Dermoskopi yöntemi nedir? Dermoskopi (derinin yüzeysel mikroskobik incelemesi) başlıca derideki koyu renkli lekelere tanı koymak amacıyla kullanılan bir dermatolojik muayene yöntemidir. Tecrübeli bir uzman bu yöntem ile melanomları kolaylıkla tanıyabilir.
Dermaskopi için yüksek kaliteli büyütücü bir merceğe ve de kuvvetli bir ışık sistemine ihtiyaç vardır. Bu yöntemle derinin yapısı ve dokusu büyütülerek daha rahat algılanabilir. Bu amaçla hazırlanmış bir çok cihaz vardır. Bazı aletler ile incelenen bölgelerin fotoğraflarını da çekmek mümkündür.
Bu sistemin avantajları nelerdir? Bu cihazlarla kombine edilen bilgisayar yazılımları muayene görüntülerini arşivlemeyi, uzmanın tanısını ve rapor çıkarabilmesini sağlar. Hastaların eski benlerinin fotoğrafları arşivlenebildiğinden, takip döneminde benlerde değişiklik olup olmadığı kontrol edilebilmekte, eğer riskli bir değişiklik varsa bunu erkenden tedavi edebilme şansı doğmaktadır.
Bütün kanser türleri içinde deri kanseri en sık görülenidir. Deri kanserinden korunmak için yapılması gereken güneşten korunmaktır. Güneşe aşırı maruz kalma (bronzlaşma dahil olmak üzere özellikle su toplaması ile seyreden ikinci derece güneş yanıklığı) deri kanserinin temel sebebidir. Daha az önemli faktörler tekrarlayan tıbbi ve endüstriyel X ışınlarına maruz kalma, yanık veya yara izi bırakarak iyileşen cilt hastalıkları, kömür katranı veya arsenik içeren maddelere mesleki olarak maruz kalma ve ailede cilt kanseri bulunmasıdır. Açık tene sahip olup güneş yanığı ihtimali fazla olan kişiler, daha yüksek riske sahiptir. Güneş ışınları deri kanserine sebep olan en önemli neden olduğundan en önemli koruyucu önlem güneşten kaçınmaktır.
Güneşin dünyaya en dik ulaştığı saatler olan saat 10.00 ile 16.00 saatleri arasında güneşten korunun. Güneşin yeryüzüne dik ulaştığı saatlerde gölgeniz kendi boyunuzdan daha kısadır. Açık renkli sıkı dokumalı koruyucu giysi ve geniş şapka kullanın. Koruma faktörü en az 15 olan güneşten koruyucu kremler kullanın. 20 dakika güneşte kaldığında güneş yanığı geçiren bir kişi, 15 faktörlü bir güneşten koruyucu kullandığında 15 kat daha fazla süre (300 dakika) yanmadan güneşte kalabilir. Bununla beraber güneşten koruyucu kremler kullanarak da güneşte fazla kalınmamalıdır. Çünkü UVA gibi güneş ışınları ki bunlar derideki bağışıklık sistemi ve deri yaşlanmasında sorumludur, güneş koruyucular olsa da deriye ulaşabilir.
Güneşten koruyucu kullanımına çocukluk döneminde başlayın, çünkü yaşam boyu güneşe maruz kalmanın % 80’i 18 yaş altında olmaktadır. 6 ayın altındaki bebekler uzun süre güneşe maruz kalmamalı, eğer kalacaksa güneşten koruyucular kullanılmalıdır.
Erken tanı kesin tedavinin en önemli ilk adımıdır.
Derinizi belli aralıklarla muayene edin. Eğer benlerinizde büyüme değişiklik olursa, derinizde renk değişikliği ve iyileşmeyen yaralar varsa bir an önce Dermatoloji Uzmanına muayene olunuz.
Kanser öncesi deri bulguları
Aktinik keratozlar özellikle güneş ışınlarına aşırı maruz kalmış açık tenli kişilerin yüz, el sırtı ve kollarında rastlanılan küçük üzerleri pullu lekelerdir. Tedavi edilmezlerde deri kanserine dönebilir. Eğer erken evrede yakalanırsa buz tedavisi ile çıkartılabilir, kemoterapi ilaçları içeren krem veya losyonlar kullanılabilir, kimyasal peeling işlemi, dermabrasyon,laser tedavisi veya klasik cerrahi ile tedavi edilebilir. Güneşten koruyucular aktinik keratoz gelişimini engellerler.
Deri kanseri Tipleri:
Üç tip deri kanseri bulunmaktadır: Bazal hücreli karsinoma-Bu kanser tipi genellikle deride küçük etli kabarıklık şeklinde sıklıkla yüz, boyun ve el sırtlarında ortaya çıkar. Ara sıra gövdede kırmızı yama tarzı alanlar şeklinde görülebilir. Daha sıklıkla açık tenli kişilerde görülür. Bu kansere yakalanan kişiler açık tenli ve renkli gözlüdür ve güneş yanığına eğilimlidir. Bu tümörler hızlı yayılmaz. 1-2 cm boyutuna ulaşmaları için aylar yıllar gerekir. Tedavi edilmezse; kanserli alan kanamaya başlar, üzeri kabuklanır. Zaman zaman iyileşip, zaman zaman tekrarlama özelliği gösterir. Bu kanser tipi nadiren metastaz (diğer organlara sıçrama) yapmasına rağmen, derinin altındaki kemiğe yayılabilir ve kanserli dokunun yakınındaki dokuları harap edebilir.
Squamöz Hücreli karsinoma – Bu deri kanseri deri de kabarıklıklar veya kırmızı kabuklu yaralar şeklinde ortaya çıkabilir. Squamöz hücreli Karsinoma açık tenli kişilerde en sık görülen ikinci kanser türüdür. Tipik olarak kulak, yüz, dudak ve ağızda görülür. Nadiren esmer kişilerde de görülebilir. Büyük kitleler oluşturabilir. Bazal hücreli karsinomanın tersine diğer organlara yayılabilir. Erken yakalandığında tedavi oranı yüksektir. Bazal hücreli karsinoma ve Squamöz hücreli karsinomada tedavi başarısı % 95 dir.
Melanom – Bütün deri kanserleri içinde en öldürücü olanıdır. Bazal hücreli ve squamöz hücreli karsinoma da olduğu gibi melanomda da erken tanı tedavi şansını arttırır.
Melanom melanin denen pigmenti (deriye rengini veren madde) üreten melanosit dediğimiz hücrelerde başlar. Melanin derimizin rengini verir ve güneşten kısmi olarak korur. Melanom hücreleri melanin üretmeye devam eder ve bu nedenle kanser alanı kahverengi veya siyahtır. Fakat melanom beyaz ve kırmızı da olabilir.
Melanom yayılma özelliği gösterdiğinden muhakkak tedavi edilmelidir. Melanom dikkat çekmeden hızla büyüyebilir. Genellikle bir ben olarak veya kahve renkli bir benin üzerinde veya yakınında ortaya çıkar. Vücudunuzdaki benlerin yerleşimi ve şeklinden haberdar olmalısınız ki, bunlar üzerinde olan değişiklikleri ve yeni ben çıkışını fark edebilesiniz. Yapabileceğiniz en önemli adım benlerinizde herhangi bir değişiklik saptadığınızda hemen bir Dermatoloji uzmanına muayene olmanızdır. Bu sayede derinizdeki melanom tedavi edilebilir aşamada iken yakalanmış olur. Aşırı güneşe maruz kalmaktan, özellikle güneş yanıklarından kaçınma açık tenli kişilerde melanomdan korunmanın en iyi yoludur. Melanomun kalıtsal özelliği de vardır. Ailesinde melanom olan kişilerin riski daha fazladır. Sıra dışı beni olanlar, çok sayıda beni olanlar melanom açısından yüksek riske sahiptir.
Koyu renkli tene sahip olmak melanoma olma riskini ortadan kaldırmaz. Esmer kişilerde de özellikle avuç içi, ayak tabanı, tırnak yatağı ve ağızda melanoma gelişebilir.
Melanom şüphesi oluşturabilecek bulgular: kabuklanma, kanama, sızıntı, üzerinde kabarma, etrafındaki deriye doğru çıkıntı gösterme, kaşıntı, hassasiyet ve ağrı hissedilmesidir.
Cilt kanserlerine nasıl tanı konulur?
Deri biyopsisi kanserin tanısını koydurur. Erken tanı ve cerrahi tedavi şansını arttırır. Dermatoloji uzmanları kanseri erken yakalayabilmek için kişisel cilt muayenesinin önemine dikkat çekmektedir. Derinizdeki çiller, benler ve koyu renkli alanları büyüklük, şekil ve renk değişikliği açısından gözlemleyin. Herhangi bir değişiklik saptadığınızda Dermatoloji Uzmanına başvurunuz.
Melanoma ait Bulgular
Asimetri – Benin bir tarafının diğer tarafından farklı olması. Benin ortasından hayali bir çizgi çiziniz. Benin her iki yanı aynı büyüklük ve aynı şekilde mi? Melanomda genellikle asimetri vardır.
Sınır Düzensizliği – Melanomun sınırı veya kenarı genellikle pürüzlü, çentikli veya bulanıktır.
Renk – İyi huylu benler herhangi bir renkte olabilir, fakat genellikle tek renklidir. Melanom ise sıklıkla birden fazla rengi içinde barındırır.
Büyüklük – İyi huylu benler küçük kalırken melanom büyümeye devam eder. Genellikle 6 milimetreden büyüktür çaptadır.
Kendinizin yapacağı periyodik muayene melanom ve diğer deri kanserlerinden korunmak için en güçlü silahtır. Melanom ancak erken yakalandığında tedavi edilebilir. Aşağıda belirtilen sırayı takip ederek hiç bir yeri atlamadan tüm deri muayenenizi kendiniz yapabilirsiniz. Kendi deri muayenenizi yapmak için bir boy bir de el aynasına ve ışıklı bir odaya ihtiyacınız vardır.
Gövdenizin ön ve arka yüzünü ve de kollar kaldırılarak gövdenin sağ ve sol yanını ayna karşısında muayene edin. Kolunuzu dirseğinizden kıvırarak avuçlarınıza, kol iç yüzüne ve üst kola dikkatlice bakınız. Sonra bacaklarınızın arkasına, ayaklara, ayak parmak aralarına ve ayak tabanına bakınız. Boynun arkasını, saçlarınızı kaldırarak el aynası ile kafa derinizi muayene edin.
Benler nedir? Benler genellikle deriniz zararsız değişikliklerindendir. Tıp dilinde melanositik nevüs olarak bilinirler ve melanosit denen pigment hücrelerin (derinin rengini veren hücreler) çoğalması sonucu gelişirler.
Benler ne şekilde görülebilirler?
Benler düz veya kabarık olabilirler. Renkleri pembeden kahverengi siyaha kadar değişebilir. Benlerin sayısı genetik olarak ve güneşe maruz kalmanın derecesine bağlı olarak değişir.
Benler ne zaman oluşurlar ve nasıl gelişirler?
Benler doğumda mevcut olabildikleri gibi genellikle çocukluk yaşında gelişirler. Erken evrede nevüs hücreleri derinin üst tabakası (epidermis) ile derinin orta kısmı (dermis) arasındadır. Bu nevüslere Junctional nevüs denir. Bu benler düz ve renklidirler. Benler geliştikçe nevüs hücreleri dermise de yayılır(compound nevüs) veya sadece dermiste bulunurlar (dermal nevüs). Bu benler kalınlaşmıştırlar ve sıklıkla deri yüzeyinden kabarıktırlar.Renkli olmayan dermal nevüsler sellüler nevüs olarak adlandırılırlar. Bazı nevüsler ise oldukça koyu mavi renktedirler ve mavi nevüs adını alırlar. Benler güneşe maruz kalındıktan sonra ve gebelikte koyulaşırlar. Erişkin çağda renklerini kaybeder ve yaşlılık döneminde tamamen ortadan kalkabilirler.
Ben tipleri nelerdir?
Doğumsal pigmente nevüs
Doğuşta mevcut olan bir ben konjenital pigmente nevüs olarak adlandırılır. % 1 bebekte bu benler görülür. Boyutları birkaç milimetreden vücudun çok geniş alanlarını kaplayacak kadar olabilir. Özellikle çok geniş olanlarının melanom denen bir cilt kanserine dönüşme olasılığı vardır.
Halo nevüs
Bazı benlerin etrafı beyaz bir halka ile kaplıdır. Bu tip benler çocuklukta ve ergenlik döneminde görülür. Herhangi bir zararları yoktur ve zamanla ortadaki ben ve beyaz halka ortadan kalkar. Bazen renk değişikliği melanom denen cilt kanserinde de görülebilir, eğer şüphe duyulursa biopsi almak gerekebilir.
Çiller
Çiller küçük açık kahve renkli düz deri lekeleridir ve genellikle açık renkli kimselerde görülürler. Genellikle güneşe maruz kalınan alanlarda bulunurlar ve yaz aylarında renkleri koyulaşır.
Sıradışı benler
Sıra dışı benler Clark Nevüs (Atipik nevüs) olarak bilinirler. Bu benler normal olmayan görüntüdedirler. Kenarları düzensiz, büyük boyutta, sıklıkla melanom denen cilt kanserine benzer şekildedirler, fakat çoğunlukla selimdiler. Kaygı uyandıran görünümlerinden dolayı gerekli olmadığı halde cerrahi olarak çıkarılabilirler. Sıradışı benleri olan kişiler özellikle ailelerinde melanom denen cilt kanseri var ise melanona yakalanma açısında risk taşırlar.
Benlerdeki değişiklikler neyin belirtisi olabilirler?
Melanoma derinin pigment (boya) hücrelerinden kaynaklanan kanseridir. Eğer bir ben büyüklüğünü, şeklini veya rengini değiştirirse ve ya erişkin dönemde yeni bir ben çıkarsa muhakkak birdermatoloji uzmanı tarafından incelenmelidir. Dermatologlar dermatoskopi denen bir yöntemle benlerin görüntüsünü büyüterek inceleyebilirler ve eğer gerekirse biyopsi de alabilirler.
Benler nasıl tedavi edilir?
Birçok ben zararsız olması ve çıkarılmasına gerek olmamasına rağmen aşağıdaki durumlarda tedavi edilmelidir.
Kanser olasılığı var ise: Bir benin yapısı düzensizse, çevreye doğru yayılıyor ve rengini değiştiriyorsa tedavi edilmelidir. Eğer bir ben kıyafetlerin, tarağın ve tıraş bıçağının bene zarar verebileceği yerlerde ise çıkartılmalıdır. Kozmetik nedenler Benler hangi yöntemlerle tedavi edilir?
1.Traşlama şeklinde biyopsi
Deriden kabarık bir ben bu yöntem ile kolaylıkla tedavi edilebilir. Deri lokal anestezi ile uyuşturulduktan sonra bir cerrahi bıçak veya koter ile çıkartılır. Yara düz beyaz bir leke bırakarak iyileşir.
2.Benin cerrahi olarak çıkartılması
Bu yöntem ben düzse veya melanom dediğimiz cilt kanseri şüphesi var ise kullanılır. Deri deki ben tam kalınlığı ile çıkarılır ve sonrada dikiş atılır. Çıkarılan ben patolojik incelemeye gönderilir. Cerrahi yapılan yerde ince bir çizgi şeklinde iz kalabilir.
Benlerin üzerinde çıkan kıllar traş edilebilir. Cımbızla alınması benin altında inflamasyona yol açarak ağrılı şişliğe neden olabilir.
Deri nasıl muayene edilmelidir?
-Ayda bir kişisel cilt muayenenizi yapınız: Benlerinizde bir değişiklik görürseniz veya yeni bir benin çıktığını fark ederseniz bir Dermatoloğa başvurunuz. -Çok sayıda beniniz, atipik beniniz, daha önceden olan deri kanseriniz var ise veya doktorunuz önerdiyse düzenli olarak muayene olunuz. -Çok sayıda ben ve sıra dışı ben var ise fotoğraf ile kayıt almak faydalı olabilir. Dermatoskopi denen bir yöntem ile benlerin fotoğrafları alınarak, benlerdeki melanom habercisi olabilecek değişiklikler kolaylıkla saptanabilir. -Cilt kanserinden nasıl korunulur? -Güneşten korunma oldukça önemlidir. -Uzun kollu gömlek, uzun pantolon ve etekler, şapka giyilmelidir. Güneşten koruyucu kullanın. Koruma faktörü 30 ve üzerinde olan güneşten koruyucuları sık olarak güneşe maruz kalan alanlara uygulayın.
Toplumda sık görülmesi ve son derece rahatsız edici bir kozmetik problem olan sivilce (akne vulgaris) tedavi edilebilen bir hastalıktır. Özellikle ergenliğin başlaması ile ciltte yağlanma artmakta ve yağ bezlerinin faaliyeti bozulmaktadır. Bunun derideki görüntüsü de istenmeyen yağ birikimleri, şişlikler, iltihaplanmalar, deri altı kistleri olabilmektedir.
On iki yaşından başlayarak on sekiz yaşına dek akne gençleri etkileyebilir.Ancak unutulmamalıdır ki her yaşta, her dönemde ve her insanda bu sorun değişebilir. Kadınların %70’i, erkeklerin ise %80’inde hayat boyunca herhangi bir zamanda sivilce oluşabilir. Ne yazık ki kendi kendine geçebileceği gibi yanlış bilgilendirmeler, tedavide geç kalmalara, kalıcı izlerin oluşumuna ve hatta şikayetin artmasına neden olabilmektedir.
Cilt altındaki yağ bezlerinin fonksiyonun bozulması, porların kapanması ve birtakım bakterilerin iltihaplanmaya neden olması ile klasik sivilce görüntüsü cilt üzerinde belirir.
Akne oluşumunu etkileyen faktörler şunlardır:
1-Genetik: Annede veya babada akne olması, çocuklarda görülme sıklığını artırır.
2-Ultraviyole: Güneş ışınları sivilce oluşumunu olumlu veya olumsuz yönde etkileyebilir.
3-Terleme: Terleme ile sivilceler yoğunlaşır.
4-Diyet: Gıdaların sivilce oluşumunda artırıcı hiçbir etkisi yoktur.
5-Hormonlar: Adet düzensizliği ve hormonal bozukluklar sivilceleri yoğunlaştırır.
6-Kozmetik ürünler: Yanlış birçok kozmetik kullanımı, kozmetik salonlarındaki uygulamalar cildin bozulmasında önemli bir pay oluşturmaktadır.
Akne klinik görüntüsüne göre çok farklı tiplerde gözlenebilir. En hafif formu olan komodojenik akne siyah noktalar veya beyaz butonlar şeklinde görünürken, iltihaplı formda olanlara püstül denir. En şiddetli formunu ise nodül ve kistler oluşturur; bunlar deri altında ağrılı büyük sertlikler olarak gözlemlenir ve ciltte kalıcı izlere neden olabilir.
Akne sadece yüzde değil ayrıca göğüs sırt gibi alanlarda da görülebilir. Yüz bölgesinde oluşan sivilceler ağrılı kaşıntılı olabilir. Fiziksel görüntünün bozulması psikolojik stres ve gerginliklere yol açabilir. Toplumdan uzaklaşma, mutsuzluk, hatta depresyon gelişimi bile gözlenebilir.
Akneli kişilerin birtakım kozmetik kremlerden, losyonlardan ve güzellik salonlarından çare arayışları ise hastalığın büsbütün kötüleşmesine, tedavinin zorlaşmasına neden olur. Bu merkezlerdeki uygulamalar kalıcı izlere dahi yol açabilir ve hasta iyileşmediğini düşünerek yanlış bir inanışa kapılabilir.
Akne düzenli, ısrarcı ve uzun süreli tedavilere mutlak cevap verir. Hastanın doktoruna güvenmesi ve takiplerini devam ettirmesi gerekir. Öncelikle hafif formlarda sadece lokal tedaviler yeterli olabilir. Bu tedavi iyi bir temizleyici jel ile kombine edilir.Daha yoğun sivilcelerde ise antibiotik kullanımı gerekebilir ve bu genelde 3-5 aylık uzun bir dönemi gerektirir. İnatçı, şiddetli hastalarda ise A vitamini türevleri oldukça başarılı sonuçlar verir.Hastaları psikolojik olarak da yıkan bu hastalık başarılı bir şekilde doğru bir takiple düzeltilebilir.
Kar yağışı, şiddetli rüzgar ve kuru hava… Cilt sağlığını tehdit eden tüm bu faktörlere karşı dikkatli olmak gerekiyor. Cildi soğuk havanın olumsuz etkilerinden korumanın yolu da düzenli bakım ve doğru beslenmeden geçiyor.
Nemlendiricinizi mevsim şartlarına göre seçin
Ciltteki nem oranı özellikle mevsim geçişlerinde değişiklik gösterebilir. Yazın UV ışınlarından olumsuz yönde etkilenen cilt, kış geldiğinde kararır, bronzlaşır, kurur ve kırışır. Havanın soğumasıyla ciltteki su miktarı da aniden düşer. Bu nedenle normal zamanlarda kullanılan cilt bakım ürünlerine bir süre ara vermek gerekebilir. Mevsim normallerinde sadece su bazlı nemlendiriciler yeterli olurken, soğuk havalarda yağ içeriği ve onarıcı özelliği yüksek olanları kullanmak gerekmektedir.
Çok sıcak su, cilt ve saç sağlınızı bozabilir
Kış aylarında banyo suyunun ısı derecesi de bir hayli yükselmektedir. Çok sıcak suyla yıkanmak cildi kurutup, matlaştırıcı etki yapar. Sıcak suyun saçlara da zararı büyüktür. Saçı kurutup, matlaştıran ve kırılganlığını artıran sıcak su uygulamasının son derece yanlış olduğu unutulmamalıdır.
Islak saç ile dışarı çıkmayın
Islak saçla dışarı çıkmak kış aylarında yapılan en büyük hatalardan biridir. Islak derinin soğuk havayla teması hücreler arası su kaybına neden olmakta ve kuruma gelişmektedir. Soğuk hava damarların büzülmesine neden olduğu için derinin sağlıklı beslenmesini de engellemektedir. Bütün bunların sonucunda soğuk, mat ve kuru bir cilt oluşmakta; rüzgarla birlikte de fiziksel travma ile egzama gelişimi söz konusu olmaktadır.
Sağlıklı bir cilt için havuç, kayısı ve domates tüketin
Vitamin ve mineral yönünden zengin beslenme cildi parlatır, derinin daha pürüzsüz görünmesini sağlar. Deri altı dokusunda gerekli nemlenmeyi sağlayan A, C, E vitaminleri ile taze havuç, kayısı ve beta karotenin bolca bulunduğu domatesi çok tüketmek önemlidir. Antioksidan değerleri yüksek olan vitaminler, soğuk havanın cilde verdiği zararı azaltır. Bu nedenle kış aylarında her zamankinden daha fazla taze sebze ve meyve tüketmek gerekir.
Nemlendirici seçerken bir dermatoloğa danışın
Kış aylarında sadece yüz değil vücudun da nemlendirilmesi çok önemlidir. Her banyo sonrası mutlaka vücut nemlendiricisi sürülmeli, uygulama deri henüz nemliyken yapılmalıdır. Nemlendirici ve losyon, bir dermatoloji uzmanına danışılarak alınmalıdır. İçeriğinde vazelin, dimetikon, gliserin, linoleik asit ve seramid gibi maddeler olanlar tercih edilmelidir.
Güneş koruyucu ürünleri kışın da kullanın
Gün ışığının olduğu her mevsim ve koşulda cilt, UV ışınlarına maruz kalır ve gittikçe yaşlanır. Yaşlanmış ya da kırışmış ciltler için antioksidan özellikleri olan gece kremleri, maske ürünleri ve de cildin kalınlığını azaltmaya yönelik tedavi yöntemleri tercih edilmelidir. Cilt kalınlığını azaltan en etkili tedavi yöntemi kimyasal peelingdir ve bu tedavi mutlaka dermatologlar tarafından yapılmalıdır. Kimyasal peeling, sadece kırışıklıklara yönelik etkili bir yöntem değil, aynı zamanda güneş ışınlarıyla oluşmuş pigmantasyonları ve akneyi azaltıp, yüze canlı, şeffaf bir görüntü sağlamaktadır. Her mevsim öncesi, cildi etkileyen hava koşullarına göre gerekli tıbbi ve kozmetik tedavi yöntemlerini uygulamak ve uygulatmak; hem oluşabilecek hasarları önler, hem de sağlıklı ve genç bir görünüme sahip olmayı sağlar. Özellikle ani hava değişikliklerinde bilinçli hareket etmek gerekmektedir.
Yeni yılı karşılamaya hazırlandığımız şu günlerde hepimizin içi yeni umutlarla doluyor, ancak öte yandan birçoğumuz da geride bıraktığımız yılları hatırlayıp hüzünleniyoruz. Özellikle aynaya baktığımızda yüzümüzde gördüğümüz derin çizgiler varsa, geçmiş yılların bu belirgin izleri bizleri daha da mutsuz ve umutsuz yapabiliyor. Oysa tıbbın ve teknolojinin modern yöntemleri ile her yeni yılı yıpranmamış, bebek tazeliğinde bir yüzle karşılamak mümkün.
İşte size 2015’i pırıl pırıl karşılamak için kullanabileceğiniz birkaç sihirli yöntem:
Tüm dünyada estetik tıp deyince akla ilk gelen uygulama olan botox’u deneyin: Botox ile yeni yıla bir haftadan az süre kalmışken alnınızdaki endişe veya kaşlarınızın arasındaki öfke izlerini en hızlı şekilde yok edip, içinizdeki mutluluğu ve umudu dışa yansıtın. On dakikadan kısa süren ve neredeyse acısız denebilecek bu yöntem ile derin çizgilerinizden kurtulmanız mümkün.
Dolgu malzemeleri uygulamasıyla yüzünüze tazelik katın: Dolgu malzemeleri uygulaması bir saatten az bir zamanda burnunuzun iki yanından ağzınıza doğru uzanan derin olukları silikleştirecek, çökmüş yanaklarınıza canlılık katacaktır. Üstelik aynı teknik dudaklara da uygulanabiliyor. Dolgu malzemelerinin temel etken maddesi olan hyalüronik asit, özellikle zaman içinde nemini kaybedip diriliğini yitiren dudak mukozasını canlandırmakta hızlı bir etkiye sahip olduğundan, öğle tatili prosedürlerinin sık tercih edilen bir uygulaması.
Mezololift ile aydınlanın, parlayın: Botox ve dolgu malzemeleri uygulamasının ardından cildinizi aydınlatıp parlaklaştıracak mezolift uygulaması ile cildinizin tazelenme operasyonunu tamamlayabilirsiniz. Son dönemde mezolift uygulamasında ilk tercih “ışık dolgusu” yöntemi. Çok ince iğnelerle yüz, boyun, dekolte bölgesi ve ellerin üstüne uygulanan hyalüronik asit ve vitamin kokteylinin bir gün içinde cildinize sağladığı parlaklık ve pürüzsüzlük ile artık yılbaşını karşılamaya hazırsınız.
Bütün bu acil önlemlerden sonra sıra geldi yeni yılda cildinizi sağlıklı ve taze tutmak için alacağınız önlemlere;
Eğer bir sonraki yılbaşını da aynı pürüzsüz ve parlak cilt ile karşılamak istiyorsanız, dokularınızı içten dışa doğru yapılandıran yöntemlerden faydalanmalısınız. Bunların başında altın iğnelerle fraksiyonel radyofrekans, yüksek yoğunluklu ses dalgaları ve fraksiyonel lazer teknikleri geliyor. Her yöntemin kendine has avantaj ve dezavantajları olsa da hepsinin ortak özelliği derinin orta ve alt tabakalarına ulaştırdıkları ısı enerjisi ile hücreleri uyararak taze kollajen üretimini arttırmaları. Bu sayede cildin gevşeyip sarkmasının önüne geçiliyor ve hatta yüzeydeki sivilce izlerinin, güneş lekelerinin ve çatlamış kılcal damarların da tedavisi sağlanıyor. Ancak bu yöntemlerle alınacak olumlu sonuçların gözle görülür seviyeye ulaşması 3-6 ay arasında bir zaman gerektiriyor. Eğer iş işten geçmeden cildinizin sağlığını ve güzelliğini korumak istiyorsanız, 2015’de bu yöntemlerden hangilerinin sizin için uygun olduğunu dermatoloğunuz ile değerlendirip uygulayabilirsiniz.
Kış kapıda. Soğuk ile baş gösteren sorunlardan biri de cilt kuruluğu. Klima, kalorifer ve soğuk havanın etkisiyle yıpranacak olan cildiniz için endişelenmeyin. Çözüm basit. Yediklerimiz, içtiklerimiz bizi nemlendirecek.
Cilt kuruluğu hemen herkesin yaşadığı bir sorun. Ama bundan yediklerimizle kurtulmak mümkün. Bu sene yemeyeceğiz, içmeyeceğiz, süreceğiz. Avokado, muz, süt, mayonez ve şeker ile cildinizi nemlendirmenize yardımcı olacak.
Meyve ve sebzeyi hayatınızın merkezine yerleştirin. Her gün tüketeceğiniz 2 porsiyon yeşil lifli sebze, 2 porsiyon da mevsim meyvesi vücudunuzun sağlıklı ve nemli kalması için yeterli. Meyvelerden en çok karpuzun, sebzelerden ise domates ve brokolinin en fazla su içeren besinler olduğunu unutmayın. Bunların yanı sıra sağlıklı yağ tüketmek tansiyon kontrolünde ve cilt hücreleri başta olmak üzere hücrelerin besinini sağlamak açısından çok önemli. Bu nedenle monoansatüre yağ içeren avokado, zeytin ve fıstık yağı ile poliansatüre yağ içeren somon, ceviz ve soya peynirini tercih etmelisiniz.
KIZARMIŞ VE TUZLU YİYECEKLERLE KURUMAYIN
Sağlıklı bir vücut ve nemli deri için özellikle omega 3 içeren balık yağı takviyeleri kuru deri ve kuru göz için büyük önem taşıyor. E vitamini ise antioksidan olarak hücreleri onarıyor ve cildi koruyor. Yapmamanız gerekenler ise belli. Cildiniz için sigara içmemeniz şart. Çünkü katran gözenekleri tıkıyor ve komedonların oluşumunu artırıyor. Öte yandan sigara hücrelerin oksijensiz kalmasına yol açıyor ve ciltteki hücrelerin C vitaminin azalmasına neden oluyor. Bunun yanı sıra alkollü içeceklerden de uzak durun. Alkol, vücudu ve cildi susuz bıraktığından elektrolit, mineral ve su kaybına yol açıyor. Bu kişilerin cildi kırmızı, kuru ve tahriş olmuş görünür. İçki tüketilecekse beraberinde mutlaka su içilmeli.
CANLANMAK İÇİN AVOKADO MASKESİ
A vitamini deposu avokadoyu cildinize gönül rahatlığı ile kullanabilirsiniz. Yarım olgun avokado ezmesini çeyrek bardak organik bal, 1 çay kaşığı süt ve yoğurt ile karıştırın. Cildinize yumuşakça sürün. 10 dakika beklettikten sonra ılık su ile durulayın. Cildinizdeki canlanmayı hemen fark edeceksiniz.
MUZ TEK BAŞINA DA YETER
İçeriğinde bolca A ve E vitaminleri bulunan muz, birçok şeye iyi geldiği gibi cildinizde de harikalar yaratabilir. Cildinize canlılık katmanın yanı sıra nem ve yumuşaklık verir. Bunun için yarım muzu püre haline getirip yüzünüze sürmeniz yeterli. 10 dakika beklettikten sonra ılık su ile yıkayabilirsiniz. Muzun etkisini arttırmak istiyorsanız içine bir çay kaşığı bal da koyabilirsiniz.
GÜZELLİĞİN SIRRI ‘SÜT’
Kleopatra’nın güzelliğini süt banyosuna borçlu olduğunu bilmeyen yok. Süt, uzun yıllar boyunca nemlendirici bir kozmetik olarak kullanıldı. Yüzünüzü sütle yıkayarak ve masaj yaparak laktik asitin etkisiyle cildinizde oluşan lekelerin azaldığını göreceksiniz. Aynı zamanda cildiniz nemlenecek de.
MAYONEZ İLE KİLO ALMAK YERİNE NEMLENİN
Mayonezden her kadın uzak durur. Çok fazla kilo aldırdığını herkesin bildiği kesin. Peki, mayonezi gönül rahatlığı ile yiyemeseniz bile cildinize sürmeye ne dersiniz? 2 çorba kaşığı mayonez, 1 çorba kaşığı limon, yarım çay kaşığı balı karıştırın ve yüzünüze sürün. 10 dakika sonra yıkayın. Değişimi hemen fark edeceksiniz. Bu maskeyi haftada bir kere yapmanız yeterli.
TATLI İLE NEMLENDİRİCİ PEELİNG ETKİSİ
Evet, yanlış okumadınız. Tatlı cildinizde peeling etkisi yaratabilir. Yarım bardak şekeri yeteri kadar zeytinyağı ile etkileyici bir mekanik peeling ve nemlendiriciye dönüştürebilirsiniz. Ayrıca karışımınıza birkaç damla nane ile koku verebilir, bal ile yumuşatabilirsiniz.
KIZARIKLIKLARI ALOE VERA İLE GEÇİRİN
Aloe vera, cildi canlandırmak ve doğal kızarıklıkları gidermek için bire bir. Bunun için aloe vera bitkisinden birkaç parça kırıp içinden çıkan jeli tüm yüzünüze sürün. 15 dakika bekletin ve durulayın. Rahatlamayı hissedeceksiniz. Bunu, haftada iki defa yapmanız yeterli.
Güzel görünmek ve genç kalmak isteyen pek çok insanın cildi ile ilgili en çok şikayetçi olduğu konuların başında cilt kırışıklıkları, sivilce izleri, çatlaklar ve sarkmalar geliyor. Ciltte yaşlanmanın, kilo alıp vermenin ya da hamileliğin bir sonucu olabilen ve estetik görünüm açısından kişiyi rahatsız eden tüm bu sorunlar kısa sürede etkili bir biçimde tedavi edilebiliyor.
Yaşlanmanın etkilerini en aza indirin
Güzellik ve sağlıkta altın çağ dönemini başlatan “Altın İğne Radyo Frekans” yöntemi, pek çok estetik uygulaması için kullanılabilmektedir. Cilt gençleştirme, kırışıklıkların önlenmesi, kol ve bacaklardaki sarkmalar, boyun ve dekolte bölgesinin toparlanması, sivilce izlerinin giderilmesi, gözenek sıkılaştırılması ve çatlaklardan kurtulmak bu sayede daha pratik bir hale geldi. Üzerinde altın iğneli başlıklar bulunan ve cilt altına radyo frekans uygulanan özel bir cihaz sayesinde ciltteki sorunlar başarı ile tedavi edilebilmektedir.
Cilde zarar verilmeden kısa sürede iyileşme sağlanıyor
Altın iğne fraksiyonel radyo frekans yönteminde altın iğneler sayesinde atış, direkt olarak cilt altı dokulara yapılarak hedeflenen alana verilir. Radyo frekans cihazının altın iğneli başlığı cilde temas ettirildiğinde mikro iğneler, otomatik olarak ayarlanan derinlikte cilt içerisine ani bir giriş yapar. Çok sayıdaki mikro iğne, cilt üstünde fraksiyonel mikro delikler oluşturur ve sadece iğne ucundan gönderilen, cilt üstüne temas etmeyen radyo frekans ile kollajen (cildin sağlıklı görünmesini sağlayan protein) ve elastin (cilde esneklik vererek kırışıklığı önleyen protein) üretimi tetiklenirken, epidermis ve yüzeysel cilt tabakalarına hasar verilmez. Burada amaç, verilebilecek en yüksek enerjileri deriye bir zarar vermeden doğrudan cilt altına ulaştırmaktır.
Sivilce izlerinde son derece başarılı sonuçlar alınıyor
Altın iğneli radyo frekans uygulaması özellikle yüzde alın, kaş arası, göz çevresi, dudak üstü ve yanaktaki kırışıklıkların tedavi edilmesinde sıkça kullanılmaktadır. Ayrıca cihazın yüzde gerginliğe yol açan ve sarkmayı toparlayıcı bir etkisi de bulunmaktadır. Altın iğne yöntemi, boyun ve dekolte bölgesindeki kırışıklıkları ve sarkmaları düzeltmede oldukça etkili bir tedavi yöntemidir. Altın iğneli radyofrekans yönteminin en sık kullanıldığı alanlardan biri de yüzdeki sivilce izlerinin tedavisidir. Bu izlerin çapları küçülür, derinlikleri azalır, derin olan sivilce izleri hafifler, hafif olanlar geçer, gözenekler daralır, cilt daha canlı berrak bir hale gelir. Bu amaçlı fraksiyonel lazerle kombine edilerek kullanılması tedavinin verimliliğini artırmaktadır.
Cilt çatlakları ve kol bacak sarkmaları ile etkin mücadele
Çatlaklarda bir çeşit iz olduğu için deri ve deri altı yırtıklarının tedavisinde radyo frekans oldukça başarılı sonuçlar vermektedir. Çatlakların tamamen yok olması mümkün değildir ancak daha iyi hale getirilebilir; rengi düzelir, çapları daralır, deri daha pürüzsüz bir hale gelerek çatlakların görünürlüğü azaltılır. Çatlak tedavisi farklı yöntemlerle de kombine edilmektedir. Özellikle kilo alıp vermeden kaynaklanan, kolların iç yüzeylerinde ve bacak içlerine meydana gelen sarkma ve gevşemeler, altın iğne radyo frekans yöntemi ile başarılı bir şekilde tedavi edilebilir. Bir ay aralıklarla 3 seans yapılan son derece konforlu bir uygulamadır. Kol ve bacak bölgesinde ortalama 1 ay sonra derinin gerginleştiği ve sarkmaların azaldığını görülebilmektedir. Bu sayede derideki gevşeklik ve sarkmalar ameliyatsız olarak en aza indirilmektedir. Radyo frekans yöntemi haricinde bu bölgelerde deri sıkılaştırma işlemini başarıyla yapabilen başka bir tedavi metodu bulunmamaktadır.
Koltuk altı terlemesi sona eriyor
Altın iğne radyo frekans tedavisinin kullanıldığı bir diğer alan, koltuk altı aşırı terlemesi sorunudur. Bu uygulamada radyo frekans ter bezlerini kalıcı olarak tahrip eder ve bu bölgeden ter salınımını durdurur. Uygulamada ter bezleri kalıcı olarak azaldığından sonuçlar kalıcı olmaktadır.
Tedavi yaz kış uygulanabiliyor
Uygulamanın hasta için en önemli özelliklerinden biri fraksiyonel lazerde yaşanan kızarıklık, pullanma ve soyulma gibi etkilerin görülmemesidir. Dolayısıyla yaz döneminde tedaviye ara verilmesine gerek kalmamaktadır. Ciltte 3-5 saat kadar hafif bir pembelik oluşmakta, pembelik bu sürenin sonunda tamamen normale dönmektedir. Dolayısıyla bu yöntem hastanın günlük yaşantısında bir kısıtlama yapmayan bir tedavi çeşididir. Uygulama sonrasında oluşan belli belirsiz ödem de kısa sürede geçmektedir.
Detaylı bilgi için www.handeulusal.com’u ziyaret edebilirsiniz.
Yüzü yeniden tanımlayıp, sarkmaları toparlayarak hacmini geri kazandırmak ve kırışık görünümü azaltmak için uygulanan bu yöntem de, işlem uygulanır uygulanmaz etki görülmektedir ve zamanla daha iyi hale gelmektedir.
30 dakikalık bir işlemle ipler yerleştirilir ve sonuçlar 18 aya kadar sürer.
Polilaktik asitten üretilmiş olan ipler ve bunlara bağlı koniler derinin derin kısımlarına uygulanır
Bu madde kolajen üretimini uyarır ve vücutta doğal bir uyarı sağlar.
Kadınlar ilk olarak yüzlerindeki kırışıklıklardan kurtulmak için botulinum toksin uygulatıp buna para ödediklerinde bu durum toplumca garip karşılanmış ve alay konusu olmuştu.
Daha bundan iki dekat önce 2002 yılında, botoks uygulaması diğer uygulamalarda da ABD tarafından FDA onayı aldığında da eleştiriler devam etti. Ancak günümüzde dünyanın bütün gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerinde en ünlü isimlerden başlayarak, düşük gelir seviyeli kişilere kadar uzanan büyük bir erkek ve kadın popülasyonunda botoks uygulaması önemli bir anti-aging bakım olarak kabul edilir hale geldi ve rutin bir şekilde uygulanmaktadır.
Bu yeni uygulama botoksun yedi yıl önceki durumu kadar önemli ve büyük bir tedavidir.
Yüzün sarkmış bölgelerini kaldırma ve cildi yeniden canlandırma: bu ikili ihtiyacı karşılamak için bu ipler üretilmiştir. Bir yandan cildin sarkan bölgeleri konilerle tekrar kaldırılırken bir yandan da iplerin özelliği ile kolajen üretimi yeniden uyarılmakta ve cilt sıkılaşmaktadır.
İp yerleştirildikten sonra uygulama yapılan bölgeye hafif bir basınç uygulanır ve anında o bölgede asma ve kaldırma işlemi gerçekleşir. Bu şekilde doktor cilt yüzeyini yeniden şekillendirilmiş olur ve gözle görülür şekilde pürüzsüz hale getirir. Ardından zaman içinde içerideki ipin kolajen üretimini uyarıcı etkisi ile cildin yenilenmesi ve sıkılaşması uyarılır.
Bu iplerinin en önemli farkı sadece birkaç çift ip uygulaması ile anında etkili ve doğal sonuca ulaşabilme kabiliyetidir. Yine yüze uygulanan ve örümcek ağı olarak bilinen diğer iplere göre farkı, 60-100 adet dikiş ipinin yüze uygulanmaması, aksine birkaç çift ipin yeterli olmasıdır. İkinci olarak ipin materyalinin kollajen üretimini daha fazla uyarmasıdır. Sonuçlar diğer iplere kıyasla hemen alınmaktadır. Çok az iple yüze istenilen şekli anında vermek ve rejenerasyon etkisinin 18 aya kadar sürdürmeye devam etmesi en büyük avantajıdır.
30 dakikalık bir işlemle ve doğru bir gerilim sağlayarak şık bir görünüm elde etmek mümkün. Yanaklara uygulandığında çok fazla olmayan doğal bir hacim sağlar, balon gibi şişmiş yüzler yapmaz.
Rejeneratif etkisi kademeli ve doğal olarak işleyen bir süreçtir: Polilaktik asit (PLA ) iplerin başlıca bileşenidir, PLA maddesi yıllardır (Kalp-Damar Cerrahisi ve beyin ameliyatlarında) güvenle kullanılmaktadır. Polilaktik asit, derinin kendi kolajenini üretmesini uyarır. Zamanla ve yavaş yavaş ilerleyen bu süreç, sarkık alanların hacmini artırmaya yardımcı olur ve kademeli olarak mükemmel doğal yüz şeklinin oluşmasına katkıda bulunur. 18 ay sonunda ip tamamen erimektedir. İp anında kaldırma etkisi yaparken, yenilemeyi uyarıcı etkisi kalıcıdır.
(Uzm. Dr. Nezih Karaca “3 nokta tekniği” ile iple asma uygulamalarını Türkiye’de ilk uygulamaya başlayan kişilerdendir).
Günümüze kadar çatlak tedavisine yaklaşım hep cilde mikro hasar verilmesi ve cildin kendini toparlaması üzerine olmuştur. Bu tip yöntemler halen mevcut olup çatlağın görüntüsünü sadece %15-25 gibi bir seviyede tedavi edebilmektedir. Oysaki Çatlaklar sadece dış yüzeyde olan sorunlar değildir. Cildi bir bütün olarak ele almalıyız. Çatlakların oluşumunun en önemli sebebi hormonal değişikliklere dayanmaktadır. Tabii ki mekanik etkiler ( yer çekimi, kilo alıp verme vs.) zaten halihazırda hormonal değişiklikler sonucunda oluşan çatlakların biraz daha derinleşmesine ve büyümesine vesile olur. Güncel çalışmalar çatlakların aslında atrofi olduğunu kanıtlamıştır. Atrofi nedir? Atrofi hücrelerin beslenememesi durumunda küçülmesidir, yani doku kaybıdır. Dikkat ederseniz çatlağa dokunduğunuzda parmağınız hafif içeri girer. Sonuçta hücre bazında bir sıkıntı varsa, fraksiyonel lazer, dermabrazyon gibi sistemlerle cildi soymak ya da mikro iğneleme sistemleriyle enerji vermenin yeterli olmadığı ifade edilmektedir. Şimdiye kadar alınan yetersiz sonuçlar bunu zaten kanıtlamaktadır. Bir başka önemli nokta ise ciltte oluşan çatlakların renklenememesi, bronzlaşamamasıdır. Bu tarz cilde zarar vererek yapılan uygulamalarda çatlağın yeterince tedavi edilememesi dışında birde cildin renklenmesine ve bronzlaşmasına hiçbir katkı sağlanamamasıdır. Bu da ayna karşısında ve günlük hayatında çatlaklarından psikolojik olarak rahatsız olan hastalara pekte yardımcı değildir.
Toplamda 14 senelik çalışma ve araştırmalar sonunda ilk defa cilde zarar vermeden çatlağı tedavi eden bir sistem geliştirilmiştir. İtalya’da üretilen bu sistemle çatlağı ortalama %85 oranında iyileştirmenin artık mümkün olduğu belirtilmektedir. %85 derken bu rakamın yanlış anlaşılmamasının gerektiği, %15 gibi bir başarısızlık kesinlikle söz konusu olmadığı ve bu rakamın çatlağın doldurulması ile alakalı olduğu, yani her çatlakta iyileşmenin kesin olduğu, hiçbir yan etkisinin olmadığı ifade edilmektedir. Tamamen Bio-uyumlu manyetik alan ile birlikte bazı spesifik amino asit bazlı serumlar cilde yedirilmesi suretiyle hiçbir acı hissetmeden, hayat standartlarına hiçbir kısıtlama getirmeden çatlaklarınızdan kurtulmak artık mümkün gibi gözükmektedir. Yani tedavi sırasında güneşe çıkabilir, solaryuma gidebilir, çatlaklarınızı bronzlaştırıp sağlıklı derinizle aynı renk ve bronzluk seviyesine getirebilirsiniz.
Bu cihaz bunu nasıl yapıyor? Diğer sistemlerden farkı nedir?
Bilim adamlarının ifadelerine göre, cilde herhangi bir zarar verilmemekte, hücrenin istediği besin olan Sodyum ve Potasyum bio-uyumlu manyetik alan terapisiyle, pozitif ve negatif enerjiyle hücreye sodyum ve potasyum pompalanmakta. Pozitif akımla hücre içine pompalanan sodyum ve potasyum hücrenin ihtiyacı olan besini sağlamakta. Daha sonra negatif akım ile hücre içindeki toksinleri dışarı çıkararak detoksifiye (toksinlerden arınma) gerçekleşmekte ve böylelikle hücre gerekli besini alarak normal seviyesine dönmekte. Seanslar ilerledikçe çatlaklar renklenme özelliğini kazanmaya başlıyor.
İtalyan innovasyon ödülü alan bu sistem artık Pisa üniversitesinde, Barcelona üniversitesinde medikal estetik alanındaki master programlarında ders olarak verilmeye başlanmıştır.
Etkinliği bağımsız araştırmalar, akademik çalışmalar ve bilimsel yayınlar tarafından belgelendirilmiş olan çatlak tedavi yöntemi Biodermogenesi® kalıcı ve ciddi sonuçlar elde etmeyi garantileyen ve çok sayıda biyopsi ve ultrason taraması aracılığıyla belgelendirilmiş olan tek çözüm olarak lanse edilmekte. Biodermogenesi® çatlak tedavisi yöntemi Bi-One® adı verilen sistem ile uygulanmaktadır.
Pisa Üniversitesi Dermatoloji Fakültesi’nin sürdürdüğü bir araştırma çatlakların, Biodermogenesi®’den önce önerilen diğer uygulamalardan tamamen üstün olarak %80 üzeri gibi benzersiz bir oranda kaybolduğunu kanıtlamıştır. Binlerce kullanıcı üzerinde ayrıntılı olarak yürütülen vaka çalışması aynı zamanda sonuçların hiçbir yan etki ve hastalar üzerinde özel kısıtlamalar olmaksızın elde edildiğini de ortaya koymuştur. Dolayısıyla tedaviden sonra güneşlenilebilir, streç giysiler giyilebilir ve sporun yanı sıra dilenilen her şey yapılabilir.
Araştırma ayrıca Biodermogenesi®’yle elde edilen sonuçların, uygulamadan dört-beş yıl sonra bile aynen sürdüğünü ortaya koymuş ve bu metodun yalnızca estetik bir sonuç elde etmekle kalmayıp, çatlakları gerçek anlamda yok ettiğini de doğrulamıştır.
Biodermogenesi Yöntemi
Biodermogenesi® yöntemini diğer tedavilerden ayıran önemli özelliği, dokuların biyolojik olarak tekrar canlanmasını sağlayarak kendi kendini yenilediği, derideki anormal olan metabolik faaliyetleri normalleştirdiği, destek dokusu ve üst deride hücresel faaliyetleri arttırarak normalleşmeyi tetiklediği ifade edilmektedir.
Biodermogenesi® yönteminin yara oluşturmadan normalleşmeyi tetiklemesi ile deri destek dokusunda normalde diğer tedaviler ile elde edilemeyen doğal kollajen ( yara iyileşme kollajeni normal kollajen dokudan farklıdır) ve elastik doku artışı sağlandığı gibi üst deride renk üreten hücrelerin normal renk üretme yeteneğini yeniden kazanması sayesinde derinin renklenmesi sağlanabilmektedir. Biodermogenesi® yönteminin ağrısız ve günlük hayatı etkilemeyen bir tedavi olması ve elde edilen düzelmenin % 80’lerin üzerinde olması nedeniyle diğer tedavi seçeneklerine göre çok üstün olduğu belirtilmektedir.
Yöntemin en önemli aşamasında hücreler ve fibroblastlar içine Na+ ve K+ pompalanır. Biodermogenesi® yöntemi cilt içine enerji geçişine izin vermeyen, yüksek oranda değişken olan pozitif ve negatif valens frekanslı elektromanyetik dalgaları özel prob yardımıyla kullanır. Na+ ve K+ bu sayede besleyici faktörleri hücre zarı içerisinden transfer edebildiklerinden hücreleri besler, normal deri metabolizmasının ürettiği toksinlerin hücre içinden atılmasına yardımcı olur. Bu sayede hücrelerde ve fibroblastlarda mitöz % 400 oranında artış gösterir. İyileşme süreci tetiklenir, çatlaklarda doku atrofisine bağlı oluşan derinlik dolmaya başlar. Seanslar ilerledikçe üst derimizde renk üreten melanosit hücrelerinin normal renk üretme yeteneğini yeniden kazanmasıyla çatlakların renklenmesi sağlanır.
Etkinliği klinik çalışmalarla ve biopsi örnekleri, ultrasonografik sonuçlarla destekli olan Biodermogenesi® yöntemi ile deri çatlaklarının tedavisi ağrısız, deride olumsuz değişikliklere sebep olmayan, günlük hayatı etkilemeyen ve renklenmenin de sağlanabildiği deri çatlak tedavisinde çığır açan bir tedavi tekniği olarak gözükmektedir.
Seans Sayısı ve Aralığı
Çatlak tedavisine başlamadan evvel hasta ve doktor tarafından seans sayısını belirlemek için özel bir form dolduruluyor ve bunun neticesinde ortaya çıkan puanlamaya göre, tedavinin kaç seanstan oluşacağı belirleniyor.
Genel olarak, 10 yıla kadar olan çatlaklarda 15-20 seans, 10 yıl ve üzeri olan çatlaklarda 20 seans ve üzeri bir tedavi programı uygulanıyor.
Seanslar haftada en az 2, en fazla 3 defa yapılıyor. Buradaki önemli kıstasın 48 saatte bir seans uygulanabilir olması ve daha sık yapmanın ekstra hiçbir fayda getirmediği belirtiliyor.