahi uygulamalarda 3 yöntem kullanılmaktadır

    1.Cerrahi eksizyon yöntemi; Vitiligoda cerrahi yöntemlerin ilk ve basit olanı; hastalıklı alanın basit cerrahi yöntemlerle çıkarılmasıdır. Özel bir enstrüman ve laboratuvar gerektirmemesi en büyük avantajıdır. Bu yöntemin vitilogo boyutları küçük ve yapılacak cerrahi işlem sonrası görünür iz kalma riski düşük olan vücut alanlarında yapılabilmesi dezavantajıdır.

    2.Deri doku greftleri(yamaları) ile yapılan uygulamalar; Vitiligoda hastanın kendisinden ve hastalık olmayan vücut bölgesinden alınan ve içerisinde melanositleride içeren deri dokusunun vitiligo alanına nakledilmesidir. Cerrahi eksizyon yöntemi kadar basit değildir. Uygulama sonrası klinik başarının yüksek olması avantajıdır. Özel enstrüman gerektirmektedir. Dezavantajı uygulamanın küçük vitiligo alanlarına uygulanabilmesidir.

    3.Deri hücre greftleri ile yapılan uygulamalar; Vitiligoda hastanın kendisinden ve hastalık olmayan vücut bölgesinden alınan deriden epidermis ile melanositlerin ayrılarak ve çoğaltılarak tekrar aynı hastanın vitiligo alanına nakledilmesidir. Özel bir yöntemdir. Özel laboratuvar, ekip ve enstrüman gerektirmektedir. Ancak hastaya bir seansta geniş vitiligo plaklarına uygulama yapılabilmesi en büyük avantajıdır. Hatta hastanın melanosit alınacak normal derisi az bile olsa melanositler kültüre edilerek çoğaltılmakta böylece uygulanmaktadır.

    Vitiligoda Cerrahi Yöntemi Kimlere Uygulanabilir?

    Cerrahi tedavi öncesi hasta seçiminde kullanılan kriterler şunlarıdır;

    Cerrahi tedavi uygulamaları vitiligoda ilk tedavi seçeneği değildir. Daha once uygulanmış diğer tedavilere cevap alınamadığında cerrahi tedavi yapılabilmektedir.

    1. Vitiligonun tipi önmelidir. Cerrahi tedavilerde en iyi sonuçlar segmental yani fokal vitiligo tipinden alınmaktadır. Nonsegmental ve yaygın vitiligoda da başarılı sonuçlar alınmaktadır.

    2. Vitiligoda hastalıklı alanlarda kılların rengi son derece önemlidir. “Leukotrichia” yani kılların beyazlaşması tedavi öncesi değerldirmede önemlidir. Kılların beyazlaşması hastalık alanında

    melanositlerin çok azaldığını göstermektedir. Bu hastalarda ilk tedavi seçeneği olarak cerrahi uygulamalar düşünülebilir.

    3. Daha önce yapılan tedavilerden sonra yada tedavi yapılmaksızın vitiligo alanlarında repigmentasyon(tekrar rengin normale dönmesi) olması cerrahi uygulamalarından iyi cevap alınacağını desteklemektedir.

    4. Vitiligo hastalığının stabilitesi; Cerrahi tedaviler stabil vitiligoda çok daha başarılıdır. Stabil vitiligo tanımı ile ilgili tam bir uzlaşma olmamakla birlikte hastaların 1 yıllık süre boyunca yeni vitiligo lezyonları çıkarmaması, olan vitiligo lezyonlarının büyümemesi hastalığın stabil olduğunu göstermektedir.

    Hastalığın stabilitesinin anlaşılmasında daha önceki yıllarda çekilmiş hasta fotoğraflarının kaşılaştırılması son derece önemlidir.

    1999 yılından beri vitiligo stabilite skoru kullanılmaktadır. Buna VIDA denilmektedir. Cerrahi uygulamalarda en iyi sonuçlar 0 ve -1 VIDA skorlarında alınmaktadır.

    6. Hastada Köbnerizasyonun(Köbnerizasyon sağlam deride düşme, ameliyat, kesi hatta kaşıntı vb gibi travmalar sonrası yeni vitiligo plaklarının olmuşmasına denilmektedir.) olmaması gerekmektedir.

    7. Tedavi uygulanacak hastalıklı alanın genişliği; ne kadar küçük alanda tedavi yapılacak ise başarı şansı o kadar yüksektir.

    8. Vitiligoda lezyonların vücutta yerleşim yerleri; cerrahi tedavilerde en iyi sonuçlar boyun ve göğüs ön duvarında alınmaktadır. Eklem üzerlerinde(el parmak ekleri üzeri gibi), göz kapakları, dudaklar, genital organlar, katlantı yerlerindeki vitiligonun cerrahi yöntemlere cevabı daha zayıftır.

    9.Hastanın motivasyonu son derece önemlidir.

    10.Hastanın yaşı; Direkt bir ilişki olmamakla birlikte çocuklarda tedavi uyumu iyi değildir.

    11.Cerrahi uygulamalar öncesinde hastanın iyi sonuçlar alıp alamyacağından emin olunamıyor ise Mini Punch Greft(MPG) uygulanmaktadır. Bu test uygulamasının sonuçlarının yeterli olası pozitif anlam taşımaktadır.

    Mini Punch Greft(MPG) nedir ve nasıl yapılmaktadır ?

    Bunun için hastanın vitiligolu küçük bir alanına punch deri gerftleri az sayıda uygulanmaktadır. 1.5- 2 ay sonrasında cevaba göre asıl cerrahi tedaviye geçilmektedir.

    Hastanın normal derisinden 4-6 adet 1-1.2 mm çaplı doku greftleri alınmaktadır. Bunlar aynı hastanın vitiligo alanına ekilmektedir. Tedavi alanları steril pansumanla 1 hafta 10 gün kapatılmaktadır. Tedavi yapılan vitiligo alanına günlük 10 dakika güneş banyoları önerilmektedir. 3 ay takip sonrası cevaba bakılmaktadır. Greft çevresinde 1 mm ve 1 mm den fazla bir repigmentasyon pozitif anlamına gelmektedir.

    Test sonucu bazen beklentiler dışında da gelişebilmektedir. Örneğin mikro greft test sonucu iyi ancak sonraki işlemler başarılı olmayabilir. Test yapılan alanda sonuçlar alınırken çevrede depigmente plaklar gelişebilmektedir.

    Vitiligoda Cerrahi Tedaviler kimlere yapılamaz;

    * Hipertrofik skar(kötü ve iz bırakan yara iyileşmesi) ve keloidal yapısı olan hastalarda daha dikkatli olunmalıdır.

    * Kanama yatkınlığı olan yada kan sulandırıcı kullanan hastalarda

    * Yara iyileşmesi sonrası deri renk koyulaşması (postinflamatuar hiperpigmentasyon) gelişim öyküsünün varlığı bir çok cilt hastalığının tedavisi öncesi olumsuz bir kriterdir. Ancak bunun varlığı vitilgo carrahi tedavilerinde daha iyi sonuç alınacağını destekleyebilmektedir.

    * Hepatitis C ve HIV taşıyıcılığı

    Vitiligoda Cerrahi tedaviler nelerdir?

    Vitiligoda cerrahi tedaviler;

    1. Otolog(hastanın kendisinden alınan) doku ve hücrelerle yapılan greftleme(yamalanması) yöntemleri;

    2. Greftleme yapılmaksızın uygulanan diğer cerrahi yöntemler; Otolog doku ve hücre greftlerinin vitiligo tedavisinde her ikisi içinde sonuçlar iyi olmakla birlikte doku greftleri basit uygulanması ve çok özel laboratuvar koşulu ve enstrüman gerektirmemesi ile daha fazla tercih edilmektedir.

    Vitiligo cerrahi tedavisinde kullanılan doku greftleri nelerdir ve nasıl uygulanmaktadır?

    Doku greftleri deriden alınma ve hazırlanma yöntemi ile deriden alınma kalınlıklarına göre şu şekilde sınıflandırılmaktadır;

    1. “Split thickness”(ayrılmış ve farklı kalınlıklarda) deri greftleri.

    2. Negatif basınçla oluşturulan bül epidermal greftler

    3. Tam kalınlıkta deri greftleri

    4. Mikroskin greftler

    5. Flip top greftler

    Split thickness deri greftleri nedir ve nasıl uygulanmaktadır?

    Alınma kalınlıklarına göre aşağıda listelenmiş alt gurupları bulunmaktadır.

    * Split-thickness deri greft-ultra ince (STSG-UT) (0.08–0.15 mm kalınlığında)

    * Split-thickness skin greft-ince (STSG-T) (0.2–0.3 mm kalınlığında)

    * Split-thickness skin greft-orta (STSG-M) (0.3–0.45 mm kalınlığında)

    * Split-thickness skin greft-kalın (STSG-THK) (0.45–0.75 mm kalınlığında)

    Hastalık olmayan normal deri bölgesinden dermatom ismi verilen özel cerrahi aletler ile farklı kalınlıklarda deri greftleri alınmaktadır. Bu alana donor yani verici alan denilmektedir. Sıklıkla deri greftleri alımında kalça, uyluk ve kolların iç kısımları tercih edilmektedir.

    Sıklıkla greft alınacak alanın boyutu vitiligo alan boyutu ile 1 e 1 oranında olmaktadır. Bazen vitiligo alanı geniş ise Mesh greft expander denilen bir yöntemle alınan greftin alanı genişletilebilmektedir. Bu yöntemle greft 4 katı daha geniş vitiligo alanını kaplayabilmektedir.

    Greftin alındığı donor alanda 1-2 hafta sonra yara iyileşmesi ile derinin normal rengi oluşmaya başlamakta 6 ay içerisinde renk tamamen normale dönmektedir. Bazen hafif milia gelişimi dışında hiçbir iz kalmamaktadır.

    Vitiligo alanı ise greftin yamalanması ve tutması için hazırlanmaktadır. Vitiligo hastalıklı deriden epidermis ve dermisin üst tabakları alınmaktadır. Bunun için dermabrazyon, Fraksiyonel CO 2 lazer gibi yöntemler kullanılmaktadır.Başarı şansı %95 lere kadar çıkmaktadır.

    Bu greftleme yöntemi uygulanmış hastalara 2-4 hafta sonra Excimer lazer ve 308nm@MEI sistemi kullanılmaktadır. Bu tedavide cevabın daha hızlı ve başarılı olmasını sağlamaktadır.

    Negatif basınçla oluşturulan Bül Epidermal Greft nedir ve nasıl uygulanmaktadır?

    Ultra ince kalınlıkta deri gerftlerine benzemektedir. Hastalık olmayan normal deri bölgesinden dermatom kullanılmadan deri greftleri alınmaktadır. Sıklıkla deri greftleri alımında kalça, uyluk ve kollarn iç kısımları tercih edilmektedir. Bu yöntemde deriye özel enstrümanlar ile negatif emme basıncı uygulanmakta derinin epidermis ve dermisinin ayrılması sağlanmaktadır. Deri yüzeyinde su toplaması şeklinde büller oluşmaktadır. Normal deride emme büllerinin oluşması için özel enstrümanlarla deriye 1-2 saat boyunca 200-500 mmHg basınç uygulamaktadır.

    Daha sonra oluşan bu büller üzerinden epidermis kesilerek alınmaktadır.

    Bu alan steril pansumanlar ile 1 hafta 10 gün kapatılmaktadır.

    Vitiligo alanı ise greftin yamalanması ve tutması için hazırlanmaktadır. Vitiligo hastalıklı deriden epidermis ve yüzeyel dermis tabakaları alınmaktadır. Bunun için dermabrazyon, Fraksiyonel CO 2 lazer gibi yöntemler kullanılmaktadır. Büllerden alınan epidermis greftleri bu alanlara ekilmektedir. Bu alanlarında üzeri steril pansumanlarla kapatılmaktadır.

    Uygulamadan 2 hafta sonra ekilen epidermal yapıla dökülmekte ancak altlarında repigmentasyon alanları gelişmektedir.

    Başarı şansı %25-65 oranlarında daha düşüktür. İnce kalınlıktaki gerftlere göre uygulama süresi, klinik sonuçları hemde yan etkileri karşılaştırıldığında daha az tercih edilmektedir.

    Tam kalınlıkta deri greftleri nedir ve nasıl uygulanmaktadır?

    Tam kalınlıklta deri gerftleri 2 türlüdür;

    1. MPG(Mikro punch greftler); Bu yöntemde lokal anestezi altında kalça, kulak arkası ve üst kolu iç kısmından “punch” isimli enstrümanlar ile 1-1.2 mm çaplı greftler alınmaktadır.

    Vitiligo hastalıklı alana ise 1 mm lik punchlar ile ekim alanları açılmakta. (donor alanda kullanılan punch çapı ile ekim alanda kullanılan punch çapı arasında 0.2 mm fark olmalıdır) Greft ekimi vitiligo alanına 5-10 mm aralıklarla yapılmaktadır. Greft alınan ve ekim yapılan alan ekim sonrası steril pansumanlar ile 1 hafta kapatılmaktadır. 2-4 haftada vitiligo alanlarında greftler çevresinde repigmentasyon başlamakta 3-6 ay sonra repigmentasyon maksimum olmaktadır. Başarı % 60-90 arasında değişmektedir.

    Yüzde, boyunda sonuçlar maksimum iken büyük ve geniş vitiligolarda, el içi, dudaklar ve göz kapağında uygulam zor ve sonuçlar daha zayıftır.

    Donor alanda iz kalabilmektedir. Vitiligo greft ekim alanlarında ise “cobblestone=kaldırım taşı” görünümü ortaya çıkmaktadır.

    Ekim sonrası 308 nm@MEI uygulanması sonuçları daha faza arttırmaktadır. Normal ekim sonrasında greftlerin çevresinde repigmentasyon 3 mm olarak ölçülürken Excimer lazer ve 308 nm@MEI sonrası 9 repigmentasyon 9mm üzerine çıkmaktadır.

    2 . HFG(kıl follikül greftler); saç ekimine benzemektedir. Özellikle kılların olduğu vitiligo alanlarında kullanılmıştır. Kaş, kirpik, saçlı deri ve sakal alanı gibi. Saçlı deri arka kısmı ve kulak arkası donor alan olarak seçilmektedir. Uygulamadan 2-8 hafta sonra kıl follikül çevresinde repigmentasyon başlamakta. 2-10 mm kadar yayılmaktadır.

    Mikroskin deri greftleri nedir ve nasıl uygulanmaktadır?

    Mikroskin deri gerftleri merkezimzde en sık tercih edilen kullanılan uygulamadır.

    Bu uygulamada hastanın vitiligo olmayan deri bölgesinden dermatom ismi verilen özel bir alet ile 0.08-0.15 mm kalınlığında ultra ince greftler alınmaktadır.

    Sıklıkla deri greftleri alımında kalça, uyluk ve kolların iç kısımları tercih edilmektedir.

    Bu kalınlıkta bir greftin alınması donor alanın daha hızlı ve sorunsuz(renk düzensizlikleri oluşmadan estetik olarak daha iyisonuçlarla) iyileşmesini sağlamaktadır.

    Alınan ultra ince kalınlıkta deri gerfatleri 1 mm2 den daha küçük parçalara ayrılmaktadır. Bu parçalara “Mikroskin Greft” denilmektedir. Bu küçük parçaların yapılması için özel makaslar kullanılmakta idi. Ancak son yıllarda makas yerine “Mincer” denilen bir enstrüman kullanılmaktadır. Bu grefti 0.8 mm x 0.8 mm çapında daha küçük parçalara ayırmaktadır.

    Vitiligo alanı mikrogreft ekimine hazırlanmaktadır. Bu hazırlamada amaç vitiligo üzerindeki derinin dermisin üst tabakasına kadar kaldırılması(ablazyon) ve greftlerin yerleşmesine uygun hale gelmesidir.

    Bu amaçla;

    * Dermabrazyon; Mekanik frezler veya ultrasonic dermabrazyon kullanılmaktadır.

    * Sıvı nitrojen ile ablazyon yapılmaktadır.

    * Lazer ile ablazyon yapılmaktadır. Erbium YAG yada CO2 lazer kullanılmaktadır. Merkezimizde DEKA Fraksiyonel CO2 lazer bu amaçla kullanılmaktadır.

    Bu yöntem ile donor alan/vitiligo alanı oranı 1/15 olmakta yani alınan donor alanının çapnın 15 katı vitiligo alanı tedavi edilebilmektedir.

    Mikrogreftin vitiligo alanına yerleştirilmesinde farlı yöntemler kullanılmaktadır.

    1. Spatula ile yerleştirme; Donor alan ve vitiligo alanı boyutları aynı ise yani 1:1 ise bu yöntem tercih edilmektedir. Yerleştirme sonrası vitiligo alanı özel muslin –vazelin kompreslere konularak bandajlarla kapatılmaktadır. 7-10 gün sonra bandajlar açılmaktadır.

    2. Sprey aparatları ile yerleştirme; Donor alanı vitiligo alanından çok küçük ise tercih edilmektedir. 1:5-1:15 gibi. Mikrogreftler vitiligo alanı hazırlandıktan sonra özel sprey aparatlar ile ya vitiligo alanına direkt sıkılır yada muslin-vazelin üzerine sıkılarak vitiligo alanına uygulanır.

    Flip-top deri greftleri nedir ve nasıl uygulanmaktadır?

    Donor alandan 2-4 mm derinlikte greft alınmakta ve bu greftler mikroskin greftdeki gibi 1-2 mm lik küçük parçalara ayrılmaktadır. Vitiligo alanında ablazyon yapılmadan 4-5 mm derinlikte dermatomla flap kaldırılmaktadır. Bu flep altına bu parçalar konulmaktadır. İyileşme daha hızlıdır.

    Deri hücre greftleri nedir ve nasıl uygulanmaktadır?

    Özel çalışma laboratuvarı ve enstrüman gerektiren yöntemlerdir. Maliyetleri oldukça yüksektir. Ancak başarı şansı estetik sonuçları çok daha yüksektir.

    Hücre greftleri; 2 yöntem kullanılmaktadır.

    1. Kültüre epidermal hücre greft süspansiyonları; bu yöntemde 2 ye ayrılmaktadır.

    * Kültüre saf melanosit greftleri (CM); Melanositeler normal deriden alınan greftlerden ayrılarak kültür ortamında çoğaltılmaktadır. (mm2 de 1000-2000 melanosit olacak şekilde) Bunlar vitiligolu alana aktarılmaktadır.

    * Kültüre epitel greftleri (CE); Yöntem melanosit kültürlerine benzemektedir. Ancak burada deride alınan örnekte melanositler ayrıştırılmaz. Alınan derinin tamamı kültüre edilerek uygulanmaktadır.

    2. Kültür yapılmaksızın epidermal hücre greft süspansisyonları(NCES);

    Hastanın vitiligo olmayan alanından alınan deri özel enzimlere maruz bırakılmakta. Bu enzimler deriyi epidermis ve dermis seviyesinde ayırmaktadır. Daha sonra mekanik olarak dermo-epidermal hücreler kazınmaktadır. Bu kazıma sonucu elde edilen hücreler epidermal- melanosit hücreleri içermektedir. Bunlardan süspansiyonlar hazırlanmaktadır. Vitiligo alanı ablazyon için dermabrazyon yada CO2 lazer ile hazırlanmakta. Bu alanlara bu süspansiyon uygulanmaktadır. Uygulama sonrası kapalı pansuman uygulanmaktadır. 7-10 gün sonra kapalı pansuman açılmakta 3 hafta sonrada Excimer lazer yada 308 nm@MEI tedavileri başlanmaktadır. 2-4 hafta içerisinde vitiligo alanlarında repigmentasyon başlamakta 3 ay sonunda %100 yakın cevaplar alınmaktadır. Bu yöntem özellikle yaygın vitiligolarda iyi sonuçlar vermektedir. Hazırlanan süspansiyon geniş alanlarda kullanılabilmektedir. Donor alandan alınan deri örneğinin 10 katı bir vitiligo alanını tedavi edebilmektedir

    Son zamanlarda bu sisteme “hücre spreyi “ uygulamasıda denilmektedir. ReCell son yıllarda kullanılmaya başlanan 30 dakikada uygulamayı hazırlayan bir sistemdir. Ancak bu sistemler halen oldukça pahallı sistemlerdir.

    Vitiligoda greft kullanmaksızın yapılan cerrahi tedaviler nelerdir?

    Bunlar iki tanedir.

    1. Lazer ve ışık tedavileri;

    1. Excimer lazer
    2. Holmium lazer
    3. 308 nm@MEI dar bant UVB tedavileri

    2. Mikropigmentasyon;

    Tattoo yani dövmenin vitiligoda kamuflaj amaçlı kullanımıdır.

    6 mikron çapında pigment içeren partiküllerin (nonallerjen, dokuda stabil) dermis içerisine yerleştirilmesidir.

    Pigment partikülleri hücre içinde yada hücre dışında durmaktadır. Hücre dışında sıklıkla kollajen fiberleri arasında hücre içide dermal mononüklear hücrelerde bulunmaktadır.

    Boyalar pigment içeren pastlar şeklinde bulunmaktadır. Bunlar tek başına yada mix yapılarak renkler elde edilmektedir. Pastların içerisine 1-2 damla %80 alkol yada su konularak dilüe edilmektedir. Gliserinde damlatılabilir.

    Mukozal ve mukokutanöz lezyonlarda çok tercih edilmektedir.

    Vitiligo tedavisinde cerrahi uygulamaların yan etkileri nelerdir?

    2 ye ayrılmaktadır.

    1. Vitiligo alanında yan etkiler;

    • * Uygulama alanı kenarında hypopigmentation
    • * Gecikmiş hiperpigmentasyon
    • * Milia
    • * Inklüzyon deri kistleri
    • * Akromik fissür
    • * Kenarlarda kalınlaşma
    • * Sıkışmış görüntüsü
    • * Cobblestone; daha çok Punch greftlerde gözlenmektedir.
    • * Kontatk dermatitis
    • * İnfeksiyon
    • * Skar gelişimi
    • * Kozmetik iyi olmayan görüntü

    1. Donor alanda;

    • Yüzeysel skar
    • * Hipopigmentasyon
    • * Hiperpigmentasyon
    • * Kobner gelişimi
    • * İnfeksiyon

    Vitiligoda dışında cerrahi tedavilerin diğer kullanım alanları nelerdir?

    Piebaldism; Parsiyel albinizim yada vitiligo sanılabilir. Ancak bunlarda kullanılan hiç bir tedavideb cevap alınamamkatdır. Piebaldism AD geçişli genetic bir hastalık. 14000 doğumda 1 gözlenmektedir. Kadın erkek eşit. Embriyonal gelişim sırasında melanositlerin deriye olan göçlerin problem olmakta. Vitiligoya benzer maküller. Alında forelock ile birlikte%90, gövde ön yüzde, ayaklar ve kolların orta ksımında bilateral olmaktadır. Maküller çevresinde hiperpigmente sınır var ve hiperpigmente adacıklar maküllerin içerisinde var

    Waardenburg's syndrome; AD geçişli 42 000 doğumda bir. Yine melanositlerin deriye olan göçünde problem var.

    4 tipi bilinmektedir. Hastada piebaldisime benzer maküller var ancak forelock yok.

    Yanık sonrası leukoderma(deride renk azalması)

    Lazer sonrası leukoderma; epilasyon lazerleri ve diğer medikal lazerler sonrası

    Kimyasal madde leukoderma Phenol-ve hydroquinone deriveleri

    Uçuk sonrası dudaklarda ve yüzde leukoderma

    Piebaldism

    DLE sonrası leukoderma

    Halo nevus

    Nevus depigmentosus

    Idiopathic guttate hypomelanosis

  • Vitiligo ( ala hastalığı )

    Vitiligo ( ala hastalığı )

    Vitiligo – Ala Hastalığı

    Vitiligo latince “vitelius” kelimesinden gelmiştir. Vitelius Türkçe dana anlamına gelmektedir. Hastalık bu hayvanın sırtındaki lekelere benzetilmiştir. Derimizde pigment üreten, dolayısıyla derimize rengini veren melanosit hücreleri vardır. Bu melanositlerin hasar görmesi sonucu, pigment üretilemez. Pigment yetersizliği sonucu deride, dağınık ve yama şeklinde sınırları belli olan beyaz leke ve lekeler oluşmaktadır. Lekeler süt kadar belirgin bir beyazlıktır. Bu lekelerin büyüklükleri değişebilmektedir; nokta kadar olandan tüm yüzü kaplayacak kadar büyüklüklerde olabilmektedir. Bazen melanin pigmenti kaybı kısmidir ve tam beyaz leke olmayabilir. Her beyaz leke vitiligo anlamına gelmemektedir. Nadir olarak kıllarda da renk kaybı olabilmektedir.Halk arasında sedef ala, baras, ebreş olarakta bilinmektedir. Toplumumuzda vitiligo, deride beyaz kepekli kırmızı yaraların seyreden psoraisis hastalığıyla karıştırılmaktadır. Ancak bu iki hastalık birbirinden tamamen farklıdır.

    Vitiligo Hastalığının Seyri Nasıldır ?

    Vitiligo hastalığı uzun süreli, tekrarlayıcı çoğu zaman yaşam boyu sürebilen zaman zaman alevlenme ve yatışma dönemleriyle seyreden bir hastalıktır. Hastalık, her hastada farklı ve kişiye özgü bir seyir göstermektedir. Bir başka deyişle her hastanın vitiligosu farklıdır. Bazı hastalarda az sayıda plak oluşur ve hiçbir zaman artmaz. Bazı kişilerde hastalık o kadar yaygın olabilir ki nerde ise hastanın normal deri renkli alanı kalmamıştır.

    Vitiligo görülme sıklığı ve özellikleri nerelerdir?

    Toplumda vitiligo göreceli olarak değişmekle birlikte % 1-2 oranında görülmektedir. Görülme sıklığında cinsiyete bağlı bir fark yoktur. Yaklaşık hastaların %30 oranında ailesinde vitiligo vakaları vardır. Hastalığın kendisi kalıtsal değildir ancak genetik yatkınlık söz konusudur. Siyahlarda, Fas ve Yemen yahudilerinde sıktır. Vitiligo doğumdan yaşlılığa kadar ortaya çıkabilirse de başlama yaşı en sık olarak 10 ila 30 yaşları arasındadır. İleri yaşlarda ve bebeklerde çok nadirdir. Kadınlarda derinin görünümüne artmış olan ilgi, vitiligonun erkeklere göre daha erken fark edilmesini sağlar.

    Vitiligoda şikayetlerin başlangıç belirtileri ve özellikleri nelerdir?

    Erken dönem vitiligoda, beyaz renkli alanlar belirgin değildir ve kaşıntılı olabilir. Başlangıçta vitiligo semptomsuz olarak ilerler. Vitiligo özellikle deri güneşte yandığında daha da belirginleşen keskin sınırlı ve kozmetik olarak rahatsız edici beyaz lekeler olarak belirir. Lezyonun daha da belirginleşmesi güneşten korunmayla önlenebilir.

    Vitiligonun klinik tipleri var mıdır? Bunlar nelerdir?

    İlk olarak yalnızca birkaç ufak küçük keskin sınırlı çevresi sıklıkla daha koyu renkli bölgeler vardır. Sınırlarda kırmızı veya koyu renkli bir halka olabilir. Lezyonların sayısı arttıkça birleşerek biçimsiz şekiller oluşturabilir. Vitiligo lezyonları tek bir bölgede veya yaygın olabilir, yaygın formu vücutta simetrik yerleşmektedir. En sık tutulan bölgeler yüz boyun ve saçlı deridir. Deri kıvrımları da sık olarak tutulur. En sık tutulan yerler tekrarlayan travmaya maruz kalan kemik çıkıntılar , önkol dışyüzü, bilek iç yüz, el sırtı, el parmağı gibi bölgelerdir Vitiligo oldukça sık olarak dudak, genital bölge, diş etleri, areola ve meme başı gibi bölgelerin çevresinde ortaya çıkar. Vitiligolularda çevresinde beyaz halka bulunan halo nevus denen benler sıktır. Saçlı deri vitiligosu genellikle beyaz veya gri saçın bölgesel yamaları şeklinde ortaya çıkar, fakat tüm saçlı derinin total beyazlaşması da görülebilir. Saçlı deri tutulumu görülmektedir. Bunu sırasıyla kaş ,kasık bölgesi ve koltuk altı tutulumu izler. Kıllarda beyazlaşma tedavi edilebilirlik için kötü bir işaret olabilmektedir. (Vitiligoda tedavi ile yada kendiliğinden renklenme kıl köklerinde bulunan melasitlerden olmaktadır.) Vitiligo küçük bir alanda sınırlı ise buna “lokal vitiligo”, belli bir anatomik alanda ise örneğin bir kolun tamamı gibi buna “segmental vitiligo”, tüm vücutta yaygın ve simetrik ise “vitiligo vulgaris” ve tüm vücudu kaplayacak şekilde yaygın ise “universal vitiligo” tanımlamaları kullanılmaktadır.

    Vitiligonun nedenleri nelerdir?

    Vitiligonun nedeni bilinmemektedir. Bununla birlikte aşağıda sıralanan hipotezler geliştirilmiştir. İmmun sistem yanlış çalışması hipotezi; Vitiligonun nedenleri tamamen anlaşılmamıştır ama tıbbı araştırmalar bunun immun sistemle(Vücudumuzun savunma sistemi) ilgili olduğunu düşündürmektedir. Hepimizin kanında bulunan beyaz kan hücrelerinden T lenfosit hücreleri savunma sistemi denetimdeki sapma sonucu kendi renk hücrelerine saldırmaktadır. Sinirsel hipotez: Sinirlerden salınan aracı bir madde renk hücresi melanositleri veya renk maddesi melanin üretimini yok eder. Kendi kendine yıkım hipotezi Renk maddesi melanin sentezi renk hücresi olan melanositlerce yok edilebilir.

    Genetik hipotez; Melanositlerin kalıtsal bir anormalliği, onların büyüme ve gelişimini engeller.

    Mikrokimerizm Hipotezi: Yapılan bazı çalışmalarda gebelikte (anne ile bebek arasında), organ nakli veya kan transfüzyonunda kişiler arasında hücre transferi olduğu gösterilmiştir. Bu hücre veya DNA lar alıcıda on yıllarca kalarak mikrokimerizm durumu oluşturur. Vitiligonun da böyle bir yol ile oluşmuş olabileceği düşünülmektedir. Viral nedenler: Özellikle CMV(citomegalovirus) ‘e bağlı vitiligo ve para şeklinde saç dökülmeleri öne sürülmüş ve bu amaçla antiviral tedaviler uygulanmıştır.

    B12 ve Folik asit eksikliği : B12 , B6 ve folik asit eksikliğine bağlı homosistein yüksekliğinin vitiligoya neden olabileceği düşünülmektedir. Bu aminoasidin yüksekliği kardiyovasküler hastalıklar ve sık kemik kırıklarına da sebep olduğu için önemlidir. Bu teorilerin hiçbirisi tek başına yeterince tatmin edici olmadığından bir kaçını birden içeren teoriler de bazı uzmanlarca desteklenmektedir.

    Vitiligo da kan tahlili gereklimidir ve tanı yöntemleri nelerdir?

    Vitiligo tanısı genellikle klinik olarak konsa da diğer hastalıklardan ayırt etmede nadir olarak biopsi yardımcı olabilir.Vitiligo özellikle tiroid hastalıkları ve diabetes mellitus gibi diğer otoimmun hastalıklarla birliktelik gösterebilir. %30 unda tiroid hastalığı vardır. Diğer birlikte olduğu otoimmun hastalıklar grubunda şunlar vardır: Pernisioz anemia, Addison's hastalığı, Alopesi areata ,insuline bağımlı Diabet, Uveitis, Kronik mukokutanoz Kandidiazis, Poliglandular otoimmun sendromlar. Hastaların hipotiroidi, Graves(tiroid hastalığı), diabet ve diğer otoimmun hastalıkların başlangıç işaret ve bulgularına karşı uyanık olmalıdır.

    Tanı Wood ışığında muayene ile yapılabilir. Bu ışık renk kaybını daha da belirginleştirir. Özellikle Koltuk altı ,anüs, ve genital bölgeler Wood ışığı olmadan pek belirgin değildir.

    Vitiligo Hastalığı Bulaşıcı mıdır ?

    Vitiligo hastalığı kesinlikle bulaşıcı ve mikrobik bir hastalık değildir. Vücudun bir yerinden diğer bölgeye de bulaşma olmaz.

    Vitiligo yayılır mı?

    Bu çelişkili bir konudur. Başlangıcı genellikle yavaş olup, bazen o şekilde kalabilmektedir. Ancak aylar sonrasında lekelerde hızlı bir artış da olabileceğinden hasta mutlaka yakın takip altında olmalıdır.

    Vitiligo kendiliğinden geçer mi?

    Genellikle tek olan lezyonlar üzerlerinde çillenme göstererek kendiliğinden gerileyebilmektedir.

    Vitiligo Hastalığında Önerilen Bir Beslenme Şekli Var mı ?

    Vitiligo hastalığı allerjik bir hastalık değildir ve belirli bir besin nedeniyle oluşmaz. Antioksidanlar yani A, E ve B vitaminlerinin kullanımı vitiligolu hastayı güneşin zararlı etkilerine karşı korumaktadır.

    Vitiligonun iç organlardaki bir hastalıkla ilişkisi var mıdır?

    İç organlarla ilgili bir hastalık değildir. Ancak vitiligoyla beraber bazı hastalıklar görülebilmektedir: Tiroid bezi hastalıkları, saç kaybı, şeker hastalığı, böbrek üstü bezi hastalıkları gibi. Ancak tüm bu hastalıklar yönünden mutlak tetkik yapılması gerekmektedir

    Vitiligo Hastalığı Deri Kanserine Dönüşür mü ?

    Hayır ! Ancak vitiligo hastalığında derinin doğal korunma sistemi olan melanositler olmadığı için güneş kökenli cilt kanserleri daha sık gözlenmektedir. Ayrıca kontrolsüz kullanılan bazı tedavi yöntemleri deri kanseri riskini arttırabilir. Bu nedenle tedavinin uzman gözetiminde sürdürülmesi önemlidir.

    Vitiligonun stres, sıkıntı ile bir ilişkisi var mıdır?

    Kesin kanıtlanmamış olmakla beraber, ağır stres vücudun savunma sistemini etkilediğinden lekeler artabilmektedir. Bu nedenle gereğinde mutlaka psikolojik değerlendirme yapılması gerekmektedir.

    Vitiligonun tedavisi nedir?

    Vitiligo tedavisinde birçok tedavi yöntemi mevcut olmasına rağmen tüm hastalarda iyi sonuç veren tek bir tedavi yöntemi yoktur. Bu nedenle tedavi hastaya göre bireyselleştirilmelidir. Hastalar, tedavinin süresi ve riskleri konusunda da uyarılmalıdır. Tedaviye yanıt beyaz lekeler içerisinde küçük çillenme renk adacıklarının oluşması ve bunların daha sonra birleşerek alanı kapatması şeklinde olmaktadır.

    Vitiligo tedavisi;

    A. Topikal ve sistemik ilaçlardan oluşan medikal tedaviler

    B. Cerrahi uygulamalar

    C. Ek tedavi yaklaşımları başlıklarında değerlendirilebilir.

    Medikal Tedaviler

    A. Topikal Tedaviler

    1. Kortikosteroidler(Kortizonlu ilaçlar); En sık kullanılan vitiligo ilaçlarıdır. Sistemik ve kullanıldıkları yerde yan etkileri fazla olduğu için yaygın hastalarda fazla tercih edilmemektedir. Daha çok çocuklarda, lokalize alanlarda ve yeni başlayan vitiligolarda

    etkilidir. Özellikle yüzdeki lezyonlarda en hızlı ve iyi yanıtı vermektedir ancak gözde katarakt ve göz basıncını arttırma gibi yan etkiler yönünde dikkatli olunmalıdır. Koyu tenlilerde cevap daha iyidir. Ucuz oluşu ve uygulama kolaylığı avantajları, yan etkiler ve tedavi sonrası nüksler dezavantajlarıdır.

    2. Fototedaviler;

    PUVA tedavisi 8-methoxypsoralen, 5-methoxypsoralen, trimethylpsoralen gibi ışığa duyarlandırıcı maddelerin verilmesi ve sonrasında UVA uygulanması şeklinde özetlenebilecek bir tedavidir. Özellikle yaygın ve deri tipi IV-VI olan hastalarda tercih edilmektedir. Ancak 12 yaş üzerinde kullanılabilmesi, tedaviden sonraki 1-2 yıl içerisinde hastalığın tekrarlaması, açık tenlilerde kullanılamaması, uzun takiplerinde gözde katarakt ve cilt kanseri gelişme riskleri nedeni ile artık fazla kullanılmamaktadır.

    Ultraviyole B Tedavisi: UVB tedavisi PUVA ya alternatif olarak uygulanmıştır. Uygulama kolaylığı ve kimyasal bir maddeye ihtiyaç olmaması dışında PUVA ya göre istatiksel olarak anlamlı bir fark görülememiştir. Ancak her ne kadar dar bant sonuçları tatminkar gözükse de hastaya tedavi sırasında UVB veya PUVA normal deriye de uygulandığı için lezyon ve normal deri arasındaki kontrast artar, normal deride cilt yaşlanması telenjektaziler ve cilt kanserlerinin görülme riski artar. Değişik bölgelere farklı dozlar uygulanma şansı yoktur.

    Excimer Lazer: PUVA ve UVB tedavilerindeki sorunları aşmak için mikrofototerapi adı altında Excimer lazer denen özel cihazlar geliştirilmiştir. Bu cihazlar beyaz renkli deriyi saptayarak UV ışınlarını buraya yönlendirir. Farklı bölgelere farklı dozlar verme şansımız olur. Verilen total doz azalır. Minimal eritem dozuna göre sorunlu bölgelere daha yüksek dozlar uygulanabilir.

    3. İmmunomodulatörler; bu amaçla son yıllarda takrolimus ve pimekrolimus ile başarılı sonuçlar alınmaktadır. Yan etkileri topikal steroidlerden azdır, irritan etkiler olabilir ve çocuklarda topikal steroidlerden daha güvenlidir. Bu nedenle özellikle yüz ve boyundaki sınırlı tutulumda ve çocuklarda tercih edilmektedir. Excimer lazer/ışık sistemler ve UVB ile kombinasyonu daha iyi sonuç vermiştir. UVA tedavilerinde kanser riski artışı nedeni ile birlikte kullanılmaz.

    4. Kalsipotriol; Vitiligolu deride kalsiyum geri alımı bozulmuştur. Kalsipotriol melanositlerde D vit 3 reseptörlerini uyararak kalsiyum hemostazını düzenlemektedir. Dahaçok dar band UVB ile kombinasyonu kullanılmaktadır.

    5. PGE2(prostoglandin E 2); özellikle UV ile birlikte vitiligoda başarılı bulunmuştur.

    6. Psödokatalaz; Katalaz normalde deride bulunan ve serbest oksijen radikalllerinin hasarını azaltan antioksidan bir enzimdir. Vitiligolu hastalarda UV ile birlikte kullanımı ile iyi sonuçlar alınmaktadır.

    7. Fenil alanin; tek başına ve UV tedavileri ile birlikte kullanılmaktadır.

    8. Plasenta; plasenta ekstresidir. Deride melanin yapımını uyarmaktadır. Gel formu bulunmaktadır.

    9. Depigmentasyon; %50'den fazla tutulumu olan ve özellikle yüz ve boyundaki repigmentasyon girişimlerinin yanıt vermediği hastalarda düşünülebilir. Depigmentasyon sonrası deri tipinden bağımsız şekilde tam bir renk bütünlüğü sağlanmaktadır. Hastalara uygulama ve sonuçları konusunda yeterli bilgi verilmeli ve hastalar asla güneşlenmeyeceklerini kabul etmelidirler. Hidrokinonun monobenzil eteri (monobenzen) ABD ve Avrupa'da bulunmakta olan tek ajandır. Serbest oksijen radikallerinin açığa çıkışını arttırarak epidermal melanositleri kalıcı olarak yok etmektedir.

    10. Kamuflaj uygulamaları; Mikropigmentasyon İlk kez 1989da demir oksid pigmentleri kullanılmıştır. Bugün benzer teknik kalıcı eyeliner için kullanılmaktadır. Tatuaj, depigmente alanın repigmentasyonu amacı ile yalnızca koyu derili kişilerde kullanılabilir. Renk uyumu zordur, ve renk silinmeye eğilimlidir.

    Deri dihidroksiaseton prepratları (güneşsiz yanma)ile boyanabilirsede renk uyumu sıklıkla başarılı değildir.

    B.Sistemik tedaviler;

    1. Steroidler; Aktif ilerleyici lezyonlarda, melanosit antikorlarına karşı sitotoksik etkiler hızlı iyileşme sağlamaktadırlar. Ancak yan etkileri nedeniyle kullanımları kısıtlıdır ve yarar-zarar dengesi gözetilerek tedavi başlanmalıdır.

    2. Levamisol ile tedavi: Vitiligo tedavisinde güvenli ve etkili bulunmuştur.

    3. Vitaminler: B 12, Askorbik asid, Folik asid tedavide önerilmiştir.

    4. Suplatast tosilat :Diğer ilaçlarla birlikte kullanımı önerilmektedir. Tcell, IL-4 mRNA transkripsiyonunu engelleyen anti allerjik bir ajandır

    * Cerrahi Yaklaşım: Ufak alanlarda ve stabil (4-6 aydır ilerleme yok) vitiligosu olan hastalar cerrahi transplantasyonlar için adaydır. Uygulama zaman alıcıdır, sadece segmental yada lokalize vitiligo hastaları için sınırlıdır. Parmakların dorsal yüzleri, el bilekleri, alın ve saç çizgisinde diğer tedavilerin başarısı zordur. Buralarda cerrahi uygulamalar yapılabilir.

    Uygulanan cerrahi teknikler şunlardır;

    1-Epidermal ve melanosit süspansiyonları: Hastanın normal derisindenhazırlananmelanosit ve deri süspansiyonları dermabrazyon veya lazer ile kaldırılan vitiligolu alana konur. Eğer alınan melanositler kültüre edilerek çoğaltılır ise daha geniş alanarda kullanılabilir. Ancak uzun,zahmetli ve daha pahalı uygulamadır.

    2-İnce dermoepidermal greftler: dermatomla alınan normal deri, yine dermatomla alınan vitiligolu deri alanına yerleştirilir.

    3-Emme bülü greftleri: Greftler vakumla belli basınç ile normal pigmentli deriden elde edilir. Vitiligolu alandan donma ya da emme ile alınan bülün tavanı kaldırılır ve yerine bu normal donor konulur.

    4- Punch minigreft: 0.7 yada 1 mm çaplı punch denilen özel aletler ile normal pigmente deri alınır bunlar vitiligolu deriye yine buradan aynı çaplı punchlar ile alınan yerlere yerleştirilir.

    C. Yardımcı Tedaviler;

    1. Psikolojik Destek: Bilimsel araştırmalar, vitiligo hastalarında psikolojik destek sağlanmasının yaşam kalitesini arttırdığını ve hastalığın iyileşmesine katkıda bulunduğunu göstermiştir. Bu nedenle, gerekli durumlarda uygun ilaçlar ya da ilaç olmaksızın çeşitli psikoterapi yöntemleri kullanılabilir.

    2. Bitkisel İlaçlar;Benzer şekilde bitkisel tedaviler, doğal ilaçlar da uzun süreli iyilik sağlayamamaktadır. Ağızdan alınan bitkisel ve doğal ilaçların ağır iç organ (ör:karaciğer) toksisiteleri, önemli yan etkileri ve ilaç etkileşimleri olabilmektedir. Bu nedenle bir deri hastalığı olan vitiligo hastalığının tedavisi , dermatoloji uzmanınca, etkinliğinin yanı sıra emniyetliliği de kanıtlanmış onaylanmış ilaçlarla yapılmalıdır. Hekiminiz yeni geliştirilen ilaçlar ya da diğer tedavi yöntemleri konusunda en sağlıklı ve doğru bilgilere ulaşacağınız kaynaktır.

    Vitiligo hastalığı olan bir kişi nelere dikkat etmelidir?

    Deriye renk veren madde aynı zamanda cildi güneş ışınlarından da korur. Vitiligo lekelerinde bu madde yok olduğu için bu lekeler güneşe karşı korumasız hale gelmiştir. Kolaylıkla güneş yanığı oluşabilir. Aynı sebeple bu lekelerde bazı deri kanserlerine de yatkınlık arttığından mutlaka deri hastalıkları uzmanı bir hekimin önerisinde güneş koruyucu krem kullanılmalı ve mümkünse beyaz lekeler güneş ışınlarından korunmalı. Darbe, çizik ve sürtünme yerlerinde yeni lekeler çıkabilmektedir. Bu nedenle cildin zararlı etkilerden korunması gerekmektedir.

  • Cilt gençleştirme, leke, iz ve çatlak tedavisinde frraksiyonel lazer

    Fraksiyonel Lazer Tedavisi nedir?

    Fraksiyonel lazer tedavisi ablatif CO2 (derin) ve non ablatif Erbium Glass (yüzeyel) lazer cihazları ile cilt yenileme, lazer ışınlarının ışınsal olarak deri içine girip deriyi tahrip etmesi sonucu derinin kendini iyileştirme sürecini başlatması yöntemine dayanan bir işlemdir.

    Hangi Durumlarda Kullanılır?

    Bu işlem cilt yenileme, gençleştirme, leke ve çil tedavilerinde, akne skarı (sivilce izi), yara izi ve falçata izlerinin, gözaltı torbalarının, striaların (çatlak) tedavisinde tek başına veya diğer tedavilerle kombine kullanılabilir.

    Tedaviden Sonra Nelere Dikkat Edilmeli?

    Fraksiyonel lazer uygulamalarında özellikle 2.haftadan sonra cilde 3-4 saat arayla tekrarlanarak güneş koruyucusu sürülmelidir. Spot ışık, bilgisayar ve televizyon ışığından kaçınılmalı, dağda ve deniz kenarında güneşten çok iyi korunmalıdır. Aksi takdirde işlem alanında leke oluşabilir. Yine başka nedenlerle ilaç kullanacaksa mutlaka doktoruna danışmalıdır. Çünkü ışık duyarlılığını arttıran ilaçlar vardır.

    Son Teknoloji Dual (ikili) Cihazlar

    Lazer Teknolojisindeki en son gelişme ablatif (derin) ve non ablatif (yüzeyel) etkili cihazların kombine edilmesidir. Bu cihazlar ard arda atım yaptığında iyileşme süresi kısalmakta ve hastaların konforu artmaktadır.

    Yan Etkiler nelerdir?

    Kızarıklık, kabuklanmalar, uçukoluşumu, varolan uçukta yayılma, deri enfeksiyonu, ödem, deride soyulma ve çizgilenmeler, enfeksiyon, lekelerde koyulaşma, post inflamatuar hipo ve hiperpigmentasyon (uygulama yerinde beyaz ya da koyu renkli leke kalması) tedavinin yan etkileri olarak sıralanabilir.

    Yazın fraksiyonel lazer tedavisi yapılabilir mi?

    Yaz aylarında ablatif lazerlerin kullanılması uygun değildir ancak ablatif olmayan Erbium Glass tipi lazerler cilt germe ve gençleştirme amacı ile kullanılabilir.

  • Lazerle tırnak mantarı tedavisi

    Tırnak mantarı tedavisinde neden lazer kullanılmaktadır?

    Tırnak mantarı tedavisinin etkili bir şekilde yapılabilmesi için ağızdan alınan mantar haplarının kullanılması gerekir.

    Ancak mantar hapları karaciğer fonksiyon testleri çok dikkatli bir şekilde takip edilerek kullanılmalıdır, Karaciğer fonksiyon testleri bozuk olan hastalarda ise ağızdan mantar tedavisi yapılması sakıncalıdır. Bu nedenle son yıllarda ağızdan mantar hapı kullanılmadan lazer tedavisi ile tırnak mantarı tedavisi yapılması yaygınlaşmıştır.

    Tırnak Mantarı Hangi Tip Lazerle Yapılır?

    Tırnak mantarı tedavisi kısa dalga boylu ndYAG lazer ile yapılır.

    Lazerle tırnak mantarı tedavisi nasıl yapılır?

    Bu tedavide hedef tüm tırnakların 39-42 derece olana kadar ısıtılmasıdır.

    Bu amaçla hastaya göre değişmekle birlikte genellikle seans başında 0.5ms pulse, 4-5 Herz, 18-24joule dozda lazer uygulaması yapılır. Tedavi tırnağın dibinde temiz tırnak çıkması görülene kadar devam ettirilir.

  • Bölgesel aşırı terlemede botoks tedavisi

    Aşırı Terleme (hiperhidroz)

    Aşırı terleme bölgesel ya da yaygın olabilir. Şeker hastalığı ( diabet),tiroid bezinin aşırı çalışması (hipertiroidi) durumunda ve kanser hastalarında yaygın terleme oluşabilir. Öte yandan koltuk altı, el ve ayaklarda emosyonel (duygusal) faktörlere bağlı olduğu düşünülen bölgesel terlemeler görülebilir. Bölgesel terlemede sinirsel uyarımın sonucunda terleme bezlerinin neden normalden fazla çalıştığı tam olarak bilinmemektedir.

    Neden tedavi gereklidir?

    Aşırı terleme ( hiperhidroz) hastanın sosyal ve iş hayatını olumsuz yönde etkileyenbir hastalıktır. Koltuk altı terlemesi kıyafetlerde ıslaklık ve iz oluşturarak hastayı sosyal ortamlarda hastayı utandıracak hoş olmayan durumlara yol açabilir. Öte yandan derinin tahriş olması ve kötü bir koku oluşması hastanın sosyal yaşamını olumsuz yönde etkiler. Ek olarak ellerdeki terlemeye bağlı olarak kağıt benzeri eşyaların ıslanması ve el sıkışma sırasında yaşanan olumsuzluklar ise iş yaşamında zorluklar yaratabilir. Bu nedenle bölgesel terleme kişinim hayatını tehtid etmese de yaşam kalitesini önemli ölçüde bozan bir hastalıktır.

    Tedavi alternatifleri nelerdir?

    Ağızdan alınan ilaçlar( antikolinerjik ve antidepresan ilaçlar), bölgesel olarak metal tozlarının kullanımı, iyontoforez, botoks( botulinium toksini A) ve cerrahi yaklaşımlar tedavide denenebilir. Günümüzde aşırı bölgesel terlemenin tedavisinde en etkili ve kolay uygulanan tedavi yaklaşımı botoks uygulanmasıdır.

    Botulinium Toksini A ( Botoks)

    Besin zehirlenmelerinden sorumlu olam botulinium bakterisinden elde edilen bir toksindir. Aşırı hiperhidroz tedavisinde A tipi botulinium toksini kullanılır

    (BTX-A) Nasıl uygulanır?

    Tedavi öncesinde BTX-A uygulanacak bölge iyod testi ile belirlenir. İyod uygulanan bölgelerde terleme varsa deri rengi siyahlaşır. BTX-A sulandırıldıktan sonra 2cm’yi geçmeyen aralıklarla deri içine enjekte edilir.

    El ve ayaktaki uygulama ağrılı olacağı için tedavi öncesinde bölgesel anestezi yapılır. Koltuk altında uygulama daha ağrısız olduğu için sadece lidokain içeren kremlerin işlem saatinden bir saat öncesinde terleme bölgesine sürülmesi yeterlidir. İşlemden 2-4 gün sonra BTX-A’nın terlemeyi azaltıcı etkileri belirgin olmaya başlar. Tedavi etkinliği 4-6 ay devam eder.

    Bu nedenle senede iki-üç defa tekrarlanması gerekir.

    Yan etkiler nelerdir?

    Tedavinin yan etkileri çok azdır ve genellikle kendini enjeksiyon bölgesindeki küçük kaslarda zayıflık şeklinde gösterir. Nadiren uygulamanın yapılmadığı diğer yerlerde göreceli terleme artması gibi bir yakınma katşımıza çıkabilir.

    Hangi durumlarda sakıncalıdır?

    Gebelik ve emzirme döneminde, miyastenia gravis hastalığı olanlarda ve aminoglikozid grubu antibiyotik kullananlarda botoks enjeksiyonu kesinlikle yapılmamalıdır.