Kategori: Dahiliye – İç Hastalıkları

  • Romatoid artrit bulguları nelerdir?

    Romatoid artrit bulguları nelerdir?

    Romatoid artrit bulguları genelde dalgalanmalar gösterir. Yani eklem şikayetlerinde bazı zaman artış olurken, bazen de yatıştığı, durulduğu dönemler olur.

    En sık görülen bulguları şunlardır:

    Eklem ağrısı ve şişliği

    Eklemlerde katılık

    Halsizlik ve depresyon

    Kansızlık

    Kilo kaybı

    Gözlerde iltihabi hastalıklar

    Cilt altı dokuda hissedilen bir kaç santimetre büyüklüğünde ağrısız kitleler (Romatoid Nodül)

    Nadiren diğer organ ve dokularda iltihabi süreçler (Ör: Akciğer, kan damarları, kalp zarı gibi)

    Genelde bulgular yavaş seyirli başlar. Sıklıkla el, ayak, el ve ayak bileği gibi küçük eklemlerde rahatsızlık hissi, şişlik hissi ve özellikle sabah uyanınca hissedilen katılık, hareket zorluğu olur. Nadiren ise pek çok eklemde birden başlayan şiddetli eklem ağrısı ve şişliği ile kişinin gündelik hayatını devam ettiremez hale gelmesine neden olur. Eklem bulguları hafif olsa bile yorgun ve bezgin hissetmenize neden olabilir. Kansızlık (anemi) sıklıkla aktif seyreden RA hastalarında görülen bir bulgudur. Bazen ilaç yan etkisi olarak da kansızlık ortaya çıkabilse de genelde hastalığa neden olan iltihabi sürecin bir parçası olarak görülür. Tedavi ile yeterince kontrol altına alınmayan bazı kişilerde kilo kaybı da görülebilir.

    Romatoid artrit asıl olarak eklemlerin hastalığı olsa da vücudun diğer dokularında da rahatsızlıklara neden olabilir. Sıklıkla kasları kemiklere bağlayan tendonlarda iltihaplanma yapabilir. Gözlerde, kan damarlarında, akciğerde kalp zarında iltihabi süreçlere neden olabilir.

    Romatoid nodül, cilt altında yerleşen, birkaç santimetrelik, sert veya orta sertlikte, genelde ağrısız ufak kitlelerdir. Sıklıkla dirsek çevresinde olmakla beraber bazen el ve ayaklarda, bazen de akciğerlerde görülür.

  • Romatoid artrit nedir?

    Romatoid artrit (RA), eklem iltihabına neden olan otoimmün, yani bağışıklık sisteminin kendi dokularını tanımayıp onlara zarar verdiği bir hastalıktır.

    Her eklem, iki kemiğin karşılıklı olarak geldiği hareketli bir yapıdır. Eklemler, yapılarına göre belli yönlerde, belli sınırlarda hareket edebilirler. Eklemleri oluşturan kemiklerin uçları kaygan, yumuşak yüzey oluşturan bir kıkırdak ile kaplıdır. Bu sayede eklemleri oluşturan kemikler birbirlerine sürtünmeden ve zarar vermeden hareket edebilirler. Eklemlerin çevresini kaplayan “sinovyum” adlı kalın bir zar vardır. Sinovyum, eklem içinde kayganlığı sağlayan ve eklem kıkırdağını besleyen az miktarda, koyu kıvamlı bir sıvı üretir (sinovyal sıvı) Sinovyum adlı yapının dış yüzünde bulunan “kapsül” adlı kalın tabaka ve “bağ-kiriş” adlı yapılar eklemi oluşturan kemiklerin doğru pozisyonda kalmasını sağlar ve birbirlerinden uzaklaşmasını engeller. Kasları kemiğe bağlayan güçlü, kablo gibi yapılar “tendonlar” da eklemin hareketini sağlar.

    Romatoid Artritte Eklemlerde Ne Olur?

    Öncelikle sinovyumda iltihabi süreç başlar. Etkilenen eklemde ağrı, hassasiyet, sıcaklık artışı ve bazı durumlarda kızarıklık olabilir. İltihabi sürece bağlı eklem sıvısında veya sinovyum zarını oluşturan hücrelerin sayı ve boyutlarında artış olursa eklemde şişlik görülür. İltihabi sürece bağlı üretilen bazı maddelerin eklem bölgesinde birikmesi sinir uçlarını uyararak ağrıya neden olabilir. Yine iltihabi sürece bağlı eklem kapsülündeki gerilme de ağrı olarak kendini gösterir.

    Sık tekrar eden eklem iltihabı ve şişmeleri ile gerilen eklem kapsülü bir süre sonra şişlik geçse bile gergin kalabilir. Bu durumda da eklemin sabit yapısı bozulur ve ekleme ait yapılar olması gerektiği gibi bir arada tutulamadığından eklemde boşalma, takılma ve eklem yapısında bozulmalar başlar.

    Kireçlenme (Osteoartrit) İle Aynı Hastalık mıdır?

    Romatoid artrit ve kireçlenme iki ayrı hastalıktır. Romatoid artritte eklem yüzeyini oluşturan yapılarda iltihabi süreç olurken, kireçlenme (osteoartrit) durumunda eklem yapılarının üzerine binen yük ve yaş etkisi ile mekanik olarak bozulması söz konusudur. Romatoid artritin ilerlemesi ile eklemde ortaya çıkan bozukluklar kireçlenmenin de bu duruma eklenmesine neden olabilse de iki hastalık birbirinden tamamen farklı oluşan, seyreden ve tedavileri tamamen farklı olan iki ayrı rahatsızlıktır.

  • Lupus tanısı nasıl konur?

    Lupus tanısı nasıl konur?

    Lupus tanısı bulgularınıza, doktorunuzun yaptığı muayene ve kan sonuçlarına göre konur. Lupusta görülen pek çok bulgu diğer hastalıklarda da olabileceğinden doktorunuzun diğer hastalıkların olup olmadığı konusunda incelemeler yapması gerekebilir.

    Tanıya ulaşmada pek çok farklı kan testi kullanılır:

    Anti Nükleer Antikor (ANA):

    Lupus hastalığı olan bireylerin %95’inde ANA testi pozitif saptanır. Ancak bazı sağlıklı bireylerde de düşük titrelerde ANA pozitif olabileceği için hastalığa kesin tanı konmasını sağlamaz. Ayrıca Lupus hastalığının da dahil olduğu “Bağ Dokusu Hastalığı” denen ve farklı bulgularla seyreden bir grup hastalıkta da ANA (+) bulunabilir.

    Anti Çift Zincir DNA (Anti-dsDNA) Testi:

    Lupus hastalığı olan bireylerin %70’inde pozitif bulunur. Bu testin pozitif olması lupus hastalığının olduğu ihtimalini iyice güçlendirir, çünkü lupus olmayan bireylerde genelde bu test pozitif bulunmaz. Bu testin yükseliyor olması sıklıkla daha aktif seyreden hastalıkla ilişkilidir ve bazen tedavi yoğunluğu buna göre düzenlenir. Bu nedenle düzenli takiplerde zaman zaman anti-dsDNA bakılması gerekebilir.

    Anti-Ro Antikor Testi:

    Bu testiniz pozitifse daha çok raş denen cilt bulgularının olması ve göz ile ağız kuruluğu bulguları ile seyreden Sjögren Sendromu denen durumun hastalığa eşlik etmesi beklenir. Hamilelikte ise bu antikorlar anneden bebeğe geçebilir ve bu açıdan hamilelik sürecinin daha yakın takip edilmesi gerekir.

    Antifosfolipid Antikor Testi:

    Bu testin pozitif olması damar içinde pıhtı oluşumu ve hamilelikte düşük riskinin artması ile ilişkilidir.

    Kompleman Düzeyleri (C3 ve C4):

    Komplemanlar, kanda bulunan ve bizi mikrobik enfeksiyonlardan koruyan bir grup proteindir. Lupus hastalığı alevlendiğinde kandaki kompleman düzeyleri düşer.

    Eritrosit Sedimantasyon Düzeyi (ESR): Kan hücrelerinin test tüpünde çökme hızının değerlendirilerek iltihabi süreci değerlendiren testtir. ESR lupusta genelde yüksek bulunur.

    Böbrek ve Karaciğer Fonksiyon Testleri:

    Bir grup kan ve idrar testi ile yapılır. Bu şekilde hastalığa veya tedavide kullanılan ilaçlara bağlı ortaya çıkabilecek sorunların saptanması ve tedavinin buna göre düzenlenmesi sağlanır.

    Kan Sayımı:

    Bu testle kandaki hücreler değerlendirilir. Bu hücreler alyuvarlar, akyuvarlar ve trombositlerdir. Tüm bu hücreler kemik iliğinde yapılır ve bu test yoluyla kemik iliğini hastalık veya ilaç etkisine bağlı etkilenip etkilenmediği tespit edilebilir.

    Diğer Testler:

    Diğer bazı testler etkilendiği düşünülen organa göre istenebilir. Röntgen, ultrasonografi, bilgisayarlı tomografi ve manyetik rezonans gibi tetkikler zaman zaman hastalığın değerlendirilmesi için kullanılabilir.

    İdrar testi ile böbrekte hasar varlığı değerlendirilebilir. İdrarda artmış protein atılımı veya kan hücresi varlığı ile böbreklerin hastalıktan etkilenmesi erken olarak tespit edilip ciddi böbrek hasarı olmadan tedavi başlanması mümkün olabilir.

    Bazı zamanlarda da etkilendiği düşünülen doku veya organdan biyopsi yoluyla örnek alınıp değerlendirilmesi ve tedavinin buna göre düzenlenmesi gerekebilir.

  • Kimlerde lupus görülür? Lupusa ne neden olur? Hastalık seyri nasıldır?

    Kimlerde lupus görülür? Lupusa ne neden olur? Hastalık seyri nasıldır?

    Kadınlarda görülme olasılığı daha fazladır. Kadınlarda erkeklere göre 9 kat fazla görülür. Başlangıç daha çok genç yaşlardadır. Sadece 15 hastadan birinde 50 yaşından sonra başlar. 50 yaşından sonra başlayan lupus vakaları da genelde daha hafif seyreder. Bazı kişilerde bulgular hamilelik sırasında ortaya çıkar. Nadiren çocukluk çağında da başlayabilir.

    Vücutta mikroplara karşı savunmada kullanmak üzere üretilen “antikor” adlı proteinler vardır. Lupusta, vücudun kendi hücrelerine de zarar veren antikorlar üretilmektedir. Böyle bir durumun neden ortaya çıktığı bilinmemekle birlikte çevresel, hormonal ve genetik faktörlerin rol aldığı düşünülmektedir.

    Genetik faktörler etkili olmakla beraber lupus direkt anne babadan çocuğa geçmez. Ancak yakın akrabalarında lupus hastalığı olan bir bireyin yaşamı boyunca bu hastalığa yakalanma riski diğer bireylere göre fazladır. Eğer sizde lupus hastalığı varsa çocuğunuzun gelecekte lupus olma ihtimali %1’dir. Lupus bulaşıcı değildir, yani bir başkasından hastalığı kapmanız söz konusu değildir.

    Modern tedavilerle lupusun seyri son yıllarda gelişim göstermiştir. Ancak halen hastalık seyri kişiden kişiye değişkenlik gösterebilmekte, tahmin edilememekte ve ciddi organ tutulumları olanlarda hayati riske neden olabilmektedir.

    Hastalığın nasıl seyredeceğini tahmin etmek mümkün değildir. Bu nedenle doktorunuzun yakın takibinde olmanızda fayda vardır. Bu şekilde gelişebilecek önemli organ tutulumlarının erken tespit ve etkin tedavisi mümkün olabilir. Doktorunuz risk faktörlerinizi göz önüne alarak yaptığı önerilere uymanız ciddi komplikasyonların gelişmeden önlenmesi için önemlidir.

  • Lupus nedir?

    Lupus nedir?

    Lupus, vücudun bağışıklık sisteminin uygunsuz şekilde kendi dokularına karşı ürettiği antikorlarla iltihaba neden olmak suretiyle zarar verdiği otoimmün bir hastalıktır.

    En sık görülen bulguları eklem ağrısı, ciltte kızarıklık (raş) ve aşırı bitkinliktir. Lupus hastalığı olan bazı bireylerde sadece bu bulgular görülmesine rağmen bu bulgular bile kişinin yaşamını zorlaştırabilir. Ateş yüksekliği ve lenf nodlarında şişme de sık görülen bulgulardandır.

    Lupus pek çok farklı doku ve organda etkili olabilir ve kalp, beyin ve böbrekler gibi iç organlarda hastalık yaptığında daha ciddi sorunlara neden olabilir. Ancak pek çok kişide etkilenmesi olası organlardan sadece biri etkilenir ve genelde bulgular artıp azalan seyirde dalgalanmalar gösterir.

    Ciltte raş olarak adlandırılan kızarık cilt döküntüleri sıklıkla güneş gören yüz, el bileği, el gibi alanlarda ortaya çıkar. Kelebek raş denilen ve SLE’de sıklıkla görülen cilt bulgusu yanakların üzerinde ve burun kemerinde yerleşir.

    Bazı kişiler parmak uçlarının soğukta belirgin biçimde renk değiştirdiğini fark eder. Soğuk ortamlarda parmaklar önce beyaz, sonra mor ve en son kırmızı renk alabilir. Bu duruma “Raynaud Fenomeni” denir ve parmağa giden kan damarlarının soğuğa aşırı hassasiyet göstermesi sonucu kasılması ve damarın ilerisine kan akımının bozulmasından kaynaklanır.

    Ağız içinde sık sık aft denen birkaç milimetrelik, beyaz, çökük yaralar çıkabilir.

    Saç dökülmesi sık görülür ve bazı kişilerde dökülmenin çok olmasına bağlı saçlar seyrekleşebilir. Hastalık alevlenmesinin kontrol altına alınması ile sıklıkla dökülme azalır ve saç yoğunluğu yeniden artar.

    Eklem ağrısı sıktır ve en çok el ve ayakların küçük eklemlerinde olur. Ağrılar farklı zamanlarda farklı eklemlerde olabilir. Bazı lupus hastalarının temel şikayeti eklem ağrısı olsa da genelde bu hastalığa bağlı kalıcı eklem hasarı pek olmaz. Her 20 lupus hastasından birinde eklem bulguları ağır seyredebilir. Daha da az oranda hastada “Jaccoud Artropatisi” denen eklem iltihabına bağlı eklemlerde şekil bozuklukları görülebilir.

    Her 3 lupus hastasından birinde böbreklerde iltihabi bulgular ortaya çıkabilir ve bu kişilerin bir kısmında ciddi böbrek hasarı gelişebilir. Bu çeşit bir hasar kanda yapılan böbrek testleri, idrar testleri ve tansiyon takibi ile erken saptanırsa sıklıkla başarılı bir şekilde tedavi edilebilir.

    Eğer lupus böbreklerde hastalığa neden olduysa kan basıncı, yani tansiyon yükselebilir. Ayrıca tedavide sıklıkla kullanılan kortizon ve ağrı kesici ilaçlar da tansiyon yükselmesine neden olabilir. Yine lupusa bağlı kan yağlarında artış olabilir. Bu nedenle düzenli olarak yıllık kan yağlarına bakılmalı ve gerekirse tedavi edilmelidir.

    Lupusa bağlı kan hücrelerinin yapımından sorumlu kemik iliği de etkilenebilir. Kansızlık (anemi) gelişebilir; vücut savunmasından sorumlu akyuvar ve kanın pıhtılaşmasından sorumlu trombosit denen hücrelerin kemik iliğinden üretimi azalabilir. Bazı lupus hastalarında ise kan damarları içinde pıhtı oluşmasına eğilim görülür. Bu durum sıklıkla “antifosfolipid antikorları”ndan kaynaklanır. Bu antikorların kandaki varlığı bazen hamile kadınlarda düşüklere neden olabilir.

    Lupus hastalarının yine üçte birinde migren benzeri baş ağrıları veya anksiyete ve depresyonla seyreden psikiyatrik bulgular görülebilir. Bazı hastalarda da unutkanlık, baş dönmesi, kafa karışıklığı gibi bulgular ortaya çıkar. Çok daha nadir olarak sara nöbetlerine benzer ataklar veya şizofreni benzeri bulgular görülebilir.

    Nadiren lupusa bağlı direkt kalp veya akciğer tutulumları görülebilir. Daha çok kalbi veya akciğeri saran zarların iltihabına bağlı bulgular (perikardit ve plörezi) olur. Her iki durumda da özellikle nefes almakla göğüste hissedilen şiddetli batıcı ağrılar, nefes darlığı olur. Bazen zarlar arasında çok miktarda iltihabi sıvı birikerek o organın çalışmasını zorlaştırır ve bu durum kendini sıklıkla nefes darlığı olarak gösterir. Bunun dışında lupusa bağlı damarlarda daralmalar olabilir. Sonuçta kalp ağrısı, kalp krizi, inme gibi riskler ortaya çıkar. Bu durumların önlenebilmesi için tansiyon ve kan yağlarının yakın takibi ve gerekiyorsa tedavisi çok önemlidir

    Çok daha nadir olarak karaciğer, pankreas, dalak veya barsaklarda tutulum yaparak karın ağrısına neden olabilir.

    Bazı kişilerde iltihabi göz hastalıklarına neden olabilir.

    Lupus hastalarının 1/3’ünde bir diğer otoimmün hastalık daha görülür. Örneğin tiroid bezinin az çalışmasına neden olan tiroidit görülebilir. kadar olguda göz ve ağız kuruluğuna neden olan Sjögren Sendromu lupusa eşlik eder. Bazı kişilerde de kas iltihabına (miyozit) bağlı kas ağrıları ve kas güçsüzlüğü hastalığa eşlik edebilir.

  • Lupus: hastalığınız için siz ne yapabilirsiniz?

    Lupus: hastalığınız için siz ne yapabilirsiniz?

    Lupus hastalığının tedavisi ve kontrolü için ilaçlar önemli olsa da kendi hastalığınızın tedavisine destek için sizin de yapabileceğimiz pek çok şey var. Sağlıklı beslenme, egzersiz yapmak ve sigara içmemek bunların başında gelir.

    Hastalık Alevlenmesinin Tedavisi:

    Lupus, hastalığın alevlenme ve yatışmalarla seyrettiği, hastalık seyrinin dalgalanmalar gösterdiği bir durumdur. Alevlenme durumlarında ne yapmak gerektiğini bilmek, hastalığınızın seyrini daha iyi kontrol edebilmeniz açından önemlidir. Hastalık alevlenmesinin nedeni kişiden kişiye değişebilir. Güneş ışığına maruz kalmak, yeterince dinlememek ve stres alevlenmeye sebep olan en sık etkenlerdir. Sizde alevlenmeye yol açan nedenleri gözlemek ve bu durumlardan uzak kalmaya özen göstermek faydalı olabilir.

    Bitkinlik

    Sıklıkla kendiniz yorgun hissedebilirsiniz ve bu hayat standardınızı düşürecek düzeyde önemli bir sorun olabilir. Eğer kansızlık veya az çalışan tiroit bezi gibi açıklanabilir bir durum varsa bu kan testleriyle tespit edilip tedavi edilebilir. Eğer sebep tam olarak bulunamıyorsa bu durumun düzeltilmesi daha zor olabilir. Kinin grubu ilaçların bazen katkısı olabilir. Dinleme ve aktivite zamanlarının iyi düzenlenmesi, egzersiz yoluyla forma girmek yarar sağlayabilir. Ancak egzersiz süreleri yavaşça artırılmalı ve uygun egzersizler konusunda bir fizyoterapistten öneriler alınmalıdır.

    Sigara

    Lupusa bağlı pek çok sorun sigara içilmesi ile daha da kötüye gider.

    • Hem lupus hem de sigara içilmesi kan damarlarında daralmaya neden olarak dolaşım sorunlarına ve sonrasında kalp krizi ve inme riskinin artmasına neden olur.

    • Lupus varlığında solunum sisteminin mikrobik enfeksiyonlara yakalanma olasılığı daha fazladır ve sigaraya bağlı uzun sürede oluşan akciğer hasarı bu enfeksiyonların daha sık ve ağır geçmesine neden olur.

    • Lupus böbrekleri etkilediğinde tansiyonun yükselmesine neden olur. Sigara da tansiyon artışına katkıda bulunur ve inme, böbrek hasarının kötüleşmesi olasılığı artar

    Sigaranın bırakılması, lupusa bağlı daha ciddi komplikasyonları azaltmak için şarttır.

    Egzersiz

    Hastalığınız aktifken fazla hareket etmek istemeyebilir, dinlenmek isteyebilirsiniz. Ancak uzun süreli dinlenme ve hareketsizlik kaslarınızın zayıflamasına ve daha yorgun hissetmenize neden olabilir. Bu nedenle dinlenme ve egzersiz arasındaki dengeyi iyi kurmak gerekir. Yürümek ve yüzmek bitkinliğe iyi geldiği, forma girmeyi sağladığı ve eklemlere fazla yük bindirmeden kuvvet kazandırdığı için önerilen egzersizlerdir. Hastalık alevlenmelerinde bile az miktarda egzersiz sürecin iyileşmesine katkıda bulunabilir.

    Beslenme

    Beslenmenin lupus kontrolü ve tedavisi üzerine etkileri konusunda çok az bilgi vardır. Ancak doymuş yağların az tüketilmesi ve yağlı balıklarda bulunan omega-3 alınmasının faydalı olabileceğine dair çalışmalar mevcuttur. Tüm besin türlerine ihtiyaç olduğu için dengeli beslenmek önemlidir, belli besin gruplarının dışlandığı diyetlerden kaçınmak gerekir.

    Güneş Işığı

    Çok fazla ultraviyole ışığa maruz kalmak ciltte raş denen döküntülerin oluşmasına ve bazen de iç organlarda iltihabi süreçlerin alevlenmelerine neden olabilir. Gün ortası gün ışığından kaçınmak, güneşten korunmak, şapka takmak ve yüksek koruma faktörlü güneş yağları kullanmak gereklidir.

    Raynaud Fenomeni

    Eğer ellerde ve ayaklarda soğuk havada aşırı renk değişikliği ile giden Raynaud Fenomeniniz varsa soğuk havalarda el ve ayakları ve tüm vücudu soğuktan koruyacak şekilde giyinmek gerekir. Sigara içmek kan dolaşımını daha da bozduğu için bulguların ağırlaşmasına neden olur. Düzenli egzersiz ise dolaşıma katkı sağlayarak semptomların azalmasını sağlayabilir.

    Stres

    Hastalık sürecini olumsuz etkileyebileceği gibi, durumunuzu olduğundan kötü hissetmenize neden olabilir. Stresle başa çıkma tekniklerinin (Meditasyon, EFT vb) öğrenilmesi fayda sağlayabilir. Gereğinde bir psikiyatrist desteği düşünülebilir.

    Doğum Kontrolü

    Lupusu olan kadınların doğum kontrol hapı olarak sadece progesteron veya düşük doz östrojen içeren tabletler, ancak daha iyisi kondom gibi bariyer metotların kullanılması önerilir. Çünkü östrojen hastalık alevlenme olasılığını artırır.

    Eğer kortizon tedavisi alıyorsanız doğum kontrol yöntemlerinden enjeksiyonla yapılan medroksiprogesterone asetat uygulamasından kaçınmanız gerekir. Çünkü bu tedavi kemik koruyucu etki gösteren östrojen düzeylerini düşürerek kemik erimesi (osteoporoz) riskini artırır.

    Menapoz Sonrası Hormon Replasman Tedavisi

    Geçmişte bu tür tedavilerin lupus alevlenmelerine neden olabileceğinden endişe edilirdi. Ancak son çalışmalara göre iyi kontrol altında olan lupusta, menapoza bağlı yakınmalar da çok şiddetli ise bu tür bir tedavinin kısa süreli kullanımının güvenli olduğu gösterilmiştir.

    Tamamlayıcı Tıp Metotları

    Bu konuda çok bilimsel yayın bulunmamakla beraber pek çok kişi bu tür yöntemlerden fayda gördüğünü ifade etmektedir. Örneğin akupunktur uygulamalarının lupusa bağlı eklem ağrılarında fayda sağladığı görülmüştür. Böyle bir tedaviye başlamadan sizi takip eden Romatoloji Uzmanınızın fikrini almanızda fayda vardır. Sonuç olarak uygulanacak olan Tamamlayıcı Tıp Yöntemi de bir hastalık tedavisi olduğu için bu konudaki uygulayıcıların ilgili konuda eğitim almış tıp doktorları olması gereklidir.

  • Diyaliz hastalarına bayram uyarısı

    Bayramda şekerli besin tüketiminin artması ve içerisinde bulunduğumuz yaz aylarında vücudun sıvı ihtiyacına bağlı olarak artan su tüketimi, diyaliz hastaları için ciddi bir tehdit oluşturuyor. Diyaliz hastalarının böbrek yetmezliği nedeniyle vücutlarında biriken fazla sıvıyı dışarı atamamaları sonucu sıvı birikimine yol açıyor. Vücutta biriken fazla sıvı ise tansiyonu yükselterek, ödem ve kalp yetmezliğine yol açabiliyor.

    Ramazan Bayramı’nda ülkemizde ikramlaşma kültürünün yaygın olması sebebiyle tatlı tüketiminin artış göstermesi başta olmak üzere diyaliz hastalarının bu süre zarfında beslenmelerine özen göstermeleri gerekiyor. Sağlıklı insanların aksine, diyaliz hastalarında böbreklerin çalışmaması nedeniyle sıvı birikime yol açan sıvı alımının artması, bir çok olumsuzluğu beraberinde getiriyor.Vücutta biriken fazla sıvı tansiyonu yükseltebilir, ödem ve kalp yetmezliğine yol açabilir. Diyaliz hastaları vücutlarında biriken suyu ancak diyalizle atabiliyor. Dolayısıyla vücutta biriken suyun fazla olması, diyaliz esnasında kramp ve ani tansiyon düşmesine yol açacaktır.Tüm bu ayrıntılar düşünüldüğünde, beslenme düzeninin de sıvı alımını gerektirmeyecek şekilde düzenlenmesi gerekiyor

    Ceviz, fındık ve badem içeren tatlılardan uzak durun!

    Diyaliz hastaları Ramazan Bayramı süresince özellikle fosfor ve potasyum içeren besinleri tüketirken kontrollü olmalıdır. Fındık, fıstık, badem, ceviz gibi kuruyemişlerin bayram tatlıları eşliğinde tüketimi diyaliz hastalarının sağlığını olumsuz etkileyebilir. Bu besinler içerisinde hem fosfor hem de potasyum barındırdığındandiyaliz hastaları tarafından tüketilmesi sakıncalı olabilir. Özellikle tatlılar ile birlikte ölçüsüz tüketilen bu besinler hastalara zarar verebilir. Besinler yoluyla alınan fazla fosforun kanda birikmesi,Üremik Kemik Hastalığı denen bir çeşit kemik hastalığına, kan damarları ve yumuşak dokularda kireçlenmeye sebebiyet verir.Potasyumun ihtiyaçtan fazla alınması ise kanda potasyum miktarını yükseltir ve kalpte ritm bozukluğu hatta krizine neden olabilir. Bundan dolayı diyaliz hastaları potasyum ve fosfor içeren besinleri tüketirken kontrolü elden bırakmamalı.

    “Ev Hemodiyalizi ile beslenme kısıtlamaları büyük ölçüde ortadan kalkıyor”

    Diyaliz hastalarının beslenme kısıtlamalarının aksine, Ev Hemodiyalizi tedavisi gören hastalar daha rahat beslenebiliyor. Haftada 3 gün 4 saat diyalizle herşeyi tam düzeltemiyoruz. Bu nedenle hastalardan sıkı perhiz yapmalarını istiyoruz. Diyaliz hastalarının yaşadığı sorunların çözümü, diyaliz süresini uzatmaktan geçiyor. Kliniklerde diyalizler haftada 3 gün 4 saat yapılıyor. Diyalizin haftada 3 gün 8 saat yapılmasını mümkün kılan Ev Hemodiyalizi sayesinde, hastanın tansiyonu, kandaki fosfor oranı ve kan değerleri normal oluyor ve yeme-içme kısıtlamaları da büyük ölçüde ortadan kalkıyor. Ev Hemodiyalizi ile ilaç kullanımına dahi gerek kalmıyor. Diyaliz sırasında ya da sonrasında halsizlik, tansiyon düşmesi, kramp gibi durumları da görülmüyor, ayrıca bu tedavinin diyaliz hastalarının kabusu haline gelen sıvı tüketimi ile alakalı kontrolü de minimum seviyeye indirmeye yardımcı oluyor.

  • Riskli hastaların sindirim sistemindeki kanserlerin taranması

    Riskli hastaların sindirim sistemindeki kanserlerin taranması

    -İlerleyen yaşla birlikte hücrelerdeki çoğalmayı kontrol eden mekanizmalar zayıflamakta, o güne dek yapılmış olan hücresel hatalar da birikmektedir.

    -Hiçbir şikayeti olmayan sağlıklı bireylerde kanser taraması yapılarak etrafa yayılmadan hastalığı erken evrede yakalamaya çalışılmaktadır. Bu sayede hastalık daha kolay tedavi edilebilir.

    -Tarama ile erken tanı günümüzde bazı kanser türlerine olanak tanırken bazıları hakkında fikir vermez.

    -Ayrıca tarama testleri her zaman yüzde yüz kanseri göstermez. Bazen kanser olmayan hastalarda varmış gibi bulgular verebileceği ve nadiren bazı kanser vakalarını da atlayabileceği hiç bir zaman unutulmamalıdır.

    -Sindirim sisteminde kolorektal (kalın bağırsak) kanserlerinin erken tanısı tarama testleriyle konulabilirken mide kanseri, yemek borusu kanseri, ağız içi kanserlerinin günümüzde kabul edilmiş tarama testi yoktur.

    Kolorektal Kanserde tarama testleri:

    Gaitada Gizli Kan Testi: Sadece mikroskop altında gözlenebilecek çok az miktardaki kan bu test ile mikroskobik incelemeye gerek kalmadan dışkıda araştırılır. 50 yaşından sonra yılda bir kere yapılmalıdır.

    Sigmoidoskopi: Rektumdan ilerletilen sigmoidoskop (lens ve ışık) ile rektum ve sigmoid kolon (kolonun aşağı kısımları) görüntülenir. Beraberindeki aparat ile doku örneği de alınabilir ve mikroskop altında incelenebilir. 50 yaşından sonra beş yılda bir kere uygulanmalıdır.

    Baryum Enema: Baryum denilen ve radyolojik yöntemlerle görüntülenen sıvı rektuma verilir. Baryum alt sindirim sistemini kaplar ve alt sindirim sistemi X ışınları ile görüntülenir. 50 yaşından sonra beş yılda bir kere uygulanabilir.

    Kolonoskopi: 50 yaşından sonra riski olamayan kişilerde beş yılda bir kere uygulanmalıdır. Pozitif çıkan bağırsaklarla ve rektumla ilgili her testten sonra kolonoskopi yapılmalıdır.

    Parmakla Rektal Muayene

    Virtual Kolonoskopi: Bilgisayarlı tomografi ile kolonun görüntülenmesidir.

    DNA Gaita Testi: Dışkıda bulunan hücrelerin DNA ları incelenir. Buradaki genetik değişiklikler kolorektal kanserin işareti olabilir.

    Eğer aşağıdaki risk faktörleri varsa, bu testlere daha erken yaşta başlanabilir veya daha sık uygulanabilir:

    -Daha önce bağırsaklarda polip tespit edilmişse,

    -Genetik bir yatkınlığı varsa,

    -1. derece akrabalarda polip veya barsak kanseri varsa,
    -Kronik (uzun süreli) bir barsak hastalığı varsa

  • Sindirim kanalındaki darlıkların genişletilmesi

    Sindirim kanalındaki darlıkların genişletilmesi

    DARLIKLAR NEDEN OLUŞUR?

    Sindirim kanalımızda çeşitli sebeplerle darlıklar meydana gelebilir:

    -Hastalıklar

    -Geçirilmiş ameliyatlar

    -Radyasyon tedavisi darlıklara sebep olabilmektedir.

    DARLIKLAR HANGİ YÖNTEMLERLE TEDAVİ EDİLİR?

    Sindirim kanalındaki darlıklar:

    -Endoskopik balon dilatasyon

    -Stent takma

    -Cerrahi yöntemlerle tedavi edilebilmektedir.

    Bu darlıklar yemek borusu, mide giriş çıkış kısımları veya bağırsaklarda meydana gelebilir.

    1) YEMEK BORUSU(ÖZOFAGUS) DARLIKLARI DİLATASYONU

    Özofagus (yemek borusu) dilatasyonu yemek borusunun herhangi bir nedenle daralmış olan kısmının değişik yöntemler kullanılarak genişletilmesidir.

    Bu işlem için çeşitli teknikler kullanılabilmekle beraber günümüzde en sık tercih edilen yöntem endoskopik balon dilatasyonudur (Stent uygulama, buji ile dilatasyon)

    Balon dilatasyonu sindirim kanalı darlıklarında yakın mesafede olmayan darlıklarda tercih edilmektedir.

    Tümörlere bağlı kanal darlıklarında ve cerrahi operasyonlardan sonra gelişen darlıklarda kullanılan bir yöntemdir.

    İnce bir telin ucunda hava ile şişirilebilen bir balon mevcuttur. Darlık olan bölgeye endoskop vasıtası ile gidildikten sonra, endoskop kanalından tel gönderilir ve darlık olan bölgeye tel geçirilir. Sonra da enjektörle hava basılarak yavaşça şişirilir.

    Avantajı, dilatasyon (genişletme) esnasında işlemin gözle görülmesidir. Uygun genişliğe erişildiğinde işlem sonlandırılır.

    YEMEK BORUSU DARLIKLARININ NEDENLERİ

    -Yemek borusundaki daralmaların en sık görülen nedeni gastroözofagial reflü hastalığı sonucunda yemek borusunun alt kısmında yara oluşmasıdır.

    Böyle bir daralma meydana geldiğinde hastalar gıdaları yutmada güçlük çekerler ve sanki yiyecekler göğüs bölgesinde, yemek borusu içinde takılmış gibi hissederler.

    – Yemek borusu içinde ince zar veya halka oluşumu (Schatzki halkası vb.)

    -Yemek borusu veya yemek borusuna bası yapan komşu organ kanserleri

    -Radyasyon tedavisi sonrasında oluşan darlıklar

    -Skleroderma gibi bağ dokusu hastalıkları

    -Eozinofilik özofajit gibi bazı çok nadir görülen yemek borusu hastalıkları

    -Yemek borusunun akalazya gibi fonksiyonel hastalıkları olarak sayılabilir.

    KOMPLİKASYONLARI:

    -Kanama ve yemek borusunun delinmesi görülebilecek ciddi komplikasyonlardır.

    – Göğüs ağrısı,

    -Nefes darlığı,

    -Ateş,

    -Çarpıntı, soğuk terleme,

    -Aşırı halsizlik

    – Ağızdan kırmızı renkte kan gelmesi veya siyah renkte dışkılama

    2) MİDE ÇIKIŞI(PİLOR) DARLIĞI

    Mide ile bağırsağın ilk kısmı arasındaki bağlantı, midenin “Pilor deliği(midenin son kısmında bulunur, bağırsağa geçiş yeridir)” aracılığıyla olmaktadır

    BELİRTİLERİ

    -Bulantı

    -Kusma

    -Yemeklerden sonra mide ağrısı

    -Midede dolgunluk hissidir.

    NEDENLERİ

    Pilor darlığına yol açan etkenleri şöyle özetleyebiliriz:

    -Pilor kasının doğumsal olarak büyümüş olması

    – Pilor bölgesinin iltihap nedeniyle ödemli oluşu

    -Pilor bölgesinin ülser sonrası yara dokusu ile daralması

    -Erişkin kimselerde pilor kasının büyümüş olması

    -Pilor bölgesinde gelişen infeksiyonlar(sifilis, tüberküloz)

    -Pilor bölgesinden kaynaklanan tümörler

    -Midedeki yabancı cisimlerin (bezoar gibi) pilor kanalını tıkaması

    -Yakıcı maddelerin pilor bölgesinde yaraya neden olması.

    -Bağırsağın ilk kısım ülserlerinin yara dokusu ile iyileşmeleri

    – Pankreas başı kistleri

    -Bağırsak boşluğuna uzanan anormal zarlar

    -Safra taşları

    -Tümörler.

    TEDAVİ

    Tedavisi cerrahidir.

    3) KOLONDAKİ (KALIN BAĞIRSAKTAKİ) DARLIKLAR

    NEDENLERİ:

    -En sık nedeni karın içi ameliyatlardır.

    -Çeşitli hastalıklar(Crohn hastalığı gibi),

    -Radyasyon

    TEDAVİSİ:

    -Balon dilatasyonu

    -Stent uygulaması

    -Cerrahi

  • Perkütan endoskopik gastrostomi

    Perkütan endoskopik gastrostomi

    Yutma güçlüğü, baş-boyun tümörleri gibi nedenlerle beslenemeyen hastalara karın bölgesinden mideye beslenme tüpü uygulanması işleminin adıdır.

    Uygulama sebepleri

    Yutma yeteneğini kaybettiren hastalıkların varlğında (İnme, beyin ve sinirsel hasarları) ve üst sindirim yolları ve solunum yolları kanserlerinde ve ameliyatlarında beslenmenin sağlanması amacıyla kullanılır

    Mide çıkışında veya ince bağırsakta tıkanıklığa sebep olan kanser hastalarında da beslenmeyi sağlamak amacıyla kullanılır.

    Ne zaman uygulanamaz?

    Kesin uygulanmaması gereken durumlar:

    Pıhtılaşma bozuklukları

    Septisemi

    Karın içi delinme

    Hemodinamik bozukluklar

    Batın içi organları çevreleyen zarın iltihaplanması

    Midenin olmaması

    Yerleştirilecek bölgede batın duvarının enfeksiyonu

    Gerekirse uygulanabilir:

    Yemek borusunda kanser

    Büyük karaciğer

    Büyük dalak

    Midede damarların genişlemesi

    Karaciğer damarların genişlemesi

    Midenin kısmi çıkarılmış olması

    Komplikasyonlar

    Sakinleştiriciye karşı tahammülsüzlük

    Kalp sorunları

    Uygulanan bölgede enfeksiyon

    Kanama

    Batın duvarında hava kaçışı

    Kalın ve ince bağırsağın delinmesi

    Uzun süre kullananlarda mide rahatsızlıkları

    Geçici bağırsak tıkanıklığı

    Karın duvarının iltihaplanması