Kategori: Dermatoloji

  • Kısa sürede gelen güzellik

    Kullanıldığı Avrupa ülkelerinde kısa sürede uygulanması, hiçbir iz bırakmaması ve kişinin günlük hayatına hemen devam edebilmesi sebebiyle “Kısa Sürede Gelen Güzellik” olarak bilinen yeni güzellik trendinin adı MIIT Rönesans tekniği …

    Teknik; içeriğindeki çam fıstığı özü, hyalüranik asit, kollojen, kafein, meristem hücreleri (organik kök hücreleri) gibi maddelerden oluşan kokteyl ürünler ile mor halkalar, yüz, boyun, kol altları, dekolte, eller, ayaklar, popo, basen gibi geniş uygulama alanlarında kısa sürede mucizeler yaratıyor.

    Ürünlerin her biri içerikleri dolayısıyla farklı yaş gruplarında,farklı bölgelerin tedavisinde kullanılıyor.25 yaş sonrası için 8aktif maddeyi bir arada içeren ilk ve tek kokteyl “Raffaello” nun özellikleri şöyle açıklanıyor:

    Raffaello Hyaluranic asit, Pinus pinaster, Resveratrol, Glutatyon, Antioksidan kompleksi, Aminoasitler, Bakırpeptid ve B grubu vitaminlerden oluşan bir kokteyl olup, cilt için yararlı içeriği ile 25-35 yaş arasında kullanılarak hidrasyon ve parlaklık sağlıyor. Yarattığı etki ile cildi besliyor ve yaşlanma etkilerini geciktiriyor. Yüz, boyun, dekolte, eller, ayaklar, göz altı morlukları ve saç köklerinde etkili oluyor. Raffaello içinde bulunan Pinus Pinasteriçeriğindeki Pycnogenol, renk açıcı etki sağlayıp, koyu renkleri açıyor, cilde parlaklık sağlıyor ve damar içi dolaşım kalitesini de arttırdığı için de anti-aging etkisi gösteriyor.

    35 yaş sonrası için 10 ayrı antiaging aktif maddeyi bir arada içeren ilk ve tek kokteyl olarak “Tiziano” öneriliyor ve bu da Omega CTP kompleksi, Organik kök hücreleri, Resveratrol, Bakır peptid, Kollojen, hyaluronic asit, Omega 3, 6, 9 ve aminoasitlerden oluşan bir kokteyl. Genellikle 35 yaştan sonra bu maddeler vücut tarafından üretilemediği için ince çizgiler, sarkmalar vb yaşlanma belirtileri başlıyor. İnce çizgilerin giderilmesi, lifting, forma sokma, kalınlaştırma amaçlı yüz, boyun, dekolte, eller, göbek, kol altları, uyluk içleri, göz altı torbalarında kullanılıyor.

    Tiziano içindeki bakır peptid ve omega 3 fibroblastları aktive ediyor ve damarlar içerisindeki endotel büyüme faktörlerini artırarak fibroblastların içindeki büyüme faktörlerini beta 1’e değiştirerek etkili oluyor. Bu şekilde, göz altlarındaki torbalanma yok oluyor. Klasik yöntemlerle 60-80 enjeksiyon yapılarak hastalara acı veren uygulamaların ‘MIIT Rönesans’ yöntemi ile kolaylaştığı ifade ediliyor. Aynı zamanda bu yöntemlerle erkek tipi saç dökülmesi dışında, hem erkeklerde hem kadınlarda saç tedavileri de başarılı bir şekilde yapılıyor.

    Bir diğer ürün olan ‘Michelangelo’ ile dışarıdan gerekli görülen bölgelere verilerek, egzersiz ve diyetle yok edilemeyen sellülit ve yağ tortularının giderilmesi sağlanıyor.

    Bu yöntemin 3 cm aralıklarla yapılması ve bu sayede bir yüz anti-aging uygulamasının maximum 10-15 enjeksiyon ile tamamlanması, sağladığı uygulama kolaylıkları, protokolün kısalığı, uzun etkisiyle farklılaşan bu tekniğin adı MIIT ‘Micro Intradermal Injection Technic’ ( Rönesans ) olarak tanımlanıyor.

    Bu yöntemin sadece 10 dakika sürmesi, öğle arasında dahi yapılabilir olması, uygulama yapıldığı diğer kişiler tarafındananlaşılamaması, tedaviden hemen sonra iz bırakmayışı önemle belirtiliyor.

  • Soğuk havada bile terliyorum diyorsanız…

    Soğuk havada bile terliyorum diyorsanız…

    Aşırı ve sürekli terleme, kişiyi toplumdan soyutluyor, yaşam kalitesini düşürüyor ve ruhsal dengesini bozarak psikolojik sorunlar yaşamasına neden oluyor. “Hiperhidrozis” olarak tanımlanan aşırı terleme rahatsızlığı, soğuk havalarda da kat kat giyilen kıyafetler nedeni ile hastalara zor anlar yaşatabiliyor.

    Aşırı terleme psikolojiyi bozuyor

    Terleme, vücudun ısısını belli bir dengede tutmak için gerekli olan fizyolojik bir durumdur. Kimi zaman aşırı sıcaktan ya da yorucu fiziksel aktivitelerden sonra, kimi zaman da hastalık, heyecan, korku ya da aşırı stresli durumlarda vücut terler. Az ya da hiç terlememek, vücut sağlığı için iyi olmadığı gibi aşırı terleme (hiperhidrozis) de iyi değildir. Özellikle koltuk altı bölgesinde gerçekleşen terleme, aşırı olursa kişinin sosyal ve özel yaşamını olumsuz yönde etkilemekte, kişide psikolojik sorunlara yol açıp, özgüven eksikliğine de neden olmaktadır.

    Stres aşırı terlemeyi tetikliyor

    Tiroit bezlerinin aşırı çalışması, böbrek üstü bezlerinden kaynaklanan bazı hastalıklar, şişmanlık, menopoz, ağır psikiyatrik hastalıklar ve bazı kanserlerin tedavisinde kullanılan ilaçlar aşırı terlemeye yol açabilmektedir. Kimi durumlarda ise altta yatan herhangi bir hastalık bulunmaz. Terleme, stres ve utanma gibi durumlarda da ortaya çıkabilir. Bu durumlarda aşırı terleme genellikle koltuk altı, avuç içi ve ayak tabanında görülmektedir.

    Terleme mantar oluşumuna yol açıyor

    Aşırı terleme, bazı sağlık problemlerine de sebep olmaktadır. Ayaklardaki aşırı terleme, kötü koku nedeniyle çevreye rahatsızlık verdiği gibi ayak ve tırnaklarda mantar gelişimine de zemin hazırlamaktadır. Eldeki terlemeler, kişilerin başkalarıyla el sıkışırken en büyük kabusu olmaktadır. Hatta bazı durumlarda el terlemesi o kadar fazladır ki alet kullanımını (yazı yazarken kalemi tutmak, araba kullanırken direksiyonu tutmak vs.) bile engelleyebilmektedir. Koltuk altı bölgesindeki aşırı terleme, çoğunlukla “kötü koku” ve görüntü kirliliği şikayetleriyle gözlemlenmektedir.

    Botoks ile terleme tedavisi

    Kişinin yaşam kalitesini olumsuz yönde etkileyen aşırı terlemenin tedavi yöntemlerinin başında botoks gelmektedir. Botoks uygulaması, deri içerisine enjeksiyon şeklinde yapılmaktadır. İşlemden önce terleyen bölgenin genişliği, nişasta iyot testi yapılarak tespit edilmektedir. Ardından enjeksiyon yapılacak bölge, 1.5-2 cm aralıklar ile işaretlenir ve her noktaya botoks deri içerisinde enjeksiyon yolu ile uygulanır. İşlem ortalama 30 dakika sürmekte, etkisi ise ortalama 7-10 gün içerisinde hissedilmeye başlanmaktadır. İlk botoks uygulamasından 4 hafta sonra, kişilerin %82’sinde terlemede %75 oranında azalma olduğu tespit edilmiştir. Terleme sebebi ile günlük aktivitede ve sosyal hayatta sıkıntı yaşayan kişilerin, tedavi sonrası terlemenin azalması nedeni ile psikolojik olarak rahatladığı gözlemlenmektedir. Koltuk altı terleme tedavisinde botoksun önemli bir yan etkisi bulunmamaktadır.

  • Deri hastalıkları ve psikiyatrik problemler

    Bugün sizlerle stres faktörlerinin, vücudun en büyük organı olan derimizde hangi şikayetlere neden olduğunu paylaşacağım. Hepimiz bir hayat telaşesi içersinde , zamana yenik düşerek savrulurken biyokimyasal olarak beynimiz çalışmaya devam ediyor. Maddi kaygılar, iş stresi, aile ve çocuk ve daha bahsedemediğim bütün koşuşturmalar sırasında vücudumuzun salgıladığı hormon ve maddeler hedef organlarımızda hasar veriyor.

    Deri hastalıkları içinde stres ile ilişkilendirilen en önemli hastalık tahmin edebileceğiniz gibi Sedef hastalığıdır. Bunun yanında saç dökülmelerinde de stresin etken olduğunu sıklıkla gözlemleriz. Alopesi Areata dediğimiz toplumumuzda saçkıran olarak adlandırılan hastalığının nedenleri arasındada psikolojik nedenler yer alır. Ürtiker yani kurdaşen, bizi en savunmasız en stresli ve üzüntülü anımızda ziyaret edebilir. Viral hastalıklardan özellikle el ve ayakta görülen siğiller halen psikosomatik etyolojisi araştırılan bir durumdur. Yine vücudumuzda görülen pitriazis rose (gül hastalığı), liken gibi hastalıklarda tetikleyici faktör olarak hastanın psikosomatik durumu mutlak değerlendirilmelidir.

    Halkımız çok net görür ve söyler; ‘’Bu dert onu bitirdi’’ cümlesi neredeyse deyimleşmiştir. Özellikle, içine kapanık, içindekileri dışa yansıtamayan kişilerde hastalığın birincil sebebi olmasa bile ataklar halinde devam etmesinde, artmasında en önemli nedenlerden biri olduğunu düşünenlerdenim. Bu sebeple hastalarıma sadece cildiye uzmanı olarak değil, terapist gibi yaklaşırım. Küçük bir çocuğun gözündeki endişe, bazen anne babasının ilgisizliği, bazen okulda bir arkadaşı yada öğretmeniyle olan iletişimsizlik, yeni bir kardeş olması, kardeşlere ebebeynlerin ayrıcalığıyla kronik bir hastalığa dönüşüverir. Bazen de hastalığın tekrar etmesi ve uzun sürmesi kişiyi kısır bir döngüye sokarak neden, sonuç olabilir.

    Hastalarımla özellikle paylaştığım bir şeyi burada sizlerle de paylaşmak isterim. Deri hastalıkları vitrinde en önde görülen, dikkat çeken, ‘’ah bak ne olmuş dedirttiren ‘’ hastalıklardır. Ama bana göre yukarıda da adını saydığım bir çok hastalıkta vücudun stres gerilimini azaltan esnek bir organdır deri. Tabiki görülmesi sizi rahatsız eder, ama bu dışa vurum olmasa, vücudumuzun görünmeyen organlarında tahribatlar verse ve hızla ilerlese daha mı iyi olur???

    Bir diğer problem de deri hastalıklarının, görünüm ve vücut algısı düşünüldüğünde, hastalığa verilen duygusal tepkilerdir. Deri hastalığı olan kişiler, bu sorun yüzünden daha fazla alkol ve sigara kullanılabilirler. Depresyonla sonuçlanan vakalar sıktır. Yatan ve ayaktan tedavi edilen deri hastalarının psikiyatrik bozukluk prevalansı, genel popülasyondan yüksektir. Özellikle el-ayak ekzaması, erişkin tip atopik ekzama ve seboreik dermatitte bu psikolojik faktörler daha ön plandadır.

    Dermatologlar sıkıntı ve önemli yaşam olaylarının inflamatuar deri hastalığını kötüleştirdiğini bilirler. Bu nedenle ki bize başvuran hastalar, daha önce hekim görmüştü, bunu stres sıkıntı tetikler dedi derler. Literatürde Alopesi areata (saç kıran), idiyopatik ürtiker (kurdeşen), aftlar, rosasea, nörodermatit gibi hastalıkların depresif bulgularla beraber görüldüğü bildirilmiştir.

    Hastalarda genellikle hastalığın sebebi ve sonucu birbirine karışır. Burada biz hekimlere düşen en önemli görev, neden sonuç ilişkisini dikkatle araştırmaktır. Bazı hastalıklar depresyon ve anksiyete bozukluğu zemininde oluşabildiği gibi, bazı hastalıkların uzun sürmesi, görsel rahatsızlık sonuç olarak depresyona neden olabilir.

    Bazende deri bulguları, lezyonların yeri ile sembolleştirilir. Kocasının kendisine ilgisi azalmış bir bayanda selülit, empotansı olan bir erkekte peniste döküntü, cinsel tacize uğrayan bir ergenin kalçalarında kaşıntı yaşanan stresi lokalize edebilir.

    Bazı deri hastalıklarında ise birincil hastalık gerçekten psikiyatrik hastalıktır. Hasta bu deri bulgularını fazlasıyla abartır. Fiziksel bir belirti olmasa bile vücut algısı bozulmuş olabilir. Bazen de kaşıntılı lezyonu, yada saç dökülmesini kendisi oluşturmuş olabilir. Artefakt dermatiti, parazitoz delüzyonu, dismorfofobi bu hastalıklardan bazılarıdır.

    Hastalar kadar biz hekimler de bakış açımızı değiştirdiğimizde, bu hastalıkların daha kolay tedavi edilebildiğini göreceğimize inanıyorum. Bu hastalıkların nedenleri ve sonuçları arasında mutlak birçok sebep var ancak bu sebep hem hekimlerce hem hastalarca en fazla göz ardı edilen sebep. Her insan kendi içindeki Dünyayı yaşar. Bizler dışarıdan bazen izleyici, bazen misafir olabiliriz. Müdahil olduğumuz durumlarda hep pozitif bakarak zorlukların üzerinden gelmeliyiz. Gerektiğinde profesyonel olarak psikiyatri uzmanlarından da destek alarak, içinde bulunduğumuz kaosun önce farkına vararak, sonra bu durumdan çıkabilmek için mücadelemizi vermeliyiz.

  • İnternetten sağlık

    Sevgili okurlarım, bir hekim olarak sizleri her hafta olmasada mümkün olduğunca sık deri hastalıkları ve sağlığı açısından makalelerimle bilgilendirmeye çalışıyorum. Ancak iş, hastalık olunca biraz ciddi bir durum halini alıyor. Bu nedenle de benim yazarlık kariyerim, bu gazetedeki arkadaşlarımı takip ettiğimde anlıyorum ki biraz sekteye uğruyor. Biraz da ben kendimi hastalıkları düşününce tıkanmış hissediyorum, genel mi ayrıntılı mı anlatmam gerekli bazen bilemiyorum. Bu nedenle bugünden sonrası yazılarımda güncel hayatımızda daha çok yer alan deri ile ilgili problemleri sizlerle paylaşmaya çalışacağım. Facebook sayfamda takipçilerimle güncel hayatta merak ettikleri, uzmanlığımla ilgili sorunları bana iletmelerini istedim. Bu konuda sanıyorum ki daha faydalı bir işe imza atabiliriz.

    Biliyorsunuz sağlıkla ilgili internet üzerinde birçok site mevcut. Birçoğumuz artık interneti hayatımız içersinde rahatlıkla kullanıyor, istediğimiz bilgiye ulaşıyoruz. Ancak bu bilgilerin çoğu yeterli olmadığı gibi filtrelenmişte olmuyor. O yüzden halkımız bize internet üzerinden birebir ulaşarak, kendi kişisel sorunlarını çözümlemeye çalışıyorlar. Özellikle Deri ve Zührevi hastalıklar alanında uzman olan meslektaşlarımın da benimle aynı durumda olduğunu yakinen biliyorum.

    Biz hekimler hastalıklar hakkında yazı yazmaya bu kadar zorlanırken, hasta diyaloglarını tabi ki Hipokrat yemini çerçevesinde ‘’Anılarımız ‘’ adlı bir kitapta toplasak eminim bir ansiklopedi çıkarabiliriz. Ben bugün bu diyaloglardan çok, bu sorularda ki yanlış bakış açılarından size bahsetmek istiyorum.

    Örneğin bazı hastalar internet ortamından sorarlar; hocam bitkisel bir krem kullandım, her derde deva oluyor yazmış internette, satın aldım. Ama yüzümde kızarıklık ve leke yaptı. Ne yapmalıyım ? Aman doktorum yetiş !

    Öncelikle yüzünüze tedavi amaçlı uygulanacak herhangi bir ürünü, uzman hekiminizin deri tipinizi ve sorununuzu belirlemeden ASLA kullanmayınız. Ayrıca tedavi amaçlı kullanılan ürünlerin, gündüz mü akşam mı kullanılacağı, güneş hassasiyeti yapıp yapmadığı, hengi mevsim kullanılacağı çok önemlidir.Ha bu arada fikrimce her derde deva olan bir ilaç icadı olsaydı inanın böylesine ARGE çalışmaları yapan firmalar bundan mutlak haberdar olurdu.

    Bilgiyi çok bilen mi az bilen mi korkaktır diye sorsanız tabi ki çok bilen derdim. Ne yazık ki Türkiye’de kontrolsüz satış psikolojileri artık halkımıza zarar vermeye başladı ve yetkililere de buradan küçük bir mesaj vermiş olalım. Denetimsiz hak, başkalarının haklarını ne yazık ki hunharca sömürüyor.

    Sık sorulan sorulardan biride genç yaş grubundan geliyor. Aknelerim, izlerim diyen birçok genç, yüzünü su bazlı ürünlerle sabah akşam yıkamayı ne yazık ki hiç bilmiyor. Belki yazılarımda defaiyetle bundan bahsedebilirim. Akne problemi de olan genç yaş ergende deri için en önemli olan deri temizliğidir. Onların ize dönüşmemesi için, izlerin daha çabuk gerilemesi için, derinin yağlanmaması için , yine uygun ürünlerle nemlendirme 2. önemli olandır. 3. Basamak uygun ürünlerle güneşten korunmadır. Bu arada güneş koruyucu satan dermato-kozmetik eczane yada kozmetik ürün satan mağazalardaki çalışan aradaşlara küçük bir mesaj vermek istiyorum. Lütfen hastaların deri tipine ve sorununa uygun ürünleri veriniz. Bu bilgi ve birikiminiz yoksa lütfen bir bilene danışınız.

    Bir hasta yine internet ortamından sorar. Hocam, şüpheli bir birlikteliğim oldu. Ben AIDS olmuş olabilirmiyim hocam?, bir diğeri uzman hekime başvurmuştur ve birçok tetkik ve takip tetkikleri de yapılmıştır ama hala sorar, Hocam tahlillerim negatif ama benim sonra AIDS olma ihtimalim var mı ? Tabiki bu tür soruların internet üzerinden gelmesi, insanların bu konuda ne kadar çekingen, olduğunun göstergesidir. Ancak meslektaşlarımın da hemfikir olduğu bir konu şüpheli cinsel ilişki yaşayan insanların da sayısı ne yazık ki Türkiye’de az değil.

    Öncelikle şöyle bir konuyu aydınlığa kavuşturmamız gereklidir. Cinsel ilişki kavramının başında ŞÜPHELİ fikri varsa lütfen kendiniz için KORUNMACI olunuz. Bunun yöntemleri zaten çok net bilinmektedir. Bunun yanında şüpheli bir ilişki sonrası cinsel yolla sadece AIDS değil birçok hastalığın bulaşabileceğini aklınızdan çıkarmayın. HIV pozitifliği sonrası AIDS hastalığı klinik bulguları bir süreci gerektirir. Ancak siz Sifiliz yani frengi olduğunuzda yada diğer bakteriyel enfeksiyonlar bulaştığında hemen şikayetleriniz başlar. Eğer birde başka bir partneriniz varsa, ona da bulaşacağını asla unutmayın. Kadınlara bulaşan genital siğil tipleri bugün kanser nedenleri arasındadır. Hamile bir annenin taşıdığı bir hastalık ne yazık ki sakat bir bebek yada düşüklerle karşımıza çıkabilir. Sonuç olarak Şüpheli kelimesinin,sadece sizi değil , sevdiklerinizi de ilgilendirdiğini LÜTFEN UNUTMAYINIZ !!!

    Bugün sizlerle, sizleri daha çok ilgilendiren konularda spot bilgilerle, bir miktar da yazarlık yeteneğimi de kullanarak bilgiler vermeye çalıştım. Açıkçası benim içinde zorlanmadan, akıp giden bir yazı oldu. Faydalı olmuştur dileğiyle, efendim sağlıcakla kalınız.

  • Saç dökülmesi ve tedavisi

    Saç dökülmesi ve tedavisi

    SAÇ DÖKÜLMESİ
    Farklı nedenlere bağlı olarak ortaya çıkabilen saç dökülmesi hem kadınlarda hem de erkeklerde ciddi psiko-sosyal problemleri beraberinde getiriyor. Doğru teşhis edildiğinde saç dökülmesini önlemek mümkün.
    Kişinin elini saçına her götürdüğünde elinde saçların kalması ve sabahları yastığında saç bulması saç dökülmesi hastalığının belirtisidir. Buna rağmen günde 50-100 adet saç teli dökülmesinin normal olduğuda bilinmelidir. Ancak pratikte bunun sayılması güçlük çıkartabilir. Esasında kişi önemli oranda saç dökülmesinin olup olmadığını basit bir testle ölçebilir. Üç gün yıkanmamış saçı; işaret ve orta parmak arasına sıkıştırılacak. Bir tutam saç uç bölgeye kadar sıyırılacak. 5 saç telinden fazlasının elimizde kalması dökülmenin önemli olduğunu gösterir.
    Sağlıklı bir insanda saç dökülmeleri 2 aya kadar sürebilmektedir. Yılda 3 kez tekrarlanan saç dökülme süresinin 2 ayı aşması ise bazı ciddi hastalıkların habercisi olabileceği gibi uzman yardımı alınmasını gerektirebilir. Saç dökülmesi genellikle tetikleyici faktörden 3-4 ay sonra başlamakta ve bu faktörler tedavi edildikten 6-12 ay sonra normale dönebilmektedir.
    Saç dökülme nedenleri nelerdir?
    Mevsimsel değişiklikler, stres, demir eksikliği ve hormon bozuklukları saç dökülmesinin nedenlerinden yalnızca birkaçıdır. Ancak saç dökülmelerinin kaynağında ciddi hastalıklar da yatabilmektedir.
    Fiziksel stres: Fiziksel travma, ameliyat, kaza ya da ciddi bir hastalık, geçici olarak saç dökülmesine neden olabilir. Saçın 3 evreden oluşan bir yaşam döngüsü vardır. Saç uzar, bekler ve ardından dökülür. Fiziksel stres sonucu bu döngü bozulabilir ve daha çok saç teli dökülme evresine doğru itilir. Fiziksel travmadan sonra 3 ila 6 ay içerisinde saç dökülmesi belirgin bir şekilde fark edilebilir.

    Duygusal stres: Fiziksel strese kıyasla duygusal stres nedeniyle saç dökülmesine daha az rastlanır. Ölümler, boşanma, iflas benzeri duygusal anlamda kişileri zorlayan dönemlerde, eğer saçlarınız dökülmeye yatkınsa stres bu süreci hızlandırabilir.

    Tiroid bezi hastalıkları:Tiroid bezinin az veya çok çalışması durumunda yaygın saç kaybı görülebilmektedir.
    Anemi: Demir eksikliğinden kaynaklanan anemi (kansızlık) aslında çok kolay bir şekilde düzeltilebilecek bir saç dökülme nedenidir. Kansızlığın halsizlik, baş ağrısı, soluk cilt rengi ve el ile ayaklarda soğukluk gibi başka belirtileri de vardır.
    Doğum: Az önce sözünü ettiğimiz fiziksel strese bir örnek de hamileliktir ve doğumdur. Bu süreçte ayrıca hormonal faktörler de devreye girer. Doğumda 2-3 ay sonra ortaya çıkmaktadır. Çoğu zaman tedavi gerektirmeden kendiliğinden iyileşir.
    Protein eksikliği: Eğer protein yönünden eksik besleniliyorsa, vücut kendisine gereken proteinden tasarruf etmek için saç uzamasını kesecektir.

    Ani kilo kaybı: Ani kilo kaybı da vücut için bir tür fiziksel travmadır. Kilo kaybetmeniz sağlığınız açısından yararlı olsa bile ani şekilde kilo vermek saç dökülmesine neden olabilir.
    – ilaçlar: Bazı kan inceltici ilaçlar, kalp hastalıkları, kanser, tansiyon ve romatizmal hastalıklar için kullanılan ilaçlar , bazı sivilce ilaçları ve antidepresanlarda yan etkilerden biri de saç dökülmesidir. Bu türdeki ilaçların hepsinde bu yan etki olmadığı gibi, burada sayılmayan başka tür ilaçlar da saç dökülmesi yapabilir. Sürekli kullandığınız ilacın saç dökülmesine neden olup olmadığını doktorunuzla görüşebilirsiniz.
    Çinko, B12 ve D vitamini eksikliği:Çinko,bakır, biotin, B12 vitamini, folik asit, eksikliği ve D vitamini eksikliği de saç dökülmesine neden olmaktadır.
    Polikistik over sendromu: Polikistik over sendromunda kadınlık ve erkeklik hormonlarında bir dengesizlik söz konusudur. Androjen hormonunun fazlası yumurtalık kistlerine, kilo kaybına, regl döngüsünde değişikliklere ve saçların zayıflamasına neden olabilir.
    Androgenetik saç dökülmesi(AGA):Saç kaybının en önemli nedeni AGA’dir. Erkek ve kadınlarda tepe bölgesinde saç kayı ile
    seyreder. AGA terimi, genetik bir yatkınlık ile androjenlerin varlığını ifade ederHer iki cinste de başlangıç ergenlik sonrasında
    herhangi bir zamanda oluşabilir. Genellikle başlangıç 30 ve 40. yaşlardır. Klinik olarak erkeklerde 17 yaş, kadınlarda 25-30 yaşlarında farkedilir.
    Saç Dökülme Tedavisi:
    Yapılacak muayene ve tetkik sonucunda bir hastalık tespit edilirse (hipotiroidi, polikistik over gibi) bu hastalığın tedavi edilmesi saç dökülme sorununu çözecektir. Yine demir, B12 gibi ücutta bir eksiklik görülürse bunun giderilmesi sorunu çözecektir. Herhangi bir hastalık veya eksiklik tespit edilmediği durumlarda ise finasterid, minoxidil, d-panthenol gibi ilaçlarla sorun ortadan kaldırılmaya çalışılır.
    Ayrıca saç dökülmesi tedavisindede özel rolü rolü olan diğer 2 tedavi seçeneği saç mezoterapisi ve PRP (Platelet rich plazma) tedavisidir.
    Mezoterapi uygulaması saç besleyici ve geliştirici özelliği olan, aminoasit, vitamin, mineral gibi bileşenlerden oluşan kokteylerin ince uçlu özel iğneler ile tabanca veya manuel olarak saç derisine uygulanması şeklindedir.
    PRP tedavisi ise son zamanlarda geliştirilmiş bir tedavi seçeneğidir. PRP kişinin kendi kanının özel bir cihazla ayrıştırılması sonucu elde edilen trombositten zengin plazmadır. Cilt gençleştirme, sivilce izlerinin giderilmesi, cilt lekesi gibi dermatolojik durumların yanısıra saç dökülmesinde de başarıyla uygulanmaktadır. Hazırlanmış olan materyal mezoterapi tekniği ile hastanın saç derisine uygulanmaktadır.
    Sonuç olara saç dökülmesi önlenebilen bir süreçtir. 2 aydan fazla süre devam eden saç dökülmesinde dermatoloji uzmanına müraacat etmek önem arzetmektedir.

  • Güneşten koruyucu kremler faydalı mı? Zararlı mı?

    Güneşin sağlığa zararları konusundaki toplum bilinci gün geçtikçe artmaktadır. Ancak yapılan çalışmaların sonuçları henüz korunma konusunda yeterli önlemlerin alınmadığını göstermektedir. Ayrıca güneşten koruyucu kremlerin faydaları yanı sıra zararlı etkileri olabileceği konusunda da tartışmalar devam etmektedir. Tüm tartışmalara rağmen doğru seçildiğinde ve kullanıldığında güneş korucuların en etkin etkin ve güvenli korunma yöntemlerinden biri olduğunu unutmamak gerekir.

    Güneşin zararlı etkileri nelerdir?

    * Güneşe fazla maruz kalındığında güneş yanığı ve güneş çarpması gelişebilir. Bebekler ve yaşlılar güneşten daha kolay etkilenirler.

    * Güneş deri kanserine neden olabilmektedir. Özellikle çok sayıda güneş yanığı geçirenler, çocukluk çağından itibaren sık ve yoğun güneşe maruz kalanlar risk altındadır. Özellikle açık tenli kişilerde bu risk daha yüksektir.

    * Güneş deri yaşlanmasına ve deride lekelenmeye neden olur.

    * Bazı kişilerde güneş gören alanlarda kaşıntılı döküntüyle ortaya çıkan güneş alerjilerine neden olabilir.

    Güneşin zararlı etkilerinden nasıl korunabiliriz?

    * Güneşin güçlü olduğu öğlen saatlerinde (10:00-16:00 arasında) güneş altında kalmamak.

    * Güneşten korunmak için geniş kenarlı şapka, gözlük, tişört gibi giysiler kullanmak.

    * Kar, deniz ve kum güneş ışınlarını yansıtarak güneş yanığını arttırabileceğini unutmamak.

    * Güneşte koruma faktörü en az 30 olan güneşten koruyucu kremler kullanmak.

    Güneş koruma faktörü nedir?

    Güneşten bize ulaşan ve gözle görünmeyen ışınlar ultraviole ışınları olarak adlandırılır. Ultraviole A (UVA) ve ultraviole B (UVB) olmak üzere 2 farklı dalga boyu vardır. UVB ışınları güneş yanığından sorumlu dalga boyudur. UVA ışınları ise derinin daha derin tabakalarına kadar ulaşabilir. Her iki dalga boyu da deri kanserini ve deri yaşlanmasını arttırır. Güneş korucularının üzerinde yazan güneş koruma faktörü (SPF) ürünün UVB’den ne kadar koruduğunu gösterir. Örnek olarak SPF 15 olan bir güneşten koruyucu krem kullanıldığında UVB’ ye bağlı kırmızılık cevabı 15 kat daha uzun sürede ortaya sürede ortaya çıkacaktır. ( Güneş altında koruyucu sürmeden 10 dakikada kızarıklık beliriyorsa, koruyucu ile bu süre 150 dakikaya uzayacaktır.)

    Güneşten koruyucu seçerken nelere dikkat etmemiz gerekir?

    * Hem UVA hem de UVB dalgalarına karşı geniş etkili koruyucu olması çok önemlidir. Sadece UVB’ yi bloke eden koruyucular deride güneş yanığını engelledikleri için güneşte uzun süre kalınmasına olanak sağlayacak ve zararlı UVA ışınlarından da korumadıkları için faydadan çok zarar verecektir.

    * En az koruma faktörü 30 (SPF 30 ) olan bir ürün seçmek gerekir.

    * Cildi yağlı olanlar jel veya yağsız ve su bazlı ürünleri, kuru ciltli kişiler krem bazlı ürünleri seçebilir. Vücut korumasında ise sprey ürünlerin kullanımı daha pratik olabilir. Suya dayanıklı ürünler terleyince ve suda etkinliklerini daha uzun devam ettirebilirler.

    Bebeklerde ve gebelerde hangi güneş korucularını tercih etmeliyiz?

    Güneşten koruyucu kremler içeriklerine göre kimyasal ve fiziksel koruyucular olarak iki gruba ayrılırlar. Fiziksel koruyucular güneş ışınlarını yansıtan titanyum dioksit ve çinko oksit gibi mineral filtreler içerirler. Mineral içerikli ürünler daha az kimyasal içerdikleri için bebek ve gebelerde tercih edilebilir. Çocukluk çağında geçirilen güneş yanıkları deri kanseri riskini arttırmaktadır. Bu nedenle çocukların güneşten korunmaları çok önemlidir.

    Güneşten koruyucu kremler deri kanserinden koruyor mu?

    Sık görülen deri kanserleri basal hücreli kanser ve skuamöz (yassı) hücreli kanser ve ölümcül olabilen malign melanomdur. Güneşten koruyucu kremlerin skuamöz hücreli kanserden koruduğu çalışmalarda gösterilmiştir. Malign melanomdan koruyup koruyamadıkları konusu ise tartışmalıdır. 2011 yılında yayınlanan çalışmada düzenli güneşten koruyucu kullanmanın melanom riskini azalttığı raporlanmıştır. Ayrıca güneşten koruyucular yeni ben oluşumunu da önlemekdedir.

    Güneşten koruyucu kremlerin nasıl kullanılması gerekir?

    Yapılan çalışmalar güneşten koruyucu kremlerin yanlış kullanıldığını göstermektedir. Bu nedenle yeterli etki gösterememekte bazen de faydadan çok zarar vermektedirler.

    * Güneşe çıkmadan 15-30 dakika önce uygulanmaları gerekir.

    * Güneş koruma faktörü en az 30 olmalıdır.

    * Ürünün kutu üzerinde yazan faktör kadar koruyabilmesi için kalın tabaka olarak sürülmesi gerekir. Bu doz 2 mg/ cm² olmalıdır. Çalışmalar genellikle bu miktarın dörtte biri kadar dozun kullanıldığını göstermektedir. Yüz, ense, kulak, kol ve bacakları korumak için gerekli koruyucu miktarı 2 çorba kaşığı kadar olmalıdır.

    * İki saatde bir tekrar sürülmeleri gerekir.

    * Yüzme ve kurulanma sonrasında tekrar sürülmeleri gerekir.

    * En önemlisi güneşten koruyucu kremler bize gereksiz bir güven vermemeli ve güneşte kalma süremizi arttırmamalıdır.

    Güneşten koruyucu kremler D vitamini üretimini azaltır mı?

    Vücudumuzda D vitamini üretiminin % 90’ı güneş ışınları ile olmaktadır. Teorik olarak yüksek koruma faktörlü koruyucular vücudun tüm güneş gören alanlarına düzenli olarak her gün uygulandığında D vitamini eksikliği ortaya çıkabilir. Bu durumda D vitaminin ağızdan alınması gerekir. Güneş korucular genellikle günlük hayatta bu şekilde tüm güneş gören alanlara yeterli miktarda uygulanmamakta ve çoğu zaman uzun saatler güneşte kalınan tatil dönemlerinde kullanılmaktadırlar. Bu durumda ise D vitamini eksikliğine neden olmamaktadırlar.

    Güneşten koruyucu kremlerin zararlı etkileri var mıdır?

    Güneşten koruyucu kremlerin içindeki kimyasal maddeler özellikle PABA ( paraamininobenzoik asid ) ve oksibenzon egzemaya veya güneş alerjisine neden olabilir. Bu nedenle derisi alerjik veya hassas kişiler ve güneş alerjisi olan kişiler mineral filtre içeren koruyucuları tercih edebilirler. Bebeklerde ve gebelerde ise hormon benzeri etkileri konusunda tartışmaların devam ettiği paraben maddesini içermeyen ürünler tercih edimelidir.

  • Melanom nedir?

    Deriye rengini veren melanin adlı pigmenti üreten melanosit adı verilen hücrelerden oluşan deri kanseridir. Melanom diğer deri kanserlerinle karşılaştırıldığında sık görülmese de kan veya lenf dolaşımıyla vücuda yayılabildiği için en ölümcül olanıdır.Bu nedenle erken tanısı çok önemlidir. Benler üzerinde gelişebilir veya beni taklit eden bir leke şeklinde normal deride ortaya çıkabilir. Düzensiz koyu renkli bir leke veya kabartı şeklinde başlayabilir. Benlerde asimetri, kenar ve renk düzensizliği, hızlı büyüme veya değişiklik olması melanom belirtisi olabilir. Melanom sıklığı gün geçtikçe artmaktadır.

    Kimler melanom için risk altındadır?

    Açık tenli, çilli, güneşte kolay kızaran ancak bronzlaşamayan, sarı veya kızıl saçlı, ve renki gözlü kişiler
    Aile bireylerinde melanom olması
    Çok sayıda bene sahip olmak
    Atipik (düzensiz) benlere sahip olmak
    Sık olarak güneş yanığı geçirmiş olmak ( özellikle çocukluk çağında)

    Melanom tanısı nasıl konur?

    Yukarıda sayılan risk faktörüne sahip kişilerin doktor kontrolünde olması önemlidir. Ayrıca bu kişiler büyük ayna karşısında küçük ayna yardımı ile tüm vücut derisini kendi kendilerine muayene edebilirler. Muayene sırasında saçlı deri, kulak arkaları, genital bölge, avuç içi, ayak tabanı, parmak araları ve tırnaklar unutulmamalıdır. Bu muayene yılda 2-3 kere yapılabilir.

    Atipik benleri olan kişilerin cilt doktoru kontrolünde olması önemlidir. Şüpheli benler dermatoskop (deri mikroskopu) ile incelenir ve gerekli görünen benler izlem ve ve kontrol için kayda alınır. Bende değişiklik fark edildiği zaman cerrahi olarak çıkarılarak patolojik olarak incelenmesi gerekir. Melanomun tanısı şüpheli lekenin tam olarak çıkarılması veya geniş bir leke ise biopsi alınması ve patolojik olarak incelenmesi ile konur.

    Melanom nasıl tedavi edilir ?

    Melanomun tedavisi hastalığın evresine göre değişir. Sadece deride olan erken evre melanomun tedavisi geniş olarak çıkarılmasıdır. Kanserin ne kadar geniş çıkarılacağına kanserin derideki kalınlığına göre karar verilir. Erken tanı konmuş 1 mm’den ince melanomu olan hastalarda iyileşme oranı çok yüksektir (% 98). İlerlemiş melanomda lenf bezi tutulumu olabilir ve lenf bezlerinden de biopsi alınması gerekebilir. Kanserin vücuda yayılıp yayılmadığını anlamak için radyolojik görüntüleme yöntemleriyle hastayı taramak gerekebilir. Ayrıca ilerlemiş melanomda kemoterapi, interferon gibi biolojik ajanlar kullanılabilir.

    Melanomdan nasıl korunabiliriz?

    Güneşten korunma, özellikle çocukluk çağından başlayarak güneş yanıklarını engellemek çok önemlidir. Ayrıca ailesinde melanom öyküsü olan, çok sayıda beni olan veya düzensiz benleri olan kişilerin kendi kendilerini muayene etmeleri ve cilt doktoru tarafından izlenmeleri erken tanı açısından çok önemlidir.

  • Yüzdeki güneş lekesi (melazma) ve tedavisi

    Güneş lekeleri (melazma) türü lekeler doğuştan olmayan, genellikle yüzde görülen kahverengi oluşumlardır. Kadınlarda erkeklere oranla daha sık görülür. Yüz bölgesinde sıklıkla iki taraflı ve simetriktir. Güneş lekesi histolojik olarak yüzeysel, derin ve karışık tip olarak ikiye ayrılır. Yüzeysel güneş lekeleri tedaviye daha iyi yanıt verir. Güneşlenme, hamilelik, hormon tedavileri ve doğum kontrol hapları güneş lekesini tetikler.

    Güneş lekesi oldukça yaygın bir problemdir. Genç kadınlarda görülme oranı yüksektir. Koyu tenli kişilerde daha sık ortaya çıkar. Nedeni bilinmemektedir. Güneş lekesi olan kişilerde tiroit hastalıkları sıklıkla görülebilir. Ancak güneş lekesi ve tiroit hastalıkları arasında kesin bağlantı kurulamamıştır.

    Yüzdeki güneş lekeleri genellikle üst dudak yanaklar ve alın gibi güneşe açık bölgelerde gözlenir. Nadiren çene ve ön kollarda oluşabilir. Deriden koyu renkli düzensiz sınırlı deriden kabarık olmayan lekeler şeklinde kendini gösterir. Derin tip güneş lekesi mavi-gri, karışık tip güneş lekesi kahve-gri refle verebilir. Güneş lekesi genellikle yaz aylarında ve solaryum sonrasında koyulaşma eğilimi gösterir

    Wood’s lamb (ultraviyole lamba) güneş lekesinin derinliğini tespit edebilir. Wood’s lambası ile leke belirginleşiyor ise yüzeysel, değişiklik olmuyorsa derindir. Güneş lekesi yani melazmalı hastaların sürekli geniş spektrumlu güneşten koruyucu kullanmaları ve solaryum benzeri yapay ışık kaynaklarından uzak durmaları gerekir. Hormon ilaçları ve doğum kontrol hapları çok gerekmedikçe kullanılmamalıdır.

    Yüzdeki Güneş Lekeleri ( Melazma) Nasıl Geçer ?

    Güneş Lekesi ( Melazma) Tedavisi:Güneş lekesi ( melazma) tedavisinde sürülerek kullanılan leke kremleri, ağızdan alınan antioksidan haplar, lazer tedavileri ve kimyasal peelingler tek başına veya birlikte kullanılabilirler. Güneş lekeleri ( melazma) şikayeti olanların düzenli olarak yaz kış, gün içinde 4 saatte bir en az 30 faktörlü güneşten koruyucu ürünler kullanmaları gerekir. Ayrıca güneşten koruyucu kullanırken bile çok fazla direk güneşe maruz kalınmamalı, gölgede durmaya özen göstermeli ve şapka, gözlük takılmalıdır. Güneş lekesi ( melazma) yani melazma tedavisinde dikkatli olunmalıdır. Leke tedavisi yapılırken çok agresif tedavilerden kaçınmak gerekir lekeyi tetikleyebilir.

    Lazer tedavileri
    Leke açıcı kremler
    Kimyasal peeling
    Mezoterapi- PRP

    Lazerle Güneş Lekesi ( Melazma) Tedavisi: Leke tedavisinde kullanılan lazerler, soyarak veya renk hücrelerini (melanosit) tahrip ederek etkili olmaktadır.
    Intense pulsed light (IPL),
    Pulsed dye lazer (510 nm),
    Q- switched ND: YAG lazer (1064 nm),
    Fraxionel lazerler

    Lazer tedavileri, bu tür lekelerde kullanılabilir. Ancak dikkatli olunmalıdır. Lekelerde artış veya kısa sürede lekelerde tekrar görülmektedir.

    Güneş Lekeleri ( Melazma) İçin Krem: Güneş leke tedavisinde ilaçlar genel olarak krem olarak kullanılırlar. Leke tedavisinde kullanılan maddeler tedavide farklı mekanizmalarla etkili olurlar. Leke ilaçlarının başlıca etki mekanizmaları şunlardır:

    Renk maddesi (melanin) oluşumunda görevli Tyrosinase enzimini baskılar
    Renk maddesinin (melanin) melanositlerden diğer hücrelere geçişini engeller
    Renk hücreleri melanositlere zarar verir
    Cildi yeniler (antioksidan krem ve haplar, retinoidler, meyve asitleri )

    Yüzdeki Güneş Lekeleri ( Melazma) İçin Kimyasal Peeling: Leke tedavisinde meyve asitli peelingler ve TCA peeling tedavide kullanılabilir. 1-4 hafta aralıklarla ortalama 5 seans tedavi gerekmektedir. Kimyasal peeling cildi yenileyerek ve kullanılan leke ilaçlarının emilimini arttırarak etkili olabilmektedir. Kimyasal peeling koyu tenli kişilerde dikkatli uygulanmalıdır. Derine kaçan kimyasal peeling işlemlerinde lekelerde artış olabilir. Bu yüzden kimyasal peeling çok dikkatli uygulanmalı, cildi soymak adına agresif davranılmamalıdır. Ters tepebilir.

    Yüzdeki Güneş Lekeleri ( Melazma) İçin Mezoterapi Ve PRP: Leke tedavisinde leke bölgesine, deri altına küçük miktarlarda C vitamini, glutation, transexamic asit, pyrüvic asit gibi maddelerin enjekte edilmesi leke rengini açabilmektedir. Klasik bir yöntem olmayıp diğer yöntemler başarılı olmadığında düşünülebilir.

    Plazma yani PRP yöntemi leke giderilmesinde lazer ile kombine edildiğinde leke tedavisinde başarılı olabiliyor. Genel olarak cildin lekeli kısımları, güneşten daha fazla hasar görmüş cilt alanlarıdır. PRP yöntemi leke tedavisinde 2 ila 4 haftalık aralarla 3-4 seans yapılması gerekir. Cildi yoğun şekilde onaran PRP yöntemi ve leke lazerlerinin birlikte kullanılması lekelerin kaybolmasını veya azalmasını sağlıyabiliyor. Aynı zamanda cildin gençleşmesine de katkıda bulunuyor.

  • Yüzdeki kılcal damar çatlaması nedir?

    Yüzdeki kılcal damar çatlamaları, deri yüzeyine yakın, genişlemiş damarların görünür olması anlamına gelir. Yanaklar, burun kenarları ve çene kılcal damar çatlamalarının en sık görüldüğü yerlerdir.

    Kılcal Damar Çatlaması Nedenleri Nelerdir?

    Yüzdeki kılcal damar çatlamaları nedenleri cildin hassas ve ince yapıda olması, akne rozase hastalığına sahip olmak, güneş ışınlarına uzun süreli maruz kalmak, uzun süre kortizonlu krem kullanımı, lupus, genetik hastalıklar ve radyasyon ışıkları ile tedaviler sayılabilir. Burun ameliyatlarından sonra burunda kılcal damar çatlaması olabilir.

    Yüzdeki kılcal damar çatlamaları, kılcal damarların genişlemesi sonucu oluşur. Bu sebeple kılcal damar genişlemelerini yok etmek tedaviyi sağlar. Yüzdeki kılcal damar çatlaması tedavisi yapılmazsa kılcal damar genişlemeleri kendiliğinden geçmez.

    Yüzdeki Kılcal Damar Çatlaması Tedavisi Nasıl Yapılır?

    Yüzdeki kılcal damar çatlama tedavisi kozmetik amaçlarla yapılır. Ayrıca yüzdeki kılcal damar genişlemeleri ciltte hassasiyet, yüzdeki kırmızı lekeler, yüz kırmızılığı sebebidir. Kılcal damar çatlaması tedavisi lazer yöntemi ile yapılır. Nadiren kryoterapi (buz tedavisi), elektrokoter de yapılabilir. Ama iz bırakma ihtimali yüksektir. En başarılı tedaviler lazer ve ışık tedavileridir.

  • Lazer ile çatlak tedavisi

    Cilt çatlakları cildin incelmesi, kollajen ve elastik liflerin zarar görmesi sonucu ortaya çıkarlar. Deri yapısı esnek olmayanlarda aniden kilo almak, ergenlik çağında boy ve kilo artışına bağlı, gebeliklerde karın ve göğüs derisinin gerilmesine bağlı çatlaklar oluşabilir. Ayrıca kortizon türü ilaç alanlarda, kortizonla ilgili hormon hastalığı olanlarda cilt çatlakları meydana gelebilir. En çok kalça, diz arkaları, karın ve göğüs bölgesinde görülür. Bazı kişilerde çatlaklar geniş boyutta ve pembe renkle başlayıp zaman içinde beyaz renge döner. Bazen de çok ince, beyaz renkli çatlaklar şeklinde birden ortaya çıkabilir. Çatlak tedavisinde başlıca lazer tedavileri, dermaroller, mezoterapi, PRP, cildi yenileyen kremler kullanılabilir.

    Lazerle cilt çatlağı tedavisinde en etkili lazerler, fraksiyonel lazerlerdir. Fraksiyonel lazerler ısı etkisi ile kollajeni kısaltırlar, kısa sürede sıkılaşma etkisi yaratırlar. Daha sonra kollajen ve elastik lifleri artırarak cildi yenilerler. Böylece çatlak görünümünde hafifleme meydana gelir.

    Fraksiyonel lazerler çok çeşitlidir. Fraksiyonel lazerler ikiye ayrılır.
    Birincisi deriyi soymayan 1440 nm, 1540 nm, 1550 nm, dalga boyuna sahip fraksiyonel lazerler,
    ikincisi deriyi soyan 2940 nm, 2970 nm erbium lazerler, 10600 nm karbondioksit ( CO2) lazerlerdir.

    Fraksiyonel lazerlerin tüm çeşitleri başarıyla çatlak tedavisinde kullanılabilir. Bu lazerler içinde en etkilisi fraksiyonel CO2 lazerdir. Fraksiyonel karbondioksit lazerleri dezavantajı işlem sonrası iyileşme döneminin uzun sürmesi, uygun dozlarda verilmezse leke yapma özelliğinin yüksek olmasıdır. Bu yüzden koyu tenli kişilerde dikkatli olunmalıdr. Çok esmerlerde diğer fraksiyonel lazerler tercih edilebilir.

    Fraksiyonel lazer çatlak tedavisi ortalama 3-4 seans yapılmalıdır. Seans aralıkları 1-2 ayda bir olabilir. İşlem sonrası güneşten korunmak gerekir. Tedavi aralıklarında çatlağa iyi gelen retinol (vitamin A), vitamin C, vitamin E, antioksidan, büyüme faktörleri, peptid içeren kremler kullanılabilir. Fraksiyonel lazerler mezoterapi, dermaroller, PRP ve diğer lazer türleriyle kombine edilerek etkinlikleri artırılabilir.