Kategori: Dermatoloji

  • Güzel görünüm önce cildinizden başlar

    Cilt bakımı her insanın yapması gereken bir bakımdır. Hem estetik hem de özellikle sağlık açısından çok önemlidir. Cilt temizliğine önem vermek cildimizin ileriki yaşlarda kırışmasını önemli ölçüde azaltacaktır. Çünkü cildimizi olumsuz etkileyen birçok faktör vardır. Bunların başında makyaj, stres, sigara ultraviyole ışınları, dengesiz beslenme ve hava değişimleri gelmektedir. Tüm bu etkenler yaşımız genç olsa bile yüzümüzü solgun göstermesine neden olur. Sağlıklı cilt parlak ve canlı olur. Bu yüzden 20’li yaşlardan itibaren herkesin cildini temizlemesi ve gerekli bakımı yapması gerekir. Her insanın cildi aynı değildir. Bu yüzden ilk önce cilt analizi yaptırarak cilt tipinizi öğrenip ona uygun bir cilt bakımı yaptırmanız gerekir. Tam bir cilt bakımı için ayda bir kere cilt bakım merkezine gidip genel bakım yaptırabilirsiniz. Bu bakım yaklaşık 2 saat sürmekte olup sırasıyla temizleme, tonik, peeling, buhar, maske, nemlendirme işlemleri uygulanır.

    Ayrıca beslenmenize dikkat etmeniz gerekir. Sivilce genellikle çinko eksikliğinden dolayı çıkar. Kabak çekirdeği, badem, brokoli, yumurta ve peynirde bolca çinko bulunmaktadır. Ayrıca A, C ve E vitaminleri olan sebze ve meyveleri de bol miktarda tüketmek gerekir.

    “Yaşlanma” yılların vücutta meydana getirdiği değişikliklerdir. Yaşlanma doğumla başlayan ve ölümle biten bir hayat sürecidir. Ama doku ve organlarda asıl yıpranma büyüme ve gelişmenin tamamlandığı ergenlik çağından sonra başlar .

    Doğum tarihi kaydı güvenilir olup en uzun yaşayan insanlar rekoru 10 yıl önce ölen Fransız Louise Calment’e (122) aittir. Aslında insanlara ait bir hücre olan fibroblastlar laboratuar şartlarında 150 yıl kadar yaşayabilmesi insanın eğer şartlar hazırlanırsa oldukça uzun süre yaşayabileceğini göstermektedir.

    Günümüzde, anti-aging yani “geriye yaşlanma” konusu ile uğraşan bilim adamları insanların yaşam süresini yüz yaşın üstüne çıkarmak amacındalar. Kuşkusuz bu kişilerin hem sağlıklı hem de aktif olması amaçlanıyor. Türkiyede 1960’lı yıllarda 49 olan ortalama yaş sınırı, 2000 ‘li yıllarda 69’ u geçmiştir. O halde geçen son 40 yılda ömrümüzün 20 yıl daha uzadığını söyleyebiliriz.

    Uzun yıllar boyunca hekimler dahil herkes ileri yaşlara kadar yaşamayı bir kader olarak görüyordu. Doğanın değişmez kanunu “İnsanlar doğar, büyür, yaşlanır ve ölürler“ kuralına müdahalede bulunmak imkansız bir tabu olarak kabul edilmişti. Son yıllarda bunun aksini düşünen bilim adamları “anti-aging” kavramını yani yaşlanmayı yavaşlatıcı arayışları gündeme getirmeye başladılar.

    Deri hastalıkları

    Deri hastalıkları (dermatoz), ciltte görülen hastalıklardır. Sayılmayacak kadar çok deri hastalığı vardır. Deri hastalıklarına genel olarak dermatoz, ilgili bilim dalına da dermatoloji ismi verilir. Deri hastalıkları hakkında genel bir fikir edinebilmek için birkaç bölüme ayırmak mümkündür.

    Mikroorganizmaların sebep olduğu deri hastalıkları

    Bu organizmalar genellikle deri iltihaplanmalarına yol açar. Mikroorganizmalar derideki herhangi bir bozukluğun üzerine kolayca yerleşebilirler. Yaralar, yanıklar, uyuz, böceklerin ısırdıkları yerler, egzemalar ve uçuklar kolayca iltihaplanabilirler. Deri iltihaplarına dermatit de denir. Mikroorganizmaların yol açtığı hastalıklardan olan cüzzam, deri veremi ve frengide ise yukarıdaki bahsedilen iltihaplanmaların dışında bir mekanizma söz konusudur. Bunlar bu yüzden spesifik iltihaplar veya spesifik enfeksiyonlar grubu olarak adlandırılmıştır.

    Estetik Cerrahi

    Estetik Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi, doğumsal veya sonradan edinilmiş anomalilerin, şekil ve işlev bozukluklarının giderilmesine ve vücut imajının düzeltilmesine çalışan cerrahi bir tıp branşıdır.

    Plastik, Yunanca “plasticos” gelen bir sözcüktür ve “şekillendirmek”, “kalıba uydurmak” anlamlarını taşır. Rekonstrüktif ise Latin kökenli bir sözcüktür ve “yeniden yapmak” anlamını taşır.

    Estetik Cerrahi, Plastik cerrahi içinde yer alan bir yan daldır. Vücut imajının daha güzel ve mükemmele ulaştırılmasını sağlamak için yapılan operasyon ve girişimlerle uğraşır. Burada tıbbi bir problemden çok estetik problemler yani güzellik kaygısı vardır.

    Medyada, plastik cerrahinin estetik yönüne ait haberler daha fazla yer almakta ve belki de bu nedenle halk plastik cerrahları sadece estetik cerrahi yapan kişiler olarak algılamaktadırlar.

    “Özetle; Estetik Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi tüm vücut yüzeyinde deri derialtı ve kemikleri etkileyen her türlü bozukluğun onarılmasına çalışır. Bunu yaparken temel kural hangi dokular kaybolduysa ona benzer dokularla onarım yapmaktır.”

    Estetik cerrahi konusunda dikkat edilmesi gereken en önemli nokta estetik cerrahi uygulama ve ameliyatları mutlaka Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi ihtisası yapmış uzman estetik cerrahlar tarafından yapılmalıdır.

  • Dermatoloji nedir?

    Dermatoloji, deri hastalıklarının tanı ve tedavisini konu alan tıp dalı. Dermatoloji, iç hastalıklarının alt uzmanlık dallarından biri olarak 18. yüzyılda gelişti; o çağda her deri döküntüsünün frengi olmasından kuşkulanıldığı için, bu uzmanlık dalı öncelikle zührevi hastalıkların tanı ve tedavisiyle bağdaştırıldı.

    Çağdaş dermatoloji ancak 20. yüzyılın başlarında, frengiye karşı etkili ilaç tedavisinin bulunmasından sonra bağımsız bir tıp dalı niteliğini kazanabildi.

    Derideki hastalık belirtilerinin kolayca gözlenebilir olması, dermatolojinin kısa sü­rede bağımsız bir tıp dalı olmasını sağlamış, ama bu dalın bilimsel temelleri ancak 19. yüzyılın ortalarında Avusturyalı hekim Ferdinand von Hebra tarafından atılabilmiştir. Deri hastalıklarında, derideki patolojik de­ğişikliklerin mikroskopla incelenmesine da­yalı bir yaklaşım öneren Hebra’dır.

    Hebra’ yı izleyen dermatologlar, çalışmalarını deri hastalıklarının tanımlanması ve sınıflandı­rılması konusunda yoğunlaştırdılar.

    1930′ larda Steven Rothman’m öncülüğünde, bu hastalıkların biyokimyasına ve fizyolo­jisine ağırlık veren yeni bir yaklaşım, 20. yüzyılın ikinci yarısında daha etkili tedavi yöntemlerinin gelişmesini sağladı. Bu yön­temlerle dermatoloji, derideki mantar has­talıklarını denetim altına almayı, deri kan­serlerinin erken tanısını ve tedavisini, pem- figus ve kızartılı lupus gibi kronik deri hastalıkları ile sedef hastalığını tedavi etme­yi başarmıştır.

    Türkiye’de ilk dermatoloji araştırmaları, I. Abdülmecid döneminde Zambako Paşa tarafından başlatıldı. 1849′da kurulan Mek- teb-i Tıbbiye-i Şahane’de 1889′da ayrı bir dermatoloji kürsüsü açıldı. 1933 Üniversite Reformu’yla İstanbul Üniversitesi Tıp Fa­kültesi Deri Hastalıkları ve Frengi Kliniği’ nin başına getirilen ve adının verildiği hastalığı tıp literatürüne kazandıran Dr. Hulusi Behçet, tıp fakültelerinde kürsü başkanı olan ilk Türk hekimlerindendi. İstanbul’daki ilk dermatoloji kürsüsünü, 1945′te kurulan Ankara Tıp Fakültesi’nin Deri Hastalıkları ve Frengi Kürsüsü izledi; o tarihten sonra kurulan bütün tıp fakülte­lerinde birer dermatoloji kürsüsü vardır.

  • Nemsiz cilt için ev maskesi

    Nemsiz cilt için ev maskesi

    Havalar ısınmaya başladı. Cildiniz baharla birlikte yavaş yavaş kendine gelmeye başlarken bitkisel maskelerle bakımını yapmalısınız. Bugün sizlere önereceğim maske hem çok kolay hem de haftada 1-2 defa yapıldığında ışıltı ve nem veriyor.

    Şekersiz toz kakaonun içine bir miktar süt karıştırın. Oranı gözkararı yapmanızı isteyeceğim. Karışım yüze sürünce maske gibi kalabilmeli.

    Bunu temiz ve 5 dakika kadar yakmayacak sıcaklıkta buhara yüzünüzü tuttuktan sonra uygulayın.

    5-10 dakika kadar yüzünüzde kalsın. Ardından suyla yıkayın.

    Sütün içindeki Laktik Asit tıbbi peelinglerde kullanılır ve ölü hücreleri uzaklaştırır. Aynı zamanda deriyi parlatır.

    Kakaonun içindeki antioksidan maddeler deriyi ışıldatır ve nem tutmasını sağlar.

    Bu maskeyi kimler yapmasın?

    *Aktif Aknesi olanlar

    *Yüzünde yara veya kızarıklığı, enfeksiyonu olanlar

    *Dudağında uçuğu olanlar.

    Sağlıklı günler dileğiyle..

  • Besinleriniz ilacınız olsun

    Besinleriniz ilacınız olsun

    Cildi İçerden Nemlendiren Gıdalar.

    Son günlerde cilt kuruluğundan ve buna bağlı kaşıntı ve kızarıklıklardan rahatsızlık duyan hastalarımın sayısı arttı.
    Muayene ettiğim çoğu hastamda temel sıkıntının yetersiz su içmek olduğunu görüyorum. Ne yazık ki çoğu kişi cildini sadece dışardan sürülen kremlerle nemlendirmeye çalışıyor.

    Hergün 1,5 litre civarında su içmeliyiz. Spor yapıyorsanız bu miktar biraz artabilir. Çay kahve ve meyve suları bu miktara dahil değil.

    Bazı besinler deriyi içerden nemlendiriyor. Bizim tedavilerimizde gıda desteği çok önemli.
    Bunların başında omega 3-6 dan zengin somon, sardalya, hamsi, ton ve istavrit balıkları geliyor. Haftada 3 defa balık yiyenlerin cildinin ne kadar farklı ve güzel olduğunu görüyorum.

    Ayrıca badem, ceviz ve fındık en değerli omega kaynaklarının başında geliyor. Ara öğünlerde bir avuç kadar tüketmek yeterli. Avokado, salatalık cildin kollogen sentezini uyaran ve nemlendiren besinler arasında…

    Koyu kırmızı ve mor renkli meyveleri masanızdan eksik etmeyin. Çilek ve böğürtlen blueberry grubu meyveler cilde müthiş nem ve antioksidan destek sağlıyor.

    Yedikleriniz ışıltınız olsun…

  • Deri kanserlerine dikkat !!!

    BAZAL HÜCRELİ KANSER

    Tüm ülkelerde en sık görülen deri kanseri tipidir. Derinin bazal hücrelerinden köken alır. Açık tenli, aşırı güneş ışını maruziyeti olan kişilerde daha sık görülür. En sık yüz gibi güneş gören bölgelerde gelişir. Gelişimi yıllar içinde ve yavaştır. Önce şeffaf renkte olan kabarıklık sonra yaraya dönüşür. Genellikle yayılım yapmaz. İleri yaşlarda tekrarlama riski mevcuttur. Güneşi sık görmeyen vücut alanlarında görüldüğünde kimyasal kanserojenler (arsenik gibi) sorgulanmalıdır. Pratikte metastaz yapmayan ve sadece bulunduğu bölgede yayılan bir kanser olarak bilinir.

    Bazal hücreli kanserin tüm tedavi yöntemleri ile nüks gelişebilir. Yerel olarak kullanılan immunmodulatuar ilaçlarla 12 haftalık tedavi süreci oldukça etkin ve başarılıdır. Bir başka tedavi şekli tümörün cerrahi olarak çıkarılmasıdır. Mohs cerrahisi bu konuda en etkin yöntemdir. Kriyoterapi (dondurma yöntemi) ağrısız alternatif bir terapi yöntemi olup nüksler sıktır. Bazı bazal hücreli kanserlerde radyoterapi ve fotodinamik tedavi de tercih edilebilmektedir.

    SKUAMÖZ HÜCRELİ KANSER

    Deriniz skuamöz hücrelerinden köken alan kanser tipidir. Kısa zamanda gelişir ve hızla ilerler. Metastaz yapma oranı yüksektir. Sıklıkla güneş hasarına bağlı gelişen solar keratoz, aktinik keilit, bowen hastalığı gibi bazı deri hastalıklarının üzerinde gelişebilir ve dönüşebilir. Bu nedenle bu kanserden korunmanın en önemli yolu güneşten korunmadır. PUVA tedavisi alanlarda risk dikkate alınmalıdır. Bazı güneş hassasiyeti ile giden genetik hastalıklarda sıklığı artmıştır. Yine organ transplantasyonu, AIDS, Lenfoma gibi immunsupresyon durumlarında sıklığı artmış olarak görülmektedir.

    Skuamöz hücreli kanser genellikle 50 yaş üzerinde ortaya çıkar. Ancak güneşli iklimlerde daha genç yaşlarda da görülür. Erkeklerde kadınlara göre 2-3 kat daha sık görülür.En sık yerleşim yeri alt dudaktır ve sıklıkla sigara ve pipo içenlerde görülür.Bunun yanında yanakta ,burunda, kulak önü ve kulak heliksi üzerinde, saçı dökülmüş kişilerde saçlı deride de yerleşir. Bazal hücreli kanserden farklı olarak, el sırtı, ön kol ve kadınlarda bacak ön bölgede de bulunabilir. Genellikle 1-2 cm çapa ulaştığında ortadan ülsere deriden kabarık bir lezyon halini alır. Metastaz özellikle kulak , dudak ve genital bölge yerleşimli kanserlerde daha yüksektir. Lenf nodu metaztazı yapan olgularda prognoz kötüleşmektedir.

    Tedavisi birincil kanserde cerrahi olarak çıkarılmasıdır. Yüksek riskli olanlarda Mohs cerrahisi tercih edilmelidir. Cerrahi uygulanamayan olgularda radyoterapi diğer bir tedavi şeklidir. İç organ metastazı olan olgularda kemoterapi uygulanır.

    Uzun süreli ülser ve yaralar, yanık zemininden de skuamöz hücreli kanser gelişebileceğinden bu hastaların dikkatle takibi gerekmektedir.

    MALİGN MELANOM

    Benler üzerinde gelişen en tehlikeli deri kanseri türüdür. Ailesel yatkınlık, çok sayıda ben varlığı, güneş yanığı öyküsü melanom için en önemli risk faktörleridir. Renk hücrelerinden kaynaklanan bu kanser, sıkığı hızla artmakla birlikte, beyaz ırkta orta yaş grubunda en sık görülen kanserlerdendir. Melanom en sık deriden, nadiren göz, mukoza beyin zarı gibi dokulardan gelişir. Çocuklarda doğuştan büyük konjenital benler üzerinden gelişebileceğinden bu olgular dikkatle takip edilmelidir. Açık tenliler, açık renk gözlüler, sarı-kızıl saçlılar, güneşli ve dağlık bölgelerde yaşayanlar, mesleği gereği güneş altında çalışanlar, çocukluğunda bir veya daha fazla ciddi güneş yanığı geçirenler, ailesinde melanom bulunanlar, bağışıklık sistemi baskılanmış olanlar daha fazla risk altındadır.

    Benlerdeki değişimler mutlaka kanser gelişimi açısından değerlendirilmelidir. Simetride bozulma, kenarlarındaki düzensizlik, renk değişimleri, benin çapında büyüme ve kabarma kanserleşme belirtisi olabilmektedir. Riskli kişilerde dermatologlar tarafından erken tanı amacıyla, benlerdeki değişimi ayrıntılı olarak gösterebilen dermatoskopi cıhazı ile tarama ve izlem son derece önemlidir. Melanom için erken tanı hayat kurtarıcıdır. Her yıl dermatolojik kontrol yaptırılmalı, her ay kişi cildini ayna karşısında kendisi izlemelidir. Şüpheli benler cerrahi olarak çıkarılmalıdır.

    DERİ KANSERİNDEN KORUNMA GÜNEŞTEN KORUNMAYLA EL ELEDİR.

    Biz dermatologlar güneşten korunmayı vurgularken, hastalarımızdan daha tatile gitmediklerini, denize girmediklerini söylediklerini duyarız. Ne yazık ki Ultraviyolenin ne tatille nede sadece denizle ilişkisi vardır. Yaz kış insan derisi Ultraviyoleye maruz kalmaktadır. Kapalı ortamda çalışan kişiler en azından işe gidiş dönüş saatlerinde, evde vakit geçirenler balkon ve bahçeye çıktıklarında, dışarıda çalışanlar her an güneşten korunmak durumundadır. Şapka , şemsiye gibi fiziksel koruyucular mutlaka dikkate alınmalıdır. Deri tipine uygun güneş koruyucuları gün içinde yenilenerek, dışarı çıkmadan yarım saat öncesi mutlaka sürülmelidir. Çocuklarımızın Ultraviyoleye hassas bir derileri olduğunu UV ile oluşan DNA hasarlarından daha çabuk etkileneceklerini lütfen hiç aklımızdan çıkarmayalım ve aynı özeni onlara da gösterelim.

  • Bebeklerin de cildi kurur

    Bebeklerin de cildi kurur

    Bebekler de tıpkı erişkinler gibi cilt kuruluğu ve buna bağlı kaşıntı şikayetine sıkça maruz kalıyor. Özellikle modern hayatın getirdiği sık yıkanma alışkanlığı annelerin bebeklerini her gün yıkamasına neden oluyor. Bebek cildi çok ince ve yağ dokusundan fakir olması nedeniyle köpüren bir ürün temas edince kurur, koruyucu yağını kaybeder. Ekzema ve cilt hastalıklarına zemin hazırlar.

    Yağ dokusunun yokolması bebeğin derisinde kuruluğu ve ardından da kaşıntıyı getirecektir. Çoğu zaman bebeğin bu durumunu farkedemeyip her gün banyosunu yaptıran, suda uzun uzun bebeğini oynatan anneler bir süre sonra dermatoloğa kızarıklık kaşıntı ve durdurulamayan kabarıklıklarla başvurur.

    Bebekleri bu evreye getirmeden ciltte ekzema ortaya çıkmadan dikkat edilecek çok basit yaşam alışkanlıklarıyla bunun önüne geçmek kolaydır. Amacımız çocuklara ilaç kullandırmak değil onları hasta olmadan korumak olmalıdır.

    Dikkat edilmesi gereken birinci konu her gün bebeği yıkamamaktır.

    Çoğu anne bebeğin oyun ve uyku saatini banyo keyfiyle birleştirir. Bebek cildinin ince olması ve koruyucu tabakasının gelişmemiş olması nedeniyle en hassas bebek ürünü bile olsa köpük, sabun cilde girer. Bu nedenle çocuğu önce su doldurmadan küvette oyuncağıyla oynatıp zaman kazanmak bir süre sonra da hızla ve ılık suyla, liflemeden yıkayıp çıkarmak gerekir.

    Banyo sonrasında, kurulanan cilde nemliyken hemen vücut losyonu sürülür. Bazı bebekler bundan hoşlanmaz. Bu işlemi bir oyun gibi yaparak çocuğa alıştırmak gerekir.

    Bebek cildi de tıpkı bizlerde olduğu gibi içerden de suya ihtiyaç duyar. Cildi kuru olan çocuğa ekstradan su veya süt içirmek iyi olur.

    Bazen bebek yağları da losyon gibi tüm vücuda sürülebilir. Bu durumda çocuk küvetteyken sürülürse kaymaması için dikkatli olmak gerekir.

    Losyon yetmiyorsa doktora sorarak merhem formları da kullanılabilir.

    İdeal bebek ürünü Parabensiz, Kokusuz ve renksiz olmalıdır.

  • Prp kendi kanınla yenilenme tedavisi

    Prp kendi kanınla yenilenme tedavisi

    Kanda pıhtılaşmadan sorumlu olan hücreler TROMBOSİT ismini alır. Yaralanan ve kesilen bölgeye ilk giden onarıcı hücre trombosittir. Üzerinde yenileyici, onarıcı aktif proteinler ve özel yapılar içeren trombosit, geldiği bölgede hızla yeniden yapılanma ve onarım yapar. Bir yandan da canlılığını kaybeden dokuları uzaklaştırmak için bağışıklık sistemini devreye sokar.

    Trombositlerin bu işlemi hızla ve etkili biçimde yaptığını farkeden bilimadamları bu molekülleri çok yoğun elde edecek özel sistemler geliştirip tıbbın pekçok alanında kullanmıştır. Buradan da PRP sistemi bulumuştur.

    Dermatolojide kullanımı iyileşmeyen yaraların tedavisi, yanık tedavilerinde kullanımı, estetik cerrahi işlemlerinin ardından iz kalmasını en aza indirmekle başlamıştır. Sonraki çalışmalarda saç ekimi operasyonlarından sonra PRP yapılanların saçlarının daha güçlü olduğu farkedilmiş böylece saç ekimi sonrasında ve genel saç dökülmesi tedavisinde yapılır olmuştur.

    PRP yapılandırıcı, onarıcı, içerden besleyip destekleyici bir uygulamadır. Gözle görülen yanıtlar hemen ciltte ve saçta görülmez. Seanslar tamamlandıktan sonra 3. ay gibi etkisi başlar ancak uzun süre devam eder.

    Antiaging deri bakımı için PRP yapılmasındaki hedef iyi anlaşılmalıdır.

    PRP botoks veya dolgu gibi hemen etki etmez.

    Hedef bölge yapılan tüm deri alanıdır. Sadece belli noktaya yapılacak lokal bir işlem değildir.

    Tek başına veya Diğer uygulamalara destek verici olarak yapılır. Burada ayrımı hekim yapar. Kombine tedavi yapılıyorsa leke tedavisi, iz tedavisi, çatlak tedavisi, yüz gençleştirme ince kırışıklık tedavisi birlikte ele alınır. Tek başına kırışık açmaz, dolgu gibi deriyi doldurmaz.

    PRP yaptıracak kişinin hedefi, deriye parlak, gergin, ışıltılı hali kazandırmak ve herhangibir bakım kremi vb kullanmadan da ışıltılı cilde sahip olmak olmalıdır.

    PRP uygulaması tek seansla yanıt vermez. 3hafta arayla 3 seans yapılır. 6 ay sonra pekiştirme dozu yapılır. Daha sonra yaklaşık 14-16 ay sonra tekrarlanır.

    Düzenli PRP işlemi yaptıran kişilerde derinin güçlü ve gergin olduğu görülür.

    Özellikle derisi ince, kılcal damar yapısı belirgin ve UV ye hassas ya da UV tahribatı olanlarda PRP en iyi onarıcı işlemlerin başında gelir.

    Saç dökülmesinde duruma göre kaç seans yapılacağı hastanın durumuna göre belirlenir. Saç tedaviye daha yavaş yanıt vereceği için seanslar uzun sürebilir.

    PRP tedavisinin en büyük avantajı kişinin cildine yabancı madde değil kendi hücrelerinin verilmesidir.

    PRP uygulamasında sadece koldan alınan kanın doğrudan ayrıştırılıp cilde verilmesi yeterli değildir. Bu işlem için dünya standartlarında hazırlanmış ve tıbben etkinliği bilinen kitlerle yapılan işlem olmasına dikkat etmek gerekir.

    Sağlıklı ve ışıltılı günler dileğiyle…

  • Eyvah yine saçlarım dökülüyor!!!

    Eyvah yine saçlarım dökülüyor!!!

    Saç dökülmesi hem kadın hem de erkekte büyük sorun. Hatta zaman zaman çocukluk döneminde bile pekçok hasta bana saç dökülmesi sorunuyla geliyor. Dermatolog olarak her zaman önceliğim saç dökülmesinin neden kaynaklandığını bulmaya yöneliktir. Çünkü saçlar kanla veya hormonal dengemizle ilgili olan bazı problemleri bizlere erken dönemde söyleyebilen yapılardır.

    Saç dökülmesiyle gelen kişide ne zaman hastalık olarak kabul ederiz?

    Mevsim geçiş dönemleri dışında ve birdenbire başladıysa.

    Hergün 75 telden fazla saç dökülüyorsa

    Kadında beraberinde adet düzensizliği, sakal ve bıyık tarzında tüylenme ve akne varsa

    Kilo kaybı veya kilo alınması, aşırı terleme, halsizlik eşilk ediyorsa

    Bir aydan uzun süredir devam etmekteyse hemen tetkik yapılmalıdır.

    Ben hastalarımda bu klinik bulguları tespit ettikten sonra gerekliyse genel kan sayımı, tiroid testleri, muayene bulgularıma göre vitamin ve mineral düzeylerine bakıyorum.

    Saç dökülmesiyle gelip kansızlık, başta olmak üzere tiroid veya şeker hastalığı gibi hormonal durumların bozulduğu hastalıkları çok sık yakalıyorum.

    Başlangıç döneminde erken tanıyı koymak çok değerli. O nedenle bahsettiğim şikayetler varsa vakit kaybetmeden doktora gitmek şart. Bu evrede Bitkisel yağlar, hele hele bir sürü paralar verilerek alınan kozmetik şampuan veya bakım losyonları zaman kaybından başka bir şeye yaramıyor.

    Yapılan testlerde sorun yoksa doktor tarafından önerilecek bitkisel özlü ve yumuşak şampuanlar, gerekirse bakım yağları ve bazen de bitkisel özlü tabletler kullanılabilir . Tedavi edicidir. Ancak en önemli konu en az 3 ay sabırla devam etmektir.

    Erkek tipi saç dökülmesinde genetik yatkınlık ön planda olduğu için doktorun vereceği tedaviye uzun yıllar devam edilebilir. Bu konunun tedavisi ayrı bir başlıkta anlatılacaktır.

    Dermatolog olarak saçı dökülen kişilere tavsiyem öncelikle hastalığın ekarte edilmesi, ardından başlanan tedavinin en az 3 ay devam etmesidir. Yine de daha hızlı yanıt almak istediğimiz veya sürme ilaç kullanmak istemeyen kişilerde yaklaşımım saçlı deriye vitamin mineral enjeksiyonları yapmak olur. Bu işlem mezoterapidir. Bazı durumlarda kişinin kendi kanından alınan kök hücrelerle PRP uygulaması da yapmaktayım.

    Sağlıklı günler dileğiyle…

  • Allerjik deri testleri

    Allerji deri testleri, allerjene karşı duyarlılığı belirlemede gerek güvenilirlik gerekse uygulama kolaylığı nedeniyle kliniklerde en önemli teşhis aracıdır.

    Atopi, alerjiye yatkınlık anlamında kullanılan bir kavramdır. Çevresel alerjenlere karşı oluşan IgE üretimine, deri ve mukozaların çevresel ajanlara aşırı duyarlı olmasını ifade eder. Atopi genellikle ailesel özellikte olup, genetik geçiş kuşaktan kuşağa düzensizdir. Gelişmiş ülkelerde toplumdaki sıklığı %30-40 olmasına rağmen, aşikar hastalık görülme oranları %5-10 ‘civarındadır. Atopik kişilerde total IgE düzeyi artmıştır. Bu durum, solunum sisteminde alerjik rinit, deride ekzema, mide-barsak sisteminde enterit, gözde alerjik konjoktivit yapabilir.

    Deri testleri, alerjik duyarlılığın belirlenmesinde kullanılan testlerdir. Allerjenlerin tesbiti, tedavilerde önemlidir. Gelişmiş ülkelerde hava kaynaklı alerjenlerin dağılımı düzenli olarak belirlenmekle birlikte, ülkemizde bu konuda sadece yerel raporlar mevcuttur. Ağaç polenleri, erken bahar döneminde yayılır ve yaz başında sonlanır. Ot polenleri yaz başında yaygındır ve yaz sonunda sonlanır. Hububat ve yabani ot polenleri ise geç yaz ve güz döneminde yayılım yaparlar. Ev tozu akarları ve mantar sporları tüm yıl ortamda bulunabilir. Özellikle nemli bölgelerde ev tozu akarlarının yoğunluğu artar.Bu durumlar göz önünde bulundurularak, test panelinde kullanılması gereken alerjenler seçilmelidir.

    Test yapılmadan önce hastanın kullandığı özellikle test sonucunu etkileyecek ilaçlar ayrıntılı sorgulanmalıdır. Hastaların şikayetleri ile ilgili alerjenler seçilmelidir. Acil ve anaflaksi durumunda hastaya müdahale edebilecek ortam ve deneyimli personel tarfından uygulanmalıdır.

    Yama testi: Allerjik kontakt dermatit (Allerjik ekzema) tanısında kullanılan bu test, standart seri ve özel yama testi (dental, kozmetik, ilaç, giyim) serileri ile uygulanır. Sırta yapıştırılan alerjen emdirilmiş bantlar 48 saat sonra çıkarılarak değerlendirilir. Geç alerjik reaksiyonlar oluşabileceği için 72. Veya 96. Saatte test yeniden değerlendirilir. Test bantları yapıştırıldıktan sonra hasta banyo yapmamalı, bantların ayrılmasına yol açacak fiziksel etmenlerden uzak durmalıdır.Yama testi ile nikel, kobalt vb metaller, fragrance mix, peru balsamı, lanolin , colophony, paraben mix vb gibi özellikle kozmetik ürünlerde bulunan maddeler, formaldehit gibi tekstil, deri sektöründe kullanılan maddeler, lastik endüstrisinde kullanılan maddeler tesbit edilir. Hastalık sebebi net olarak anlaşıldığından, tedavisi ve korunma yolları daha net belirlenir.

    Fotoyama testi: Fotoallerjik dermatit denen, güneş gören bölgelerde bazı ilaç ve maddelerin UV hassasiyeti ile oluşan ekzamalarda uygulanır. Allerjenler sırta simetrik uygulanarak bir taraftaki bant 48 saat sonra kaldırılır. Daha sonra 5-15 J/ cm2 UVA uygulanıp siyah bir bant kapatılır. 2 gün sonra sırttaki tüm materyaller kaldırılıp , değerlendirme yapılır.

    Prick test: Bu test genellikle ön kol iç yüze ( nisbeten kılsız bölge) ve sırta , allerjen solüsyonları damlatılarak, lanset vb delicilerle deriyi delerek uygulanır. Bu test sırasında mutlaka pozitif ve negatif kontrol uygulanarak, testin doğruluğu ve başarısı değerlendirilir. Prick test ile mevsimsel hapşırma, burun akıntısı, göz yaşarması olan kişilerde, Ağaç, hububat, ot polenleri, ev tozu akarları, mantar sporları, kedi köpek tüyü, latex, kahve, kırmızı ve karabiber, yumurta akı ve sarısı, meyvalar, ceviz, soya, kakao, dometes vb gıdalarla olan alerjiler saptanır. Halk arasında sıklıkla bilinen testtir. Bu test sonrası tesbit edilen alerjen maddelere karşı, aşılama ve tedaviler uygulanabilmektedir.

    Ülkemizde farklı sektörlerde sanayileşme atağı yaşayan ,yeşillikleri ve doğası ile göz dolduran birçok şehir mevcut. . Araba, metal, kimyevi maddeler, tekstil ve boya, gıda üretim ve depolama sanayi çalışanlarında sıklıkla kontakt dermatit hastalıklarını görmekteyiz. İş güvenliği mekanizmaları yerinde ve dikkatle uygulandığında , teması engelleyerek bu sıklığı azaltmak mümkündür. Ekzamalar mesleki hastalık olarak da kabul edilmektedir. Yine ev hanımlarının ellerinde görülen el ekzamaları, kullanılan deterjan, su vb hatta kullanılan ilaç ve nemlendiricilerde bile bulunan maddelere karşı irritasyon ve alerji yapabilir.

    Doğa özellikleri ile ağaç ve ot polen alerjileri, nemli ortamda artan ev akarları ve mantar sporlarının alerjileri alerjik rinit, konjoktivit hatta astım tabloları ile karşımıza çıkabilmektedir.

    Allerji fikrimce zor bir tablodur. Kişinin kendi yaşam şartları ve korunma yolları tedaviyi birinci derecede etkiler. Aşırı bilinç ve sabır gerektiren bir durum olduğu için, bu testler teşhis açısından son derece önemlidir. Nedeni bilmek tedavinin en az yarısını oluşturacağından, bu şikayetleri olan kişilerin alerji testlerini yaptırmalarını bir dermatolog olarak öneririm.

  • Saçlarınız hakkında muhtemelen bilmediğiniz 12 şey

    Saçlarınız Hakkında Muhtemelen Bilmediğiniz 12 şey

    1. Tüm memeliler gibi, sadece avuç içi ve ayak tabanı hariç tüm vücudumuzda kıl kökleri mevcuttur.

    2 . Saç köklerinin durumu ergenlik ve hamilelik sırasında hormonlar nedeniyle değişebilir. Saç köklerinin temelinde saç büyümesini düzenleyen kök hücreler rol almaktadır.

    3 . Saç büyümesinde 3 aşama vardır. Anagen faz: Büyüme aşaması, katajen faz: dinlenme fazı ve telojen faz ise dökülme aşamasıdır (derisini değiştiren bir yılan gibi).

    4 . Saçınızın anagen faz uzunluğu, saç büyümesinin ne kadar süreceğini belirler ve bu genetik yapı ile belirlenir. Kaşların saçımıza göre daha kısa anagen fazı vardır ve bu da kaşların neden saçlarımızın uzunluğuna gelmediğini açıklar.

    5 . Herhangi bir zamanda telojen (dökülme) fazda olan kılların oranı normalde % 15’dir, ama eğer hastada yüksek ateş, tiroid hastalığı veya anemi varsa, ya da çok fazla selenyumlu yiyecek tüketirse saçlar daha da incelmeye başlayabilir. Bu duruma telojen effluvium denir.

    6 . Bir kadın hamile olduğu zaman, anajen fazına geçiş artarak tüyler daha büyür ve daha parlak görünür, doğumdan sonra ise kıllar telojen faza gider ve dökülme başlar.

    7 . (Lazerler, şampuan ve ekleri dahil ) Çok az ürün ve tedaviler saç büyümesini arttırma yeteneğine sahiptir.

    8 . Minoksidil stres, diyet, hamilelik sonrası ya da kısa vadeli bir sorun nedeniyle ortaya çıkan saç dökülmesine yardımcı olabilir.

    9 . Stres saçların telojen faza girmesini tetikleyebilir.

    10 . Aşırı diyet ve egzersiz saç kaybına neden olabilir. Temel protein eksikliği saç ve tırnakları etkiler, buna genellikle kırılgan tırnaklar ve son derece kuru saçlar eşlik edebilir.

    11 . Antidepresanlar, doğum kontrol ilaçları, özellikle kolesterol düşürücü statin grubu gibi bazı ilaçlar saç dökülmesine neden olabilir. Bazı doktorlar tiroid ve diyabet ilaçlarının saç seyrelmesine veya kaybına yol açabildiğini belirtmektedir.

    12 . Saç dökülmesi veya incelmesi menopoz döneminde çok yaygındır, ama doktorlar hala tamamen östrojen tam rolünü anlayamamaktadır. Bu tür saç dökülmesinde genetik bir bağlantı var gibi görünmektedir ve tedaviye daha dirençlidir.

    Eğer saç dökülmesi veya incelmesi gibi herhangi bir sorun yaşıyorsanız, en iyi profosyonel yardımı bir dermatologdan alabilirsiniz. Dermatologlar saç dökülmesinin nedenini belirlemek, yardımcı olabilmek ve bununla ilişkili olabilecek cilt ve tırnaklardaki diğer belirtileri tespit etmek için eğitim almışlardır.