Kategori: Dahiliye – İç Hastalıkları

  • Otoimmün hepatit

    Otoimmün hepatit tüm yaşlarda, her iki cinsiyette ve tüm etnik gruplarda görülebilen romatizmal bir karaciğer hastalığıdır. Tedavi edilmediği taktirde siroz denilen ileri düzey karaciğer hasarı ve ölüme kadar götüren bir seyir gösterebilir.

    Otoimmün hepatit hastalarının herhangi bir şikayetleri olmayabileceği gibi halsizlik, genel hastalık hali, sağ üst karın ağrısı, bitkinlik, yorgunluk, kilo kaybı, bulantı, kaşıntı, sarılık, ve eklem ağrıları gibi uzunca yıllardır devam eden şikayetleri olabilmektedir.

    Otoimmün hepatit hastaları herhangi bir klinik bulgu vermeyebileceği gibi ciddi karaciğer yetmezliği gibi bir bulguyla da başvurabilirler. Bazı hastalarda başvuru anında siroz denilen ileri düzey karaciğer hasarı oluşmuş olabilir. Bazı akut başlangıçlı Otoimmün hepatit hastalarında immünglobulin düzeylerinin normal, ANA ve SMA gibi antikorların negatif olabileceği unutulmamalıdır. Bu tür hastalarda geciken tanı ve tedavinin hastada ileri düzey karaciğer hasarı oluşturabileceği bilinmelidir.

    Hastalığın tanısında karaciğer biyopsisi yapılmalıdır. Ayrıca Otoimmün hepatit hastalarında tanıyı koymak ve hastalığın alt tiplerini belirlemek için kan tetkiklerinde ANA, SMA, SLA/LP, LKM-1, LC-1, LKM-3, p-ANCA, Ro52 gibi antikorlardan yararlanılır. Bu antikorlar başlangıçta negatif olup hastalığın seyrinde pozitif olabilmektedir.

    Otoimmün hepatit hastalığında siroz gelişirse karaciğer kanseri riski artmıştır. Bundan dolayı bu hastaların karaciğer kanserinin erken teşhis ve tedavisi için yakın kontrol altında olmaları gerekmektedir. Bu hastalarda 6 ayda bir ultrason kontrolü uygundur.

    Otoimmün hepatit hastalarının diğer karaciğer hastalıkları ile birlikte olabilmektedir. Kolestatik faktörleri olan hastalarda AMA ve kolanjiografinin planlanması gerekir.

    Otoimmün hepatit hastalığının bazı viral enfeksiyonlardan sonra ortaya çıktığı bilinmektedir. Hepatit A, EBV, HH-6 ve kızamık gibi viral enfeksiyonlar sonrası uzamış hepatitlerde akılda Otoimmün hepatit tutulmalıdır.

    Bazı ilaçların ve bitkisel desteklerin kullanımından sonra Otoimmün hepatit gelişebilmektedir.

    Hastalarda veya birinci dereceden yakınlarında diğer otoimmün romatizmal hastalıklara sık rastlanmaktadır. Otoimmün hepatit; haşimato hastalığı, graves hastalığı, vitiligo, romatoit artrit, tip-1 diyabet, iltihabi bağırsak hastalıkları, sedef, SLE, çölyak hastalığı, mononörit, polimyozit, hemolitik anemi ve üveit gibi hastalıklarla birlikte bulunabilmektedir.

    Uzun süreli immünsupresan tedavi alan Otoimmün hepatit hastalarında cilt kanserleri açısında takiplerinin yapılması ve ultraviyole korunmalarının planlanması gerekmektedir.

    Otoimmün hepatit hastalarında serum IgG düzeyleri hastalık aktivitesi ile paralel seyretmektedir. Hastalarda tam biyokimyasal iyilik hali var demek için serum AST, ALT ve IgG düzeylerinin normal sınırlarda olması gerekmektedir. Bahsedilen değerlerin normal olmasına rağmen karaciğerde hastalık aktivitesinin halen devam edebileceği unutulmamalıdır.

  • Kolon kanseri (kalın bağırsak kanseri)

    Kolon kanseri erkek ve bayanlarda kanserden ölümlerde ikinci sırada yer almaktadır.

    Kolon kanseri bağırsak boşluğuna doğru çıkıntı yapan polip olarak adlandırılan yapılardan kaynaklanmaktadır.

    Kolon kanseri riski beslenme alışkanlıkları, yaşam tarzı ve genetik faktörlerle ilişkilidir.

    Yaşın ilerlemesi ve aile hikayesi kolon kanseri riskini artırmaktadır. 50 yaş ve üzerinde kolon kanseri sıklığı belirgin olarak artmaktadır.

    Elde edilen son verilerde kolon kanseri görülme sıklığının 50 yaş altı kişilerde de arttığını göstermiştir.

    Crohn ve ülseratif kolit gibi iltihabi bağırsak hastalıklarında kolon kanseri riski artmıştır. Bu hastalarında düzenli kolonoskopi takiplerinin yapılması gerekmektedir.

    Erken kolon kanseri olan birçok hastada herhangi bir belirti görülmemektedir. Hastaların birçoğunda aile hikayesi yoktur. Birçok hasta ileri evrelerde başvurmakta ve hastalıktan ölüm oranları artmaktadır.

    Kolon kanseri öncülleri adenom içeren polipler olarak kabul edilmektedir. Saptanan adenomatöz poliplerin çıkarılmasından sonra ve tedavi edilen kolon kanseri hastalarının düzenli aralıklarla kolonoskopi kontrolleri yapılmalıdır.

    50 yaşında ve sonraki her 10 yılda bir ek bir risk faktörü olmayan sağlıklı kişilerde kolon kanseri taraması için kolonoskopi yapılmalıdır. Ailesinde kolon kanseri veya adenomatöz polip olan bireylerin kolon kanseri taraması için kolonoskopi incelemesi daha erken yaşlarda başlatılmalı ve daha sık aralıklarla tekrarlanmalıdır.

    Kolon kanseri için taramanızı yaptırın. Gastroenteroloji doktorunuzla görüşün.

  • Kabızlık nedir

    Kabızlık hastalık değil bir semptomdur.

    Bazı hastalarda kabızlık zorlu dışkılama olarak görülse de bazılarında topak topak dışkılama, tuvalet ihtiyacı gelmesine rağmen dışkılama yapamama veya dışkılama sıklığında azalma olarakta ifade edilmektedir.

    Son bir yılda 3 aylık süre boyunca aşağıdakilerden 2 tanesinin olmasıyla biz hastamızda klinik olarak kabızlık vardır demekteyiz;

    1-Haftada defekasyon sayısının üçten az olması

    2-Toplam tuvalet ihtiyacının %25’inden fazlasında sert dışkının olması

    3-Toplam tuvalet ihtiyacının %25’inden fazlasında tam boşalamama hissinin olması

    4- Toplam tuvalet ihtiyacının %25’inden fazlasında aşırı zorlanma olması

    5-Tuvalet sırasında boşalmanın sağlanması için parmakla boşaltım ihtiyacının olması

    Kabızlığı olan hastalar yaşam tarzı, diyet ile alınan fiber (lif) ve su miktarı açısından değerlendirilmeli, medikal özgeçmişi, geçirdiği oprerasyonlar, psikiyatrik hastalıkların sorgulanması gerekmektedir. Hastaların ilaç kullanımı gözden geçirilmeli ve gerekli fizik muayeneleri yapılmalıdır. Gerektiği takdirde kan tetkikleri (Tam kan sayımı, kalsiyum, glukoz, tiroid fonksiyonları) istenmelidir.

    Kabızlığı olan birisinde aşağıdaki bulgulardan veya durumlardan birisi varsa kolonoskopi yapılması gerekmektedir;

    • Gayta kalınlığında değişiklik

    • Gaytada gizli kan pozitifliğinin olması

    • Demir eksikliği anemisi

    • Tıkayıcı bulguların olması

    • 50 yaşın üzerinde daha önce kolon kanseri taraması yapılmamış her hasta

    • Yeni başlangıçlı kabızlık

    • Makattan kanama

    • Rektal prolapsus

    • Kilo kaybı

    Kabızlığın tedavi yaklaşımında yaşam tarzı değişiklikleri, diyet ve takviyeler, ilaçlar ve gerekli vakalarda cerrahi tedavi yöntemleri kullanılabilmektedir.

  • Hepatit c enfeksiyonu

    Tüm dünyada 71 milyon hepatit C virüsü bulaşmış insan olduğu tahmin edilmektedir. Bu hastalardan birçoğu hastalığının farkında değildir.

    Son dönemdeki yapılan çalışmalarla hepatit C hastalığının tedavi yaklaşımlarında belirgin ilerlemeler ve başarı sağlanmıştır. Mevcut tedavi seçenekleriyle hepatit C hastalığında 8 veya 12 haftalık tedavi sürelerinde %99 oranında tedavi başarısı sağlanabilmektedir.

    Hepatit C kronik karaciğer hastalığının ana nedenlerinden birisidir. Karaciğerde siroza (yani karaciğer yetmezliği hali) ve karaciğer kanserine kadar ilerleyen hasar oluşturabilmektedir.

    Hepatit C hastalığında günümüzdeki hedefimiz hastalığı kür etmektir yani hepatit C virüsünden tamamen kurtulmaktır. Eğer karaciğer hasarı oluşmuşsa hepatit C enfeksiyonunun tedavisi ile bu hasarın geriletilmesi mümkündür. Tedavi ile hastalarda siroz gelişimi engellenebilmektedir. Yine mevcut güncel tedaviler ile karaciğer yetmezliği ve karaciğer kanseri gelişim riski azaltılmaktadır. Her ne kadar hepatit C hastalığında tedavide başarılı olsak bile karaciğer hasarı ileri düzeyde oluşan bireylerde karaciğer kanseri açısından düzenli takip gerekmektedir.

    Hepatit C hastalığı temelde karaciğer hasarı yapsa da diğer organlarda da hastalık oluşturabildiği unutulmamalıdır. Hepatit C virüsünün karaciğer dışı organlarda oluşturduğu hasarlar Hepatit C tedavisi ile geri döndürülebilmektedir.

    Hepatit C enfeksiyonunun tanısı temelde anti-HCV ve HCV-RNA olarak adlandırılan testlere dayanmaktadır. Bizim ülkemiz gibi orta sıklıkta hastalık barındıran toplumlarda hepatit C virüsü tespiti için toplum taraması önerilmektedir. Sağlık kuruluşlarında hepatit C tetkiki yapılması ve varsa Hepatit C enfeksiyonu tedavisinin planlanması uygundur. Hepatit C hastalığı saptanan bireylerde diğer hepatit etkenleride araştırılmalı, karaciğer hastalığı oluşturan başka sebeplerde varsa onların tedavisi de planlanmalıdır.

    Hepatit C enfeksiyonu saptanan daha önce tedavi almış olsun ya da olmasın tedavi almak isteyen her hasta tedavi edilmelidir. Hepatit C enfeksiyonuna bağlı ileri düzey karaciğer hasarı olan bireylerde tedavi geciktirilmeden uygulanmalıdır. Tedavide kullanılan yeni nesil ilaçların hastanın diğer hastalıkları için kullandığı ilaçlarla etkileşebildiği için hastaya özel ilaç seçimi özenle yapılmalıdır. Hepatit C tedavisi başlanmadan hastanın böbrek fonksiyonlarının değerlendirilmesi önemlidir.

  • Diyet ve bağırsak sağlığımızı düzenlemek için önemli gerçekler ve öneriler

    1. Dünya nüfusunun yaklaşık üçte birinde kabızlık ve şişkinlik gibi sindirim sistemi şikayetleri vardır. Bu semptomlar yapısal ve fonksiyonel bir anormallik olmadanda oluşabilir.

    ​2. Sindirim sisteminin rahat çalışması, gaytanın (dışkının) doğru içerik ve hacimde olarak rahat çıkarılması için yeterli miktarda fiber (lif) diyetle alınması gereklidir. İdeal olarak günlük diyetle 30-40 gr lif alınmalıdır. Baklagiller, meyve ve sebzeler lif kaynağıdır. Örnek olarak 100 gr fasülyede yaklaşık 20 gr, fındıkta 9 gr lif bulunur. Lifli diyetin divertikül ve bağırsak kanserinden koruduğu unutulmamalıdır. Ayrıca yüksek lifli diyet kolestrolü düşürmekte, kilo kaybı sağlamakta ve ayrıca şeker hastalarında kan şeker düzeyinin kontrolünde yardımcı olmaktadır.

    ​3. Sıvı alımınız yeterli olmalıdır. Diyetle yani gıdalarla alınan fiberin gaitayı (dışkıyı) hacimli ve yumuşak kılması için yeterli miktarda sıvı tüketilmelidir. Günlük en az iki litre sıvı tüketilmelidir. Sıvı tüketiminde tercih su olmalıdır ayrıca çay, kahve ve süt sıvı tüketimi olarak kabul edilebilir. Gazlı ve tatlandırılmış içeceklerden uzak durulmalıdır.

    ​4. Yüksek fruktoz ve yağ içeren gıdalar bağırsak bariyerini bozmakta, yağlı karaciğer hastalığına yol açarak metabolik bozukluklara neden olmaktadır.

    5. İşlenmiş gıdalar yeterli besin öğeleri ve fiber içermezler ve sıklıkla yüksek miktarda vücuda zararlı olan doymuş yağlar, tuz ve koruyucu maddeler içermektedir.

    ​6. Acele yemek tüketiminden kaçının. Sindirimin ağızdan başladığını unutmayın. Yemeklerinizi yavaş tüketin, her lokmayı iyi çiğneyin.

    ​7. Günlük 30 dakika orta dereceli egzersiz yapın. Hızlı tempolu yürüyüş öneriler arasındadır.

    ​8. Sigarayı bırakın. Sigara yemek borusu ve mide arasındaki sfinkterin basıncını düşürerek asitli mide içeriğinin yemek borusuna geri kaçmasına neden olmaktadır. Reflü denilen bu durum yanma ve diğer komplikasyonlara neden olabilmektedir. Ayrıca sigaranın birçok hastalığı kötüleştirdiği ve birçok kansere neden olduğu unutulmamalıdır.

    ​9. Mide asit salgısını azaltan ilaçları gereksiz kullanmayın. Mide ve bağırsak mukozasında hasar oluşturan ağrı kesici kullanımından uzak durun.

    ​10.Belirli besinler gıda alerjilerine neden olmaktadır. Deniz ürünleri, buğday, yerfıstığı, süt ve yumurta en sık alerjiye neden olan gıdalardır.

    ​11.Buğday, arpa ve çavdarda bir protein olarak bulunan glüten genetik olarak yatkın kişilerde çölyak hastalığına neden olmaktadır. Çölyak hastalığı toplumun %1’ini etkilemektedir.

    ​12. Bazı diyetler karında şişkinlik, karın ağrısı veya rahatsızlığı ve bağırsak alışkanlığında değişiklik yapabilmektedir. Bahsedilen bu şikayetleri hassas bağırsak sendromu ve fonksiyonel dispepsi gibi hastalıklarda azaltmak için bazı diyet önerileri yapılabilir.

  • Crohn hastalığı tanı ve tedavisi

    Kronik iltihabi bir bağırsak hastalığıdır. Ağızdan makata kadar tüm sindirim sistemini tutabilen, aralıklı iltihaplarla kendini gösteren bir hastalıktır. Tam olarak sebebi bilinmemektedir. Genetik faktörler ve çevresel etmenlerin hastalığı tetiklediği düşünülmektedir.

    Hastaların genel olarak karın ağrısı, kilo kaybı ve uzun süreli ishal şikayeti olur. Genelde genç yaşlarda bu şikayetlerle başvuran hastalarda akla gelmelidir. Tüm yaş gruplarında görülebilmektedir. Halsizlik, iştahsızlık ve ateş diğer sık semptomlarıdır. Gaytada kan ve mukus görülebilmektedir. Hastalarda ayrıca cilt, göz ve kas –iskelet sistemini ilgilendiren hastalıkların bulguları birlikte olabilmektedir. Crohn hastalığı ayrıca karaciğer ve pankreas organlarını da etkileyebilmektedir.

    ​Crohn hastalığı için tek bir tanı yöntemi yoktur. Hastaların tanıları klinik muayene ve değerlendirme, görüntüleme yöntemleri, endoskopi, patoloji ve laboratuar yöntemlerinin birlikte değerlendirilmesi ile konulmaktadır.

    ​Hastalık için sigara, aile hikayesi ve geçirilmiş enfeksiyöz gastroenteritler kanıtlanmış risk faktörleri olarak bilinmektedir. Non-steroit antiinflamatuar olarak adlandırılan ağrı kesicilerinde sık kullanılması crohn hastalığı için risk oluşturmaktadır.

    ​Crohn hastalarında beslenme problemleri ve kansızlık oluşabilmektedir. Kan tetkiklerinde iltihabi parametreler yükselmektedir. Karın içerisinde ve makat çevresinde apseler görülebilmektedir. Makatta fistüller ve fissürler hastalığın seyrinde izlenebilmektedir. Crohn hastalığında bağırsaklarda daralma ve yapışıklıklar görülebilmektedir. Yapılan çalışmalar crohn hastalarının hayatlarının bir döneminde cerrahi olarak müdahale riskinin yüksek olduğunu göstermiştir.

    ​Genel öneri olarak, hastaların sigarayı bırakması gerekmektedir. Sigara hastaların tedaviye yanıtlarını düşürmekte, cerrahi midahale riskini artırmaktadır. Sigaranın bırakılması hastalığın seyrini düzeltmektedir.

    ​Hastaların tedavisi hastalığın yerleşim yerine, davranış şekline göre değişim göstermektedir. Temelde immün sistemi düzenleyen ve baskı altına alan ilaçlardan faydalanılmaktadır. Hastalığın seyrinde antibiyotiklerden de faydalanılmaktadır. İmmün sistemi düzenleyen yeni nesil ajanlarda iğne tedavileri olarak kullanılabilmektedir. Tedavide amaç hastanın semptomlarının ve lezyonlarının düzelmesidir.

    Crohn hastalığı ciddi ve kronik bir hastalık olmasına rağmen mevcut tedavi yaklaşımlarıyla hastalık kontrol altına alınabilmektedir.

  • İlaç kullanımında dikkat edilmesi gereken noktalar!

    İlaç kullanımında dikkat edilmesi gereken noktalar!

    Doktora danışmadan, kullanım sebebi, ozu ve süresi hakkında doğru bilgiye sahip olmadan kullanılan ilaçların fayda yerine değişik derecelerde zarar getirebileceğini hatırda tutmak gerekir.
    Bununla ilgili halk arasında, doktora önerisi olmaksızın en sık kullanılan ilaçların yolaçabileceği sorunları özetlemeye çalıştım

    1. Anti romatizmal ağrı kesici ilaçlar: Bu ilaçlar kas eklem ağrılarında baş ağrılarında ya da vücudun herhangi bir yerinde oluşan ağrıda , doku hasarlanmalarında bazen de ateş yüksekliği durumlarında doktor önerisi olmadan da kullanılabilmektedir. Ancak bu ilaçların hastanın eşlik eden hastalıklarını bilerek bu ilaçların kullanılıp kullanılmayacağına karar vermek gerekir. Aksi halde tansiyonda öngörülmeyen yükselmeler, böbrek fonksiyonlarında bozulma, mide de erozyon , gastrit, ülser gibi sorunlara yol açabilir.

    2. gripal ilaçlar : Grip semptomlarının giderilmesi iyileşme sürecinin hızlandırılması için bu ilaçlar çoğu zaman doktora danışılmadan da kullanılabiliyor . Bazı yan etkileri risk oluşturabilir ; çarpıntı, baş ağrısı, sersemlik, uyku hali , dikkat bozulması, tansiyon yüksekliği

    3. Antibiyotikler. Kesinlikle doktor önerisi ile kullanılması gerekir. İhtiyaç yokken kullanılması, dozun ve sürenin uygun olması durumlarında, vücudun doğal , faydalı bakteri florasının bozulması, bakterilerin direnç kazanması, antibiyotik ishallerinin ortaya çıkması, alerjik reaksiyonlar gibi sonlanmalar olabilir.

    4. Mide ilaçları : Özellikle proton pompası inhibitörü denilen ilaçların , önerilen süreden daha uzun ve bazen de önerilmeden yıllarca mide koruyucusu adı altında kullanıldığı görülmektedir. Gerektiği zaman gerektiği dozda ve sürede doktor önerisi ile kullanılmalıdır. Aksi halde midenin bakteri öldürme özelliği bloke edilmiş olur , sindirim sistemi ve solunum sistemi infeksiyonları daha sık görülür. Bazı vitamin ve minarellerin emilimi için asidik mide ortamı gereklidir. Bu ilaçlar ile asit ortam uzun süre bloke edildiği için emilim noksanlıkları ortaya çıkar. Ayrıca kemik erimesi ve böbrek yetmezliğini de hızlandırdıkları rapor edilmektedir.

    5. Anti demans ilaçları : Bu ilaçlar nörolog tarafından , uygun hastalara kullanılırsa bilişsel aktivitelerde artışa yol açtığı bilinmektedir. Ancak bazen bilinçte azalma olmadan , demans olmamak için yada demans oldu zannı ile veya çok ileri demans hastalarında beklki faydası olur düşüncesi ile doktor olmayan kişilerin önerisiyle kullanılmaktadır. Bu gibi durumlarda ilaçların zararı faydasından daha fazla olmaktadır. Kardiyak etkileri nedeniyle kalp atışı üzerinde vagotonik etkiler (bradikardi gibi) oluşturabilir. Bu etkinin görülme potansiyeli “hasta sinüs sendromu”, sinoatrial veya atrioventriküler blok gibi diğer supraventriküler kardiyak iletim bozukluğu durumları bulunan hastalar için özellikle önemli olabilir. Senkop ve konvülsiyonlara yol açabilirler. İdrar kaçaklarına , inkontinansa yol açabilirler . Parkinson hastalığını düşündüren ekstrapiramidal belirtileri indükleme veya artırma potansiyeli vardır. Diyare ,bulantı , iştahsızlık, baş ağrısı yapabilirler.

    6. Antiviral ilaçlar: Uygun endikasyonda doktor tarafından kullanıldığında çok faydalıdır. Ancak uygunsuz kullanımları risklidir. En fazla uygunsuz kullanım gripin arttığı dönemlerde doktor onayı olmadan kullanılmasıdır. Bu ilaçlara bağlı da karaciğer fonksiyonlarının bozulması bulantı kusma, ciltte reaksiyonlar bildirilmektedir.

    7. D vitamini : Son yıllarda bilinçsizce kullanıldığına şahit olunmaktadır. En sık yapılan hata doktor önerisi olmadan, kandaki d vitamini düzeyini bilmeden yüksek dozda d vitamini kullanılasıdır. Kan düzeyi bilinmeden d vitamini ampül kullanılmaktadır ve peşpeşe birkaç tane kullanılabilmektedir. D vitamni zehirlenmesine yol açabilir, kalsiyum yüksekliği krizleri ortaya çıkabilir. D vitamini gerçekten eksik ise d vitamini ampüller ayda 1 defadan dafa fazla olmamak üzere 2 ve 3 ampül kullanılabilir. O da doktor önerisi ile olmalıdır. D vitamini seviyesi zaten normal ise risk gruplarında düşük doz idame tedavisi yapılabilir . Günde en fazla 1000 Ünite kadar kullanılması önerilir.

    8. Antidepressan ilaçlar. Doktor önerisi olmadan yaygın olarak kullanılmaya başlanmıştır. Bu ilaçlar kullanılırken doktor eşlik eden başka hastalık olup olmadığını sorgulamakta ve gerekli ise hasta için uygun olanı reçete etmektedir. Bu ilaçlara bağlı da cilt reaksiyonları, dikkat dağınıklığı, kalpte ritim düzensizliği, istemsiz kas hareketleri bildirilmektedir. Bazen de birkaç tane bu grup ilaç birlikte kullanılmaktadır . Bu durumda da vücutta aşırı seratonin salınımına bağlı yüksek ateş, aşırı huzursuzluk, zihin bulanıklığı, titreme ve ani kas kasılması ile seyreden serotonin sendromu adı verilen ciddi bir yan etki ortaya çıkabilir.

    9. Kolesterol düşürücü ilaçlar. Yerinde ve zamanında kullanıldığı zaman kalp krizi riskini önemli oranda azaltmaktadır. Ancak bu ilaçların da bazı yan etkileri olduğunu hatırda tutmak gerekir. Kullanmak için konusunun uzmanı doktor tarafından önerilmedi ise bu ilaçların bireylerin kendi başına kullanmaması gerekir. Kas güçsüzlüğü, karaciğer fonksiyonlarında bozulma ve nadiren kas ermesi gibi yan etkileri vardır. Tiroid tembelliği olan kişilerde bu ialçaların yan etkileri daha fazla görülmektedir.

  • Ortak sorunumuz: obezite!

    Obezite günümüzde gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin en önemli sağlık sorunları arasında yer almaktadır. Obezite genel olarak bedenin yağ kütlesinin yağsız kütleye oranının aşırı artması sonucu boy uzunluğuna göre vücut ağırlığının arzu edilen düzeyin üstüne çıkmasıdır.

    Bilindiği üzere beslenme; anne karnında başlayarak yaşamın sonlandığı ana kadar devam eden yaşamın vazgeçilmez bir ihtiyacıdır

    İnsanın büyümesi, gelişmesi, sağlıklı ve üretken olarak uzun süre yaşaması için gerekli olan besin öğelerini yeterli ve dengeli miktarda alıp vücutta kullanabilmesidir.

    Karın doyurmak, açlığı bastırmak, canının çektiği şeyleri yemek veya içmek değildir.

  • Hipertansiyon hakkında

    Tansiyon ya da kan basıncı, kalbin kanı pompalarken damar cidarında oluşturduğu basınçtır ve mm cıva (Hg) olarak ifade edilir. Bu basıncın istenilen değerlerin üzerinde olması durumu ise hipertansiyon olarak tanımlanır.

    Kan basıncı sistolik (halk arasında büyük tansiyon) ya da kalbin kanı pompalarken oluşturduğu basınç ve diastolik (halk arasında küçük tansiyon) ya da kalbin kan pompalamaya ara verdiği dönemdeki basınç olarak iki farklı değerden oluşur.

  • Haşimato tiroidi!

    Çok sık görülen tiroid bezinin hastalıklarından birisidir. Sebebini hala bilemiyoruz. Tiroid bezi vücudun kendi yaptığı bir mekanizmayla, kendisini yabancı hissederek bezin yapısının bozulması, küçülmesiyle seyreden kronik ömür boyu da tedavisini gerektiren bir hastalıktır. Haşimato tiroidinde; tiroid fonksiyon testleri, tiroid USGsi gene önemlidir. Tiroid ultrasonunda bez yapısını kaybetmiştir, yalancı nodüller vardır, küçülmüştür hatta bazılarında tiroid bezi hiç gözükmeyebilir. İlk dönem de tiroid bezi hafif büyüyor olabilir ama bu geçicidir sonra mutlaka uzun dönemde tiroid bezi küçülecektir.

    Gene hastalığının ilk döneminde tiroid bezi hormonları fazla salınabilir. Tiroid bezi folüküllerinin parçalanması nedeniyle ama uzun dönemde hastalık önce subklinik düzeyde sonra klinik düzeyde hipodreniyle seyreder. Yani tiroid bezi hormonlarının yetersizliğiyle. Bu hastalarda tanısal testlerimiz vardır esasında anti T, anti M gibi. Tiroid bezi antikorları pozitif çıkar hastaların. Bir daha bunları kontrol etmeye gerek yok. Hastanın ismini koymak için tiroid bezi antikorlarına bakıyoruz. Daha sonra ki takipler T4 ve TSH’ı üç aylık takipleriyle, hastanın tiroid hormon miktarının dozunu ayarlayabiliriz. Tedavi ne yazık ki ömür boyudur. Kontroller de üç ayda birdir.