Kategori: Dahiliye – İç Hastalıkları

  • Magnezyumun önemi!

    Magnezyum eksikliğinde; halsizlik, çarpıntı, kalp ritim problemleri, kramplar, epileptik problemler dediğimiz beyin nöbetleri olanlarda mutlaka acaba hastada magnezyum eksik mi diye düşünmek lazım. Kas çalışmasında kalsiyumun etkisini azaltarak kasların gevşemesinde magnezyum çok önemli bir rol oynar. Magnezyum dengesizliği durumlarında, eksikliği durumlarında da hastalarda kramplar artar. Kasılmalar artar. Diyabetik hastalarda magnezyum eksikliği önemlidir. Hemen hemen bütün diyabetik hastalarıma magnezyum tedavisini ekliyorum.

    Neden?

    İnsilün sekresyonu için magnezyum çok önemlidir. Pankreas bezinden salgılanması için. Hücrelerde insülinin kullanılması içinde magnezyum önemlidir. Böylece diyabet regilasyonu magnezyum verdiğimiz hastalarda kolay olur. Daha çabuk şekerlerini düzeltiriz.

    Kalp ritim bozukluklarında, astımda, migrende, tansiyon yüksekliklerinde hatta gebelik hipertansiyonunda magnezyum desteği şarttır. Magnezyum en fazla badem, ıspanak, bakla, kaju, fıstık, patates gibi yoğurt gibi ürünlerde bulunur. Ama yetersizliği durumunda da dışarıdan magnezyum ucuzdur, takviye etmekte fayda vardır.

  • Tuz düşüklüğü; hiponatremi

    Kanın temel mineralleri çok sabit bir denge içerisindedir. Kolay kolay değişmezler. Bir hastanın eğer kan değerlerindeki tuz miktarı düşüyorsa çok önemli bir durum ile karşı karşıyayızdır. Genelde ağır bir hastalıktır bu. Bulantı, kusma, iştahsızlık, bilinç bulanıklığı, halsizlik, görme bulanıklığı, bayılma gibi şikayetlerle karşımıza çıkabilir. Kan tuzu 120 mg’ın altında hastanın hastaneye yatması şarttır. Gençler de en önemli hiponatremi sebebi fazla su içmektir. Bilinçsiz yapılan diyetler de günlük 5 litrenin üzerinde su içen hastalarımızda, genç hastalarımızda zaman zaman görüyoruz.

    Bu hastalarda su kısıtlaması yaparak hasta kısa sürede genel durumu düzelerek toparlarlar. Ama kalp yetmezliği, karaciğer sirozu gibi ödemli hastalıklarda yalancı tuz düşüklüğü görülebilir. Bunların sebebi de vücutta toplanan fazla su yüzünden kan tuzunun düşük değerlerde gözükmesidir. Bu durumlar mutlaka hastaneye yatırarak, hastane şartlarında tedavi edilmesi gerekir. Bunlar da gene fazla su kullanıyorsa hastaların su kısıtlamasını öneriyoruz. İdrar söktürücülerle vücuttaki ödemi almaya çalışıyoruz hastane şartlarında 120 ve altındaki değerler içinde mutlaka hipertonik sodyum klorürü çok az miktarda saatlik 10 mL göndererek hastaların tuz takiplerine göre de tuz miktarını arttırmaya çalışıyoruz.

  • Kalsiyum düşüklüğü – hipokalsemi;

    Kalsiyum, kalbin çalışmasında iskelet ve bağırsak kaslarının kasılması için kanın pıhtılaşmasından sinir sistemine kadar sinir iletimindeki mediatör rolüne kadar hücre çoğalmasından kemiklerin metabolizmasına kadar hücrelerin hormon salgılanmasına kadar pek çok enzimin ve reaksiyonun gerçekleşmesi için kalsiyum gereklidir. Kalsiyum düşünce zaten hastalar ciddi kramp ve ritim bozukluklarıyla karşımıza gelir. Ciddi kas ve kemik ağrıları vardır, uzun süre kalsiyum düşük hastalarda hatta bunlar depresiftir, kötü rüya görme, ağız çevresinde uyuşma, karıncalanma, stopor dediğimiz uyku haliyle de karşımıza genel durumu kötü halde de gelebilirler.

    Kalsiyum düşüklüğü önemli de kalsiyum yüksekliği de bizim için daha önemli bir parametredir. Kalsiyumu yüksek hastalar bazen hiç şikayet olmadan rastlantısal olarak tespit edilirler. Bazılarında iştahsızlık, aşırı susuzluk hissi, çok su içme isteği, kemik ağrıları, böbrek taşları, çarpıntı, ritim bozuklukları, kas güçsüzlüğü, bilinç bulanıklığı, kas ve eklem ağrıları, kabızlık, uyku hali, kas seğirmeleri, depresif mizaç, depresyon, halsizlik, baş ağrısı, yorgunluk hissiyle karşımıza gelebilirler. Kalsiyum yükseklikleri ne yazık ki genelde altta önemli hastalıklara delalet eder.

    Kanser, tümör, tüberküloz, böbrek yetmezliği, meme, akciğerin ve böbreklerin bazen iyi huylu çoğu zaman kötü huylu tümörlerine delalet edebilir. Onun için kalsiyum yüksekliği olan hastayı ciddi olarak altta acaba kötü bir hastalık var mı diye araştırmamız gerekmektedir.

  • Mide botoksu nedir? Zayıflayabilirmiyim?

    MİDE BOTOXU: Botulinum toksin A’ nın endoskopik yolla midenin belirli bölümlerine verilmesi işlemidir. Bu yöntemle midenin kasılmasını engellenir ve midenin boşalma sürecini uzatmak hedeflenir.

    Bu yöntem ile:

    Midenin boşalmasında gecikme

    Erken doygunluk hissi

    Gıda alımının azalması

    Açlık hormonu olan Ghrelin hormonunun azalması sağlanır.

    Bu yöntem diyetle desteklenmediği sürece sonuç vermemektedir.****

    Diğer cerrahi girişimler gibi mide hacmini sınırlandırmadığı için ve davranış değişikliği kazandırmadığı için sadece mide botoxu ile kalıcı zayıflama mümkün olmamaktadır.****

    Mide Botoksu Hangi Hastalar İçin Uygundur?

    En ideal hasta grubu vücut kitle indeksi 27 ile 35 arasında olanlardır.

    10-20 kg arasında kilo vermeyi hedefleyenler

    18 yaşın üstünde, 55 yaşın altındaki hastalar

    En az geçmiş 6 ay boyunca diyet ve egzersizle anlamlı kilo kaybı sağlayamayan hastalar

    Mide Botoksunun Etki Süresi Nedir?

    Mide botoksunun tam olarak etki göstermesi ortalama 7 gün içinde olmaktadır. Etki süresi 4-6 aydır. Etkinin 6 aydan uzun sürmesi ilacın özelliklerinden dolayı mümkün değildir.

    6 aydan sonra işlem tekrarlanabilir.

    Mide Botuxunda Hastanede Kaç Gün Kalınır?

    İşlem hafif anestezi altında 10-15 dakika sürmektedir. Hastalarımız aynı gün taburcu olmaktadır. Hastanede yatış gerekmez.

    Mide Botoxu Kimlere yapılmaz?

    Botoks alerjisi olanlarda, mide ülseri, gastrit, on iki parmak bağırsağı ülseri gibi durumlarda uygulanması önerilmiyor ve öncelikle bu problemin düzeltilmesi gerekiyor. Bu nedenlerle Endoskopi ile işlem öncesi mutlaka midenin değerlendirilmesi gerekir.

    Yan etkileri?

    İşlem sonrası çok sık olmayarak bulantı, şişkinlik şikayetleri olabiliyor.

    DİYET:

    İşlem sonrası midenin kasılma ve gevşeme fonksiyonu kaybolacağından, midenin mevcut duruma adapte olmasını sağlamak için ilk 5 gün kişilerin sıvı ve yumuşak gıda ağırlıklı beslenmelerini öneriyoruz.

    1. & 2. Gün:Şeffaf ve tanesiz sıvı ağırlıklı beslenme

    3. & 4. Gün: Yumuşak gıdalar ağırlıklı beslenme (püre, yoğurt, ayran gibi yumuşak gıdalar, meyve püreleri, yumuşak sebze)

    5. & 6. Gün: Katı gıdaya başlanabiliyor.

    Bundan sonraki süreç sağlıklı ve düzenli beslenme kuralına uyun

    Saygılarımla

  • Mide balonu ile ilgili merak ettikleriniz?

    Mide balonu obez hastalara uyguladığımız kilo vermeye oldukça yardımcı olan bir yöntemdir. Ameliyat değildir. dikiş atılmaz. Uygun balonu taktığımızda patlama riski yoktur. Obeziteye bağlı oluşacak hastalıkların çözümünde kilo kaybı çok büyük önem taşımaktadır. kilo kaybı ile birlikte diyabet ve hipertansiyonun kontrol altına alınması kolaylaşmaktadır. Sağlıklı yaşamak herkesin hakkıdır. Obezitenin altında yatan başka bir nedenin olup olmadığını araştırmak ve bu nedenlerin tedavisi obezite ile mücadelede önemlidir.

  • Mide kanseri: teşhis, tedavi, korunma ve beslenme prensipleri

    Mide kanseri: teşhis, tedavi, korunma ve beslenme prensipleri

    Mide kanserleri tüm dünyada halen en sık görülen kanserler arasında yer almaktadır. Mide kanserlerinin insidansında coğrafik olarak bölgeden bölgeye belirgin farklılık görülmektedir. Batı ülkelerinde azalan sıklığına rağmen, ülkemizde ve Asya ülkelerinde halen önemli bir sağlık sorunudur. İlgi çekici bir gözlem, mide kanseri görülme sıklığının yüksek olduğu ülkelerden, düşük olduğu ülkelere göç eden insanlarda bu kanserin insidansında dikkate değer azalma tesbit edilmesidir. Japonya’dan Amerika’ya göç edenler arasında, yeni ülkede doğup büyüyenlerde azalma açıkça ortaya çıkmaktadır. Bunda ev sahibi ülkenin çevresel faktörleri rol oynamaktadır. Ayrıca göç eden nüfusun zamanla diyet alışkanlığını değiştirmesinin ve yeni toplumlarının yemek kültürlerine uymalarının da önemli rolü vardır.

    Mide kanserleri erkeklerde kadınlara göre 2 misli daha sık ortaya çıkar. Dördüncü dekaddan itibaren de artan yaşla beraber insidansında bir artış görülür ve 60-70 yaş arasında en yüksek seviyelerine çıkar. Mide kanseri sıklığı giderek azalmakla birlikte genellikle ileri evrelerde teşhis edildiği için kanser ölümleri arasında önemli yer tutar. Kanser tedavisinde erken teşhis ve tedavi prognozun iyi olmasını sağlar. Bu yüzden mide kanseri için risk altındaki hastaları belirlemek ve takip etmek tedavi başarısını artıracaktır.

    Mide Kanserinin Sebepleri Nelerdir?

    Mide kanserinde sebep olarak çeşitli risk faktörleri suçlanmaktadır. Bu risk faktörleri arasında çevresel, genetik ve ailesel faktörler yer almaktadır. Sigara içmek, aile öyküsü, erkek cinsiyet, beyaz ırk, A kan grubu, yaşlılık, düşük sosyoekonomik statü ve geçirilmiş mide ameliyatları mide kanseri riskini artırır. Kanser dışı nedenlerle midenin bir kısmının alındığı hastalarda 15- 20 yıl içinde kalan mide dokusunda kanser oluşabilmektedir. Mide asitinde azalma veya safra reflüsünün buna sebep olabileceği düşünülmektedir. Mide asit üretiminin azaldığı aklorhidri, atrofik gastrit gibi klinik durumlar veya mide duvarında oluşan polipler ve intestinal metaplazi gibi değişiklikler mide kanserine yol açabilir. Diğer çevresel ve kişisel nedenler arasında kurşun, nikel, kömür, lastik ve asbest maruziyeti sayılabilir.

    Helikobakter pilori infeksiyonu da önemli bir sebepsel faktördür. Helikobakter pilori infeksiyonunun gastritli ve ülserli hastalarda sık görülmesi nedeniyle mide mukozal hasarı ve bunun sonucunda gelişen atrofik gastrite bir zemin hazırlayabileceği düşünülmektedir. Bakteriyal enfeksiyon nedeniyle lokal olarak salınan nitrozaminler gibi bileşiklerin mide kanseri oluşumuna katkıda bulunabileceği düşünülmektedir.

    Mide kanserine sebep olduğu düşünülen asıl önemli risk faktörleri diyet ile ilgili olanlardır. Diyet alışkanlığı ile mide kanseri arasında yakın bir ilişki vardır. Gıdaları uzun süre muhafaza etmek için kullanılan nitrat ve nitritlerin mide kanseri riskini artırdığı düşünülmektedir. Süt, taze sebze-meyveden fakir, vitamin A, vitamin C içermeyen diyetle ve kızartmalar, tütsülenmiş, kurutulmuş, tuzlanmış yiyeceklerle, özellikle bu işlemlerden geçirilmiş balık yemekle riskin arttığı gösterilmiştir. Tütsülenmiş balık ekstrelerinin mutajenik olduğu ve vitamin C ile bu mutajenezin önlenebildiği de gösterilmiştir. Taze meyva ve sebzelerin koruyucu etkileri ortaya konmuştur. Aynı şekilde buzdolabı kullanımının ve dondurarak saklama yöntemlerinin gelişmesinin mide kanseri sıklığında azalmaya sebep olduğu belirtilmektedir.

    Mide Kanseri Nasıl Oluşur?

    Mide sindirim sisteminde kaburgaların hemen altında karnın üst bölgesinde yer alan bir organdır. Mide duvarı son derece kalındır ve beş katmandan meydana gelir. Mide kanserleri mide içini saran mukoza adı verilen zardan köken alır. Kanser büyüdükçe bu astarı geçerek önce altındaki destek dokusuna, sonra kalın kas tabakasına geçer. En son seroza adı verilen en dış tabakayı geçerek komşu organlara yayılır. Bu nedenle karın içi zarı (periton) yayılımı sık
    görülür. Hastaların önemli bir kısmında teşhis edildiklerinde, bu yollarla lokal veya uzak yayılım söz konusudur. Mide kanserlerinin çoğu ülser şeklindedir ve iyi huylu mide ülseri görünümünde olabilirler. Ancak ülserin 2 cm`den büyük olması ve kenarlarının yüzeyden kalkık olması gibi özellikler kanser ihtimalini düşündürür.

    Mide Kanseri Nasıl Belirti Verir?

    Mide sindirim sistemini oluşturan organlar içerisinde duvarı en kalın ve iç boşluğu en geniş organdır. Bu özellikleri nedeniyle mide tümörleri büyük çaplara ulaşabilirler ve teşhis edilmeden önce uzun süre belirti vermeyebilirler. Mide kanserlerinin erken evrelerde belirti vermemesi veya çok belirsiz semptomlarla seyretmesi erken tanıyı zorlaştırır. Bu nedenle hastaların tüm şikayetleri araştırılmalıdır. Çünkü, mide kanserlerinde erken teşhis çok önemlidir. Teşhis edilen vakalarda cerrahi ile kür şansı çok yüksektir.

    Mide kanserlerinde hastaların en sık şikayetleri karın üst bölgesinde tam izah edemedikleri rahatsızlık hissi, yine aynı bölgede ağrı, iştahsızlık, kilo kaybı ve halsizliktir. Yutma güçlüğü, bulantı, kusma, kansızlık ve kansızlığa bağlı halsizlik, yorgunluk gibi belirtilere de sıklıkla rastlanır. Daha ileri aşamada şişkinlik, yutma güçlüğü, karın ağrısı veya erken doyma hissi ortaya çıkar. Hastaların bir kısmı mide kanaması, karın içinde su toplanması, sarılık veya ele gelen kitle ile gelir. Belirtiler kanserin mide içinde yerleşim yerine göre değişebilir. Örneğin yutak borusu ile bileşim yerinde yerleşmiş bir tümörde yutma güçlüğü ön planda iken, midenin çıkışında yerleşmiş tümörde tıkanma ve midede genişlemeye bağlı bulgular belirgindir.

    Mide Kanseri Nasıl Teşhis Edilir?

    Diğer tüm kanserlerde olduğu gibi mide kanserlerinde de erken teşhis önemlidir. Bunun için hastaların geçici olmayan tüm şikayetleri, hafif de olsa, araştırılmaya değer bulunmalıdır.

    Endoskopi mide kanseri teşhisi için altın standarttır. Halk arasında “mideye hortum atma” olarak bilinen bu yöntemde yaklaşık 1 cm çapındaki bir esnek boru ile mide iç yüzeyi görüntülenir. Bir bulgu tespit edilmesi durumunda ucunda klips olan bir tel yardımı ile biyopsi yapılabilir. Abdominal ultrasonografi hem primer hastalığın teşhisinde hem de karaciğer metastazı gibi yayılımların tespitinde faydalı olabilir.

    Endoskopik ultrasonografi de artık giderek daha sık kullanılmaya başlamıştır. Özellikle erken mide kanseri teşhisinde primer tümörün midenin hangi katlarına yayılmış olduğunu gösterme yönüyle (T evresi), etkin bir noninvazif yöntemdir. Lenf nodu tutulumunu gösteren en iyi yöntemdir. Bunun dışında evreleme amacıyla bilgisayarlı tomografi ve PET-BT sıklıkla kullanılmaktadır.

    Mide Kanseri Nasıl Tedavi edilir?

    Mide kanseri tedavisinde cerrahi, radyoterapi ve kemoterapi tek başlarına veya kombine edilerek kullanılmaktadır. Erken mide kanserlerinde (tümör mukoza ve submukozada sınırlı) tek başına cerrahi ile kür şansı vardır. Küratif cerrahi sonrası mide kanserinde koruyucu (adjuvan) radyoterapi ve kemoterapi ile sağkalım oranları artmaktadır. Metastatik evrede kemoterapi palyatif amaçlı uygulanmaktadır. Genel olarak mide kanserleri artık kemoterapiye duyarlı kanserler arasında yer almaktadır.

    1. Cerrahi

    Mide kanserlerinde cerrahi temel tedavi olarak kabul edilir. Billroth’un 1881’de mide kanserine başarılı bir parsiyel gastrektomi uygulamasıyla bu hastaların tedavisinin mümkün olabileceği görüşü ortaya atılmıştır. Günümüzde total gastrektomi yapmak yerine; tümörün lokalizasyonu ve büyüklüğüne göre midenin etkilenen kanserli kısmının alınmasının (parsiyel veya subtotal gastrektomi) yeterli olduğu kabul edilmektedir.

    2. Radyoterapi

    Mide kanserlerinde cerrahi sonrasında koruyucu (adjuvant) olarak radyoterapi verilebilir. Burada amaç, lokal-bölgesel nüks riskini azaltmaktır. Özellikle lenf nodu tutulumu varsa nüks açısından risk yüksektir. Bu nedenle bu hastalara cerrahi sonrası koruyucu kemoterapi ve radyoterapi verilmektedir. Radyoterapi, cerrahi şansı olmayan hastalarda primer tedavi olarak da kullanılmaktadır, 4500-6000 cGy dozlarında semptomatik iyileşme ve uzun sağkalım söz konusu olabilir.

    3. Kemoterapi

    Erken Evre Mide Kanserinde Koruyucu (Adjuvant) Kemoterapi:

    Koruyucu kemoterapinin gerekçesi cerrahi sonrası rezidü lokal veya mikroskopik metastatik hastalığı ortadan kaldırmak ve nüks ihtimalini azaltmaktır. Cerrahi olarak tam çıkartıldığı düşünülen, özellikle lokal ilerlemiş fakat ameliyat edilebilir tümörlerde (T3-T4, N1-N2, M0) koruyucu kemoterapi mutlaka verilmelidir. Bu hastalarda son zamanlarda ameliyat öncesi kemoterapi ile tümörün küçültülerek cerrahiye vermek daha ön plana çıkmaktadır. Özellikle lokal ileri sınırda tümörlerde ve lenf nodu metastazı şüphesinde ameliyat öncesi kemoterapi artık uluslararası tedavi kılavuzlarında önerilmekte ve ülkemizde de giderek daha sıklıkla uygulanmaktadır. Ancak bu hastalarda %15-20 oranında tümörün kemoterapi alırken büyüme riski olduğu da unutulmamalıdır.

    İlerlemiş Mide Kanserlerinde Kemoterapi:

    Kombine kemoterapide en çok platin ve 5-FU içeren kombinasyonlar kullanılmıştır. En sık kullanılan kombinasyon cisplatin ve 5-FU/kapesitabin şemasıdır. Cisplatin yerine oksaliplatin konmasıyla elde edilen XELOX şeması daha düşük yan etki profili ile hastalar tarafından iyi tolere edilmekte ve son yıllarda giderek popüler hale gelmektedir. Sonuç olarak ilerlemiş mide kanserlerinde mevcut kemoterapi şemalarıyla %70-80`lere varan hastalık kontrol oranları bildirilmiştir.

    Mide Kanserinde Hedefe Yönelik Akıllı Tedaviler

    Kanserin moleküler temelini daha iyi anlamak hücre farklılaşmasını, çoğalmasını ve yaşamını etkileyen hedefe yönelik tedavilerin gelişmesini sağlamıştır. Epidermal büyüme faktörü reseptör (EGFR) ailesinden olan HER2 (c-Erb-B2) onkogenine karşı trastuzumab isimli protein antikoru geliştirilmiştir. Trastuzumab’ın kemoterapiye eklenmesiyle, HER2 pozitif metastatik mide kanserinde sağkalımı uzattığının kanıtlanması son yıllarda bu alandaki en önemli gelişmedir.

    HER2 pozitif metastatik mide kanserinde yapılan randomize faz 3 TOGA çalışmasında hastaların %22,1’inde HER2 pozitifliği saptanmıştır. Özellikle immünhistokimya 3+ veya 2+/FİSH+ hastalarda tedaviye trastuzumab eklenmesiyle belirgin sağkalım üstünlüğü tespit edilmiştir. Trastuzumab alan hastalarda tedaviye yanıt oranı kemoterapi koluna göre daha yüksektir. Kemoterapiye trastuzumab eklenmesi ilave bir toksisite artışına neden olmamıştır. Bu çalışmanın bulguları metastatik mide kanserlerinde trastuzumab tedavisinin uygulanabilecek olduğu grubun tespitini sağlaması yanında HER2 pozitifliğinin klinik değerlendirilmesini de kolaylaştırmıştır.

    Ülkemizde Her2 pozitifliği oranı %13-18 arasındadır. Ancak T.C. Sağlık Bakanlığı trastuzumab kullanımı için Her2 pozitifliğinin tespitinde immünhistokimya metodunun yanısıra FISH testi ile konfirme edilmesini zorunlu tutmuştur.

    “Ramucirumab” isimli bir monoklonal antikor tümörün kan damarlanmasını bozarak ve yeni damarlanma oluşumunu düzenleyerek (angiogenesis) etki eder. İlerlemiş mide kanseri 2. basamak ve sonrasında kemoterapiye eklenmesinin hastaların yaşam süresini uzattığının gösterilmesinden sonra Batılı ülkelerde rutin tedavinin bir parçası haline gelmiştir. Ülkemizde ruhsatlı değildir, ancak özel izin ile kullanımı mümkün olabilmektedir.

    Mide Ameliyatından Sonra Beslenme

    Kanser tedavisi sırasında ve sonrasında iyi beslenmek önemlidir. Yeterli miktarda kalori ve protein ihtiyacının karşılanması hastanın kendini daha iyi hissetmesine yardımcı olabilir. Mide kanseri cerrahisinden sonra kilo kaybı sıktır. Midenin bir kısmı veya tamamı alındığından sindirim problemleri baş gösterebilir. Tüketilen yiyeceklerin türü ve şeklinin değiştirilmesi gerekebilir. Mide ameliyatı sonrası veya kemoterapi/radyoterapi sırasında beslenmek zor olabilir. İştahsızlık, bulantı veya kusma tedavilere eşlik edebilir. Tat duyusunda bozulma veya azalma, iştahsızlık ve yeme isteğinde kayıba sebep olabilir.
    Mide ameliyatından sonra sık görülen bir problem dumping sendromudur. Dumping sendromu, “hızlı gasrtik boşalma” olarak da bilinir ve mideye giren yiyeceklerin hızlı bir şekilde boşalmasıyla meydana gelir. Genellikle çok hızlı ve fazla yiyecek alımı sonrası görülür. Bu problem yiyecek veya sıvılar ince bağırsağa çok hızlı geçtiklerinde olur. Hastalarda kramplara, bulantı, şişkinlik, ishal ve baş dönmelerine sebep olabilir. Az az ve sık yemek bu durumun önlenmesine yardımcı olabilir. Ayrıca midenin bir kısmı alındığından emilimi azalan vitamin B12’nin kalçadan iğne yoluyla verilmesi sık yapılan bir tedavidir. Dodex isimli vitamin B12 desteğinin yükleme sonrası ayda bir kere ömür boyu sürdürülmesi gerekebilir.

    Mide Kanserinde Tarama

    Mide kanserinde tarama hastalığın çok sık görüldüğü Kore ve Japonya’da özel yöntemler, boyalar ve floresan ışıklı endoskopi kullanılarak yapılmaktadır. Serum pepsinojen seviyelerinin ölçülmesi de öneriler arasındadır. Ancak bu yöntemlerin Uzakdoğu dışındaki ülkelerde mide kanserinin erken teşhisine ve yaşam süreleri üzerine bir katkısı gösterilememiştir. Günümüzde mide kanseri için rutin tarama önerilmemektedir.

  • Akciğer kanseri tanı ve tedavisine yaklaşım

    Akciğer kanseri tanı ve tedavisine yaklaşım

    Akciğer kanseri iki farklı türe ayrılır. En sık görülen türü “küçük hücreli dışı” akciğer kanseridir (tüm akciğer kanserlerinin yaklaşık %85’i). Geri kalan %15’lik kısım küçük hücreli akciğer kanseri olarak adlandırılır. Bu iki tür akciğer kanseri arasında tedavi yaklaşımları ve hastalığın gidişatı farklılıklar arzeder. Bu yazıda küçük hücre dışı akciğer kanseri (KHDAK) tanı ve tedavisine yaklaşım gözden geçirilmiştir.

    KHDAK ülkemizde en sık görülen kanserdir. Ülkemizde her yüzbin nüfusa erkeklerde 59, kadınlarda 10 hasta olduğu tahmin edilmektedir. Buna göre her yıl 27,000 yeni hasta beklenmektedir. Altgruplara ayrıldığında yassı hücreli tipi (skuamöz), adenokarsinom tipi ve büyük hücreli tipi en sık görülen tiplerdir. Sigara en önemli sebeptir.

    Nasıl Teşhis Edilir?

    Tanıdan şüphelenildiğinde, genellikle akciğer grafisi, bilgisayarlı tomografi veya PET tomografi ile değerlendirilir. Ancak sonuçta kesin teşhis için biyopsi ile doğrulanması gereklidir. Bu amaçla genellikle bronkoskopi yapılır. Hastalığın evresini tespit ederkenstandart ve ilk tercih yöntemi PET-BT’dir. Endobronşial ultrasonografi (EBUS), fiberoptik bronkoskipinin göremediği alanlarda havayoluna komşu lezyonların ve lenf nodlarının görüntülenmesini sağlayan son yıllarda önemi gittikçe artan bir yöntemdir. EBUS rehberliğinde transbronşial iğne aspirasyonu uygulaması sıklıkla mediastinal evreleme amacıyla kullanılmaktadır.

    Tarama Yapılmalı Mı? Faydası Var Mıdır?

    NSLT (National Lung Cancer Screening Trial) şu ana kadar düşük doz BT’nin akciğer kanseri taramasındaki etkinliğini inceleyen en geniş ölçekli çalışmadır. Çalışmaya 55 yaş üstü toplamda 30 paket/yıl ve daha fazla sigara içmiş yüksek riskli bireyler alınmıştır. Bu bireyler 3 yıl boyunca yıllık olarak taramaya alınmış ve takiplerde akciğer kanseri daha yüksek oranda saptanmıştır (%1.1 vs %0.7). Bu sonuçlara göre düşük doz BT ile akciğer kanseri taraması sayesinde akciğer kanserine bağlı ölümler %20 oranında azalmıştır denebilir. Günümüzde ACCP 55-74 yaş arası, 30 paketyıl ve daha fazlası sigara içmiş, halen içici ya da bırakmış kişilerde uygun medikal tanı ve tedavi koşullarının da sağlanabileceği durumlarda yıllık düşük doz BT ile taramayı önermektedir.

    İleri Evre Küçük Hücreli Dışı Akciğer Kanserinde Tedavi

    Hastaların yaklaşık yarısı tanı anında ileri evredir (evre IIIB veya evre IV). Erken evrelerde (evre I-II) cerrahi standart olarak uygulanır, lokal ileri evrelerde (evre IIIA ve IIIB) cerrahiye uygun vakalar olabilmekle birlikte genellikle eşzamanlı kemoradyoterapi tercih edilir. Kemoterapi ileri evre küçük hücre dışı akciğer kanserinin tedavisinde standart tedavi yaklaşımıdır.

    Kemoterapi kararı vermeden önce hasta ve tümör özellikleri göz önüne alınmalıdır. Hastanın yaşı ve diyabet, kalp problemleri gibi diğer eşlik eden hastalıkların varlığı tedavi planını etkiler. İleri yaş hastalarda ve performans durumu iyi olmayan düşkün hastalarda kemoterapinin faydası tartışmalıdır. Tümör özelliklerinden ise kanserin alt tipi (adeno vs yassı hücreli), ve genetik mutasyonların varlığı gibi faktörler dikkate alınır.

    Yassı hücreli olmayan akciğer kanseri tiplerinde tedavi için acil bir durum yoksa moleküler genetik testlerin yapılması beklenmelidir. Tümor histolojisi ve epidermal büyüme faktörü reseptörü (EGFR) mutasyon durumu ve EML4/ALK translokasyon olmak üzere moleküler belirteçler, tedavi seçiminde dikkat edilmesi gereken önemli etkenlerdir. EGFR mutasyonu yaklaşık %15 hastada, ALK rearanjmanı %5 hastada görülür ve bu türlerin tedavisinde hedefe yönelik akıllı moleküller denen oral ilaçlar ön plandadır.

    İleri evre KHDAK birinci basamak tedavisinde erlotinib, gefitinib ve afatinib gibi EGFR hedefli ajanlar EGFR mutasyon-pozitif hastalarda ve crizotinib gibi ilaçlar EML4-ALK füzyon geni olan hastalarda önemli rol oynamaktadır. Bu tedavilere uygun olmayan hastalarda kemoterapi ilaçlarının kombinasyonu uygulanır. Günümüzde rehberler yaş, evre veperformans durumuna ek olarak histolojiyi göre birinci basamak sitotoksik kemoterapi rejimine karar verilmesini kuvvetle önermektedir.

    Metastatik KHDAK tedavisinde kemoterapi yararının ilk göstergesi 1995 yılında yayınlanan 11 çalışmayı ve 1190 hastayı içeren bir meta-analizden geldi. Bu analiz tek başına destek tedavisine kıyasla sisplatin temelli ajanlarla tedavi edilen hastalarda sağkalım avantajı gösterdi. Sonraları 2714 hasta ve 16 çalışmayı içeren bu analizin güncellenen verileri daha önce belirlenen sağkalım yararını doğrulamıştır. Verilen kemoterapi tipleri arasında hiçbirinin diğerine üstünlüğü gösterilememiştir. ERCC1, RRM1, TS, BRCA1 gibi diğer moleküler faktörlere bakarak tedavinin bireyselleştirilmesinin standart yaklaşıma üstünlüğü yoktur.

    Amerikan Klinik Onkoloji Birliği (ASCO) metastatik KHDAK için hastalığın progresyon durumunda veya 4 kür kemoterapiyi takiben stabil hastalık elde edilen fakat tedaviye yanıt vermeyen hastalarda ilk basamak kemoterapinin sonlandırılmasını önermektedir. Rehberler iki ilaçtan oluşan sitotoksik kemoterapi rejimlerinin 6 siklustan fazla verilmesini önermemektedir. Dört kür tedaviden sonra stabil hastalık ve tedaviye yanıt veren hastalarda tek ajanla idame tedavisi (erlotinib veya dosetaksel seçilmemiş hastalarda, pemetrekset yassı hücreli tipi dışındaki histolojide) düşünülmelidir. Günümüzde ileri evre küçük KHDAK tedavisinde mutasyonu olmayan hastalarda üçüncü kuşak ajanlarla yapılan sisplatin temelli kombinasyon tedavisi ilk basamak tedavide standarttır. Yassı hücreli olmayan tiplerde platin yanına pemetrekset ilave edilmesinin diğer kombinasyonlara göre üstün olduğu bildirilmiştir. Tedavi rehberlerinde yassı hücreli histolojiye sahip olan hastalarda platinlerin dosetaksel, paklitaksel, gemsitabin veya vinorelbin ile kombinasyonu ve yassı hücreli olmayan (adeno veya büyük hücreli) tiplerde ise platin + pemetrekset tedavisi önerilmektedir.

    İmmünolojik tedaviler hastanın bağışıklık sistemini güçlendirerek etki etmektedir. Son yıllarda bu tür akıllı ilaçlarla tedavi çok popüler hale gelmiştir. Bir seri platin-temelli tedavi sonrası ilerleyen veya nüks eden hastaların ikinci basamakta tedavisinde anti-PD1 ilaçlar (nivolumab ve pembrolizumab) Dünyada standart hale gelmiştir. Hatta 2016’nın son çeyreğinde yayınlanan çalışmalara göre birinci seri tedavide kemoterapi öncesinde kullanımının da hastaların yaşam süresini belirgin uzattığı gösterilmiştir. Bu ilaçlardan pembrolizumab kemoterapi almamış hastaların birinci basamak tedavisinde Ekim 2016’da Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) tarafından onaylanarak rutin kullanıma girmiştir. Bu ilaçların ülkemizde akciğer kanserli hastalarda kullanımı ruhsatlı ve onaylı değildir (Aralık 2016 itibarıyle).

  • Kanserde beslenme nasıl olmalı?

    Kanserde beslenme nasıl olmalı?

    Kanserli hastalarda beslenme problemleri sık görülür. Kanserde kaşeksi %5 üzerinde kilo kaybı veya vücut kitle indeksi <20 kg/m2 veya iskelet kas kaybı olan hastalarda %2 üzeri kilo kaybı olarak tarif edilir. Kanserde bazal enerji harcamasındaki artış ve iskelet kası kaybı önemlidir. Kanserin kendisinin yanısıra kanser tedavisine bağlı gelişen bulantı, tat ve koku duyusunda azalma iştah kaybına yol açabilmektedir.

    Kilo kaybı olan hastalarda kemoterapiye cevap ihtimali de düşüktür. Gerçek vücut kitlesinin ölçümü aşırı kilolu hastalarda beslenme durumunun değerlendirmesinde yanlış tahmin yaptırabilir. Kilo kaybı olmasına rağmen farkedilmeyebilir. O nedenle kilo kaybının kas kaybı ile birlikte olduğunun gösterilmesi önemlidir. İleri evrelerde kilo kaybı kötü gidişin bir göstergesi olabilir, ancak kalorik desteğin artırılması, iştah artırıcıların verilmesi hastalık gidişatını etkilememektedir.,

    Gastrointestinal sistemin sağlam ve fonksiyonel olduğu hastalarda beslenme ağız yoluyla yapılmalıdır. Oral beslenme desteği amacıyla omega-3 içeren beslenme destek ürünleri faydalıdır. Steroidler ve megestrol asetat gibi progestinler anoreksi tedavisinde kullanılabilir.

    Kilo Kaybı Neden Olur?

    Kanser kaşeksisi bozulmuş oral alım ve ilerleyici kas kaybı ile birliktedir. İleri evre kanserde iştahsızlık sıktır; ancak bu hastalardaki kilo kaybı tamamen yetersiz kalori alımına bağlanamaz. Kanser tedavisi ileri evre hastalarda kas kaybına neden olmaktadır. Buna en iyi örnek ileri evre prostat kanseri olan hastalarda androjen deprivasyon tedavisidir. Ayrıca anoreksi ve kötü beslenme kanser kaşeksisindeki enerji eksikliğine katkı sağlar. Kemoterapi sonucu gelişen bulantı, tat ve koku duyusunda azalma iştah kaybına yol açabilmektedir. Kilo kaybı olan kanser hastalarının benzer besinleri tercih etmelerine rağmen daha az miktarda tükettikleri gözlenmektedir. Erken doygunluk hissi ve gıdaların emilim bozukluğu bu hastalarda sıklıkla görülmektedir.

    Değerlendirme

    Bütün kanser hastaları tanıdan itibaren beslenme durumu ve kilo kaybı açısından taranmalıdır. Kanser kaşeksisi progresif bir gelişim gösterir ve 3 evresi vardır: Prekaşeksi, kaşeksi ve refrakter kaşeksi. Beslenme bozukluğu olan hastalarda geri dönülemez kaşeksi evresi beklenmeksizin erken dönemde tedavi planlanmalıdır. Yetersiz oral alım, artmış bazal enerji sarfiyatı ve iskelet kaslarında aşırı kayıpla sonuçlanan kompleks metabolik olayların eklenmesiyle beraber seyreder. Uygun beslenmeyle tersine dönebilen kalorik bir eksiklik olan açlık durumunun tersine kaşeksideki kilo kaybı aşırı beslenme ile geri çevrilemez.

    Klinik değerlendirme sırasında beslenme durumu sorgulanmalıdır. Fizik muayenede ciltaltı yağ dokusu kaybı, kas azalması ve ödem olup olmadığına bakılmalıdır. Sıklıkla kullanılan ölçüt, beslenme durumunun değerlendirilmesi, kilonun sık sık ölçülmesi ve oral alımın kontrolüdür.

    Beslenme Tedavisi

    Kanserli hastalarda beslenme durumunun değerlendirilmesi her ziyarette yapılmalıdır. Beslenme bozukluğu tespit edildikten sonra beslenme desteğine başlanmalıdır. Bunun için hastanın geri dönülemez son evreye girmesi beklenmemeli ve tedavi erken dönemde planlanmalıdır.

    Değerlendirme sonrası hastanın beslenmesini bozan durumlar düzeltilmelidir. Beslenme desteği için ağız yolu tercih edilmelidir. Mide-barsak sisteminin çalışır durumda olduğu3 hastalarda beslenme ağız yoluyla yapılmalıdır. Damardan beslenme çok mecbur olmadıkça tercih edilmez. Oral beslenme destek ürünleri kullanılabilir. Özellikle aminoasit ve omega-3 yağ asitleri içeren formülasyonlar tercih edilmektedir.

    Sonuç

    Malnutrisyonun zamanında tespiti ile destek tedavilerinin gecikmeden başlanması kansere bağlı rahatsızlıkları ve ölümü önleyebilir. Kanserli hastalar ve kanserle uğraşan sağlık personelinin beslenme bozukluğu ile ilgili farkındalıklarının artırılması gereklidir.

  • Kolon kanseri için kimler tarama yaptırmalıdır?

    1- Ailede kolon kanseri öyküsü olanlar

    2- Bağırsak alışkanlığında değişiklik yaşayanlar

    3- Makattan kanaması olanlar

    4- Açıklanamayan demir eksikliği anemisi olanlar

    5-Bazı endokrin bozukluklarda ve diğer organlara bağlı kanserleri olanlarda

    6-İltihabi bağırsak hastalığı olanlar

    7- Yaş kaynaklara göre değişiklik göstersede 50 yaş üzeri hiçbir yakınması olmada da herkes bağırsak kanseri taraması için kolonoskopi yaptırmalıdır

  • Kolon kanseri erken tanısı nasıl erken tespit edilir?

    Kolon kanseri Türkiye’de en sık görülen 5 kanser içinde yer almaktadır. Kolonoskopi hastalığın erken dönemde tespitini yapmamızda çok önemlidir. Bunun yanında bağırsak kanserlerinin büyük bir kısmı poliplerden gelişmektedir. Kolonoskopi esnasında yapılan polip çıkarma işlemi ile kanserleşmeden o dokuyu alarak kanser oluşumunu da önlemekteyiz. Eğer bağırsak kanseri için risk grubunda yer alıyorsanız. Vakit kaybetmeden kolon kanseri taramanız için kolonoskopi yaptırmaya bekliyoruz.