Kategori: Dahiliye – İç Hastalıkları

  • Gastroskopi

    Gastroskopi

    Sindirim sisteminin üst kısmının (yemek borusu, mide, ince bağırsağın üst kısmı), ucunda küçük bir kamera bulunan esnek bir boru yardımıyla (endoskopi aleti) görüntülenmesini sağlayan muayene yöntemidir.

    NEDEN KULLANILIR?:

    Yemek borusu, mide, ince bağırsağın başlangıç kısmını etkileyen hastalıkların teşhis ve tedavisinde

    Bulantı, kusma, karın ağrısı, yutma güçlüğü ve gastrointestinal kanama gibi semptomların nedenlerini belirlemek amacıyla

    Kansızlık, kanama, iltihap, ishal ve sindirim sistemi kanserleri gibi hastalıkları test etmek

    Biyopsi (doku örnekleri toplamak)

    Kanser oluşturabilecek koşulları tespit etmek

    Kanama,İnfeksiyon tespitinde kullanılır

    HAZIRLIK:

    Endoskopi öncesi midenin boş olması gerekmektedir. Bu amaçla işlemden önce yeme içmeyi dört ile sekiz saat durdurmak gerekir.

    İşlem esnasında kanama riskini arttıran kan sulandırıcı ilaçların alımını kesmek (aspirin, romatizma ilaçları, klopidogrel, vb. gibi)

    UYGULANMASI:

    Sırt üstü veya yan yatılır

    Solunum, kan basıncı ve kalp hızını izlemek için vücuda cihazlar bağlanır

    Öğürme refleksini azaltmak için boğaza sprey püskürtülür

    İşlem esnasında oluşacak rahatsızlık ve huzursuzluğu gidermek için anestezi veya benzeri ilaçlar verilir

    Endoskopi aleti ağızdan yerleştirilir

    Uygulama duruma göre 5-20 dk sürer

    İzleyen saatler içerisinde anestezi etkisini kaybeder, monitörler ayrılır, kısa bir dinlenme sürecinden sonra hasta evine gidebilir

    Anestezi veya benzeri ilaç uygulana hastaların işlem sonrası araba kullanmak gibi dikkat gerektiren aktivitelerden uzak durması gerekir

    KOMPLİKASYONLARI:

    Tanısal işlemlerden sonra aşağıda belirtilen riskler oldukça düşük oranlardadır ancak işlem esnasında tedavi edici işlemler kullanılacak ise olabilir.

    Kanama

    İnfeksiyon

    Gastrointestinal sistemde delinme

    Ateş

    Göğüs ağrısı

    Solunum darlığı

    Siyah veya çok koyu renkli dışkı

    Yutma güçlüğü

    Karın ağrısı

    Şişkinlik

    Kusma

  • Gastroözofageal reflü hastalığı

    Gastroözofageal reflü hastalığı

    Mide asidi veya mide içeriğinin yemek borusuna geri kaçtığında oluşur.

    GÖRH Belirtileri:
    -Göğüste yanma hissi
    -Göğüs ağrısı
    -Yutma güçlüğü
    -Kuru öksürük
    -Boğaz ağrısı veya ses kısıklığı
    -Boğazında bir kitle var hissi
    -Ağza yiyecek veya ekşi sıvı gelmesi

    NEDENİ:

    -Yemek borusunun alt ucunda bulunan mideden yemek borusuna yiyeceklerin geri kaçmasini önleyen kas kitlesinin işlevini yitirmesi

    RĪSK FAKTÖRLERĪ:
    -Obezite
    -Hamilelik
    -Sigara
    -Ağız kuruluğu
    -Midenin diyafram kasının içine doğru fıtıklaşması
    -Astım hastalığı
    -Şeker Hastalığı
    -Midenin bağırsağa geç boşalması
    -Bağ dokusu hastalıkları (skleroderma)

    KOMPLĪKASYONLARI:
    -Yemek borusunda daralma
    -Yemek borusu ülseri
    -Yemek borusunda kanser öncüsü değişiklikler (Barrett özofagus)

    TANI YÖNTEMLERĪ:
    -Ph metre: 24 saat boyunca yemek borusuna kaçan asit miktarını ölçer.
    -Gastroskopi
    -Manometri: yemek borusunun hareketlerini ölçmek için kullanılır.

    TEDAVĪ:
    -Antiasidler: mide asitini nötralize eder. ( Gaviscon, Rennie, Antepsin…)
    -H2 reseptör blokörleri: asit üretimini azaltırlar. ( famotidin, ranitidin…)
    -Proton pompa inhibitörleri: asit üretimini durdururve yemek borusunun iyileşmesini sağlar. ( lansoprazol, omeprazol, pantaprazol, rabeprazol, esomeprazol)

    – Nissen Fundoplikasyonu ameliyatı: yemek borusunun alt ucunda bulunan kas kütlesi ameliyatla sıkılaştırılarak mide içeriğinin yemek borusuna kaçışı önlenmiş olur.
    -Links halkası yemek borusuyla midenin birleştiği yere takılır ve kas kütlesi daha sıkı hale getirilir.

    ÖNERİLEN YAŞAM TARZI DEĞĪŞĪKLĪKLERĪ:
    -Kilo vermek
    -Sıkı giyinmekten kaçınmak
    -Tetikleyici yiyecek ve içeceklerden kaçınmak ; yağlı ve kızartılmış yemekler, domates, alkol, çikolata, nane, sarımsak, soğan ve kafein. —Kişinin kendi reflüsünü tetiklediğini bildiği yiyeceklerden kaçınması.
    -Bir öğünde çok fazla yememek, gün içinde azar azar yemek.
    -Yemek yedikten en az 3 saat sonra uzanmak veya uyumak.
    -Yatağın baş kısmını yükseltmek.
    -Sigara içmemek

  • Eozinofilik özofajit

    -Yemek borusunun yüzeyinde beyaz kan hücrelerinin artmasıyla karakterize bir hastalıktır.

    -Bu artış yiyecek, allerjen veya asid reflüsüne karşı oluşan bir tepkidir.

    BELİRTİLERİ:

    Yetişkinlerde;

    -yutma güçlüğü

    -çiğneme güçlüğü

    -göğüs ağrısı (antiasidlere cevap vermeyen)

    -mide yanması

    -karın ağrısı (özellikle göbeğin üst tarafına lokalize)

    -gastroözafageal reflü için verilen ilaçlarla iyileşmemesi

    -sindirilmemiş yiyeceklerin mideden ağza geri gelmesi

    ÇOCUKLARDA:

    -Beslenmede zorlanma

    -Kusma

    -Karın ağrısı

    -Yutma güçlüğü

    -Çiğneme güçlüğü

    -GÖRH ilaçlarına cevapsızlık

    -Gelişme geriliği

    NEDENİ:

    Yiyecek veya pollene karşı yemek borusunda reaksiyon gelişmesidir.

    RİSK FAKTÖRLERİ:

    -İklim şartları: soğuk veya kuru iklimde yaşamak

    -Bahar Mevsimleri: pollen ve diğer allerjen maddelerin en çok bulunduğu dönem.

    -Cinsiyet: erkeklerde daha yaygındır

    -Ailede başka birininde eozinofilik özafajit geçirmesi riski artırır.

    -Allerji veya astım hastası olmak.

    -Yaş: çoğunlukla çocuklarda görülmekle beraber yetişkinlerde görülen bir hastalıktır.

    KOMPLİKASYONLARI:

    -Yemek borusunda skar dokusu oluşumu

    -Yemek borusunda darlık

    -yemek borusunda yırtılma veya delinme

    TANI YÖNTEMLERİ:

    -Endoskopi

    -Biyopsi

    Tanıyı destekleyen testler:

    -kan tahlili( eosinofil ve IgE düzeyi)

    -antiasid ilaçlarla iyileşmeme

    -yiyecek allerjisi testi

    TEDAVİ:

    -Alerjiye sebep olan yiyeceklerden uzak durmak

    -Antiasid ilaçlar

    -Topikal steroid (yemek borusundaki inflamasyonu azaltır)

    -Yemek borusunda darlık geliştiyse dilatasyon tedavisi uygulanır.

    ÖNERİLEN YAŞAM TARZI DEĞİŞİKLERİ:

    -Sağlıklı bir kiloya sahip olmak, fazla kilolarını vermek

    -Mide veya yemek borusunda yanmayı tetikleyen yiyecek ve içeceklerden kaçınmak ( yağlı ve kızartılmış yiyecekler, domates, alkol, çikolata, nane, soğan ve kafein)

    -Yüksek yastıkta yatmak

  • Endoskopik ultrasonografi

    Endoskopik ultrasonografi

    Endoskopi cihazının ucuna ultrasonografi cihazının eklenmesi ile oluşan bu cihaz ile sindirim sistemi kanserlerinin evrelendirilmesi, komşuluk yolu ile pankreas gibi ulaşılması zor organların tetkiki ve tedavisinde kullanılır.

    Neden yapılır?

    Endoskopik Ultrasonografi (EUS);

    -Sindirim sistemi ve akciğer hastalıklarını belirlemek,

    -Karın ve göğüs ağrısı gibi belirtilerın nedenini bulmak

    – BT veya MRI gibi görüntüleme testleri ile elde edilen bulguları değerlendirmek için kullanılmaktadır.

    EUS aşağıdaki hastalıkları değerlendirmede kullanılır:

    Kalın bağırsak, yemek borusu, akciğer, pankreas veya mide, kanserleri

    Lenf bezi kanseri (lenfoma)

    Pankreas iltihabı ve pankreasta kistler

    Safra taşları

    Istemsiz dışkılama ve kalın bağırsakta normalde olmaması gereken kanallar

    Mide asidine maruz kalan kişilerde yemek borusunun alt ucunda bir takım değişiklikler (Barrett özofagus)

    EUS Yardımcı olabilir:

    Yemek borusu, mide, kalın bağırsak, pankreas, ve akciğer kanserlerinde karın duvarının ne kadar etkilenmiş olduğuna

    Kanser var ise yayılımını belirlemeye

    Kanser lenf düğümlerine veya diğer organlara yayıldıysa tespit etmek

    Karında sıvı birikimi var ise onun boşaltmasında ve takip edilmesinde

    Gerekiyorsa pankreas, karaciğer ve diğer organlara doğrudan ilaç verebilmeye yardımcı olur.

    *EUS çoğu insanda yapılabilir. Ancak ameliyat olup karın anatomisi değişmiş ise EUS için iyi bir aday olmayabilir.

    Riskler

    EUS deneyim ve uzmanlığa sahip bir merkezde yapıldığında genellikle güvenlidir.

    Ateş

    Göğüs ağrısı

    Nefes almakta zorlanma

    Yutmada zorluk

    Şiddetli ve kalıcı karın ağrısı

    Kusma

    Bu yan etkilerden herhangi birini yaşarsanız doktorunuza başvurun.

    Nasıl hazırlanalım?

    Büyük olasılıkla doktor rahatlamanız için ilaç verecektir.

    EUS sırasında doktorunuz ağzınızdan esnek bir tüpü (endoskop) yutmanızı ister.

    Tüp içinde küçük bir cihaz göğüs lenf düğümleri de dahil olmak üzere, çevreleyen dokudan kesin bir görüntüyü elde eder.

    Endoskop sonra yavaş yavaş geri çekilir.

  • Aşırı yorgunluk yapan 6 hormonal bozukluk

    Çoğu zaman hasta tarafından çok halsizim, kuvvetsizim, bir şey yapacak takatim yok şeklinde ifade edilen aşırı yorgunluk durumunun altında çok sayıda dahili ve psikyatrik neden vardır. Bir hastada aşırı yorgunluk var diyebilmek için günlük aktivitesini en az %50 oranında azalması gerekir. En basit hareket ve efor bile hasta için yorucu olmaktadır. Bu makalede aşırı yorgunluk yapabilen Endokrinolojik hastalıklardan bahsedilecektir.

    1-DİYABETES MELLİTUS: Genelde tip 1 diyabet hastalarında teşhis öncesi ve sırasında aşırı bir yorgunluk olabilir. Tip 2 şeker hastalarında daha az görülür. Özellikle diyabetik polinöropatilerde daha çok dikkati çekebilir.

    2-HİPERTİROİDİ: Ağır hipertiroidilerde aşırı yorgunluk ile beraber genelde zayıflama ve kas ağrıları olabilir. Kas erimeleri eşlik edebilir. Tedavi sonrası genelde düzelir.

    3-HİPOTİROİDİ : Hafif hipotiroidilerde bile aşırı yorgunluk ve devamlı uyuma isteği olabilir. Her yorgunluğu olan hastada mutlaka tiroid hormon testleri yapılmalıdır.

    4-BÖBREKÜSTÜ BEZ YETERSİZLİĞİ (ADDİSON HASTALIĞI) : Kronik böbreküstü bez yetersizliğinde en belirgin şikayetlerden biri aşırı yorgunluk oluşmaktadır. Hastalığa elektrolit bozuklukları, şeker düşmeleri eşlik edebilmektedir. Tanı kan kortizol değerleri ve hormon uyarı testleri ile kolayca konabilir.

    5-BÖBREKÜSTÜ BEZİNİN AŞIRI HORMON SALGILAMASI ( CUSHİNG SENDROMU ): Kanda kortizolun aşırı arttığı bir hastalık grubudur. Protein katabolizmasına bağlı kaslarda erime ve yorgunluk olabilir.

    6-HİPOFİZ BEZ YETERSİZLİĞİ: Hipofiz bez yetersizliklerinde tiroid, böbreküstü bezi ve gonadların yetersizliği aynı anda bulanabilir. Bu hastalarda aşırı yorgunluk olabilir. Tanısı hormon değerlerinin ölçümü ve görüntüleme yöntemleriyle konabilmektedir.

    Yard.Doç.Dr.Fevzi Balkan

    Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı

  • Yaz sıcaklarına karşı önleminizi alın

    Sıcaklıklarının artmasıyla güneş çarpması ve sıcak krampları gibi birçok rahatsızlık sağlığımızı olumsuz etkiliyor hatta bazen bu durum yaşamı tehdit edici boyutlara ulaşabiliyor. Yaz sıcaklarına karşı koruyucu önlemler alınması sıcak havanın olumsuz etkilerine karşı koruma sağlıyor.

    Sıcaklar görme netliğini bozuyorsa…

    Sıcak havalarda sıklıkla karşılaşılan güneş çarpması, hayati tehlike yaratabilecek önemli bir sağlık sorunudur. Güneş çarpması durumunda kişiyi serin bir yere almak, yavaşça soğutmak ve sıvı takviyesi yapmak gerekir. Kişinin bilinci açık ise tuzlu bir ayran içirilebilir ve buz ile kompres yapılabilir. Ancak algılama ve koordinasyon yeteneğinin bozulması, görme netliğinde bozulma, göz çukurlarının belirginleşmesi, bilincin kaybolması durumlarında vakit kaybetmeden bir sağlık merkezine başvurulması gerekmektedir.

    Kramplarda tuz içerikli sıvı alımı önemli

    Kol, bacaklar veya karında aşırı sıcaktan tuz kaybı ile birlikte sıcak krampları görülebilir. Kramplar, kısa fakat tekrarlayıcı ve can yakıcı olabilir. Bu nedenle kramp durumunda hasta öncelikle serin bir yerde dinlenmelidir. Dinlenme sonrası krampta azalma olmadıysa, 1-2 bardak tuz içeren sıvı alınmalıdır. Kramp girmiş kasa kesinlikle masaj yapılmamalıdır.

    Islak şapka ile serinlemeye çalışmayın

    Şapkanın ıslatılarak kullanılması serinlemek açısından yeterli görülebilir; ancak bunun sürekli yapılması doğru değildir. Islak bir şapka ya da kıyafetle uzun süre rüzgara maruz kalmak, “fibromiyalji” adı verilen kas ve iskelet sistemi hastalıklarına yol açabilir.

    Tansiyon ilacına yaz düzenlemesi yapılmalı

    Aşırı sıcaklar ve yüksek nem tansiyon hastalarını olumsuz etkileyebileceğinden, yaz aylarında kullanılan tansiyon ilaçlarının dozları da sıcaklara göre ayarlanmalı, ilaçlara yaz düzenlemesi yapılmalıdır. Vücut, sıcak havalarda ısısını dengeleyemediği için kan basıncı artmaktadır. Bu nedenle nemli havalar yüksek tansiyon hastaları için uygun değildir. Bu kişiler tansiyonlarını sık sık ölçtürmeli, yaz ayı başlangıcında rutin doktor muayenelerini yaptırılmalıdır. Tansiyon düşme problemi sıklıkla hissediliyorsa, vakit kaybetmeden doktora başvurulmalıdır.

    Sıcakta inme riski yüksek

    Sıcak havalar, özellikle 50 yaşın üzerindeki yüksek tansiyon hastalarında beyin kanaması riskini de artırmaktadır. Sıcakla birlikte artan vücut ısısı; özellikle sinir hasarının eşlik ettiği diyabetik hastalarda, idrar söktürücü tansiyon düşürücü ilaç alanlarda ve yeterince sıvı tüketmeyen hastalarda tansiyonun ciddi oranda düşmesine neden olabilir.

    Sıcak hava zehirlenmeleri artırabilir

    Hijyen kurallarına dikkat edilmeden yapılan yemekler, iyi yıkanmayan sebze ve meyveler, bağırsak enfeksiyonlarına sebep olabilir. Sıcak havalarda bağırsak enfeksiyonlarına sebep olabilen bakteriler yiyeceklerde daha kolay üremektedirler. Bir yemek üstüne konan sineğin bıraktığı bakteri bile üreyerek hastalığa yol açabilir. Bu nedenle sıcaklara bağlı olarak yazın daha çok besin zehirlenmesi, yaz ve seyahat ishalleri görülebilir.

    Yazın sağlıklı kalmak için öneriler…

    • Yüksek ateş durumunda antibiyotik yerine ateş düşürücü kullanılmalıdır.

    • El ayak şişmelerine soğuk uygulamadı yapılarak ödem azaltılabilir.

    • Klimalar ideal ısı 23-24 derece, nispi nem yüzde 40-50 arasında olacak şekilde ayarlanmalıdır.

    • Şeker hastaları yanlarında mutlaka “şeker” taşımalıdır.

    • Sıcak havalarda ek vitamin alınmasına gerek yoktur. Hayvansal ve bitkisel proteinler ile vitaminler mutlaka doğal besinler yoluyla alınmalıdır.

    • Dehidrasyon yani sıvı kaybına karşı su, her saat başı bir bardak tüketilmelidir. Kalp hastaları soğuk su içmemelidir.

    • Sıcak havalarda serinletici gibi gelse de, gazlı içeceklerden uzak durulmalıdır. Su dışında tüketilebilecek en masum içecekler, ayran ve limonatadır.

    • Mentollü sakızlar da sıcaklarda ferahlık verebilir.

    • Ağır, salçalı yemekler yerine sebzelerle yapılmış, zeytinyağlı yemekler tercih edilmelidir.

    • Spor, havanın serinlediği akşam saatlerinde ya da güneş ışığının dik gelmediği sabahın erken saatlerinde yapılmalıdır.

    • Zorunlu olmadıkça, güneş ışınlarının dik geldiği sabah 10.00 ile öğleden sonra 16.00 arasında dışarıya çıkılmamalıdır.

    • Ayaklarda mantar oluşumunu engellemek için ayakkabılar çorapsız giyilmemelidir.

    • Serinlemek için soğuk yerine ılık su ile duş alınmalıdır.

  • Yaz yorgunluğu

    Yaz deyince tabii aklımıza hemen güneş, deniz, seyehat gibi güzellikler geliyor ama ama madalyonun digger yüzünde de aşırı sıcaklar, yorgunluk, infeksiyon ve kaza riskleri var.

    Zayıflama Diyetleri:
    Yaz aylarının risklerinden biri de plajlara hazırlık için sezon yaklaştığında uygulanan hızlı dengesiz zayıflama diyetleridir. Çoğu zaman telaşla ve bilinçsiz yapılan bu diyetler iel kas dokusu kaybı olmakta, vitamin mineral noksanlıkları gelişmekte bunlarda yorgunluk, kas eklem ağrıları kramplar ile sonuçlanmaktadır.

    Aşırı sıcaklar
    Aşırı sıcaklarda kalp damar hastalıkları bakımından risk artar, tansiyon yüksekliği olur, basınca karşı çalışan kalp çabuk yorulur yorgunluk baş göstermeye başlar. Sıvı ihtiyacı karşılanmazsa idrar miktarı azalır, üre birikmeye başlar yorgunluk ve kas ağrıları oluşur.

    Biyolojik Ritim
    KIştan yaza geçmek vücut için biyolojik ritim değişikliğidir ayrıca yaz günlerinde geceleri daha fazla dışarıda kalma , eğlence seyahat gibi nedenler ile de gece ve gündüz ritimlerinin değişmesi vücut için stress kaynağıdır. Sınırda hormonal dengelere sahip bireylerde adaptasyon güçlüğü olabilir ki bu da yorgunluk, tansiyon düşüklüğü kas ağrıları ile sonuçlanabilir.

    Isı değişimi:
    Nosiseptör denilen ağrı reseptorleri en fazla mukozalarda , cilt altı dokuda bulunur, ısı ve iklim değişimlerinden harekete geçer, havadaki elektrik yükünün değişmesinden etkilenir ve daha fazla ağrı hissederiz. Kıştan yaza geçişte havadaki iyon dengesindeki değişiklik daha fazla yorgunluk ve ağrı hissetmemizin nedeni olabilir.

    Terleme:
    Yaz dönemi klasiklerinden biri de terlemedir Vücut ısı kontrolu için bolca terler. Terin vücutta kuruması halinde kas ağrıları tetiklenebilir, ter emen pamuklu giysiler kullanılmalı , naylon oranı yüksek giysiler kullanmamalıdır. Ayrıca aşırı terleme ile mineral eksiklikleri olabilir ki bu da yorgunluk nedenlerinden biridir Uygun beslenme ve destek ürünler ile karşılanmalıdır. Sıvı ihtiyacını karşılamak için hijyenik olmayan su kaynaklarının kullanılma olasılığı yaz döneminde fazladır bu durum da yaz ishalleri ile sonuçlanır.

    Anksiete -Stres
    Yaz döneminin önemli özelliklerinden olan tatilin zamnında iyi planlanmaması, son ana bırakılması gerginlik ve strese yol açabilir. Böyle bir tatilin hem öncesinde hem de sonrasında gerginlikler yaşanabilir. Kurumsal çalışanlar için yaz döneminde izinde olan personelin işini digger personeller yapmak durumunda kalır, görevde olanlar için iş temposunda artış olabilir bu süreci de yöneticilerin iyi planlaması gerekir. Aksi halde fiziksel ve psikolojik yorgunlauğa yol açabilir.

    YAZIN HİSSETTİĞİMİZ YORGUNLUĞUN KİLO İLE İLİŞKİSİ VAR MIDIR? KİLO ARTTIKÇA DAHA MI YORGUN HİSSEDER KİŞİ KENDİNİ?

    Vücut ağırlığı ile yorgunluk arasında birliktelik sıktır. Beden kitle indeksi 24 ün üzerinde olan her ağırlık vücut için bir yüktür ve bu yük ne kadar fazla ise yorgunluk o kadar fazladır. İdeal kilomuzdan 10 kilo fazla olduğumuzu düşünelim hergün her an yanımızda 10 litrelik bir su bidonu taşıyor gibiyiz , bunun bizi ne kadar yormuş olabileceğini tahayyül ediniz. Başta kalp ve kas iskelet sistemi bu durumdan hiç hoşnut olmayacaktır.
    Ayrıca kilo fazlalığı şeker hastalığını, en azından insulin direncini davet eder. İnsülin direnci kanda insulin fazlalığı anlamına gelir. Vücut şekeri kontrol edebilmek için fazla insulin salgılamak zorunda kalır. İnsülin fazlalığı şekeri kontrol eder fakat kan şekeri düşmelerine yol açar , tekrar tatlı yeme ihtiyacı doğar , sonuçta kan şekeri tekrar yükselir , ardından insulin yükselir, kan şekeri düşer …… bu dalgalanmalar uyku hali yorgunluk ve kilo almaya , karaciğer yağlanmasına yol açar.
    İnsülin direncinde kan şekeri düşmesi ile insülinin zıddı olan hormonlar artar bu da çarpıntı ve aşırı terleme ile sonlanır. Tuz dengesi bozulur ve çarpıntılar ile kalp daha çabuk yorulur yetmezlik süreci hızlanır. Her iki durum da yorgunluğu arttırır.
    Ayrıca kanda insulin fazlalığı bulunması potasyum, magnezyum gibi elementlerin hücre içine girmesine yol açar böylece kandaki miktasrları azalır. Halbuki bu mineraller kalp , solunum ve diger çizgili kasların optimal çalışmasını temin eder

    YAZ YORGUNLUĞUNUN ÖNÜNE GEÇMEK İÇİN NE YAPMALI?
    – Güneşlenmeyi abartmayın
    – Sık sık ılık-soğuk duş alın
    – Uzun süre klimalı ortamda durmayın
    – Spor yapın
    – Bol su tüketin
    – Alkol ve sigaradan uzak durum
    – Bol sebze – meyve yiyin
    – Stres eşiğinizi aşmayın

    Güneşte kalın ama abartmayın: Yazın en önemli özelliklerinden biri daha fazla güneşe maruz kalmaktır. Hiç şüphesiz bunun d vitamini sentezlenmesi, sıcağa duyarlı mikroorganizmaların yok edilmesi, psikolojimiz üzerine pozitif etki gibi faydaları vardır Ancak cilt kanserlerinin de %80 inin güneşe fazla maruz kalan bireylerde olduğunu hatırda tutmak gerekir. Özellikle Saat 1100- 1500 arası güneş ışınlarının dik olduğu ve zararlarının daha fazla olduğu zaman dilimidir. Güneş koruyucu kremler, güneş ışığını daha az geçiren iyi kumaştan giysiler, gözlük, şapka kullanılması ihmal edilmemelidir.

    Sık duş alın : özellikle soğuk su ile duş almanın bir çok faydaları bildirilmiştir. Bunlardan bazıları : bağışıklık sisteminin uyarılması, kan dolaşımı ve lenf dolaşımının uyarılması, enerji üretiminin artması, ısı üretimi çabası sırasında yağların yakılması ve kilo kaybı , hormon salınımının artması dır. Sıcaktan ani olarak soğuk duşa geçmek zor olabilir, ılıktan soğuğa geçmek şeklinde uygulanmalıdır.

    Klimadan uzak durun: İlk planda çok faydalıymış gibi görünen klimanın bir çok zararları vardır. Dikkatli kullanılması gerekir. Allerjik reaksiyonu tetikleyebilir, gribi alevlendirebilir, baş ağrısı ve kas spazmalarına yol açabilir ve belkide en önemlisi içinde bulunma ihtimali yüksek olan legionella gibi mikroorganizmaları ortama püskürtmek süretiyle solunum yolları infeksiyonları gelişmesine yol açabilir.

    Spor/egzersiz yapın: Egzersiz vücudun doğal mutluluk hormonu olan endorfin düzeyini yükselterek yorgunluk ve anksieteyi azaltır. Aerobik egzersiz kişinin kendine olan güvenini arttırarak daha iyi , genç hissetmesini sağlar. Düzenli yapıldığında kas gücü efor kapasitesi artar. Egzersizin aşamalı olarak arttırılarak yapılmasının kronik yorgunlukta kanıtlanmış tedavi değeri vardır. Günde 5-10 dk ile başlayıp haftada enaz 150 dk ya kadar arttırılmalıdır. Planlı programlı egzersiz zamanı olabileceği gibi yoğun çalışan bireylerin günlük etkinlikleri arasına serpiştireceği aktiviteler şeklinde de olabilir. Ancak yorgunluktan kurtulmak isteniyorsa “zaman yok” mazeretine sığınılmamalıdır

    Bol su tüketin : Özellikle yaz aylarında sıvı kaybı olmaktadır Günlük ihtiyaç olan 1.5-2 litrenin de üzerinde su tüketini gerekli olabilir. Yeterli sıvı tüketilmesi ile kan basıncının optimal düzeyde idamesi ve üre gibi toksik maddelerin idrar yoluyla atılması sağlanmış olur. Ancak kalp ve böbrek hastalığı olanların tüketebilecekleri su miktarları doktorlarının tavsiyesine göre olmalıdır. Fazla su bu bireylerde ödeme ve yorgunluğa yol açabilir.

    Alkol ve sigaradan uzak durun: En önemli toksik madde alkoldür. Kalp, kaslar ve karaciğer üzerine başta olmak üzere bir çok dokulara toksik etkisi vardır. Bu organlarda yaptığı hasar ile en hafif şekliyle yorgunluk ile daha ağır şekliyle organ yetmezliği ile sonlanır. Sigara hem oksijenlenmenin azalmasına hem de yüzlerce kanserojen madde nedeni ile kanser gelişimine , endotel hasarı ile de damar sertliği ve hızlanmış ateroskleroza yol açar . Bu patolojik süreçlerinde herbirinde yorgunluk ilk olarak gözlenen yakınmadır. Alkol ve sigarayı bırakmak da yorgunluktan kurtulmada en önemli etkenlerden birisidir.

    Bol sebze ve meyve tüketin: Günde en az beş defa sebze ve / veya meyva tüketmeye çalışın . Vitamin ve mineral ihtiyacı karşılanmış , kilo alımının önüne geçilmiş olur, insülin direnci ve karaciğer yağlanması gelişmez. Maddi olanaklara ve mevsime göre bu alımı şekillendirmek mümkündür. Beş farklı meyve ve sebze anlamına gelmiyor , bir iki çeşit bile olsa beş ayrı zamanda alınması önerilmektedir. Mümkün olduğu kadar taze ve çiğ olarak tüketmeye bakın, fazla ısıya maruz bırakmaktan kaçının.

    Stresi kontrol etmeyi bilmeliyiz. Herkesin bir stres eşiği vardır ve bu eşiği aşmamak gerekir. Hafif stres olması hayatın tuzu biberidir ancak patolojik boyuta varmaması gerekir. Herşeyi kontrol etmenin , insanın gücünü aşan bir şey olduğunu anlamalı, evde işte yaşanılan ortamda güven ortamını geliştirmeli ve her aşamada sorumluluklar paylaşılmalıdır. Ajanda kullanmayı alışkanlık haline getirmeli , zaman planlaması yapmalı . Başkasının aramasını beklemeden arkadaşlar, aile üyeleri ve yakın akrabalar aranmalı hal hatır sorulmalıdır. Beynimizi zaman zaman adeta formatlamalı, kullanılmayan bilgiler silinmeli, gereksiz yere kaygı gerginlik oluşturan hatalı düşünceler silinmeye çalışılmalı ya da üzerine giderek çözümlenmeli sağlıklı düşünce haline dönüştürülmelidir. Kendi isteklerimizin gerçekleşmesini istiyorsak başkalarının da isteklerini gerçekleştirmesine yardımcı olmamız gerektiği unutulmamalı ve nihayet ırmağın karşısına geçmek istiyorsak ırmağın kesilmesini beklemek olmaz, o hep akmaya devam edecektir, uygun bir vasıtayla karşıya geçmeliyiz.

    Uyku ritminizi bozmayınız : uyku ritmine dikkat etmek gerekir. Rahat bir uyku için yatağa girmeden önce günlük bütün stres nedenlerinizi aklınızdan uzaklastırmak, hosa giden konuları düsünmek veya hoslandıgınız bir filmi seyretmek, düzenli bir uykuyu saglayabilir.Vücudumuzun da gece ve gündüze göre ayrı faaliyet gösteren biyolojik, hormonal ve enzimatik ritmi vardır. Dolayısıyla geceyi gece gündüzü de gündüz gibi yaşamamız gerekir. Huzursuz, az ve kalitesiz uykuyla geçen geceden sonraki gün zinde olmak güçtür.

    Düzenli hayat tarzı, hafif fiziksel egzersizler, saglıklı beslenmek ve ideal kiloyu korumak da kronik yorgunluk sendromu ve benzeri rahatsızlıklardan korunmak için uygulanması gereken temel kurallardır.
    Ayrıca mutlaka doktor kontrolünde olmak kaydıyla belirli süre için vitamin ve mineral takviyesi önerilir.

    YAZIN ÖZELLİKLE ALINMASI GEREKEN VİTAMİNLER NELERDİR? DOĞAL YOLLARDAN VEYA TABLET OLARAK…

    Halsizlik, ruhsal veya fiziksel yorgunluk ile karakterize düşük enerji halidir. Gün boyu tükettiğimiz gıdalar vücudumuz tarafından işlenerek günlük faaliyetlerin yerine getirilebilmesi için gereken enerjiye dönüştürülür. Yetersiz beslenme ise bu enerjinin tam olarak sağlanamamasına ve halsizliğe yol açabilir. Doğru gıdaları tüketerek enerjinizi arttırabilir ve halsizlikten kurtulabilirsiniz.
    Protein: Protein kaslar için gereken enerjinin ana kaynağıdır. Yüksek protein içeren ve “tirozin” bakımından zengin gıdalar norepinefrin ve dopamin üretimini arttırarak motivasyon ve uyanıklık sağlar. Ancak sığır eti ve yumurta gibi protein kaynaklarının sık tüketimi kötü kolesterol seviyelerini yükseltebileceğinden, yarardan çok zarar verebilir. Bunun yerine protein kaynağı olarak derisiz tavuk eti, balık, fasulye gibi alternatif besinleri kullanabilirsiniz.
    Yoğurt: Sindirimi kolay olan yoğurt iyi bir protein kaynağı olmasının yanı sıra sindirimi kolaylaştıran “iyi” bakteriler olan probiyotik bakımından da zengindir. Bağışıklık sistemini güçlendirirken kronik yorgunluğa iyi gelebilir.
    Kompleks Karbonhidratlar: Kompleks karbonhidratlar vücudun birincil enerji kaynağıdır. Yeterli miktarda enerji için nişastalı gıdalar, sebze ve meyve, kepekli tahıllar yiyebilirsiniz. Ayrıca uyku alışkanlıklarını düzenleyen ve ruh halini geliştiren serotonin bakımından zengin olan kompleks karbonhidrat içeren gıdalar kan şekeri seviyesinin korunmasına da yardımcı olur.
    Su: Su teknik olarak “yiyecekler” kategorisinde yer almasa da enerji ve kronik yorgunlukla savaşınızda en büyük yardımcınızdır. Yorgunluk vücudun susuz kaldığının ana göstergesidir. Gün boyu hiç bir fiziksel aktivitede bulunmasanız bile terleme yoluyla su kaybedersiniz. Bu suyu yerine koymak için 8 bardak su içmeye özen gösterin. Sade suyun dışında kafein içermeyen bitki çayları, saf meyve suları ve elektrolit takviyesi sağlayan içeceklerden faydalanabilirsiniz.
    Demir: Demir eksikliği anemisinin belirtileri arasında kronik yorgunluk bulunmaktadır. Bazen demir eksikliği yetersiz beslenme sonucu geçici olarak da yaşanabilir. Demir eksikliğinde kandaki oksijen azalarak organlara oksijen akışı sekteye uğrar ve bunun sonucunda halsizlik görülür. Demir bakımından zengin et, balık ve yeşil yapraklı sebzeler yiyerek bunu engelleyebilirsiniz.
    Her sabah mutlaka kahvaltı edin ve kahvaltı listenizde kompleks karbonhidratlar içeren yulaf ezmesi gibi gıdalar tüketin. İçecek olarak bir bardak taze sıkılmış portakal suyu içebilirsiniz.
    İşlenmiş, fast-food gıdalardan uzak durun. Bu tip gıdaların besin değerleri genelde düşüktür. Ayrıca kan şekerinde dalgalanmalara neden olarak ani yorgunluk ve halsizliğe yol açabilirler.
    Öğle yemeklerinde mutlaka protein içeren bir besin tüketin. Bu saatlerde alınacak protein günün geri kalanında daha dinç olmanızı sağlayacaktır. Tavuk eti, balık, fasulye gibi protein kaynaklarını kullanabilirsiniz.
    Kahve içmek geçici bir enerji verebilir ancak kafein etkisini kaybettikten sonraki halsizlik daha şiddetli olacağından kafein tüketimini kontrol altında tutun.

    Vitaminler
    C ve B grubu vitaminler yorgunluğu azaltır. Bunları içeren gıdaların doğrudan alınması en doğru olanıdır. C Vitamini içeren turunçgiller, B vitamininden zengin tahıllar, hayvansal gıdalar, kompleks karbonhidratlar yorgunluk ile mücadelede önemlidir.
    Ginko biloba: Ginko bitkisinin ekstresinden elde edilir. Yorgunluk giderici etkisi vardır. 50 mg lık tabletleri kullanılır
    Koenzim Q10. Yorgunluğu önleme , gidermede enerji verici. Kalp kasları üzerine yararlı, Hücrelerin enerji üretme kapasitesini arttırır. 150- 300 mg günlük dozları
    Magnezyum: Hücrelerin fizyolojik yaşlanmasını geciktirir, stress baş ağrılarını azaltır,sinir sistemi ve kas gerginliğinde rahatlama sağlar, alkol gibi toksik maddelerin hücreye zararını azaltır

    Enerji üretimiyle ilgili suda çözünen vitaminler :
    Tiamin
    Riboflavin
    Niasin
    Piridoksin
    Pantotenikasid
    Hematopoetik suda çözünen vitaminler
    Folik asid
    Vitamin B12

    B1: Thiamin
    Kuşkonmaz, yer fıstığı, bira mayası, esmer pirinç (beyazda bu vitamin kalmaz), kuru fasulye, kuzu karaciğeri, yulaf unu, ayçiçeği çekirdeği, buğday özü, rafine olmayan buğday unundan ekmek, bezelye, yumurta sarısı, ceviz
    Karbonhidratlardan enerji oluşumu, Vücutta hemoglobinin düzenlenmesi, Sinir sisteminin uygun faaliyeti için gereklidir

    B2 Riboflavin
    CHO, Protein ve yağların kullanımında, Enerji metabolizmasında rolü vardır.
    Süt, yoğurt, peynir
    Karaciğer, yağsız et
    Yapraklı sebzeler, baklagiller
    Maya ve hububat

    B3. Niasin
    Karaciğer, bira ve ekmek mayalarında, buğday kepeği, peynir, et, havuç ve domates gibi gıdalarda bulunur.
    Proteinler, yağlar ve karbonhidratların parçalanarak kullanılmasına yardım eder. Cildin, dilin, dişetlerinin, sindirim sisteminin sağlığını korur. Öbür B vitaminleriyle birlikte çok yararlıdır.
    Niasinin fazla kulanılması Çabuk yorulma, Kas glikojen depolarında boşalmayı hızlandırır.

    B5Pantoteik asit
    Koenzimformunda karbonhidrat, yağ ve proteinlerin sentezinde, parçalanmasında ve enerji elde edilmesinde rol oynarlar. Kolesterol ve değişik adrenalin hormonlarının yapımında, sinir sisteminin kimyasal maddesi olan asetilkolin’ in formasyonu için gereklidir.
    Balık,Tavuk,Yumurta,Peynir,Fasulye,Tüm tahıllar,Hububatlar,Karnıvahar,Bezelye,,Avakado
    Patates,Mısır,Kuruyemişler,Dana eti
    Yetersizliğinde; Alerji, Doğumsal bozukluklar zihinsel yorgunluk,Baş ağrısı, Kramplar

    B6 Pridoksin
    Bağışıklık sistemini güçlendirir, uyku düzenimizi, ruh durumumuzu etkileyen hormon olan serotonini arttırır
    Karbonhidratlardan enerji oluşumuna yardımcı
    Hemoglobin (Hb) ve oksidatif enzimlerin düzenlenmesinde
    Sinir sistemi faaliyeti için yardımcı

    muz, avakado, tavuk eti, patates, ıspanak, bezelye, bira mayası, havuç, yumurta,
    balık ve bütün hububatlar ıspanak, kepekli ekmek, kuruyemiş

    B7 Biotin
    Kaynakları: En çok yumurta sarısında,Karaciğer,Süt,Böbrek,Maya,
    Eksikliğinde;dermatitler,kas ağrıları,iştahsızlık,anemi,Halsizlik,Saç dökülmesi

    B9 Vitamini-Folik asit
    Doğada en çok yeşil yapraklılarda ve karaciğerde bulunur.

    B12 Eksikliğinde;
    Yorgunluk
    Nefes darlığı
    Kilo kaybı
    Sinirsel problemler
    Unutkanlık
    Çarpıntı
    El ve ayaklarda karıncalanma
    Genelde enjeksiyon yolu kullanılır
    Neden eksiklik oluşur?
    •Aşırı oranda alkol tüketimi
    •Yeteri kadar tüketilmeme
    •Bazı ilaçların uzun süre kullanımı
    •Emilim bozukluğu

    C vitamini
    C vitamini en çok portakal, mandalina, greyfurt ve limon gibi turunçgillerde bulunur, maydanoz, kabak, karnabahar, domates, lahana, ıspanak ve kıvırcık salata, patates ve yeşil biberde bol miktarda bulunan C vitamini tüm taze sebze ve meyvelerde de yeterli miktarda yer alır.Kuşburnu, kivi, çilek ve misket limonu da içinde C vitamini barındıran önemli besinlerdendir.

  • Bu hatalar oruç tutanları hasta edebiliyor

    Ramazan ayında yaklaşık 17 saat oruç tutulurken beslenme ve yaşam tarzı ile ilgili önerilere uyulmaması, sağlık sorunları olan kişiler kadar sağlıklı kişileri de olumsuz etkileyebiliyor. Özellikle iftar ve sahurda yapılan hatalar önemli sağlık sorunlarına neden olabiliyor.

    Sağlık kontrollerinizi ihmal etmeyin

    Özellikle tansiyon, şeker, böbrek ve kalp hastalarının Ramazan ayı boyunca tahlillerini yaptırması gerekmektedir. Doktor kontrolünde oruç tutması gereken bu kişilerin haftalık üre, şeker kontrolü ve günlük tansiyon ölçümü yapılması unutulmamalıdır. Bunun yanında belli bir yaş grubunun da olanların da Ramazan ayı boyunca sağlık kontrolünden geçmeleri önemlidir. Diyabeti olanların 3 ana ve 3 ara öğün olarak beslenmesi gerekmektedir. Bu hastalar oruçluyken şeker düzeyleri düşer iftarda ise tersine yükselir. Ramazan ayında vücudun değişen beslenme düzenine uyum sağlaması, bazen 3 haftayı bulabilmektedir. Bu durum özellikle kalp hastalarının tedavisinde bazı zorluklara yol açarak, ilaç alım saatlerinin yeniden düzenlenmesini gerektirmektedir.

    İftarda hızlı yemeyin

    Uzun süreli açlık sonrasında iftar sofrasında fazla ve hızlı yemek yenmesi sindirim sisteminde sıkıntılara neden olabilmektedir. Reflü şikayetlerinin artmasına neden olan hızlı ve fazla yemek yerine, bir dilim ekmek ve çorba ile orucu açmak daha sağlıklıdır. Bir süre ara verdikten sonra ana yemeğe geçilebilir. Normal günlerde tüketilen miktardan daha fazlasını tüketmemeye özen gösterilmelidir. İftarda aşırıya kaçıp sahura kadar yapılması gereken ara öğünlerin atlanması, vücudun dengesini bozarak hem sindirim sistemi sorunlarına hem de kan şekerinin aniden yükselmesine neden olabilmektedir. Vücudun dengesini bozmamak ve kan şekerinin aniden yükselmesini engellemek için iftarla sahur arası küçük öğünlerle geçilmelidir. Kan şekerini hızlı yükselten hamur ve şerbetli tatlılar yerine, sütlü tatlılar seçilmelidir. Et ve tavuk ızgara tercih edilmeli, ağırlık zeytinyağlı yiyeceklere verilmelidir. Günlük vitamin ihtiyacını karşılamak için mutlaka bol yeşil yapraklı sebzeler tüketilmelidir.

    Orucu sigarayla açmayın

    Orucu sigarayla açmak önemli sağlık sorunlarına neden olabilmektedir. Uzun saatler süren açlığın ardından sigara içmek damarlarda ani daralmalara neden olabilmektedir. Kalp krizi riskini artıran bu durumun haricinde ciddi nabız ve tansiyon düzensizliklerine de yol açmaktadır. Sigarayla oruç açmak mideyi de olumsuz yönde etkileyerek gastrit ve ülser riskini artırmaktadır. Bunun yanı sıra orucu soğuk su ile açmak da mideyi zorlayıp hazımsızlık, kusma ve bulantı gibi sorunların oluşmasına neden olabilmektedir.

    Asitli ve gazlı içecekler yerine su tüketin

    İftarda yemekle beraber gazlı ya da asitli içecekler tüketilmemelidir. Yaz aylarında oruç tutmak ciddi su kayıplarına neden olabilmektedir. Gazlı ve asitli içecekler sanıldığının aksine içerdikleri yüksek tuz-şeker ve katkı maddeleri ile vücudun yeterli suyu alamamasına, aksine susuz kalmasına neden olmaktadır. Özellikle mide ve sindirim sisteminde ciddi sorunlara neden olabilmektedir. Bunun yanı sıra gazlı içecekler diyaframın kalbe bası yapmasına ve ritim bozukluğu ile nefes darlığına yol açmaktadır. İçerdikleri şeker oranıyla kan şekerinde ani oynamalara neden olup metabolizmanın bozulmasına yol açabilmektedir. En sağlıklı içeceğin su olduğu unutulmamalıdır. İftarda yemeğe başlamadan önce 1 veya 2 bardak su içmek kaybedilen sıvının yerine konulması ve doygunluk hissinin oluşması bakımından önemlidir. Günlük 2-3 litre olan su tüketimi ihmal edilmemelidir. Suyu bir anda tüketmek yerine, iftarla sahur arasına yayılmalıdır.

    Doktorunuza danışmadan ilaç almayın

    Ramazan ayında da doktora danışılmadan ilaç alınmamalıdır. Özellikle ülser ve gastrit hastalarının, ağrı keseci ve aspirin kullanımına dikkat etmesi gerekmektedir. Mide için zararlı olabilecek bu tür ilaçların doktor önerisi olmadan kullanılması mide kanaması ve delinmesine neden olabilmektedir.

    Sahuru atlamayın

    Sahura kalkarak oruç tutmak gün içinde kan şekeri düzeyinin korunması bakımından önemlidir. Sahura kalkmadan tutulan oruçta açlık dönemi uzayacağı için kan şekerinin düşmesinin yanında konsantrasyon eksikliği, baş ağrısı ve yoğunluk hissi oluşmaktadır. Ağır yemekler yerine sahurda hafif kahvaltılar tercih edilmelidir. Protein içeriği nedeniyle süt ve yumurta tüketmek açlık hissini azaltacaktır. Kan şekerini hızlı yükseltip daha çabuk azlık hissi yaratan beyaz ekmek yerine kepek ya da çavdar ekmeği tüketmek besleyicilik ve tokluk hissi bakımından faydalıdır.

    Yemekten sonra hemen uyumayın

    Sahurdan sonra hemen uyumak özellikle reflü şikayetlerinde artışa neden olmaktadır. Yatar pozisyonda yiyeceklerin yemek borusundan geri gelmesi daha kolay olmaktadır. Özellikle sahurda yemekle yatma saati arasında süre bırakmak şikayetlerin azalmasını sağlayacaktır.

    Sofrada sohbete dalmayın

    İftar sofralarında yapılan uzun sohbetler alınan besin miktarını artırmaktadır. Kişinin Ramazan ayında kilo almasına neden olacak bu sohbetler gereksiz tuz ve kalori alımına da neden olmaktadır. Kalp damar sağlığını olumsuz etkilenmesiyle uzun vadede ritim bozuklukları yaşanabilmektedir.

    Ağır egzersizlerden kaçının

    Oruçluyken ve iftardan sonra ağır sporlar yapmak ciddi su kayıplarına neden olabilmektedir. Bayılmalar ve ciddi sağlık sorunlarına neden olabilecek ağır sporlar yerine Ramazan ayı boyunca daha hafif sporlara yönelmek gerekmektedir. Özellikle iftardan sonra hafif yürüyüşler hem hazmı kolaylaştırmak hem de metabolizmayı düzenlemek bakımından yararladır.

  • Niyet etmeden önce doktorunuza danışın !

    Oruç sağlık problemi olmayan insanlarda metabolizma ve kan biyokimyasında bazı değişikliklere sebep olmakla birlikte hastalık oluşumuna sebep olmamaktadır. Özellikle kronik ve nörolojik hastalıkları olanların oruç tutmaya niyet etmeden evvel mutlaka doktorlarına danışmaları gerekmektedir.

    Her insanın kan biyokimyası; yaşı, cinsiyeti ve o dönemdeki çevre şartları ile uyumlu olarak açlık halinde değişiklik gösterir. En çok etkilenen parametreler kan şekeri, böbrek fonksiyonları ve kan mineral düzeyleridir. Bu değişimler orucun ilk yedi, on günlük döneminde yoğun olarak kendini hissettir. Hastada baş dönmesi, baş ağrısı, çarpıntı, susama hissi olarak kendini gösterir. Daha sonra bu değişimlere vücut uyum sağlar.

    Tip1 ve tip 2 şeker hastaları, hipoglisemi hastaları, gizli şeker hastalığı olan hastalar uzun süreli açlık durumundan oldukça olumsuz etkilenirler. Kan şekeri düşüklüğü, baygınlık gibi sağlık problemleri yaşama ihtimalleri yüksektir. Özellikle yaz dönemindeki uzun açlık dönemleri ve ilaç kullanımındaki düzensizlikler bu duruma sebep olabilirler. Ayrıca diyabet ilaçlarından bazı tipleri tüm gün içinde insülin salgılatmaya devam ederler ve sizin öğün atlamanız durumunda salınan bu insülin ani şeker düşmelerine yol açacaktır. İftarda kalorili yiyecekleri hızlı tüketmek de başlı başına tansiyonu ve şekeri yükseltici bir olaydır.

    Böbrekler sıvı ve mineral dengesizliğinden etkilendiğinden, böbrek hastalığı zemini olan hastalarda problem yaratabilir. Sağlıklı çalışan, fonksiyon kaybı olmayan böbrekler sıvı alımının azalmasına uyum sağlar ve 24 saat içinde alınan sıvı ile vücuttaki toksinleri rahatlıkla atabilir. Ancak fonksiyon kaybı olan böbrekler aynı miktar toksini atabilmek için daha fazla sıvıya ihtiyaç duyar. Bu durum gerçekleşmeyince hasta diyalize girecek duruma gelebilir. Böbrekten kum dökme, prostat hastalığı, küçük böbrek taşları sıklıkla oruçtan olumsuz etkilenmezler.

    Kalp yetmezliği, hipertansiyon, kroner kalp hastalığı benzeri hastalıklar sıklıkla bir arada olan ve hastaya göre şiddeti değişken olabilen hastalıklardır. Yoğun ilaç kullanmayan hafif düzeyde fonksiyon bozuklukları olan hastalar oruçtan olumsuz etkilenmeyebilir.

    Genel olarak yukarıda bahsi geçen kronik hastalıkları olan hastaların oruca başlamadan evvel, takibinde oldukları hekimler tarafından detaylı değerlendirilmesi, hastalığın mevcut oruç şartlarından nasıl etkileneceğinin ortaya koyulması gerekir. Oruç tutmasına izin verilen hastalarda kullanılan ilaç doz ve zamanlarının ayarlanması, aynı zamanda hastaların diyetlerinin planlanması gerekmektedir. Hastaların bir şey olmaz düşüncesi ile hekimleri ile iletişim kurmadan oruç tutması ciddi sağlık problemleri yaşamalarına neden olabilir. Unutulmamalıdır ki; her hastanın hastalığı kendine hastır ve farklı önerilerle tıbben uygunsa oruç tutabilirler.

    Mide bağırsak hastalıklarının açlıktan etkilenme durumları değişkendir. Reflü hastalığı, hafif gastrit vakaları, irritabl barsak sendromu hastaları orucu tolere edebilirken, mide -ince barsak ülserleri , iltahabi barsak hastalıkları sağlık problemi yaşayabilir. Kanser hastaları özellikle radyoterapi, kemoterapi gibi tedavi süreçlerinde oruç tutmamalıdır. Gebelik ve emzirme döneminde, ciddi nöropsikiatrik hastalarda oruç tutulması önerilmemektedir.

    BAŞ Ağrıları – MİGREN; Maalesef hemen her tip baş ağrısı uzun süren açlık ile tetiklenebilmektedir. Sık baş ağrısı çeken hastalarımız ramazan başlamadan 4-5 ay önce önleyici ilaç tedavilerini başlatıp ramazan ayını biraz daha rahat geçirebilirler. Eğer o kadar vakit yoksa; bu durumda özellikle migren hastaları bir nöroloji hekimine başvurarak, baş etrafına botoks uygulaması yaptırabilir. Bunun için de yine ortalama 3-4 hafta önce bu uygulamayı yaptırmak uygun olabilir.

    İnme (felç) hastalığı beyin damarlarının pıhtı ile tıkanması sonucu veya beyinde kanama olması sonucu ortaya çıkan bir durumdur. Hasta felç olabilir, kısmi felç olabilir veya herhangi bir güçsüzlüğü olmasa dahi beynin hangi bölgesinde tıkanma veya kanama olduysa ve görevini yerine getiremeyebilir. (örneğin /sadece görme alanındaysa görme ile ilgili). Eğer böyle bir damarsal olay yaşamış hastalara uzun süreli açlığı önermemiz tıbben uygun olmayacaktır. Yaz aylarında terleme vb yollarla sıvı ve tuz dengesinde hızlı değişikler olabilir. Bu durum en sık tansiyon oynamaları ile kendini gösterir.

    Maalesef yüksek tansiyon ve diyabet hastalarının, özellikle bu hastalıkları zor kontrol altına alınıyorsa, oruç tutmaları durumunda inme ve kalp krizi gibi damarsal sorunları yaşamaları olasılıkları yükselmektedir. Bunu acillerimize başvuran bu tip hasta sayılarındaki artışlardan da anlamaktayız.

    Kronik hastalıkları olan hastalar kullandıkları ilaçları iftar ve sahur diye ayarlıyorlar. Bu durum bazı hastalar ve bazı ilaçlar için uygun olabilir, ancak bazıları için tehlike yaratabilir. Eğer günde iki kez kullanılması gereken bir tansiyon ilacınız varsa 12 saat arayla alınması gerekiyor demektir. Hasta ilacını iftarda ve sahurda aldığında bir aralık 6-7 saat, diğer aralık 17-18 saat olacaktır. Bu durumda gün içinde tansiyonunuz yükselecektir. İdrar söktürücü içeren tipte tansiyon ilacı kullananlar için gün içi sıvı kaybı daha da büyük önem taşır, yaşlı hastalarda sıvı ve tuz denge değişiklikleri bilinç kaybına ve ölümlere yol açabilir.

    Epilepsi hastalarının ilaçlarını aksatmamaları çok önemlidir. Hastaların ilaçları günlük tek doz ve hep aynı saatlerde almaları, ramazan boyunca kendilerini aşırı yormamaları ve sıvı alımına dikkat etmeleri durumunda, hastalığı hafif ise ve nöbetleri kontrol altında ise oruç tutmasında büyük sakınca yoktur. Hastanın günlük ilaç dozu iki bölünmüş parça halinde alması gerekiyorsa, ki çoğu epilepsi ilacı böyledir, ilaçların iftar ve sahur şeklinde alınması günlük ilaç düzenini aksatır ve hasta nöbet geçirebilir.

    MS ve ALS gibi hastalıklarda hastalığın ağırlığı ile ilgili olarak durum değişir. Açlığın MS’i tetiklediğine dair bir bulgu yoktur. Ancak açlıkla artan stres, sıvı kaybıyla birlikte sıcağa maruz kalma atağa veya atak benzeri şikayetlere sebep olabilir. Bu durumda hastanın hastalığı hafif ise çok dikkatli olarak oruç tutması mümkün olabilir. ALS için de açlığın hastalığı belirgin kötüleştirici etkisi yoktur. Hastanın besin dengesi ve sıvı alımına dikkat edilmelidir. Bu her iki hastalıkta ön planda hastanın oruç tutmaması tercih edilir. Hastanın arzusu tutma yönünde ise yukarıdaki ayrıntılara dikkat edilmelidir.

    Hepinizin sağlıklı ve güzel bir ramazan ayı geçirmenizi temenni ederiz.

  • Neden hasta oluyoruz? Yoksa “bağışıklık fıçımız” mı doldu?

    Neden hasta oluyoruz? Yoksa “bağışıklık fıçımız” mı doldu?

    “Neden hasta oldum?”, “Neden şimdi?”, “Neden bu hastalık?” Doktorların cevabı sıklıkla tatminkar değildir: “Genetik faktörler”, “ Bünyen yapıyor”, “Şunu yediğin, bunu içmediğin, az hareket ettiğin, çok üzüldüğün için”. Söylenenlerden genelde tatmin olmayız, sorularımızın çoğu yanıtsız kalır.

    Aslında açıklama basit. “BAĞIŞIKLIK FIÇIMIZ” ağzına kadar dolmuş, taşmaya başlamış ve bu durum kendini hastalık olarak gösteriyor.

    “BAĞIŞIKLIK FIÇISI” elbette bir benzetme. Vücudumuz kendine zarar veren faktörleri temizlemek için bağışıklık sistemini kullanır. Bir çöp kovası gibidir bağışıklık sistemi. Tüm zararlı etkenler bu fıçıya atılır. Zaman zaman atılım organları ile biraz boşaltılıp yer açılır. Ancak fıçının kapasitesi sonsuz değildir, zamanla ağzına kadar dolar, taşmaya başlar, hele ki hoyrat kullanıyorsak. Fıçıya attıklarımız çok, fıçıyı boşaltma sıklığımız az ise kısa sürede kapasitesi aşılır. Sonuç “ HASTALIK”tır. Hangi hastalığın ortaya çıkacağını, nasıl hastalık bulguları göstereceğimizi belirleyen de genlerimizdir.

    Genetik yapımız bizi bazı hastalıklara eğilimli kılabilir. Ancak genetik faktörler bizim değiştirilemez kaderimiz değildir. Genler sessizdir; bir yapı planı gibi dosyalarda, raflarda saklanır; ta ki onu harekete geçirecek sinyali alana kadar. Hastalık ilişkili bir gene sahip olmamız, bir gün mutlaka hasta olacağımız anlamına gelmez. Hastalık genlerini harekete geçirecek olumsuz faktörler azaltılır ve “bağışıklık fıçısının” limitini aşması önlenirse hastalıkların ortaya çıkması önlenebilir. Hasta olduktan sonra da çözümsüz değiliz. “Bağışıklık fıçısı”nı daha çok taşıracak etkenleri azaltmak ya da fıçıyı boşaltacak yolları harekete geçirmek şansımız her aşamada var.

    Bağışıklık Fıçımızı Neler Doldurur? Biz Ne Yapabiliriz?

    1. ELEKTROMANYETİK MARUZİYET: Çağın en büyük ve en tehlikeli kirliliği. En kötüsü pek çok araştırmacı tarafından dikkate alınmadığı için yeterince araştırılmıyor, dahası saptanan veriler hasır altı ediliyor, tıpkı 60-70 yıl önce sigarada olduğu gibi. Elektromanyetik maruziyet denince akla ilk gelenler cep telefonu ve kablosuz internet bağlantıları. Ancak zararlı etkenler bunlarla sınırlı değil. Kablosuz telefonlar, bebek telsizleri, televizyon ve hatta saç kurutma makinesi başta olmak üzere her türlü elektrikli ev aleti.

    Hayatımıza bu kadar nüfuz eden bu etkenden nasıl kaçınmalı? Bu tür cihazlar bize ne kadar yakınsa o kadar zararlı. Bahsi geçen cihazlara özellikle uyku sırasında yakın olmamak, kullanmadığımız zamanlarda kablosuz internet bağlantısını kapatmak şart. Başucunuzda cep telefonu, elektrikli saat vb ile uyumayın !! Bazı yarı değerli taşların da bu zararlı etkiler azalttığı biliniyor. En güzel çözüm, mümkün olduğunca doğayla buluşmak, şehirde hapsolduğumuz bu elektromanyetik kafesten kurtulmak.

    2. ALERJİLER: Alerjiler bağışıklık sisteminizi sürekli meşgul eden, bağışıklık fıçımızı hızla dolduran etkenlerin başında geliyor. Özellikle besin alerjileri. Pek çok alerjen giriş kapısından farklı bir yerde etki gösterdiği için gözümüzden kaçabiliyor. Örneğin besin alerjileri kendini solunum yolunda gösterebiliyor. Alerjilerimizi büyük bir tren gibi düşünürsek, bu treni çeken 3 önemli lokomotif alerjen Buğday, Yumurta ve İnek Sütü. Bu lokomotif alerjilerin çözümü sağlanırsa, bağışıklık sistemimiz diğer alerjilerle çok daha kolay başa çıkıyor, fıçımızı fazla doldurmuyor. Özellikle genetiğiyle çokça oynanmış “BUĞDAY” bağışıklığımızı ciddi biçimde zorluyor. Alerjilerin tek çözümü alerji yapan etkenden kaçınmak değil, bu konuda “Biorezonans” gibi farklı çözüm yolları da mümkün.

    3. TOKSİK MADDELER VE AĞIR METALLER: Gıda koruyucularından, aşılardaki ağır metallere, şehirde soluduğumuz havadaki zararlı gazlardan, kullandığınız kozmetiklerdeki toksik maddelere, sebze meyvelerdeki böcek ilaçlarına her gün binlercesiyle karşılaşıyoruz. Tamamen kaçınmak mümkün değil, ancak en aza indirmek olası.
    En önemli önerim “PAKETLİ GIDA TÜKETMEYİN”. Mümkün olduğunca organik pazarlardan, yerel üreticiden alınan sebze, meyve, yumurta, et, tavuk tüketin. Gıda maddelerinizi, suyunuzu camda muhafaza edin; plastikten kaçının. Taze sebze, meyve, hatta badem, ceviz, kuru üzüm gibi kurutulmuş gıdaları tüketmeden önce kısa süre az miktarda elma sirkesi katılmış suda bekletin.
    Kozmetikler ve deodorantlardaki alüminyuma da dikkat!

    4. MİKROPLAR: Pek çok mikrop, kronik hastalıkların başlangıç tetiğini çekebilir. Bazı romatizmal hastalıklar ve kanserlerde de süreci başlatan mikroplar. Yeni yeni fark edilen bir başka durum ise pek “Fibromiyalji”, “Multipl Skleroz (MS)”, hatta şeker hastalığı gibi pek çok kronik hastalığın aslında mikrobik bir etkenden kaynaklanıyor olabileceği. “CANDİDA” adlı mantar enfeksiyonuna ayrı parantez açmak gerekli. Bu mantar vücudun hemen her yerinde yerleşip beklenmedik bulgularla kendini gösterebilen bir fırsatçı mikrop.

    5. BAĞIRSAK MİKROPLARI: Bağırsaklarımızın, bağışıklık sistemimizin önemli bir parçası olduğunu biliyor muydunuz? Vücudumuzda bize ait hücrelerden çok daha fazla sayıda mikrop mevcut ve bunların çoğu bağırsaklarımızda. Bağırsak mikroplarının çoğu bize faydalı ve belli bir düzende varlıklarını sürdürüyorlar. Ancak bu düzen bozulup, zararlı mikroplar arttığında bağırsak duvarlarının yapısını bozulup bağırsaktan emilmemesi gereken besin artıkları ve maddeler kana karışıyor, bağışıklık sisteminin düzenini bozup hastalıklara neden olan süreçler başlıyor,

    Düzeni bozan en önemli faktör beslenme şekli. Şekerli ve işlenmiş gıdalar; paketlenmiş, yapay koruyucular içeren ürünler zararlı mikropların artmasına zemin oluşturuyor. Gereksiz kullanılan antibiyotikler ise bağırsaktaki yararlı mikropları ortadan kaldırıp, fırsatçı zararlı mikropların çoğalmasını kolaylaştırıyor. Pek çok besin maddesi ve hatta bazı diş macunlarında bile antibiyotik mevcut.
    Yapılması gereken başta meşrubatlar olmak üzere rafine şeker içeren gıdalar ve tüm paketli gıdalardan kaçınmak. Besinlerimizi olabildiğince pazarlardan ve yerel üreticilerden almak, organik ürünleri seçmeye çalışmak lazım. Yararlı bakterileri yerine koymanın bir diğer yolu “probiyotik” denen besin destekleri. Probiyotik etkisi gösteren doğal ürün ise evde üretilmiş kefir.

    6. DİŞ SORUNLARI ve AMALGAM DOLGULAR: Diş ve dişeti sağlığımızın için ne kadar önemli olduğunu çoğu doktor bile farkında değil. Dişeti iltihabının, romatizmal hastalıklar ve bazı kanserleri artırdığı, kötüleştirildiği bilimsel bir gerçek. Amalgam dolgular ise bir başka kocaman sorun. Bu tür dolguların içeriğinde pek çok metalin yanı sıra zararları bilinen civa mevcut. Bu tür dolguların bir diğer sakıncası içerdikleri metaller nedeniyle adeta bir anten görevi görmeleri ve çevredeki zararlı elektromanyetik dalgaların vücutta yoğunlaşmasına neden olmaları.
    Dişlerimizin düzenli kontrolü şart. Amalgam dolgu kesinlikle kullanılmamalı. Mevcut amalgam dolguların da bu konuda deneyimli, ön hazırlık konusunda bilgisi olan diş hekimlerince çıkarılması gerekli.

    7. STRES: Günümüzde bağışıklık fıçımızı en hızlı dolduran etken. Hayatın içinde olup da stresten uzak kalmak hiçbirimiz için olası değil. Stres yapan faktörleri olabildiğince azalttıktan sonra “Stresle başa çıkma” yollarını geliştirmek gerekli. Herkesin kendine ait yöntemleri olabilir. Bir hekim olarak benim fikrim “ANTİDEPRESAN İLAÇLAR ÇÖZÜM DEĞİL”. Bazı hallerde kısa süreli kullanımlar gerekli olabilse de uzun süreli kullanımları doğru bulmadığımı belirtmeliyim. Meditasyon, yoga, benim de zaman zaman hastalarıma uyguladığım psikokinesyoloji, matriks tedavisi, EFT tedavisi daha kalıcı, etkili ve zarar vermeyen yollar.

    Bağışıklık Fıçısı Nasıl Boşaltılır?

    İlk bilinmesi gereken “VÜCUT KENDİNİ KORUMAYI BİLİR”, yeter ki biz izin verelim. Vücudumuza zararlı etkenlerin atılması için pek çok sistem çalışıyor sürekli: Böbrekler, karaciğer, akciğerler, deri gibi. Yapmamız gereken bu sistemlerin çalışmasına olanak vermek. Öncelikle sistemin çalışmasına engel olmayalım. Nasıl mı? Sigara, fazla alkol, şeker, çok zaman buğday ürünleri tüketmek sistemi bozan etkenler. Tüm atılım sistemlerinin doğru çalışması için “SU İÇMEK” çok önemli bir faktör. Düzenli ve uygun egzersiz, sağlıklı bir ortamda yeterince alınan uyku da bu sistemleri harekete geçiriyor. Fıçıyı boşaltmanın bir başka yolu da etkili ve zararsız bir yöntem olan “biorezonans”, detayları bir başka yazının konusu.

    Sağlıklı günler dilerim.