Karpal Tünel Sendromu (KTS) , ellerde ağrı ve uyuşma ile karakterize, ileri dönemde güçsüzlüğün de eklendiği bir sendromdur; en sık görülen sinir sıkışması türlerinden biridir.
Median sinirin el bileği düzeyinde çeşitli nedenlerle sıkışması ile oluşur.
Hangi Yaşlarda Görülür?
Genellikle 40 – 50 yaş arası hanımlarda daha sık görülür.
Nedenleri Nelerdir ve Kimlerde Daha Çok Görülür?
Uzun süreler tek tip el işi yapımı (temizlik, bulaşık yıkama, et doğrama, aşırı bilgisayar kullanımı vs.)
Bilekte burkulmalar veya kırıklar gibi travmatik nedenler
Hipotiroidi
Obezlite
Alkol kullanımı
Şeker hastalığı ve bazı romatizmal hastalıklar
Gebelik
karpal tünelin içinde kist veya tümör gibi durumlar , karpal tünel sendromunun oluşumunda rastlanan sebeplerdir.
Klinik Belirtiler Nelerdir?
Hastalık ilk önemli özelliği, geceleri istirahat halinde iken kendini göstermesidir. . Hastalar gece uykuya daldıktan birkaç saat kadar sonra tüm elde şişme hissi ve uyuşma,karıncalanma hissi ile uyanırlar. Hasta ellerini şişmiş ve gerilmiş hisseder; fakat gerçekte objektif bir değişiklik gözlenmez. İkinci önemli özellik, bu uyuşma, karıncalanma hissinin elleri hareket ettirmekle azalması hatta geçmesidir.
Hastalığın tanısı nasıl konur?
Öykü ve fizik muayene ile tanı konur. Tanıyı kesinleştirmek ve sinir sıkışmasının derecesini öğrenmek için EMG yapmak gerekir. Tedavinin nasıl olacağına EMG sonrası karar verilmelidir.
Hastalığın tedavi çeşitleri nelerdir?
Konservatif Tedavi:
İleri duyusal ve hiçbir motor bozukluğu olmayan hastalarda bileği nötral pozisyonda tutan fakat parmakların serbestleşmesine imkân veren gece istirahat bileklikleri çok faydalı olmaktadır. Bu bilekliklerl anti inflamatuar özellikteki ilaçlar veya jeller ile desteklenmelidir.
Cerrahi Tedavi:
İlaç tedavisi ile şikâyetleri geçmeyen hastalara daha fazla zaman geçirmeden yani sinir harabiyeti daha fazla artmadan cerrahi tedaviye alınmalıdır. Cerrahi olarak sinir üzerindeki bası ortadan kalktığında sinir üzerindeki harabiyette daha fazla ilerlemeden duracaktır .
İnflamatuvar bağırsak hastalığı nedir? Bu hastalığa bağlı eklem tutulumu nedir?
İnflamatuvar bağırsak hastalığı (IBH) denilince akla iki hastalık gelir; Crohn ve ülseratif kolit. Bu iki hastalık, immün sistemin, kendi sindirim sistemine karşı saldırıya geçerek bağırsak duvarında hasara ve ülserli yaralara neden olduğu iki ayrı otoimmün hastalıktır. Karın ağrısı, kilo kaybı, kronik (uzun süreli) ishal, kanlı ishal, iştahsızlık ve kansızlık (anemi) ile bulgu verir. Bu hastaların ortalama 1/3’inde eklem yakınmaları ortaya çıkar. Bunlar diz, ayak bileği, gibi eklemeler de iltihap (artrit) olabileceği gibi, omurganın tutulumuyla da (ankilozan spondilit) gidebilir. IBH’na bağlı eklem tutulumları, spondilartropatiler olarak adlandırılan bir grup hastalık içinde yer alır.
İnflamatuvar Bağırsak hastalığı ve buna bağlı eklem yakınmaları kimlerde görülür?
İnflamatuar bağırsak hastalığı (ülseratif kolit ve Crohn hastalığı), % 0.05-0.1 oranında görülür. İBH’lı hastaların genellikle %30’unda kas-iskelet sistemine ait tutulum gelişir. Spondilartropatilerin içinde yer alır. Eklem tutulumu genellikle periferik (el bileği, diz, ayak bileği, dirsek, omuz, el ve ayak parmakları eklemleri) artrit (eklem iltihabı) ve ankilozan spondilit (iltihaplı omurga romatizması) olmak üzere iki formda olur. Eklem yakınmaları, İBH tanısından hemen sonra ortaya çıkabileceği gibi yıllar sonra da gelişebilir. Hatta hastalık süresi arttıkça eklem yakınmalarının sıklığının da arttığına dair yayınlar vardır. Hastalarda artrit, bel ağrısı ve sabah tutukluğu, eritema nodozum, daktilit gibi bulgular olabilir. Periferik artrit, daktilit ve eritema nodozum, genellikle bağırsak bulgularının da aktif olduğu zamanlarda ortaya çıkar. Total kolektomi (tüm kalın bağırsağın çıkartıldığı) uygulananlarda, eklem tutulumunun da kaybolduğu görülmüştür. Ancak omurga tutulumu (ankliozan spondilit), farklıdır; bağırsak belirtilerinin olmadığı dönemlerde yoğun yakınmalara neden olur. Hatta tüm kalın bağırsağın çıkartıldığı hastalarda bile ; bel ağrısı ve tutukluk, gibi eklem yakınmaları devam eder.
Hem ülseratif kolit, hem de Crohn hastalığına, ailesel olarak yatkınlık söz konusudur; Crohn’da bu biraz daha fazladır. HLA-B27 geni; ankilozan tipi tutulumda %70 olguda bulunurken, periferik artrit tipi tutulumda, ancak %15 olguda vardır. Crohn hastalarının yarısında, 16. kromozom üzerindeki NOD2/CARD15 gen mutasyonu vardır.
Hastalığın bulguları nelerdir?
İBH’na bağlı ankilozan tipi tutulum; tek başına gelişen ankilozan spondilitten farksızdır (Ankilozan spondilit’e bakınız). İstirahatte gelişen, aşağı bel bölgesinde, boyun-sırt ve belde ağrı ve tutukluk, değişici kalça ağrısı, topuk ağrısı yakınmaları vardır. Hareketle bel-boyun ve sırt ağrıları azalır. Ankilozandan farklı olarak 40 yaşından sonra da gelişebilir. Periferik eklem tutulumları; genellikle bağırsak yakınmaları ile eş zamanlıdır. Ani başlar; sıklıkla diz, ayak bileği, daha az oranda el bileği ve dirsekler tutulur. Genellikle 1-4 arasında eklem tutulur. Bazen kendi kendine sınırlayabileceği gibi kronik (6 haftayı geçen) sürece girebilir. Tutulan eklemde genellikle sekel (hasar) bırakmaz. Ancak ayak tarağı (metatarsofalengeal) veya kalça eklemi tutulduğunda, eklemde hasar gelişebilir. El veya ayak parmağından birinin boylu boyunca şişmesi (sosis gibi) ‘daktilit’ görülebilir. Bazen sıklıkla bacak ön yüzünde ağrılı ve kızarık fındık veya ceviz büyüklüğünde, ağrılı şişlikler ‘eritema nodozum’ gelişebilir. Ağız içinde aft veya yaralar, bu hastalarda sıktır. Üveit denilen gözün bir tabakasında iltihap gelişebilir.
Nasıl teşhis edilir?
İshal ve eklem yakınmalarının bir arada bulunduğu zaman, hastalık akla getirilmelidir. İnflamatuvar bağırsak hastalığı tanısı, genellikle gastroenteroloji uzmanı tarafından yapılan endoskopik olarak bağırsakların incelenmesi ve biyopsi sonucuna göre konur. Karışabilecek diğer ishal ve kanlı ishale neden olan hastalıklara yönelik dışkı incelenmesi (amip aranması gibi) yapılabilir. HLA-B27 gen testi istenebilir.
İnflamatuvar bağırsak hastalığına bağlı artrit nasıl tedavi edilir?
Ankilozan tipi tutulum geliştiğinde (Crohn’da sık), anti-tümör nekroze edici faktör (anti-TNF) adı verilen biyolojik tedavilerden adalimumab veya infliksimab kullanılabilir. Bu ilaçlar, hem eklem tutulumuna hem de bağırsak yakınmalarına etkili olacaktır. Periferik eklem tutulumu olan IBH’li hastalarda ise; sulfasalazin, sistemik steroidler kullanılabilir. Gerekirse metotreaksat ve azathioprin tedaviye eklenebilir.
İBH’na bağlı eklem tutulumlarında, steroid olmayan inflamasyon giderici ilaçların kullanımı (NSAİİ; naprosyn, diklofenak, indometazin gibi),
Kas hastalığının birçok nedeni vardır. Bunlar enfeksiyonlar, ilaçlar, kas yaralanmaları, kas fonksiyonunu etkileyen kalıtsal hastalıklar, elektrolit seviyelerinde bozukluklar, tiroid hastalığı (hiper veya hipo tiroidi) sayılabilir.
Ancak inflamatuar miyopatilere, neyin neden olduğu bilinmiyor. Tüm otoimmün hastalıklarda olduğu gibi, bağışıklık sisteminin anormal çalışması (kendi dokusuna karşı savaş açması) söz konusudur. Burada kas hücreleri ve kan damarlarına karşı anormal cevap söz konusudur.
İnflamatuar miyopatiler nasıl teşhis edilir?
Hastaları, doktora getiren ana nedenler, kas gücündeki azalma, cilt döküntüsü veya solunumsal yakınmalar olabilir. Duyu bozukluğu (uyuşma, karıncalanma gibi bulgular) yoktur. Doktor tarafından yapılan kas gücü muayenesinde, PM ve DM için; omuz, üst ön kol, kalça ve bacak üst bölümünde yer alan (proksimal) kaslarda güçsüzlük saptanır. Dermatomiyozite özgü cilt döküntüleri görülür. IBM’de ise hem proksimal, hem distalde (uç), asimetrik kas güçsüzlüğü bulunur.
Genellikle şu testler istenir:
-Çeşitli kas enzimlerinin seviyesini ölçmek için kan testinde: kreatin fosfokinaz (CPK), aldolaz, laktat dehidrogenaz (LDH), serum glutamik okzolo-asetik transferaz (AST=SGOT), serum glutamik-pürivat dehidrogenaz (ALT=SGPT); kas enzimlerinde yükseklik olur.
-Elektromiyogram (EMG); kasın elektriksel aktivitesini ölçer. Kas güçsüzlüğünü göstermek için kullanılır.
-Kas biyopsisi-tutulan kastan, küçük bir örnek alınarak incelenir. İnflamatuvar miyopatiyi göstermek için ve diğer miyopati yapan hastalıkları dışlamak için yapılır.
-Manyetik rezonans görüntüleme (MRG): PM, DM veya IBM tanısı için rutinde kullanılmaz, ancak anormal kası göstererek, kas biyopsisinin yerinin belirlenmesinde rehber olabilir.
Kan testleriyle; miyozit spesifik antikorlar (kas dokusuna karşı oluşmuş otoantikorlar) araştırabilir. Bu testler miyopatinin tanısından çok, prognozu hakkında bazı bilgiler (hastalığın ne kadar ciddi olduğuna dair) verir.
İnflamatuar miyopatiler nasıl tedavi edilir?
Kortikosteroidler: Genellikle, hastalığın başlangıç tedavisinde, yüksek dozda prednizon gibi bir oral (ağız yoluyla) kortikosteroid kullanılır. Bu iltihabı azaltır. Kanda bakılan kas enzimleri, tedavi başladıktan sonra 4-6 haftada normale dönme eğilimindedir. Hastaların çoğu 2-3 ay içinde kas gücüne kavuşur.
Kombinasyon tedavisi: Kortikosteroid ihtiyacını azaltmak; böylece yan etkilerini de azaltmak ve hastalığı uzun süre kontrol altında tutmak için, tedavi planı içine başka ilaçlar; metotreksat veya azatioprin eklenir. Bu tedavilerin de yetersiz kaldığı hastalarda intravenöz immunglobulin veya siklifosfamid gibi diğer tedavilere geçilir. Kortikosteridlerin; ciltte incelme, kemik yoğunluğunda azalma, katarakt, kilo alma ve vücut yağının dağılımında değişiklik gibi yan etkileri vardır. Hatta kas güçsüzlüğü de bir yan etkisi olabilir. Kortizon alan hastalar, osteoporoz için risk altında olduğundan, önlemek için uygun tedavi almaları gerekir (kalsiyum ve D vitamini replasmanı, bazen buna ilaveten osteoporoz ilaçları).
Diğer tedaviler: Şiddetli hastalık bulguları olan veya standart tedaviye cevap vermeyen hastalarda, başka tedavi seçenekleri vardır. Bunlar intravenöz immünglobulin (IVIG) veya siklosporin, takrolimus, mikofenolat mofetil ve rituksimab gibi bağışıklık sistemini baskılayan ilaçlardır.
Fizik tedavi: Fiziksel tedavi ve egzersiz, kas hastalıklarının tedavisinde önemlidir. Hastalığın erken döneminde, mümkün olduğunca yatak istirahati (tuvalet gibi genel ihtiyaçlar dışında) önerilir. Ancak kas enzimleri normale döndükten sonra, steroide bağlı kas atrofisi ve eklem kontraktürünü (eklem deformitesi) önlemek amacıyla, fizik tedavi önerilir. Hafif izometrik egzersizlerle başlanır ve hasta kas gücünü kazanmaya başladıkça yoğunluğu yavaşça artırılır.
İnflamatuar miyopatili hastalara öneriler:
Miyopatiler kronik (uzun süreli) hastalıklardır. Hastalığın kontrolüne yardımcı olmak için; sağlıklı ve dengeli beslenin, fizyopterapist önerisi doğrultusunda egzersizinizi yapın ve ideal kilonuzu koruyun.
Dermatomiyozit iseniz, güneşten kendinizi koruyun; güneşe maruz kaldıktan sonrası döküntü daha da kötüleşir. Bu nedenle, dışarı çıkarken güneş koruyucu kremler, uzun kollu kıyafetler ve şapka kullanın.
Miyopatisi olan kişiler, sağlıklı ve normal görünebilir. Hastalığa bağlı sınırlamaları daha iyi anlamaları için işverenler, öğretmenler ve aile üyelerinin bilgilendirilmesi önemlidir.
Miyopati, kas tutulumunu ifade etmek için kullanılan bir tıbbi terimdir. İmmün sistemin kas hücrelerini hedef alarak saldırması sonucunda, kaslarda inflamasyon (iltihap/yangı) ve yıkımla giden; buna bağlı kas güçsüzlüğünün geliştiği bir grup otoimmün hastalıklardır. Genellikle üç ana başlıkta incelenir; polimiyozit (PM), dermatomiyozit (DM) ve inklüzyon body miyozit (IBM). Ancak son yıllarda IBM, diğer iki hastalıktan farklı kategoride değerlendirilmektedir.
Kimlerde görülür?
İnflamatuar miyopatiler, nadir görülen (1:100 000) hastalıklardır. PM, yalnızca yetişkinlerde görülürken; DM, hem yetişkinlerde hem de çocuklarda görülür. Her ikisi de kadınlarda, erkeklere göre 2 kat daha fazladır. IBM; erkeklerde, kadınlara göre 3 kat daha fazladır; Kafkas ırkında, siyahlara göre daha fazladır ve genellikle 50 yaşından büyükleri etkiler.
Hastalığın belirtileri nelerdir?
İnflamatuar miyopatilerden, IBM hariç diğer ikisi; ilerleyici ve simetrik kas güçsüzlüğü ile bulgu verir. IBM’de ise asimetrik tutulum vardır. Hastalar genellikle, oturduğu yerden (sandalye, koltuk gibi) kalkamama, merdiven çıkarken, tırmanırken zorlanma, bir şeye uzanıp alırken zorluk, saçını tararken zorlanma gibi; üst kol ve üst bacak kaslarını ilgilendiren işlerde zorlanma ve güçsüzlükten yakınırlar. IBM’de ise erken dönemde, kuadriseps kasının tutulmasıyla, dizde bükülmeyle düşme fazladır.
İlerlemiş hastalığı bulunanlarda bile, göz kasları tutulmaz; eğer göz kaslarında tutulma varsa, inflamatuar miyozit tanısı sorgulanmalıdır. İnflamatuar miyozitlerde, kas ağrısı olmaz veya varsa da azdır. Ancak çocuk DM’inde kas güçsüzlüğüne, genellikle kas ağrısı da eşlik eder.
Özellikle sulu gıdaları yutarken, yutma güçlüğü, nefes borusuna kaçma yakınması olabilir.
Nefes darlığı ve öksürük olabilir.
Dermatomiyozitte deri bulguları da bulunur. Bu döküntü genellikle üst göz kapakları üzerinde mor veya kırmızı lekeler olarak görünür. Pullu-kızarık, deriden kabarık, parmakların üzerinde eklem bölgesinde daha yoğun, dirsek ve dizler üzerinde cilt döküntüsü oluşabilir. Dermatomiyozitli çocuklarda, deride beyaz kalsiyum birikintileri (kalsinozis) olabilir.
Bazen hastalarda, kas güçsüzlüğü olmadan, sadece cilt bulguları olabilir; buna hastalığın “amiyopatik dermatomiyozit” formu diyoruz.
İnflamatuar miyozitli hastalarda bazen, akciğer iltihabı (interstisyel akciğer hastalığı) olabilir. Kan damarları (vaskülit) iltihabı olabilir.
Yetişkinlerde, dermatomiyozit ve bazen polimiyozit; altta yatan kanser ile ilişkili olabilir. Dolayısıyla bu bozuklukları olan erişkin hastalarda, kanseri ekarte etmek için uygun testler yapılmalıdır.
HIV (Human immunodeficiency virus=insan immün yetmezlik virüsü) taşıyan birçok hastada, kas-iskelet sistemine (eklemler, kaslar ve kemikler) ait çeşitli rahatsızlıklar oluşabilir. HIV, aynı zamanda eklem ve kas ağrısı, artrit (eklem iltihabı), güçsüzlük ve yorgunlukla belirtileri veren romotolojik hastalıklara neden olur. Bazen bu belirtiler, hastada HIV virüsü saptanmadan daha önce ortaya çıkabilir.
HIV virüsüne bağlı romatizmal hastalıklar, tüm yaş gruplarını etkileyebilse de, genellikle 20-40 yaş arasında daha sık rastlanır.
HIV’e bağlı gelişen çoğu romatizmal belirti, HIV virüsünün tedavisi ile iyileşir.
AIDS tedavisinde kullanılan bazı ilaçlar, eklem ve kas ağrılarına neden olabilir, otoimmün hastalıkları tetikleyebilir.
HIV taşıyan hastalarda en sık görünen rahatsızlık inflamasyon (iltihap, yangı), eklem ve kas ağrısıdır.
Daha az sıklıkla septik artrit, psöriatik artrit, reaktif artrit, polimiyozit, fibromyalji ve vaskülit görülebilir.
HIV’e bağlı romatizmal hastalıklar, direkt HIV yüzünden gelişebildiği gibi HIV’e bağlı diğer virüs ve bakteriler yüzünden de oluşabilir.
HIV’e bağlı gelişen romatizmal hastalıklar kadınları, erkekleri ve tüm yaş gruplarını etkileyebilir. HIV bulaşmasına neden olan başlıca risk faktörleri korunmasız cinsel ilişki ve damar yoluyla alınan ilaç ve uyuşturucu kullanımında paylaşılan kirli iğnelerdir.
Tedavi
HIV’e bağlı romatizmal hastalıkların tedavisinde ayrıca bir romatizmal tedavi kullanılmaz. HIV tedavisinde kullanılan antiretroviral ilaçlar, romatizmal hastalık bulgularına da iyi gelir.
Ağrı kesici ve enflamasyon giderici ilaçlar, standart AİDS tedavisine eklenmesi; kas ve eklem şikayetleri olan çoğu HIV’li hastada iyi sonuç vermektedir. Fizik tedavi önerilir.
Genellikle geçirilen bir üst solunum yolu enfeksiyonu sonrasında gelişen, küçük damarların tutulumuyla giden bir vaskülittir. Vaskülit damar duvarı iltihabi demektir. HSP’de, özellikle deri ve eklem bulguları ön plandadır. Vakaların küçük bir bölümünde HSP, şiddetli böbrek veya bağırsak hastalığına neden olabilir.
HSP yetişkinlere oranla çocuklarda daha yaygındır, fakat yetişkinlerde ortaya çıktığında ise daha şiddetli seyir gösterebilir.
Henoch-Schönlein Purpurası kimlerde olur?
Genellikle, HSP bir üst solunum yolu enfeksiyonu sonrasında gelişir. Çocuklarda vaskülitin en sık görülen şeklidir. Erkek/kadın=1,5’dur. Mevsim dönümlerinde, özellikle ilkbaharda daha fazla görülür. Çocuklarda 4-7 yaşları arasında sıktır. Sıklığı; 1,4 / 10 000’dür. Erişkinlerde ise genç-erişkinlerde (20’li yaşlarda) daha fazladır; ancak her yaşta gelişebileceği unutulmamalıdır.
Henoch-Schönlein Purpurasının sebebi nedir?
İmmün sistemdeki bu anormalliğin nedeni tam olarak bilinmiyor. Olguların üçte ikisinde, hastalığın bir üst solunum yolu enfeksiyonundan, ortalama on gün sonra başlaması, genetik olarak yatkın bireyde çevresel maruziyeti olarak, bir enfeksiyonun katkısı olduğunu düşündürmektedir. Ayrıca yiyecekler, haşere ısırığı, aşılama gibi çevresel etkenlerin de sorumlu olabileceği sanılmaktadır.
Çocuk hastaların çoğunda, ele gelen purpura (cilt altında kırmızı kanama odakları) ile birlikte eklem ağrıları veya artrit (eklem iltihabı) vardır. Çocuk hastaların %70’inde mide-bağırsak sisteminin tutulmasıyla; karın ağrısı, bulantı, kusma, ishal veya kabızlık vardır. Daha az oranda dışkıda kan ve mukus (sümüksü görünüm) bulunur. Daha nadiren bağırsakların iç içe geçmesi (intussepsiyon) görülebilir. Böbrek tutulumu, hastaların, %10-50’sinde hafif tutulum gösterir. Çok nadiren ilerleyici böbrek hastalığı gelişir. Olguların % 90’dan fazlası çocuklardır. Hastalık genellikle birkaç hafta içinde düzelir. Ancak, yetişkinde durum biraz farklıdır. Cilt bulguları, erişkinlerde daha değişkendir ve bazen erişkinlerde yakınmalar daha uzun sürer. Yetişkinlerde kalıcı böbrek hasarı, çocuklara göre daha fazladır. Ancak, HSP’li hastaların % 5’inden daha azında, ilerleyici böbrek yetersizliği gelişir. Bu nedenle yetişkindeki böbrek tutulumları, daha ciddiye alınmalı; erken dönemde tedavi verilmeli ve yakın takip edilmelidir.
Yetişkinlerde HSP, sistemik vaskülitin diğer formlarıyla karışabilir. Wegener granülomatozisi ve mikroskobik polianjiitis de purpura, artrit ve böbrek iltihabı ile seyreder. Bu hastalıkların seyrinde, hem daha ciddi diğer organlarda tutulum (örneğin, akciğerler, göz ve sinir tutulumu gibi) ve daha ciddi böbrek tutulumu söz konusudur. Bu nedenle kan tahlilleri, idrar analizi, akciğer görüntüleme ve biyopsi ile dikkatli bir değerlendirmeyle ayırt edilebilir. HSP vasküliti, deri biyopsisi üzerinde direkt immünofloresan (DIF) testi ve IgA tespit edilemediğinde (eski döküntüden örnek alınması, hatalı örnek alma gibi); yanlışlıkla hipersensitivite vasküliti olarak teşhis edilebilir.
Henoch-Schönlein Purpura nasıl teşhis edilir?
Cildin kan damarlarının iltihabı nedeniyle ele gelen purpura (trombosit sayısı normaldir) ile birlikte diğer belirtilerden eklem bulguları, karın ağrısı ve böbrek tutulum bulgularının olması HSP düşündürür. Cilt döküntüsü dışında diğer tüm belirtiler aynı anda bulunmayabilir. HSP tanısı, (mikroskopik olarak damgasını vuran) alınan cilt biyopsisinde; küçük kan damarlarının duvarlarında IgA ve C3 (kompleman 3) birikiminin gösterilmesi ile doğrulanabilir. Ancak döküntünün ilk 48 saati içinde alınan cilt biyopsilerinde bu gösterilebilir. Daha geç alındığında kaybolabilir.
Henoch-Schönlein Purpurası nasıl tedavi edilir?
Cilt döküntüsü genellikle yer çekiminin fazla olduğu; kalçalar, ayak bileği ve bacaklarda gelişir. Bu nedenle hastalara, fazla ayakta kalmamaları; mümkün oldukça ayaklarını uzatmaları önerilir. Steroid olmayan inflamasyon giderici ilaçlar (NSAİİ; naprosin, diklofenak, indometazin gibi) ile eklem bulguları geriler; ancak gastrointestinal (mide-bağırsak) belirtileri kötüleştirebilir ve böbrek hastalığı olan hastalarda kaçınılmalıdır. Steroidler, HSP tedavisinde; hastanın klinik bulgularına göre kullanılır. Sadece cilt döküntüsü olan olgularda, erken dönemde kullanılmaz; çünkü genellikle kendiliğinden geçer. Cilt bulguları gerilemez veya artarak devam ederse; düşük-orta dozlarda steroid kısa süre kullanılabilir. Hastaların çoğunda, eklem ve gastrointestinal bulgular olduğundan, bunları hafifletmek için de steroid kullanılır. Ciddi mide-bağırsak kanaması veya böbrek tutulumu olanlarda ise, daha yüksek dozlarda steroid kullanılır. İlerleyici böbrek tutulumu olanlarda; steroide ilaveten immünsüpresif (immün sistemi baskılayıcı) ilaçlar tedaviye eklenebilir. Hastaların üçte birinde bulgular, ilk 6 ay içinde tekrarlayabilir.
Bel fıtığı; Omurlar arasındaki diskin dışarı doğru fıtıklaşmasıyla (kaymasıyla) bacağa doğru giden sinirlerin sıkışmasına neden olan ağrıya neden olur. Bel ağrısı, belden tek veya iki bacağa doğru yayılan ağrıya neden olur ki buna siyatalji denir. Disk herniasyonu (bel fıtığı), refleks, duyu ya da kas gücü kaybıyla giden sinir fonksiyon kaybına neden olabilir.
Hangi durumlarda bel fıtığından şüphelenmeliyiz?
Belinizdeki ağrı;
-Aniden ortaya çıktıysa veya üç aydan kısa süreli ise, istirahat halinde iken rahat, ancak hareket etmeye başladığınızda (çorap giyerken, ayakkabı bağlarken, yürümede, oturup-kalkmada, ayağınızı havaya kaldırırken-merdiven çıkıp inerken gibi) ağrı ortaya çıkıp ve durup istirahat ettiğinizde geçiyorsa,
-Belinizdeki ağrı bel-kalçadan (kaba etlerinizden) aşağıya dize doğru yayılıyor hatta bazen topuğunuza kadar iniyorsa
-Genellikle ağrı tek bazen iki bacağa doğru vurur
-Bel fıtığı çok ilerlerse ; düşük ayak, iktidarsızlık, kaslarda güçsüzlük ile çabuk yorulma, idrarını tutamama, dengesizlik ortaya çıkabilir.
-35-50 yaşlarında ve fazla kilolu-uzun boylularda daha fazladır.
-Genellikle beli zorlayan veya hatalı hareketler, (aşırı kilolu olmak (bele fazla yük binmesi ile, yük taşımak, ev hanımı veya aksine sürekli oturarak masa başı çalışanlarda, şöförlerde, uzun süre ayakta kalan öğretmen gibi belli meslek gruplarında, yoğun stresli işlerde çalışanlarda ve hamilelik, gibi) ile ortaya çıkar.
-Eğer bel ağrınız 40 yaşından önce başlamışsa, uzun süreli ise (genellikle alevlenme ve yatışık olarak 3 aydan fazla süren), ancak istirahatte ortaya çıkıp, gecenin ikinci yarısı bel ağrısı ile uyanıyorsanız, sabahları bel ağrısı ve tutukluk ile uyanıyorsanız, yatakta bir taraftan diğer taraf dönmekte zorluğunuz oluyorsa, aklınıza bel fıtığı değil iltihaplı omurga romatizması olan ‘ankilozan spondilit’ gelmeli.
Bel fıtığından korunmak için neler yapmalıyız?
-Bel, boyun ve sırt kaslarınızı, bacak kaslarınızı güçlendirici egzersizler önerilir. Bu şekilde güçlü kaslarla, omurgaya binen yükü azaltabilirsiniz.
-Eğer sigara içiyorsanız, bırakın; sigara bel ağrısına yatkınlık sağlayan bir faktördür.
-Eğer kilolu iseniz, ideal kilonuza inerek form tutun. Bu şekilde omurgaya binen yükü azaltarak, fıtık gelişmesini önlemiş olursunuz.
-Vücudunuza gereken önemi gösterin, egzersiz yapın, doğru beslenin ve sağlıklı bir yaşam tarzı sürdürün.
-Bel fıtığı teşhisi alan hastalara yaşamsal pratik günlük öneriler:
Çok alçak (çok alçak tuvalet gibi) veya çok yüksek yerlere oturmayınız. Otururken belinize yastık ile destekleyiniz. Kesinlikle yere yatmayınız. Yere eğilmelerinizde belinizden değil, diz ve kalçadan destek alın. Yerden bir cisim (şey, eşya)kaldırırken, belinizden eğilmeyin, dizinizden ve kalçanızdan bükülün veya çömelin, cismi gövdeye yaklaştırıp bu şekilde doğrulun. Ağırlık taşırken iki elinize eşit yük alın. Yatağa yatarken önce oturun, bacaklarınızı karnınıza çekerek yan yatın ve sonra sırt üstü uzanın (yataktan kalkarken de tam tersini uygulayın). Bir eşyayı çekmek veya itmekten kaçının; mutlaka yapmanız gerekiyorsa itin. Yukarıdan bir eşya almanız gerekirse uzanmak yerine ayaklarınızın altına bir sağlam tabure alarak öyle alın. Yüksek topuklu ayakkabı kullanmayın.
Ameliyat çözüm müdür? Başka yöntemler var mıdır?
Bel fıtığının erken safhasında, yani; bel ve bacak ağrısının olduğu ancak henüz uyuşma veya düşük ayak gibi nörolojik (sinirsel) belirtilerin olmadığı hastalarda; yatak istirahati (tercihen omurganın şeklini alan viscoelastik yataklar), anti-inflamatuar (iltihap/yangı giderici) etkili ağrı kesici ve kas gevşetici ilaçlar (mide korunarak) verilir. Beli zorlayacak hareketlerden kaçınması (yukarıda bahsedilen) önerilir. İleri evrelerde ise hastanın muayene, ENMG (elektro-nöromyografi) ve MR bulgularına göre tedavi planı yapılır. Ağrı çok ise ve ağızdan alınan ilaç tedavisine bir hafta içinde yanıt yoksa, ayrıca kısa seans fizik tedavi uygulamasından da fayda görmüyorsa; o bölgeye sıkışan sinirin etrafındaki ödemi çözen ve ağrıya etkili ilaç zerk edilir ‘lomber epidural enjeksiyon’ ve ‘transforaminal enjeksiyon’ gibi. Ameliyat son çözümdür ancak bazen hasta ileri evrede gelmiş ve ciddi sinir basısı bulguları varsa nadiren ilk müdahale de olabilir. Ancak bel fıtığı hastalarının, sadece %1-5’i ameliyata gittiği unutulmamalıdır. Yani bel fıtığı hastalarını çok azına ameliyat gereklidir. Bazen cerrahi tedavi kararında geç kalındığında, kalıcı hasarlar gelişebilir.
Ameliyatın riski var mıdır? En başarılı yöntem hangisidir?
Bu ameliyatın mutlaka omurga cerrahisine hakim; mikrocerrahi ile uğraşan ortopedi veya beyin cerrahisi uzmanlarınca yapılması gerekir. Birçok cerrahi müdahale yöntemi var. Uygulanacak cerrahi müdahalede hastanın yaşı, kilosu, yandaş hastalıkları gibi durumlar göz önüne alınarak cerrah tarafından yapılacak ameliyatın türüne karar verilmeli. Bu şekilde başarı da artacaktır.
Ameliyattan sonra şikayetler geçer mi?
Ameliyatın başarısı: sinir basısının ne kadar erken evresinde yapılırsa veya hastaya bağlı bazı olumsuz durumlar yoksa (aşırı kilolu değilse, erken mobilizasyon ve uyarılara sıkı şekilde uyulması) ve doktorun konusunda tecrübeli olmasıyla ilintilidir. Genellikle ülkemizde konunun uzmanı cerrahlar elinde (ortopedi veya beyin cerrahisi) başarı ile uygulanan ameliyatlardır.
içinde sıklıkla, ankilozan spondilit, osteoporoz, tümör ve spinal enfeksiyonlar sayılabilir.
Bel ağrısı kimlerde görülür?
Kısacası, hemen herkeste, hayatının bir döneminde bel ağrısı görülebilir. Aslında, dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 80’inde bu belirti gelişir.
Bel ağrısı nasıl teşhis edilir?
Genellikle, sadece tıbbi öykü ve fizik muayene bel ağrısı tanısı için yeterlidir. Bazı durumlarda, ilk tedaviye yanıt vermeyen kişilerde, yumuşak dokuların (kopmuş diskler, spinal stenoz, tümörler veya sinir yaralanmalarında), ankilozan spondilitte daha iyi görüntülenmesi için manyetik rezonans görüntüleme (MRG) ve sinir hasarını göstermek açısından elektronöromiyografi (ENMG) yapılabilir.
Nasıl tedavi edilir?
Bel ağrısı eşittir yatak istirahatine ihtiyacı var olarak düşünülmemelidir. Aslında, yatak istirahati minimumda tutulmalıdır. Bunun yerine, hasta günlük yaşam aktivitelerini devam etmelidir.
Ağrılı dönemde aşırı egzersizden kaçınmak gerekir. Ağrıyı azaltmaya yardımcı olması için oturur pozisyonda belin fleksiyonu (öne eğilme) egzersizi yapılabilir. Oturma, ayakta durma veya geriye uzanma ile ağrının şiddeti de artar.
Ağrının başlandığı ilk 48 saat içinde, ağrılı bölgeye 5-10 dakika buz masajı uygulanması kasları rahatlatır. 48 saatten sonra ise, sıcak uygulama, ağrıyı hafifletebilir. Aspirin, asetaminofen ve non-steroid anti-inflamatuar ilaçlar (NSAİİ) ağrıyı kesmek için ve kas gevşeticiler, kas sertliğine bağlı hareket kısıtlılığı olanlarda faydalı olabilir.
Masaj tedavisinin, kronik kas ağrısı olanlar için faydalı olduğu kanıtlamıştır.
Bel ağrısı olan hastaların çok azında, özellikle intervertebral diskin fıtıklaşması nedeniyle bacağa vuran ağrı, spinal darlık veya omurga yapılarını etkileyen tümörlere bağlı olanlarda, ameliyat gerekir.
Bel ağrısıyla yaşamak
Bel ağrısı olan kişilerin çoğu, iki ila altı haftalık bir süre içinde iyileşir. Geçmiyorsa mutlaka bir romatoloji uzmanına başvurun. Nüksü en aza indirmek için, bel, boyun ve sırt kaslarınızı, bacak kaslarınızı güçlendirici egzersizler önerilir. Eğer sigara içiyorsanız, bırakın; sigara bel ağrısına yatkınlık sağlayan bir faktördür. Eğer kilolu iseniz, ideal kilonuza inerek form tutun. Vücudunuza gereken önemi gösterin, egzersiz yapın, doğru beslenin ve sağlıklı bir yaşam tarzı sürdürün.
“Ah belim, ağrıyor”, lafını çok duyarız. Bu mekanik bası bulgusuna bağlı basit bir ağrı olabileceği gibi daha az da olsa, sistemik bir hastalığın belirtisi olabilir. Aslında, bel ağrısı bir çok hastalıkla ilişkilidir. Ancak iyi haber, bel ağrısı olan çoğu insanda, bir veya iki hafta içinde düzelme olur ve yüzde 90’ı sekiz hafta içinde tamamen iyileşir.
Kısa Bilgiler:
-Bel ağrısı insanların, boğaz ağrısından sonra ikinci sıklıkta doktora başvuru sebebidir.
-Bel ağrısıyla gelen bir kişinin tanısında, anamnez (hastalık öyküsü) ve fizik muayeneyle; doğru yaklaşımla bir çok pahalı testlerin önüne geçmek mümkündür.
Bel ağrısı nedir?
Bel ağrısı epizotlarının çoğu, mekanik bozukluklar nedeniyle oluşur.
Hareket halindeyken belden başlayıp aşağıya bacaklara-dize doğru yayılan ağrıya siyatik ağrı-siyatalji denir.
Bel ağrısının nedeni nedir?
Bir kural olarak, bel ağrısının büyük bölümü, bel ve omurganın aşırı kullanımıyla ilişkili mekanik bozukluklar ya da yaşlanmaya bağlı değişiklikler nedeniyle oluşur. Olguların yaklaşık yüzde 10’unda, bel ağrısı sistemik bir hastalığa bağlıdır.
Bel ağrısının nedenleri, mekanik ve sistemik hastalıklar diye ikiye ayrılabilir.
Bel ağrısında en önemli ip ucu;
Mekanik bozukluklarla gelişen bel ağrısı, istirahatte kaybolur, hareket halinde artar. Oysa iltihaplı omurga romatizmasına (ankilozan spondilit) bağlı ağrı (halk tarafından rahmetli Ahmet Mete Işıkara, Suna Pekuysal’ın hastalığı olarak da biliniyor) , 40 yaşından önce başlayıp (genç yaşta), istirahat ettikçe artar, bu nedenle hastalar hep sabah tutukluğu ve ağrıdan yakınır; hareket ettikçe azalır veya kaybolur.
Bel ağrısına neden olan mekanik bozukluklar şunlardır:
Kas tutulması (zorlanması); bahçede çalışmak, eşya taşımak, kar küremek gibi genellikle şüpheli bir fiziksel aktiviteyi takiben oluşur. Çarpık bir duruşla bir işi yapmak veya uzun süre sabit pozisyonda çalışmakla da kas tutulması gelişebilir.
Osteoartrite bağlı omurganın, omurları arasında bulunan disklerin arasında daralma olur. Omurga üzerlerinde gelişen kemiksi diken şeklindeki çıkıntı, sinir sıkışmasına neden olur; bununla ilişkili olarak lokalize bel veya bacak ağrıları görülebilir.
Omurlar arasındaki diskin dışarı doğru fıtıklaşması, kas spazmları ile ilişkili bel ağrısına ve bacağa doğru yayılan siyataljiye yol açar. Disk herniasyonu (bel fıtığı), refleks, duyu ya da kas gücü kaybıyla giden sinir fonksiyon kaybına neden olabilir.
Spinal stenoz, omuriliğin geçtiği kanal veya alanın daralması durumudur. Bu daralmanın; osteoartrite bağlı kemik çıkıntısı, spinal bağların kalınlaşması veya kemikleşmesi, diskte oluşan şişkinlik veya omurga eklemi çevresinde büyüyen iltihabi veya iltihabi olmayan kitle gibi birçok nedeni vardır. Kanalın daralması, sinir köklerini baskılayarak, bel-bacak ağrısı, uyuşma veya güçsüzlüğe neden olur. Ağrı; ayakta durma ve yürüme ile artarken, oturma ile rahatlar.
Diffüz İdiyopatik İskelet Hyperostosis (DISH); Boyun ve bel omurlarını etkileyen, yaşlanmayla bağlarda kemikleşmeyle giden bir durumdur. Bu da yine hareket halinde bel ağrısına neden olur.
Kemiğe bağlanır, osteoklast aktivitesini baskılar. Tablet veya enjeksiyon formları vardır. Tablet formunun emilimi zayıf fakat doğru alınırsa iyidir. Aç karnına alın. Aldıktan sonra ½-1 saat aç ve dik kalın. Osteoporotik kırık riskini azaltır ve KMD artırır. GIS yan etki; özafajit; çok nadiren osteonekroz
Östrojen/Hormon tedavi
Koruyucu anti-rezorbtif etkili. Meme kanseri, koroner kalp hastalığı, inme ve venöz tromboembolizm sıklığında artış. Perimenopozal hastalarda belki ikinci basamak tedavi olarak düşünülebilir
Östrojen Agonist/Antagonist (raloxifene vb)
Selektif östrojen reseptör modülatorü. KMD’de artış ve vertebral kırık riskini azaltır. Bisphosphonates ve östrojenden daha az etkilidir. Meme kanseri riskini azaltır. Birinci basamak ajanları (bisphosphonate) tolere edemeyenlerde verilebilir. Tromboemboli, flushing gibi yan etkileri var
Calcitonin
Osteoklastlara bağlanır ve rezorbsiyonu baskılar. Somon-kaynaklı ; somon allerjisi varsa dikkat. Nazal sprey en tercih edilen uygulamadır. Diğer tedavilerden daha az etkilidir. Vertebra kompresyon kırığına bağlı ağrıyı azaltmada yardımcı olur.
Parathyroid Hormon (teriparatide vb.)
Kemik oluşumunu rezorpsiyon daha fazla uyarır. Bisphosphonatları tolere edemeyen veya kullanımı sırasında kırık gelişenlerde kullanılır. Günlük enjeksiyon olarak uygulanır. Sadece 24 aya kadar kullanımı onaylanmıştır.
Danasunumab, seçilmiş olgularda kullanilan bir tedavi.
Strontium Ranelate (Protos®)
Kemik rezorbsiyonunu önler ve kemik oluşumunu artırır. Yeni vertebral kırık riskini %41 azaltır, Vertebral olmayan kırık riskini %15 azaltır. 2g saşe /gün. Yan etkileri:Trombo-embolizm, DRESS Sendromu (Drug Rash with Eosinophilia and Systemic Symptoms)
İnsan ömrü giderek uzuyor: hepimiz yaşlanmak değil yaş almak isteriz. Bu nedenle uzun ve sağlıklı ömür dileriz birbirimize. Unutmayın bu süreç içinde en değerli hazineniz kemikleriniz.