Kategori: Dermatoloji

  • Deri yaşlanması ve tedavide (anti-aging) kullanılan cerrahi dışı yöntemler

    Ortalama yaşam süresi eski Roma’da 22 yıl, 1980’lerde 76 yıl iken günümüzde 85 yıla çıkmıştır. Uzayan bu yaşam süresi bireylerin toplumda verimli olarak geçirdiği zamanı artırmaktadır.

    Deri yaşlanması nedir? Yaşlanmada etkili olan faktörler nelerdir?

    Yaşlanma, genler yani ırsi özellikler, çevre ve yaşam biçimleri ile her insanda farklı gelişen bir süreçtir. Derimiz de tüm organlar gibi yaşlanır. Tek fark herkesin bu süreci görmesidir. Deri vücudumuzun en büyük organı ve dışa açılan penceresi, aynı zamanda beden sağlığımızın en büyük göstergesidir.

    Deri yaşlanması ile cildin hücre sayısı, hacim ve fonksiyonlarının azalır. , Bu durum herkeste farklı hızda ortaya çıkar. Deri yaşlanması karmaşık, geri dönüşü olmayan biyolojik ve kimyasal bir durumdur. Birçok faktör rol oynar.. Deri yaşlanması ikiye ayrılabilir. Bir tanesi zamana bağımlı olarak artan iç yaşlanma diğeri de dış etkenlere bağlı yaşlanma (fotoyaşlanma) dır. Bu süreçle hücre yenilenmesi, koruyucu fonksiyonları, yağ üretimi, d-vitamini üretimi, saç ve tırnak büyümesi yavaşlar. Yaşlanmanın en erken belirtileri deride kendini gösterir ve yaş öngörmede ilk başvurduğumuz gözlem yeridir.

    Kronolojik yani iç yaşlanmada deri incelir, esneklik azalır, ince kırışıklıklar oluşur ve ifade derinleşir. Bu tür deri yaşlanması tüm yaşlanmanın %20’sini oluşturur ve kaçınılmazdır.

    Dış etkenlere bağlı yani fotoyaşlanma ise deri yaşlanmasının %80’ini oluşturur. Bu tür yaşlanmayı önleme ve değiştirme şansı vardır. Çevresel faktörlerin en önemlisi güneştir. Güneşe maruziyetin %50-75’i hayatın ilk 20 yılında serbest radikal adı verilen maddelerin oluşumuyla ortaya çıkar.

    Cilt yaşlanmasını önleyici ya düzeltici cerrahi dışı yaklaşımlarda kullanılan yöntemler nelerdir?

    Kremler
    Botox
    Dolgu maddeleri
    Kimyasal peeling (cilt soyulması)
    Lazer uygulamaları

    Kremler:

    Güneş, deride renk değişiklikleri, kalınlaşma ve incelmeler, pürüzler, damar genişlemeleri, sarkma ve kabalaşma, kırışıklıklar ve deri kanseri oluşumuna neden olur.

    Östrojen derinin gençliğinin korunmasında anahtar rol oynar. Östrojenin azalmasıyla deri incelir, esnekliği azalır, sarkma ve kırışıklıklar artar. Tüm bu değişiklikler deride kollajen denen protein yapıda bir maddenin azalmasına bağlıdır. Derideki en belirgin kayıp menopozun ilk 2 yılında ortaya çıkar ve menopozun beşinci yılında kollajenin %30’unun azalmasıyla devam eder. Güneş, sigara, stres, uyku düzeni bozukluğu, alkol kullanımı, yetersiz beslenme, kilo değişiklikleri, yerçekimi, mimikler kalıtımla birlikte deri yaşlanmasını etkileyen en önemli faktörlerdir. Bu durumda güneşten korunma deri yaşlanmasının önlenmesinde en önemli ve en ucuz “anti-aging” yöntemidir.

    Güneş Koruyucuların çeşitleri ve etkileri nedir?
    Güneşin deri üzerindeki olumsuz etkileri güneşe maruz kalma süresi ile cilt rengi ve tipine bağlıdır.

    Güneş koruyucular “kimyasal filtreler” ve “fiziksel örtücüler” olmak üzere iki tiptir. Fiziksel örtücüler cilt üzerine uygulandığında genellikle görülür bir tabaka oluştururlar. Bunlar güneş ışınlarını yansıtarak etki gösterirler. Bebeklerde ve erişkinlerde yüz bölgesinin korunması için uygundurlar. Kimyasal filtreler ise güneş ışınlarını absorbe ederek (emerek) alta ulaşmasını engellerler. Bu tür koruyucular vücut cildinin korunması için uygundurlar. Koruyucuların üzerinde SPF (Sun Protecting Factor) veya GKF (Güneşten Korunma Faktörü) olarak belirtilen sayılar güneşte kalma süresini ne kadar artırdığını belirtir.

    SPF 15 güneşten %92, SPF 30 %94, SPF 50 %97 korur. Yani güneşten korunmak için çok yüksek korunma faktörleri gerekmemektedir. Ancak bu koruma için kremlerin uygun koşullarda kullanılması gerekmektedir.

    Bu kremler veya losyonlar güneşe çıkmadan en az 20 dakika önce sürülmeli ve yeterli miktarda kullanılmalıdır. Gerçek anlamda etkili olmaları için 2 mg/cm2 uygulanmalı (tüm vücut için 30 ml), 2 saat arayla tekrarlanmalıdır.

    Antioksidan nedir? Deri yaşlanması tedavisindeki önemi nedir?

    Antioksidanlar vücuda zararlı olan serbest radikallerin zararlı etkilerini yok eden maddelerdir. Serbest radikaller, vücudumuzda normal yaşamsal faaliyetlerinin devamını sağlayan biyolojik olaylar esnasında, ya da sigara, hava kirliliği ve güneş gibi çevresel faktörlerin etkisiyle oluşan ve vücut hücrelerine zarar veren maddelerin genel adıdır. Hücrelerin yapısını bozar birçok vücut sistemi üzerinde ve bu arada cilt yapısı üzerinde olumsuz etki yaparlar. Antioksidanlar serbest radikallerin zararlı etkilerini yok ederler. Vücut tarafından üretilebilir ya da dışarıdan alınabilirler. Yaş ilerledikçe antioksidan üretimi azalır ve vücudun serbest radikalleri yok etme yeteneği de etkilenir.

    Serbest radikaller derinin yaşlanmasında önemli rol oynarken antioksidanlar serbest radikallerin saldırısını önlerler.

    Cilt üzerinde etkili antioksidanları şöyle sıralayabiliriz:

    Retinoidler: A-vitamini türevleridir. Deri yüzeyini düzeltir, ince kırışıklıkları açar, kahverengi lekeleri açar ve cildi dolgunlaştırır. Etkili olabilmeleri için en az 10-15 ay kullanılmalıdırlar. Hem iç hem de dış faktörlere bağlı deri yaşlanmasında etkilidir.
    E-vitamini (alfa tokoferol)’nin etkisi tartışmalıdır.
    C-vitamini kollajen hasarını onarır ve cildin rengini açar.
    Alfa lipoik asit ve koenzim Q10’in etkileri ispatlanmamıştır.
    Yeşil çay büyüme faktörleri içerir ve hücre yenilenmesini artırır.
    Gingkobiloba, ginseng, aloevera, deniz yosunu, üzüm çekirdeği, buğday proteini, soya proteini, çinko ve selenyumun deri yaşlanması üzerine ispatlanmış olumlu etkileri bulunmamaktadır.

    Botox Nedir?

    Botox Clostridium botulinum isimli bakterinin salgıladığı bir toksin yani bir çeşit zehirdir. Botulinum toxin-A (BTX-A) ilk kez 1928’de Herman Sommer tarafından ayrıştırılmıştır. 1944’de Dr. Edward Schantz ve arkadaşları tarafından saflaştırma çalışmalarına başlanmış, 1946’da kristal formu elde edilmiştir.

    1949’da Dr. Vermon Brook tarafından toksinin hareketle ilgili sinir uçlarını bloke ettiğinin keşfedilmesi tıpta kullanımının temelini oluşturur.

    İlk kez 1978’de şaşılık tedavisinde kullanılmaya başlanan BTX-A’nın kırışıklıklarda kullanımı tesadüfen keşfedilmiştir. 1987’de oftalmolog (göz doktoru) Jean Carruthers tedavi uyguladığı hastasında kaş çatma çizgilerinin düzeldiğini gözlemlemiş ve bu gözlemini dermatolog olan eşi Alastair Carruthers ile paylaşmıştır.

    1990 yılından beri BTX-A, şaşılık, kekemelik, migren, yutma güçlükleri gibi kasların gevşeyememesine bağlı yaklaşık 200 hastalığın tedavisi yanında kas kasılmasıyla olan kırışıklıkların ve aşırı terlemenin tedavisinde de başarıyla kullanılmaktadır.

    Kırışıklıkların giderilmesinde Botox’un rolü nedir?
    Günümüzde giderek artan yaşam beklentisi ve uzayan yaşam süresi bireylerin toplumda verimli olarak geçirdiği süreyi artırmaktadır. Profesyonel ve sosyal yaşantıdaki aktif geçen sürenin uzaması insanların daha zinde, sağlıklı ve genç görünmek ve hissetmek istekleri üzerinde etkili olmaktadır. Bu beklenti, yazılı ve görsel medyanın etkisi ile ciddi olarak artış göstermektedir.

    Doğumla birlikte başlayan yaşlanma ve yıpranma sürecini en çok yansıtan bölge ise yüzümüzdür. Yüz bölgesi gençleştirme işlemlerinin odağını oluşturur. Yüz gençleştirme amacıyla tanımlanan ameliyatlar giderek artan sayıda uygulama bulmakla birlikte iyileşme süreci gerektirmeleri, geride bıraktıkları izler ve taşıdıkları istenmeyen riskler nedeniyle çekinilen girişimlerdir.

    Bu nedenle gerek yüz gençleştirme gerekse yüze ait özelliklerin değiştirilmesi amacıyla uygulanan basit girişimlerin popülaritesi hızla artmaktadır. İlk kullanılmaya başlandığı yıllardan bu yana tüm dünyada en fazla uygulanan yöntem BTX-A enjeksiyonlarıdır.

    Kemik, kas, yağ ve deri dokusunda meydana gelen değişiklikler yaşlanma süreci olarak karşımıza çıkmakta ve bulgu olarak da kırışıklıklar meydana getirmektedir. Yüzde meydana gelen kırışıklıklar ikiye ayrılır: Dinamik ve Statik Kırışıklıklar.

    Dinamik Kırışıklıklar: Bu tip kırışıklıklar yüzdeki mimik kaslarının kasılması sonucu ortaya çıkarlar ve 20’li yaşlardan itibaren giderek artış gösterirler. Bunların oluşumu kişinin mimik yapma özelliklerine bağlı olarak artış gösterir ve zaman içinde yarattıkları kalıcı değişiklikler ile statik kırışıklıklara döner.

    Dinamik kırışıklıkların en belirgin olanları alındaki yatay çizgiler, kaş arasındaki çatma çizgileri ve göz kenarlarında oluşan kaz ayaklarıdır.

    Dinamik kırışıklıklardan kas aktivitesi sorumlu olduğu için BTX gibi kas hareketlerini değiştiren veya durduran yöntemler bu tip kırışıklıkların tedavisinde başarılıdır.

    Statik Kırışıklıklar: Bunlar yüz istirahat halinde iken de görülen kırışıklıklardır. Yerleşim yerine göre mimikler ile daha da belirgin hale gelebilirler. Ağız çevresindeki gülme çizgileri ve alt göz kapağındaki gözyaşı oluğu olarak bilinen kırışıklıklar statik kırışıklıkların başında gelir. Statik kırışıklıkların düzeltilmesinde BTX tek başına yeterli olmaz. Yumuşak doku dolguları veya cerrahi yöntemler tercih edilir.

    Botox etkisini nasıl gösterir ve ne kadar sürer?

    Botox sinir uçlarından bir maddenin salınımını durdurarak o sinirin etkilediği kasın hareketini durdurur. Bu etki uygulamadan 2 gün sonra yavaş yavaş başlar, 2. haftada tam gelişir ve 3 ay devam eder. 3. aydan sonra salınımı durdurulan madde yeniden salınmaya başlar ve 6. ayda tamamen başa döner.

    Toplam uygulama sayısı arttıkça klinik etki süresi uzar. Göz çevresindeki etki genellikle diğer bölgelere göre daha kısadır.

    BTX enjeksiyonuna ilk başlandığında ardarda 3 ayda bir 3 kez uygulama yapıldıktan sonra, genellikle daha sonra 6 ayda bir uygulama ile istenen kozmetik etki devam ettirilebilmektedir.

    Botoxu kimler uygulamalıdır?

    Uygun enjeksiyon tekniği ve başarı, uygulama bölgelerindeki kas yapılarının anatomik pozisyonlarının ve özelliklerinin iyi bilinmesine bağlıdır. Uygulama bölgesi anatomisi mutlaka uygulayıcı hekim tarafından detaylı olarak bilinmelidir, aksi takdirde arzu edilmeyen komplikasyonlar ile karşılaşılabilir.

    Enjeksiyon noktalarının belirlenmesinde ana hatlar belirli olmakla birlikte bireysel değişiklikler her hastanın detaylı olarak analiz edilecek kişisel kas miktarı, aktivitesi ve pozisyonuna göre karar verilmesini gerektirir. Uygulayan kişinin bu konudaki deneyim süresi de becerisini artıracaktır.

    Enjeksiyon öncesinde uygulanacak alanın temizlenmesi, soğuk uygulanması enfeksiyon, morarma ve ağrı gibi yan etkilerin azalmasını sağlar.

    Botox kimlere uygulanmaz?

    Botox preparatının herhangi bir bileşenine allerjisi olanlar
    Kas hastalığı olanlar
    Gebelik ve emzirme döneminde
    Kanama bozuklukları olanlar
    Enjeksiyon yerinde enfeksiyon-iltihabi durum bulunanlar
    Bazı ilaçları kullananlarda: Aminoglikozid, siklosporin, D-penisilamin, kas gevşetici, kinin ve kalsiyum kanal blokerleri, magnezyum sülfat ve linkosamid kullananlarda kesinlikle kullanılmamalıdır.
    Ayrıca iş yaşamında yüz mimikleri kullanmaya ihtiyacı olanlar (örn. aktör ve aktrisler, politikacılar) botox uygulamalarından kaçınmalıdırlar.

    Botox uygulamasından sonra nelere dikkat edilmelidir?

    Uygulamayı takiben 2 saat boyunca bölgeye su, makyaj, krem uygulanmamalıdır. Uygulamayı takiben 4 saat süre ile yatay pozisyon, 24 saat içinde uçak yolculuğu önerilmemektedir.

    Uygulamadan sonra, uygulanan kasların 2 saat süre ile çalıştırılması etkinin erken başlamasını sağlamaktadır.

    Botox uygulamasına bağlı gelişebilecek istenmeyen etkiler nelerdir?

    Botox uygulaması işini bilen uzman bir hekim tarafından yapıldığında oldukça güvenli bir profil sergilemektedir.

    Kozmetik uygulamalarda medikal yani tıbbi tedavi uygulamalarına göre çok daha düşük dozlar kullanıldığı için yan etkiler de daha azdır: Baş ağrısı, grip benzeri bulgular, alerjik reaksiyon, kaş asimetrisi, çift görme, göz kapağında düşme, asimetrik gülüş, kuru göz, ağrı, morarma oldukça seyrek görülen ve uygulama hatalarına bağlı komplikasyonlardır.

    Dolgu Maddeleri nedir? Uygulamaları nasıl yapılır?

    Dolgu maddeleri deri altında yaşlanma veya hastalıklarla ortaya çıkan hacim kayıpları, derin ve yüzeyel kırışıklıkların tedavisi için kullanılan ve deri altına enjekte edilerek kaybolan hacmin yeniden kazanılmasını sağlayan maddelerdir.

    Uzun yıllardan beri araştırmacılar ve klinisyenler ideal yumuşak doku dolgu maddesini geliştirmek için çalışmalar yapmaktadır. İlk dolgu maddesi uygulaması 100 yıldan daha eskilere dayanmaktadır. İlk kez dolgu maddesi olarak parafin enjeksiyonları yapılmış ancak oluşan istenmeyen yan etkiler yani komplikasyonlar nedeniyle sonuç başarısız olmuştur. 1893 yılında ilk kez kişinin kendisinden alınan yağ dolgu amacıyla (otolog yağ transferi) kullanılmıştır. İlerleyen yıllarda sıvı silikon gibi sentetik dolgu maddeleri denenmiş ancak yine oluşan istenmeyen yan etkiler nedeniyle terk edilmiştir.

    1970’lerin başında enjektabl kollajen ile ilgili ilk çalışmalar başlamış, 1984’te kollajen bir dolgu maddesi olarak onay almıştır.

    Uzun yıllardan beri geliştirilmiş olan özellikle kalıcı dolgu maddelerinde görülen doku reaksiyonları ve yan etkiler nedeniyle bu maddelerin uygulanması hemen hemen tamamıyla terk edilmiştir.

    Dolgu maddelerine artan büyük ilgi ve teknolojideki gelişmelere paralel olarak daha uzun kalıcılığı olan daha az reaksiyon oluşturan ve daha fazla hacim oluşturan dolgu maddelerinin geliştirilmesinde son yıllarda büyük ilerlemeler kaydedilmiştir.

    Dolgu maddeleri kaç tiptedir?

    Naturel dolgu maddeleri (kollajen ve hyaluronik asit)
    Otolog yağ
    Sıvı dolgu maddeleri (akrilamidler ve sıvı silikon)
    Abzorbe olmayan mikrosferler (polimetilmetakrilat)
    Partiküllü materyaller (kalsiyum hidroksilapatit)
    Kalıcı implantlar (politetrafloroetilen)
    Dolgu maddeleri içerisinde en yaygın olarak kullanılan ve en az komplikasyonu olanlardan birisi “Hyaluronik Asit” tir.

    Hyaluronik Asit (HA)

    Ülkemiz pazarında değişik isimlerle bulunan ve en yaygın olarak uygulanan dolgu maddesidir. Hyaluronik asit genç ve elastik cilt altı matriksin (dokusunun) normal yapısında bulunan bir maddedir. Vücutta ortalama 200 mg/kg oranında bulunur. 70 kg’lık bir yetişkinin vücudunda ortalama 14 g HA bulunur. Vücutta bağ dokusu ve deride bulunur. Su tutma kapasitesi yüksek bir maddedir ve hacim oluşturma, nemlendirme ve hücre çoğalması gibi önemli etkileri vardır. Yaşlanma ile deri ve eklemlerde HA kaybı olmaktadır. Uzun yıllardır eklem içi enjeksiyonlarla eklem hastalıklarında kullanılmaktadır.

    HA ilk olarak 1989 yılında hayvansal kaynaklı olarak üretilmiştir ancak yarılanma ömrünün 24 saatten az olduğu görülmüştür. Daha sonra bakteriyel kaynaklı üretimi yapılan HA’in çapraz bağlanma ile stabilize edilmesigerekmiştir. HA’in dolgu maddesi olarak değişik molekül büyüklüğünde preparatları üretilmiştir. Küçük molekül ağırlıklı preparatlar, ince kırışıklıkların düzeltilmesi amacıyla yüzeyel olarak uygulanırken, orta ve büyük molekül ağırlıklı olanlar daha derinlere uygulanarak derin kırışıklıkların doldurulmasında kullanılırlar.

    Rekombinant DNA teknolojisiyle ( yani özel genetik yöntemler kullanılarak) üretilen HA içeren dolgular yumuşak dokuların her yüzeyine uygulanabilirler. İstenmeyen yan etki oranı çok düşüktür ve hiçbir toksik yani zararlı etkisi yoktur. Burun ve yanak kenarında oluşan oluklarda, ağız kenarı çöküntülerinde, kaş arası kırışıklıklarda, dudakların dolgunlaştırılmasında, akne skarları ve kesi izlerinin düzeltilmesinde başarıyla kullanılmaktadırlar. HA enjeksiyonları 6-9 ay süre ile kalıcılığını devam ettirmektedir.

    HA uygulaması öncesi kremler ile anestezi kolaylıkla sağlanabilmektedir. Son yıllarda HA preparatlarının içerisine lokal anestezik eklenmesiyle enjeksiyon sırasındaki ağrı önlenebilmektedir.

    Kimyasal Soyma (peeling) İşlemi nedir?

    Genler çevre koşulları ve yaşam biçimlerinin kesişmesiyle deride ortaya çıkan leke ve ince çizgileri yok etmek ve daha genç göstermek için yapılan deriyi soyma işlemi (peeling)’nin geçmişi eski Mısırda Kleopatra’ya kadar uzanmaktadır. Günümüzde ise kimyasal yöntemlerle istenilen derinliğe kadar inilebilmektedir. Peelingler evde hastanın kendi kendine uygulayabileceği basit tiplerden ciddi bir operasyon titizliğinde yapılan derin peelinglere kadar geniş bir yelpaze içinde yer almaktadırlar.

    Peeling yaptırmadan önce bu konudaki temel kavramlar, peeling tipleri ve seçimi, olmasını hiç arzu etmediğimiz yan etkilerinin çok iyi bilinmesi gerekmektedir.

    Kimyasal soyma işlemi (peeling) deri üzerine bir ya da birden çok kimyasal (asidik ve bazik) ajanın uygulanması sonucu derinin bir kısmı üzerinde kontrollü bir hasar oluşturularak cildin daha genç ve daha sağlıklı bir görünüm kazanması sağlanır. Amaç, deri katmanlarında istenilen derinliğe kadar hasar oluşturmak ve onarım sırasında yara iyileşmesinin avantajlarından yararlanılarak deri üzerindeki istenmeyen lekeler, oluşumlar ve ince kırışıklıkların tedavisini sağlamaktır. Yara iyileşirken epidermal onarım ve yeni dermal bağ dokusunun oluşması ile deride daha genç bir görünüm oluşmaktadır.

    Kimyasal peeling, peeling çözeltisinin hasar derinliğine göre; çok yüzeysel, yüzeysel, orta ve derin olarak sınıflandırılır.

    İşlemin sonucu; farklı çözeltilerde farklı olmak üzere, kullanılan çözeltinin derişimine yani konsantrasyonuna, asitlik değerine, ciltte kalma süresine, uygulama tekniğine, uygulanan bölgeye, kullanılan asidin uygulanan kat sayısına, cildin önceden hazırlanmasına, cilt tipi gibi bazı faktörlere göre değişir.

    Bir kimyasal çözelti, aynı konsantrasyonda farklı kişilerde, farklı şartlarda farklı derinliklerde peelinge neden olabilir. İşlem sırasında ve sonrasında hastanın uyumu, iyileşme süreci, komplikasyon gelişme oranı ve sonuçları kimyasal peelingin derinliğine göre değişir.

    Başarılı bir kimyasal peeling işleminde; uygun hasta seçimi, peeling çözeltisinin özellikleri, uygulama tekniği, uygulayan hekimin deneyimi gibi pek çok faktörün etkisi vardır.

    İdeal sonuçlar için uygun hasta seçimi önemlidir. İşlemin öncesi, hastaların genel sağlık durumu, kullandığı ilaçlar, sigara kullanımı, geçirilmiş kozmetik işlemler, herpes denen virüs infeksiyonları, keloid yani aşırı kalınlaşmış yara izi oluşumu sorgulanmalıdır. Deri tipi (kronolojik (zamana bağlı) ve fotoyaşlanma açısından) değerlendirilmeli ve derecelendirilmelidir. Hastanın yaşam tarzı ve beklentileri iyi değerlendirilmeli; uygulanacak işlem, uygulama sırasında oluşabilecek tüm olasılıklar, işlem sonrasında uyması gerekenler konusunda ayrıntılı olarak bilgilendirilmelidir.

    Dermatolojide Lazer ve Işık Sistemleri

    “Laser” kelimesi Light Amplification by the Stimulated Emission of Radiation (uyarılmış radyasyon yoğunlaşması ile güçlendirilmiş ışık) ifadesinin baş harflerinden oluşmaktadır. Uyarılmış ışığın emilimi teorisini ilk kez 1917 yılında Albert Einstein kuantum teorisinin bir parçası olarak ortaya koymuştur. Bu teoriden yaklaşık 40 yıl sonra bilim adamları bu görüş doğrultusunda lazeri geliştirmişlerdir.

    Theodore Maiman, 1959 yılında ilk kırmızı renkli lazer olan ruby lazeri geliştirmiştir. Daha sonra 1961’de Johnson tarafından Nedymium : Yytrium-Aluminum-Garnet (Nd-YAG) lazer, 1962’de Bennet tarafından Argon lazer ve 1964’te Patel tarafından CO2 lazer geliştirilmiştir.

    Lazer sisteminde ışık kaynağından çıkan ışın belli bir kavitede-oyukta biriktirilip güçlendirilerek belli bir noktaya yönlendirilir. Lazer ışığı tek yönlü tek fazlı, tek renkli dağılmaksızın birbirine paralel yol alan bir ışıktır.

    Lazer ışığı dokuda seçici olarak emildiğinde ışının enerjisi ısıya dönüşür ve etki sağlar.

    Lazerin Dermatolojide Kullanım Alanları nelerdir?

    Vasküler (damar kaynaklı) yapıların tedavisinde lazer: Bu tip lazerlerde hedef doku damar duvarıdır. Damar genişlemesi ve çoğalması sonucu ortaya çıkan, bazen doğumsal olan pembe-kırmızı-mor renkli lekelerin tedavisinde kullanılır. Argon lazer, argon kaynaklı ayarlanabilir lazer, bakır buharlı / bromid lazer, Nd:YAG lazer, KTP lazer, kripton lazer ve pulsed dye lazerler bu tür yapıların tedavisinde etkilidir.

    Pigmente (koyu kahve renkli) lekelerin tedavisinde lazer: Bu tip lazerlerde hedef doku deriye renk veren melanin maddesidir. KTP lazer, Q-anahtarlı alexandrite ve diod lazerler bu tür yapıların tedavisinde etkilidir.

    Dövme tedavisinde lazer: Mavi ve siyah renkli dövmelerde Q-anahtarlı ruby ve Q-anahtarlı Nd-YAG lazer; yeşil renkli dövmelerde Q-anahtarlı ruby ve Q-anahtarlı alexandrite lazer, kırmızı renkli dövmelerde KTP, pulsed dye lazer ve Nd:YAG lazer kullanılmaktadır.

    Epilasyonda lazer: Bu işlemde hedef kıla renk veren melanin maddesidir. Kıl büyüme döngüsünün bir fazında çevreye göre daha fazla melanin içerir. Bu dönemde uygulanan lazer kılın yanmasını sağlar. Alexandrite, diod ve Nd:YAG lazerler ve IPL bu amaçla kullanılan başlıca lazerlerdir. Deri rengi, tipi ve kıl yapısına göre lazer seçilmelidir. Her birinin etkili olduğu kıl tipi farklıdır.

    Deri yenilemede lazer: Yaşlı cildin tedavisi temel olarak cildin dış 200 mm’lik kısmının tedavisini içerir. Bu amaçla cildi soymak için ablatif CO2 ve Er:YAG lazerler kullanılır. Cildin üst tabakaları uzaklaştırılarak derinin yeniden oluşmasını sağlamak yoluyla etkilidirler. Cilt soyulmadan kollajenaz ve fibroplazinin uyarıldığı uygulamalarda Mid-IR Nd:YAG lazer, Mir-IR diod lazer, Er:Glass lazer, Q-anahtarlı Nd:YAG lazer, IPL ve radyo-frekans kullanılır. Bunlar bazı enzimleri uyararak cildi canlandırır.

    Lazere kim karar verir ve kim uygulamalıdır?

    Lazerler kullanımı uzmanlık gerektiren cihazlardır. Dermatoloji ve Plastik Cerrahi uzmanları bu yapıları en iyi tanıyan uzmanlardır. Uygun lazeri seçmek ve uygulamak basit bir işlem değildir. Uygulamanın doktor dışında bir kişi tarafından yapılması ise kabul edilemez.

    Lazerlerin yanlış seçimi ve kullanımıyla tedavisi mümkün olmayan yan etkiler (yanıklar, izler ve lekeler) gelişebilmektedir.

    KAYNAKLAR

    İlter N, Adışen E. Kimyasal Peelingde Hasta Seçimi ve Bilgilendirme. Türkiye Klinikleri J Cosm Dermatol – Special Topics 2009; 2(3): 5-11.

    Eken A. Kimyasal peeling için temel kavramlar ve yasal durumlar. Türkiye Klinikleri J Cosm Dermatol – Special Topics 2009; 2(3): 1-4.

    Çerkeş N. Dolgu Maddeleri ve Uygulamaları. Türkiye Klinikleri J Cosm Dermatol – Special Topics 2008; 1(4): 29-35.

    Yavuzer R.Yüz şekillendirilmesinde botulinum toksin A’nın rolü.Türkiye Klinikleri J İnt Med Sci 2007,3(39) :7-18.

    Scott A,Rosenbaum A,Collins C.Pharmacologic weakening of extraocular muscles.Invest Ophtalmol 1973,12:924-7.

    Klein AW.Complications with the use of botulinum toxin.Dermatol Clin 2004;22:197-205.

    Huang W, Foster JA,Rogachefsky AS.Phamacology of botulinum toxin.J Am Acad Dermatol 2000;43:249-59.

    Matarasso SL, Carruthers JD, Jewell ML. Consensus recommendations for soft-tissue augmentation with nonanimal stabilized hyaluronic acid (Restylane). Supplement to Plast Reconstr Surg 2006;117:3.

    Rohrich RJ, Rios JL, Fagien S. Role of new fillers in facial rejuvenation: a cautious outlook. Plast Reconstr Surg 2003;112(7):1899-902.

    Rohrich RJ. Introduction to the Restylane Consensus Statement. Plast Reconstr Surg 2006;117:1.

    Biesman B. Soft Tissue Augmentation Using Restylane. Facial Plast Surg 2004; 20: 171.

    Sclafani AP. Soft Tissue Fillers for Management of the Aging Perioral Complex. Facial Plast Surg 2005; 21: 74.

    Born T. Hyaluronic Acids. Clin Plast Surg 2006; 33: 525.

    Jacovella PF. Calcium Hydroxylapatite Facial Filler (Radiesse): Indications, Technique, and Results. Clin Plast Surg 2006; 33: 511.

    Sherman RN. Sculptra: The New Three Dimentional Filler. Clin Plast Surg 2006; 33: 539.

    Lemperle G, Romano JJ, Busso M.Soft Tissue Augmentation with Artecoll: 10 year history, indications, techniques, and complications. Dermatolog Surg 2003; 29(6): 573-587.

    Lemperle G, De Fazio S, Nicolau P. ArteFill: A Third-Generation Permanent Dermal Filler and Tissue Stimulator. Clin Plast Surg 2006; 33(4): 551-565.

    Baumann L. Collagen-containing fillers: alone and in combination. Clin Plast Surg 2006; 33(4): 587-596.

    Jansen DA, Gravier MH. Soft Tissue Substitutes in Perioral Augmentation. Semin Plast Surg 2003; 17: 181.

    Okano Y, Abe Y, Masaki H, et al. Biological effects of glycolic acid on dermal matrix metabolism by dermal fibroblasts and epidermal keratinocytes. Exp Dermatol 2003; 12(Suppl 2): 57-63.

    Glogau RM. Chemical peeling and aging skin. J Geriatr Dermatol 1991; 2: 30-35.

    Briden ME. Alpha-hydroxyacid chemical peeling agents: case studies and rationale for safe and effective use. Cutis 2004; 73 (2 Suppl): 18-24.

    Khunger N, Sarkar R, Jain RK. Tretinoin peels versus glycolic acid peels in the treatment of Melasma in dark-skinned patients. Dermatol Surg 2004; 30(5): 756-760.

    Sharquie KE, Al-Tikreety MM, Al-Mashhadani SA. Lactic acid as a new therapeutic peeling agent in melasma. Dermatol Surg 2005; 31(2): 149-154.

    Ditre CM. Glycolic acid peels. Dermatol Therapy 2000; 13: 165-172.

    Hevia O, Nemeth AJ, Taylor RJ. Tretinoin accelerates healing after trichloroacetic acid peel. Arch Dermatol 1991; 127(5): 678-682.

    Oram Y. Dermatoloji’de Cerrahi. Tüzün Y, Gürer MA, Serdaroğlu S, Oğuz O, Aksungur V, editörler. Dermatoloji, Cilt 2, İstanbul: Nobel Tıp Kitabevleri; 2008, p.2259-2322.

    Öztürk S. Laser Treatments in Plastic Surgery. Türkiye Klinikleri J Cosm Dermatol-Special Topics 2008; 1: 15-24.

    Maiman T. Stimulated optical radiation in ruby. Nature 1960; 187: 493-494.

    Johnson LF. Optical laser characteristics of rare-earth ions in crystals. J Appl Physiol 1961; 34: 897-909.

    Ergenekon G, Aybey B. Son gelişmeler ışığı altında dermatolojide lazer. Türkderm 2001; 35: 152-164.

    Rossi A, Jurassich S, Bozzi M, Villano PA, Vozza A. Argon laser in dermatology: indications suggested by a 4-year experience. G Ital Dermatol Venereol 1990; 125: 439-443.

    Özcanlı Ç, Başak PY. Laser and use in dermatology. Türkiye Klinikleri J Med Sci 2002; 22: 620-629.

  • Sivilce izlerinin tedavisi

    SİVİLCE İZLERİNİN TEDAVİSİ

    Derin ve büyük sivilceler ciltte iz bırakabilir. Sivilcelerle oynamak, sıkmak da iz oluşumunda büyük rol oynar. Geçmiş yıllarda sivilce izlerini tedavi etmek oldukça zordu. Günümüzde yeni yöntemlerin kullanılmasıyla birlikte sivilce izleri kısmen tedavi edilebilmektedir.

    Lazer Tedavileri:

    Ablatif Karbondioksit – Ablatif Erbium yag fraksiyonel lazerler: Cildin üst katmanı tamamen soyulur.

    Non-ablatif yag fraksiyonel lazer: Cildin üst katmanı kontrollü ve belirli derinlikte yakılarak cildin yenilenmesi sağlanır.

    Subsizyon-Deri Altı Kesisi Yöntemi;

    Sivilce izinin altındaki doku bir iğne yardımıyla bozularak uygulanır. Lokal anestezi ile sivilce izinin altındaki dokuya bir iğne yardımıyla ileri-geri hareket uygulanır. Amaç buradaki dokunun yenilenmesini sağlamaktır.

    Kimyasal Peeling:

    Yüzeyel, orta veya derin peeling yöntemleri uygulayıp, cildi soyarak sivilce izleri tedavi edilmeye çalışılır.

    Dermaroller İle Tedavi:

    Genellikle 2 mm derinlikteki dermaroller ile uygulanır. İce pick, rolling, box car izlerde etkin bir yöntemdir.

  • Prp nedir?

    PRP “platelet rich plazma-platelet yönünden zenginleştirilmiş plazma uygulaması” adı verilen tedavi yönteminin kısaltılmış ismidir. Bu uygulamada kişiden alınan küçük miktardaki kan özel bir tüpe konularak santrifüj edilir. Bileşenlerine ayrılan ve elde edilen az miktardaki “ platelet yönünden zenginleştirilmiş plazma” yine aynı kişiye enjeksiyon yolu ile geri verilir.

    PRP UYGULAMASININ AMACI NEDİR?

    Platelet veya diğer adı ile trombositler vücudumızdaki hasarlı dokunun onarımını ve doğal hallerine dönmelerini sağlamak için gerekli olan ‘büyüme faktörlerini’ yapısında barındıran kan bileşenleridir. Dokularımızda herhangi bir hasar oluştuğunda kanımız plateletleri bu dokuya toplayarak bir onarım süreci başlatır. PRP uygulamasının amacı ise bu hedef dokuya kan dolaşımı ile taşınabilecek olandan çok daha fazla sayıda plateleti verebilmektir. Böylece hasarlı dokunun onarımı da bu kadar hızla ve güçlü bir şekilde başlar ve daha çabuk sonuçlanır, çünkü PRP ile elde edilen plateletlerin yoğunluğu kandakinden 2-4 kat daha fazladır.

    YENİ BİR YÖNTEM MİDİR?

    PRP uygulaması diş implantları, estetik tıp, ortopedi, iyileşmeyen yara tedavisi gibi alanlarda hızla yayılmaktadır.

    PRP NERELERDE KULLANILIR?

    Yüz, boyun, dekolte bölgesi, eller, bacak içleri, kollar gibi vücut bölümlerinde:

    • lazer-peeling gibi uygulamalardan hemen sonra, derinin hızla yapılanmasını sağlamak

    • deride yılların ve UV ışınlarına maruz kalmanın sonuçlarını geriye döndürecek biçimde kırışıklıkların düzelmesini, çöküntülerin giderilmesini, esneklik ve parlaklığının yeniden kazanıldırılmasını sağlamak.

    • İyileşmesi uzun süren yara, çatlak ve deri niteliğinin zarar gördüğü durumların kontrolünü sağlamak

    • saç dökülmesinde tek başına kullanmak veya diğer tedavi seçeneklerinin etkisinin güçlendirmek

    UYGULAMA NASIL YAPILIR?

    Uygulamanın yapılacağı kişiden bir miktar kan alınır, santrifüj cihazında plateletleri ayrıştırılır. Ayrıştırılan platetletler kitteki tüpün içerisinde yoğunlaşıp birikir ve PRP denilen bir kan ürünü ortaya çıkar. Bu ürün dolgu, mezoterapi , fraksiyonel lazer sonrası gibi yollarla deriye uygulanır. Deriyi gençleştirici etkisi uygulamanın hemen sonrasında parlak ve canlı bir görünümle belirgin hale gelir.

    PRP UYGULAMASINDA OLUMLU ETKİ NE ZAMAN GÖRÜLÜR?

    Uygulamadan hemen sonra ciltte sağlıklı bir parlaklık ortaya çıkar daha sonra bu parlak görünümde biraz gerileme olur ancak 3 veya 4 uygulamadan sonra (yani 1 kür uygulandıktan sonra) kalıcı etki belirgin hale gelir.

    KÜRLER TEKRARLANMALI MIDIR?

    3-4 uygulamadan oluşan kürleri her 10-12 ayda bir tekrarlamak gerekir. Bu durumda ugulanan kürlerin etkisi kalıcı bir gençleştirici etkiye eşdeğerdir. Yani her 15 günde bir yapılacak 3 veya 4 uygulamadan oluşacak bir kür ortalama olarak her yıl tekrarlanmalıdır.

  • Photo genesıs

    Limelight IPL ile cilt yenileme, güneş ve yaş lekeleri tedavileri.

    Photo Genesis, cildin dokusunu geliştiren, ciltteki ton bozukluklarını, yaş ve güneş lekelerini gideren, yenilikçi, güvenli ve konforlu bir tedavi yöntemidir. Limelight sayesinde yüz, göğüs, kollar ve eller gibi vücudun her bölgesinde bu sorunlar geride kaldı. Üstelik bu güneş ve yaş lekelerinden arınmak, daha genç görünüme sahip olmak çoğunlukla 1 ya da 2 seansta mümkün.

    Photo Genesis nedir?

    Photo genesis, cuteranın limeligh ürünü ile yapılan yeni cilt yenileme prosedürüdür. Bu prosedür sayesinde cilt tonunda gelişme, güneşe ve yaşlanmaya bağlı yüzeysel sorunların giderilmesi sağlanır.

    Hangi bölgeler tedavi edilebilir?

    Vücudunuzda yüz, boyun, dekolte bölgesi dahil olmak üzere güneş ve yaş lekeleri gibi sorunların bulunduğu tüm vücut bölgelerinde kullanılabilir. Eskiden tedavisi zor olan açık kahve renkli (düşük kontrastlı) lekelerde bile bu tedavi ile güzel sonuçlar alınmaktadır.

    Tedavi sırasında ne yapılır?

    Photo genesis uygulaması için sizin cilt tipinize ve tedavi edilecek soruna göre uygun parametreler girilir ve verilen ışığın etkisi ile yukarıda bahsedilen sorunlarınız ortadan kalkar. Pigmentli hücrelerin ısıtılması sayesinde tedavi etkisi oluşmaktadır.

    Tedavi süresi ne kadardır?

    Tedavi süresi, uygulanacak bölgenin büyüklüğüne göre değişkendir. Küçük bölgeler sadece birkaç dakikada tedavi edilirken, en büyük bölgeler dahi 1 saatten daha az sürede tedavi edilir.

    Kaç seansa ihtiyacım var?

    1-3 seans arasında değişebiliyor. Bu, sorunun büyüklüğü ve/veya kapsamına göre değişir. Aşırı güneş hasarına maruz kalmış ciltlerde ilave seanslar tavsiye edilebilir.

    Tedavi sonrasıda ne olacak?

    Tedaviden hemen sonra kahverengi lekeler koyulaşmaya başlar ve cilt hafif kızarmış görünebilir. Tedavi edilmiş bölgede çok hafif bir kabarma görülebilir. Bu durum birkaç saat içerisinde geçecektir.

    Sonuçları ne zaman görebileceğim?

    Renkleri koyulaşmış olan lekeler, 1-3 hafta içerisinde dökülür ve kaybolur. 1-3 hafta içinde lekelerin kaybolması ile renk bozukluklarının giderilmesi ve cildin tonunda gelişme sağlanması ile sonuçlanacaktır. Bütün bunlar olurken cildinizin kalitesinin arttığını hissedeceksiniz.

    Leke ve kızarıklıklar yeniden çıkacak mıdır?

    Güneşin zararlı etkilerinden dolayı yeni lekeler çıkabilir. Bunlar da aynı şekilde tedavi edilebilir. Fakat unutmamak gerekir ki leke ve kızarıklıklara sebep olduğu için her zaman güneşin zararlı etkilerinden korunmak gerekir.

  • Mezoterapi !

    Mezoterapi estetik amaçla, bir takım maddelerin cilt ve cilt altına mikroenjeksiyon tekniğiyle verilmesidir.

    MEZOTERAPİ HANGİ DURUMLARDA KULLANILIR?

    Yüz gençleştirme (mezolifting)

    Saç dökülmesi

    Sellülit tedavilerinde uygulanır.

    MEZOLİFTİNG NEDİR?

    Yüz, boyun, el sıtındaki ince çizgilerin giderilmesi, cildin genel olarak gençliğinin arttırılması aracılığıyla, cilt içine küçük enjeksiyonlar halinde, özel kokteyllerin verilmesidir. Yüze uygulanan bu enjeksiyonlar sonucunda cildin gerginliği artarak toparlanır, hücre yenilenme süreci hızlanır.

    CİLDE NELER UYGULANIR?

    Cilde parlaklık, nem ve canlılık veren birtakım maddeler enjekte edilir. Genellikle A, D, C, B, E gibi antioksidan vitaminler, selenyum, gliko biloba, cilde dolgunluk ve nem veren hyaluronik asit içeren kombinasyonlar kullanılır.

    AĞRILI BİR İŞLEM MİDİR?

    İşlem öncesi sürülen topikal anestezikler sayesinde uygulama daha konforlu hale getirilir.Çok ince bir enjektör ile derinin altına karışım enjekte edilir. Tedaviden sonra hasta günlük yaşamına rahatlıkla devam edebilir.

    SEANS SÜRESİ VE SIKLIĞI NASILDIR?

    Seanslar ortalama 15-30 dk. Sürer, seans sayısı yaş grubuna göre değişmekle birlikte ortalama 4-6 seanstır.

    KİMLERE UYGULANIR?

    Yaşlanma etkilerini geciktirmek, yorgun ve soluk görünümü gidermek, oluşan kırışıklıkları gidermek, cildi canlandırmak ve toparlamak amacıyla herkese uygulanabilir.

    KİMLERE UYGULANMAZ?

    Gebelere

    Emziren bayanlara

    Uçuğu olanlara

    Deri hastalığı olanlara (sedef, egzama gibi)

    Uygulama sonrası güneşe maruz kalınmamalıdır.

    SAÇ MEZOTERAPİSİ

    Saç dökülmesini durdurmak, saçın kalitesini arttırmak, yeni saç çıkışlarını aktif hale getirmek

    için belli aralıklarla saçlı deriye birtakım maddelerin enjekte edilmesidir.

    Saç dökülmesi çeşitli nedenlerle olur:

    -Androgenetik Alopesi – Genetik yatkınlığa bağlıdır. Erkeksi tipte saç dökülmesi olarak

    adlandırılır.

    -Telogen Effluvium – Gebelik, emzirme, menapoz dönemi, tiroit hastalıkları, beslenme bozuklukları, aşırı kilo alma ve verme, uygun olmayan diyetler, vitamin-mineral eksiklikleri, bazı ilaçlar, kronik hastalıklar (kan hastalıkları, maligniteler, enfeksiyon hastalıkları vs), saça uygulanan mekanik ve kimyasal işlemler, stres saç dökülmesinin başlıca nedenlerini oluşturur. Saç kıran (alopesi areata), mantar hastalıkları da saçlarda dökülmeye neden olan saçlı derinin hastalıklarıdır.

    Saç dökülmesi durumunda öncelikle bir dermatoloji doktoruna başvurulmalıdır. Dermatolog doktor birtakım tetkiklerin sonucunda saç dökülmesinin nedenini saptayıp, ona göre tedaviye başlayacaktır.

    Saç mezoterapisi tedaviye destek bir uygulamadır .Saç köküne çok ince uçlu iğnelerle birtakım ilaçlar verilerek, saç kökü beslenip tedavi durdurulmaya çalışılır. Bu ilaçlar vitamin, aminoasit, mineraller, damar düzenleyici ve androjenleri nötralize edici ajanlardan oluşur. İlk seanslardan itibaren saç dökülmesi durmakta ve yeni saç çıkışı sağlanmaktadır. İlk seans araları daha sık olup, kalıcılık açısından idame tedavisine geçilmelidir.

    SELÜLİT TEDAVİSİNDE MEZOTERAPİ

    Özellikle kadınlarda sıklıkla kalça, karın, uyluk ve bacaklarda görülen, portakal kabuğu görünüm ve çukurcuklarla seyreden, deri ve yağ dokusundaki düzensiz görünümdür.

    Kan ve lenfatik dolaşım bozuklukları başlıca nedeni oluşturur. Hormonal faktörler de, özellikle östrojen hormunu önemli bir role sahiptir.

    Sellülit tedavisinde kullanılan mezoterapi ajanları yağ yakıcı, dolaşımı düzenleyici, oksijenlenmeyi arttırıcı etkiye sahiptir. İnce uçlu iğnelerle derinin orta tabakasına enjekte edilirler. Sellülitli alanda kan akımını ve lenfatik dolaşımı düzenler, yağ depositlerini azaltır ve sertleşmiş bağ dokuyu düzeltirler. 1 haftalık periodlarla 4-10 seans uygulanır.

  • Leke tedavisi

    LEKE TEDAVİSİ

    Leke, cilde rengini veren melanin denen pigment maddesinin, normalin üzerinde üretilmesi sonucu ciltte düzensiz ve aşırı renklenmeye (hiperpigmentasyon) oluşmasıdır.

    LEKE ÇEŞİTLERİ

    1)Melasma (chloasma )—Gebelik maskesi olarak da bilinir. Yüz, boyun, ön kollarda düzensiz lekelerdir. Melasmada;

    Genetik eğilim

    Ultraviyole ışınları

    Doğum kontrol hapları

    Gebelik

    Kozmetik ürünler gibi faktörlere bağlı olarak melanin pigmenti aşırı üretilir. Bu artış en çok güneş gören yanak, alın ve çene gibi bölgelerde daha çok görülür. Yukarıdaki faktörler içinde en etkin olanı ultraviyole ve genetik eğilimdir.

    Koyu renk cilde sahip kişiler, açık tenli kişilere göre daha çok lekelenir. Çünkü melanositleri daha fazladır.

    2) Doğumsal Lekeler —Doğumda veya sonrasında oluşan bir takım benler veya lekelerdir.

    3) Postinflamatuar Hiperpigmentasyon —Cildin tahriş olması sonucu, hassasiyetinin artmasına bağlı olarak oluşur. Peeling, lazer veya egzama gibi cilt hastalıkları sonrası.

    4) Çiller —En çok yanak, alın, çene kısmında görülen bu lekeler açık veya koyu kahverengi lekeler şeklinde olabilir. Güneşli mevsimlerde artarken, güneş olmayan zamanlarda azalırlar.

    5) Lentigo —Erken yaşlarda güneş maruziyetine bağlı olarak daha sonraki yıllarda ortaya çıkan kahverengi lekelerdir. İleri yaşlarda ortaya çıkanlarına senil lentigo da denir. Daha çok el üzerleri, kol ve yüzde görülür.

    Leke tedavisi mümkün olabilen bir hastalıktır. Ancak tedavi işleminden önce lekenin neden oluştuğunun ve bir hastalığın bulgusu olarak ortaya çıkıp, çıkmadığının saptanması gerekir.

    Leke Tedavisinde;

    Medikal tedaviler

    Kimyasal Peeling

    Lazer tedavileri (photogenesis, Er-bium fraksiyonel lazer, Q switched Nd yag lazer)

    PRP

    Dermaroller

    Mezoterapi gibi yöntemler uygulanır.

    Tedavi lekeye yönelik olmalıdır. Lekenin türüne göre hangi tedavinin uygulanacağı bir dermatoloji hekimi tarafından belirlenmelidir.

    Medikal tedavilerde en çok hidrokinon, kojik asit, azelaik asit, retinoik asit gibi ajanlar kullanılır.

  • Lazerle kılcal varis tedavisi

    Varis, toplar damarların genişlemesi, uzaması, kıvrılması ve damar duvarının incelmesidir. Toplardamarlar, atardamarlarla ekstremilere gelen kanı kalbe götüren damarlardır. Bu damarlar kanı taşırken içindeki kapakçıklar sayesinde kanın geriye kaçışı ve göllenmesi önlenmiş olur. Varisin en önemli sebebi bu kapakçıkların bozulmasıyla kalbe dönen kanın yerçekimi etkisiyle damarlara basınç yapmasıdır. İkinci sıklıktaki sebebi yüzeyel toplardamarlardaki kanı, derin toplardamarlara taşıyan birleştirici (kominican) damarların yetersizliğine bağlı olarak artan damar basıncıdır.

    Kılcal varisler basıncın en fazla etkisinin görüldüğü bacaklarda, bazen de yüzde görülmekle beraber vücudun her yerinde görülebilir.

    Kılcal Damar Varislerinin Nedenleri Nedir?

    · Genetik olarak ven damarlarındaki zayıflık ve kapakçıklardaki yetmezlik

    · Uzun süre ayakta kalmak

    · Doğum kontrol hapları kullanmak

    · Hamilelik

    · Yaş artışı ile birlikte damar yapısının bozulmasına bağlı olarak

    Kılcal varislerin en etkin şekilde tedavi yöntemlerinden birisi lazer ile tedavidir. Son yıllarda lazer tedavileri çok büyük aşama kaydetmiştir. Lazer tedavilerinde yan etki çok azdır ve tedaviden hemen sonra kişi günlük aktivitelerine dönebilmektedir.

    Lazer tedavisine başlamadan önce kalp damar cerrahisinde büyük toplardamarda bir dolaşım probleminin olup olmadığının kontrol edilmesinde fayda vardır.

    Lazer Tedavisi Hangi Damarlarda Daha Etkindir?

    Bacak damarlarında ,özellikle mavi -kırmızı renkli damarlarda uygulanır. Ayrıca yüzde, yanak ve burun kenarlarındaki genişlemiş, kalınlaşmış, kıvrımlaşmış telenjiektazi denilen damarlarda ve vücuttaki kırmızı renkli benlerin (cherry angiom) de tedavisinde etkindir.

    Kimler Lazer Tedavisinden Faydalanabilir?

    Kadın, erkek ve hatta çocuklarda lazer tedavisi mümkündür. Koyu tenli ve açık tenli kimselere uygulanabilir. Tıbbi olarak uygun olup olmadığı uzman doktorlarca değerlendirildiği için en sağlıklı şekilde yapılır. Kanama bozukluğu, epilepsi, kalp pili taşıyan hastalar ve gebelere uygulanmaz.

    Lazer ile Varis Nasıl Tedavi edilir?

    Lazer ışık enerjisini damar içine yollar. 70-90 dereceye kadar ısınan damar duvarı ve içindeki kan hücreleri tahrip olur ve vücut tarafından taşınarak yok edilir. Bu işlem sırasında çevre dokular zarar görmez. Uygulanan kılcal varis kalıcı olarak tedavi edilmiş olur.

    Tedavi Nekadar Sürer?

    Ortalama 15-45dk arasında değişmekle beraber tedavi edilen damar sayısına ve bulunduğu yere göre süre değişir.

    Kaç Seans Uygulanır?

    Genellikle hastalar tek bir tedavide elde edilen sonuçları yeterli bulmaktadırlar. Fakat en iyi sonuçlar için birden fazla tedavi gerekmektedir. Seans sayısı tedavi edilen damar sayısına, rengine ve büyüklüğüne bağlıdır.

    Seans Araları Nekadar Olmalıdır?

    Genellikle 3-4 haftalık zaman dilimlerinde uygulanır.

    Tedavi Can Acıtır Mı?

    Hastalar genellikle enerji verildiği sırada, batmaya ya da lastik çarpmasına benzer bir duygu hissederler. Çoğu durumda lokal anestezi ve ağrı kesici ilaçlara gerek duyulmaz. Ancak bazı hastalar lokal anestezi kullanılmasını rahatlatıcı bulmakta ve tercih edebilmektedir. Tedavi sonrasında acı en az seviyede veya yoktur.

    Tedaviden Sonra Ne Olur?

    Biraz kızarıklık veya morarma oluşabilir. Özellikle kalın damarlar tedavi edildiğinde bronz veya kahverengimsi bir pigment birkaç hafta veya ay boyunca kalabilir. Bacak damarlarının tedavisinden sonra hastalara damarları basınç altında tutmak için destek çorapları giymeleri tavsiye edilebilir.

    Tedavinin Kesin Sonucu Nezaman Ortaya Çıkar?

    Hastaların çoğunda tedaviyi takiben 2-6 hafta sonra büyük ölçüde gelişim görülür. Fakat tam sonuçların görülebilmesi için bazen birkaç ay geçmeside gerekebilir. Bazı yüzeysel damarlarda ise hemen tedavi sırasında sonuç görülebilir.

    Tedavi Sonrası Nelere Dikkat Edilmelidir?

    Hastaların tedaviden hemen sonra genellikle normal aktivitelerine dönmelerine izin verilir. Ancak önerilen tedavi sonrası 24 saat içinde yorucu egzersizelerden, aşırı aktivitelerden kaçınmaktır. Bacak tedavilerinde sıcak banyodan kaçınılmalı, güneşe çıkmadan önce güneş koruyucu kullanılmalıdır.

    Her mevsimde Uygulanabilir mi?

    Tedavi sonrası güneşle etkileşmesi kalıcı lekelere neden olabileceğinden, güneşin yoğun olduğu yaz aylarında uygulama yapılmamalıdır.

  • Kimyasal peeling

    Kimyasal peeling, deriyi canlandırmak, gençleştirmek, sivilce ve izlerini, ciltte istenmeyen lekeleri gidermek, görünüşü iyileştirmek için deriye bazı solüsyonların uygulanması işlemidir. Peeling uygulaması cildin yıpranmış, tazeliğini ve parlaklığını kaybetmiş üst tabakasının soyulmasını ve dökülmesini sağlar. Ayrıca derinin daha alt tabakalarında yeniden bir yapılanma süreci başlatılıp, kollajen sentezini uyararak daha genç ve sağlıklı bir cildin ortaya çıkmasını sağlar.

    Kimyasal peeling maddesinin içeriği, ulaşılacak deri katmanının derinliği hekim tarafından her hasta için ayrı ayrı ele alınması gereken önemli bir kriterdir. Kimyasal soyucular, işlemin derinlik seviyesine göre; yüzeysel, orta ve derin olmak üzere sınıflandırılırlar.

    1) Yüzeysel Peeling

    Derinin en üst katmanı olan stratum korneum tabakasının soyulmasıdır. Yüzeyel soymada en çok meyve asitleri olarak bilinen alfa hidroksi asitler kullanılır. Bunlar arasında glikolik ve laktik asitler sıklıkla tercih edilir. Yine akne tedavisinde kullanılan salisilik asit de en çok kullanılan yüzeyel peelinglerden biridir.

    2) Orta Derinlikteki Peeling

    Triklosetik asit (TCA), Jessner solüsyonu en çok kullanılan ajanlardır. Papiller ve üst retiküler dermiste harabiyete yol açar. Pigment değişikliklerinde, hafif-orta derecedeki kırışıklıklarda, fotoyaşlanma sonucu oluşan etkileri tedavi etmede kullanılırlar.

    3) Derin Peeling

    Yüksek konsantrasyonda TCA, Jessner, fenol gibi ajanlar kullanarak, Papiller ve retiküler dermiste nekroz ve inflamasyon oluşturarak ciddi soyulma yaratırlar. Derin kırışıklık, şiddetli fotoyaşlanma da uygulanır.

    Kimyasal peeling önemli bir uygulama olup, mutlaka bir dermatolog tarafından veya gözetiminde uygulanmalıdır.

    Uygulamalar mutlaka kış döneminde yapılmalıdır.

    Seans araları yüzeyel peelinglerde 10- 15 gün, derin peelinglerde ayda bir uygulanabilir.

    Peeling işlemi kısa süreli bir işlemdir. İşlem sonrası normal günlük yaşama hemen dönülebilir.

    Seans araları ve sonrasında mutlaka güneş koruyucu kullanılmalıdır.

    Kimyasal Peeling;

    – Gözaltı ve çevresindeki kırışıklıklarda

    – Yüzdeki kırışıklıklarda

    – Güneş ışınlarına bağlı oluşan fotoyaşlanmada

    – Sivilce ve izlerinde

    – Güneş lekeleri, yaşlılık lekeleri, çiller, doğum kontrol ilaçları ve gebeliğe bağlı oluşmuş hormonal nedenli lekelerin tedavisinde etkili bir yöntemdir.

  • Işık dolgusu

    Cilde ışığı yansıtma kapasitesini geri vermek için üretilmiş özel bir üründür. Mezoterapi ve dolgu tekniklerini birleştiren bir uygulamadır. İçeriğinde hücre büyümesinde önemli bir rol oynayan hyalüronik asit, 8 aminoasit, 3 antioksidan, 3 mineral ve vitaminler bulunmaktadır. Teosyal Redensity 1 ışık dolgusu ve Redensity 2 Eyes göz altı dolgusu olmak üzere iki çeşidi vardır.

    HYALÜRONİK ASİT NEDİR?

    İnsan vücudu ve diğer pek çok canlıda bulunan doğal bir şekerdir. Hücre büyümesinde rol oynar. Cilt içinde, eklemlerde, kaslarda bulunur. Kendi hacminden 1000 kat daha fazla su tutabilir. Eklemlerin kayganlığını sağlar. Cilde canlılık verir. Genç yaşlarda yeterli miktarda bulunurken, yaşla birlikte azalır. Vücutta bulunan bir enzim tarafından yok edilir. Bunun sonucunda ciltte kuruluk ve kırışıklıklar ortaya çıkar. Bu nedenle hyalüronik asit dışarıdan verilmelidir. Işık dolgusu hem hyalüronik asit, hem de diğer yapılandırıcı maddeleri içerdiğinde derinin kalitesini olumlu yönde etkiler.

    REDENSİTY 1

    Yüz, boyun, dekolte bölgesinin onarılması, yenilenmesi ve ellerde gençleşmeye neden olur. Yüzdeki ince çizgileri giderir, hacim kazandırır, kaybedilen nemi geri verir, cildin tazelik , canlılık kazanmasına ve yeniden onarılmasına yardımcı olur. Kalıcılık süresi kişiye göre değişmekle birlikte ortalama 7-8 aydır. İlk uygulamadan itibaren etkileri görülmeye başlar. Uygulamaların tekrarı ile kalıcılığı artar.

    REDENSİTY 2

    Göz altı oluğunun doldurulması, göz çevresinin gençleştirilmesi, morluklar, halkalar ve çizgilerin giderilmesinde uygulanır. Göz altı morluk, çökme ve halkalanmaları genetik olmakla beraber, uyku düzensizlikleri, stres, yatış pozisyonu ve yorgunluğa bağlı olarak daha çok artış gösterebilir. Uygulama genellikle tek seans olup, kalıcılığı 12-18 ay devam etmektedir.

    YAN ETKİSİ NEDİR?

    Her enjeksiyonda olduğu gibi morarma ve şişme olabilir. 1 hafta 10 günde iyileşir.

  • İplerle cilt germe

    Yaşla beraber, yerçekimine bağlı olarak, yüz derisi aşağı doğru sarkmaya başlar. Yüz ovali giderek bozulur, cilt elastikiyeti yavaş yavaş kaybolur. Günümüzde bu sarkmayı toparlamak için pek çok yöntem uygulanmaktadır. Cerrahi yöntem en etkin olmakla birlikte, herkes tarafından tercih edilmemektedir. Cerrahi dışındaki yöntemlerin sayısı da her geçen gün artmaktadır. Bu yöntemlerden biri de son zamanlarda popülerliği giderek artan, iplerle gençleşme, altın iplik, örümcek ağı gibi isimlerle anılan PDO (Pdydiaksonone) ipler kullanarak yüzü germe yöntemidir.

    PDO ETKİSİNİ NASIL GÖSTERİR?

    PDO iplikler dokularda eriyerek yok olur ve yerine sağlamlık, gerginlik yaratan daha genç bir iyileşme dokusu bırakır. Bu iplikler iğneler içine yerleştirilmiş olarak bulunur. İğneler uygun derinlikteki dokuya girer ve iplikler yerleştirilir. İğne bu işlemden sonra geri çekilir. Uygulamalarda değişik boy ve tiplerde iğnelerden ortalama 50-100 adet kullanılabilir. Bu ipler 6-8 ay içinde kendiliğinden dokular içinde eriyerek yok olur. Yerine gerginleşmeyi sağlayan daha genç ve gergin bir doku kalır.

    İŞLEM SIRASINDA NE HİSSEDİLİR?

    İşlemden önce lokal anestezi uygulanacağından acı hissi çok azdır.

    ETKİSİ NE ZAMAN BAŞLAR?

    İpler yerleştirilirken yavaş yavaş etkiler gözlenmeye başlar. 1-2 ay içinde değişiklikler fark edilir. Maximum etkiye 3 ayda ulaşır. Kalıcılığı 1,5-2 yıldır.

    İŞLEM SONRASINDA NELER GÖRÜLÜR?

    İğnenin giriş noktalarında kızarıklıklar, bazı alanlarda morluklar ve ödem görülebilir. Bunların hepsi geçicidir. Çoğu hasta hemen günlük aktivitesine dönmektedir.

    UYGULAMANIN AVANTAJLARI NELERDİR?

    İşlem süresinin kısa olması (Yaklaşık 30dk)

    İnsan dokusuna uygun olan ve alerji riski düşük olan PDO iplikler

    Lokal anestezi ile uygulamanın konforlu yapılabilmesi

    Kişinin günlük hayatına hemen dönebilmesi.