Kategori: Dahiliye – İç Hastalıkları

  • Tendinitler ve bursitler

    Tendinitler ve bursitler

    Tendinit veya bursit, genellikle omuz, dirsek, bilek, kalça, diz ve ayak bileğini tutar. Genellikle aniden oluşur ve şiddetli ağrıya neden olabilir. Tendinit, genellikle tekrarlayan (aşırı ve hor) kötü kullanım sonucunda gelişir. Özellikle erken tedavi edildiğinde, çoğunlukla kısa sürede iyileşir; bazı kişilerde tekrarlayabilir veya (uzun süreli) kronik hal alabilir.

    Kısa Notlar:

    Tendinit ve bursit, kaslar ve kemikler çevresindeki yumuşak doku iltihabı (mikropsuz) veya dejenerasyonudur.

    Acil tedavi: Dinlenme, buz uygulama, sarma (kompresyon) ve yüksekte tutmadan oluşur.

    Ağrıların hızlı kötüleşmesi, kızarıklık ve şişme veya aniden eklemi hareket ettirememe; tehlike işaretleridir.

    Tendinit nedir?

    Resimdeki yeşil alan dizdeki ‘anserin bursa’ olarak adlandırılan bölgesidir; iltihaplanmasına bursit denir. Tendonlar (beyaz), kasların (kırmızı) incelerek bağ halini alması ve kemik üzerine tutundukları alandaki iltihabıdır (mikropsuz). Bu tutunma alanları, tendinit geliştiğinde ağrılı ve dokunmakla hassas olur.

    Bursit nedir?

    Bursit, bursa iltihabıdır (genellikle mikropsuz). Bursa, hareketli yapılar (kemik, kas, tendon veya deri) arasında bir yastık görevi gören, küçük kese şeklindeki dokudur. Kas ya da tendon tarafından bir kenara çekilen kemiğin üzerine binen yükü dağıtır. Bursa iltihaplandığında, çok ağrılıdır, hatta istirahat sırasında da ağrıya neden olur.

    Tendinit ve bursitin nedeni nedir?

    Tendinit, ani şiddetli yaralanmayla oluşabilir. En sık tendonun tekrarlanan, küçük yaralanmalarıyla oluşur. Örneğin:

    Bir klavye kullanırken uzun süreli yazma, saatler süren tavan boyama, doğrama ve kesme gibi uğraşların sonunda, tendinit veya bursitle sonuçlanabilir.

    Sıkı kenetleme-(makas, pense gibi) el aletleri kullanırken ya da uzun süreli sürüş sırasında.

    Tenis oynarken tek el “backhand” oynamak; tenisçi dirseğine neden olur.

    Uygunsuz koşu ayakkabıları giymek veya spor öncesinde uygun eğitim almamak.

    Gut, psödogut, kan veya böbrek hastalığı olan kişilerde genellikle bu hastalığın bir parçası olarak bursit gelişir. Yaşlılar tendinit ve bursite daha yatkındır.

    Nadiren bazı ilaçlar tendinit ve tendon kopmasına (spontan yırtılma) neden olabilir. Bunlar florokinolon antibiyotikler ve statinler (kolesterol düşürücü ilaçlar)’dir.

    Tendinit ve bursit nasıl teşhis edilir?

    Bu sorunların nedenini belirlemek için, öncelikle tıbbi geçmişiniz (anamnez) ve dikkatli bir fizik muayene yapılır. Tendon veya tendon kılıfı boyunca belirli bir noktadaki hassasiyet, tendiniti gösterir. Tendonun bağlı olduğu kasın bir dirence karşı hareketinde ağrı oluşur.

    Çoğu hastada erken dönmede, röntgen, manyetik rezonans görüntüleme veya ultrason taramaları gibi görüntüleme testleri gerekmez. Görüntüleme ve kan testleri, yalnızca sorun tedaviye rağmen devam ederse enfeksiyonu veya altta yatan bir hastalığı (romatoid artrit, gut gibi) incelemeye yönelik yapılabilir. Bursit enfeksiyon sonucunda gelişmişse; bursadan iltihabın direne edilmesi gerekir.

    Tendinit ve bursit nasıl tedavi edilir?

    Tedavi nedene bağlıdır. Neden aşırı kullanma veya yaralanma ise, bunu azaltmaya yönelik önlemler alınabilir. Uygun ergonomi ile güvenle çalışabilirsiniz. Bazı hastalarda eklemin korunması ve tutulan bölgenin desteklenmesi gerekebilir. Tedavi amaçlı, ultrasonik dalgalar bazı hastalarda faydalı olabilir. Ancak genel tedavi prensibi aşağıdaki gibidir.

    -İstirahat: En azından kısa bir süre için, etkilenen eklem istirahate alınmalıdır. Sorun kalça, bacak veya ayakta ise, kısa bir süre için ağırlık binmesi engellenmelidir.

    -Buz: Buz iltihabı ve ağrıyı azaltmaya yardımcı olabilir. Gün iki kez 10-15 dakika boyunca ağrılı alanı buz uygulanabilir.

    -İlaç: Ağrı devam ederse, steroid olmayan anti-inflamatuar ilaçlar (NSAİİ), genellikle aspirin, ibuprofen veya naproksen gibi ilaçlar gerekebilir. NSAİİ, topikal (cilde uygulanan) formları mevcuttur ve ağrı ve inflamasyonu azaltabilir. Asetaminofen da ağrı hafifletmeye yardımcı olabilir.

    -Kortikosteroid enjeksiyonları, bazı tendinitlerde kısa süreli yarar sağlayabilir. Bir enfeksiyon varsa, uygun bir antibiyotik kullanmak ve iğne ile boşaltılmak gerekir.

    -Destekler: Ekleme binen basıncı azaltmak için baston veya uygun ortezler kullanılabilir.

    -Fizik tedavi: Bazı tendon problemleri, standart tedaviye rağmen iyileşmeyebilir. Tendinit birkaç haftadan fazla sürerse, bir fizyoterapiste başvurmanız gerekebilir. Fizyoterapist size güçlendirme ve germe egzersizleri verebilir. Eğer tendinit veya bursit eklem hareketini uzun süre kısıtladıysa; eklemin hareket açıklığı da eskisi gibi olmayabilir. Örneğin, omuzda “donuk omuz” gelişmesine bağlı eskisi gibi kolunuzu yukarı-aşağı, öne-arkaya uzatamayabilirsiniz; erken tedavi ile bu sorunu önlenebilir.

    -Cerrahi: Tedaviden birkaç ay sonra hala sorun devam ediyorsa, cerrahi düşünebilirsiniz. Tendon veya bursada, enfeksiyon veya yapışıklıkları olan bazı hastalarda, kortizon enjeksiyonu veya ameliyat gerekebilir.

    Tendinite bağlı tendon kopması ciddi bir sorundur. En fazla bacağın aşağısında alt baldır bölgesindeki, Aşil tendonunda yırtılma olur; ameliyat gerektiren durumdur.

    Önleme:

    Tendinit veya bursit gelişmesini önlemeye yönelik tüm eklemleri için geçerli ipuçları:

    -Yoğun egzersiz öncesinde ısınma ve germe egzersizi yapılmalı.

    -Yavaş başlayıp, giderek egzersizin derecesi artırılmalı.

    -Egzersiz ve sporu, sadece hafta sonları değil, günlük yapmaya özen gösterin.

    -Uygun postür ve vücut mekaniğini öğrenin ve koruyun.

    -Size ve yaptığınız spora uygun, spor malzemesi kullanın.

    -Çok uzun süre aynı pozisyonda kalmaktan kaçının. Dinlenme molaları veya her 20-40 dakikada bir pozisyonunuzu değiştirin.

    -Ağrı oluştuğunda aktiviteyi durdurun, yapmak için kendinizi zorlamayın.

    -“Bu beni öldürse bile bu işi bitireceğim!” Gibi kompulsif davranışlardan kaçının.

    Eklemleri korumak için öneriler:

    Omuz:Ulaşmak istediğiniz nesneye yüzünüzü dönerek uzanın.

    -Sandalyeden uyluk kaslarınızla kalkın, omuzlar veya elinizle iterek değil.

    -Alttan değil, yanlardan itin.

    -Ağır bir nesneyi taşırken, yükü göz hizanızda tutun ve her iki elinizi kullanın.

    Dirsek ve el bileği:

    -Güç gerektiren kavrama ve sıkma hareketlerinde zorlanıyorsanız; yardımcı araç-kavanoz açacağı, araç direksiyon simidi yastığı gibi yardımcıları kullanın.

    -Yataktan kalkarken, karın kaslarınızı kullanın.

    -Bir elinizde veya vücudunuzun bir tarafında ağır bir şey taşımayın. Her iki kola dengeleyerek ve yükü azaltarak taşıyın.

    Diz ve ayak bileği

    -Bacağınızı bükerek (katlayarak) oturmaktan kaçının.

    -Ağırlık binen alanı genişletmek için rahat ayakkabılar giyin; ağırlığı parmak uçlarına değil topuğa verin.

    -Aşınmış ayakkabılarınızı değiştirin.

    -Eğer uzun süre yürüyor veya ayakta kalıyorsanız, ayak tabanını destekleyen ayakkabılar giyin.

    -Bacak kaslarınızı güçlü tutun. Otururken ayak bileğine ağırlıklar (2-10 kilo) koyarak bacak kaldırma egzersizi yapabilirsiniz

  • Steroide bağlı osteoporoz

    İnflamatuar artritler veya diğer sağlık problemleri nedeniyle, üç aydan uzun süreli steroid kullanımı, kemik yoğunluğunda azalmaya; bu da zamanla osteoporoz gelişmesine neden olur. Aslında steroid kullanırken de osteoporozdan korunmak mümkündür. Amerikan Romatizma Cemiyeti, steroid kullanan herkesin, günlük en az 1200-1500mg kalsiyum ve 800-1000 IU D-vitamini kullanmasını önermektedir. Doktorunuz kanda vitamin D düzeyinizi ölçerek, almanız gereken D vitamini miktarını belirleyebilir. D vitamini almadan yalnız kalsiyum almak, faydalı değildir; mutlaka birlikte kullanılmalıdır.

    Kemik yoğunluğu; osteoporoz düzeyinde olan kişilere (T skoru -2,5’den az), günlük kalsiyum ve D vitamini takviyesinin yansıra, yeni kemik oluşumunu artıran ilaçlar da önerilir. İlk planda kullanılacak bifosfonat grubu (alendronat, risendronat, zolendronik asit) ilaçlardır. Sadece bu ilaçları kullanıp, kalsiyum ve D vitamini alınmadığında da tedavi yetersiz kalır, üstelik kalsiyum eksikliğine bağlı kas krampları gibi diğer sorunlar eklenir. Bu nedenle osteoporoz amacıyla reçete edilmiş bu ilaçların, günlük kalsiyum ve D vitamini takviyesiyle alınmasına özen gösterilmelidir.

    Kemik dansitesi osteopenik düzeyde (T skoru: -1 ila -2,5 arasında) olup, uzun süreli steroid kullanacak hastaların da, günlük kalsiyum ve D vitamini takviyesinin yanı sıra, bifosfonat grubu osteoporoz ilaçlarını kullanması önerilir.

    Bifosfonat grubu osteoporoz ilaçlarının yetersiz kaldığı hastalarda; teriparatide kullanılabilir. Bu ilacın steroide bağlı osteoporozda kullanımı onaylanmıştır. Osteoporoz ilaçlarının hiç birinin gebelik ve emzirme döneminde kullanılması önerilmemektedir.

    Unutmayın, osteoporozdan korunmada, ağırlık binen egzersizlerin (yürüyüş gibi) önemi büyüktür.

  • Sjögren sendromu (kuru göz ve kuru ağız) nedir?

    Sjögren sendromu nedir?

    Sjögren sendromu, ekzokrin (dış) bezlerin (tükrük, gözyaşı, vajinal salgılar, alt ve üst solunum yolu salgı bezleri gibi) öncelikle tutulduğu, sistemik otoimmün bir hastalıktır. Tükrük ve gözyaşı bezlerindeki fonksiyonel ve yapısal bozulmaya bağlı kalıcı ağız ve göz kuruluğu, hastalığın en önemli işaretidir. Ayrıca hastalık, başta kas-iskelet sistemi olmak üzere, akciğer, damar, böbrekler, mesane, lenf nodu, karaciğer, pankreas, gastrointestinal ve sinir sistemi, gibi birçok organ ve sistemi tutulabilir. Hastalık tek başına bulunduğunda, ‘primer Sjögren sendromu’; romatoid artrit, lupus gibi diğer otoimmün romatizmal hastalıklarda birlikte olduğunda ise ‘sekonder Sjögren sendromu’ olarak adlandırılır.

    Sjögren sendromu kimlerde olur?

    -Her yaşta görülebilirse de 40 yaşından büyüklerde daha sıktır. Genellikle her yüz kişiden birinde görülür. Yaşlandıkça görülme sıklığı da %5’e yaklaşır.

    -Kadınlarda erkeklere göre 9-10 kat daha fazladır.

    -Romatoid artrit, lupus, Haşimoto tiroiditi, primer biliyer siroz gibi diğer otoimmün hastalıklarla birlikteliği fazladır.

    Sjögren sendromunun nedenleri nelerdir?

    Sjögren sendromu, otoimmün bir hastalıktır. İmmün sistem (bağışıklık sistemi), vücudumuzun savunma sistemidir. Bazı proteinler üreterek (immünglobulin gibi) veya hücreleri aracılığıyla, bizi yabancı mikroplar ve kanserden korur. Sjögren’de, immün sistem sapkınlık gösterir, vücudun kendi hücresel yapılarına karşı savaş açmasıyla, birçok organ ve sisteme ait inflamasyon (iltihap) ve buna bağlı hasar ortaya çıkar. Buna neyin neden olduğu bilinmiyor. Ancak, tüm otoimmün sistemik bağ dokusu hastalıklarında olduğu gibi Sjögren’de de, kişinin uygun genetik yapısıyla birlikte, çevresel faktörlerin (enfeksiyonlar, ilaçlar, toksinler vs.) etkileşimi sonucunda anormal immün yanıtın oluştuğudur.

    Sjögren sendromunun bulguları nelerdir?

    -Ağız kuruluğu; en az üç aydır süregelen ağız kuruluğu vardır. Hastalar, katı-nişastalı gıdaları yutarken zorlanma, konuşurken dili damağına yapışmadan yakınırlar. Tükrük salgısı, ağız ve diş sağlığı için çok önemlidir; zararlı bakterilerin yerleşmesini önler. Ağız kuruluğuna bağlı; sık diş ve diş eti problemleri, ağız içinde mantar plakları gibi hastalıklar eşlik eder.

    -Göz kuruluğu; en az üç aydır olan göz kuruluğu vardır. Gözlerde batma, yanma, kum kaçmış gibi bir his olur. Suni göz yaşı damlası ve jeli kullanma öyküsü vardır. Göz yaşı, gözde adete bir film tabaka oluşturur ve içerdiği bazı maddeler ile gözü, yabancı cisim ve enfeksiyonlardan korur. Göz kuruluğunun şiddetli olmasıyla keratit veya korneada ülserler gibi hastalıklar gelişir.

    -Genellikle iki taraflı tükrük bezlerinde kulak önünde ve çene altında (parotis veya submandibular) ağrısız şişme (kabakulak gibi ancak Sjögren’de bazen tek bazen de çift taraflı olabilir ve kabakulaktan farklı olarak ağrısızdır).

    -Eklemlerde (özellikle el eklemleri gibi küçük eklemlerde) ağrı, şişlik veya sabah tutukluğu,

    -Ciltte kuruluk veya deri döküntüsü,

    -Vajinal kuruluk,

    -Sürekli kuru öksürük,

    -Uzun süreli yorgunluk,

    -Sık üst veya alt solunum yolu enfeksiyonu (solunum yolu salgılarının azalması ile-sinüzit, farenjit, larenjit, pnömoni, bronşektazi gibi)

    Sjögren sendromunun komplikasyonları nelerdir?

    -Diş çürükleri, diş eti hastalıkları, ağız kokusu, ağız içinde mantar enfeksiyonu; bazen yemek borusuna kadar uzanabilir.

    -Göz kuruluğuna bağlı, ışığa hassasiyet, görmede bulanıklık, korneada ülserler.

    -Vajinal kuruluğa bağlı enfeksiyon, akıntı, ağrılı cinsel ilişki, vs.

    -Farenjit, larenjit, sık üst ve alt solunum yol enfeksiyonları

    -Daha az; akciğer (yaygın interstisyel akciğer hastalığı, plevral effüzyon, gibi), böbrekler ( renal tübüler asidoz, glomeronefrit gibi), karaciğer (hepatit, siroz gibi) problemlerine neden olur.

    -Sistit,

    -Sjögren sendromlu gebelerin sadece küçük bir kısmında, kanlarında bulunan otoantikorların (anti-SSA/anti-Ro, anti-SSB/anti-La, anti-RNP) bebeğe geçmesiyle, yeni doğanda cilt döküntüsü, kalp problemleri gibi sorunlara neden olabilir.

    -Lenf nodları: Primer Sjögren sendromlu kişilerde normal popülasyona göre 40 kat artmış, lenfoma riski vardır.

    -Nadiren nörolojik olarak sinir uçlarını tutarak; yanma, uyuşma ve karıncalanmaya neden olabilir (periferik nöropati) veya beyin dokusunu tutabilir.

    Tanı ve Laboratuvar testler:

    Öncelikle ağız ve göz kuruluğu yapabilecek nedenler, ilaçlar ve hastalıklar (hepatit C enfeksiyonu, diyabetes mellitus, sarkoidoz, boyuna radyasyon uygulanması gibi) dışlanmalıdır.

    -Ağız kuruluğunu göstermek için tükrük testi yapılır. En az 4 saatlik açlıkla, tükrük salgısını uyaran olmaksızın, 15 dakika boyunca tükrük biriktirilir, 1,5mL ve altında ise ağız kuruluğu vardır.

    -Göz kuruluğunu ortaya koymak için; Schirmer test (göz yaşı miktarı), göz yaşı kırılma testi (göz yaşının kalitesi) ve boya testleri (korneada epitel hasarını göstermek için) yapılır.

    -Tam kan sayımı, karaciğer ve böbrek fonksiyon testleri, tam idrar analizi, kan elektrolitleri (sodyum, potasyum) bakılır.

    -Anti-SSA (diğer adıyla anti-Ro) ve anti-SSB (diğer adıyla anti-La) antikorlarına bakılır.

    -Ayrıca ANA ve RF antikorları da pozitif olabilir.

    -Minör tükrük bezi biyopsisi (alt dudak iç kısmından alınır)

    -Siyalografi

    -Tükrük bezi sintigrafisi

    -Akciğer grafisi, gerekirse akciğer tomografisi, gibi diğer organ ve sistemlere ait görüntüleme de yapılabilir.

    Sjögren Tedavisi:

    -Ağız hijyeninin sağlanması, diş ve diş eti bakımı (ağız gargarası, sensitif-hassas diş macunlarının kullanılması gibi), tükrük salgısını uyaracak şekersiz sakız çiğnenmesi.

    -Tükrük salgısını uyarmak için sakınca yoksa, pilokarpin ve cevimelin kullanılabilir.

    -Göz kuruluğu için; suni göz yaşı ve jelleri kullanılabilir. Gerekirse siklosporin içeren damlalar göz hekimince verilebilir.

    -Hidroksiklorakin (200mg tb): İmmün sistem üzerine düzenleyici etkileri vardır. Özellikle; halsizlik, kas ağrıları ve eklem yakınmalarına iyi gelir.

    -Steroid olmayan ağrı ve inflamasyon gideren ilaçlar; kas-iskelet sistemi ağrılarında kullanılabilir.

    -Akciğer, sinir tutulumu gibi diğer organ ve sistemlerin tutulumunda, immünsüpresif tedaviler kullanılır.

    Yaşam Stili ve Diğer Öneriler:

    -Kulak önünde veya çene altında veya vücudunuzda gelişebilecek şişliklerde, hemen doktorunuza başvurun.

    -Ağız sağlığınıza özen gösterin ve düzenli diş hekiminize kontrole gidiniz.

    – Tuzlu su spreyleri kullanarak burnunuzu nemlendirebilirsiniz.

    -Bulunduğunuz ortamın nemli olması çok önemlidir. Bu nedenle ev veya iş yerinizde oda nemlendirici cihazlar (ev tipi-buhar makineleri) koyabilirsiniz. Havalandırma ve klimalar kuruluğunuzu artıracaktır. Eğer kullandığınız suni göz yaşı, gözde kaşıntı ve kızarıklığa neden oluyorsa, doktorunuza danışarak başka birine geçebilirsiniz.

    -Bol sıvı tüketin ve ağzınızda tükrük salgısını uyaran limonlu veya farklı aromalardaki şekersiz şeker veya sakız dolaştırabilirsiniz.

    -Cilt kuruluğu için yoğun nemlendirici losyonları, banyodan hemen sonra; henüz cilt nemliyken kullanabilirsiniz.

    -Her yıl grip aşısı ve uzun etkili zatürre aşınızı olun

  • Romatoid artrit (iltihaplı romatizma)

    Romatoid artrit (iltihaplı romatizma)

    Romatoid artrit nedir?

    Artritin kelime anlamı, eklem iltihabı demektir. Romatoid artrit, küçük eklemlerin (el eklemleri, el bileği ve ayak eklemleri) ve dirseklerin öncelikle tutulduğu, kronik (6 haftadan uzun süreli) seyir gösteren ve tuttuğu eklemde hasara neden olan; bir çok organ ve sistemi de tutabilen otoimmün bir iltihabi eklem hastalığıdır. Tuttuğu eklemde hasar oluşturarak sakatlığa neden olur. Romatoid artrit, yaygın bir hastalık olup, her yüz kişiden birinde, hayatının bir döneminde görülür. Her yaşta gelişebilir, fakat çoğunlukla 40-60 yaşlarında başlar. Kadınlarda erkeklerden 3 kat daha fazladır.

    Eklem nedir?

    Eklem vücudumuzda iki kemik ucunun birleştiği noktalara verilen addır. Eklemler vücudumuzun çeşitli bölgelerinin hareket ve esnekliğini sağlar. Ancak az sayıda hareketsiz eklemler de vardır. Kemiğin hareketi, tendonlarla kemiğe bağlanan kas yardımıyla sağlanır. Eklemi oluşturan kemik uç noktaları, kıkırdak (kartilaj)’la kaplıdır. Eklem yüzeyi sinovyum denilen bir zarla ve dıştan da eklem kapsülüyle sarılır. Eklemin içinde sinovyal sıvı adı verilen, sürtünmeyi önleyen bir tür yağlayıcı eklem sıvısı bulunur. Eklemin etrafında kas ve bağlar bulunur. Eklem kapsülü, bağlar ve kaslar, eklemi destekleyerek stabilize eder.

    Eklem ağrısının nedenleri nelerdir?

    Eklemin yapısını oluşturan tendonların iltihabı, eklem zarının iltihabı, eklem aralığının daralması ve aşınmalar, eklemin stabilizasyon bozukluğu, ekleme yakın yerleşimli eritema nodozum (ağrılı, kızarık, şiş nodüller) dahil bir çok nedenle eklem ağrısı oluşabilir.

    Romatoid artritin nedenleri nelerdir?

    İmmün (bağışıklık) sistem; bakteri, virüs veya vücudumuza girebilecek her türlü yabancı maddelere (antijenlere) karşı bizi koruyan ve onlara karşı savaş veren bir sistemdir. Otoimmun hastalıklarda ise, bağışıklık sistemi aynı zamanda kişinin kendi bazı vücut dokularına karşı, bağışık serum (antikor) üreterek savaş açar. Bu bazen tiroid, karaciğer gibi belli bir organa yönelik olabileceği gibi, bazen de organa özgü olmayıp sistemik olabilir. İşte romatoid artrit, sistemik bir otoimmün bağ dokusu hastalıklarından biridir. Bağışıklık sistemindeki bu sapkınlığa, neyin neden olduğu tam olarak bilinmiyor. Ancak kişinin genetik yapısı ve çevresel faktörler (sigara ve geçirilen bazı enfeksiyonlar) buna neden olabilir. Eklem ve çevresinde gelişen iltihap, zamanla eklemde (kıkırdak, kemik ve bağlarda) hasara neden olur.

    Romatoid artrit hangi eklemleri tutar?

    El ve ayak parmaklarının küçük eklemleri (en uçtaki eklemler hariç), el bileği ve ayak bileği en fazla, diz ve dirsekler ikinci, kalça, omuz ve boyun daha az sıklıkta etkilenen eklemlerdir. Romatoid artrit; sakro-iliak eklem, bel ve sırt omurgaları, el ve ayakta en uçta yer alan eklemleri tutmaz.

    Romatoid artritin belirtileri nelerdir?

    Ekleme ait belirtiler: Tutulan eklemlerde ağrı, şişlik, eklem üzerinde sıcaklık artışı ve harekette kısıtlılık olur. Sabahları veya istirahatle o eklemlerde en az bir saat süren katılık (tutukluk hissi) vardır.

    Eklem dışı belirtiler: Halsizlik, hafif ateş ve kilo kaybı olabilir. Anemi ve yorgunluk sıktır. Dörtte bir hastada, dirsekte, el üstünde veya vücudun farklı bölgelerinde; ağrısız yumrular (nodüller) olabilir. Tendinit (tendon iltihabi) olabilir. Çünkü, eklem yüzeyi gibi tendonlar (bağlar) da sinovyum denilen zarla kaplıdır. Tendonlar arasında seyreden sinirlerin, iltihabi doku nedeniyle sıkışmasıyla; tuzak nöropatileri gelişebilir. El bileği eklemi tutulduğunda, elin ilk üç parmağında ve 4. parmağın iç yüzeyinde uyuşma ve karıncalanma (median sinir sıkışması ile karpal tünel sendromu) olur. Genellikle dirsek eklemindeki artritlerde ise 5. parmak ve 4. parmak dış yüzeyinde uyuşma ve karıncalanma (ulnar sinir sıkışması ve kübital tünel sendromu) olur. Ayak bileği eklemi tutulduğunda (posterior tibial sinir sıkışması ile tarsal tünel sendromu) ayak bileği iç kısmından ayak parmaklarına doğru uyuşma ve karıncalanmalar gelişebilir. Romatoid artritli hastaların çok daha azında iltihap akciğer, kalp, kan damarları veya göz gibi diğer organları tutabilir. O zaman çok daha çeşitli şikayetlere ve ciddi problemlere neden olabilir.

    Romatoid artrit nasıl gelişir ve ilerler?

    Genellikle haftalar, bazen aylar içinde özellikle el, bazen ayak küçük eklemleri, el bileğinde ağrı, şişlik ve sabahları bir saatten uzun süren katılık yakınmalarıyla başlar. Önceleri bu bir süre olup geçerken sonra devamlı hal almaya başlar. Diz, dirsek, omuz, ayak bileği gibi büyük eklemlerde de benzer yakınmalar oluşabilir. Daha az görülmekle birlikte, hızlı ve gürültülü bir başlangıçla bir hafta içinde birçok eklemde veya tek büyük eklemde yakınmalar başlayabilir. Bazen de palindromik romatizma denilen saatler ile birkaç gün içinde oluşup-geçen artritlerle başlayabilir.

    Ağrı dışında kas ağrıları, halsizlik, yorgunluk, anemi, kilo kaybı ve bazen hafif de olsa ateş yakınmaları olur.

    Romatoid artritin şiddeti, kişiden kişiye değişir. Kronik bir hastalıktır. Uzun yıllar sürer; bazen bir ömür boyu devam eder. Hastalık alevlenmeler ve remisyonlarla (sakinlikle) seyreder. Alevlenmenin çoğunlukla bir nedeni veya tetikleyicisi yoktur; ancak bazen mevsim dönümleri, stres, enfeksiyon gibi nedenler tetikleyebilir.

    Tedavi edilmediğinde, her bir alevlenmeyle, eklemde hasar gelişir. İltihaba bağlı önce kıkırdak sonra altındaki kemikte hasar gelişir. Bu hasarın gelişme süresi ve şiddeti kişiden kişiye farklılık gösterir. Sonuçta, eklemde hareket açıklığında kısıtlılıkla giden sakatlığa neden olur. Özellikle el eklemlerinde tutma, kavrama gibi hareketler gerçekleştirilemez (kuğu boynu, düğme iliği görünümleri, kas atrofisi gibi). Bu sakatlıklar genellikle hastalığın ilk iki yılında geliştiğinden; hastalığın erken dönemde tanınması ve kontrol altına alınması çok önemlidir.

    Romatoid artrit nasıl teşhis edilir?

    Özellikle el eklemleri gibi küçük eklemlerde 6 hafta ve üzerinde şişlik ve ağrının olması, romatoid artrit tanısını kolaylaştırırken, daha kısa süreli veya tek eklem tutulumu veya büyük eklem tutulumlarında tanı koymak zordur. Bu nedenle bir süre artrit seyrinin, doktor tarafından ağrı ve inflamasyon giderici ilaçlar altında gözlenmesi gerekebilir. Kan testleri olarak; tam kan sayımı, karaciğer ve böbrek fonksiyon testleri, CRP (C-reaktif protein-inflamasyon belirteci), ESR (eritrosit çökme hızı-inflamasyon belirteci), RF (romatoid faktör-klinik bulgu varlığında romatoid artrit tanısını destekleyebilen bir otoantikor) ve ACPA (anti-sitrüline peptit antikor-romatoid artrit tanısını daha kuvvetle düşündüren test) yapılır. Akciğer grafisi ve tutulan eklemlerin direkt filmleri çekilebilir. Ancak erken dönemde direkt eklem grafilerinde tanımlayıcı bulgu yoktur. Yıllar sonra (eklem aralıklarında daralmalar, kemikte küçük yenikler) oluşur. Bu nedenle doktorunuz gerekli görürse eklem ultrasonografisi veya ilaçlı manyetik görüntüleme isteyebilir. Akciğer tutulumundan şüphelenilirse, ince kesitli akciğer tomografisi istenebilir. Göz, kalp gibi tutulumlar varsa, ileri değerlendirmeler yapılarak tedavi planlanır.

    Romatoid faktör; hastalığın tanısı sırasında hastaların ancak yarısında pozitif iken, 5-10 yıl sonra yüzde sekseninde pozitifleşir. Romatoid faktör, sağlıklı insanlarda da (%5-15) bulunabilir. Bazı kronik enfeksiyonlardan sonra (tüberküloz, subakut bakteriyel endokardit, hepatit C enfeksiyonu gibi), organa özgü veya sistemik diğer otoimmün hastalıklarda da pozitif olabilir.

    ACPA (eski adıyla anti-CCP); romatoid artrit tanısında RF’den daha spesifik fakat tanı için yeterli değildir, mutlaka eklem bulguları da olmalıdır.

    Bazı diğer ilişkili hastalıklar ve olası komplikasyonlar:

    Romatoid artritli kişiler, normalden daha fazla bazı hastalıkların gelişme riskini taşırlar. Bunlar; hızlanmış ateroskleroza bağlı kardiyovasküler hastalıklar (koroner kalp hastalığı, miyokard infarktüsü, inme), anemi (kronik hastalık anemisi), enfeksiyonlar (eklem enfesiyonu veya eklem dışı enfeksiyonlar), osteoporoz, göz kuruluğu, göz iltihabi (episklerit) gibi. Ancak hastalığın kontrol altına alınması ve koruyucu tedavi ile bunlara yatkınlık da sağlıklı kişilerden farksız olur.

    Diğer komplikasyonlar:

    -Tuzak nöropatileri; karpal, kübital ve tarsal tünel sendromları (yukarıda açıklanmıştır),

    -Tendon kopmaları (özellikle parmakların gerisinde),

    -Servikal miyopati; uzun hastalık süreli romatoid artritli hastalarda, nadir ancak ciddi bir komplikasyondur. En üstte yer alan omurga ekleminin kaymasına bağlı, spinal kordun baskılanmasıdır. Cerrahi olarak acilen sabitlenmesi gerekir.

    Erken tanı ve tedavinin önemi nedir?

    Romatoid artrit, tuttuğu eklemlerde kalıcı hasarlara neden olur. Hastalığa bağlı sakatlığın önlenmesi için erken tanı ve bu dönemde hastalığı modifiye eden ilaçların başlanması çok önemlidir.

    Romatoid artrit için tedaviler nelerdir?

    Romatoid artriti tamamen ortadan kaldıracak bir tedavi yoktur. Ancak tedaviler, semptomların azalması ve sakatlığın önlemesinde büyük bir fark yaratırlar. Tedavinin amaçları:

    -Eklem hasarını önlemek için mümkün olduğunca hastalık aktivitesini azaltmak.

    -Eklemlerde ağrı ve tutukluğu azaltmak.

    -Eğer varsa hastalığın diğer semptomlarını tedavi etmek.

    -Hastalıkla ilişkili kardiyovasküler hastalık ve osteoporoz gibi risklerin gelişimini önlemektir.

    Hastalarda ağrı ve inflamasyonu azaltmak için erken dönemde nonsteroid anti-inflamatuar ilaçlardan (naproksen, diklofenak, indometazin gibi) ve düşük doz kortikosteroidden (5-10mg/gün) faydalanılır. Genellikle bunların yan etkileri açısından mide koruyucu bir ilaç tedaviye eklenir. Bu tedaviler, hastalığı modifiye edici ilaçların etkisi ortaya çıkınca kesilir; bazen hastalık alevlenmelerinde kısa süreli kullanılabilir.

    Hastalık aktivitesini azaltmak ve eklem hasarını önlemek için; romatoid artrit tanısı konar konmaz, hastalığı modifiye edici (hastalık seyrini değiştiren) romatizma ilaçlarının başlanması gerekir. Bu ilaçlar; metotreksat, sulfasalazin, leflunamid ve hidroksiklorakin’dir. Geçmişte altın tuzları, romatoid artritin tedavisinde başarıyla kullanılmasına rağmen, bugün pahalı olması ve yan etkileri nedeniyle kullanımları oldukça sınırlıdır. Bazı Avrupa ülkelerinde halen kullanılmaktadır. Bu tedaviler içinde metotreksat, altın standardında bir tedavi ajanı olup, hasta tolere ettiği sürece mutlaka tedavide yer alır. Diğer ilaçlar genellikle ona ilave edilerek ikili ve üçlü tedaviler içinde kullanılır. Metotreksat hiç tolere edilemezse, leflunamid yerini alabilir. Metotreksat, folik asit eksikliğine neden olduğundan, mutlaka tedavi sırasında eş değer dozda folik asit takviye edilmelidir. Tedavi öncesi ve tedavi sırasında (ilk üç ay-ayda bir, sonra her üç ayda bir) tam kan sayımı, CRP, karaciğer ve böbrek fonksiyon testleri takip edilmelidir. Bu tedavilerin kombine kullanımlarına rağmen (3-6 ay), hastalık aktivitesi devam ediyor veya hastaya ait nedenlerden dolayı kullanamazsa (yan etki gelişimi, kişinin yandaş bazı başka hastalığının bulunması gibi); biyolojik tedaviler başlanabilir.

    Romatoid artritte kullanılan biyolojik tedaviler de genellikle metotreksatla kombine edilmektedir. Biyolojik tedaviler: Tümör nekroze edici faktör (TNF) alfaya karşı olanlar-infliximab (Remicade), etanercept (Enbrel), adalimumab (Humira), certolizumab pegol (Cimzia), golimumab (Simponi); interlökin-6’ya karşı olan-tocilizumab; anti-CTLA4-ko-stimülatör blokajı-abatacept; B-lenfosit azaltıcı tedavi-rituximab ve interlökin-1’e karşı-anakinra (Kineret)ve canacunimab (İlaris). Biyolojik tedavilerin kullanımı sırasında; özellikle anti-TNF tedavi öncesi ve sonrasında, tüberküloz reaktivasyonu açısından hastalar değerlendirilmelidir. Demiyelizan hastalık, ileri kalp yetmezliği, gebelik, ilaç reaksiyonu, hepatit B-C enfeksiyonu, kanser varlığı gibi durumların olup olmadığı, tedavi öncesi araştırılmalıdır.

    Diğer tedaviler; siklosporin, azatiyoprin, siklofosfamid, penisillamin, mikofenolat mofetil gibi ilaçlar; kullanımları sınırlı olup, ancak ciddi sistemik bulguların varlığında kullanılabilecek diğer tedavi ajanlarıdır.

    Tüm bu tedaviler altında romatoid artrit hastalarının enfeksiyonlara artmış yatkınlığı söz konusudur. Bu nedenle korunulabilir hastalıklar için, mutlaka aşılama yapılmalıdır. Eğer bağışıklığı yoksa hepatit B ve A aşısı, her yıl grip aşısı ve pnömökok aşılarının (5 yılda bir veya uzun etkili olan-ömür boyu etkili olan) yapılması önerilir.

    Hastayı mümkün olduğunca aktif tutmak gerekir. Düzenli egzersizlerle hem eklem açıklığının korunması, hem de kas gücü korunmalıdır. Yüzme iyi bir egzersizdir. Bir fizyoterapist eşliğinde, kendi kendine yapabileceği egzersizler öğrenilmeli ve hasta bağımsız olarak yapabilmelidir.

    Çok ileri deformiteleri gelişmiş bazı olgularda düzeltici ameliyatlar; ortopedi (kalça ve diz protezleri gibi) ve el cerrahisi tarafından yapılabilir.

    Hastalara uzun sureli (yıllarca devam edecek, belki de bir ömür boyu) bir hastalığı olduğu anlatılmalıdır. Bu nedenle hastanın eğitimi çok önemlidir. Kişi, hastalığını ne kadar iyi tanırsa, kaygıları da bir o kadar azalacak ve onunla baş etmeyi, birlikte yaşamayı öğrenecektir.

    Romatoid artritli hastalar! Yapacağınız çok şey var. Hayattan kopmayın. Hastalığınızla ilgili internet ortamında araştırma yaparken, bilgi kirliliğine veya gereksiz korkulara kapılmayın. Hastalığınızla ilgili oluşturulmuş destek gruplarına ulaşarak, aynı hastalığa sahip kişilerle tanışın ve onların hikayelerini, duygularını ve baş etme yollarını öğrenin ve sizinkileri paylaşın. Hastalığınızla barışık olun ve onunla yaşamayı öğrenin. Sizinle aynı hastalığa sahip milyonlarca insan olduğunu unutmayın.

  • Romatizmal hastalıkla yaşamak

    Romotizmal hastalığa rağmen, doğru tedavi sayesinde mutlu ve üretken bir hayat sürdürmek mümkündür. Etkisi kanıtlanmış birçok ilaç ve sağlık uzmanları hizmetinizdedir. Ancak ilk adım, hastanın hayatını ve durumunu kontrolü altına alınmasıdır. Bu, yeterli miktarda egzersiz, dinlenme ve sağlıklı beslenmeyle sağlanabilir. Aynı zamanda, hastalık hakkında doğru bilgilere sahip olmak, bu hastalığı aşmakta kişilere yardımcı olacaktır.

    Doğrular:

    Yalnız değilsiniz. Türkiye’de, her cinsiyetten ve yaştan kişi, artrit ve benzer hastalıklara sahiptir. Hastalığınızla ilgili sosyal paylaşım sitelerine girerek, benzer sorunlar yaşayan kişilerle iletişime geçebilir veya onların çabalarını gözlemleyebilirsiniz.

    Birçok romatizma hastalığı kroniktir. Genelde tamamen yok olmazlar.

    Durumu tamamen ortadan kaldıran bir çözüm olmasa da, hemen her hastalığa uygun tedavi mevcuttur.

    Romatizmal hastalıklardan mustarip birçok hasta, her geçen yıl daha mutlu ve tatmin edici hayatlar sürdürmektedir.

    Romatizmal hastalık nedir?

    Romatizmal hastalıklar, eklemlerde inflamasyon (iltihap; ağrı, şişlik, hareket güçlüğü gibi), genel vücut ağrısı, halsizlik, ateş, genel durum bozukluğu gibi bir çok yakınmalara neden olabilen hastalıklardan oluşan bir gruba verilen addır. Bu hastalık grubu, aynı zamanda günlük aktivitelerin yapımını zorlaştırır. Romotizmal hastalıkların 100’den fazla çeşidi bulunmaktadır. Bunlardan bazıları osteoporoz, romotoid artrit, gut, fibromyalji, osteoartrit, sistemik lupus eritematoz ve skleroderma’dır.

    Belirtiler hastalıktan hastalığa değişse de, tüm bu hastalıklar, kemikler, eklemler, kaslar ve tendonları içeren, kas-iskelet sistemini etkilemektedir. Bazı hastalarda iç organlar da bu romotizmal hastalığın bir parçası olarak tutulabilir.

    Romatizma doktorunuz ve yardımcı sağlık çalışanları (romatizma hemşiresi, fizyoterapist gibi) ile aşağıda belirtilen önemleri ve aktiviteleri yerine getirmek, hayat kalitenizi artıracaktır.

    Hastalığınızı kontrol altına alan, size uygun ilaç tedavisi (başka sağlık sorununuz varsa bunları olumsuz etkilemeyecek) ve bunların yan etkilerinin takibi. Bu ancak romatoloji doktorunuz ve sizin aranızdaki uygun iletişimle sağlanabilir.

    Egzersiz programları

    Rahatlamak ve ağrıyı kontrol edebilmek

    Eklemleri korumak

    Dinlenme ve aktivite oranlarını dengelemek

    İyi beslenme ve ağırlık kontrolü (ideal kiloyu korumak)

    Stresi kontrol altına almak. Kronik bir hastalığın getirmiş olduğu sorunlarla yaşamak, çoğunlukla ankisiyete ve depresyonu da beraberinde getirir. Bu nedenle, romatoloji hastaları, genellikle psikiyatri desteğine ihtiyaç duyarlar.

  • Romatizma hakkında yanlış bilinenler

    1. YANLIŞ: ROMATİZMA YAŞLILIK HASTALIĞIDIR

    DOĞRUSU: Romatizma hastalıkları, her yaş grubunda görülen hastalıklardır. Sadece osteoartrit (eklem kireçlenmesi), osteoporoz (kemik yoğunluğunun azalması), polimiyaljiya romatika gibi hastalıklar, yaşlanmayla daha yakın ilişkilidir. Aksine spor veya iş kazası veya doğuştan bir bacağı kısa olan genç yaşta kişilerde de eklem kireçlenmesi gelişebilir. Kortizon kullanımı gibi ilaca bağlı, ankilozan spondilit gibi iltihabi hastalıklar veya hormonal nedenler gibi birçok altta yatan hastalığa ikincil genç birinde de osteoporoz gelişebilir. Lupus, ailevi Akdeniz ateşi gibi birçok romatizma hastalığı, genç erişkinleri hatta çocukları etkileyebilir.

    2.YANLIŞ: KALPLICALAR ROMATİZMAYA İYİ GELİR

    DOĞRUSU: Kaplıcalar genellikle sıcak ve mineralli su içerirler. İçmece tipi olanlar, sindirim sistemini rahatlatabilir veya idrar yollarından kum ve taşın atılımını kolaylaştırabilir. Genellikle kireçlenme olarak bilinen osteoartritte, sıcak eklem ağrılarına iyi gelirken, tüm iltihaplı romatizma türlerinde sıcak, ağrı ve iltihabı artırır. Bu nedenle iltihabi romatizmal hastalıklarda kaplıca önerilmez.

    3. YANLIŞ: ROMATİZMA KALBE VURABİLİR.

    DOĞRUSU: Her iltihabi romatizmal hastalık kalbi tutmaz. Sanıldığının aksine, romatizmal hastalıkların çok azı kalbi etkiler. Kalbi etkileyebilen romatizmal hastalıklar içinde en bilineni akut eklem romatizması, özellikle kalp kapaklarını etkileyerek hasar oluşturabilir. Lupus kalp zarında tutulum yapabilse de genellikle tedaviyle kolayca kaybolabilir. Behçet hastalığı ve vaskülitlerin (damar iltihabı) seyri sırasında nadiren kalp etkilenebilir.

    4. YANLIŞ: YAĞMURLU HAVALARDA EKLEM AĞRISI ROMATİZMANIN BELİRTİSİDİR.

    DOĞRUSU: Çevremizde soğuk ve nemli havalarda eklem ağrıları, kemik üzerinde sızlar tarzda ağrı gibi yakınmaları olan kişilerle sıklıkla karşılaşırız. Öyle ki yağmur yağacağını söyleyen; sanki ayaklı meteoroloji uzmanı gibidirler. Çoğu kez doğru da çıkar. Bazen bunun bir romatizma belirtisi olduğunu düşünüp doktora başvuranlar bile vardır. Bu durum, hem romatizma hastalarında, hem de bilinen bir hastalığı olmaksızın sağlıklı kişilerde de; genç-yaşlı fark etmeksizin görülebilir. Romatizma hastalarında, düşük basınçlı soğuk ve yağışlı havalarda daha fazla ağrı hissetme veya var olan ağrıda artma olurken; yüksek basınçlı kuru ve sıcak havalarda ise ağrının kaybolduğu veya azaldığı gözlenmiştir. Hava durumuyla ilişkili eklem ağrısı yakınması, osteoartrit hastalarında biraz daha fazladır. Sağlıklı kişilerde hava durumuyla gelişen romatizmal ağrılar; bir romatizmal hastalığın belirtisi olarak değil; daha çok, o kişinin barometrik değişikliklere gösterdiği kişisel hassasiyet olarak düşünülmelidir.

    5. YANLIŞ: KALSİYUM VE D VİTAMİNİ EKLEMLERDE KİREÇLENMEYİ ARTIRIYOR

    DOĞRUSU: Kalsiyum ve D vitamini, kemik yoğunluğunda azalma (osteoporoz) ve buna bağlı kırık riskinin azalmak amacıyla kullanılır. Kemiklerde veya damarlarda kireçlenmeye neden olmaz. Osteoartrit; halk arasında yaygın bilinen adıyla eklemin kireçlenmesi hastalığında gerçekten eklemde kireçlenme olmaz. Röntgen filminde kıkırdak dokunun aşınmasıyla birlikte, sertleşen kemiğin daha parlak ve beyaz görünmesi, kireç rengine benzetilerek bu kullanılmaya başlanmıştır. Eklemde kireçlenme söz konusu değildir.

    6. YANLIŞ: ROMATİZMA BİTKİSEL İLAÇLARLA TEDAVİ EDİLEBİLİR

    DOĞRUSU: Hiç bir bitkisel ilaç bugün için kanıta dayalı tıpta, hiç bir romatizma türünü tedavi ettiği gösterilememiştir. Aksine bazı bitkisel ilaçlar veya bitkilerin, romatizma tedavisinde kullanılan bir çok ilaçla etkileşerek karaciğer ve böbrek fonksiyonlarında bozulmaya neden olduğu veya bazı alerjik tepkimemelere neden olduğunu çok sık olarak görüyoruz. Bu nedenle doktorunuza mutlaka bu konuda bilgi veriniz.

    7. YANLIŞ: ROMATIZMA HASTALIKLARI BAĞIŞIKLIK SİSTEMİNDEKİ YETERSİZLİKLE GELİŞİYOR.

    DOĞRUSU: Halk arasında romatizmal hastalıkların bağışıklık sistemindeki yetersizlikten kaynaklandığı düşünülerek bağışıklık sistemini güçlendiren bitkisel ilaç kullanımı çok yaygındır. Burada bir yanlış anlama söz konusudur. Romatizmal hastalıkların çoğunun kesin nedeni bilinmiyor ve bağışıklık sistemindeki sapkınlık sonucunda gelişir. Bu hastaların enfeksiyonlara cevabı iyidir ancak vücut, kendi hücre ve dokularını tanımayıp onlara karşı da savaş açar. Bağışıklık sistemini uyaran bu bitkisel ilaçlar fayda yerine tersine, hastalığın alevlenmesine de neden olabilir.

    8. YANLIŞ: ROMATIZMA SADECE EKLEMLERIN HASTALIĞIDIR.

    DOĞRUSU: Romatizma denilince akla, eklem, bağ dokusu, kemik veya kasları etkileyen ağrı, şişlik, şekil bozukluğu ve hareket kısıtlığına neden olan her türlü sağlık sorunları gelir. Aslında iltihaplı romatizmal hastalıklar, ayrıca böbrek, akciğer, karaciğer, cilt, damar, kan hücreleri, sinir sistemi gibi, bir çok organ ve sistemi tutabilir. Bu nedenle hastaların, iç hastalıkları uzmanlığı üzerine yapılan romatoloji uzmanı tarafından takip ve tedavi edilmesi gerekir.

    9. YANLIŞ: ROMATİZMA HASTALARI İSTİRAHAT ETMELİDİR.

    DOĞRUSU: Romatizma hastaları ağrı ve iltihabın yoğun olduğu dönemde istirahat önerilse de bu süre içinde bile en azından izometrik egzersizlerle (yer çekimine karşı) eklemin hareket açıklığını korumak ve kası güçlendirmek gerekir. İltihabın azaldığı durumlarda ise yine fizyoterapist eşliğinde eklem hareket açıklığını artıran ve güçsüz kası güçlendirmeye yönelik egzersizler verilir. Sanılanın aksine romatizma hastaları istirahat değil kontrollü egzersizlerini yapmalıdır. Ankilozan spondilit hastalığında ise ilaç tedavisi kadar egzersiz de bu hastalığın her döneminde tedavinin vazgeçilmezidir.

    10. YANLIŞ: ROMATİZMA İLE FİZİK TEDAVİ VEYA ORTOPEDİ İLGİLENİR.

    DOĞRUSU: İltihaplı romatizmal hastalıklar, yalnızca, kas, eklem ve bağ dokusunu değil, bir çok organ ve sistemi etkiler. Bu nedenle, hastaların ilk başvurularının, aynı zamanda iç hastalıkları uzmanı olan romatoloji doktorlarına olması gerekir. Aksi takdirde tanı ve tedavide gecikmelerle istenmeyen durumlar ortaya çıkabilir. Gerektiğinde romatoloji doktoru, fizik tedavi veya ortopediye sevk etmelidir.

    Romatizma Hastalarına Öneriler

    Romatizmal hastalıklarda stresden uzak kalmak, beslenme ve diyet önemlidir. Çoğu romatizmal hastalık kronik (müzmin) seyirlidir. Genellikle yatışık ve alevlenmelerle seyreder; uzun süreli ilaç tedavisi gereklidir. Bu nedenle hastanın; hastalığı ve ondaki tutulumları hakkında doktorundan sağlıklı bilgi almalı, tedavisine uyum göstermeli ve doktorunun yakın takibinde olmalıdır. Kendisiyle benzer hastalığı paylaşan hasta destek programlarına ulaşabilir. Gerekirse psikolojik destek almalıdır.

    Omega-3 yağ asitlerinden zengin beslenmek, iltihap üzerinde olumlu etkileri nedeniyle önerilir. Bunu haftada 2 kez balık tüketerek veya her gün balık yağı takviyesi alarak da sağlayabilirsiniz. Kalsiyumdan zengin beslenmek, kan düzeyine bakarak eksikse D vitamininin takviye edilmesi önerilir. Yüzme, düz yürüyüşler, pilates, yoga gibi egzersizlerle kontrollü olarak eklem hareket açıklığını korumak ve kası güçlendirmek gerekir.

  • Sorularla romatizma

    * Romatizmal hastalıkların kişinin yaşam kalitesini düşüren yönleri?

    -Romatizma, yaşam kalitesini bozan hastalıkların başında gelir. Romatizma hastaları uzun süreli (kronik) ağrılar, halsizlik ve yorgunluk nedeniyle, sorumluluklarını yerine getiremez, günlük işlerini hatta öz bakımını yaparken bile güçlük çekerler. Kişinin kendini yetersiz ve mutsuz hissetmesi; çoğunlukla depresyonu beraberinde getirir. İltihaplı romatizma hastalıkları, sadece eklemleri değil, birçok organ ve sistemi de etkiler. Tedavide gecikme sakatlıklara ve bazen de hayati tehdit oluşturur.

    * Romatizma nedir, kaç tipi vardır?

    -Romatizma tek bir hastalık değil; eklem, bağ dokusu veya kasları etkileyen her türlü sağlık sorunlarında kullanılan bir terimdir. Aslında romatizma, geleneksel anlamda eklem, bağ dokusu ve kasların dışında, birçok organ ve sistemi tutabilen hastalıkları da bünyesinde taşıyor. Romatizma başlığı altında 200’den fazla hastalık yer alıyor. İltihaplı olan ve olmayan romatizma olarak iki başlık altında toplanıyor.

    *Tedavisi en kolay ve en zor gerçekleşen romatizma tipleri hangileridir?

    -Romatizma tedavisi hem çok kolay hem çok zahmetli olabilir. Bunun nedeni romatizma hastalıklarının, her hastada farklı şiddette seyretmesinden kaynaklanır. Aynı hastalık bir hastada hafif bulgularla seyrederken, diğerinde bir çok organı tutarak daha ağır seyredebilir. Hastanın yaşı, cinsiyeti, yandaş diğer hastalıkları da tedaviyi etkiler. Öncelikle erken dönemde doğru tanı ve hastalığın tutulum şiddetinin belirlenmesi, tedaviyi kolaylaştırır.

    * Kadınlarda mı erkeklerde mi daha çok görülür?

    -Romatizmal hastalıklar genellikle kadınlarda erkeklere göre daha fazladır. Lupus (9 kat), romatoid artrit (3 kat), Sjögren (9 kat) gibi bazı iltihaplı romatizma hastalıkları kadınlarda daha fazla iken, ankilozan spondilit (2 kat) ve gut (3 kat) ise erkeklerde daha fazla görülmektedir.

    *Toplumda görülme sıklığı nedir?

    – Osteoartrit (eklem kireçlenmesi), yaşlılarda en sık görülen ve en fazla sakatlık nedeni olan bir eklem hastalığıdır. Direkt röntgen filmlerinde, 70 yaş üstündekilerin %70’inde osteoartrit bulgusu vardır. Yapılan bir çalışmaya göre, bir kişide tüm hayatı boyunca diz osteoartriti gelişme riski yaklaşık %46; kalça osteoartriti gelişme riski ise %25’tir.

    -Osteoporoz (kemik erimesi), 50 yaş üzeri her 3 kadından birinde ve her 5 erkeğin birinde,

    -Romatoid artrit, gut, ankilozan spondilit her 100 kişiden birinde, ortaya çıkıyor. Behçet hastalığı; her 1000 kişiden 3’ünde, lupus 1000’de 1 gelişir.

    * Kimlerin romatizma riski daha fazladır?

    Romatizma her yaşta ortaya çıkabilir ve her iki cinsiyeti de etkiler.

    -Ailede romatizmal hastalık hikayesi önemlidir. Ankilozan spondilitli hastaların beşte birinde, birinci derece akrabalarında da benzer hastalık vardır. Sedefe bağlı eklem tutulumunda ise bu oran üçte birdir. Ailevi akdeniz ateşi ise birebir geçiş gösteren romatizma hastalığıdır; birinci-ikinci derece akrabalık önemlidir. Romatoid artrit, lupus gibi otoimmün hastalıklarda, az da olsa ailesel yatkınlık vardır. İltihapli olmayan romatizmada da ailesel yatkınlık oluyor. Osteoartritte özellikle el osteoartritinde ailesel yatkınlık söz konusudur. Bu nedenle korunmak için fazla kilolardan kurtularak, ekleme fazla yük bindirerek aşındırmamak gerekiyor.

    -İltihapli olmayan romatizma olan osteoartrit, genellikle ileri yaşlarda başlıyor. Ancak doğuştan kalça çıkığı, bacakta kısalık veya mesleksel travma, düşme vs. varsa daha erken yaşlarda da gelişebiliyor.

    *Hangi romatizma hangi belirtileri verir?

    * Kişide romatizma olma ihtimaline dikkat çekecek 10 soruluk bir mini test

    Bilinen bir travma olmaksızın eklemde ağrı, şişlik, sıcak ve hareket ettirmede zorluk, iltihaplı eklem romatizması belirtisi midir? (doğru).

    Aniden hareketle başlayan bel ağrısı, iltihaplı romatizma belirtisi midir? (Yanlış-dejeneratif bel ağrısı-iltihaplı olmayan bel ağrısı bulgusudur)

    Romatizma yaşlıların hastalığıdır (Yanlış- Romatizma her yaş grubunda görülebilir. Lupus, ankilozan spondilit, romatoid artrit, Behçet Hastalığı, ailevi Akdeniz Ateşi gibi bir çok romatizmal hastalık, genç-erişkin yaştakileri tutar.

    Romatizma sadece eklemleri mi tutar? (yanlış) Romatizma sadece eklemleri, bağları, kasları değil; iltihaplı romatizmal hastalıklar; göz, akciğer, böbrek gibi bir çok organ ve sistemleri de tutar)

    Kemik erimesi (osteoporoz), sadece menapoz sonrası kadınlarda mı görülür? (Yanlış-osteoporoz genç yaşlı ve her iki cinsiyeti de etkiler. Bazı ilaçlar veya bazı hastalıklara erken yaşta osteoporoz gelişebileceği gibi, 70 yaş üzeri erkeklerin de 3 de 1’inde görülür)

    Kalsiyum ve D vitamini almak, eklem kireçlenmesine yol açar mı? (Hayır-kalsiyum ve D vitamini kas ve kemik sağlığı için çok önemlidir. Aşınmış eklem röntgende daha beyaz göründüğü için kirece benzetildiği için bu terim kullanılır-aslında eklem kireçlenmez)

    Uveit (bir tür göz iltihabı), romatizma belirtisi midir?. (Evet -uveit hastalarının yaklaşık yarısı bir romatizmal hastalıkla ilişkilidir).

    Tekrarlayan, karın ağrısı, ateş, göğüs kafesinde ağrı, eklem ve kas ağrısı olup 3 gün sonra kendiliğinden geçiyorsa önemli midir? (Evet-bu belirtiler ailevi Akdeniz Ateşi hastalığının belirtileridir)

    Tekrarlayan düşük (gebelik kaybı) ve pıhtı ile damar tıkanıklığı romatizma belirtisi midir? Evet-çoğunlukla anti-fosfolipid sendromu adı verilen bir romatizmal hastalığın belirtisi olup çoğu kez hayati önem taşır)

    Güneş ışınlarına hassasiyet, ağız içi yaralar, saç dökülmesi, soğuk veya stresle parmakların beyaz ve mor hal alması romatizma belirtilerinden midir? Evet bu yakınmalar lupus dahil bir çok romatizmal hastalıklarda görülebilen belirtilerdendir.

    Ağız ve göz kuruluğu, cilt kuruluğu romatizma belirtisi midir? Evet-Ağız ve göz kuruluğunun bir çok nedeni olmakla birlikte eden eklem ağrıları varsa Sjögren sendromu adı verilen hastalığa bağlı da olabilir).

    Ağız içinde tekrarlayan yaralar, genital bölgede yara, göz iltihabı (uveit) , sivilce, bacakta çıkan ağrılı şişlikler, sivilce romatizma belirtisi midir?

    Evet (Bu belirtiler Behçet Hastalığının sık görülen belirtileridir).

  • Romatizma hakkında genel bilgiler (romatizma hakkında bilmek istedikleriniz)

    Romatizma denilince eklemlerimizi, kaslarımızı veya bağlarımızı etkileyen her türlü ağrılı durumlar aklımıza gelir. Aslında romatizma, sadece eklem, bağ dokusu ve kasların değil, bir çok organ ve sistemi de tutabilen hastalıkları bünyesinde taşır. Bu nedenle, kapsamı (yaklaşık 200 kadar hastalığı içerir) oldukça geniştir. Romatizma hastalıklarının belirtisi de tutulan yere ve organa göre değişir. Romatizmal hastalıkları kabaca iltihaplı olan ve olmayan diye ikiye ayırabiliriz. İltihaplı romatizmalardan en sık görüleni romatoid artrit, ankilozan spondilit, gut, lupus, Behçet hastalığı, sedefe bağlı artrit, gibi hastalıklardır. İltihaplı olamayanlarda ise osteoartrit (eklemin kireçlenmesi), fibromiyalji (yumuşak doku romatizması) gibi hastalıklar yer alıyor. Eklem ağrısı; iltihaplı olmayan eklem romatizmasında istirahatte ağrı olmaz. Harekete başlamakla ve o eklemi kullanıp zorladıkça (merdiven inip çıkma, oturup kalkma gibi) ağrı olur, eklemde yarım saati geçen sabah katılığı olmaz ve eklem üzerinde kızarıklık, şişlik ve sıcaklık olmaz.

    Ne zaman iltihaplı eklem romatizmasından şüphelenmeli?

    Travma (düşme, çarpma) olmadan eklem yerinde; ağrı, şişlik, sıcaklık, kızarıklık, hareket ettirirken zorlanma belirtilerinden bir veya daha fazlası varsa,

    Ağrı hem istirahatte hem de hareketle varsa, durdukça daha da artıyorsa, sabahları eklemi kullanırken yarım saatten fazla katılık hissi varsa; iltihaplı eklem romatizmasını düşündürür.

    İltihaplı eklem romatizmasında eklem dışında diğer organ ve dokulara ait belirtiler de olabiliyor. Göz iltihabı (konjuktivit, uveit, episklerit gibi), ağız içi yaralar, saçlarda dökülme, cilt döküntüsü, ağız veya gözde kuruluk, kas ağrıları da romatizmanın bir belirtisi olabilir.

    İltihaplı romatizma hastalarında; eklem ve kas ağrılarının yanı sıra; halsizlik, yorgunluk, ateş ve kilo kaybı gibi genel hastalık belirtileri veya tuttuğu yere göre cilt döküntüsü, saç dökülmesi, ağız içi yaralar, ağız ve gözde kuruluk, gözde iltihap, nefes darlığı öksürük, bacaklarda ödem, tansiyon yükselmesi, inatçı ve şiddetli baş ağrısı, karın ağrısı gibi bir çok yakınmalara neden olabilir.

    İltihaplı omurga romatizmasında (ankilozan spondilit), özellikle istirahatte gelişen

    Aşağı bel bölgesi (kaba etlerin arasında; hastalar kalça ağrısı olarak da tarif eder), boyun, bel, sırt ağrısı vardır. Hareket ettikçe

    Bel ağrısı:

    Bel ağrısı, soğuk algınlığından sonra insanları en fazla etkileyen bir sorun. Öyle ki toplumda her 100 kişiden 80’i hayatında bir kez bel ağrısı sorunuyla karşı karşıya kalıyor. Bel ağrısı en sık, omurgayı kötü kullanmaya bağlı oluşuyor. Bel ağrılarının yaklaşık yüzde 10’u da ankilozan spondilit, bir başka deyişle omurganın iltihaplı romatizmasından kaynaklanıyor. İltihaplı olan ile olmayan omurga romatizmasındaki bel ağrıları farklı oluyor. İltihaplı olanda ağrı istirahatle oluşuyor, hareketle azalıyor veya geçiyor. İltihaplı olmayan tipinde ise istirahatte bel ağrısı yokken, harekete başlamakla birlikte ağrı oluşuyor.

    Ne zaman ankilozan spondilitten şüphelenmeli?

    40 yaşından önce başlamışsa,

    Sinsi başlangıç (tam olarak başladığı zamanın bilinmediği) gösterdiyse,

    En az 3 aydır sürüyorsa,

    Sabahları ve uzun istirahat sonrası bel tutukluğu artıyorsa,

    Egzersiz ile düzeliyorsa; romatizmadan şüphelenmek gerekiyor.

    Romatizmanın sebepleri nelerdir?

    Romatizmanın çok çeşitleri vardır. Kolay anlaşılır olması açısından iltihabi olan ve olmayan olarak ayırdığımızda; iltihabi olmayan romatizmal hastalıklardan örneğin osteoartritin nedeni genetik yatkınlıkla birlikte, aşınma ve yıpranmaya yani o eklemin hor kullanılmasına bağlıdır. Ekleme binen yükün arttığı şişmanlık, spor yaralanmaları, doğumsal bazı sakatlıklara ikincil olarak fazla kullanma gibi bir çok nedene bağlı gelişebilir. Septik artrit denilen eklemin mikrobik iltihabı hariç, diğer iltihabi romatizmal hastalıkların genellikle sebebi bilinmiyor. Bunların hepsi kişinin bağışıklık sistemindeki bazı anormal davranışlar nedeniyle gelişir. Buna da kişinin genetik yapısının yanı sıra, bazı çevresel faktörler neden olur. Bu çevresel faktörlerden en fazla suçlanan ise bazı enfeksiyonlar, sigara ve strestir.

    Romatizma tanısı nasıl konur?

    Belki her hastalığın tanısında anamnez adı verdiğimiz, hastadan alınan kendi ifadesiyle hastalık bilgisi önemli olsa da bizim hastalıklarımızda ayrı bir önemi vardır. Kişinin ve ailesinin yani birinci derece bazen ikinci derece akrabalarındaki tıbbi özgeçmiş bilgileri edinilir. Ayrıntılı bir muayeneyle birlikte, bazı kan idrar testleri ve görüntüleme testlerini kullanırız. Hastalıklarımızın çoğu, birçok organ ve sistemi de tuttuğundan, farklı hastalıklarla karışabilir. Erken dönemde tanı konulması zor olabilir. İşte bu bağlamda aynı zamanda iç hastalıkları uzmanı olan ve romatoloji yan dal ihtisası yapan hekimler; bu hastalıkların daha kolay teşhis ve tedavi edebilir.

    Romatizma nasıl tedavi edilir?

    Çok az romatizmal hastalık tedaviyle tamamen ortadan kalkar. Hastalıklarımız genellikle uzun seyirli olup alevlenme ve remisyon dediğimiz yatışık durumda gider. Tedavide başlangıçta kısa sürede hastalığı kontrol altına almak için kortikosteroid ve bazı steroid olmayan ağrı kesiciler kullansak da, genellikle uzun süreli, hastalığın seyrini değiştiren ve kontrol altında tutan ilaçlar kullanıyoruz. Aynı hastalık her bireyde farklı seyrettiğinden, veya kişinin yandaş başka hastalığı var ise veya gebelik beklentisi gibi birçok kişiye özel durumlarda; tedavi de kişiye özel düzenlenir.

    Romatizma tamamen tedavi edilebilir mi?

    Romatizmal hastalıkların çok azı tedaviyle tamamen ortadan kalkar. Genellikle müzmin (kronik) hastalıklar olup yıllar süren uzun süreli tedavi gerekir. Bu nedenle ilaçlar, doktor kontrolünde alınmalıdır. Tedavide amaç hastalığı kontrol altına almak, kişinin ağrısını ve rahat olmasını sağlayarak yaşam kalitesini yükseltmektir.

    Romatizma tedavi edilmezse nelere yol açar?

    Romatizmal hastalıkların erken dönemde tanınıp etkili tedavisinin verilmesiyle, hastalığa bağlı gelişebilecek sakatlık ve ölümlerin önüne geçmek mümkündür. Bunu hastalıklar üzerinden örneklendirecek olursak; iltihabi bir romatizmal hastalıklardan biri olan romatoid artritte, eklemde sakatlık gelişimi genellikle ilk 2 yıl içinde çok hızlı olur. Özellikle ilk 6 ay içinde tanınıp, uygun tedavi alanlarda hastalığa bağlı sakatlık gelişmediği görülmüştür. Ciddi böbrek tutulumu olan lupuslu bir hastada, tedavi edilmezse üremi ve buna bağlı ölüm kaçınılmaz olacaktır.

    Romatizmada aile hikayesi önemli midir?

    Romatizmal hastalıkların çoğunda aile hikayesi önemlidir. Osteoartritte özellikle el osteoartritinde ailesel yatkınlık söz konusudur. Romatoid artrit, lupus gibi otoimmün hastalıklarımızda, az da olsa ailesel yatkınlık önemlidir. Ankilozan spondilitli hastaların beşte birinde, birinci derece akrabalarında da benzer hastalık vardır. Sedefe bağlı eklem tutulumunda ise bu oran üçte birdir. Hatta ikinci derece akrabalarda da sedef bulunabilir. Ailevi akdeniz ateşi; birebir (Mendel) geçiş gösteren hastalığımızdır. Birinci-ikinci derece akrabalık önemlidir.

    Stresin romatizmaya etkisi var mı?

    Stres, bir çok romatizmal hastalığın ortaya çıkışını kolaylaştıran bir faktördür. Örneğin fibromiyalji adı iltihabi olmayan halk arasında yumuşak doku romatizması ad verilen bu hastalıkta; kişide yoğun stres ve buna bağlı ankisiyete ve depresyon gibi bozukluklar vardır. Otoimmun romatizmal hastalıklarımızda ise genetik olarak yatkın kişide, stres bağışıklık sistemini etkiler ve hastalığın ortaya çıkmasını kolaylaştıran bir faktördür. Romatizmal hastalıkların çoğunluğu (kronik) yani müzmin hastalıklar olduğundan; hastalığın kendisi de kişide stres yaratır ve tedavi uyumunu etkiler. Bu nedenle hastalarımıza çoğunlukla psikolojik destek de gerekir.

    Vitaminin romatizmaya etkisi var mı?

    D vitamini eksikliği ve buna bağlı osteoporoz gelişmesi dışında; vitamin eksikliği romatizmaya neden olmaz. Ancak hastalarımızda steroid kullanımına bağlı osteoporozdan korumak amacıyla mutlaka kalsiyum ve D vitamini takviyesi yapmak gerekir. Metotreksat kullanan hastalarda, folik asit eksikliği gelişeceğinden, mutlaka desteklenmelidir. Bazı hastalıklarımıza pernisyöz anemi denilen B12 eksikliği eşlik edebilir. Araştırılarak tedavisi verilmelidir. Balık yağı; omega-3 yağ asitlerinden zengin beslenmek, lupus hastalarında faydalı olduğu bilinmektedir. Bu bağlamda bağışıklık sistemini güçlendirmek amacıyla satılan bitkisel bazı ürünler, otoimmün hastalıklarımızın alevlenmesine neden olduğundan kullanılmamalı.

    Fazla kilonun romatizmaya etkisi var mı?

    Fazla kilo, eklem üzerine binen yükü artırarak özellikle dizde ve belde osteoartrit gelişme riskini artırır.

    Romatizmanın kadın ve erkeklerde görülme oranları nelerdir?

    Romatizmal hastalıklar genellikle kadınlarda daha fazla görülür. Lupus ve Sjögren sendromu kadınlarda erkeklere göre 9 kat daha fazladır. Romatoid artrit kadınlarda 2,5-3 kat daha fazladır. Ankilozan spondilit, gut gibi bazı hastalıklar ise erkeklerde daha fazladır.

    Romatizmadan korunmak için nelere dikkat etmek gerekir?

    Bir çok romatizmal hastalığın nedeni bilinmediğinden, korunma sağlamak da pek kolay değildir. Ancak, osteoartrit için; fazla kilo almamak, bacak, boyun, sırt ve bel kaslarımızı güçlendirmek ve eklemin hareket açıklığını korumak için bisiklete binme, (pilates benzeri) germe egzersizleri, yüzme ve düz yürüyüşler yapabiliriz. Osteoporozdan korunmak için, kalsiyumdan zengin beslenme ve gerekirse D vitamini ve kalsiyum takviyesi, ağırlık binen egzersiz (düz yürüyüş gibi) yapılabilir. Sigara, bazı hastalıkların gelişmesini kolaylaştırdığından, içilmemeli. Gut hastalığı için uygun diyet, fazla kiloların verilmesi, tansiyon ve kan şekerinin düzenlenmesi önemlidir. Birinci derece akrabalarda, ailevi Akdeniz ateşi hastalığı varsa, evlenmeden önce genetik danışmanlık alınabilir.

    Kireçlenme (osteoartrit) nedir? Nasıl belirti verir?

    Osteoartrit (eklem kireçlenmesi), eklemin en sık görülen hastalığıdır. Eklemin kıkırdak yapısının bozulması ve yıkılmasıyla eklemde hasar gelişir. Osteoartrit, orta ve ileri yaşlardaki kişilerin çoğunu etkileyen bir eklem hastalığıdır. Halk arasında ‘eklemlerin aşınması’ veya ‘kireçlenme’ olarak da bilinir. Yaşlılarda daha sık olmakla birlikte; bazı spor yaralanmalarında veya mesleki travmalar sonrasında veya doğuştan kalça çıkığı gibi mekanik bozukluklarda; eklemlerde aşınmayla birlikte, daha erken yaşlarda da osteoartrit gelişebilir. Genellikle hareketle oluşan bel ağrısı veya eklem ağrısı, takılma hissi ve kısa süreli tutukluk hissi vardır. Merdiven veya yokuş çıkarken, dizi bükerek oturup-kalkarken ağrı ve takılma hissi, özellikle merdiven inerken boşluğa gelme gibi dizinde boşalma hissi olabilir. Eklemin hareket açıklığında azalma olur. Ellerde parmak uçlarında veya ortasında kemikte büyüme gibi belirtiler verir.

    Kireçlenme (osteoartrit), vücüdun hangi bölümlerinde görülür?

    Kireçlenme (osteoartrit), en fazla, omurga (bel ve boyun), diz, kalça ve el eklemlerini tutar; daha az oranlarda omuz ve ayak bileği tutulur.

    Kireçlenmenin sebepleri nelerdir?

    Yavaş seyirlidir. Yaşlanmaya bağlı eklemin kıkırdak yapısı değişir. Fazla kilolu olmak, düşme veya diğer bazı mekanik travmalara bağlı kıkırdakta parçalanma, ardından menüsküs ve bağlarda zedelenme, eklem aralığında daralma ve yeni kemik oluşumuyla gider. Gut veya romatoid artrit gibi eklemi tutan ve aşındıran hastalıklarda, osteoartrit daha kolay gelişir.

    Kireçlenme (osteoartrit) tanısı nasıl konur?

    Hastanın öyküsünde; hareketle oluşan eklem ağrısı, takılma ve kısa süreli tutukluk hissi; muayene bulguları ve görüntüleme yöntemleri ile tanı konur. Direkt grafiler (röntgen) veya bazen daha ileri görüntüleme için manyetik rezonans görüntüleme (MRI) kullanılır.

    Kireçlenme (osteoartrit) nasıl tedavi edilir?

    Osteoartrite bağlı eklem hasarı geliştikten sonra, bunu geriye çevirecek bir tedavi yoktur. Tedavinin amacı, ağrıyı azaltmak ve tutulan eklemin hareketlerini iyileştirmektir. Fizik tedavi ve ilaç tedavisi genellikle birlikte kullanılır; bazen cerrahi tedavi yapılır.

    İlaç Dışı Tedaviler:

    Kilo vermek ve egzersiz temeline dayanır. Fazla kilolardan kurtulmak; diz, kalça ve bele binen yükü azaltacağından, bazen tek başına da rahatlama sağlar. Vereceğiniz her 10 kg ile dizlerinize binecek 40 kiloyu azaltmış olacağınızı unutmayınız.

    Egzersiz, kas gücünü artırır, eklem ağrısı ve tutuklukta azalma sağlar.

    Ayrıca günlük aktiviteleri için yardımcı ‘wolker’ denilen bir yürüteç veya baston kullanmak, o ekleme binen yükü azaltacak ve dengeyi sağlamaya yardımcı olacaktır. Sıcak veya soğuk (sadece inflamasyon olduğunda) uygulama, kısa bir süre için osteoartrit belirtilerini hafifletebilir.

    Spa (sıcak küvet), masaj, akupunktur gibi bazı alternatif tedaviler, kısa bir süre için ağrıyı hafifletmeye yardımcıdır. Ancak, pahalı ve tekrarlayan tedaviler gerektirebilir. Ayrıca, alternatif tedavileri (bazen tamamlayıcı ya da bütünleyici olarak adlandırılır) uzun vadeli faydaları kanıtlanmamış ama hastalarda bazen geçici iyilik sağlayabilir.

    İlaç Tedavileri:

    İlaç tedavisinin topikal, oral (ağız yoluyla) ve enjeksiyon formları vardır. Doğrudan etkilenen eklemlerin üzerindeki deriye, topikal ilaçlar uygulanır. Bu ilaçlar kapsaisin krem​​, lidokain ve diklofenak jel gibi. Asetaminofen (parasetamol) gibi ağızdan alınan ağrı kesiciler, yaygın olarak kullanılan ilk tedavilerdir. İnflamasyon (sıcaklık, su toplanması ve şişme varlığında) varlığında, steroid olmayan anti-inflamatuar ilaçlar (genellikle NSAİİ denir: naprosyn, diklofenak, ibuprofen, indometazin gibi) kullanılır.

    Eklem içi enjeksiyonlar; kortikosteroidler (kortizon) veya hiyalüronik asit denilen yağlayıcı bir form ile yapılabilir. Bazı hastalarda birkaç yıl, diz protezinde gecikmeye yardımcı olabilir.

    Cerrahi: Şiddetli olgular için bir tedavi seçeneğidir. Eklemde ciddi hasar, ya da tıbbi tedavinin ağrıyı gideremediği durumlarda veya ciddi işlev kaybı varsa, tercih edilir. Cerrahi olarak, diz veya kalça eklem replasmanı (protez) veya daralan spinal kanalda sinir basısını gideren müdahaleler gerekebilir.

    Destekleyici Tedaviler:

    Birçok beslenme takviyeleri osteoartrit tedavisi için kullanılmaktadır. Bunların çoğu, etkinlik ve güvenirlikle ilgili verilerden yoksundur. En yaygın kullanılanlar arasında Glucosamine / Chondroitin sülfat’tır. Ağızdan kullanımının, osteoartritte etkinliği plasebodan (yalancı ilaç) farksızdır. Güvenle kullanmak ve ilaç etkileşimlerini önlemek için, bu takviyelerden herhangi birini kullanmadan önce, lütfen doktorunuza danışın. Bu ilaçların su ve tuz tutarak ödem, tansiyonunuzda yükselme gibi istenmeyen yan etkileri vardır.

    Osteoartritli Hastalara Öneriler:

    Osteoartritin tedavisi yoktur, ancak bunun sizin yaşamınızı nasıl etkileyeceğini yönetebilirsiniz. Bazı ipuçları şunlardır:

    Otururken veya uyurken boyun ve sırtı düzgün konumlandırmak ve desteklemek.

    Bir yere uzanırken sandalye kullanımı veya klozet kullanılması gibi günlük eklemleri zorlamayacak yaklaşımlar da bulunun.

    Bükme gibi eklemi zorlayan tekrarlayan hareketlerden kaçının.

    Aşırı kilolu veya obez iseniz kilo verin. Ağrıyı azaltabilir ve osteoartritin ilerlemesini yavaşlatır.

    Her gün egzersiz yapın.

    Günlük aktivitelerinizde, destek cihazları kullanın.

    Size en uygun egzersizleri öğrenmek ve yardımcı cihazları seçmek için bir fizyoterapist veya mesleki terapist ile çalışabilirsiniz.

    Osteoartrit Tedavisinde Romatoloğun Rolü:

    Romatoloji doktoru, osteoartritin teşhis ve tedavisinde önemli rolü olmakla birlikte; genellikle multidisipliner (diğer bölümlerle ortak) çalışmayı gerektiren bir hastalıktır. Bu nedenle, fizik tedavi, ortopedi veya beyin cerrahisi doktorlarının da bu hastalığın tedavisinde önemli görevleri vardır.

    Kireçlenme (osteoartrit) için kimler risk grubundadır?

    Osteoartrit, yaşlılarda en sık görülen ve en fazla sakatlık nedeni olan bir eklem hastalığıdır. Direkt röntgen filmlerinde, 70 yaş üstündekilerin %70’inde osteoartrit bulgusu vardır. Yapılan bir çalışmaya göre, bir kişide tüm hayatı boyunca diz osteoartriti gelişme riski yaklaşık %46; kalça osteoartriti gelişme riski ise %25’tir.

    Osteoartrit yaşlılarda

    Ailesinde osteoartrit bulunanlarda (özellikle birinci derece akrabalarda-anne, baba ve kardeşlerde)

    Şişmanlarda

    Eklem yaralanması veya eklemlerin tekrarlayan aşırı kullanımına bağlı yaralanması

    Eklem deformitesi (bacak boyunun eşit olmaması, menisküsün erken yaşta çıkartılması, gibi)

  • Reaktif artrit

    Reaktif artrit, son bir ay içinde veya halihazırda bir enfeksiyona tepki olarak gelişen inflamatuar (yangılı/iltihaplı) artrit şeklidir. Geçmişte, “Reiter sendromu” adı verilirdi; ancak şimdilerde “spondiloartrit” ailesinin bir üyesi olarak kabul edilmektedir.

    Kısa Notlar:

    Reaktif artrit, özellikle diz veya ayak bilekleri gibi eklemleri, topuklar, parmaklar ve beli etkileyebilir.

    Reaktif artrit, genellikle ishal ya da cinsel yolla bulaşan bir hastalıktan sonra görülür. Ancak hemen her enfeksiyona reaksiyon olarak da gelişebilir. Bazen enfeksiyona ait belirti olmadan da (asemptomatik denir) gelişebilir.

    Reaktif artrit nedir?

    Reaktif artrit, akut (ani başlayan ve 6 haftadan kısa süreli) başlangıçlı iltihabi bir artrittir. Belli bakteriyel enfeksiyonlardan sonra, ortaya çıkar. Çoğu zaman, bu bakteriler genital (Chlamydia trachomatis) veya bağırsak (Campylobacter, Salmonella, Shigella ve Yersinia) enfeksiyonudur. Klamidya, genellikle cinsel yolla geçer. Genellikle hiçbir belirtisi yoktur veya genital akıntıya neden olabilir. Bağırsaktaki enfeksiyonlar ise, ishale neden olabilir.

    Reaktif artritte, bu özelliklerin herhangi biri veya tümü olabilir:

    Sıklıkla diz ve / veya ayak bilekleri gibi belli eklemlerde ağrı ve şişlik

    Topukta şişme ve ağrı

    Ayak veya el parmaklarında şişme

    Geceleri veya sabahları artan sürekli bel ağrısı,

    Artritin bu türünün bulunduğu bazı hastalarda, gözlerde yanma ve kızarıklık olabilir. Yine diğer belirti ve bulgular içinde; avuç içi veya ayak tabanında döküntü ve idrara çıkarken yanma sayılabilir.

    Reaktif artritin nedeni nedir?

    Tam olarak nasıl ortaya çıktığı bilinmiyor. Genetik yapı ve çevresel nedenlerin yanı sıra, bazı bakteriyel enfeksiyonlara karşı vücudun savunma mekanizmasında bozulmayla birlikte artrit gelişir.

    Reaktif artrit kimlerde gelişir?

    Reaktif artrit yaşları 20 ile 50 arasındaki genç erişkinlerde daha sıktır. Erkeklerde kadınlara göre 3 kat fazladır. Reaktif artrit, her enfeksiyonla olabilse de bazı bakteriyel enfeksiyonlardan sonra gelişmesi daha fazladır. Bakteriyel diyarelerden sonra, hiç belirti vermeden veya genital akıntıyla bulgu veren klamidyal enfeksiyonlardan sonra görülür. Bazen A-grubu beta-hemolitik streptokok bakterisinin yaptığı, üst solunum yolu enfeksiyonundan sonra da reaktif artrit gelişebilir. Reaktif artritli bazı hastalar, HLA-B27 denen bir geni taşırlar. HLA-B27 testi pozitif hastalarda, sıklıkla semptomlar daha ani ve şiddetli başlar. Onlar da kronik (uzun süreli) semptomların olması daha muhtemeldir. Ancak, HLA-B27 negatif olan (bu geni taşımayan) hastalarda da reaktif artrit gelişebilir.

    İmmün yetmezliğe rağmen, HIV’le enfekte AIDS hastalarında da reaktif artrit gelişebilir.

    Reaktif artrit nasıl teşhis edilir?

    Tanı çoğunlukla enfeksiyon (halen var olan veya son bir ay içinde geçirilmiş) varlığıyla birlikte tipik kas-iskelet sistemi tutulumunun olmasına dayanır. HLA-B27 geni, Klamidya için idrar ve genital akıntı örneği alınabilir. Salmonella serolojik testi, gaitada (büyük abdest) kültürü, idrar kültürü, gibi testler yapılabilir.

    Reaktif artrit nasıl tedavi edilir?

    Tedavinin tipi, reaktif artritin evresine bağlıdır.

    Erken evre tedavi: Akut (erken evre) enflamasyonda, steroid olmayan anti-inflamatuar ilaçlar (NSAİİ’lar) ile tedavi edilir. Şişlik ve ağrıyı baskılamak için, naproksen, diklofenak, indometazin gibi NSAİİ’lar kullanılır. Bu ilaçlar, mutlaka mide koruyucu tedavilerle verilmelidir. Tek eklem tutulumlarında, eklem içine kortikosteroid enjeksiyonu yapılabilir.

    Geç evre tedavi: Kronik reaktif artritte, sulfasalazin veya metotreksat gibi hastalığı modifiye edici antiromatizmal ilaçlar (DMARD denir) ile tedavi gereklidir. Reaktif artrit, gastrointestinal enfeksiyonlar tarafından tetiklendiğinden sülfasalazin, daha yararlı olabilir.

    Yeni araştırmalar, klamidyaya bağlı kronik reaktif artrit hastalarında, uzun süreli antibiyotik kullanımının nüksleri azaltabileceği gösterilmiştir. Ancak bu sonuçlar, daha çok Kuzey Avrupa ülkelerinde doğrulanmıştır.

    Hatırlanması gereken noktalar

    İshal ya da genital infeksiyonun bir ayı içinde artritiniz gelişmişse, reaktif artrit olabilirsiniz.

    Reaktif artrit vakalarının çoğu, kısa sürede oluşur geçer. Bazen, kronikleşebilir.

    Reaktif artriti kontrol eden etkin tedavisi vardır.

  • Psöriatik artrit (sedef artriti)

    Psöriatik artrit, psöriazis (sedef) adı verilen bir cilt hastalığı bulunanların yaklaşık %15-20’sinde görülen, eklem iltihabına verilen addır. Birçok eklemi tutabilir ve yakınmalar da kişiden kişiye değişkenlik gösterir. Psöriatik artrit, tuttuğu eklemde hasara neden olur. Bu nedenle erken tanıyla, ne kadar erken tedaviye başlanırsa, eklem hasarına bağlı sakatlığın da önüne geçmek o kadar mümkündür.

    Psöriatik artrit nedir?

    Psöriazis, halk arasında sedef hastalığı olarak da bilinen; deride kızarıklık ve soyulma, beyaz pullanmalarla seyreden döküntülü bir cilt hastalığıdır. Sedef hastalığı, vücudun bağışıklık sistemi tarafından deriyi hedef alarak saldırmasından kaynaklanır. Bazı sedef hastalarında bağışıklık sistemi, derinin yansıra eklemlere de saldırarak eklemde iltihap gelişmesine neden olur. Sedef gibi, psöriatik artrit semptomları da alevlenme ve yatışmalarla seyreder. Hastalık bulguları kişiden kişiye değişir; hatta aynı kişide bile zamanla tuttuğu eklem bölgeleri değişebilir.

    Psöriatik artrit vücudun herhangi bir eklemini tutabilir. Sadece tek eklemi, birkaç eklemi ya da birden çok eklemi etkileyebilir. Omurgayı tutabilir ; aşağı bel bölgesinde ağrı, sırt ve boyun ağrısı, göğüs kafesinde ağrıya neden olabilir. El-ayak parmakları gibi küçük eklemlerin yanı sıra diz, ayak bileği gibi büyük eklemleri de tutabilir. Bazen el veya ayak parmaklarının birinde, boylu boyunca şişlik ve kızarıklıkla sosis görünümde ‘daktilit’ denilen duruma neden olabilir. Tırnaklarda iğne ucu gibi çukurluklara (yüksük tırnak) veya tırnakta kabalaşma ve tırnağın yatağından ayrılması gibi değişiklikler görülebilir.

    Psöriatik artrit, omurgayı tuttuğunda, spondilit denilen sırt veya boyun ağrısına, eğilirken zorlanmaya neden olur. Psöriatik artrit, tendon ve bağların kemikler üzerine tutunduğu noktalarda hassasiyete neden olabilir. ‘Entezit’ diye adlandırılan bu durum, topuk, ayak tabanı, ayağın arka kısmında, dizin ön kısmı, dirsek etrafında veya diğer alanlarda ağrıya neden olabilir. Entezit, psöriatik artritin karakteristik özelliklerinden biridir.

    Psöriatik artrite ne sebep olur?

    Psöriatik artrite neyin sebep olduğu tam olarak bilinmemektedir. Psöriatik artriti olan kişilerin yüzde 40’ında, birinci derece (hatta bazen ikinci derece akrabalarda da olabilir) akrabalarında sedef veya sedefe bağlı artrit öyküsü vardır. Bu da hastalığın gelişiminde, kalıtımın önemli bir rolü olduğunu düşündürmektedir. Bu hastalar üzerinde yapılan genetik çalışmalar, birçok genin bu hastalık gelişiminde rolü olabileceğini göstermiştir. Yalnızca genetik faktörler değil, geçirilen enfeksiyonların da, bağışıklık sistemini aktive ederek, hastalığın ortaya çıkmasında veya alevlenmesinde rolü olabileceğini düşündürmektedir. Yaygın cilt döküntüsü bulunan sedef hastalarına, etrafındaki kişiler bazen sanki bulaşacakmış gibi dokunmaktan kaçınırlar. Sedef hastalığı bulaşıcı değildir. Bu nedenle lütfen bu kişilere dokunmaktan çekinmeyiniz.

    Psöriatik artrit kimlerde gelişir?

    Psöriatik artrit, genellikle 30 ila 50 yaşları arasındaki kişilerde görülür, ancak çocukluk çağında da başlayabilir. Erkekler ve kadınlar eşit risk altındadır. Psöriatik artritli çocuklarda üveit (gözün orta tabakasının iltihabı) gelişme riski daha fazladır.

    Sedef hastalığı olan insanların yaklaşık yüzde 15-20’sinde psöriatik artrit gelişir. Genellikle önce cilt bulguları çıkıp, ardından yıllar sonra artrit gelişir. Bazen her ikisi bir arada çıkar. Nadiren de önce eklem bulguları gelişir sonra döküntü çıkabilir.

    Psöriatik artrit nasıl teşhis edilir?

    Psöriatik artrit tanısı için, romatoloji doktoru, şiş ve ağrılı eklem ile artrit belirtilerini ve sedefin tipik deri ve tırnak değişikliklerini araştırır. Eklem hasarını aramak için genellikle direkt röntgen filmleri alınır. Ekleme ve omurgalara daha detaylı bakmak için manyetik rezonans görüntüleme (MRI), ultrason veya tomografi taramaları yapılabilir.

    Kan testleri; gut, osteoartrit ve romatoid artrit gibi benzer belirti ve bulgularla seyreden diğer eklem hastalıklarını ayırt etmek için yapılabilir. Psöriatik artritli hastaların, kan testlerinde inflamasyon ve hafif anemi çıkarabilir. Bazen deri biyopsisi sedefi doğrulamak için gerekebilir.

    Psöriatik artrit nasıl tedavi edilir?

    Psöriatik artritin tedavisi, hastadan hastaya ve tutulan eklem bölgesine göre değişir.

    Eklemde ağrı ve iitihabı gidermek için steroid olmayan inflamasyon gideren ilaçlar (NSAİİ-naprosyn, diklofenak, indometazin gibi), mide korunarak tok olarak alınabilir. Tek eklem tutulumunda, eklem içine kortikosteroid enjeksiyonu yapılabilir. Ancak ağızdan (sistemik) kortikosteroid tedavisi, psöriatik artritte kullanılmaz; cilt döküntülerini arttırır.

    Hastalığı uzun süreli kontrol altına almak ve eklemde hasar gelişmesini önlemek için; hastalık seyrini değiştiren romatizma ilaçları kullanılır. Bunlar metotreksat, leflunomid, sulfasalazin, siklosporin’dir. Bazen bu ilaçlar, birbiriyle kombine edilerek kullanılabilir. Sıtma ilacı hidroksiklorokin (Plaquenil) tedavide yardımcı olabilir, ancak sedef alevlenmesine neden olacağından, genellikle kaçınılır. Azatioprin, şiddetli psöriatik artrit formlarında tek veya diğer tedavilerle kombine edilebilir. Yukarıda belirtilen ilaçlara dirençli hastalarda, anti-tümör nekroze edici faktör (anti-TNF) adlı biyolojik ilaçlar-adalimumab (Humira), etanercept (Enbrel), infliksimab (Remicade), golimumab (Simponi) tek başına veya metotreksatla beraber kullanılabilir.

    Ciddi hasar görmüş eklemlere; diz ve kalça eklemine protez ameliyatları gibi onarıcı cerrahi tedaviler yapılabilir.

    Psöriatik artritli hastalara öneriler:

    Özetle, psöriatik artrit alevlenme ve yatışma ile giden kronik bir artrittir. Tuttuğu eklemde hasara neden olur. Bu nedenle erken dönemde tedavi başlanması çok önemli. Hastalığa bağlı tutulum kişiden kişiye hatta aynı kişide bile zamanla farklılık gösterebilir.

    Hastalarda yorgunluk ve kansızlığa neden olabilir. Psikolojik olarak kişileri olumsuz etkileyebilir.

    Sedef hastalığı olanlarda, tansiyon yüksekliği, kolesterol yüksekliği, obezite (şişmanlık), gut ve diyabet biraz daha fazladır.

    Sağlıklı bir kiloda olmak, kan basıncı ve kolesterol seviyelerini düzenlemek gerekir.

    Artriti olan birçok kişide, eklemde sertlik ve onunla ilişkili kas grubunda güçsüzlük gelişir. Genel sağlığınızı iyileştirmek ve eklemleri esnek tutmak için uygun egzersiz çok önemlidir. Basitçe yürüyüş, egzersiz bisikleti, yoga, pilates, germe egzersizleri gibi, doktorunuzun önerileri ile yapabilir veya bir fizyoterapist eşliğinde bazı egzersizler öğrenilerek yapılabilir. Yüzme ve havuz içi egzersizler de eklemi zorlamadan yapılabilecek uygulamalardır.

    Psöriatik artrit tedavisinde romatoloji doktorunun rolü:

    Psöriatik artritli hastalara, bazen gut, romatoid artrit veya osteoartrit tanısı konulabilir.

    Kas-iskelet sistemi hastalıkları uzmanı olarak romatologlar, bu hastalara en uygun tanıyı ve en iyi tedavi seçeneğini sunabilirler.