Kategori: Dahiliye – İç Hastalıkları

  • Omental infarkt / omental ınfarction

    Primer omental infarkt, akut karın ağrısının nadir bir nedenidir. Kırık üç yaşındaki kadın olgu bir haftadır süren karın ağrısı ile başvurdu. Bilgisayarlı batın tomografisi ile omental infarkt saptadığımız olgu birkaç günlük konservatif tedavi ile iyileşme sağlandıktan sonra taburcu edildi. Klinisyenler abdominal ağrıya yaklaşımda omental infarktüsü akılda tutmalıdır; çünkü omental infarktüs nadir olmakla birlikte, abdominal ağrının önemli nedenidir ve sıklığı daha yüksek olabilir

    Primary omental infarction is a rare cause of acute abdominal pain. A 43-year-old female patient admitted to the hospital with abdominal pain for one week. The patient has undergone abdomen computed tomography and CT image demonstrated omental infarction. Initially conservative treatment was performed, a few days later the patient improved and discharged. The clinicians should kept in mind omental infarction approaching abdominal pain, because omental infarction was rare but important cause of abdominal pain, and the frequency may be higher.

  • Fahr sendromu / fahr syndrome

    Fahr hastalığı; kalsiyum metabolizması bozukluğu ile gelişen, çift taraflı simetrik intrakraniyal kalsifikasyon ile seyreden, nörodejeneratif bozukluklar ile karakterize, nadir görülen bir hastalıktır. Klinik olarak konuşma bozukluğu, yürümede dengesizlik, istemsiz hareketler ya da kas krampları ile başlayıp; tabloya psikoz, kişilik değişiklikleri gibi nöropsikiyatrik semptomlar eşlik edebilmektedir. Tanıda kalsiyum birikimlerini göstermede en sık kullanılan inceleme yöntemi beyin tomografisidir. Fahr hastalığı, nedeni belli ise “Fahr sendromu” olarak tanımlanmaktadır. Bu çalışmada, ellerde tremor ve kas seyirmeleri şikâyetleri ile başvuran ve idiyopatik hipoparatiroidi saptanan Fahr sendromu olgusunun sunulması amaçlanmıştır.

  • Comparative analysis of patients hospitalized for severe transaminase elevation according to etiology and laboratory findings

    Objective: The aim of this study is to investigate the etiological, epidemiological, clinical and laboratory findings of patients hospitalized in internal clinics with elevated transaminases and to create a point of view with clinical cues for acute hepatitis.

    Methods: A total of 102 patients who were hospitalized in Internal Medicine and Infectious Diseases Clinics between January 2010 and September 2013 and whose transaminase levels were at least five times higher than the upper limit were included in the study. Patients’ age, sex, etiology, laboratory findings, length of stay in the clinic, and duration of liver enzymes normalizations were examined retrospectively. ANOVA, Kruskal-Wallis and chi-square tests were used in the analysis of qualitative and quantitative data.

    Results: Of the 102 patients with acute liver injury, 58 (56.9%) were female and 44 (43.1%) were male. The average age is 46 years. The study group consisted of three main groups: toxic hepatitis (34.3%), acute viral hepatitis (25.5%) and ischemic hepatitis (17.6%). This was followed by acute nonbiliary pancreatitis (6.9%), autoimmune hepatitis (4.9%) and other (10.8%) groups. Transaminase and bilirubin values ​​were higher in acute viral hepatitis than other groups. Acute viral hepatitis group hospitalized for the longest time. The group which the liver enzymes recovered at the latest was toxic hepatitis. The two most common causes of toxic hepatitis were nonsteroidal anti-inflammatory drugs and herbal products. In the ischemic hepatitis group, the mean age was significantly higher. Alcohol use was not effective on the duration of hospitalization and normalization of liver enzymes.

    Conclusion: Rapid determination of etiology, shortening hospitalization periot, and proper use of laboratory tests are important in patients with elevated transaminases. The purpose of this study is to enable the clinician to have an effective approach to acute liver damage.

  • Duloxetin induced hyponatremia/duloksetin ile iliskili hiponatremi

    Hiponatremi serotonin-norepinefrin gerialim inhibitorlerine (SNRI) bagli gelisebilen bir yan etkidir. Literaturde secici serotonin gerialim inhibitorune (SSRI) bagli gelisen hiponatremi sik bildirilmistir. (1) Duloksetin serotonin-norepinefrin geri alim inhibitoru olup major depresyonda, stres durumlarinda, idrar inkontinansinda ve diyabetik noropati veya fibromiyaljiye bagli agri durumlarinda kullanilir. (2) Bulanti, agiz kurulugu, halsizlik, istahsizlik, konstipasyon ve uykusuzluk en cok bildirilen yan etkilerdir. Hastamizi uriner inkontinans icin verilen duloksetine bagli kisa surede gelisen ciddi hiponatremi olmasi nedeni ile sunduk.

  • Tip 2 diyabet hastalarında anksiyete ve depresyon riski ve ilişkili faktörler

    Amaç: Çalışmamızda dünyada ve ülkemizde önemli bir halk sağlığı sorunu olan, ve prevalansı giderek artan tip 2 diyabetli hastaların anksiyete ve depresyon risklerini belirlemeyi ve bu risklerle ilişkili durumları tespit etmeyi amaçladık.

    Gereç ve Yöntem: Kesitsel tipteki bu analitik araştırma İç Hastalıkları Polikliniğine başvuran, tip 2 diyabet tanılı 636 hastada gerçekleştirildi. Sosyodemografik veriler için araştırmacılar tarafından hazırlanan anket formu kullanıldı. Hastaların anksiyete ve depresyon risklerini belirlemek için Hastane Anksiyete ve Depresyon Ölçeği (HADÖ) kullanıldı.

    Bulgular: Çalışmaya katılanların %59,9’u (n=381) kadın, %40,1’i (n=255) erkek, tüm grubun yaş ortalaması 59,98±11,66 yıl idi. Katılanların %48,4’ünde (n=308) anksiyete riski, %67,3’ünde (n=428) ise depresyon riski bulunmakta idi. 60 yaş ve üstünde olanlarda, kadınlarda, ilkokul ve altı eğitimlilerde, ev hanımı veya emekli olanlarda, komorbid hastalığı bulunanlarda ve insülin tedavisi alanlarda anksiyete ve depresyon riski istatistiksel olarak anlamlı derecede daha yüksekti. Evli olanlarda ve sigara içenlerde ise anlamlı derecede daha düşüktü.

    Sonuç: Çalışmamızda anksiyete ve depresyon riski Tip 2 diyabet hastalarında yüksek bulundu. Bu risk yaş, cinsiyet, medeni durum, eğitim, meslek, komorbidite ve diyabet tedavisi ile ilişkili bulundu. Anksiyete ve depresyon açısından yüksek riskli bulunan hastalar psikiyatri bölümü ile birlikte ele alınarak tedavi edilmelidir..

  • Senkron mide ve kolon kanserli hasta / patient with synchronous gastric and colon cancer

    Mide kanseri agresif seyirli bir kanserdir. Tipik bulgusunun olmaması ve muayenede saptanmasının zorluğu nedeni ile tanısını zorlaştırmaktadır. Erken evre mide kanserinde, tümör invazyonunun mukoza-submukozada sınırlı olduğu dönemde klinik bulgu vermemektedir. Klinik belirtiler tümör lokalizasyonuna göre değişiklik göstermektedir. Endoskopi ve teknolojideki gelişmeler sayesinde mide kanseri erken evrede tanı almakta ve sağkalım artmaktadır.

  • Schwannoma as a rare cause of syncope: a case report nadir bir senkop nedeni olarak schwannoma: olgu sunumu

    Syncope is a loss of consciousness due to transient global cerebral hypoperfusion and characterized by rapid onset, short term and spontaneous complete recovery. The cases with syncope need to be carefully and thoroughly evaluated. Our patient who is 56 year old male was admitted with complaints of syncope and hand numbness. We presented mediastinal schwannoma as a rare cause of syncope in our case.

    Senkop hızlı başlangıç, kısa süre ve spontan tam iyileşme ile karakterize, geçici global serebral hipoperfüzyona bağlı bilinç kaybıdır. Senkoplu olguların dikkatli ve detaylı değerlendirilmesi gerekir. 56 yaşında erkek hastamız senkop ve kolda uyuşma şikayetleri ile başvurdu. Biz de bu vakamızda senkopun nadir bir nedeni olarak mediastinal Schwannomayı sunduk.

  • A rare cause of gastric outlet obstruction: gastric poly

    Gastric outlet obstruction is a clinical syndrome characterized by epigastric abdominal pain due to mechanical occlusion and postprandial vomiting. An 82-year-old male patient applied to the emergency service with nausea, vomiting and abdominal pain. The patient with amylase elevation was admitted with pre-diagnosis of acute pancreatitis. However, pancreas parenchyma was normal in abdominal CT. A giant gastric polyp causing gastric outlet obstruction was detected in endoscopy which was decided after duodenal wall thickening. Tubular adenoma with high grade dysplasia was detected in biopsy. Here, we aim to present a case of gastric polyp that can rarely cause gastric outlet obstruction

  • Endoskopik olarak saptanan mide antrum yerleşimli ektopik pankreas / endoscopically determined ectopic pancreas located in the stomach antrum

    Ektopik pankreas nadir görülen embriyolojik kökenli bir anormallik olmasına rağmen asemptomatik seyri nedeniyle erişkin yaşlara kadar tanı alamayabilir. Tanı çoğunlukla girişimsel işlemler esnasında histolojik olarak konulmaktadır. Yazımızda, endoskopik görünümünden şüphelenilen ve histolojik olarak tanı alan mide antrum yerleşimli iki ektopik pankreas vakasını nadir görülmesi ve komplike olabilmesi sebebiyle sunduk.

  • Simultaneously occurred pleural and pericardial effusion related to dasatinib treatment: a case report

    Dasatinib is a proven potent tyrosine kinase inhibitor which is used in the newly diagnosed Philadelphia Chromosome (Ph1) positive chronic myeloid leukemia (CML) treatment when there is no hematological and/or cytogenetic response to imatinib treatment. Pleural and pericardial effusions due to dasatinib therapy may be seen 5 to 30 weeks after the onset of the treatment, but may also develop at any time interval. Pleural effusions are frequently bilateral and exudative, and lymphocyte cell dominance is often observed. It has been observed that when dasatinib treatment is stopped, the side effects which occurred with the treatment are greatly regressed. In this article, we present a case with New York Heart Association (NYHA) functional class III dyspnea under the treatment of dasatinib and developed simultaneous pleural and pericardial effusion, which is rare in the literature. Our aim of presenting this case is to emphasize once again the rarity of simultaneous pleural and pericardial effusion development in dasatinib therapy, and the importance of intermittent cardiopulmonary evaluation before and during the treatment of CML patients.