Kategori: Dahiliye – İç Hastalıkları

  • Vitamin d eksikliği neden oluşur? Osteomalazi nedir?

    D Vitamini Nedir?

    D vitamini vücutta önemli görevleri olan yağda çözünen bir vitamindir. D Vitamininin görevi ihtiyaca göre kemik ve bağırsaklardan kalsiyum emilimini sağlayarak, kemiklerde mineralizasyonu arttırmakta, kemik erimesini engellemektedir. D vitamini, iki yolla elde edilir. İlk olarak deride bulunan öncü maddenin, güneş ışınları etkisiyle başka bir forma dönüşmesi, emilimi, daha sonra önce karaciğer, sonra böbrekte aktif metabolit haline gelmesiyle, diğer yol ise diyetle D vitamini öncü maddenin alınması ve yine aynı şekilde aktif formuna dönüşmesiyle elde edilir. Diyetle alınan kalsiyumun bağırsaklardan emilmesi için D vitaminine ihtiyaç vardır. Vitamin D’nin insanlar için iki önemli formu mevcuttur; Ergokalsiferol (Vitamin D2) , Kolekalsiferol (Vitamin D3).

    D vitamini eksikliğinde nasıl anlaşılır?

    İnsan vücudunda D vitamini durumu 25-hidroksivitamin D 10–30 (25-OH D) düzeyi ile değerlendirilmektedir. Serum 25-OH D düzeyi güneş ışığına maruziyet, yaşanılan bölgenin deniz seviyesinden yüksekliği, deri pigmentasyon yoğunluğu, yaş ve beslenmeyle alınan D vitamini miktarına göre değişmektedir. Bu nedenlere bağlı değişiklikler göstermekle birlikte genel olarak; erişkinlerde paratiroid hormon (PTH) yükselmesine neden olmayacak 25-OH D düzeyi olan 30 ng/ml eşik değer olarak alınmakta ve 30 ng/ml altındaki değerler yetersiz/düşük, 10 ng/ml altı ise eksiklik olarak normal kabul edilmektedir.

    D vitamini eksikliği nasıl engellenir?

    D vitamini, güneş ışınları etkisiyle deride oluşur. Günlük D vitamini gereksinimi; kollar, bacaklar ve yüzün 20 dakika gün ışığına maruz kalmasıyla karşılanabilir. Gerekli güneş ışığı miktarı, kişini yaşı, deri rengi, maruziyet süresi ve varsa diğer tıbbi sorunlara göre değişir. D vitaminin deride yapımı, yaşla giderek azalır. Deri rengi koyu olan kişilerde, yeterli D vitamininin deride oluşması için, özellikle kış aylarında uzun süreli gün ışığına gereksinim vardır. Güneş koruyucular (faktör 20 ve fazlası) kullananlarda deride D vitamini oluşamaz.

    D vitamini kaynakları nelerdir ?

    D vitaminin diğer önemli kaynağı gıdalardır. Bazı gıdalarda D vitamini doğal olarak bulunur (yağlı balıklar, balık yağı, yumurta). Tereyağ, süt, yulaf, tatlı patates, yumurta sarısı, sıvı yağlar, karaciğer, özellikle yağlı olan tuzlu su (deniz) balıklarından somon, sardunya ve ton balığında bulunur. Bitkilerden maydanoz, ısırgan otu, yoncada mevcuttur. Bazı ülkelerde süt ve süt ürünleri, ekmek, tahıllar D vitamini ile zenginleştirilmektedir. Ülkemizde henüz böyle bir uygulama yoktur.

    D vitamini eksikliği olan annnenin çocuğunda neler olabilir ?

    Fetus kalsiyum ihtiyacını anneden karşılar; annenin gebelikte ve laktasyon döneminde normak kalsiyum dengesi için D vitamini düzeyinin yeterli olması gereklidir. Bu nedenle D vitamini eksikliği olan annelerden, doğan bebeklerde eğer dışardan destek sağlanmazsa serum 25-OHD düzeyleri hızla düşer ve bu da yenidoğan döneminde kalsiyum düşüklüğü , konjenital riketse neden olur. Annede D vitamin eksikliğinin doğum zehirlemesi, gebelerde tansiyon yüksekliği, bebekte düşük doğum ağırlığı, çocuklarda diş minelerinde gelişme bozukluğu, doğuştan katarakt ,Tip1 şeker hastalığı, zeka geriliği yapabilir. Çocuklarda bağışıklık sistemini zayıflatır.

    Vitamin D eksikliği sebepleri nelerdir?

    Güneşe maruziyetin az olması, Diyetle alımının yetersiz oluşu, İlerlemiş karaciğer hastalıkları, böbrek yetersizliği, ilaçlar (barbituratlar, fenitoin, rifampin vs.) vb nedenler D vitamini eksikliği yapabilir.

    Vitamin D eksikliği nasıl tedavi edilir?

    Vitamin D eksikliği, insanlar yeterli güneş ışığına maruz kalmadıkları veya yeterli şekilde gıda ile vitamin D almadıklarında oluşur. Yüz, kollar eller, bacaklar, yüz veya sırtın haftada en aşağı 2 kez 10-15 dakika güneş ışığına maruziyeti optimal serum vitamin D düzeylerini sağlar. Güneş koruyucuların kullanımı vitamin D sentezini azaltır. Yağlı balıklar (somon, sardunya)yumurta sarısı vitamin D’den zengindir. Gıda hazırlama sırasında vitamin D kaybına neden olan en önemli pişirme şekli, bitkisel yağlarla kızartmadır. Hastalarda ileri bir vitamin D eksikliği varsa hastalar 50.000 IU/haftada bir D vitamini , 6- 8 haftalık bir tedaviye alınır ve serum 25OHD düzeylerinin normal seviyelere ulaştırılması hedeflenir.

    Vitamin D eksikliği kas-kemik sistemi dışında ne gibi etkileri vardır?

    Son yıllarda vitamin D eksikliğinin iskelet sistemi dışındada çok önemli 2 fonksiyonarı olduğu anlaşılmıştır. Bağışıklık sistemi metabolik sendromun ögeleri olan kardiyovasküler sistem bozuklukları, obezite, glukoz intoleransı oluşundaki etkileri yanında kanser oluşumu, yaşlanma ve yaşam süreci üzerine de önemli etkileri olduğu bilinmektedir. Genelde yeteri kadar güneşe maruziyet vitamin D yoksunluğu veya yetmezliğini önleyebilmekte ise de, güneşin deriye ulaşmasındaki sorunlar (kapalı giyim tarzları, yüksek rakımda veya enlem boylarında bulunmak, hava kirliliği yaratan durumlar ve yaşlılık ta yoksunluk tabloları veya bazı hastalıklara yatkınlık ortaya çıkmaktadır.

    Osteomalazi ne demektir?

    Erişkinde yeni oluşan osteoidin (kemiğin organik, protein matriksi) mineralizasyonunda bozulma ve mineralize olmamış osteoidin kemikte birikimi ile karakterize bir metabolik kemik hastalığıdır. Genelde vitamin D eksikliği sebebi ile oluşur.

    Osteomalazi ne gibi şikayetlere sebep olur?

    Osteomalazi sinsi başlar ve genelde semptom vermez. Semptomatik olduğunda yaygın kemik ağrısı, kemik hassasiyeti, proksimal kas güçsüzlüğü ve bazen kas kaybı ile kendini gösterir. Ağrı künttür. Palpasyonla ve hareketle artar. Sıklıkla bel, kalça, alt ekstremitelerde ve kırık alanlarında ağrı oluşur. Kaburgalar, vertebralar ve uzun kemiklerde travmasız veya hafif travma ile kırık oluşabilir. Kas güçsüzlüğü, paytak yürümeye, sandalyeden kalkmada veya merdiven çıkmada zorluğa yol açabilir.

  • Reaktif hipoglisemi nedir?

    Reaktif Hipoglisemi nedir?

    Özellikle karbonhidrattan zengin bir yemekten 3-5 saat sonra ortaya çıkan bir açlığı takiben kan şekerinin düşmesi sonucu yaşanan aşırı terleme, çarpıntı, ellerde titreme, konsantrasyon kaybı, sinirlilik, bulantı, aşırı acıkma hissi oluşur. Bu yakınmalar karbonhidrat alımından hemen sonra düzeliyorsa, bu tablo “reaktif hipoglisemi” olarak adlandırılır.

    Reaktif Hipoglisemi nasıl gelişir?

    Şeker metabolizmasındaki düzensizlik, reaktif hipogliseminin en sık nedenidir. Normalde, gıdalarla aldığımız şeker hücre kapısına kadar taşınır, insulin denilen hormon sayesinde hücre içine girer, yanarak enerjiye dönüşür ve böylece yaşam devam eder. Reaktif Hipoglisemi genelikle insülin direnci ile beraberlik gösterir. Vücut gelişen insulin direncini aşabilmek, şekeri hücre içine sokabilmek için, olması gerekenden daha fazla insulin salgılamaya başlar. Daha fazla salgılanan insulin sayesinde, yemeklerden veya karbonhidratlı bir gıdanın alımından hemen sonra şeker düzeyi normal sınırlarda kalır. Bu normal değerlerin sağlanması ancak fazla miktarda insulinin kana geçmesiyle mümkün olduğundan, ilerleyen saatlerde kandaki yüksek insulin şekerin düşmesine neden olacaktır. Kişi bir defada ne kadar fazla karbonhidrat alırsa, o kadar daha fazla insulin salgılanacaktır.

    Reaktif Hipoglisemi ne zaman ortaya çıkar?

    Reaktif hipoglisemi prediabetik dönemde, gastrik boşalma zamanının kısaldığı durumlarda, duodenal ulserde, gastrojejunostomi operasyonlarından sonra da ortaya çıkar. Hipertiroidi gibi gastrointestinal motiliteyi hızlandıran hastalıklarda aynı tabloyu ortaya çıkarırlar. idyopatik reaktif hipoglisemi oldukça sık rastlanan bir tablodur. Rafine karbonhidrattan zengin bir yemekten 3-5 saat sonra ortaya çıkan bu tabloda semptomları gözden geçirdiğimizde, hipogliseminin kardiyolojik ve psikiyatrik hastalıklara benzeyebilir ve bu gibi durumlarda hipogliseminin araştırılması gerekir.

    Reaktif Hipoglisemi tanısı nasıl konur?

    Tanıda kullanılan iki önemli test vardır:

    Uzamış açlık testi

    Oral glukoz tolerans testi

    Uzamış açlıkta normalde kan şekeri düşer. insülin de bu düşüşü izler. Açlığın 72. saatinde kan şekeri 45 mg/dl çevresindedir ve burada sabit kalır. Glisemi 30 mg-40 mg/dl iken pratik olarak insülin undetectable (ölçülemez) olmalıdır.

    Oral glukoz tolerans testi reaktif hipoglisemiyi ortaya çıkarmakta kullanılır. Fizyolojik olmadığı ileri sürülmektedir. Bununla beraber henüz yerine koyabileceğimiz bir test yoktur. Bununla beraber 6 saat süren oral glukoz tolerans testinde, test sırasında yakınmaların olması ve gliseminin 55 mg/dl’nin altına düşmesi tanıda önemlidir.

    Reaktif Hipoglisemi ile beraber olan hastalıklar nelerdir?

    Hipertansiyon,migren,aritmi,gıda alerjisi,düşük riski reaktif hipoglisemi ile sıklıkla birliktelik gösterir.

    Reaktif Hipoglisemi nasıl tedavi edilir?

    Diyet ve egzersizle tedavi edilir. Düşük Glisemik indeksli diyet verilebilir.İnsülin direnci için kullanılan ilaçlar şikayetleri azaltabilir.

    .

  • Endokrinoloji nedir?

    Endokrinoloji vucudumuzdaki hormon salgilayan ic salgi bezlerinin hastaliklariyla ugrasan bir bilim dalidir. Endokrin sistem , iç salgı bezlerinin salgıladıkları hormonların azlığı, fazlalığı ve bu bezlerin tümörleri ve metabolizma hastalıkları ile ilgilenir. Endokrin sistemi oluşturan salgı bezleri, hipotalamus, hipofiz, tiroid, paratiroid, pankreas, yumurtalıklar (Kadında overler, erkekte testisler), böbreküstü bezi (yağ dokusu, endotel (damar iç duvarını döşeyen hücreler)dir. Endokrinolog endokrin sistem hastalıklarıyla uğraşan doktordur. Endokrinologlar altı yıllık tıp fakültesini bitirirler ve sonrasında dört veya beş yıllık iç hastalıkları ihtisas programını tamamlarlar. Üç yıl da hormon hastalıklarına nasıl tanı koyacaklarını ve tedavi edeceklerini öğrenmek için geçirirler. Toplam olarak bir endokrinoloğun eğitimi 13 yıldan fazla zaman almaktadır.

    Endokrin hastalıklar ve bozukluklar nelerdir.

    Obezite (Şişmanlık)

    Şeker Hastalığı

    İnsülin Direnci

    Hipoglisemiler (şeker düşüklüğü)

    Endokrin hipertansiyon

    Tiroid hastalıkları (Hipotiroidi, hipertiroidi, tiroid nodülü, tiroid kanserleri )

    Paratiroid bezi hastalıkları (Hiperparatiroidi, hipoparatiroidi, paratiroid adenomu)

    Böbreküstü bezi bozuklukları ( Addison hastalığı, cushing sendromu, konjenital adrenal hiperplazi, androgenital sendromlar, feokromasitoma )

    Yumurtalık hastalıkları ( polikistik over sendromu, hipogonadizm)

    Testis hastalıkları ( Hipogonadizm, testosteron hormon eksikliği, kısırlık )

    Kemik Hastalıkları ( osteomalazi, osteoporoz, osteogenez imperfekta, metabolik kemik hastalıkları, paget hastalığı)

    Metabolizma hastalıkları ( Karbonhidrat , yağ ve protein metabolizma bozuklukları, ürik asit yüksekliği, kolesterol yükseklikleri, kolesterol düşüklüğü, doğuştan hormon eksiklikleri, enzim eksiklikleri )

    Vitamin ve mineral bozuklukları ( vitamin B12 eksikliği, Dvitamini eksikliği , kalsiyum düşüklüğü, sodyum düşüklüğü, magnezyum ve çinko eksiklikleri )

    Büyüme ve gelişme gerilikleri ,boy kısalıkları

    Beslenme bozuklukları

    Erken ergenlik sorunları , ergenlik gecikmeleri

    Aşırı Terleme, Aşırı Boy Uzaması,

    Adet düzensizlikleri, Hirsutizm (Kıllanma)

    Poliglandüler sendromlar ( birden fazla salgı organının etkileyen hastalıklar)

    Mültiple endokrin hastalıklar ( MEN sendromları )

    Hipofiz ve hipotalamus hastalıkları

    Büyüme hormonu eksikliği veya fazlalığı

    Prolaktin yüksekliği veya prolaktinoma

    Diyabetes insipidus

    Hipofiz ve hipotalamus kitleleri

    Sheehan sendromu

    Cushing hastalığı
    Endokrinolojik tanı testleri yapılabilmektedir; Glukoz Tolerans testi, ACTH (Synacthen) Uyarı testi, İnsülin Hipoglisemi testi, Glukoz-Büyüme Hormonu Baskılama testi, Dekzametazon Baskılama testi, Su Kısıtlama Testi, Tuz Yükleme testi, 72 Saatlik Açlık testi, TRH Uyarı testi, GnRH Uyarı testi, Human Koryonik Gonodotropin Testi (Pregnyl testi), CRH Uyarı testi, GHRH Uyarı testi uygulanmaktadır.

  • İnsülin direnci neden önemlidir?

    İnsülin direnci nedir?

    İnsülin; pankreas bezinden salgılanan, kan şekerini düşürücü etki yapan, yağ dokusunu azaltan ve protein yapımını artıran önemli bir hormondur. İnsülin, kandaki şekerin kandan ayrılarak hücre içine girmesini sağlar. Kanda yüksek olan insülin önceleri kan şekerini hücrelere sokar, ancak hücrelerin alabileceğinden daha çok enerji vücuda girerse insülin artık bu görevini yapamaz hale gelir. İnsülin hormonunun kanda kanda fazla bulunmasına rağmen yeterince etkili olamamasına insülin direnci (rezistansı) adı verilir.

    İnsülin direnci neden olur ?

    İnsülinin vücutta etkili olabilmesi için hücre zarındaki alıcılara bağlanarak hücreye girmesi ve etkisini göstermesi gerekir. İnsülinin alıcılara bağlanmasını engelleyen veya bağlandıktan sonra hücreye etki etmesini azaltan durumlar insülin direnci yapar. Bunlar genellikle genetik yatkınlık, kilolu olmak, kortizonlu ilaç tedavileri, bel çevresinin artmış olması, yaşlanma ve hareketsiz yaşam biçimi ve beslenme şekli ( fast food , karbonhidrattan zengin, hazır paketlenmiş gıdalar, dondurulmuş gıdalar, hazır meyve suları, gazlı içecekler, mısır şekerinin kullanıldığı gıdalar, rafineri gıdaların tüketimi) insülin direnci yapabilir.

    İnsülin direncine sebep olan hormonal hastalıklar nelerdir?

    Yumurtalık kistleri, büyüme hormonu eksikliği veya fazlalığı, strese cevap olarak salgılanan kortizol ve adrenalin hormonunun fazla salgılanması, süt hormonun fazlalığı, tiroid bezinin az ya da çok çalışması, parathormon yüksekliği, erkeklik ve kadınlık hormon eksiklikleri gibi hastalıklar insülin direnci oluşmasına neden olabilir.

    Sağlıklı kişilerde insülin direnci olabilir mi?

    Sağlıklı insanların yaklaşık %25’de insülin direnci olabilir.

    insülin direncinden ne zaman şüphelenmek gerekir ?

    Diyet ve egzersize rağmen kilo verememe, yorgunluk halsizlik, çabuk acıkma, geç doyma, yemeklerden 2-3 saat sonra olan acıkma hissi, sabah yorgunlukları, öğle yemeği sonrası yorgunluk, uyku basması, elde ayakta titreme, soğuk soğuk terleme ve baygınlık hissi, tatlı yeme isteği (gece uykudan kalkıp tatlı bir seyler yemek ), giderek kilo alan kişinin ailesinde şişman ve diyabetli kişilerin varlığı durumlarında veya yukarıda bahsedilen hormonal bozukluk durumlarında insülin direncinden şüphelenmek gerekir. Bu hastalarda özellikle karın çevresinde yağlanma artışı görülebilir.

    İnsülin direnci hangi hastalıklara sebep olur?

    insülin direnci, şeker hastalığı, inme, kalp damar hastalıkları, ateroskleroz, hipertansiyon, karaciğer yağlanması, lipid yükseklikleri, polikistik over hastalığı ve infertilite gibi birçok hastalık için suçludur. Alzheimer (bunama) ile insülin direnci arasında bağ olduğu da saptanmıştır.

    İnsülin direnci kansere sebep olur mu?

    İnsülin direnci ve obezite ile kanser arasında ilişki saptanan çok sayıda çalışma vardır. Bu kişilerde kanda artan insülin benzeri büyüme faktörü kansere yatkınlık oluşturabilir. Yemek borusu, Kalın bağırsak, Pankreas, Meme, Rahim, Yumurtalık, Prostat, Böbrek, Mesane, Tiroid ve Lenf kanseri riskini artırdığı yapılan birçok bilimsel çalışmada gözlemlenmiştir.

    İnsülin direnci nasıl hesaplanır ?

    10-12 saatlik açlık sonrası ölçülen açlık kan şekeri ve insülin hormon düzeyleri ile HOMA-İndeksi hesaplanır. HOMA indeksi >2,5 üzerinde olan kişilerde insülin direnci vardır.

    İnsülin direnci nasıl tedavi edilir ?

    Yaşam tarzı değişikliği ve düzenli egzersiz hastaların büyük çoğunluğunda nsülin direnci düzeltilebilir. Düşük glisemik indeksli beslenme ( kan şekerini yükseltmeyen veya yavaş yükselten besinler ) çok önemlidir. Gereken hastalarda insülin direncini kıran ilaçlar (metformin vb. ) tedaviye eklenebilir. Düzenli spor yapmak ve kilo vermek insülin direncini kıran en önemli faktörlerdir.

    İnsülin direnci tedavi edilmezse neler olur?

    Obezite, Tansiyon yüksekliği, kanda trigliserit (kan yağları) yüksekliği, ürik asit yüksekliği ve göbekte yağlanma , karaciğer yağlanması, yumurtalıklarda kist (polikistik over hastalığı), kan pıhtılaşmasına eğilim, HDL kolesterolde (iyi kolesterol) azalma ve idrarla atılan proteinde artma (mikroalbüminüri) birlikte olabilir. Bu kişilerde kalp koroner damar hastalığı ve tip 2 şeker hastalığı çok sık görülür.

  • Hipoglisemi

    Hipoglisemi

    Hasta hipoglisemi belirtilerini fark ettiğinde bir şeyler yiyerek, bir bardak meyve suyu veya 2-3 kesme şeker alarak hipoglisemiyi önleyebilir. Belirtilerin 5-10 dakika içinde düzelmediği durumlarda tedavi tekrarlanabilir.

    Hipoglisemi belirtileri;

    • Terleme
    • Açlık hissi
    • Baş dönmesi, sinirlilik, çarpıntı
    • Dudaklarda uyuşma
    • Görme bozukluğu
    • Solgunluk
    • Yorgunluk, baygınlık

    Bazı hastalarda hipo ağır seyreder ve hasta durumunun farkına varamadan şuurunu kaybeder. Bu kişiler yakınlarının yardımına ihtiyaç duyarlar.
    • Kan glukoz düzeyi genellikle 40 mg/dl’nin altındadır. Böyle bir durumdaki hastaya kesinlikle ağızdan hiçbir şey verilmemelidir.
    • Hastaya şayet yanında bulunuyorsa, deri altına glukagon enjeksiyonu yapılmalıdır.
    • Hastanın durumu düzeldikten sonra 30 g yavaş emilen bir karbonhidrat (bir elma veya bir dilim ekmek ) verilmelidir.
    • Hastanın durumu 5-10 dakika içinde düzelmezse derhal hastaneye sevk edilmelidir.
    • Bu hastalarda kan glukoz düzeyi ölçülmeli ve derhal hastaneye götürülerek damar yolundan glukoz verilmelidir.

    Belirti ve bulgular;

    •Yoğun susama duygusu
    • Aşırı miktarda su içme
    • Aşırı idrara çıkma
    • Aşırı yemek yeme
    • Yorgunluk ve kilo kaybı
    • Görme bozukluğu

    Seyahat Listesinde Neler Olmalı?

    • Fazladan bir hafta yetecek miktarda insülin, enjektör veya insülin enjeksiyon kalemi ve diğer ilaçlar.
    • Fazladan bir hafta yetecek miktarda kan glukoz ve idrar keton test çubukları.
    • Doktor reçeteniz.
    • Diyabet günlüğünüz.
    • Peynir, kraker, kesme şeker gibi yanınızda kolayca taşıyabileceğiniz gıdalar.
    • Glukagon (ağır hipoglisemi tedavisinde kullanılmak üzere)

  • İnsülin kan şekerinize ne yapar?

    İnsülin kan şekerinize ne yapar?

    •İnsülin, kan şekeri düzeyinizi düşürür. Bunu, kandaki şekerin vücut hücrelerine girmesini sağlayarak gerçekleştirir.

    •İnsülin tedavisi bağımlılık, alışkanlık yapıcı bir özellik taşımaz.

    •İnsülin tedavisinin geciktirilmesi için doktorun ve hastanın kendini zorlaması çok yanlıştır.

    •Olabildiğince erken ve yeterli dozda insülin verilmesi meydana gelecek hasarları önleyici ya da yavaşlatıcıdır.

    İNSÜLİN UYGULAMASI

    • Her enjeksiyondan önce eller su ve sabunla yıkanmalıdır.
    • Flakonun üzerindeki koruyucu kapak çıkartılır.
    • Koruyucu kapağın altındaki kauçuk tıpa alkolle temizlenir.
    • İnsülin enjektörünün koruyucusu çıkartılır.
    • Enjektöre çekilecek insülin miktarı kadar hava flakona verilir. Gereken miktar insülin enjektöre çekilir.
    • İnsülin enjektöre çekildikten sonra enjektörün içinde kalan hava kabarcıkları çıkartılır.

    Enjektör ile İnsülin Uygulaması

    1. Ellerinizi yıkayın.
    2. İnsülin flakonunu elleriniz arasında yuvarlayın
    3. Flakonun kapağını alkollü pet ile silin
    4. Enjektöre uygulanacak insülin miktarı kadar hava çekin.
    5. Enjektörü flakona sokun ve havayı flakonun içine boşaltın.
    6. İğneyi çıkarmadan flakonu çevirin.
    7. Uygun dozda insülini enjektöre çekin.
    8. Enjektör içinde hava olup olmadığını kontrol edin. Eğer hava varsa enjektörün içindeki insülini tamamen boşaltıp uygun dozu tekrar çekin.
    9. İğneyi flakondan çıkarın ve dikkatlice kapağını kapayın.

    İnsülin Saklama Koşulları

    • Bütün insülinler 2-8°C’ de buzdolabında (yumurtalık, tereyağlık bölümünde) saklanmalıdır.
    • İnsülinler asla buzdolabının dondurucu kısmına konmamalıdır.
    • Direkt güneş ışığından korunmalıdır.
    • Kısa etki süreli insülinler berrak ve renksiz görünümde değilse kullanılmamalıdır.

    Kan şekeriniz aniden düşerse…

    •Sinirlilik
    •Titreme
    •Yorgunluk
    •Terleme
    •Açlık hissi
    •Baş ağrısı
    •Bulanık görme
    •Çarpıntı hissi
    •Dikkat dağılması, kan şekeri düşüklüğü (hipoglisemi) belirtileridir.
    •Eğer kan şekerinizin düştüğünü düşünüyor ancak ölçüm yapamıyorsanız şeker içeren bir şeyler yiyin.
    •Eğer 15 dak. içinde kendinizi daha iyi hissetmezseniz, aynı miktar şekerli besini tekrar yiyin.
    •Eğer kendinizi hala iyi hissetmiyorsanız acil servise başvurun.

    Kan şekeriniz çok yükselirse…

    •Her zamankinden daha fazla susama
    •Her zamankinden daha fazla acıkma
    •Sık sık idrar yapma
    •Geceleri idrar yapmaya kalkma
    •Deride kuruma ve kaşıntı
    •Halsizlik, yorgunluk
    •Bulanık görme
    •Enfeksiyon
    *Yaraların yavaş iyileşmesi kan şekeri yüksekliğinin (hiperglisemi) belirtileridir
    •Günlük diyabet tedavinize uymanız kan şekeri yükselmesini önlemenin en iyi yoludur.

    –Diyetinize mutlaka uyun
    –Diyabet ilaçlarınızı zamanında ve doğru olarak kullanın
    –Düzenli fizik egzersizlerinizi yapın
    –Her gün kan şekerinizi ölçün

  • Diyabetle yaşam

    Diyabet nedir?

    •Pankreastan salgılanan insülin hormonu kan şekerini düşürerek vücudunuzun, yediğiniz besinlerdeki enerjiyi gereken şekilde kullanmasını sağlar.

    •Eğer insülinin salgılanmasında ya da işlev görmesinde bir sorun meydana gelirse şeker hücrelerin içine gireceği yerde kanda birikmeye başlar.

    •Diyabet ömür boyu süren bir hastalıktır.

    Diyabet Kontrolü ne demektir?

    Diyabet tedavisinde hedef, kan şekerini “normale” yakın değerlerinde kalmasını sağlayacak şekilde kontrol altında tutmaktır

    Diyabetin Kontrol Altında Tutulması Niçin Gereklidir?

    •Kan şekeriniz normalden yüksek ya da düşük olduğunda kendinizi yorgun, hasta ve rahatsız hissedersiniz.

    •Diyabetin kontrol altına alınması daha sağlıklı ve uzun bir ömür sürmenizi sağlar.

    •Kan şekeri seviyenizi normale yakın tutmanız uzun dönemli eşlik eden hastalıkların ortaya çıkmasını önleyebilir, geciktirebilir ya da hafifletebilir.

    •Hastalığını sizi değil siz hastalığınız kontrol altına alın!

    Diyabet Tipleri

    •Tip 1 Diyabet: Vücut çok az insülin yapar veya hiç insülin yapamaz.

    Tip 2 Diyabet: Vücut insülin yapar fakat gerektiği gibi kullanamaz.

    Tip 1 diyabetin belirtileri

    •Aşırı miktarda susamak

    •Fazla miktarda idrara çıkmak

    •Çok fazla acıkmak

    •Ani kilo kaybı

    •Kendini çok yorgun hissetmek

    Tip 2 diyabetin belirtileri

    •Yorgunluk hissetmek

    •Ciltteki kesiklerin ya da yaraların geç iyileşmesi

    •Kuru ve kaşıntılı bir cilt

    •Sık sık enfeksiyon gelişmesi

    •Sık idrara çıkma

    •Bulanık görme

    •Cinsel sorunlar

    •Ellerde veya ayaklarda uyuşma, karıncalanma

    •Açlık hissinin artması ve aşırı yeme

    •Ağız kuruluğu ve çok su içme

    Diyabette beslenme planlaması nedir?

    •Sağlıklı besinler seçmek

    •Gerekli miktarda besin almak

    •Uygun zamanda yemek

    Sağlıklı besinler seçmek

    •Çeşitli besinler alın: Farklı besin gruplarından, ihtiyacınızın olan besinleri alın.

    •Daha fazla posalı gıdalar tüketin.

    •Daha az tuz tüketin.

    •Daha az yağ, özellikle daha az hayvansal yağ alın.

    Fiziksel aktivite

    •Egzersize başlamadan önce doktorunuzla, hemşirenizle veya diyabet eğitimcinizle konuşmanız önemlidir.

    Fiziksel aktiviteye niçin ihtiyaç var?

    •Kandaki şeker miktarını daha iyi kontrol altında tutarsınız.

    •Depolanmış fazla enerjiyi tüketerek vücut ağırlığınızı kontrol altına alabilirsiniz.

    •Genel sağlık durumunuzu düzeltebilirsiniz.

    •Fiziksel ve duygusal olarak kendinizi daha iyi hissedersiniz.

  • Endoskopide yenilikler

    Endoskopi işlemi, sindirim kanalının değişik bölümlerinin fiberoptik kablolar yardımıyla incelenmesi işlemidir ve yaklaşık 40 yıldır insanlığın hizmetinde olan çok yararlı bir tanı yöntemidir. Bu işlem sayesinde yemek borusu, mide ve bağırsakların hastalıklarının erken tanısı yapılabilmekte, girişimsel işlemlerle de aynı seansta tedaviler uygulanabilmektedir.

    Bu yıllar içinde endoskopi alanında pek çok gelişme olmuştur. Öncelikle, son yıllarda işlem sırasında sedasyonda –uyutulma- kullanılan etkili ve güvenli ilaçlar geliştirilmiştir. Bunlar kısa sürede hastanın uyumasını sağlar, işlem boyunca hasta uyur, işlemden sonra da hasta hızla uyanır ve günlük yaşamına devam eder. İşlem boyunca hastanın kalp atışı, kan basıncı ve kan oksijen düzeyi sürekli gözlemlenir, bu nedenle uyutmadan kaynaklanan olası riskler en az düzeye indirilir.

    Endoskopi teknolojisinde görüntü keskinliğinde kaydedilen ilerleme ve yenilikler sayesinde mide ve bağırsak duvarında kanserin öncüsü olan erken lezyonların tanısı daha mümkün hale gelmiştir. Bu şekilde saptanan lezyonlar, yine endoskopik yöntemlerle çıkartılabilmekte ve hasta yaşamına önemli bir katkı sağlanmış olmaktadır. Yine endoskopi ile uygulanan argon plazma lazer gibi yakarak tedavi yöntemleriyle de, bu şekildeki lezyonlar ortadan kaldırılabilmektedir.

    Sindirim sistemi kanamaları, endoskopinin tedavide en çok kullanıldığı alanlardan bir tanesidir. Kanayan yaranın (ülser) ya da damarın bulunması, kanamayı durduran ilaç enjeksiyonu ya da metal kliplerle bağlanması gibi yöntemler çoğu kez hayat kurtarıcı olmaktadır. Ayrıca bu tedaviler sayesinde hastaya kan verme ihtiyacı azalmakta ve hastanın hastanede yatış süresi kısalmaktadır.

    Son yıllarda tüm dünyada giderek kabul gören bir kullanım alanı da kalın bağırsak kanserinde kolonoskopi taramasıdır. Kalın bağırsak –kolon- kanserleri hem erkek hem de kadınlarda en çok görülen kanser türleri arasında ilk sıralardadır. Kolon tümörleri büyük oranda polip zemininde gelişirler; yani önce bir polip evresinden geçer, daha sonra kansere dönüşürler. Polipler, bağırsak duvarından köken alan, büyüklükleri birkaç milimetreden başlayan ve giderek artan iyi huylu oluşumlardır. Çapları 1 cm. yi aşınca, içlerinde kanser hücreleri gelişme riski belirir (displazi) ve takibeden sürede bunlar aşikar kolon kanserine dönüşürler. İşte, kolonoskopinin yararı burada ortaya çıkmaktadır; kalın bağırsakta görülen polipler aynı kolonoskopi seansı sırasında çıkarılabilmekte ve hasta çok etkili bir şekilde kolon kanserinden korunmuş olmaktadır. Bu nedenle pek çok batı ülkesinde 50 yaşından sonra tüm nüfusa belirli aralıklarla kolonoskopi taraması uygulanır.

    Kapsül Endoskopi

    Son yıllarda endoskopi alanındaki en önemli yeniliklerden birisi de, kapsül endoskopidir. Bu işlemde esas amaç ince bağırsakların incelenmesidir. Vitamin büyüklüğünde bir kapsül aracılığıyla alınan görüntüler gövdede taşınan bir alıcı cihaza kaydedilir. Kayıt 8 saat boyunca sürer vebu sırada kişi günlük aktivitelerine devam eder. İncelemenin sonunda kapsül kendiliğinden dışkıyla atılır. Günün sonunda alınan ince bağırsak görüntü kayıtları bilgisayarda incelenir. Bu yöntem sayesinde ince bağırsağı tutan iltihaplı hastalıklar (Crohn hastalığı), nedeni aydınlatılamamış sindirim sistemi kanamaları, ince bağırsak tümörleri gibi hastalıkların tanıları konulur.

    Yine son dönemde geliştirilmekte olan bir kapsül yöntemi de kolon kapsül endoskopisi ya da kapsül kolonoskopidir. Kalın bağırsak hastalıklarının tanısında en kesin yöntem kuşkusuz ki standart kolonoskopidir. Ama bunun uygulanmasının mümkün olmadığı hastalarda, örneğin sedasyon, yani uyutma işleminin sakıncalı olduğu hastalar, ya da kolonoskopi uygulamasını kesinlikle reddeden hastalarda denenebilir. Yöntemin avantajı, işlem sırasında aynen ince bağırsak kapsül endoskopisinde olduğu gibi hastanın günlük aktivitesine devam edebilmesidir.

    Son yıllarda reflü hastalığı tanısında da telemetrik kapsül kullanılmaya başlanmıştır. Reflü hastalığı bazen tipik belirtiler vermeyebilir; yanma ekşime gibi şikayetler olmayabilir. Bunun yerine öksürük, ses kısıklığı, göğüs ağrısı gibi doğrudan reflüyü akla getirmeyen belirtiler oluşabilir. İşte böyle durumlarda yemek borusu alt ucuna yerleştirilen küçük bir kapsül yardımıyla 48 saat boyunca asit ölçümü yapılır ve kayıtlar yine gövdede taşınan bir alıcıya radyo dalgaları aracılığıyla gönderilir. Hasta, bu 48 saat boyunca normal yaşamına devam eder. Kapsül daha sonra mideye düşer ve kendiliğinden dışkıyla atılır. Kırk sekiz saat boyunca alıcıya kaydedilmiş olan kayıtlar da, bilgisayarda incelenerek reflü varlığı araştırılır ve reflü ataklarının hastanın yakınmaları ile olan ilintisi incelenir.

    Kapsül yöntemleri, gerek kapsül endoskopi, gerekse pH izlem kapsülü, tanısal yönden çok yararlı katkıları olan noninvaziv endoskopi teknikleridir ve hasta konforu üzerine olumsuz bir etki yapmadan uygulanan yöntemler olarak gelecekte daha yaygın kullanılmaları beklenmektedir.

  • Kapsül endoskopi nedir?

    Kapsül endoskopi sindirim sisteminin kapsül kamera aracılığıyla incelenmesi işlemidir. Standart endoskopiden farklı olarak fiberoptik kablolar kullanmak yerine, içinde kamera bulunan bir kapsülün yutulması ve bu kapsülün sindirim sistemi boyunca görüntü kaydetmesi ile yapılır. Bu görüntüler hastanın üzerinde taşınan bir cihaz tarafından kaydedilir ve daha sonra monitörde incelenir. Kapsül yutulduktan sonra yaklaşık 8 saat boyunca kayıt alınır, 10 saat sonra vücudu terk eder. Kayıt için karına yapıştırılan sensorlar kullanılır. İşlem bitince bu sensorlar çıkartılır.

    İşlemin standart endoskopiden diğer bir önemli farkı, herhangi bir sedasyon (uyutma) gerektirmemesi, üzerinizde kayıt cihazını taşırken normal günlük aktivitelerinizi sürdürebilmenizdir.

    Bugün için üç çeşit kapsül mevcuttur;

    PillCam ESO 2: özofagus (yemek borusu) kapsülü

    PillCam SB 2 : ince bağırsak kapsülü

    PillCam Colon : kalın bağırsak kapsülü

    İnce bağırsak incelemesi günümüzde en çok kullanılan kapsül endoskopi yöntemidir. Sindirim sistemi kanamalarında, mide ve kalın bağırsakta kanama nedeninin bulunamadığı durumlarda, Crohn hastalığı gibi iltihaplı bağırsak hastalıklarının incelemesinde, ya da ince bağırsak tümörleri gibi hastalıklarda kullanılmaktadır.

    Kapsül Kolonoskopi

    Kolon kapsülü ile yapılan kolonoskopi son yıllarda kullanılmaya başlanılmış bir inceleme yöntemidir. Kalın bağırsak incelemesinde günümüzde hala en duyarlı yöntem standard kolonoskopidir ancak bunun yapılamadığı hastalarda (örneğin sedasyon kontrendikasyonu –uyutmanın sakıncalı olduğu- olan hastalar ya da kolonoskopi işlemini kabul etmeyen hastalar) kapsül kolonoskopi tarama amacıyla kullanılabilir, çünkü ağrısız bir işlem olduğu için analjezi ve sedasyon gerektirmez. Birgün önceden yapılan bağırsak temizliğinden sonra, takibeden sabah kapsül yutulur. On saat kadar işlem sürer, bunun 8 saatinde kalın bağırsak görüntüsü kaydedilir.Bu sürenin bitiminden sonra kapsül dışkı ile kendiliğinden atılır. Kaydedilmiş olan bu görüntüler hekim tarafından daha sonra izlenerek rapor edilir.

    İşlemin sürdüğü 10 saat boyunca hastanın yatması gerekmez, üzerinde taşıdığı kayıt cihazıyla günlük aktivitelerini sürdürebilir.

  • Reflü nedir? Nasıl tedavi edilir?

    Reflü hastalığı çok yaygın görülen bir üst sindirim sitemi sorunudur. Yemek borusu ile mide arasındaki geçiş bölgesinde gevşeme sonucunda midenin asitli içeriğinin yemek borusuna doğru geri kaçmasıyla oluşur.

    Belirtileri nelerdir?

    Reflünün başlıca belirtileri ekşime, karın üstünde ve göğüste yanma, ağrı ve ağza acı su gelmesidir. Bazı hastalarda bu şikayetler olmaksızın geri kaçan asitin etkisiyle boğaz ağrısı, ses kısıklığı, öksürük gibi atipik belirtiler oluşabilir.

    Reflü Hastalığı Nasıl Saptanır ?

    Reflü tanısında hastanın yakınmalarının belirlenmesi en temel yöntemdir. Yemek borusunda oluşan hasarın saptanması için endoskopi yapılır. Atipik belirtileri olan hastalarda ya da ileri tedaviler öncesinde hastalığın kesin tanısı için sürekli pH ölçümü gerekebilir, bu amaçla yemek borusu alt ucuna BRAVO kapsül adı verilen, asit ölçümü yapan küçük bir cihaz yerleştirilerek, 48 saatlik ölçüm sonuçları bilgisayarda değerlendirilir. Kapsül çok küçük olduğu için yemek borusunda kalış süresince bir rahatsızlık vermez.

    Reflü Hastalığının Tedavisi

    Reflü hastalığında ilaç tedavisi veya ameliyat uygulanabilir.

    İlaç tedavisi en yaygın uygulanan tedavidir. Mide asit salgısını durduran ilaçlarla reflü ve oluşturduğu sorunlar ortadan kaldırılır. Bu ilaçlar etkili ve güvenli olduğu kanıtlanmış ilaçlardır. Ancak hastaların çoğunluğunda ilaçları sürekli kullanmak gerekir, ilaç bırakıldığında hastalık belirtileri geri döner. İlac tedavisine destek olmak için diyet önerilir. Bu amaçla kahve, çukulata, çok yağlı gıdalar, hamur işi tatlılar, gazlı içecekler, sigara ve alkol tüketilmemesi önerilir. Ayrıca gece yatmadan en az 3 saat önce yemeğin bitirilmesi gereklidir.

    Cerrahi tedavi günümüzde kapalı yöntem (laparoskopik) ile uygulanan etkili bir tedavi yöntemidir. Bu ameliyatta mide ile yemek borusu arasındaki geçiş daraltılır. İşlem karın açılmadan yapıldığı için hastanede yatış süresi sadece 1 gündür.

    Bu yöntemlerden hangisinin hasta için uygun olduğuna hekim ve hasta birlikte karar verir. Reflü hastalığı mutlaka tedavi edilmesi gereken bir sorundur, çünkü yalnızca hastanın yaşam kalitesini bozmakla kalmaz, yemek borusunda önemli komplikasyonlara da yol açabilir.