Sjögren sendromu; lakrimal ve oküler bezleri tutan, sikka sendromunun kardinal semptomları olan ağız ve göz kuruluğu ile seyreden sistemik otoimmün inflamatuar bir hastalıktır. Sjögren sendromu tüm gastrointestinal sistemi değişik derecelerde tutabilmektedir. Pankreatik tutulum sonucu sıklıkla akut ya da kronik pankreatit gelişmektedir. Bu çalışmada, karın ağrısı ile başvuran pankreatit kliniği takibinde, Sjögren sendromu tanısı konulan bir olgunun sunulması amaçlanmıştır.
Kategori: Dahiliye – İç Hastalıkları
-
Ramazanda sindirim sistemini yormayın
Yiyecek seçimi rahat bir sindirim sistemi için temeldir.
Ramazan ayı boyunca, aniden değişen yeme düzeni sindirim ve boşaltım sistemlerinde çeşitli sorunlara yol açmaktadır.
Oruç süresinin aşırı uzun olması nedeniyle iftarda kontrolsüz ve aşırı yemek yeme, öğünleri yeteri kadar çiğnemeden hızlı tüketme, sahurda yapılan yanlış beslenme gibi olumsuzluklar sindirim ve boşaltım sisteminde, kabızlık, şişkinlik ve gaz gibi problemlerle kendini göstermektedir.
Bu gibi problemler, Ramazan ayı boyunca uygulanacak bazı yöntemlerle aşılabilir.
Bu yöntemlerden bahsedecek olursak, dengeli ve sağlıklı bir metabolizma için çok önemli olan sindirim ve boşaltım sistemimiz dost bakteriler olarak adlandırdığımız probiyotiklere ihtiyaç duymaktadır. Probiyotikleri; kefir, yoğurt, turşu gibi gıdalardan rahatlıkla alabiliriz.
Sindirim ve boşaltım sistemimizi yormadan bir Ramazan ayı geçirmek için iftarda da uygulanabilecek bazı yöntemler var. 16-18 saat süren açlıklardan sonra, kontrolsüz yemeyi önlemek adına, iftarı iki öğünde yapmak uygun olur. İftarın ilk öğününde, çorba, salata, ayran gibi gıdalar tüketilebilir. Beyne tokluk sinyallerinin 15 dakika sonra gitmeye başladığı için iftarın ilk öğününde alınacak hafif gıdalar yemek kontrolünün yapılmasını, dengeli beslenmeyi ve aşırı yemek tüketiminin önüne geçmeyi sağlar. İftarın ikinci öğününde, protein ağırlıklı yemekler, mevsim yeşillikleri, tam tahıllı ekmek, bulgur, esmer pirinç, karabuğday veya firik gibi tahıllar tüketerek iftarı sağlıklı bir öğünle tamamlanmış olur. İftardan 1 saat sonra yapılacak 35-40 dakikalık yürüyüşler yapılması da hem sindirim sisteminin konforunu arttıracaktır hem de kilo kontrolünün yönetilmesine yardımcı olacaktır.
Rahat ve dengeli bir Ramazan ayı geçirip gün içerisinde kan şekerinin aniden düşmesi gibi durumlarla karşılaşmamak için sahurda alınacak gıdalar da büyük önem taşımaktadır. Sahurda, tam buğday unundan yapılan ekmek ve makarna, karabuğday gibi karbonhidrat bakımından zengin besinler tüketilmesi gün içerisinde kan şekerinin dengelenmesine yardımcı olacaktır. Yumurtanın da iştah yönetimi üzerindeki olumlu etkileri bilinmektedir. Sahurda tüketilecek yumurta, gün içerisinde yaşanacak açlık krizlerinin önüne geçecektir. Sahur’un imsak saatinden 30-40 dakika önce yapılmalıdır. Aynı zamanda, iftar ve sahur arasında kısa süreli de olsa uyumak gün içerisinde kan şekerinin dengelenmesine yardımcı olacaktır.
-
Obezite ilaçla tedavi edilebilir mi?
Yıllar içinde değişen ve gelişen ekonomik ve toplumsal şartlar, gelişmiş ve pek çok gelişmekte olan ülkede aşırı kiloya bağlı sağlık problemlerini ciddi şekilde arttırmıştır. Ülkemizde de obsezite oldukça önemli sağlık problemlerinden biri olmaya başlamıştır. Ülkemizde obezite sıklığı ile ilgili yapılan çalışmalarda kadınlarda %44,2, erkeklerde ise %25 düzeyini bulan sonuçlar vardır. Özellikle çocuk ve adelosan (genç erişkin) dönemi obezite sıklığı dünyada olduğu gibi ülkemizde de hızlı bir şekilde artmaktadır.
Sağlık için yapılan harcamalara ilişkin veriler obezite tedavisinin pahalı bir tedavi olduğunu göstermektedir. Obesite ile sıklıkla birlikte görülen ; diyabet , hipertansiyon, iskemik kalp hastalığı, bazı kanser türleri , kas iskelet sistemi hastalıkları maliyeti daha da arttırmaktadır. Obesite, ömür boyu devam etme potansiyeli olan kronik bir hastalıktır. Tedavisi de aynı şekilde ömür boyu sürmektedir. Tedavi teorik olarak basit görünse de pratikte oldukça güçtür.
Obezite tanısı Dünya Sağlık Örgütü (WHO ) ‘ ne göre, vücut kitle indeksi ( BMI ) düzeyine göre yapılmaktadır;
BMI 25 – 29,9 arasına grade I obesite
BMI 30-39,9 arasına grade II obesite
BMI 40 ın üzerine grade III obesite denmektedir.
Obezite tedavisi için kilo kaybı gereklidir, ancak bu hekim ve hastanın tek hedefi olmamalıdır. Asıl amaç kiloyu ne pahasına olursa olsun düşürmek değil, sistemleri koruyarak hastanın uzun vadede sağlıklı kalmasını sağlamaktır.
Tedavinin ana başlangıç noktası, gıda alım miktarının, gıda içeriğinin. Hastanın fiziksel aktivitesinin ayarlanmasıdır. Bu yaklaşım , tüm tedavi seçeneklerine eşlik edecek olmazsa olmaz olan yaşam şekli değişikliğini içermektedir. Obezite tedavisinde cerrahi yaklaşım da dahil olmak üzere kalıcı yaşam şekli değişikliği yapılmazsa uzun süreli tedavi başarısı sağlanamaz ve hastalık tekrar eder.
BMI’ i yüksek olan her hastada obezite tedavisi yapılma zorunluluğu yoktur. Örneğin, orta derecede bestesi olan ancak eşlik eden hastalığı olmayan hastalarda özellikle tıbbı yardım istemedikleri sürece tedavi gerekli değildir. Bu hastalarda gereksiz ve yanlış yaklaşımlar anoreksia yada bulimia gibi yeme bozukluklarını tetikleyebilmektedir. Psikiyatrik nedenlerle gelişen yeme bozukluklarında öncelikle bu problemin çözümü gereklidir.
Tedaviye yönelik yöntemler sırası ile ; diyet, egzersiz, davranış terapisi, ilaç tedavisi ve en son cerrahi tedavidir.
İlaç tedavisi yeni gelişmelerle birlikte tedavide başarı oranını arttırmaktadır. İlaçlardan beklentimiz, enerji alımının azaltılması, besinlerin emiliminin engellenmesi, enerji harcanmasının arttırılması, sağlıklı kiloya inince o düzeyin korunmasıdır. Tedavide ilaçların kullanılması uygun vakalarda cerrahiye gidişi azaltmaktadır.
-
Gebelikte tansiyon neden yükselir?
Hipertansiyon ( yüksek tansiyon) gebelikte %6-10 oranında görünen, gebeliğin en sık medikal hastalıklarından biridir. Hipertansiyon gebelikte anne ve bebek açısından ciddi problemlere yol açar. ABD de anne ölümlerinin %15 inden hipertansiyon ve komplikasyonları sorumludur. Dünyada yılda 63,000 annenin ölümüne tansiyon yüksekliği neden olmaktadır. Gebelikte yüksek tansiyon sistole ( büyük) tansiyonun 14, diyastole (küçük) tansiyonun 9 un üzerinde olması olarak tanımlanır.
Gebelikte dört hipertansif hastalık vardır ;
Kronik Hipertansiyon; Hem gebelik öncesi hem de 20. Gebelik haftasından önce kan basıncının 140/90 mg nen üzerinde olması durumudur. Vakaların %3 inde görülür.
Preeklampsi – Eklampsi ; Gebeliğin 20, haftası sonrası ortaya çıkan gebeliğe özgü bir sendromdur. Vakaların %5-6 sında görülür. Tansiyonun yüksek seyretmesi ile birlikte idrarda protein kaybı vardır. Hastalarda ödem, karın ağrısı, baş ağrısı görülür. Olaya kasılmalarla seyreden nöbet tarzındaki nörolojik tablonun eklenmesi ile eklemesi adını alır. Hastalığın en ağır formu karaciğer yetmezliği yaygın kanma ile seyreden HELLP sendromudur.
Kronik Hipertansiyona Eklenmiş Preeklampsi ; Kronik hipertansiyonlu kadınlarda olaya eklenen protein kaçağı ile seyreden formdur.
Gestasyonel Hipertansiyon; Hastalarda hipertansiyon gelişir ancak ek bozukluklar yoktur.
Annede yüksek tansiyonun varlığı hem anne hem de bebek hayatını riske sokar.Plesanta dekolmanı denilen durum bu hastalarda 3 kat daha sık görülür. Annede beyin kanaması denilen durum anne ölümlerinin %15 nedenidir. Kalp ve böbrek hastalıklarının görülme ihtimali ileri derecede artar.
Bebeklerde anne karnında gelişme geriliği sıklıkla vardır. Erken doğum oranı %54 gibi oldukça yüksektir.
Yüksek tansiyon hastalığı yaşın ilerlemesi ile sıklığı artan bir hastalıktır. Bu sebeple ileri yaş gebelikler, birinci derece akrabalarında preeklampsi olan gebelerde görülme sıklığı fazladır.
Gebelikte yüksek tansiyon hastalığının ilaç tedavisi özeldir. Pek çok tansiyon ilacı gebelikte kullanılamadığından gebe kalmadan önce tansiyon hastası olan gebelerin tedavisinin değiştirilmesi gerekmektedir. Gebelik süresince de yakından takip edilmelidir.
-
Comparison of three different creatinine clearance calculation methods in patients with type 2 diabetes mellitus(tip 2 diyabetik bireylerde kreatinin klirensini hesaplamada kullanılan üç farklı yöntemin karşılaştırılması)
Abstract
Aim: To determine the most accurate and useful method for calculating creatinine clearance by comparing the results of different methods.
Methods: One hundred type 2 diabetic patients who have been followed by Okmeydani Training and Research Hospital internal medicine and/or diabetes outpatient clinics were included in this study. Individuals with hypertension, acute kidney disease and renal transplantation were excluded from the study.
Results: Glomerular filtration rate (GFR) calculated with Cockcroft-Gault formula was significantly affected by creatinine, weight,and age (p < 0,050). GFR measured with Modification of Diet in Renal Disease (MDRD) formula was significantly affected by creatinine and age (p < 0,050) in a univariate model; in a multivariate model, this was significantly independently affected by creatinine (p < 0,050). GFR measured with 24h urine was significantly affected by creatinine, weight,and age (p < 0,050) in a univariate model; in a multivariate model, this was significantly independently affected by weight (p < 0,050).
Conclusion: In this study, those three methods revealed similar results. All of three methods can be used for evaluating renal functions in Type II diabetic patients but creatinine clearance with 24 hours urine method requires two patient visits in a row and a more complex biochemistry laboratory; so in our opinion, this method may be used as an alternative to the other two methods.
Keywords: Creatinine clearance, Glomerular filtration rate, Type 2 Diabetes
Öz
Amaç: Diyabetik bireyler için kullanılabilecek en uygun kreatinin klirensi hesaplama metodunu belirlemek amaçlandı.
Yöntem: Çalışmaya Okmeydanı Eğitim Araştırma Hastanesi iç hastalıkları ve diyabet polikliniklerine başvurmuş 100 tip 2 diyabetik hasta dahil edildi. Hipertansiyon, akut böbrek yetersizliği tanısı almış veya böbrek nakil alıcısı olan diyabetik hastalar çalışma dışı bırakıldı.
Bulgular: Cockcroft-Gault değerini kestirmede tek ve çok değişkenli modellerde yaş, ağırlık, kreatininin anlamlı (p < 0,050) etkisi gözlenmiştir. MDRD değerini kestirmede tek değişkenli modelde yaş, kreatininin; çok değişkenli modelde ise yalnızca kreatininin anlamlı bağımsız (p < 0,050) etkisi gözlenmiştir.24 saatlik idrarda kreatinin klirensi değerini kestirmede tek değişkenli modelde yaş, ağırlık, kreatinin değerinin anlamlı (p < 0,050) etkisi gözlenmişken; çok değişkenli modelde ise yalnızca ağırlık değerinin anlamlı bağımsız (p < 0,050) etkisi gözlenmiştir.
Sonuç: Bu çalışmada üç yöntem de birbirleriyle uyumlu sonuç verdi. Tip II diyabetik hastalarda böbrek fonksiyonlarını değerlendirmek için üç yöntemin tamamı kullanılabilir, ancak 24 saatlik idrar yöntemiyle kreatinin klirensi, üst üste iki hasta ziyareti ve daha karmaşık bir biyokimya laboratuvarı gerektirir; bizim görüşümüze göre, bu yöntem diğer iki yönteme alternatif olarak kullanılabilir.
Anahtar kelimeler: Glomeruler fitrasyon hızı, Kreatinin klirensi, Tip 2 Diyabet
Introduction
Diabetes mellitus (DM) is a chronical and progressive disease. Approximately 150 million people are suffering from this disease and predicted the number for 2025 is 300 million [1,2].
Morbidity and mortality due to DM and its complications are increasing as the prevalence of type II DM increases [3]. Consequently, early diagnosis and effective treatment of type II DM is needed more and more every day. There are approximately 2.6 million type II DM patients in our country, and it is predicted that at least one-third of 1.8 million people still in impaired glucose tolerance stage will join to this group in the near future [4].
Diabetic nephropathy (DN) is a serious health problem causing end-stage renal failure. In the United States of America, DN causes 40 % of newly developed end-stage renal failure. DN defined as positive urine albumin stick test or excretion of albumin more than 300 mg in a diabetic patient who is not suffering from other renal diseases. DN, as appears a late finding of diabetes has some physiological, pathological and clinical symptoms. That made some researchers consider DN into stages [5].
Creatinine clearance measurement is the most common method for evaluating renal functions. Creatinine clearance may be measured with 24-hour urine collection and also with Cockcroft-Gault formula and MDRD.
In this study, we aimed to to determine the most accurate and useful method for calculating creatinine clearance by comparing the results of different methods. It was aimed to improve feasibility by determining the most suitable method to be possible.
Materials and Methods
This retrospective study approved by Okmeydani Training and Research Hospital (OEAH) Clinical Researchs Ethical Board Presidency with a number of 178 at 09.09.2014. Files of type 2 DM patients who applied to one of internal medicine outpatient clinics between 2012 and 2014 were retrospectively screened. From a total of 184 patients; patients with hypertension (n=74), acute renal failure (n=6) or renal transplantion (n=4) were excluded from the study. The remaining 100 patients (56 female, 44 male) included to the case group. Median age of the patients was 56 years with a range from 20 to 82 years.
Patients’ characteristics (age, gender and weight (kilograms)) and laboratory findings (serum creatinine level (mg/dl), fasting blood glucose (mg/dl), postprandial blood glucose (mg/dl), HbA1c (%) and 24-hour urine creatinine clearance (GFR24) (mg/24 hours)) were evaluated. Roche-Hitachi Cobas 8000 (Serial number: 1349-09, 2014,Japan) was used to evaluate laboratory findings. The prediction of creatinine clearance (in ml/min) by the Cockcroft-Gault formula (GFRC&G) was calculated as (140 − age) × body weight/plasma creatinine × 72 (× 0.85 if female) [6]. The abbreviated MDRD (GFRMDRD) estimate of the kidney function was calculated as 175 × plasma creatinine−1.154 × age−0.203 (× 0.742 if female) [7]. Grading of the patients with regard to renal failure were performed according to the KDIGO 2017 guideline using GFR values (G1-G5) (Table 1) [8].
IBM SPSS for Windows 21.0 (Armonk, New York, USA) statistics package program was used for analyzes. Mean, median, minimum, maximum, frequency values and standard deviation were used for defining statistics of data. Distribution of the variables was controlled with Kolmogorov Simirnov test. Unpaired t-test and Mann-Whitney U test were used for quantitative data analysis. Chi-square test was used for qualitative data analysis. Spearman correlation test was used for correlation analysis. Univariate and multivariate regression tests were performed. Level of significance determined as p≤0.050 for all analyzes.
Results
A total of 100 patients were staged by GFR. Sixty-nine patients (69%) had GFR greater than 90 mL/min. staged as G1, 22 patients (22%) had GFR between 60-89 mL/min staged as G2 and 9 patients (9%) had GFR between 30-59 mL/min staged as G3. None of the patients staged as G4 and G5.
Creatinine clearance of the patients was calculated by Cockcroft-Gault formula (GFRC&G), Modification of Diet in Renal Disease (GFRMDRD) and 24h urine collection method (GFR24).
Mean ± Standart Deviation values of these three methods were; GFR24:96.4 ± 28.8 mL/min, GFRC&G:104.5± 29.8 mL/min, GFRMDRD:86.2± 24.7 mL/min .
Table 2 shows statistical values of patients’ in terms of gender, weight, fasting blood glucose, postprandial blood glucose, HbA1c, GFR24, GFRC&G and GFRMDRD (Table 2).
Significant (p < 0,050) negative correlation was observed between creatinine levels and GFRC&G, GFRMDRD, GFR24. Significant (p < 0,050) positive correlation was observed betweenGFRC&G, GFRMDRD and GFR24. Significant (p < 0,050) positive correlation revealed between fasting blood glucose, postprandial blood glucose and HbA1c. (Table3)
In both univariate and multivariate models age, weight, and creatinine had significant (p < 0,050) association on determining GFRC&G value (Table 4). Although in a univariate model age and creatinine had significant (p < 0,050) association on determining GFRMDRD value; in a multivariate model only creatinine had independently significant (p < 0,050) association (Table 5). Although in a univariate model age, weight and creatinine had significant (p < 0,050) association on determining GFR24 value; in a multivariate model only weight had independently significant (p < 0,050) association on determining GFR24 value (Table 6).
Discussion
The incidence of DN is increasing in proportion to DM incidence and increased lifetime in diabetics. Our study showed that 73% of patients had GFR under 120 mL/min. However, in our study, there was no significant correlation between fasting blood glucose, postprandial blood glucose and HbA1c and GFR values measured by three different methods.
This study compared the most popular three methods for calculating creatinine clearance. One of those methods, Cockcroft & Gault formulation uses serum creatinine, age, weight, and gender to calculate creatinine clearance by the unit ml/min [6].The second one is MDRD formulation uses race, age, serum creatinine and gender [7]. The last method is to evaluate the creatinine level in urine patient collected for 24 hours without interruption.
A study compared Cockcroft & Gault formulation, and MDRD formulation suggested that Cockcroft & Gault formulation calculated the lowest creatinine clearance in patients above age 70; while MDRD formulation is the most valuable method to estimate mortality rate in patients above age 85 [9]. In this study, the median age was under 70. GFRMDRD was slightly lower than GFRC&G without statistical signification. Yet another study published in 2007 suggested that Cockcroft&Gault formulation achieved more accurate results than other methods [10]. Another study published in 2010 suggested that Cockcroft&Gault formulation is superior to the MDRD formulation in patients with normal creatinine clearance and diabetics with normal or close to normal GFR. Otherwise, MDRD formulation had more accurate results [11].
Our study revealed serum creatinine levels are increasing with age. Yet increased age resulted with lower GFRC&G, GFRMDRD, and GFR24h. Those results pointed out that age may be a prognostic factor for diabetic nephropathy. A study published at 2002 including 98.688 patients age between 20 and 94 years showed progressively increasing serum creatinine levels in male patients from age 60 and female patients from age 40 [12]; results of our study are consistent with this study.
In our study, independent factors that significantly affected GFRC&G increase are age, weight and serum creatinine. This result was expected as they all are variables in the Cockroft-Gault formulation. This result is consistent with the findings of two other studies. [13, 14]; and being in association with weight, is seemed to be the weakness of Cockroft-Gault formulation. Because of this deficit, another study recommended of estimating a CrCl range with the lower boundary defined by using ideal body weight in the Cockcroft-Gault equation and the upper boundary by using total body weight [15].
Independent factors significantly affected GFRMDRD increase are age and serum creatinine. This is consistent with the previous studies [13, 16]. This result was expected as they are also variables in the MDRD formulation. It is not surprising that there is no effect of weight on the GFRMDRD since the MDRD formula does not use weight.
Independent factors significantly affected GFR24h increase are age, weight, and serum creatinine. As creatinine is released from the muscles and muscles are the big part of our weight; weight should be considered normal to affect the GFR24h.
An increase in GFR24h had a positive correlation with GFRMDRD and GFRC&G. This result indicated these three methods are consistent among themselves.
Major limitations of this study are being retrospective and the small sample size: Because of the retrospective design of the study some important clinical features could not be recorded. The small sample size may have limited our ability to detect statistically significant results.
In conclusion, there was no statistically significant difference between Cockcroft-Gault formulation, MDRD formulation and creatinine clearance with 24 hours urine method; they are all equally useful in clinical practice. So all of three methods can be used for evaluating renal functions in Type II diabetic patients but creatinine clearance with 24 hours urine method requires two patient visits in a row and a more complex biochemistry laboratory, and it might give incorrect results because of lack of communication between physician-patient-laboratory triangles especially in an outpatient clinic. In our opinion, this method may remain in the background as a result of the process.
-
Gluten nedir ve tedavisi
Son dönemlerin en çok tartışılan konusu “Gluten” sadece tahıllarda değil, pek çok yiyecek ve içecekte, hazır besinlerde, kozmetik ürünlerde ve diş macununda bile bulunuyor.
Glutenin; buğday, kavuzlu buğday, çavdar ve arpa gibi tahıllarda bulunan bir proteinler ailesinin genel adıdır.
Gluten; tahıllar dışında pek çok yiyecek ve içecekte, hazır besinlerde, bira, alkollü içecekler, soslar, çorbalar, turşular, sirke, bulgur, irmik, kuskus, müsli gibi besinlerde bulunur. Toksik bir protein olan gluten, ayrıca gıda sektörü dışında diş macunlarında, şampuanlarda, maskaralarda, kremlerde, ilaçlarda, rujlarda kıvam artıcı olarak kullanılmaktadır.
Gluten, birçok insan için mide-bağırsak kanalı yoluyla kolaylıkla sindirilebilen normal bir proteindir. Ancak, bazı kişiler gluteni sindiremez. Bu kişiler çölyak hastalığı olarak adlandırılan gluten intoleranslılarıdır.
Çölyak hastalığı, bağırsaklardaki sindirimi sağlayan villus adı verilen yapıların bozulmasına sebep olan ve dolayısıyla da yiyeceklerdeki besinin emilmesini engelleyen ve ince bağırsakta hasarlar oluşturan bir alerjik sindirim sistemi hastalığıdır.
Başka bir tanımla çölyak hastalığı yaşam boyu süren gıda alerjisidir. Bunun en önemli belirtileri ise yaygın olarak şişkinliktir. Özellikle yemekten sonra ağrı verecek kadar şişkinlik oluşur. İshal, kabızlık ve kötü kokulu dışkı kişinin ishal ya da kabız olması en önemli belirtileridir. Karın ağrısı, baş ağrısı, yorgunluk hissi, cilt sorunları, depresyon ve nedensiz kilo kaybı da bunun belirtileri arasında sayılabilir.
-
Bağışıklığın mucize formülü
Bir sıcak bir soğuk kararsız havaların hastalıklara davetiye çıkarabildiği bahar mevsimiyle birlikte bağışıklığı güçlendirmenin en iyi formülü D vitamini deposu güneş..Bağışıklık sisteminin zayıflamasına ve buna bağlı olarak çok ağır hastalıklara yol açan D vitamini yetersizliğinin en iyi ilacını güneş ışınları. Yağ içerisinde depolanan vitaminlerden birisi olan D vitamini, hücre büyümesi, kemik ve kas gelişiminde, kalsiyum emilimi, iltihaplı hastalıklarla mücadelede ve bağışıklık sisteminde çok önemli rol oynar.
D vitamini, kalsiyum ve fosforun bağırsaklardan emilimini sağlar. D vitamini aynı zamanda parathormonun (paratiroid bezleri tarafından salgılanan, kandaki kalsiyum seviyelerinin en önemli düzenleyicisi)salınımını önler. Yine D vitamini birçok hastalık ve kanser türüne karşı koruyucu etkilere sahiptir.
D vitamin için en iyi ve doğal kaynak güneştir. D vitamininden faydalanabilmek için derinin güneşte 15-30 dakika kadar durması gerekir. Güneş ışınları deri üzerindeki yağları harekete geçirerek daha sonra vücutta emilebilen formda olan vitamini üretir.
Bahar mevsimindeki kararsız havalar, soğuk algınlığı başta olmak üzere birçok hastalığa davetiye çıkarır. Bu dönemde bağışıklık sistemini güçlü tutmanın en iyi yolu güneşten geçer.
D vitamini eksikliği hastalıklara yakalanma riskini artırır.Zayıf bünyelerde düşük bir bağışıklığa, kas ve kemiklerde gelişim geriliklerine, saç ve tırnak soruları ile kanser gibi ciddi bir rahatsızlıklara da sebep olan D vitamini yetersizliği kalp krizi ve böbrek taşının da sebepleri arasındadır.
Genel olarak D vitamini yetersizliği; metabolizmada kemik ve iskelet sistemi rahatsızlıkları olarak kendini gösterir. Özellikle bebeklerde ve çocuklarda görülen bir beslenme yetersizliği hastalığı olan “Rikets” ve onun erişkinlerdeki şekli olan osteomalasi (Kemiklerin yumuşaması ile karekterize bir hastalık) D vitamin eksikliğinden kaynaklanmaktadır.
D Vitamini bazı kanserlerin, kalp ve diyabet hastalığının gelişimini önler. Tansiyonu dengeler. Depresyondan korur.
Günlük D vitamin ihtiyacı kadınlarda ve erkeklerde 15 mcg/gündür. En iyi D vitamini kaynağı ise güneş ile D vitamin içeren hayvansal besinlerdir.
Deniz ürünleri de D vitamin deposudur. Özellikle somon, uskumru, ringa, ton balığı, karides, istiridye, yumurta sarısı, süt ve süt ürünleri, yogurt, peynir, tereyağı, balıkyağı karaciğer D vitamin içeren besinlerdir.
D vitamininin fazla miktarlarda alınmasının ise metabolizmada toksik etkiye yol açarak, dönüşümü olmayan problemlere sebep olabileceği unutulmamalıdır.
-

Tiroid tembelliğinde (hipotiroidizm) ilacın kullanma zamanının önemi var mı?

~~Tiroid tembelliği toplumda % 7-10 sıklığında görülmektedir. Bu hastalığın tedavisinde L- tiroksin denilen ilaç kullanılmaktadır. Neredeyse tansiyon, şeker hastalığı ilaçları kadar yaygın kullanılan ilaçlardandır. Hastalığın uygun şekilde tedavi edilmemesi durumunda unutkanlık, kilo alma, kabızlık, anemi, kolesterol yüksekliği, miksödem gibi sonuçları olmaktadır.
Dolayısıyla ilacın doğru kullanılması ve izlenmesi önemlidir. L tiroksin ince barsaktan emilmektedir. Oral alımdan 2 saat sonra tepe emilim değerine ulaşır fakat gıda ile birlikte alınırsa bu süre 3-4 saate kadar uzayabilir.
Amerikan tiroid cemiyetinin önerilerine göre L- tiroksin sabah kahvaltıdan 60 dk önce veya akşam yemekten 3 saat sonra alınmalı ve mümkünse diğer ilaçlar ila arasında 4 saat fark olmalıdır.
Kahve, soya, kalsiyum karbonat, demir, aliminyum, sükralfat, kolestiramin, süt ile birlikte alınırsa emilim daha az olmaktadır. Bu madder ile kompleks oluşturmak süretiyle emilim %50 ye yakın oranda azalmaktadır.
Bazı hastalık durumlarında da emilim azalmaktadır. Helikobakter pylori ilişkili gastrit, atrofik gastrit, çölyak hastalığında emilim azalmaktadır. Bu gibi malabsorbsiyon durumlarının varlığında daha yüksek dozlarda l tiroksin kullanmak gerekir.
Gastrik bypass cerrahisi geçiren hastalarda l tiroksin emilimi ile ilgili bir değişiklik beklenmez çünkü emilim primer olarak ileumdan olmaktadır. Ancak kilo ile ilişkili doz planlaması yapıldığından zayıflama olacağı için gastrik bypass hastalarında doz azaltmak gerekebilir.
Yapılan bir çalışmada L tiroksin bir grup tiroid hastasında sabah açlıkta, bir grupta kahvaltı ile birlikte, bir gruba da yatma zamanı verilmiş. Altı ay sonra yapılan değerlendirmede THS da azalma en fazla açlık ta kullanan grupta olduğu görülmüştür. Yani en faydalı kullanım sabah açlıkta kullanım olmuştur (J Clin Endocrinol Metab. 2009;94:3905-3912).
Ancak başka sonuçlar bildiren çalışmalarda vardır 84 hastanın değerlendirildiği bir çalışmada, kahvaltıdan 30 dk önce alınan ilaç ile ana öğünlerin birinden 1 saat önce veya gece yatarken alınan ilaç arasında sonuç bakımından fark gözlenmemiş, aynı etkiyi göstermiştir. (Skelin M. Effect of timing of levothyroxine administration on the treatment of hypothyroidism: a three-period crossover randomized study. Endocrine. 2018;62:432-439).
Bazı ülkelerde L tiroksinin sıvı ve jel şeklinde hazırlanmış ürünleri vardır. Bunlar boyalı şeker, glyserol, alkol, laktoz gibi katkı maddeleri içermediği için daha iyi emilim olmaktadır.
Sonuç olarak L tiroksin ilacının kullanma zamanı olarak sabah kahvaltıdan 30-60 dk önce önerilmektedir. Ancak yaşam tarzı, iş hayatı ya da değişik nedenler ile sabah alamayan hastalar için, özellikle sabah mecburi ilaçları olan hastalar için ana öğünden 1 saat önce veya gece yatarken kullanmak gibi seçeneklerin de olduğunu hastalar ile paylaşmak gerekir.
-
Mide ağrısı ile gelen hastaya ne yaparız?
Mide ağrısı göbek deiğinin üzeri ile göğüs kafesi arasındaki bölgede hissettiğimiz ağrıların tümü için kullanılan bir terimdir. Bu bölgede Mide Pankreas, İnce bağırsaklar, kısmen kalın bağırsaklar bulunmaktadır.
Bu organların rahatsızlıklarını ayırt etmek için hastanın şikayetlerinin iyi analiz edilmesi dikkatli bir şekilde incelenmesi gerekmektedir. Hastalık öyküsünün yanısıra ultrasonografik incelemeler ve kan testleri de bizi yönlendiren yardımcı tekniklerdir.
Hastaya gerekli durumlarda endoskopi ve kolonoskopi gibi işlemler yapılabilmektedir. Uygun yerde uygun zamanda yapılan endoskopik işlemlerin hastalığın tedavisi ile ilgili çok geniş bilgi verebilmektedir. Bu bölgede ağrı yaşayan kişilerde mide hastalıkları ( gastrit , mide mikrobu, mide ülseri, mide kanser, mide çalışma bozuklukları) , pankreas hastalıkları (pankreatitler), ince bağırsak hastalıkları (oniki parmak bağırsağı ülseri), irritable bağırsak hastalığı gibi durumlar görülebilir.

