Kategori: Dahiliye – İç Hastalıkları

  • Raynaud fenomeni hangi hastalık ve durumlara eşlik edebilir?

    Raynaud fenomeni hangi hastalık ve durumlara eşlik edebilir?

    1. Bağ dokusu hastalığı olarak adlandırılan ve iç organları da tutabilen romatizmal hastalıklar. Bunlardan en sık görülenleri Sistemik Skleroz (Skleroderma) ve Sistemik Lupus Eritematozus (SLE) hastalıklarıdır. Bu hastalığı olan pek çok kişiye ilk tanı Raynaud’nun nedeni araştırılırken konur.

    2. Damar sertliği, atar damar tıkanıklıkları-daralmaları ve benzeri durumlar.

    3. Vaskülitler, yani damar iltihabı veya damarın romatizması olarak açıklanabilecek durumlar.

    4. Bazı ilaçlar da Raynaud’ya neden olabilir. Özellikle bazı kanser ilaçları ve migren ilaçları bu bulgunun ortaya çıkmasına neden olur.

    5. Nikotin ve kafein gibi gündelik alışkanlıklarımızı içinde bulunan maddeler (Sigara ve kahve gibi) Raynaud bulgularını sıklaştırabilir.

    6. Bazı kan hastalıkları

    7. Migren ve ele giden sinirlerin sıkışmasına neden olan durumlar (Karpal Tünel Sendromu)

    8. Mesleki durumlar. Örneğin titreşimle çalışan asfalt kırma makinelerinin kullanımı gibi.

    9. Çok soğuğa uzun veya tekrarlayan maruziyetler

    10. Tiroid bezinin yetersiz çalışması – hipotiroidi

  • Raynaud fenomeni: ne zaman doktora başvurmak gerekir?

    Soğuk aşırı hassasiyeti ile parmakların beyazlaması-morarması yani Raynaud fenomeni önemli bir bulgudur ve Raynaud’su olan herkesin mutlaka bir Romatoloji uzmanı görüşü alması doğru olur. Ancak bazı durumlarda Raynaud varlığı çok daha önemli ve risklidir.

    Raynaud Fenomenine neden olan başka bir hastalık veya etken varsa buna “Sekonder (ikincil) Raynaud Fenomeni” denir. Bu durumlarda Raynaud’ya bağlı komplikasyonlar daha ağır olduğu gibi kimi zamanlar hem Raynaud’nun hem de buna neden olan hastalığın tedavisi zorluklar yaratabilir.

    Kimlerde İkincil Raynaud Fenomeni düşünülmeli ve mutlaka bir Romatolog görüşü alınması gerekir?

    1. 40 yaşından sonra ortaya çıktıysa

    2. Ataklar parmaklarda asimetrik ise

    3. Parmak ucunda yaralar, parmakta gangren gibi kanın o bölgeye yeterince gitmediğini gösteren bulgular varsa

    4. Güneş alerjisi, ağız ve göz kuruluğu, eklem ağrı ve şişliği gibi diğer romatizmal hastalıkları düşündürecek bulgular eşlik ediyorsa

    5. Ataklar parmak uçları ile sınırlı kalmayıp bulgular el, ayak, kol ve bacaklarda da görülüyorsa

    6. Özel romatizmal testler pozitif saptandıysa

  • Raynaud fenomeni hangi durumlarda önemsenmelidir?

    Raynaud fenomeni hangi durumlarda önemsenmelidir?

    Raynaud fenomeni toplumda sık görülür. Her 100 kişinin 5’inde Raynaud ve benzeri bulgular vardır.

    Raynaud saptandığında sorulması gereken ilk soru buna neden olan önemli bir hastalık olup olmadığıdır.

    Raynaud fenomeni herkes için ciddiye alınması gereken bir bulgudur ama buna neden olan bir hastalık varsa Raynaud’nun tedavisi daha zor olabilir. Dahası buna neden olan hastalık saptanmayıp tedavisiz bırakılırsa uzun vadede ciddi, geri dönüşsüz sorunlara neden olabilir.

    Eşlik eden başka hastalık yoksa bu duruma “Primer (birincil) Raynaud Fenomeni” denir. Birincil Raynaud Fenomeni genelde daha hafif seyirli, sonradan ciddi ek sorunlara pek neden olmayan formdur.

    Bir Kişide Birincil Raynaud Fenomeni Olduğunu Düşündüren Bulgular Nelerdir?

    Başlangıç yaşının genç olması (30 yaş öncesi)

    Birincil Raynaud daha çok kadınlarda görülür

    Ataklar genelde simetriktir. Her iki el veya ayak parmaklarında benzer parmakları tutar

    Parmak ucu yarası görülmez

    Yapılan özel romatizmal tetkikler normaldir

    Birincil Raynaud Fenomeni dediğimiz gibi daha ılımlı seyreder ve bu kişilerin 2/3’ünde ilerleyen yıllarda Raynaud bulguları tamamen ortadan kalkabilir.

  • Raynaud fenomeni nedir?

    Raynaud fenomeni nedir?

    Soğuk havalarda insan vücudu iç sıcaklığını muhafaza etmek için hormonal, nörolojik ve damarsal pek çok karmaşık mekanizmayı devreye sokar. Bu koruyucu etkilerin sonucu gövde sıcaklığımız düşmeden önce el ve ayaklarımızı soğur. Hatta soğuk yeterince fazla ve süre uzunsa parmaklarımızda, dudak ve kulaklarımızda morarma başlar. Buna sebep olan, yukarıda bahsedilen mekanizmalar ile cilde giden küçük damarların büzüşmesi ve bunun sonucunda beslediği alana yeterli kanın ulaştırılamamasıdır. Tekrar normal ısıya dönüldüğünde büzüşmüş olan bu damarlar gevşer ve parmaklar yeniden normal sıcaklık ve rengine dönerler.

    Raynaud Fenomeni denen durumda bu normal fizyolojik yanıt abartılı çalışır ve damarlardaki büzüşmenin sonucunda parmaklarda ortaya çıkan renk değişikliği dışarıdan kolaylıkla fark edilecek şekilde belirgin hale gelir. Hatta ağır durumlarda parmak uçlarında iyileşmesi zor olan yaralara bile neden olabilir.

    Sizde Raynaud Fenomeni olup olmadığını nasıl anlarsınız? Öncelikle Raynaud’yu ortaya çıkaran faktör SOĞUKtur. Raynaud Fenomeni denebilmesi ortaya çıkan değişikliklerin soğukla veya sıcak bir ortamdan daha serin bir ortama girilmesi gibi ani ısı düşmeleri ile ortaya çıkması gerekir. İkinci olarak el ve ayaklarda çabuk üşüme, soğukluk hissetme tek başına Raynaud olduğunu göstermez, buna mutlaka eşlik eden PARMAKLARDA BELİRGİN RENK DEĞİŞİMLERİnin gözlenmesi gerekir. Klasik bir Raynaud atağında soğuk maruziyeti sonrası parmaklarda genelde 3 aşamalı bir renk değişimi ortaya çıkar:

    1. İlk önce küçük damarların büzüşmesi nedeniyle parmak uçlarına kan ulaşamaz ve bazı parmakların uçlarında belirgin beyazlama görülür.

    2. Zaman geçtikçe kan akımı bozulan parmaktaki kanın oksijen miktarı azalır ve parmak mor renk alır.

    3. Son olarak ortam ısısı normale dönünce parmakta büzüşmüş olan damarlar yeniden gevşer ve o bölgeye aşırı kanın hücum etmesi ile parmak kızarır

    Raynaud Fenomenini Bulgularını Bir Kez Daha Özetlersek:

    Soğukta olur, ısınınca geçer.

    Genelde parmak uçlarında, nadiren kulak kepçesi gibi uç bölgelerde olur.

    Parmak uçlarında sınırı çok net olan belirgin beyazlama ve morarma şeklinde renk değişikliği olur

    Genelde bir veya birkaç parmakta başlar. Zamanla diğer parmaklarda da ortaya çıkabilir.

  • Sjögren sendromu ile yaşamak

    Sjögren sendromu ile yaşamak

    Sjögren Sendromu’nun bazı semptomları bazı küçük düzen değişiklikleri ile bile kolaylıkla düzelebilir:

    Koyu renkli kaliteli, yanları da kapalı güneş gözlüğü kullanmak, gözlerde nemliliği artırabilir.

    Göz kapağı ve etrafındaki dokuları temiz tutmak, gözkapağı içindeki yağ bezlerinin salgısını artırabilir.

    Lens kullanımından kaçınmak, kuru gözlerdeki yanma batmayı azaltabilir.

    Parlak ışıktan rahatsızlık duyuyorsanız kolormatik gözlük kullanmak fayda sağlayabilir.

    Evin içindeki nemi arttırmak, göz şikayetlerini ve kuru öksürüğü rahatlatabilir. Nebulizatör tipi nemlendirici cihazlar, büyük geniş yapraklı bitkiler ve odanın içinde bulunan su dolu bir kap, havayı nemlendirmede kullanılabilir.

    Kuru ve kaşıntılı cilt varsa, kuvvetli sabunları kullanmaktan kaçınmanız önerilir, su bazlı kremler yardımcı olabilir.

    Güneşe karşı hassasiyet gösteren, kaşınıp kızaran bir cildiniz varsa en az 15 faktörlü güneş koruyucusu kullanmak gerekebilir.

    Raynaud Fenomeni’niz varsa, sıcak tutacak eldivenler kullanılması işe yarayabilir. Egzersiz, kan akımını geliştirir. Sigara kullanmamak da Raynaud Fenomeni’ne iyi gelecektir çünkü Raynaud Fenomeni, dolaşım bozukluğu ile ilgilidir.

    Ağızla ilgili herhangi bir semptom varsa iyi bir ağız hijyeni şarttır.

    Egzersiz

    Hareketliliği korumak için özellikle önerilir. Özellikle eklem şikayeti olan hastalarda çok önemlidir. Ancak aşırı yorgunluktan da şikayetçi iseniz, istirahat ve egzersiz arasındaki doğru dengeyi bulmanız gerekir. Fizyoterapistten görüş ve destek almak, uygun egzersizler ve aktivitenizi doğru şekilde arttırıp korumanız açısından önerilir.

    Diyet ve Beslenme

    Herhangi bir özel diyet önerilmemektedir. Ancak barsak semptomları veya karın ağrılarınız varsa diyetinizdeki posa ve lif miktarını arttırmak yardımcı olabilir. Şekerli gıdaların ve içeceklerin kesilmesi mutlaka gerekir. Alkol, çay, kahve ve diğer kafeinli içecekler, susuzluğa sebep olabilecek etkenlerdir. Sık su içmek veya ağzınızda buz küpü emmek, ağız kuruluğundan kaynaklanan rahatsızlığı azaltabilir.

    Cinsel Hayat ve Hamilelik

    Sjögren Sendromu’nda görülebilen bir başka nadir semptom da vajinal kuruluktur ve cinsel ilişkiyi ağrılı hale getirebilir. Östrojenli kremler veya vajinal kayganlaştırıcı preparatlar yardımcı olabilir. Enfeksiyon gelişecek olursa mutlaka uzmana danışmak gerekir. Hamilelik boyunca veya sonrasında problemlerde artış genelde beklenmemektedir. Ancak anti-Ro ve/veya anti-La antikorlarının pozitif olduğu %2’lik hasta grubunda, bu antikorlar hamilelik boyunca bebeğe geçip doğumdan sonra bebekte semptomlara sebep olabilmektedir. Bu semptomlar arasında döküntüler, kan tahlillerinde bozulma sayılabilir ama birkaç hafta ile birkaç ay arasında gerilerler. Bazı durumlarda bu antikorlar bebeğin kalbini etkileyip yavaş atmasına sebep olabilirler. Ancak anti-Ro ve anti-La antikorları pozitif olan annelerin %98’nde hamilelikte hiçbir sorun yaşanmaz öte yandan bu antikorların sizde var olduğunu biliyorsanız, kadın doğum doktorunuza mutlaka bilgi vermeniz gerekecektir ki bebeğinizin anne karnındayken kalp atımlarını takip etmeye özel ihtimam gösterebilsin.

  • Sjögren sendromu’nda tedavi

    Sjögren sendromu’nda tedavi

    Göz Şikayetleri

    Gözden yanma, batma, kuruma, rahatsızlık hissi, kızarıklık, hassasiyet varsa:

    Gün içinde birçok kez kullanılacak, suni gözyaşı damlaları

    Günde 6 defadan daha fazla kullanmaya ihtiyaç duyuyorsanız koruyucu-katkı maddesi içermeyen damlalar kullanmaya dikkat ediniz, zira bu maddelerin kendileri de rahatsızlık hissi, kuruluk ve hassasiyet yaratabilirler.

    Gözlerde kuruluk çok fazla ve ileri düzeydeyse gece yatarken merhem kullanmanız gerekebilir.

    Göz salgılarında koyulaşma-yoğunlaşma nedeniyle yapışıklık varsa:

    Mukus salgısını inceltip sulandıran göz damlaları rahatlama sağlayabilir.

    Gece boyu gözlerde kuruma ve sabah uyanınca rahatsızlık varsa parafin bazlı göz merhemleri kullanılabilir.

    Bazı durumlarda göz hekimi, punktal tıkama uygulanmasını önerebilir. Bu, şu demektir: alt göz kapaklarının burna yakın iç bölümlerinde gözyaşının boşaltılmasını sağlayan kanallar ve bu kanalların delikleri yer alır. Bu delikleri tıkamayı sağlayan küçük ince tıkaçların uygulanması veya benzer görevi görecek gözyaşının akışını azaltan ilaç uygulamaları yapılmasıdır. Genellikle başta geçici tıkaçlar denenir ve bunlar işe yarıyorsa kalıcı tıkaç uygulaması yapılabilir. Eğer halen kuruluk varsa, kalıcı olarak punktum koterizasyonu uygulanabilir.

    Ağız Boğaz Şikayetleri

    Ağız kuruluğu için:

    Yapay tükürük preparatları işe yarayabilir, ancak ne yazık ki bu ürünleri Türkiye’de temin etmek genelde mümkün olmamaktadır.

    Dişlere zarar vermeyecek ağız spreyleri kullanılabilir.

    Azalmış olmakla birlikte halen tükürük salgısı var ise, tükürük bezlerini uyararak etki eden ilaçlar uygulanabilir. Bu ilaçlar yan etki olarak, terleme, ateş basması, barsak alışkanlıklarında değişiklik ve sık idrara çıkma ihtiyacı doğurabilir. Zamanla yan etkiler azalır ancak başlangıçta düşük dozla başlayıp zamanla ilacın dozunu arttırmak da yan etkileri azaltan bir başka seçenektir. Ancak yine de olası yan etkileri nedeniyle ancak ciddi ağız kuruluğu durumlarında gündeme gelir.

    Ağız kuruluğu ciddi derecede ise ve kuru öksürük, mantar enfeksiyonu gibi başka sorunlara yol açıyorsa mantar tedavisi için ilaç kullanımı da gerekebilir.

    Alkol barındırmayan ağız çalkalama preparatları, şekersiz sakız vb diğer yardımcı preparatlar da ağız kuruluğuna bağlı artmış çürük riskini azaltabilirler.

    Ağız ülserleri için:

    Doktorunuzun reçete edeceği ülserlere yönelik merhem, ağız yıkama solüsyonları veya spreyleri kullanılabilir.

    Alternatif olarak bir çay kaşığı tuz, bir çay kaşığı bikarbonat ve 1 litre suyu karıştırıp elde edeceğiniz sıvı, gargara olarak kullanılabilir.

    Eğer tükürük bezlerinizde ağrı varsa, doktorunuza mutlaka haber verin, enfeksiyon açısından değerlendirmesi gerekebilir. Ağrı var ancak enfeksiyon yoksa kortizon bazlı ilaçlar kullanılması gerekebilir.

    Diğer şikayetler:

    Eklem ağrısı, hassas veya acıyan alanlar varsa: Basit ağrı kesiciler işe yarayabilir. Ancak eklemlerde iltihabi süreç varsa kas içine kortizon uygulaması veya ağız yoluyla benzer ilaçların kullanımı kısa sürede rahatlık sağlayabilecektir. 6 ay veya daha uzun süreli tedaviler ise mutlaka romatoloji uzmanınca etraflıca düzenlenmelidir.

    Aşırı yorgunluk, bitkinlik, uykuya meyil, konsantrasyon güçlüğü varsa: tiroid bezinizin çalışması ve olası Çölyak Hastalığı’nın değerlendirilmesi için kan tahlili gerekebilir. Kinin grubundan bir ilaç olan “Hidroksiklorokin” yorgunluk ve eklem ağrısına iyi gelebilir. Egzersiz ve günlük yaşam düzenlemeleri ek fayda sağlayabilir.

    Ateş: doktorunuz, tiroid sorunları, enfeksiyon, lenfoma gibi daha ciddi sorunları araştırmak isteyebilir.

    Raynaud Fenomeni: yine kan damarlarının genişlemesini sağlayan ve kan akımını bu yolla arttıran ilaçlar kullanılması gerekebilir.

    Migren benzeri baş ağrıları: ağrı kesici ve migrene özel ilaçlar oldukça faydalıdır.

    Karın ağrısı, hassas kolon sendromu: spazm çözücü ilaçlar işe yarabilir, barsak alışkanlığını düzenleyebilir.

    Menapoz şikayetlerinde artış: hormon yerine koyma tedavisi kullanılabilir ancak önemli yan etkileri mutlaka göz önüne almak gerekir.

    * Hastalığa bağlı başka daha ciddi şikayetler varsa veya periferik sinir sistemi etkilenmiş ise diğer ilaçların da zaman zaman gündeme gelmesi olasıdır.

    Ciddi, ilerleyici hastalığı olan kişilerde yüksek doz kortizon ve siklofosfamid gibi bağışıklık baskılayıcı (immunsupresif) ilaçlar gündeme gelebilir. Sinir kökenli ağrılar için gabapentin veya pregabalin grubu ilaçların kullanılmasına ihtiyaç doğabilir.

    Bağışıklık sistemindeki B hücrelerini hedef alan rituximab, bağışıklık baskılayıcı azathioprine veya mycophenolate gibi ilaçlar da kimi Sjögren Sendrom’lu hastada yarar sağlayabilir. Ancak hastalık genelde ağız ve gözlerle sınırlı kaldığından çoğu hastada bu ilaçlara hiç gerek kalmamaktadır.

    Hafif düzeyli karaciğer bozukluğu sık değildir ve yüksek olasılıkla bir tedaviye gerek duyulmaz ancak düzenli kontroller ihmal edilmemelidir. Eğer karaciğerde safra yollarını etkileyen “primer bilier siroz” adı verilen bir tablo gelişecek olursa, bu durumda özel tedavi gerekebilir.

    Primer Sjögren Sendromu olan hastalarda Çölyak Hastalığı (gluten intoleransı) ve hipotiroidizm (tiroid hormonlarının yetmemesi) sıklıkla gelişebilir dolayısıyla bu açıdan da kontrol edilmeleri gerekir.

    Nadiren, akciğerlerde fibrosis denen bir durum gelişebilir ve bu durum kendisini, nefes açlığı, nefes darlığı, kuru öksürük ve göğüs ağrısı olarak gösterebilir. Fibrosis durumunun uzman hekimce değerlendirilmesi şarttır.

  • Sjögren sendromu nasıl seyreder? Tanı nasıl konur ?

    Sjögren sendromu nasıl seyreder? Tanı nasıl konur ?

    Sjögren Sendromu sizi sakat bırakmaz ancak şikayetler günlük yaşam kalitesini bozacak şekilde rahatsızlık yaratabilir ve uzun sürebilir. Az sayıda kişide eklem iltihabı (artrit) ya da karaciğer, böbrek etkilenmeleri izlenebilir. Ancak genelde hastalık sadece gözyaşı ve tükürük bezlerini etkiler.

    Sjögren Sendromu olan bazı hastalarda nadiren lenfatik dokulara ait kanserlerde yani lenfomalarda artmış risk görülebilir. Çoğu hastada bu risk artışı olmaz ancak sizin ve doktorunuzun koltukaltlarında, boyunda, kasıklarda büyümüş lenf bezlerinin varlığı ya da tükürük bezlerinde inatçı-süreğen büyüme için uyanık olmanızda fayda vardır. İyi haber lenfomaların tedavisinin oldukça etkili ve tedaviye yanıtın da yüz güldürücü olmasıdır.

    Göz ve ağız kuruluğunun aşağıdaki listede görülebileceği üzere başka sebepleri de olabilir:

    Sicca Sendromu; özellikle yaşlandıkça ortaya çıkan, gözyaşı ve tükürük bezlerinin daha az salgı üretebilmesiyle ilgili bir durumdur

    Sarkoidoz gibi, gözyaşı ve tükürük bezlerinde hasar yaratabilecek başka hastalıklar

    Alerji ve depresyonda kullanılan bazı ilaçlar ağız ve göz kuruluğu yapabilir.

    Göz kapaklarında yağ üretimini sağlayan bezlerdeki iltihabi durum (blefarit) ve buna bağlı olarak göz yağının koruyucu film tabakasının buharlaşması

    Doğru bir teşhis için doktorunuzu görmeniz esas olandır. Doktorunuz şikayetlerinizi değerlendirecek ve gözleriniz ve ağzınızdaki kuruluğun derecesini değerlendirmek amacıyla tetkikler isteyecektir.

    Şikayetler oldukça çeşitli olabildiğinden ayrıca bir göz doktoru, bir kulak burun boğaz doktoru ve bir romatoloji uzmanının değerlendirmesi gerekecektir.

    Hangi Testler Yapılır?

    Teşhise yardımcı temel testler şu şekilde özetlenebilir:

    Gözyaşı Üretimi testi (Schirmer Testi):

    Steril ve üzerinde bir derecelendirme cetveli bulunan kağıt bir şerit yardımıyla yapılır. Şerit göz kenarından içeriye kıvrılacak şekilde yerleştirilir ve alt göz kapağından aşağıya doğru uzanması sağlanır. Bu uygulama beraberinde bir rahatsızlık duygusu yaratıp gözyaşının üretimini arttırmayı hedefler. 5 dakika için şerit kağıtta meydana gelen ıslanma değerlendirilir ve yorumlanır.

    Göz muayenesi:

    Göz doktorunuz gözünüze bir boya damlatacaktır (floresan boya veya kimi zaman da Lissamin yeşili boyası) ve slit lambası adında bir cihazla muayene yapacaktır. Işık kaynağı bir yarıktan ince bir çizgi şeklinde ışık oluşturur ve büyüteç fonksiyonu da gözün yüzeyinin daha detaylı incelenmesine olanak sağlar. Böylece her gözün yüzeyindeki sıvı film tabakasının görülüp değerlendirilmesi gerçekleştirilebilir. Değerlendirilen sıvıda azalma varsa bu durum Sjögren Sendromu’nun bir işareti olabilir.

    Tükürük üretimi testi:

    5 dakika boyunca bir kutuya oluşan tükürüğünüzü sürekli tükürmeniz istenir. Bu süre sonunda ürettiğiniz tükürük miktarı değerlendirilir

    Ultrasonografi:

    Tükürük bezlerinin ultrasonografide genelde düzenli ve gri renkli bir görüntüsü vardır ancak SS’nda siyah renkli yuvarlak alanlar olarak görülebilirler.

    Siyalografi (Tükürük Bezleri ve Kanallarının Röntgen Filmi):

    Görüntü elde etmek amacıyla kontrast boya uygulanır böylece tükürük bezi ve kanalları filmde seçilebilir hale gelir. Tanı amacıyla çok nadiren istenen bir tetkiktir ve özellikle sık enfeksiyon geçiren kişilerde tükürük bezi kanallarındaki bir tıkanıklığı ayırt etmek kullanılır.

    Diğer filmler:

    Nadiren MRG (Manyetik rezonans görüntüleme) istenebilir.

    Kan tahlilleri:

    Sjögren Sendromu olan kişilerde sıklıkla yüksek düzeyde antikor bulunur. Bu antikorlar kan tahlilleri ile saptanabilir. Yüksek miktarda antikor varlığı kanı daha yoğun hale getirebilir ve bu durum Eritrosit Sedimantasyon Hızı (ESR) ile ölçülebilir. ESR, bir test tüpünün içerisinde alyuvarların ne kadar hızla dibe çöktüklerini ölçer. Kan ne kadar yoğunsa, çökme hızı o kadar fazla, sedimantasyon değeri o kadar yüksektir. Sjögren Sendromu olan hastalar kendilerini iyi veya hasta hissetmekten bağımsız bir şekilde, genelde yüksek ESR değerlerine sahiptirler. Sjögren Sendromu’nda ESR değeri veya C-reaktif protein (CRP) değerleri, hastalığın ne kadar alevlenme döneminde veya yatışma döneminde olduğunu değerlendirmede etkisizdir.

    İki önemli antikorun adı anti-Ro ve anti-La antikorlarıdır. Primer Sjögren Sendromu olan kişilerin %75’nde anti-Ro ve %40-50’nde anti-La antikorları bulunur ve bu antikorlar Lupus hastalarında da bulunabilirler. Göz ve ağız kuruluğu olan bir kişide anti-Ro ve/veya anti-La antikorlarının varlığı kuvvetle muhtemel Sjögren Sendromu tanısını işaret eder.

    Dudak biyopsisi:

    Lokal anestezi ile yapılan alt dudak biyopsisinde birçok küçük tükürük bezi örneği alınabilir ve bu örnekler mikroskopta incelenebilir. Bu tetkik, özellikle ileride lenfoma riskinin varlığını ve daha ileri değerlendirme ihtiyacını teşhis etmek amacıyla, giderek artan oranda yapılan bir tetkik olmaya başlamıştır.

    Eğer boyun, koltukaltı, kasıkta lenf bezi büyümesi, göğüs, karaciğer, böbrek veya sinir sistemi tutulumunu düşündüren bulgu ve şikayetler varsa bu durumda daha detaylı ve farklı ileri tetkikler de istenecektir.

  • Sjögren sendromu’na ne sebep olur? Sjögren sendromu kimlerde olur?

    Sjögren sendromu’na ne sebep olur? Sjögren sendromu kimlerde olur?

    Sjögren Sendromu, bağışıklık sisteminin vücudun kendisine saldırması sonucu ortaya çıkan bir hastalıktır. Bu hastalıkta bağışıklık sistemi özellikle gözyaşı bezi ve tükürük bezlerini kendisine yabancı olarak algılar ve savunma amacıyla bu hedef dokulara yönelik antikorlar üretir. Üretilen antikorlar, hem dokularda hasar yaratır hem de bezlere gelen sinir hücrelerinin sinyallerine zarar vererek tükürük ve gözyaşı üretiminin azaltılmasına yol açar.

    Halen SS’nda bağışıklık sistemin bu şekilde davranmasını başlatan sebep tam olarak bilinememektedir. Bazı viral enfeksiyonların bu saldırıyı tetikleyebileceği düşünülmektedir ancak güçlü kanıtlar bulunmamaktadır.

    En sık 40-60 yaş arası kadınlarda ortaya çıkar. Sjögren Sendromu tanısı alan her 3 kişiden sadece 1 tanesi erkektir. Çocuklukta çok nadiren görülebilir.

    Bazı kişilerdeki genlerin belli enfeksiyonlara karşı vücudun kendisini iyi savunamamasına yol açtığı düşünülmektedir. Ve bu genlere sahip kişilerin Sjögren Sendromu’na yakalanma olasılıklarının olduğu düşünülmektedir. Ancak yine de çocukların bu hastalığı anne babalarından ırsi yollarla almış olmaları alışılmadık bir durumdur.

  • Sjögren sendromu nedir? Sjögren sendromu’nun semptomları nelerdir?

    Sjögren sendromu nedir? Sjögren sendromu’nun semptomları nelerdir?

    Sjögren Sendromu (SS), bir hastalıktır. Normalde bağışıklık sistemi, vücuda yabancı bakteriler, mikroplar ve diğer etkenlere karşı harekete geçip saldırırken, otoimmün bir hastalık olan SS’nda kendi dokularına saldırmaya başlar. Bu dokular arasında en başta tükürük bezleri ve gözyaşı bezleri yer alır. Böylece kuru göz ve kuru ağız şikayetleri ortaya çıkar. Vücudun diğer bölgeleri de bu saldırıdan etkilenebilir. Sonuç olarak etkilenen bölgeye bağlı olacak şekilde cilt kuruluğu, burun, ağız ve solunum yolları kuruluğu, göz kuruluğu, vajina kuruluğu, sindirim sistemi kuruluğu ortaya çıkar.

    Sjögren Sendromu tek başına bir hastalık olarak görülebilir (bu durumda primer-birincil Sjögren Sendromu adını alır) veya diğer romatolojik hastalıklara eşlik edebilir (bu durumda da sekonder-ikincil Sjögren Sendromu denir). Sıklıkla eşlik edebildiği romatolojik hastalıklar arasında Romatoid Artrit, Lupus veya Skleroderma sayılabilir.

    En sık görülen semptomlar ağız kuruluğu ve/veya göz kuruluğu, yorgunluk ve ağrıdır. Çoğu hastada başka semptom görülmez. Ancak semptomların çeşitliliği ve şiddeti, kişiden kişiye oldukça fazla farklılık gösterebilir.

    Göz Sorunları:

    Gözlerinizde yanma, batma, kuruluk, hassasiyet hissedebilirsiniz. Kimi hastalar kuvvetli ışıkta rahatsızlık duyabilirler. Bazılarında ise gözlerde yapışkan bir his varmışçasına bir şikayet yaşanabilir.

    Ağız ve Boğaz Sorunları:

    Ağız kuruluğu ve buna bağlı ağız yaraları-ülserleri olabilir. Kuruluk kendisi ağızda-boğazda yapışkan bir duygu olarak hissettirebilir. Yutkunma zorluğu yaşanabilir ve kimi hastalarda tat algısında değişiklik olabilir. Ses kısıklığı, konuşma süresi uzadıkça ses çıkarmada zorlanma yani seste yorulma, kuru öksürük de bulunabilir.

    Nadiren ağız ve boğaz kuruluğu mantar enfeksiyonlarına, kötü kokulu nefese, ağızda kötü tat varlığına ve artmış diş çürüklerine sebep olabilir. Tükürük bezlerinde büyüme ve ağrı eşlik edebilir.

    Aşırı Yorgunluk-Tükenmişlik:

    Aşırı yorgunluk sıklıkla bulunan şikayetlerdendir ve iyi bir gece uykusundan sonra geçen bir yorgunluk değildir. Bazı hastalarda çökkünlük ve hatta depresyon gözlenebilir.

    Ağrı ve Acılar:

    Eklemlerde iltihabi sürece bağlı şişme ve ağrı bulunabilir. Bazı hastalarda ise yaygın bir ağrı duygusu veya vücudun belli bölgelerinde hassasiyet şeklinde şikayetler olabilir. Ancak eklem problemleri örneğin bir Romatoid Artrit hastalığı gibi hastalıklara kıyasla çok daha hafiftir.

    Diğer şikayetler:

    Vücudun diğer bölgeleri de normale göre daha kuru olabilir. Örneğin:

    Sindirim kanalında kuruluk lokmaları yutmada zorluğa yol açabilir

    Barsaklarda kuruluk “hassas barsak sendromu”na benzer şikayetlere örneğin karın ağrısına sebep olabilir.

    Vajinal kuruluk cinsel ilişki sırasında acı hissetmeye yol açabilir

    Cilt kuruluğu kendisini kaşıntı veya güçlü güneş ışığına hassasiyet olarak gösterebilir.

    Hava yollarındaki kurulukta duman ve toza karşı artmış aşırı hassasiyet gözlenebilir.

    Sjögren Sendromu ile ilgisi olabilecek diğer şikayetler:

    Ateş

    Soğukta moraran parmaklar (Raynaud Fenomeni)

    Migren benzeri baş ağrıları

    Boyun, koltukaltı ve kasıkta lenf bezlerinde büyüme

    Menapozal şikayetlerde artma, alevlenme

    Sinir sistemi şikayetleri örneğin güçsüzlük, hissizlik, keçeleşme

    Damarlarda iltihabi durum (vaskülit)

    Bacakların alt bölümlerinde mor renkli deri döküntüleri (purpura)

    Göğüs ağrısı (plörezi kaynaklı), nefes darlığı, nefes açlığı

    Karaciğer ve böbrek sorunları

  • Gut:  hastalığınız için siz ne yapabilirsiniz?

    Gut: hastalığınız için siz ne yapabilirsiniz?

    Diyet ve Beslenme: Gut ataklarının azaltılması için beslenme düzeninizde yapabileceğiniz pek çok değişiklik vardır:

    Kilo vermek

    Kullanıyorsanız daha az alkol tüketmek

    Yeterli su içmek

    Kilo vermek, kandaki ürik asit düzeyini düşürmek yoluyla Gut için etkili bir tedavidir. Ancak kilo vermek için yapılan diyette aşırı et ve pürin proteini içeren beslenme düzenlerinden kaçınmak gerekir. Çünkü bu beslenme biçimi kilo azalsa da besin yoluyla alınan Pürin proteinin yıkılması sonucu yine ürik asit kan seviyelerini artıracaktır.

    Çok fazla alkol tüketilmesi de (başta bira ve alkol düzeyi yüksek içkiler) Gut ataklarının daha sık tekrar etmesine neden olur. Az miktarda şarap tüketimi Gut açısından en düşük riskli alkol olarak görülmektedir. Alkol tüketiminin erkeklerde günlük 3-4 ünite, kadınlarda 2-3 ünite ile sınırlı tutulması gerekir. Alkol için yapılan bu hesaplama içilen içkinin miktarı kadar içkinin alkol oranı ile de ilişkilidir. Alkollü içkiler için ünite hesaplaması aşağıdaki gibi yapılabilir:

    Günlük yeterli su içilmesi de Gut ataklarının önlenmesi için önemli bir faktördür. Kişini aktivitesi, cüssesi ve sıvı kaybına göre günlük 1,5-2,5 litre arası sıvı tüketmesi, aşırı terleme, ishal, kusma veya ateş yüksekliği gibi sıvı kaybına neden olan durumlarda da bu kayıpların günlük miktara eklenmesi gerekir. Kişinin böbrek taşı öyküsü varsa sıvı miktarının 2-2,5 litre civarında tutulmasında fayda vardır. Su dışında içecekler de ideal çözüm olmasa da günlük alınan sıvı içerinde değerlendirilebilir. Ancak fruktoz ve benzeri şeker içeren meşrubat ve içecekler kandaki ürik asit düzeyini artırırlar. Az miktarda kahve tüketilmesi, böbreklerden ürik asit atılımını artırarak Gut riskini azaltır. Gut riskini azaltan bir diğer faktör de süttür. Alerji veya süte intoleransı olmayan bireylerin günlük 1 bardak süt tüketmesi önerilir.

    Diğer Diyet Önerileri: Gut ataklarından korunmak için pürin adlı proteini içeren gıdaları az tüketmek gerekir. Bu gıdalar şunlardır:

    Kırmızı et ve sakatatlar: Özellikle sakatatların hiç tüketilmemesi önerilir.

    Küçük balıklar ve kabuklu deniz ürünleri, kalamar ve ahtapot gibi deniz ürünleri tüketiminden de kaçınmak gerekir.

    Mantar tüketimini az olması uygundur

    Temel amaç etten alınan proteinin azaltılmasıdır. Bunun yerine baklagiller, yumurta veya düşük yağlı süt ürünleri protein kaynağı olarak tercih edilebilir.

    C vitamini, böbreklerden ürik asit atılımını artıran bir etkendir ve beslenmede C vitamininden zengin besinler tercih etmenin faydası vardır. Kirazın da faydası olabileceği yolunda çalışmalar mevcuttur. Kirazın faydasının da bir kısmı C vitamini içeriği ile ilişkili olabilir.