|
REFLÜ HASTALIĞINDA HASTA NELERE DİKKAT ETMELİDİR Bir öğünde aşırı yemek yerine sık ve az öğünleri tercih ediniz. Sıcak yiyeceklerden sakınınız. Yavaş yiyiniz, iyi çiğneyiniz. Yemek yerken sıvı alımını azaltınız, sıvıyı öğün aralarında içiniz. Yemek sonrasında hemen uzanmayınız. Yemekten sonra eğilmeyiniz. Geç yemekten sakınınız, yemekten 3-4 saat sonra yatınız. Sıkı giysilerden sakınınız. (kemer, korse, dar pantolon vb). Yatak başının 15 cm. yükseltilmesi uyurken reflüyü önler. Sigara kullanımını bırakınız. Sigara alt özofagus kaslarını zayıflatır. Sakız çiğnemekten sakınınız. Çünkü yutulan hava miktarı artar, bu da gaz ve reflüye yol açar. Fazla kilonuz varsa kilo veriniz. Şişmanlık reflüyü artırır. Yağlı besinler, (yağ, çikolata, kremalı besinler tam yağlı süt vb.) Yağda kızartılmış besinler, (fastfood vb.) Çay, kahve, diğer kafeinli içecekler, alkol, karbonatlı içecekler, soda Nane. Baharatlı ve acılı besinler Asidik besinlerden (domates, portakal suyu, limon vb.) Et suyu ve et suyu içeren besinlerden SAKININIZ! |
Kategori: Dahiliye – İç Hastalıkları
-
Reflü hastalığında hasta nelere dikkat etmelidir
-
Sağlıklı oruç için püf noktaları
Ramazan geldi, şimdi oruç zamanı! Oruç tutulurken bütün gün aç olmak mide ve bağırsak hastalıkları açısından sorun oluşturabiliyor. Sindirim sistemi hastalığı olanların özellikle de reflü, gastrit ve ülser geçirenlerin Ramazan ayında oruç tutmaya başlamadan önce çok dikkatli olması gereklidir. Özellikle reflüsü olanlar çok dikkatli olmalı. Uzun süren açlık sonrasında fazla miktarda ve hazmı güç besinler yemek sonucunda mide boşalma zamanı uzar ve midenin sindirim için ürettiği asit miktarı artar. Gün de yoğun geçtiyse yemek sonrası uyku ihtiyacı olur. Bütün bunların sonucunda reflü ortaya çıkması ya da reflü hastalığının şiddetlenmesi kaçınılmazdır!
Yemek Sonrası Hemen Yatmayın
Uzun süren açlığı takiben fazla miktarda ve hazmı güç besinlerin hızlı bir biçimde tüketilmesi sonucu, mide boşalma zamanı uzar ve midenin sindirim için ürettiği asit miktarında artış meydana gelir. Günü yoğun bir çalışma temposu içerisinde ve oruçlu geçiren ve bu şekilde yanlış beslenenlerde yemek sonrası uyku ihtiyacı da kaçınılmaz olur ve yemek yer yemez uzanmak ihtiyacı hissederler. Bütün bunların sonucunda ise reflü ortaya çıkması veya var olan reflü hastalığının şiddetlenmesi kaçınılmazdır! Bu açıdan özellikle önceden reflü tanısı konulan hastalar Ramazan ayı başlamadan takiplerini yapan gastroenteroloji uzmanı ile görüşmeli; yeni öneriler ve ilaç tedavileri alarak uygulamaya başlamalıdır.
Reflüsü Olanlar Oruç Tutarken Nelere Dikkat Etmeli?
Günlük kalori ihtiyacının çok üzerinde beslenmemeli. İftar ve sahur arasında ek öğünler alınmalı, tek öğünde aşırı yemekten kaçınılmalıdır.
İftar su veya çorba gibi sıvı besinlerle açılmalı. Bunları bitirdikten sonra 15-20 dakika beklenerek diğer besinlere geçilmelidir.
Yemekler iyi çiğnenerek öğütülmeli ve hızlı yemekten kaçınılmalıdır. Çiğneme tükrük ve mukus salgılanmasını sağlayarak yemek borusu ve midenin iç yüzünü döşeyen örtüyü mide asidine karşı korumaktadır.
İftar veya sahurda yemeği takiben hemen yatılmamalı, 2-3 saat beklenmelidir.
Reflüyü artıran veya kolaylaştıran besinlerden (yağlı yiyecekler, kızartmalar, acılı-baharatlı yemekler, aşırı kahve ve demli çay, gazlı içecekler, sigara, alkol vb) kaçınılmalıdır.
Reflü hastalığı için doktorunuzun önerdiği mide asit salgılanmasını azaltan ilaçlar iftar ve sahurda alınmalıdır.
Mide ülseri veya gastriti olanlar oruç tutmalı mı?
Önceden mide ülseri olanların Ramazan ayı öncesinde hekimlerine başvurmaları yararlı olacaktır. Bu hastalar, geçirdikleri ülser hastalığına bağlı mide veya on iki parmak bağırsağında kalıcı bir hasar yoksa ve ülser tamamıyla iyileştiyse oruç tutabilirler. Ülserin tekrarlamasını önlemek için günde bir adet mide koruyucu olarak bilinen ve mide asit salgısının azaltılmasını sağlayan ilaçlar alınmaya devam edilmelidir. Ramazan ayının özellikle ikinci yarısında ülseri olan kişilerin ağrılarında artma veya ülsere bağlı kanama veya delinme gibi istenmeyen durumların sıklığında artış görülür. Yemekten ortalama 1.5 -2 saat sonra meydana gelen ve tekrarlayan kusma şikayeti olan kişilerle, özellikle geceleri uykudan uyandıran, sırta yayılımı olan karın ağrısı, yanma, şişkinlik, dolgunluk yakınmaları olan kişiler ülser açısından değerlendirilmelidir. Aksi takdirde ülsere bağlı kanama ve delinme gibi istenmeyen durumların gelişme riski artacaktır.
Sıvı Tüketimini Artırın
Oldukça uzun süren açlık süresi ve mevsim nedeniyle artan hava sıcaklığı oruç tutmayı zorlaştırmakta ve bazı önlemler almayı gerekli hale getirmektedir. Beslenme açısından dikkat edilecek en önemli noktalar ise; sıvı tüketimini arttırmak, az baharatlı gıdalar tüketmek, yoğun tuz içeren salamura besinler ve şarküteri ürünlerinden ve kızartmalardan kaçınmak, çay ve kahve tüketimini azaltmak, bol sebze, meyve, komposto ve yoğurt tüketilmektir.
Ramazanda kilo almamayı başarabilir miyiz?
Yaz mevsimine denk gelen Ramazan oruçlarında açlık süresi 15 saati aşmaktadır! Oruç tutan kişilerde yeme düzeni tamamıyla değişmekte, öğün sayısı ve sıklığının azalmasıyla birlikte, vücudumuz yeterli enerji alamadığı sinyalini alır almaz enerji tasarrufu yapmak için metabolizma hızını %30-40’lara varan oranlarda azaltma yoluna gitmektedir. Bu savunma mekanizmasına, gereğinden fazla ve dengesiz beslenme, fiziksel aktivitenin azalması gibi faktörler de eklenince, Ramazan ayını oruçlu geçiren insanların pek çoğunda kilo alımı meydana gelmektedir. Böylece kısa sürede meydana gelen fazla kilo alımı karaciğerde yağlanmaya yol açabilmektedir. Bu nedenle her zaman tavsiye ettiğimiz gibi sık ve az beslenmeliyiz; iftar ve sahur arasında ek bir öğün yapmak yararlı olacaktır.
-
Ramazan yaklaşırken
Bir İç Hastalıkları hekimine en sık soru sorulan dönemlerden biridir ramazan.
Son yıllarda ramazan döneminin yaz aylarına denk gelmesi nedeniyle ilaç kullanan,kronik hastalığı olanlar dışında sağlıklı kişiler için de dikkat edilmesi gereken noktalar var.
Bu yıl da sahur ve iftar arası sürenin uzunluğu ve aşırı sıcaklar normalden daha fazla dikkat gerektiren bir ramazan ayı geçirilmesine neden oluyor. Aşırı sıcaklarda her zaman dikkat edilmesi gereken en önemli durum terleme ile oluşan sıvı kaybının giderilmesidir.Yeterli sıvının alınmaması vücut ısısında artışa tansiyon düşüklüğüne bayılmalara neden olabilir.Halsizlik yorgunluk çarpıntı konsantrasyon bozukluğu kas krampları idrar yolu infeksiyonları oluşabilir.Bu nedenle vücut sıvı ve tuz(sodyum potasyum magnezyum) dengesinin sağlanması önemlidir.Bol sıvı tüketilmeli aşırı terlemeye neden olacak ortamlarda bulunmaktan kaçınmalı aşırı efor gerektiren çalışmalar olabildiğince çok sıcak saatlerde yapılmamalıdır.
Bu nedenle iftar ve sahurda yenilenlerin de gün içerisinde sıvı kaybını arttırmayacak şekilde seçilmesi önemli.Özellikle susama hissini ve vücut ısısını arttıracak gıdalardan kaçınmalı.Tuzlu baharatlı soslu yiyecekler kızartmalar hamurlu ve şerbetli tatlılar şekerli içecekler hem ağız kuruluğu ile susama hissini arttıracak hem de içerdikleri fazla enerji nedeniyle vücudun fazla ısınmasına neden olacaktır.Uzun açlık süresi nedeniyle oruç tutulmayan süre içinde sık ve az olarak gıda alınması, hızlı ve büyük porsiyonlarla yemekten kaçınılması iftar sonrası oluşacak mide barsak sorunlarına tansiyon ve kan şekeri düzensizliklerine engel olacaktır.Gün içinde oluşan tatlı yeme eğiliminin meyve ile giderilmesi hem sıvı hem potasyum magnezyum desteği açısından çok daha yararlıdır.Hafif sütlü tatlılar ve dondurma seçilebilir.Oruç tutan kişilerin gün içindeki eforlarını bulundukları ortamın sıcaklığını giysilerini aşırı terlemeyi önleyecek şekilde kontrol etmeleri önerilir.
Oruç tutmanın sakıncalı olduğu durumlar:
Vücudun çalışma düzeni geçici ya da sürekli olarak bozulmuş olan ve bu düzenin sağlanması için ilaç kullanımı ve/veya diyete gerek duyulan kişilerin oruç tutması sakıncalıdır.
-Kronik hastalığı olanlar (hipertansiyon,diabet,kalp-damar hastalığı vb)
-Akut infeksiyon,operasyon,kanama geçirenler
-Gebeler ve emzirenler
-Mide hastalıkları olanlar (gastrit,ülser)
Hipertansiyon ve şeker hastaları ilaç kullanımlarını sahur ve iftarda alma şeklinde düzenleyerek oruç tutmaya çalışmaları özellikle yaz döneminde yaşanan ramazan aylarında sorun yaratabiliyor.Bu tür hastalıklarda unutulmaması gereken tedavinin sadece ilaçtan ibaret olmadığıdır.Diyet ve düzenli beslenme ilaçlar kadar önemlidir.Gün içinde uzun süre gıda alınamaması kan şekerinde düzensizliğe yol açabilir.Sıvı alınamaması ve aşırı sıcaklar nedeniyle sıvı kaybı kan basıncında ani değişikliklere neden olabilir.Uzun süre açlık sonrası geç saatte yapılan iftarda yenilenler kan şekeri ve kan basıncında ani yükselme yapabilir.Genellikle gözlemlediğimiz kadarıyla da ilaç düzeni aksamaktadır.Özellikle insülin kullanan bir şeker hastası için bu kadar uzun süreli açlık tehlikeli sonuçlar yaratabilir.
Kronik hastalığı olan ve sağlıklı yaşam düzeni belirli ilaçların kullanımına ve beslenme şekline bağlı olanlar bu düzeni mümkün olduğunca bozmamaya çalışmalıdır.
Uzun süreli açlık ile etkilenebilecek bir hasta grubu da midesinde gastrit ya da ülser olan hastalardır.Bu hastaların midedeki asit üretimi fazlalığı nedeniyle asit azaltıcı ilaçların düzenli kullanımı yanı sıra midenin uzun süre boş bırakılmaması gerekir.Ayrıca sahur ve iftarda fazla gıda tüketilmesi iftarın geç saatte olması gün içinde tüketilemeyen sıvının kısa sürede alınması reflü ve hazımsızlık şikayetlerini de arttırabilir.
“İrademe güveniyorum açlık susuzluk hissetmiyorum” dese de oruç tutmasını önermediğimiz bir grup da gebeler ve emziren anneler.Bu kişilerin vücut gereksinimleri bebekten dolayı 2 katına çıktığı düşünülürse uzun süreli açlık ve susuzluk bebeği ve süt üretimini etkileyebilir.
Aynı şekilde vücut ihtiyacının artacağı bir süreç de infeksiyonlar ve operasyonlardır.Bu durumda vücut infeksiyon etkenine karşı savaştığı,yara onarımı yaptığı için metabolizma ihtiyacı artar.Bu sürede oruç tutulması iyileşme sürecini uzatabileceği gibi durumun ağırlaşmasına da neden olabilir.
Maneviyatın yüksek olduğu bu dönemde küçük yaşından beri oruç tutmaya alışmış ve bu ibadeti yapamadığı için kendini kötü hisseden hastalarımıza sağlığa dikkat edip bedenlerine iyi bakmanın da bir ibadet olduğunu hatırlatmak isterim.
-
Hiperürisemi ve gut hastalığı
Gut Hastalığı
Hiperürisemi nedir?
Hiperürisemi,serum ürik asit düzeyinin erkeklerde 7 kadınlarda 6 mg/dl nin üzerinde olmasıdır.
Hiperürisemi ,ürik asitin vücutta yapımının artması ya da böbrekten atılımının azalması sonucu oluşur.
Alkol,et ve sakatat tüketimi,obezite,kanserler,hemolitik anemi,genetik enzim bozuklukları ürik asit yapmını arttırır.
Böbrek hastalıkları,hipotiroidi,hiperparatiroidi,idrar söktürücü ilaçlar,aspirin ürik asit atılımını azaltır.
Belirtileri nedir?
Serum ürik asit düzeyinin artması asemptomatikdir.Yani belirti vermez.Ancak ürik asitdokularda depolanmaya başlayınca belirtiler oluşur.
Hiperürisemi hangi hastalıklara yol açar?
Hiperürisemi Gut hastalığı(artrit,böbrek yetmezliği) ve böbrek taşlarına yol açar
Hiperürisemiden korunmak için nasıl beslenmeli?
Hiperürisemi saptanan ya da gut hastası olan kişilerde et balık tavuk alkol tüketimi kısıtlanmalı,bol sıvı tüketimi sağlanmalıdır.
Gut hastalığının belirtileri nelerdir?
Gut hastalığının klinik evreleri:
Asemptomatik hiperürisemi (belirtisiz dönem)
Akut gut artriti:İlk atak genellikler ayak baş parmağı ekleminin tutulması ile olur.Çoğu kez gece şiddetli ve ani olarak başlar.Eklem şişer kızarır son derece ağrılıdır.Ataklar genellikle birkaç gün içinde yatışır.Bazen haftalarca sürebilir.Ataklar arası eklem normale döner.Hasta nöbetler arası tamamen sağlıklıdır.Önceleri ataklar arası aylar yıllar geçer.Zamanla atak sıklığı süresi,şiddeti ve tutulan eklem sayısı artar.
İnterkritik gut:İlk atak sonrası belirtisiz dönemdir.Ancak eklem sıvısında ürik asit kristalleri birikmeye başlar.
Kronik tofüslü gut:Tedavi edilmeyen hastalarda gelişen gutun son evresidir.Ürik asit kristallerinin kitlesel olarak birikmesi tofüsleri oluşturur.Tofüs birikimleri en sık sık tutulan eklemlerde,önkol,diz altı,aşil tendonunda görülür.Tofus oluşum hızı hiperüriseminin şiddeti ve süresiyle doğrudan ilişkilidir.Belirtisiz hiperürisemili hastalarda oluşmazlar.
Kristal depolanması ve kronik inflamatuar reaksiyon nedeniyle tutulan eklemde kıkırdak ve kıkırdak altı kemik dokuda erozyon oluşur.Kronik gut artriti romatoid artrit ile karışabilir.
Böbrek komplikasyonları: Gutun herhangi bir evresinde görülebilir.En sık görülen ürik asit taşlarıdır.Böbrek dokusunda ürik asit depolanması buna bağlı idrarla protein atılımında artış ve hipertansiyon saptanabilir.
Gut hastalığının tedavi yöntemleri nelerdir?
Gut hastalığında tedavinin amacı:
-Akut atağı sonlandırmak
-Atakları önlemek
-Kristal birikimlerine bağlı komplikasyonları önlemek ya da düzeltmek
-Böbrek taşlarının oluşumunu ve tekrarını önlemektir.
Belirtisiz hiperürisemi döneminde altta yatan nedenin düzeltimesi ve ürik asit düzeyinin düşürülmesi yeterlidir.
Akut atak tedavisinde inflamasyonu düzeltmek için kolşisin kullanılır.Son yıllarda steroid olmayan antiinflamatuar ilaçlar da yaygın olarak kullanılmaktadır.
Serum ürik asit düzeyini değiştiren ilaçlar ve aspirin akut ataklarda kullanılmamalıdır.
Diğer ilaçların kullanılamadığı durumlarda eklem içi steroid ilaç enjeksiyonu yapılabilir.
Kolşisin ve steroid olmayan antiinflamatuar ilaçların küçük dozları atakları önlemek amacıyla verilebilir.
Kronik gut tedavisinde önemli olan nokta hiperüriseminin kontrolüdür.Serum ürik asit düzeyinin 6mg/dl altında tutulması amaçtır.Tofüslerin kaybolması için 5mg/dl altına inmelidir.
Bunun için ürik asit yapımını azaltan ve atılımını arttıran ilaçlar kullanılır
Gut tedavi edilmezse nelere sebep olur?
Tedavi edilmeyen gut hastalarında tekrarlayan ataklarda tutulan eklem sayısı ve atakların şiddeti artar.Tutulan eklemlerde erozyon ve deformite gelişir.Yine tedavi edilmeyen hastalarda yıllar içinde tofüs adı verilen ürik asit kristallerinin oluşturduğu kitlelerin çeşitli dokularda toplanması fonksiyonel bozukluklara anatomik deformitelere neden olabilir.
Böbrek dokusunda ürik asit kristallarinin birikimi ile böbrek fonksiyonlarında azalma (gut nefropatisi),ürik asit kristallari ile böbrek kanallarının tıkanması sonucu akut böbrek yetmezliği (ürik asit nefropatisi) gelişebilir.
Gut hastalarının %20sinde böbrekte ürik asit taşları oluşabilir.
Gut hastalarının diyetlerinde dikkat etmeleri gerekenler nelerdir?
Gut hastalarının atakları ve komplikasyonları önlemek amacıyla ürik asit düzeyini arttırmayacak şekilde beslenmeleri önemlidir.Bunun için et balık tavuk sakatat balık yumurtası et suyu vealkol tüketiminde kısıtlama yapılmalıdır.Sıvı alımı arttırılmalı,obez hastalarda kalori kısıtlaması uygulanmalı,kullanılan idrar sökücü ilaçlar mümkünse kesilmelidir.
Kadınlarda ya da erkeklerde daha sık görülür diyebilir miyiz?
Gut hastalığı erkeklerde daha sık görülür.Hastaların %80-90’ı 40 yaş üzeri erkeklerdir.Kadınlarda menopoz öncesi görülmez.
İlerleyen yaşlarda ve şişmanlarda daha sık mı görülür?
Gut hastalığı için risk faktörleri: erkek olmak,40 yaş üzeri olmak,şişmanlık,aşırı alkol tüketimi ve aşırı protein tüketimidir.
Son dönemlerde hastalığın seyri ve görülme sıklığı ile ilgili bir farklılık gözleniyor mu?
Gut hastalığı gelişmiş toplumlarda,refah ve sosyokültürel durumu yüksek olankesimde daha sık görülür. Obezitenin artması,alkol tüketiminde artış özellikle ürik asit düzeylerinin yüksek seyretmesinde etkilidir.Ancak tek başına ürik asit yüksekliği gut tanısı için yeterli değildir.Gut hastalığı tanısı koymak için mutlaka artrit atağı olmalıdır.
Çocuklarda görülebilir mi?
Çocuklarda ,10lu 20li yaşlarda akut gut artritinin başlaması olağan değildir.
Birlikte seyrettiği hastalıklar var mıdır? Bazı hastalıkların varlığı hastalığın seyrini değiştirebiliyor mu?
Diabetes mellitus,hipertrigliseridemi,obezite,kalp ve beyinde ateroskleroz ,iskemik kalp hastalığı gut hastalığına eşlik edebilir.Obezitede serum ürik asit düzeyi vücut ağırlığı ile artar.
Gut hastalarında hipertansiyon,böbrek fonksiyon bozukluğu daha sıktır.Femur başında aseptik nekroz sık gelişir.
Tedavide tam kür sağlanabiliyor mu?
Tedavide ana amaç akut atağın tedavisidir.Ancak ataklar tekrar edebilir.Bu nedenle akut artrit tedavisinden sonraki hedef atakları ve olası komplikasyonları önlemektir.
-
Anemiler
Anemi nedir, kimlerde görülür?
Kırmızı kan hücreleri ve hemoglobin miktarının yaş ve cinse göre normal değerin %10undan fazla azalması durumuna anemi denir.Anemiye yol açan birçok klinik neden mevcuttur.Her yaş ve cinste anemi görülebilir.
Anemi belirtileri nelerdir?
Başlıca anemi belirtileri,halsizlik,yorgunluk,çabuk yorulma,soluk görünüm,çarpıntıdır.Anemi ileri derecede ise nefes darlığı,baş dönmesi,düşük tansiyon,bayılma,göğüs ağrısı olabilir.
Aneminin nedenleri nelerdir?
Anemi nedenleri 3 ana başlıkta toplanabilir:
1.Kan kaybı (yaralanma,menstrüel periodlar,kanser vb..)
2.Kırmızı kan hücrelerinin yetersiz yapımı (Demir eksikliği,B12 vitamin eksikliği,kronik hastalıklar,kemik iliği bozuklukları,hemoglobin bozuklukları:talasemiler)
3.Kırmızı kan hücrelerinin yıkımında artış (Hemoliz(kan hücresi yıkımı) yapan hastalık ya da durumlar:ilaçlar,infeksiyonlar,genetik nedenler)
Demir eksikliği anemisinin sebepleri nelerdir?
Demir eksikliği,beslenmeyle yetersiz demir alımı,demirin mide ve barsaktan yetersiz emilimi ya da kronik kan kaybına bağlı olarak gelişebilir.
Büyüme çağındaki çocuklar,gebeler ve emziren annelerde demir ihtiyacı artar.Beslenme ile ihtiyacı karşılayacak kadar alınmazsa demir eksikliği gelişir.
Vejeteryan diyet yapanlarda yetersiz alım sözkonusudur.
Mide ve barsak ameliyatları sonrası,gluten enteropatisi (Çölyak hastalığı),Pika sendromu(toprak,kil ,buz,kuru kahve çay vb..yeme alışkanlığı) demir emiliminde azalmaya neden olur.
Aşırı lifli beslenme,fazla miktarda çay tüketimi de demir emilimini azaltır.
Kronik kan kaybı ile oluşan demir eksikliğinin en sık nedenleri menstruasyon periodları,mide ülseri,gastrit,inflamatuar barsak hastalıkları,aspirin alma alışkanlığı,sindirim sistemi kanserleridir.
Anemi tedavisinde hangi yöntemler kullanılır?
Anemi tedavisinde önemli nokta öncelikle anemiye yol açan nedeni ortaya çıkarmaktır.Tedavi şekli aneminin nedenine ve şiddetine göre değişir.
Ani kan kaybına bağlı anemilerde hastaya kan verilmesi gerekir.Demir,B12 vitamin eksikliğine bağlı anemilerde eksik olan maddenin yerine koyulması ile tedavi edilir.Kronik hastalıklara bağlı anemilerin tedavisi ilgili hastalığın ya da hastalığa bağlı anemi oluşturan nedenin tedavisi ile mümkündür.
Kansızlıktan korunmak için nasıl beslenmeli?
Beslenmeye bağlı olarak oluşan anemilerin en sık görülen tipi demir eksikliği anemisidir.
Günlük diyet ile alınan ortalama demir miktarı 10mg dır.Bunun%10-15’i (yaklaşık 1 mg) emilir.Karaciğer,baklagiller,kırmızı et demir açısından zengin besinlerdir.Tahıl ürünleri,yeşil sebzeler,meyveler,halk arasında bilinenin aksine pekmez,ıspanak demir açısından zengin gıdalar değildir.Demir içeriği zengin olan besinlerin dengeli olarak tüketilmesi,bunun yanı sıra emilimi azaltacak ya da önleyecek fazla çay tüketimi,aşırı lif içeren beslenmeden kaçınılmalıdır.
Bebekleri demir eksikliğinden korumak için annelere düşen görevler nelerdir?
Bebeklerin demir eksikliğinden korunması için öncelikle annelerin kendi demir ihtiyaçlarını karşılamaları önemlidir.Zira gebelik ve emzirme dönemlerinde demir ihtiyacı normale göre daha fazladır. Bebeğin anne sütü alması demir eksikliğ anemisinekarşı koruyucudu.Anne sütü yerine inek sütü verilen bebeklerde demir eksikliği gelişir.Anne sütü içindeki demirin emilimi inek sütüne göre daha fazladır.
Çocuklarda ve bebeklerde kansızlık nasıl anlaşılır?
Büyüme ve motor gelişmede duraklama,huzursuzluk,uykuya eğilim,öğrenme ve davranış bozuklukları,sık infeksiyonlar bebek ve çocuklarda aneminin en sık görülen belirtileridir.
Hamile ve yetişkinlerde kansızlığı önlemek için ipuçları nelerdir?
Gebelik ve emzirme döneminde artmış demir ihtiyacının karşılanması için demir ilaçları ile destek verilmelidir.Beslenme ve kanama bozukluğu olmayan bir yetişkinde kan değerleri normal olduğu sürece demir ilacı kullanılmasına gerek yoktur.Ancak uzun süren menstruasyon dönemleri ya da vejeteryan beslenme alışkanlığı varsa ilaç desteği ile anemi oluşumu önlenebilir.
Anemi tedavi edilmediğinde ortaya çıkan hastalıklar/riskler nelerdir?
Anemide kanın oksijen taşıma kapasitesi azalır.Dokulara giden oksijen miktarının azalması ile dokularda fonksiyon bozukluğu oluşur.Bu nedenle pek çok sistemde anemi belirtileri ortaya çıkar.Bunlardan özellikle kalp sinir sistemi ve kaslarda oluşanlar önemlidir.Anemi nedeniyle kalpte üfürüm,kalp dilatasyonu (genişlemesi),kalp kasının beslenememesi (myokardial iskemi),kalp hızında artış görülür.
Son yıllarda aneminin seyrinde bir farklılık gözleniyor mu?
Anemi tedavisindeki olanaklar son 25-30 yılda oldukça genişlemiştir.Kan ürünleri daha güvenilir olarak kullanılmakta,özellikle kronik hastalıklar,kalıtsal bozukluklara bağlı anemi tedavileri için yeni geliştirilen uygulamalar ile başarılı sonuçlar alınmaktadır.
Vejetaryan beslenme ile anemi arasında bir bağlantı var mı?
Vejetaryan beslenmede demir açısından zengin olan kırmızı et tüketimi olmaması nedeniyle anemi oluşumu görülebilir.
Anemi ilaçlarının kilo aldırdığına dair inanışlar doğru mu?
Anemi tedavisinde en sık kullanılan ilaçlar demir preparatlarıdır.Bu ilaçlar eksik olan demiri yerine koyar.Kilo aldırıcı etkileri yoktur.
Anemi tedavi edilebilen bir sorun mudur, kronikleşir mi?
Anemi nedene yönelik olarak tedavi edilir.Kronik anemi ,neden olan kronik bir hastalığın sonucudur.
Kadınlar ve erkekler arasında görülmesinde ve seyrinde bir farklılık var mı?
Demir eksikliğine bağlı anemi,menstruasyon periodları,gebelik,emzirme dönemleri nedeniyle kadınlarda daha sık görülür.Ayrıca erişkin erkeklerde depo demiriyaklaşık 1000mg iken bu değer kadınlarda daha azdır.
Anemi dönemsel olarak atak yapar mı?
Demir eksikliği anemisi,mevsimsel atak göstermez ancak yaşam sürecinde ihtiyacın arttığı süt çocukluğu,gebelik emzirme dönemlerinde ve alımın ya da emilimin azaldığı ileri yaş döneminde daha sık görülür.
Çocuklarda anemi tanısı alan bir kişi tedavi edildikten sonra yetişkinlikte de tekrar ortaya çıkma riski var mı?
Anemitedavi ile bağışıklık sağlanan bir durum değildir.Anemiye yol açan nedenler ortaya çıktığı sürece anemi tekrarlayabilir.Demir eksikliği tedavisi alan bir kişi,beslenme ile yeterli demir almaz ya da emilim bozukluğu gelişirse tekrar demir eksikliğine bağlı anemi görülebilir.
Kronik hastalıklara ya da genetik bozukluklara bağlı anemilerde ilgili hastalığın tedavisindeki regülasyonun bozulması ile anemi ortaya çıkabilir ya da ağırlaşabilir.
Anemi gebelik için bir risk oluşturur mu?
Demir eksikliği anemisi olan gebelerde bebek gelişiminde olumsuzluklar,erken doğum eylemi görülebilir.
-
Vitamin gereksinimi, kullanımı ve vitamin eksikliğine bağlı hastalıklar
*Vitaminler niçin vücudumuz için gereklidir?
Vitaminler vücuttaki temel biyokimyasal tepkimelerin işleyebilmesi için gereklidir.Organizmanın normal fonksiyonları,büyüme-gelişme,doku onarımı için vitaminlere ihtiyaç vardır.
Yetişkin ve çocukların günlük vitamin ihtiyaçları ne kadardır? Bu miktardan fazla almanın bir yararı var mıdır?
Vitamin A :erkeklerde 1000,kadınlarda 800mikrogram
Vitamin B1:erkeklerde 1,2-1,5 mg,kadınlarda 1-1,1 mg
Vitamin B2: erkeklerde 1,3 mg,kadınlarda 1,1 mg
Vitamin B3:erkeklerde 16 mg,kadınlarda 14 mg
Vitamin B5 :Pantotenik asit:erkek ve kadınlarda 5 mg
Vitamin B6: erkeklerde 1,7 mg kadınlarda 1,5 mg
Vitamin B12: erkek ve kadınlarda 2,4 mikrogram
Vitamin C:erkeklerde 90, kadınlarda 75 mg
Vitamin D :erkek ve kadınlarda 5-10 mikrogram
Vitamin E: erkeklerde 10 mg,kadınlarda 8 mg
Vitamin K:erkek ve kadınlarda 70 mikrogram
Pantotenik asit:erkek ve kadınlarda 5 mg
Bu miktarlardan fazla alınmasının bir yararı yoktur.Aşırı miktarda alımlar toksik etki yapabilir.
Hangi gıda hangi vitaminler açısından zengindir?
Vitamin A:Karaciğer,balık,yumurta,süt,koyu yeşil sebzeler,koyu renkli meyvelerde bulunur.
Vitamin B1:Baklagiller,kırmızı et,işlenmemiş tahıl ürünleri,fındık
Vitamin B2:Süt ve süt ürünleri,tahıllar,balık,yumurta,karnabahar,baklagiller
Vitamin B3: Süt ürünleri,balık,yumurta,fındık,kümes hayvanları
Pantotenik asit:Karaciğer yumurta sarısı sebzeler
Vitamin B6: Baklagiller,fındık,buğday kepeği,et,tavuk,muz,patates,kavun,ıspanak
Vitamin B12:Süt ürünleri,alabalık,somon,kırmızı et,tavuk,yulaf ezmesi
Vitamin C:Turunçgiller,yeşil sebzeler,domates,patates
Vitamin D:Süt,yumurta,margarin,somon,yulaf ezmesi
Vitamin E:Ayçiçek yağı,bugday tohumu yağı,fındık,badem,et,zeytin yağı
Vitamin K:Yeşil yapraklı sebzeler,tereyağı,margarin,karaciğer,süt,kırmızı et,kahve,armut
Sürekli vitamin almak doğru mudur?
Vitamin eksikliğine yol açan bir hastalık ya da yetersiz gıda alımı,beslenme bozukluğu gibi bir durum yoksa sürekli vitamin alınmasına gerek yoktur.
Bazı vitaminlerin fazla alınması vücutta toksik etkiye ve hastalığa neden olur.
Vitaminin eksiklikleri nelere yol açar?
Vitamin eksikliği,eksik olan vitaminin vücutta rol aldığı fonksiyonların bozulmasına neden olur.
Vitamin A eksikliğinde gece körlüğü,deri lezyonları,göz kuruluğu,çocuklarda enfeksiyonlara eğilim görülür.
Vitamin B1 eksikliğinde kalp ve sinir sistemi bozuklukları,B2 eksikliğinde ağız ve deride yaralar,B3 eksikliğinde ağızda yaralar,cilt döküntüleri,depresyon,nöbetler,karın ağrısı,ishal,B5 eksikliğinde ayaklarda yanma,kronik yorgunluk,depresyon ve huzursuzluk,baş ağrısı karın ağrısı,enfeksiyonlara eğilim,B6 eksikliğinde cilt lezyonları,ağız ve dilde yaralar,depresyon,yaygın güçsüzlük,bebeklerde ishal,nöbetler ve kansızlık,B12 eksikliğinde kansızlık,el ve ayaklarda uyuşma,denge kaybı,hafıza kaybı,huzursuzluk,depresyon,halüsinasyon,tansiyon düşüklüğü görülür.
Vitamin C eksikliğinde skorbüt denilen hastalık gelişir.Skorbüt belirtileri cilt içine,eklem aralığına,karın boşluğuna kanama,diş eti kanamasıdır.Halsizlik,güçsüzlük,depresyon,çocuklarda kemik gelişim bozukluğu görülebilir.
Vitamin D eksikliğinde raşitizm ve osteomalazi denilen kemik gelişimi ile ilgili bozukluklar meydana gelir.
Vitamin E eksikliğinde nörolojik bozukluklar, hemolitik anemi,bağışıklık sisteminde zayıflama,katarakt ve retina dejenerasyonu oluşur.
Vitamin K eksikliğinde kolay kanama ve kanamaya ait bulgular gözlenir.
Çocuklarda vitamin eksikliğinin belirtileri nelerdir?
Vitamin eksikliği belirtileri eksik olan vitaminin vücutta oynadığı role göre değişir.Çocuklarda büyüme gelişme geriliği halsizlik davranış bozukluğu infeksiyonlara eğilim görülebilir.
Yetişkinlerde vitamin eksikliği nasıl anlaşılır?
Yetişkinlerde vitamin eksikliği kendisini en çok vitamin eksikliğine bağlı gelişen anemi sonucu halsizlik yorgunluk ile belli eder.Bunun yanı sıra saç dökülmesi,ağız ve dilde tekrarlayan yaralar,kas güçsüzlüğü,kilo kaybı,el ve ayaklarda uyuşma,unutkanlık,sinirlilik gibi belirtiler görülür.
Vitaminlerin tamamını beslenerek almak mümkün müdür?
Gıda emilim bozukluğu yoksa vitaminlerin beslenme yoluyla alınması mümkündür.Ancak Vitamin D için güneş ışığı gereklidir.Vücuttaki vitamin D oluşumu güneş ışığına yanıt olarak gerçekleşirBesinlerin vitaminlerinden daha iyi yararlanabilmek için ipuçları nelerdir?
Vitaminler suda ve yağda eriyenler olmak üzere 2 gruptur.B vitaminleri ve C vitamini suda ,A,D,E,K vitaminleri yağda erir.Yağda eriyen vitaminleri içeren gıdaların bir miktar yağ ile alınması vitamin emilimini arttırır.Gıdalar ile birlikte fazla miktarda tüketilen çay kahve alkol vitamin emilimini azaltır.Sebze ve meyveleri taze olarak tüketmek,tahılları işlenmemiş olarak kullanmak vitaminlerden daha fazla yararlanmayı sağlar.
Vitamin desteği yapılması gereken durumlar nelerdir?
Besinlerle alınan vitaminlerin kana geçmesine engel olan emilim bozukluğu hastalıklarında,mide –barsak ameliyatı geçirenlerde,alkolizmde,kanserlerde,hemodializ hastalarında,beslenme sorunu olan yaşlılarda,gebelerde ,vejeteryan beslenenlerde,zayıflama rejimi yapanlarda vitamin desteği yapılmalıdır.
İhtiyaç olmadığı halde vitamin alınmasının zararı var mıdır?
Özellikle yağda eriyen vitaminlerin fazla alınması toksik etkilere neden olur.Bu yüzden gereksiz vitamin kullanılmamalıdır.Hangi vitaminlerin fazla alınması sağlık için risk oluşturur?
Yağda eriyen vitaminlerin fazla alınması vücutta bazı zararlı etkilere neden olabilir.
A vitamini fazlalığı kafa içi basınç artışı,karaciğer hastalığı,gebelerde düşüklere ve bebekte anomalilere yol açabilir.D vitamini fazlalığı kabızlık iştahsızlık bulantı böbrek yetmezliği yapabilir.K vitamini fazlalığı karaciğer hasarına neden olabilir.
Vitaminlerin etkin bir şekilde emilmesi için nasıl kullanılması-tüketilmesi gerekir?
Yağda eriyen vitamin içeren gıdaların bir miktar yağ ile alınmaları gerekir.Suda eriyen vitaminleri içeren gıdalar bu vitaminler ısı ışık alkali ortamlara duyarlı olmaları nedeniyle taze ve bekletilmeden,fazla işlemden geçirilmeden tüketilmeleri yararlanımı arttırır.
Hangi gıdaların hangi vitaminlerle birlikte alınmaması gerekir?
Çay kahve alkol tüketimi vitamin emilimini azaltır.
Vitamin eksikliklerinden kaynaklanan hastalıklar var mıdır?Vitamin eksikliğine bağlı hastalıklar:Skorbüt,Raşitizm,Osteomalazi,Beriberi,Pellegra,Pernisiyöz anemi
Skorbüt:C vitamini eksikliği ile gelişir.Halsizlik kemik ağrıları deri ve diş etlerinde kanamalar enfeksiyonlara eğilim ile seyreder.
Raşitizim:D vitamini eksikliğinin çocuklarda ortaya çıkan şeklidir.Çocuklarda kemik gelişiminde bozukluk,huzursuzluk,aşırı terleme,karın şişliği ishaller,diş çıkmasının gecikmesi ,kas güçsüzlüğü görülür.
Osteomalazi:D vitamini eksikliğinin erişkinlerde görülen şeklidir.En önemli belirtisi bel kalça ve bacak ağrılarıdır.
Beriberi:B1 vitamin eksikliği ile oluşur.İştahsızlık güçsüzlük ödem kalp büyümesi sinir sisteminde bozukluk meydana gelir.
Pellegra:B3 vitamin (niasin) eksikliği ile gelişir.Deri lezyonları,ishal ve nörolojik bozukluk(demans) görülür.
Pernisiyöz anemi:B12 eksikliği ile ortaya çıkan bir kansızlık tablosudur.Nörolojik belirtiler eşlik eder.
Mevsimlere göre kullanacağımız vitaminler farklılaşır mı?
Vitamin desteği almak vitamin eksikliğini ortaya çıkaran durumun varlığı ve ciddiyeti ile ilgilidir.Dolayısıyla mevsimsel değişiklik göstermez.Ancak belirgin kanıt olmasa da kış aylarında C vitamini tüketiminin infeksiyonlara karşı koruyucu ve iyileşmeyi hızlandırıcı olduğu düşünülmektedir.
-
Gıda zehirlenmeleri
· Gıda zehirlenmesinin sebepleri nelerdir?
Gıda zehirlenmeleri yaygın görülen,genellikle hafif seyreden ancak bazı durumlarda ölümcül olabilen hastalıklardır.
Bakteri üremesi,bakterilerin ürettiği toksinler(zehirler),besinlere dışarıdan bulaşan zehirli maddeler ya da içeriğinde doğal toksin bulunan besinlerin yenmesi ile oluşur.
· Gıda zehirlenmesi belirtileri nelerdir?
Tipik belirtileri bulantı kusma ishal karın ağrısı ve ateşdir.
Belirtiler besin tüketimini takiben 30 dk ile 72 saat arasında başlar.
Belirtiler ve ortaya çıkış süresi besini kontamine eden etkene, yenilen miktara,kişinin duyarlılığına bağlı olarak değişir
· Gıda zehirlenmesi ne gibi tehlikeli durumlara yol açar?
Gıda zehirlenmeleri genellikle hafif seyreder ve kısa sürelidir.Ancak küçük çocuklar,bebekler,yaşlılar,gebeler ve bağışıklık sistemi zayıflamış kişilerde ağır seyredebilir.İshal ve kusma ile oluşan su ve tuz kaybı özellikle bu kişilerde ağır klinik tablolara yol açabilir.Şok ve ölüme neden olabilir.
· Gıda zehirlenmesinden şüphelenen bir kişinin yapması gerekenler nelerdir?
İshal bulantı kusma belirtilerinin ortaya çıkması ile gıda zehirlenmesinden şüphe ediliyorsa öncelikle zehirlenmeye neden olan etkenin vücuttan atılımını sağlayan kusma ya da ishal önleyici girişimlerde bulunulmamalıdır.
İshal ve kusma ile kaybedilen sıvı ve tuz kaybının karşılanması önemlidir.Bu nedenle yeterli sıvı alımı sağlanmalıdır.
Belirtilerin şiddetinin artması,bulantı nedeniyle yetersiz sıvı ve gıda alımı,kanlı ishal,yüksek ateş gibi durumların görülmesi halinde doktora başvurulmalıdır.
· Gıda zehirlenmesinin tedavisi nasıl olmalı?
Tedavide en önemli nokta sıvı ve tuz kaybının karşılanmasıdır.
Kısa süreli(24 saatten az süren) ve az sıklıkta olan kusma ve ishallerde evde bakım yapılabilir.Bol miktarda sıvı tüketilmeli (küçük ve sık yudumlar almak bulantı sırasında su kaybını karşılamak için en iyi yoldur).Kafein alkol ve şeker içeren sıvılardan kaçınılmalı.Bulantının azalması ile yavaş yavaş gıda alımına başlanabilir.Öncelikle patates,pirinç,beyaz ekmek,yağsız et ve tavuk ile başlanmalıdır.
İshal ve kusmanın şiddetli olduğu ,bulantı nedeniyle sıvı kaybının ağızdan yeterince karşılanamadığı durumlarda damardan sıvı verilmesi gerekebilir.Bu hastalarda hastanede gözlem ihtiyacı vardır. Çocuklarda özellikle hastanede gözlem önemlidir.
· Gıda zehirlenmesinden korunmak için nelere dikkat edilmeli? (Evde dikkat edilmesi gerekenler, marketlerde alışveriş sırasında dikkat edilmesi gerekenler, dışarıda açık alınmaması gereken gıdalara örnekler vb)
Alışverişte dikkat edilmesi gerekenler:
-Alışveriş sırasında ürünlerin son kullanım tarihleri kontrol edilmeli
-Dondurulmuş gıdalar alışverişin en sonunda alınmalı ve bekletmeden eve getirilmeli.Sızıntı yapmış,yırtılmış paketler alınmamalı.İçinde buz parçaları olmamalı
-Çiğ et ve kümes ürünleri diğer gıdalardan ayrı tutulmalı
-Pastörize edilmemiş süt ve süt ürünleri kullanılmamalı,açık olarak satılan süt peynir yoğurt alınmamalı
-Yumurta alırken kabuğunun kırık çatlak kirli olmamasına dikkat edilmeli,yumurta kullanılmadan önce yıkanmalı
Evde saklama ve pişirme sırasında dikkat edilmesi gerekenler
– El temizliğine dikkat edilmeli,özellikle tuvalet sonrası el hijyenine önem verilmeli
-Sebze ve meyveler bol suyla yıkanmalı
-Güvenilir içme suyu kullanılmalı
-Besinler buzdolabında saklanmalı,buzdolabı ısısı 4 derece,dondurucu -18 derece olmalı
-Çiğ et balık ve tavuk buzdolabının en soğuk bölümünde saklanmalı
-Tahıllar ve kurubaklagiller nemli ve sıcak ortamlarda saklanmamalı
– Sıcak yiyecekler sıcak soğuk yiyecekler soğuk tutulmalı
-Çiğ et ve kümes hayvanı ürünlerine dokunduktan sonra eller iyice yıkanmalı
-Çiğ etler kesildikten sonra kullanılan kesme tahtası bıçak ve mutfak tezgahı dezenfekte edilmeli
– Kıyma ve kıyma içeren ürünlerin iyi pişmesi sağlanmalı
-Yemek pişirme ısısı bakteriyel etkenlerin ölmesi için 65 derecenin üzerinde olmalı
-Pirinçli gıdalar günlük olarak hazırlanmalı ve bekletilmemeli
– Yemekler tüketilmeye yakın zamanda pişirilmeli,hemen tüketilmeyecekse hızla soğutup buzdolabına kaldırılmalı,yeniden ısıtma işlemi sık tekrarlanmamalı
– Dondurulmuş gıdalar uygun koşullarda çözdürülmeli (buzdolabı ısısında,soğuk suda ya da mikrodalga ile)
– Pişmiş yemekler,oda sıcaklığında 2 saatten (yaz aylarında 1 saat) fazla bekletilmemeli
· En çok hangi gıdalar zehirlenmeye yol açıyor?
Protein içeriği yüksek olan gıdalarda bakteri üremesi kolaylaşır.Bu nedenle en sık et tavuk balık süt ve süt ürünleri yumurta ve yumurta içeren gıdalar zehirlenmeye neden olur.
· Yazın daha sık görülüyor denebilir mi? Öyleyse sebebi nedir?
Bakteriler sıcak ve nemli ortamlarda daha kolay ürerler.Bu nedenle yaz aylarında sıcaklık ve nemin artmasıyla besinlerde bakteri üremesi kolaylaşır.Besin zehirlenmeleri bu aylarda daha sık görülür.
· Buzlar nasıl gıda zehirlenmelerine yol açar?
Bakterilerin en iyi üredikleri sıcaklık aralığı 5-65 derece arasıdır.Besinlerin dondurulması bakterileri öldürmez ancak üremelerini durdurur.Uygun koşullarda ve temiz sulardan hazırlanmayan buzlar içindeki üremeleri durmuş ancak ölmemiş bakteriler buzların çözünmesi ile etkin hale geçebilir ve hastalık oluşturabilir.
· Yiyecek ve içeceklerin dışında gıda zehirlenmesine neler sebep olabilir?
Gıdalarda oluşan bakteriel üreme ya da bakteri toksinlerinin neden olduğu zehirlenmeler dışında besinlere bulaşan kimyasal maddeler,doğal besin toksinleri,uygun olmayan saklama koşullarından kaynaklanan zehirli maddelerin çözünmesiyle besine bulaşması sonucu da zehirlemeler görülebilir.
Tarım ilaçları,gıdaların bakır,aluminyum,kurşun ya da boyalı plastik kaplarda bekletilmesi,içeriğinde doğal toksin bulunduran bazı besin türleri (mantar,bal,filizlenmiş patates gibi) bu tür zehirlenmelere yol açar.
· Gıdaları görüntü, koku ya da tatlarında bir değişiklik olmadan da zehirlenmelere yol açabilir mi?
Bakteriler gözle görülmez,kokusu ya da tatları yoktur.Dolayısıyla uygun koşulları bulduklarında hızla üreyebildiklerinden gıdanın görüntü koku ve tadında değişiklik olmadan da zehirlenmeler oluşabilir.Ayrıca üretim ve taşıma sırasında da kontaminasyon olabilir.
· Aynı gıdayı tüketen herkes zehirlenir mi?
Tüketilen gıda ile alınan bakteri ya da toksin miktarı aynı ise gıdayı tüketen herkes belirti verebilir. Ancak belirtilerin şiddeti kişinin tükettiği miktara, bakteri ya da toksine gösterdiği duyarlılığa göre değişebilir.
· Hangi bakteriler gıda zehirlenmesine yol açar, bu bakteriler hangi yiyeceklerde bulunur?
Gıda zehirlenmesine en sık yol açan bakteriler: Salmonella, Clostridium perfringens, Escherichia Coli, Campylobacter jejuniListeria monocytogenes, Shigella,Stafilokokkus aereus, Clostridium botulinum, Bacillus cereus, Vibrio cholera, Vibrio parahemoliticus
Salmonella,en sık kümes hayvanlarının barsaklarında bulunur.İyi pişirilmemiş tavuk eti,yumurta ,pastörize edilmemiş süt ile bulaşır.
E.Coli:İnsan ve hayvan barsaklarında bulunur.Çiğ et ve pastörize edilmemiş süt,dışkı ile kontamine olmuş sular,bu sular ile sulanmış meyve ve sebzelerden bulaşır.
Clostridim Pefringens:İnsan ve hayvan barsaklarında,toprakta,dışkı ile kirlenmiş sularda bulunur. Et, et suyu, kümes hayvanları ile bulaşır
Listeria monocytogenes: Donma derecesine yakın sıcaklıklarda bile üreyebilen bir bakteridir. Çiğ et ve tavuk, dondurulmuş gıdalar, krema ve peynirden bulaşabilir.
Shigella: İnsan ve hayvan dışkısında bulunur. Kontamine olmuş sular ve bu sularla yıkanmış yiyecekler, tavuk ve balıktan bulaşır.
Campylobacter: Hayvan dışkısında bulunur. Kontamine sular, kümes hayvanı ürünleri,süt ile bulaşır.
Stafilokok aereus:Toksin üreterek zehirlenmelere neden olur.Özellikler kremalı gıdalar,süt ürünleri,salatalar,tatlılar,çiğ et ve kümes ürünlerinde ürer.
Clostridium botulinum:Toprakta,kaynak sularında ve deniz suyunda bulunur.Özellikle konserve gıdalar ile bulaşır.
Bacillus cereus:Toprak ve birçok bitkide bulunur.Özellikle pirinç,makarna,sütlü tatlılar,kremalar ile bulaşır.
Vibrio cholera:Kontamine sular ile bulaşır
Vibrio parahemoliticus:Kontamine deniz suyu ve çiğ ya da az pişmiş deniz ürünleri ile bulaşır.
-
Diabet hipertansiyon hiperlipidemi
Doğuştan itibaren genetik olarak taşıdığımız bedensel özelliklerin yanı sıra yaş ile birlikte metabolizmada değişimler meydana gelir.Beslenme alışkanlıkları,çalışma şekli,stres,tüketilen gıdalar,sigara-alkol kullanımı,kilo artışı,aktif ya da inaktif yaşam düzeni gibi faktörler metabolizma üzerine etkilidir.
Son yıllarda giderek artan diabet (şeker hastalığı) hiperlipidemi(kan yağları yüksekliği) hipertansiyon (kan basıncı yüksekliği) ve bunların sonucu olarak ortaya çıkan kalp ve beyin damarı hastalıkları en önemli ölüm nedenleri olarak sayılmaktadır.Bu nedenle ani ölümleri ve olası kronik hastalıkların gelişimini önlemek için bu metabolik değerlerin düzenli takibi büyük önem taşır.
Diabetes mellitus şeker hastalığı olarak bilinir.Kan şekerinin düzenlenmesini sağlayan insülin hormonunun vücutta hiç olmaması ya da pankreastan salınımında bir bozukluk olması sonucu ortaya çıkar.Genetik tip olarak bilinen Tip 1 diabette pankreas hiç insülin salgılamaz,hastalara dışarıdan insülin verilmesi şarttır.Bu tip daha çok erken yaşlarda ortaya çıkar.Tip 2 diabet ise genetik özellikli olmayan ve kilo artışı ile ortaya çıkan formdur.Kilo artışı,buna bağlı vücuttaki yağ kitlesinin artması ile gelişen insülin direnci ile ilişkilidir.Bu formda vücutta insülin vardır ancak hücre içine giremez ve şekeri düşürücü etki yapamaz.
Diabet hastalığı vücudun tüm sistemlerini etkileyen bir hastalıktır.Özellikle yol açtığı komplikasyon denilen durumlarda böbrek yetmezliği,görme kaybı,kalp damar yetmezliği gibi önemli sonuçlara neden olur.
Açlık kan şekeri normal düzeyi 100mg/dl dir.Yılda en az bir kez kan şekeri ölçümü yapılması gerekir.
Ağız kuruluğu,sık idrara çıkma,çok su içme,kilo artışı,kilo vermekte zorlanma gibi belirtiler varsa kan şekeri ve insülin değerlerinin açlık ve tokluk olarak bakılması önemlidir.
Hipertansiyon kan basıncının yüksek olmasıdır.İdeal kan basıncı 120/80 mm/Hg olarak belirlenmiştir.Yüksek kan basıncı kalp ile ilgili ani ölümler,beyin kanaması,inme gibi çok önemli akut sonuçlara neden olabildiği gibi,uzun dönemde kalp ve böbrek yetmezliğine yol açabilir.
Kan basıncında yükselme çoğu kez baş ağrısı görmede bulanıklaşma gibi belirtiler verebilirse de belirti vermeyen ani yükselmeler ölümcül durumlara neden olabilir.Bu nedenle kan basıncının düzenli olarak kontrol edilmesi özellikle ailesinde hipertansiyon,inme,ani kalp ölümü olan kişiler için oldukça önemlidir.
Hiperlipidemi kan yağlarının yüksek olması durumudur.Kolesterol vücutta da yapılan özellikle hormonların yapımında yer alan bir maddedir.Ayrıca yenilen gıdalarla da alınır.Bazı ailelerde vücutta kolesterol yapımı ile görevli enzimlerde oluşan bozukluk nedeniyle genetik olarak kolesterol yüksekliği görülebilir.Bu kişilerde kalp damar hastalığı riski yüksektir.Kolesterol yüksekliği ile ilgili daha sık görülen durum ise yaşam ve beslenme şekline bağlı olarak gelişen yüksekliktir.Kolesterol içerikli gıdalardan zengin beslenme,hareket azlığı,düzenli egzersiz yapmamak en önemli nedenlerdir.
Kolesterol tetkiklerinin yılda bir kez bakılması,kolesterol yüksekliği olan ya da eğilimi olan kişilerde 3 ayda bir tekrar edilmesi gerekir.Özellikle kötü kolesterol olarak bilinen LDL ve iyi kolesterol olarak bilinen HDL değerlerinin istenilen düzeylerde olması kalp ve damar hastalıklarından korunmak için önem taşır.Kan yağlarının yüksek olması damar tıkanıklığına neden olur ki bu da ilgili organın fonksiyonlarını bozar.Özellikle diabet ve hipertansiyon varlığında gelişen hiperlipidemi zaten şeker hastalığı ve yüksek kan basıncı zemininde hasar görmüş damarın bir de yüksek yağ içeriğine maruz kalması ile tıkanmasını kolaylaştırır.HDL kolesterol 40 g/dl ve üzeri olmalı, LDL kolesterol ise 100g/dl altında olmalıdır.
Tüm bu metabolik değerlendirmelerin düzenli aralıklar ile yapılması pek çok kronik hastalık gelişimini belirtiler çıkmadan önleyecek,ani gelişebilecek ölümcül durumları ortadan kaldıracaktır.
-
Lösemide hedefe yönelik tedaviler
Kemik iliğinde kanı üreten ana hücrelerin çekirdeklerinde meydana gelen değişiklikler sebebiyle akyuvarların denetlenemez bir şekilde çoğalmasıyla ortaya çıkan bir grup hastalığa adını veren lösemi, akut ve kronik olarak ikiye ayrılıyor. Daha çok çocuklarda görülen akut lösemiler kansızlık, enfeksiyona yatkınlık, mikrobik hastalıklar ve ateş, diş eti kanaması, burun kanaması ve ciltte morarmalar gibi değişen derecelerde kanama belirtileri ile ortaya çıkabilir. Belirtileri arasında ciltte sık sık çürükler oluşması veya kesik oluştuğunda kanamanın güçlükle durdurulması gibi sorunlar da yer almaktadır. Hastada kilo kaybı, ateş ve terlemeler de görülür. Lenf düğümlerinde şişlikler tespit edilir, karında da dalak ve karaciğer büyümesine bağlı şişkinlik hissi oluşur. Hastalığın erken dönemlerindeki halsizlik, kemik ve eklemlerde ağrılar gibi belirtiler ise nezle gibi sık rastlanan hastalık şikayetleriyle paralellik gösterir. Bu nedenle şikayetler gözden kaçabilir.
Kesin nedeni bilinmeyen lösemi, çevresel ve genetik faktörlere bağlı olarak gelişebilirken, bunların yanında petrokimyasallar, radyasyon, kanserojen maddeleri ve bazı virüsler hastalığın nedenleri arasında yer alabilmektedir. Hastalık ilk doktor muayenesinde karaciğer, dalak veya cilde yakın lenf bezlerinde büyüme saptanması ile belirleniyor. Kan testlerinin yanı sıra kemik iliğinden alınan örneklerin incelenmesiyle gerçekleştirilen ‘kemik iliği biyopsisi’ hastalığın teşhisinde önemli bir basamaktır. Teşhis için gerekli görülmesi durumunda omurilik aralığından uygulanan bir iğne ile beyin omurilik sıvısından örnek de alınabilir.
Bazı Lösemi Tiplerinde“Hedefe yönelik tedaviler” nakile gerek bırakmıyor
Lösemi tedavisi hastalığın tipine ve hastanın ihtiyaçlarına göre farklılık gösterir. Tedaviyi hastalığın yaygınlığının yanı sıra hastanın yaşı ve genel sağlık durumu da etkiler. Lösemi hastalarının büyük çoğunluğu kemoterapi tedavisi görür. Kemoterapi tedavisinde tek bir ilaç kullanılabileceği gibi birden fazla ilaçtan oluşan kombinasyon da uygulanabilir. Son yıllarda lösemiyi oluşturan moleküler bozukluğa yönelik ilaçlar da kullanılmakta ve bunlara “hedefe yönelik tedaviler” deniliyor. Daha çok kronik myeloid lösemide (KML) kullanılan bu ilaçlar ile bu lösemi tipinde organ nakli gereği hemen hemen tamamen ortadan kalkmıştır. Lösemi tedavisinde radyoterapi gibi ışın tedavisi de uygulanabilir. Daha çok beyini tutan lösemilerde kullanılan bu tedavi yönteminde yüksek enerjili ışınlar kanserli hücrelere yönlendirilerek hücrelerin büyümesi engellenir. Hastalığın bir başka tedavi yolu da kemik iliği naklidir. Kemik iliği naklinde, lösemiye yol açan kemik iliği yüksek doz ilaç veya ışınla ortadan kaldırılarak yerine sağlıklı bir kemik iliği dokusu konur. Sağlıklı kemik iliği bir vericiden alınabildiği gibi bazı hastalarda ise kendi kemik iliği de kullanılabilmektedir.
-
Talasemi (akdeniz anemisi) tedavisi maliyetli, korunması ucuz ve kolay bir hastalık!
Talasemi halk dilinde Akdeniz anemisi olarak bilinen bir hastalıktır. Genetik kalıtımla geçen talaseminin tedavi maliyeti yüksektir ancak korunma yolları ucuz ve kolaydır. Ülkemizde 1.4 Milyon hastalık taşıyıcısı ve 4500 civarında talasemi hastası bulunuyor.
Talasemi (Akdeniz Anemisi) nedir?
Hemoglobin kanda, solunum organlarından dokulara oksijen, dokulardan solunum organına artık karbondioksiti taşıyan kırmızı kürelerin yapısında bulunan bir protein zincir kompleksidir.
Bu kompleksi oluşturan protein zincirlerinin yapımının azalması ya da yapısının değişmesi sonucu oluşan hastalıklara talasemi (Akdeniz anemisi) denir. Bozulan protein zincirinin adı ile anılırlar. En sık alfa ve beta talasemi görülür. Beta talasemiler ülkemizin de yer aldığı Akdeniz ülkelerinde önemli bir halk sağlığı problemidir. Hastalık 1925 yılında çocuklarda tanımlanmıştır.
Talasemi kalıtımla geçen bir hastalıktır!
Talasemi, kalıtımla geçen önlenebilir bir kan hastalığıdır. Hastalığın tedavi maliyeti yüksek ve yıpratıcıdır. Korunma ise ucuz ve kolaydır.
Dünyada yaklaşık 269 milyon hastalık taşıyıcı birey bulunmakta ve her yıl 365 bin hasta çocuk doğduğu sanılmaktadır. Ülkemizde beta talasemi taşıyıcılığı %2’dir. 1.4 Milyon hastalık taşıyıcısı ve 4500 civarında talasemi hastası vardır.
Hastalık cinsiyet ayrımı yapmaksızın çekinik genle taşınmaktadır. Anne ve babanın taşıyıcı olması halinde çocukların %50 taşıyıcı – %25 sağlam – %25 hasta olma ihtimalleri vardır.
Talasemi tipleri nelerdir?
Hastalığın talasemi minör, talasemi majör ve talasemi intermedia olmak üzere 3 tipi vardır. Bu tipler hastalıktaki genetik bozulmanın ağırlığı ile alakalı olup hastalık kliniği de ciddi farklar vardır.
Talasemi minör vakaları sadece hafif kansızlığı olan sağlıklı kişilerdir. Talasemi majör vakalarında derin kansızlık, sarılık, büyüme gelişme geriliği, dalak ve karaciğer büyümesi, kalp yetmezliği, iskelet deformiteleri, cilt renginde koyulaşma gibi ciddi sağlık problemleri var olup çocukluk itibari ile ciddi tedaviyi gerektirir.
Talasemi intermedia kısmi destek alan ara vakalardır.
Talasemi minör en sık görülen hastalık tipidir. Talasemi majör vakalarının tedavisi ömür boyu devam etmekte olup tek küratif tedavi kemik iliği naklidir. Başarı oranı %58 – 91 arasındadır. Kök hücre kaynağı olarak genetik uyumlu kardeş – anne – baba ya da kordon kanı kullanılabilmektedir.
Talasemi nasıl engellenir?
Talasemi kontrol programı evlenecek olan çiftlerin talasemi taşıyıcılığı açısından taranmaları ve her ikisinin de taşıyıcı olduğu çiftlerin belirlenmesini amaçlar. Evlilik öncesi aile hikayesi olan ya da kansızlığı olan çiftlerin ayrıntılı tetkiki gerekmektedir.
Evlenmiş taşıyıcı çiftlerin, çocuk sahibi olmak istediklerinde genetik danışmanlık ve prenatal (anne karnında erken tanı) önerileri ile bilgilendirilip takibi gerekmektedir.
Dileğimiz toplumuzdaki bilinçlenme ile talasemi majör ve intermedia sıklığının azalmasıdır.