Kategori: Dahiliye – İç Hastalıkları

  • Yetişkinlerde besin alerjisi

    Besin alerjisi vücudun bağışıklık sisteminin besinler karşı verdiği anormal yanıttır. En sık çocukluk döneminde görülmekle birlikte hemen her yaşta görülebilir. Besin alerjileri çocukluk yıllarında daha çok karşımıza çıkmasına rağmen ileriki yıllarda ortaya çıkan besin alerjileri daha ciddi klinik tablolara yol açabilir. Besinlerin üretilmesi ve hazırlanmasında kullanılan katkı maddelerinin artmasına bağlı olarak besin ile ilgili şikayetler daha sık karşımıza çıkmaktadır.

    Toplumda insanların en az %15-20’sinin alınan bir besinin alımından sonra gıdaya bağlı olarak şikayetlerin oluştuğu belirtilmektedir. Ancak gıda alerjilerinin sıklığı toplumların gıda alışkanlıklarına göre değişse de genelde çocuklarda %2-8 arasında yetişkinlerde % 1-2 civarındadır. Tüm nüfusta ise %2 oranında görülmektedir. Dünyada yapılan birçok çalışmada yıllar içerisinde besin alerjisinde artış olduğu görülmektedir.

    YETİŞKİNLERDE BESİN ALERJİSİ Mİ BESİN İNTOLERANSI MI ?

    Günlük hayatımızda aldığımız besinlerin neden olduğu her türlü olumsuz etkiyi besin alerjisi olarak tanımlamak sıklıkla yapılan hatalardan biridir. Besinleri alırken bizzat besinin kendisinin ya da besinlerle birlikte alınan başka etkenlerin, bağışıklık sistemimiz üzerinde etkisi olsun veya olmasın oluşturduğu tüm anormal tabloları besin reaksiyonları başlığı altında toplamak doğru olur.

    Besin reaksiyonlarını iki gruba ayırabiliriz: Birinci grupta aldığımız besinin içeriğinin yapısal özelliklerine bağlı olarak bağışıklık sistemi üzerinde aşırı reaksiyona yol açmadan oluşturduğu, anormal yanıtların bulunduğu “besin (gıda) intoleransı” yer alır.

    Besin intoleransı, bir gıda yada gıda bileşeni tarafından tetiklenen vücudun gösterdiği ters tepkidir. Örnek olarak laktoz intoleransı verilebilir. Bu tür reaksiyonlar laktoz içeren süt ve süt ürünleri alındığında bağışıklık sisteminin etkisinin olmadığı, laktozun vücutta parçalanamamasına bağlı olarak sindirilemeyen veya emilemeyen besin yada besin bileşenlerinden dolayı meydana gelmektedir.

    Örneğin, laktoz intoleransına sahip kişilerin sütteki laktoz şekerini sindirecek laktaz enzimleri bulunmamaktadır. Laktoz intoleransı dünyadaki yetişkin insanların %50’sinde görülen ve en bilinen besin intoleransıdır.

    Bazı kişiler de lezzet artırıcılar ( monosodyum glutamat ) veya koruyucular (sülfit) gibi katkı maddelerine karşı intoleransa sahiptirler. Besin intoleransı semptomları besin alerjisi ile karıştırılabilir. Bu nedenle bir besine gösterilen reaksiyonun nedenlerini belirlemek amacıyla bir alerji uzmanının değerlendirmesi önemlidir.

    İkinci grup ise besinlerle birlikte aldığımızın alerjenlere karşı bağışıklık sistemi aracılığıyla ortaya çıkan aşırı duyarlılık reaksiyonlarının bulunduğu “besin alerjisi” yer alır. Bu aşırı duyarlılık reaksiyonları, bağışıklık sistemi tarafından oluşturulan immünoglobulin E (IgE) moleküllerinin başrolünü oynadığı erken ortaya çıkan alerjik reaksiyonlar şeklinde veya bağışıklık sisteminde İmmunglobulin IgE moleküllerinin rol almadığı geç tip reaksiyonlar sonucunda ortaya çıkabilir. Ürtiker, anjiyoödem, anafilaksi, egzama, eosinofilik gastrit, kolit, enterokolit gibi hastalıkların hepsi besin alerjileri içinde yer alır.

    Besin alerjisi, alınan besinin içinde yer alan alerjene karşı olarak bağışıklık sistemi tarafından oluşturulan aşırı yanıta bağlıdır. Örneğin süt aldıktan sonra vücutta kaşıntı kızarıklık göz kapağı dudakta şişlik sonrasında nefes darlığı, gibi şikayetler sütün içinde yer alan alerjenlere karşı IgE antikorlarının oluşmasına bağlı olarak gelişir. İnek sütüne alerji tanısı konulup daha ciddi reaksiyonlara yol açmadan tedavi edilmelidir.

    Besin alerjileri ölümle sonuçlanabilecek reaksiyonlara yol açabileceği için besinlerin alımından sonra oluşan reaksiyonunun besin intoleransı mı yoksa besin alerjisi mi olduğunun ayırımı mutlaka alerji uzmanları tarafından yapılmalıdır.

    YETİŞKİNLERDE BESİN ( GIDA ) İNTOLERANSI BELİRTİLERİ NEDİR ?

    Besin intoleransı yiyeceklere tahammülsüzlük modern dünyada yaygındır ve nüfusun % 15-20’sini etkilediğini gösteren çalışmalar vardır. Besin intoleransı bağışıklık sistemi üzerinden etkilerini göstermez. Gıda veya gıda bileşenlerinin yapısal özelliklerine, farmakolojik etkilerine, kimyasal yapılarına veya gıdaları parçalayan enzim eksikliklerine, enzim hatalarına yanıt olarak ortaya çıkabilir.

    Gıda intoleransı olanların çoğunda sindirim sistemi ile ilgili şikayetler görülür. Fonksiyonel gastrointestinal bozuklukları olan hastalara en sık görülen irritabl bağırsak sendromunda (IBS) şikayetlerin % 50-84’ü gıda intoleransı ile ilişkili olduğunu görülmektedir.

    Sindirim sistemi ile ilgili olarak artmış gaz, karın ağrısı, şişkinlik veya ishal gibi şikayetlere yol açar.

    Migren, Baş ağrısı, Öksürük, Burun akması, Havada hissetmek gibi sindirim sistemi dışında şikayetlere de yol açabilir.

    Gıda intoleransına yol açan en sık gıdalar içinde Buğday ekmeği , Lahana, Soğan, Bezelye / fasulye, Süt, Baharatlar, Yağ / kızarmış gıdalar ayrıca kahve gibi içecekler karşımıza çıkmaktadır.

    Yetişkinlerde Gıda intoleransının nedenleri nelerdir ?

    1.Gıdaları tamamen sindirmek için enzimler gereklidir. Sindirim sisteminde gıdaları parçalamak için salgılanan enzimlerden bazıları eksik veya yetersiz çalışıyorsa doğru sindirim olmaz.

    Laktoz intoleransı olan insanlarda, süt şekerini (laktoz) daha küçük parçalara ayıran ve bağırsak yoluyla emilmesini sağlayan bir enzim olan laktaz yeterince bulunmamaktadır. Laktoz sindirim sisteminde kalırsa mide ağrısı, spazm, şişkinlik, ishal ve gaz gibi şikayetlerin oluşmasına yol açar.

    Früktozu parçalayan enzimlerin eksikliğinde özellikle meyve veya meyve sularından sonra tekrarlayan karın ağrısı, bulantı, kusma ve kan şeker düşüklüğü gibi şikayetler ortaya çıkabilir.

    Tüm gıdaların sindirimi için bir enzim gerektirir. Früktoz intoleransı, laktoz intoleransı gibi enzim eksikliklerine bağlı şikayetleri besin alerji ile karışır. Enzim eksiklikleri gıda intoleransının bir nedenidir.

    2.Gıdalar ve içeceklerin içinde yer alan kimyasal maddeler, bazı peynirlerde bulunan aminler ve kahve, çay ve çikolata bulunan kafein çeşitli şikayetleri yol açabilir. Bazı kimseler bu kimyasallara diğerlerinden daha duyarlıdır. Örneğin kahve içtiğinde çarpıntı atakları oluşabilir.

    3.Gıdaların doğal yapıları içinde toksik etkiye sahip olan kimyasallara sahiptir ve bu da diyare, mide bulantısı ve kusmaya neden olur.

    Az pişmiş fasulye, son derece hoş olmayan sindirim problemlerine neden olabilecek aflatoksinleri içerir. Tamamen pişmiş fasulye toksin içermez. Dolayısıyla bazen fasulye yediklerinde tepki verebilirler.

    4.Düzgün depolanmamış olan balık gibi bazı gıdalar “çürüme ve bayatlaması” nedeniyle histamin birikimine neden olabilir. Gıdalar içinde biriken histamin cilt döküntüleri, karın krampları, ishal, kusma ve mide bulantısı yol açabilir. Genellikle belirtiler anaflaksiye benzer güçlü bir reaksiyona yol açar.

    5.Bazı gıdaların içinde yer alan salisilat normal kişilerde soruna yol açmazken bazı salisilat duyarlı kişilerde tepki olarak vücutta kaşıntı kızarıklık kabarıklık nefes darlığı baş dönmesi gibi şikayetler oluşur. Salisilatlar, zararlı bakterilere, mantarlara, böceklere ve hastalıklara karşı savunma mekanizması olarak bitkilerde doğal olarak üretilen salisilik asit türevleridir.

    Salisilatlar, meyve ve sebzelerin çoğunda, baharat, otlar, çay ve lezzet katkıları dahil çoğu bitki kaynaklı gıdada bulunur. Nane aroması, domates sosu, çilek ve narenciye özellikle yüksek seviyelerde salisilat içeriğine sahiptir. Tat katkılarıyla işlenmiş gıdalar genellikle yüksek düzeyde salisilatlarda içerirler.

    6.Gıdaları içine konulan katkı maddelerine intolerans son otuz yılda giderek artan bir sorun haline geldi, çünkü giderek daha fazla sayıda gıda katkı maddeleri içeriyor.

    Gıdaları içine konulan katkı maddeleri gıdaların tatlarını arttırmak, gıdaları çekici kılmak ve raf ömrünü uzatmak için kullanılır. Özellikle içlerinde nitritler, monosodyum glutamat, sülfitler, bazı renklendirici maddelerle reaksiyonlar tarif edilmiştir.

    YETİŞKİNLERDE BESİN ( GIDA ) ALERJİSİNİN BELİRTİLERİ NEDİR ?

    Besin alerjisi besinlerin alımından sonra bağışıklık sisteminin vermiş olduğu aşırı yanıta bağlı olarak ortaya çıkar. Besin alerjilerine bağlı şikayetler bağışıklık sistemi üzerinde IgE üzerinden veya IgE’ den bağımsız olarak ortaya çıkar. Çocukluk yıllarında itibaren görülen besin alerjileri hayatımız boyunca karşımıza çıkabilir ve hayatın geç döneminde ortaya çıkan besin alerjileri genellikle geçmez

    Besin alerjisi alerjik besinin çok az miktarda alımından sonra çok ciddi olabilen ve hayati tehlike oluşturabilen bir reaksiyonlara neden olabilir.

    Besin alerjileri ne gibi şikayetlerle karşımıza çıkar ?

    Besin alerjisinde, şikayetler vücudumuzun bir çok organında kendini farklı şekilde ortaya koyabilir. Besin alerjilerinde alerjik olunan besinin alımından sonra ağız etrafında kızarıklık, yüzde veya vücutta kızarıklık, kaşıntı, egzama belirtileri şeklinde görülebileceği gibi akciğerde hırıltı, öksürük, nefes sıkışması, burun akıntısı, burun tıkanıklığı kanlı dışkılama, kabızlık, kusma, şiddetli gaz ağrısı ve alerjik şok belirtileri gibi daha ciddi hayatı tehdit eden şikayetlere neden olabilir.

    Besin alerjilerinde çıkan şikayetlerin sıklığı organlara göre bakılacak olursa cilt ve sindirim sistemini en çok etkilenen organdır fakat diğer sistemlerde de çeşitli şikayetleri yol açar

    Cilt üzerinde görülen şikayetlere bakacak olursak Ürtiker, anjiyoödem, Kaşıntı, Kızarıklık/Flushing, Atopik dermatit görülebilir

    Sindirim sisteminde görülen belirtiler :Dil dudak ve ağız içinde kaşıntı ve/veya ödem, Bulantı, Kusma Karın ağrısı, Kusma reflü, İshal sayılabilir

    Kardiyovasküler sistemde: Çarpıntı/Taşikardi, Baş dönmesi, Bilinç kaybı / bayılma, Hipotansiyon gibi ciddi hayatı tehdit eden şikayetler görülebilir.

    Solunum sisteminde: Burun tıkanıklığı, kaşıntısı, akıntısı hapşırma ve ses kısıklığı küçük dilde şişlik laringeal ödem gibi üst solunum yoluna ait şikayetler olabilir veya daha ciddi olan öksürük nefes darlığı hırıltı göğüs sıkışması gibi astım şikayetleri ile birlikte görülebilir.

    Gözlerde kaşıntı kızarıklık akıntı ile ağıda metalik, uterusda kasılma, fenalık hissi gibi şikayetlerde görülebilir.

    Besin alerjileri görüldüğü gibi birçok sistemde üzerinde çeşitli şikayetlerle kendini gösterebilir. Bazen bir ürtiker bazen de daha ciddi olan alerjik şok ile karşımıza çıkabilir.

    Besin alerjisi hangi klinik tablolarla karşımıza çıkar?

    Besin alerjilerinin ortaya çıkmasında bağışıklık sistemi üzerinde IgE ile bağlantılı erken tip (Tip I) mekanizmalar veya IgE ile bağlantılı olmayan gecikmiş tip (Tip IV) mekanizmalar son derece önemlidir ve buna bağlı çeşitli klinik tablolar ortaya çıkar. Ayrıca bu iki mekanizmanın eşlik ettiği klinik tablolarda görülür

    Besin alerjisinde erken tip (Tip I) bağışık sistemi ile ilişkili ortaya çıkan klinik tablolar

    Ürtiker ( kurdeşen ), Anjiyoödem, morbiliform rash ( cilt döküntüleri ), Oral alerji sendromu, akut gastrointestinal spazm, alerjik rinokonjuktivit, akut bronkospazm, baş dönmesi/ bayılma, gıda ile ilişkili egzersizin indüklediği anafilaksi veya anafilaktik şok sayılabilir.

    Besin alerjisinde gecikmiş tip ( TİP IV ) bağışıklık sistemi ile ilişkili ortaya çıkan klinik tablolar

    Kontakt dermatit, dermatitis herpetiformis, besin proteininin neden olduğu kolit, proktokolit ve enteropati senromu, ayrıca çölyak ( celiac ) hastalığı ve akciğerde besin proteinlerinin yol açtığı pulmoner hemosiderosiz ( heiner sendromu ) sayılabilir.

    İki mekanizmanın birlikte yol açtığı klinik tablolar içinde

    Atopik dermatit alerjik eosinofilik özofajit, gastroenterit ve astım yer almaktadır.

    Besin alerjilerinin hangi mekanizmalarla oluştuğu ayırt etmek özellikle tanı koyarken hangi testleri yapmamız gerektiğini ve nasıl bir tedavi planı oluşturacağımız konusunda yardımcı olur.

    Yetişkinlerde besin alerjisinin nedenleri nelerdir ?

    Besin alerjisi vücudun bağışıklık sisteminin besinler karşı verdiği anormal yanıttır. En sık çocukluk döneminde görülmekle birlikte hemen her yaşta görülebilir. Besin alerjileri çocukluk yıllarında daha çok karşımıza çıkmasına rağmen ileriki yıllarda ortaya çıkan besin alerjileri daha ciddi klinik tablolara yol açabilir.

    Besin alerjileri hayatımız boyunca karşılaştığımız her gıdaya bağlı olarak gelişebilir. Özellikle çocukluk yıllarında ilk karşılaştığımız gıda olan inek sütü alerjisi en sık görülen besin alerjisidir.

    Çocukluk yıllarında besin alerjisine yol açan gıdalar

    -İnek sütü ve diğer hayvanların sütleri

    -Yumurta

    -Soya

    -Buğday

    -Yer fıstığı

    -Ağaç fıstıkları (Badem, ceviz, fındık gibi)

    -Balık

    -Kabuklu deniz hayvanları olarak karşımıza çıkarken

    Yetişkin yaşlarda en sık besin alerjisine yol açan gıdalar

    -Yer fıstığı

    -Fıstık

    -Balık

    -Kabuklu deniz hayvanları

    -Buğday

    -Soya

    -Yumurta

    -İnek sütü olarak karşımıza çıkar

    Besin alerjileri hayatın her döneminde görülür çocukluk yıllarında oluşan besin alerjileri ileri yıllarda kaybolurken yetişkin yaşlarda görülen besin alerjisi kaybolmaz hatta anafilaktik şok gibi ciddi hayatı tehdit eden klinik tablolara yol açar.

    Yetişkinlerdeki besin alerjisi için risk faktörleri nelerdir ?

    Besin alerjisinin ortaya çıkmasında bazı risk faktörlerinin olduğu konusunda birçok çalışma vardır. Bunlar içinde en çok üzerinde durulanlar

    Cinsiyet özellikle çocukluk yıllarında erkeklerde daha sık görülür

    Irk / etnik yapı (beyaz çocuklarla karşılaştırıldığında Asya ve siyah çocuklar arasında artış göze çarpmaktadır),

    Genetik de yapı ailesinde besin alerjisi olanlarla daha sık görülmektedir.

    Atopik alerjik yapıya sahip kişilerde besin alerjisi daha sonraki yıllarda görülebilir. Alerjik astım olan özellikle ağır astım olan kişilerde daha şiddetli gıda alerjisi reaksiyonları görülür.

    D vitamini yetersizliği son yıllarda üzerinde daha fazla durulmaktadır. D vitamin yetersizliğinde besin alerjisinin daha sık görüldüğü konusunda çeşitli çalışmalar vardır. D vitamini besin alerjisine karşı koruyucu özelliği vardır.

    Tükettiğimiz gıdalardaki yağ asitleri (omega-3-çoklu doymamış yağ asitlerinin tüketiminin azalması),

    Antioksidan tüketiminin azalması,

    Mide asit azaltıcı ilaç kullanımı (alerjenlerin sindirimini azaltmak),

    Obezite

    Hijyen ortamda büyüyenlerde tüm alerjik hastalık gibi besin alerjisi riski de daha fazladır.

    Gıdalara maruz kalmanın zamanlaması ve yolu önemli risk faktörleri arasında sayılabilir.

    YETİŞKİNLERDE BESİN ALERJİSİ TANISI NASIL KONULUR?

    Günlük hayatımızda aldığımız besinlerin neden olduğu her türlü olumsuz etkiyi besin alerjisi olarak tanımlamak sıklıkla yapılan hatalardan biridir. Besinleri alırken bizzat besinin kendisinin ya da besinlerle birlikte alınan başka etkenlerin, bağışıklık sistemimiz üzerinde etkisi olsun veya olmasın oluşturduğu tüm anormal tabloları besin reaksiyonları başlığı altında toplamak doğru olur.

    Besinlerin alımından sonra oluşan besin reaksiyonları besin intoleransı ve besin alerjisi olarak ikiye ayrılır bu yüzden hastanın şikayetlerinin hangisine bağlı olduğunun tespit edilmesi gereklidir.

    Besin alerjisi vücudun bağışıklık sisteminin besinler karşı verdiği anormal yanıttır. En sık çocukluk döneminde görülmekle birlikte hemen her yaşta görülebilir. Besin alerjileri çocukluk yıllarında daha çok karşımıza çıkmasına rağmen ileriki yıllarda ortaya çıkan besin alerjileri daha ciddi klinik tablolara yol açabilir. Bu yüzden besin alerjisinin tanısını koymak çok önemlidir.

    Besin alerjisinin tanısının koymak yapılması gerekenler dikkatli bir anamnez, fizik muayene ile birlikte eliminasyon diyeti, deri testler, kan testleri ve gıda provakasyon testlerinde oluşur.

    Besin alerjisi tansını koymak için en önemli basamak diğer tüm alerjik hastalıklarda olduğu gibi hastadan detaylı bir anamnez almaktır. Besin alerjisinde ortaya çıkan şikayetler çok çeşitli olabileceği için eğer şikayetlerini besinlerle ilişkilendiriyorsa bazı soruların sorulması ve cevaplarına göre testlerin yapılması gerekecektir.

    Besin alerjisi tanısında özellikle şu sorular çok önemlidir.

    -Alerjik reaksiyona yol açan gıda ve miktarının ne kadar olduğu

    -Alerjik reaksiyon ile gıda alımı arasındaki süre ayrıca ilk ortaya çıkan ve sonraki şikayetleri

    -Besin ile daha önce şikayetinin olup olmadığı

    -Besin alımı ile birlikte alerjinin ortaya çıkmasını kolaylaştıran nedenler var mı (Alkol/Egsersiz/İlaç )

    -Astım ve Alerjik rinit gibi diğer alerjik hastalıklarının olup olmadığı çünkü polenler ile mevye ve sebzeler arasında çapraz reaksiyon vardır.(Oral alerji sendromu )

    – Aynı besinle karşılaştığında tekrar olup olmadığı sorulabilir.

    Hastalardan bir günlük tutmaları önemlidir. Hangi gıdaları yediğini, belirtilerin neler olduğu ve ne zaman ortaya çıktıklarını yazmaları önerilir. Hastalar tarafından oluşturulan günlüğün doktora verilmesi sonrasında hangi gıdaların istenmeyen reaksiyonlara neden olduğu ve bu gıdanın diyetten uzaklaştırılması ile şikayetlerin ortadan kalkmasına bağlı olarak besin alerjisine yol açan sorunlu gıdanın saptanabilir.

    Yetişkinlerde besin alerjisi tanısı için yapılacak testler nelerdir?

    Besin alerjisini belirtileri olan kişiler için uygulanacak ciltten gıda alerji testi, kandan gıda alerji testi, alerjen besinlerin alımına ara verilmesi ve besin yükleme testleri gibi testler sadece alerji uzmanları tarafından yapılmalıdır.

    Besin alerjisi testi ciltten yapılması çok değerlidir. Besin alerjisinde cilde uygulanan alerji deri testi le erken tip oluşan reaksiyonlar görülebilir. Ciltten yapılan testler 15-20 dakika içinde sonuç verir. Daha doğru sonuç verir. Bu nedenle besin alerjisi teşhisinde genellikle tercih edilen ciltten alerji testidir.

    Kanda gıda alerji testleri cilt testlerine göre daha az duyarlılığa sahiptir daha çok cilt testi yapılamadığı durumlarda ve riskli durumlarda tercih edilir.

    Besin alerjilerinin tanısında daha az tercih edilen fakat kesin tanı koyduran test gıda provakasyon testleridir. Alerjik olduğu düşündüğümüz gıdanın hastaya verilmesinin içeren bu testler sırasında ciddi reaksiyonlar görülebileceği için gerekmedikçe yapılması önerilmez ve mutlaka alerji hekimlerinin kontrolünde yapılması gerekir.

    YETİŞKİNLERDE BESİN ALERJİSİ TEDAVİSİ NASIL YAPILIR?

    Besin alerjisi vücudun bağışıklık sisteminin besinler karşı verdiği anormal yanıttır. En sık çocukluk döneminde görülmekle birlikte hemen her yaşta görülebilir. Besin alerjileri çocukluk yıllarında daha çok karşımıza çıkmasına rağmen ileriki yıllarda ortaya çıkan besin alerjileri daha ciddi klinik tablolara yol açabilir.

    Besin alerjisine bağlı şikayetleri olan hastaların tetkikleri yapıldıktan sonra tanısı konulduğunda tedavisinin nasıl yapılacağı da çok önemlidir.

    Besin alerjisinin tedavisinde mevcut yaklaşım, alerjenin önlenmesi ve alerjik reaksiyonların derhal tedavi edilmesine dayanmaktadır. Bu tedavi ilkelerinde en önemli kısmı hasta eğitimi oluşturur.

    Besin alerjisine sebep olan gıdaları ortadan kaldırmak, gıda alerjilerinin başlıca tedavisidir, ancak bu gıdaların aşırı derecede ortadan kaldırmak bazen bebeklerde büyüme gelişme geriliğine yol açabilir.

    Gıda eliminasyonu bazen de beslenme dengesizliğine neden olabilir. Hastalar, eliminasyonundan ötürü diyetlerinde eksilttiği gıdanın yerine alerjisi olmayan besin maddeleri ile tamamlamaya yönlendirilmelidir.

    Alerjik gıdaların diyetten kaldırılması hastaların ve ailelerinin yaşam kalitesini çok düşürür. Diyetisyen, yardım alarak hasta ile yaşayan alerjik olmayan aile bireyleri de göz önünde bulundurulmalı, alerjik gıdanın ortadan kaldırılması konusunda hastayı bilgilendirilmek gerekirken aynı zamanda ailenin diğer bireyleri ile birlikte nasıl yemekleri yiyebileceğinin yolları gösterilmelidir.

    Alerjik maddeler içeren işlenmiş gıdaların sebep olduğu sağlık tehlikelerini önlemek amacıyla paketlenmiş işlenmiş gıdalardaki alerjik maddeleri gösteren etiketlenmesi yapılır, fakat etiketleme de bulaş miktarda olanlar az olan gıdalar her zaman etiketlendirilmediğine dikkat edilmelidir. Hastalar, yanlışlıkla alerjisi olan gıdaları yememeleri için, yiyecek etiketlerini satın almadan önce mutlaka kontrol etmeleri gerekir.

    Bireyler birbirlerinden yaş, cinsiyet, aktivite, ailesel geçmiş ve hastalık durumları gibi çeşitli yönlerden farklılık göstermektedir. Bu yüzden genel ilkeler yanında planlanacak olan beslenme bireye özgü olmalıdır.

    Besin alerjilerin ilaç tedavisi erken reaksiyonları ortadan kaldırmak veya daha ciddi lezyonlara ilerlemesini engellemek için gereklidir.

    Besin alerjilerinde oluşan reaksiyonları ortadan kaldıran antihistaminikler hastanın sadece şikayetlerini ortadan kaldırır alerjik yapısını ortadan kaldırmaz. Antihistaminikler tedavide sadece şikayetleri olduğunda verilmelidir.

    Besin alerjilerinde alerjik reaksiyonlar bazen ölümcül hayatı tehdit edici düzeye oluşabilir. Alerjik şok tablosu acil hastanede tedavi edilmesi gereken bir durumdur. Alerjik besinleri yanlışlıkla aldığında oluşabilecek böyle durumlar için hastaya mutlaka yanında taşıması gerekli olan adrenalin otoenjektörü yazılır.

    Adrenalin otoenjektörü hayat kurtarıcıdır ve hastanın kendisine ilacı nasıl ve hangi durumlarda yapacağı gösterilmelidir.

  • Yetişkinlerde polen alerjisi

    Kendini hissettirmeye başlayan bahar mevsimi çoğumuzu mutlu ediyor. Ancak alerjisi olanlar için bahar mevsimi her tarafta uçuşan polenler; burun akıntısı, hapşırmalar, gözlerde kızarıklıklar ve kaşıntılar uykusuz geceler gün için devam eden yorgunluk anlamına geliyor.

    Alerjik yapıya sahip insanlarda özellikle bahar ayları ile birlikte polenlerin solunmasına bağlı olarak ortaya çıkan burun akıntısı, kaşıntısı, tıkanıklık hapşırma ve gözlerde kaşınma gibi şikayetler polen alerjisi olarak adlandırılır aynı zamanda saman nezlesi de denir.

    Çiçek tozu olarak ta bilinen polenler aslında çiçeklerin üreme tohumlarıdır ve her sene milyonlarcası doğaya yaşadığımız çevreye salınmaktadır. Gözle görülemeyecek kadar küçüktürler. Polenler bildiğimiz gibi rüzgar ile veya arılar, böcekler aracılığı ile yayılır. Çevremizde bulunan rengarenk, kokulu bitkiler özellikle süs bitkilerinin polenleri yapışkan ve ağır olup böcekler tarafından taşınırlar, havada yaygın bulunmazlar. Alerjik yapıya sahip kişiler ancak bu bitkilere çok yaklaşırsa şikayete yol açabilir. Hastaların bu bitkilerden uzak kalması şikayetlerin oluşumunu engeller.

    Polen alerjisi veya saman nezlesinin oluşumunda önemli olan polenler havada yaygın bulunan ve rüzgar ile yayılan polenlerdir. Çiçeksiz yeşil bitkilerin polenleri rüzgarlarla taşınır. Bu polenler rüzgar ile kilometrelerce uzağa taşınabildiğinden hastanın bu bitkilere yakın olması gerekli değildir. Bazen bir ağacın poleni 150 kilometreden daha fazla alana yayılabilir ve bu alan içinde bulanan alerjik kişileri etkileyebilir. Bu nedenle korunmak oldukça zordur. Alerjimiz olan ağaç ve bitkileri çoğu kez göremeyebiliriz fakat ne yazık ki onların polenleri havada bulunmaktadır. Bu yüzden alerjik yapıya sahip kişiler şikayetlerinin rüzgarlı havalarda çok arttığını söylerler.

    YETİŞKİNLERDE POLEN ALERJİSİ ( SAMAN NEZLESİ ) NASIL GELİŞİR ?

    Alerjik yapıya sahip insanlarda özellikle bahar ayları ile birlikte polenlerin solunmasına bağlı olarak ortaya çıkan burun akıntısı, kaşıntısı, tıkanıklık hapşırma ve gözlerde kaşınma gibi şikayetler polen alerjisi olarak adlandırılır aynı zamanda saman nezlesi de denir.

    Bahar aylarının gelmesi ile birlikte burun akıntısı kaşıntı tıkanıklık hapşırma gözlerde kaşıntı kızarıklık şikayetleri başlar. Şikayetleri her sene artış gösterip zaman içinde öksürük nefes darlığı hırıltı gibi astım belirtileri ortaya çıkabilir.

    Her bitkinin polen yayılma dönemi farklılık gösterir. Doğada gördüğümüz bitkilerden ortama yayılan polenleri çayır polenleri, ağaç polenleri, ve yabani ot polenleri olarak ayırabiliriz. Bu polenler her sene İklim şartları değişse bile ve bölgenin bitki yapısına bağlı olarak:

    Ağaç polenleri: şubat-nisan aylarında

    Çayır polenleri : mayıs-temmuz aylarında

    Yabani ot polenleri: ağustos –ekim aylarında havaya yayıldığı kabul edilir.

    Polen alerjisinde olduğu gibi diğer alerjik hastalıklarda da geçerli olan alerjik yanıt kişide var olan bir genetik yatkınlığa, çevresel faktörlerinde katkısıyla, ortaya çıkan bozulmuş bir bağışıklıktır. Alerji vücudun bağışıklık sisteminin, dış ortamdan vücudumuza giren polen gibi alerjen adı verilen maddelere karşı oluşturduğu istenmeyen zararlı aşırı bir yanıttır.

    Polenler vücudumuz tarafından yabancı madde olarak algılanır ve bu yabancı maddeleri karşı vermiş olduğu aşırı yanıta bağlı olarak birlikte burun akıntısı kaşıntı tıkanıklık hapşırma gözlerde kaşıntı kızarıklık şikayetleri başlar.

    YETİŞKİNLERDE POLEN ALERJİSİ BELİRTİLERİ NELERDİR ?

    Kendini hissettirmeye başlayan bahar mevsimi çoğumuzu mutlu ediyor. Ancak alerjisi olanlar için bahar mevsimi her tarafta uçuşan polenler; burun akıntısı, hapşırmalar, gözlerde kızarıklıklar ve kaşıntılar uykusuz geceler gün için devam eden yorgunluk anlamına geliyor.

    Polen mevsiminin başlaması ile birlikte ortaya çıkan polen alerjisi birçok şikayete daha yol açabilir. Özellikle uzun yıllar polen alerjisi olan hastalarda diğer organlarda da oluşan hasarlara bağlı olarak birçok şikayet karşımıza çıkar.

    Bunlar nelerdir:

    -Geniz akıntısı özellikle hastalar tarafından geçmeyen boğazın arkasında balgam olarak söylenir.

    -Öksürük uzun yıllar şikayeti devam eden hastalarda geniz akıntısı ile birlikte zamanla ortaya çıkar

    -Yorgunluk devamlı uyku düzeni bozulan hastalarda en önemli şikayetlerdendir.

    -Burun kanaması burunda oluşan harabiyetin neticesinde görülebilir.

    -Öğrenme güçlüğü konsantrasyon bozukluğu yaşayan bir çok hastada özellikle çocukluk yıllarında daha fazla karşımıza çıkar

    -Gözde sulanma, kaşınma ve konjunktivit alerjinin göz ve çevresinde verdiği zarara bağlı gelişir.

    -Sık sinüzit solunum yolunda alerjik rinit ile birlikte sinüslerde oluşan hasara bağlıdır

    -Ağız kokusu devamlı özellikle geceleri ağızdan nefes alan hastalarda geniz akıntısı ile birliktedir.

    -İşitmede azalma alerjinin kulak üzerinde yaptığı hasara bağlı olarak alerjik rinit ile birlikte görülür.

    -Tat ve koku bozukluğu burun tıkanıklığı ile birlikte görülür.

    -Boğazda kaşıntı ve sık tekrarlayan farenjitler yine ağızdan nefes almaya bağlı gelişir.

    -Diş çürümesi çocukluk yıllarında olduğu gibi yetişkinlerde de ağızdan nefes almaya bağlı olarak daha fazla görülür.

    -Nefes darlığı ve hırıltı alerjik rinit alt hava solunum yollarını etkilemesine bağlı olarak astım şikayetleri başladığında görülür.

    -Horlama özellikle geceleri ağızdan nefes alan hastalarda sık rastlanılan şikayetlerden biridir. İlerleyen yıllarda uykuda nefes durması ile karşımıza çıkabilir.

    YETİŞKİNLER POLEN ALERJİSİ VARSA NE YAPMALI ?

    Bahar aylarının gelmesi ile birlikte burun akıntısı kaşıntı tıkanıklık hapşırma gözlerde kaşıntı kızarıklık şikayetleri başlar. Şikayetleri her sene artış gösterip zaman içinde öksürük nefes darlığı hırıltı gibi astım belirtileri ortaya çıkabilir.

    Polen alerjisi belirtisi olan yetişkin hastaların alerji uzmanına gitmesinde fayda vardır. Polen alerjisi belirtileriniz varsa teşhisin konulması için incelenmesi ve alerji testlerinin yapılması gerekir.

    Alerjik hastalıklardan birisi olan polen alerjisi diğer hastalıklarda olduğu gibi birçok organ üzerinde etkilidir. Burun akıntısı tıkanıklık hapşırma şikayetleri başladığında çoğu kez KBB hekimlerine gidilir fakat hastalık sadece burun boğaz ile sınırlı değildir. Gözlerde kaşıntı sulanma olduğunda göz hekimlerine gidilir fakat alerji sadece gözlerimizde sınırlı kalmayacaktır. Nefes darlığı hırıltı geliştiğinde astım tanısı ile göğüs hastalıkları tarafından veya yanında eşlik eden egzama atopik dermatiti şikayetleri için dermatoloji tarafından izlenir. Alerjik hastalıklarında tanısı ve tedavisi alerji uzmanları tarafından yapılması bu yüzden çok önemlidir.

    Alerjik hastalıkların hepsinde olduğu gibi doğru teşhisi konulursa doğru ilaçlar ile polen alerjisinin belirtileri kontrol altına alınabilir ve birçok hekime gitmek gerekmez. Alerji uzmanları tarafından hangi alerjenlere alerjisi olduğu ve nasıl tedavi edileceği ve alerji aşısı gerekip gerekmediği ortaya çıkarılır.

    POLEN ALERJİSİ BELİRTİNİZ VARSA DOKTORA GİDERKEN NASIL HAZIRLIK YAPMALIYIZ ?

    Bahar mevsiminin de polenlerin ortaya çıkması ile birlikte burun akıntısı kaşıntısı tıkanıklık ve hapşırma şikayetleriniz varsa bu şikayetlerinizin alerjik olup olmadığının ortaya konması gereklidir. Polen alerjisi ile uyumlu şikayetlerinizin teşhisi için alerji doktoruna gitmeye karar verdiyseniz nasıl hazırlık yapılacağı hakkında bilgi vermeye çalışacağız

    Polen Alerjisi için Alerji Uzmanına mı gitmeliyim

    Alerji uzmanları diğer alerjik hastalıklar ile birlikte polen alerjisi teşhisinde çok deneyimli ve bu konuda özel eğitim alan aynı zamanda iç hastalıkları uzmanı olan doktorlardır. Bu nedenle mümkünse alerji uzmanına gidilmesinde fayda vardır.

    Alerji uzmanlarına gittiğinizde şikayetlerinizin alerjik olup olmadığı veya diğer hastalıklarla ilişkisinin olup olmadığının da teşhisi konulacaktır. Örneğin burun tıkanıklığı olan hastaların bir kısmının bu şikayetleri troid bezinin az çalışmasına bağlı ( hipotiroidi ) olabilir. Tiroide bağlı hastalığının tedavi edilmesi gerekli olduğunun önemi anlatılmadır. Alerji uzmanları aynı zamanda iç hastalıkları uzmanlarıdır.

    Alerjik rinit için Doktora gitmeden Önce Bazı İlaçları Kesmesiniz

    Polen alerjisi için doktora gitmeye karar vermişseniz ve mümkünse daha önce kullanmış olduğunuz alerji ilaçları, öksürük ve soğuk algınlığı ilaçları, antidepresanların bir kısmı özellikle antihistaminiklerin kesilmesi gerekir. Polen Alerjisi teşhisi için alerji testi gerebilir ve ne yazık ki bu ilaçlar da alerji testinin sonuçlarını etkileyeceği için doktora sorularak en az 1 hafta öncesinde bu ilaçların kesilmesi gerekir. Burun spreyleri ve nefes açıcı spreyler alerji testini etkilemez. Kesilmesine gerek yoktur. Ayrıca diğer hastalıklarınız için hastanın kullanmış olduğu tansiyon ilaçları, tiroid veya diyabet ilaçlarını kesmeniz gerekmez. Antibiyotik kullanıyorsanız kesmenize gerek yoktur.

    Aç Kalmaya Gerek Yoktur

    Polen Alerjisi teşhisi için gereken tetkikler için genellikle aç kalmaya gerek yoktur. Bu nedenle kahvaltı yaparak gelinmesinde fayda vardır.

    YETİŞKİNLERDE POLEN ALERJİSİ TANISI NASIL KONULUR?

    Kendini hissettirmeye başlayan bahar mevsimi çoğumuzu mutlu ediyor. Ancak alerjisi olanlar için bahar mevsimi her tarafta uçuşan polenler; burun akıntısı, hapşırmalar, gözlerde kızarıklıklar ve kaşıntılar uykusuz geceler gün için devam eden yorgunluk anlamına geliyor.

    Yetişkinlerde bahar mevsimi ile birlikte başlayan polen alerjisi kişilerin hem sağlık hem de sosyal yaşantısını etkileyip hayat kalitesini bozan ciddi bir sağlık sorunudur. Polen alerjisi sadece burun akıntısı kaşıntısı tıkanıklık ve hapşırma şeklinde kalmaz ne yazık ki ileri yıllarda diğer sağlık sorunlarını beraberinde getirir. Polen Alerjisi olan yetişkinlerde teşhis konulması için alerji testleri yapılması gerekir. Sizler için polen alerjisi teşhisi için neler yapılması gerektiğini ve testlerin nasıl yapılacağını cevaplamaya çalıştık

    Yetişkinlerde Polen Alerjisi Teşhisi niçin Önemlidir ?

    Burun akıntısı, tıkanıklık, kaşıntı ve arka arkaya hapşırma her zaman polen olmayabilir. Alerji uzmanlarına gittiğinizde şikayetlerinizin alerjik olup olmadığı veya diğer hastalıklarla ilişkisinin olup olmadığının da teşhisi konulacaktır. Polen alerjisi teşhisi konulduğunda tedaviniz değişecektir ve ileri astım gibi diğer hastalıkların oluşması önlenebilir. Bu nedenle polen alerjisi teşhisi konulması önemlidir.

    Yetişkinlerin Polen Alerjisi Teşhisi için Muayene nelere bakılmalıdır?

    Bahar aylarının gelmesi ile birlikte ortama polenlerin yayılmasına bağlı olarak her sene aynı dönemlerde burun akıntısı, tıkanıklık, kaşıntı ve arka arkaya hapşırma şikayetlerinin ortaya çıkması polen alerjisi için önemlidir

    Yetişkinlerde polen alerjisi teşhisi için dikkatli bir hikaye alındıktan sonra hastanın genel bir muayenesi yapılır eşlik edebilecek diğer hastalıklar açısından muayenesi yapılmalıdır. Polen alerjisi ile birlikte astım olabileceği için solunum sistemi muayenesi kulakta akıntısı sinüzit ve farenjit olabileceği için üst solunum yollarına bakılmalıdır. Dikkatli burun muayenesi yapılmalıdır. Polen alerjisi ile birlikte olabilen egzama yönünden de incelenmelidir.

    Yetişkinlerde Polen Alerjisi Teşhisinde Hangi Testler yapılır.

    Yetişkinlerde polen alerjisi teşhisi için bazı testler yapılır. Bu testler içinde en önemlisi alerji deri testleridir. Alerji testleri her yaşta yapılabilmekle birlikte polen alerjisi teşhisi için genelde 2-3 yaşından sonra tüm yetişkinlerde yapılabilir. Alerji testi için en çok deri prick test dediğimiz ciltten yapılan testler tercih edilir fakat bazen deri testi yapılamayan hastalarda kandan da alerji testleri yapılabilir. Ciltten yapılan testler daha doğru sonuç vermektedir.

    Bahar ayları ile birlikte şikayetleri başlayan hastalarda polenler tek tek değerlendirilmesi gereklidir. Polen alerjisi teşhisi koyarken yaptığımız testlerde hastanın hangi polen veya alerjen ile şikayetinin oluştuğunun ortaya konulması hastaya başlanacak olan alerji aşıları için son derece önemlidir. Bu yüzden alerji deri testleri alerji uzmanları tarafından yapılıp değerlendirilmelidir.

    Alerji testi dışında bazen sümük tahlili, kan tahlili ve alerjik astım şüphesinde solunum fonksiyon testleri gerekebilmektedir.

    Yetişkinlerde Polen Alerjisi Teşhisi Bir Deneyim Gerektirir

    Polen Alerjisi şikayetleri olan yetişkinlerde sadece bir testle teşhisi konulmaz. Teşhis bir bütün olarak değerlendirilmesi gereken bir durumdur. Polen alerjisi belirtileri, öykü ve alerji testleri ve diğer testlerle birlikte değerlendirilip kesin teşhis konulması gerekmektedir. Hastanın şikayetleri ile yapılan deri testlerinde uyumsuzluk varsa diğer testlerden ve tetkiklerden faydalanmak gereklidir. Polen Alerjisi teşhisinde kullanılan alerjenler ve bu alerjenler karşı deri testlerinde görülen pozitif yanıt, hastanın uzun süre devam edebilecek tedavisi için çok önemlidir. Bu teşhisin konulması ve tedavinin planlanmasında deneyim ve eğitim çok önemlidir.

    YETİŞKİNLERDE POLEN ALERJİSİ TEDAVİ EDİLEBİLİR Mİ?

    Yetişkinlerde bahar mevsimi ile birlikte başlayan polen alerjisi kişilerin hem sağlık hem de sosyal yaşantısını etkileyip hayat kalitesini bozan ciddi bir sağlık sorunudur. Polen alerjisi sadece burun akıntısı kaşıntısı tıkanıklık ve hapşırma şeklinde kalmaz ne yazık ki ileri yıllarda diğer sağlık sorunlarını beraberinde getirir. Polen Alerjisi olan yetişkinlerde teşhis konulması için alerji testleri yapılması gerekir. Polen Alerjisi teşhisi konulduktan sonra diğer bir önemli sorun nasıl tedavi edileceğidir. Bu makalede tedavi hakkında bilgiler vermeye çalışacağız.

    Yetişkinlerde Polen Alerjisi Tedavisi için neler yapılmalı?

    Alerjik hastalıkların hepsinde olduğu gibi polen alerjisinde de tedavi korunma tedavisi, ilaç tedavisi, alerji aşısı, tamamlayıcı tedavi ve eğitim olmak üzere birçok faktör vardır.

    Yetişkinlerde Polen Alerjisi Tedavisinde Korunma Tedavisi nedir ?

    Alerjik hastalıklarda duyarlı olduğumuz alerjenlerle temas sonrasında ortaya çıktığı için polen alerjisinde korunma tedavisi şikayetlerin ortaya çıkmasına yol açan nedene yönelik yapılmaktadır. Hangi alerjene karşı duyarlılığımız oluştuysa o alerjene karşı korunma yapılır.

    Bahar aylarında polenlerin ortama yayılması ile birlikte burun akıntısı kaşıntısı tıkanıklık şikayetleri ortaya çıkar. Polen alerjisi veya saman nezlesinin oluşumunda önemli olan polenler havada yaygın bulunan ve rüzgar ile yayılan polenlerdir. Bu polenler rüzgar ile kilometrelerce uzağa taşınabildiğinden hastanın bu bitkilere yakın olması gerekli değildir. Bazen bir ağacın poleni 150 km alana yayılabilir ve bu alan içinde bulanan alerjik kişileri etkileyebilir. Bu nedenle korunmak oldukça zordur. Alerjimiz olan ağaç ve bitkileri çoğu kez göremeyebiliriz fakat ne yazık ki onların polenleri havada bulunmaktadır. Polen alerjisinden sorumlu alerjenler alerji testleri ile tespit edildikten sonra bunlara yönelik korunma önlemleri sayesinde daha az alerjik rinit şikayetleri oluşur ve daha az ilaç kullanımı sağlanır.

    Polen alerjisi olan kişilerin bahar mevsimlerinde genel olarak yeşilliklerin çok yoğun olduğu bölgelerden uzak kalınması, pikniğe gidilmemesi, bahçede çalışmaktan, spor yapmaktan kaçınılması uygun olur. Dışarıda güneş gözlüğü takılması, eve gelince duş alınması, elbiselerin yatak odası dışında havalandırılması önemlidir. Geceleri pencereler kapalı tutulmalıdır. Evde hava filtresi kullanması arabasında polen filtresi olmasının faydası olabilir. Bütün bu korunma önlemlerine rağmen polenlerden tamamen uzak durmak zordur.

    Polen alerjisi olan yetişkinlerin burunları çok hassastır ve bu nedenle birçok kimyasal maddeye aşırı yanıt oluşur. Özellikle günlük hayatımızda bolca kullandığımız deterjanlar, deodorant ve parfümler hapşırma burun akıntısı kaşıntısı şikayetlerini ortaya çıkarabilir. Polen alerjisi olan yetişkin hastaların hayatların kokusuz deterjan gibi temizlik malzemesi kullanması ve keskin kokulu parfümleri kullanırken dikkat etmesi gerektiğini söylemek gerekir.

    Yetişkinlerde Polen Alerjisi Tedavisinde İlaç tedavisi

    Yetişkinlerde bahar mevsimi ile birlikte başlayan polen alerjisi kişilerin hem sağlık hem de sosyal yaşantısını etkileyip hayat kalitesini bozan ciddi bir sağlık sorunudur. Burun akıntısı burun kaşıntısı tıkanıklık ve hapşırma gibi şikayetlerin mutlaka önlenmesi gerekir. Polen Alerjisinde ilaç tedavisi alerjik rinit belirtilerini düzelten ilaçlar ve iyileştiren ilaçlar kullanılmaktadır. Polen alerjisinde için kullanacağımız ilaçların çoğu şikayetleri gidermek içindir. Polen Alerjisi için kullandığımız ilaçları kestiğimizde çoğu kez hastanın şikayetleri geri gelir. Antihistaminikler, nasal steroidler ve lökotrien reseptör antagonistleri başlıca kullanılan ilaç gruplarıdır.

    Polen alerjisi bazen tek başına olmaz yanında diğer eşlik eden hastalıklar astım veya egzama varsa bu hastalıklara yönelik de tedavide başlanmalıdır.

    Ürtiker gibi şikayetler bazen polen mevsimlerinde çoğalabilir. Özellikle polen alerjisi olanlarda bazen meyve sebzelerde polenler arasında çapraz reaksiyon olduğu için hastalar meyve veya sebze yediğinde ürtikeryal döküntüler olur. Oral alerji sendromu dediğimiz bu tabloda asıl neden polen alerjisi olmasına rağmen çapraz reaksiyon veren meyve ile şikayetleri ortaya çıkar. Bu yüzden polen alerjisi olan ürtikerli hastalarda her ikisinin tedavisi yapılmalıdır.

    Polen alerjisinde ilaç tedavisi yapılması gereklidir. Şikayetleri kontrol altına almaya yardımcı olur ama tek başına kullanılması ileride astım olmanızı veya hastanın ilerlemesini engellemez.

    Yetişkinlerde Polen Alerjisi Tedavisinde Alerji Aşıları gerekli mi?

    Polen alerjisi tedavisi için şuanda elimizde var olan en iyi tedavi yöntemi aşı tedavisi( immünoterapi ). Yetişkin hastalarda alerjik rinite yol açan alerjene karşı uygulanan aşı tedavisi (immunoterapi ) hastalığın şikayetlerini ortadan kaldıran, hastalığın ilerlemesini ve astım gelişmesinin engelleyen yapılabilecek en iyi tedavi yöntemidir.

    Alerji aşısı ( immünoterapi ) tedavisi Dünya Sağlık Örgütü (WHO)’ nün onayladığı bir tedavidir. Alerji aşısı kullanılması ile ilaç kullanımına ihtiyaç azalmakta ve daha önce şikayetlere yol açan alerjenlerle karşılaşmayla sorun oluşmamaya başlamaktadır. Ayrıca astım gelişmemişse ileride gelişebilecek olan astım gelişmesini de engelleyebilmektedir. Günümüzde alerjik rinitin astıma ilerleyişini durdurabilme potansiyeli olan tek tedavi şekli alerjen spesifik alerji aşısıdır

    Alerji testleri ile polen alerjisi tanısı konan hastalarda hangi polen alerjisi varsa o polen için alerji aşılarının uygulanması gereklidir. Alerji aşıları alerjinizin olduğu polene bağlı olarak kişiye özel yapılmaktadır. Bu yüzden doğru tespit edilmesi çok önemlidir.

    Polen alerjisi için uygulanan alerji aşıları tablet veya kola uygulanan cilt altı enjeksiyon şeklinde yapılabilir.

    Polenler için üretilen alerji aşıları son derece etkilidir. Özellikle polen mevsiminden önce başlanan tablet veya enjeksiyon şeklindeki aşılar hastanın polen mevsimini şikayeti olmadan ve ilaç kullanmadan rahat geçirmesini sağlar.

    Yetişkinlerde Polen Alerjisi Tedavisinde Eğitim önemlidir.

    Polen Alerjisinin tedavisi diğer alerjik hastalıklarda olduğu gibi birçok parçanın birleşmesinden meydana gelmektedir. Polen Alerjisi tedavisinde bu parçaların her birinin yeri farklıdır ve bir bütün olarak değerlendirmek gerekir. Polen Alerjisi tedavisinde korunma yöntemlerinin nasıl yapılacağı, ilaç tedavisi ne zaman ve ilaçların nasıl kullanılacağı, alerji aşılarının nasıl kullanılacağının nasıl yapılacağını anlatan eğitimi verilmesi çok önemlidir. Polen Alerjisi tedavisinde bir parçanın eksik olması diğerlerinin de eksik olmasına yol açar. Mutlaka alerji uzmanları kontrolünde hepsinin içeren her hastaya özel tedavi şemaları oluşturulmalıdır.

    Alerji uzmanları tarafından tanısı konulup tedavi edilirse, hastanın hayat kalitesi iş ve okul hayatı düzelir ancak tedavi edilmediğinde astımla sonuçlanan daha tehlikeli bir süreç başlar. Bu yüzden

    Alerjini fark et polen alerjine dur de

  • Kalın bağırsak (kolon ve rektum) kanseri önlenebilir bir hastalıktır

    Kanser tanısı hasta için son derece kaygı verici, ürkütücü ve ümit kırıcı bir durumdur. Gerçekte de kanser erken evrede teşhis edilemez ise hem hasta ve yakınları hem de doktor için yaşanacak zor bir süreci öngörmek zor değildir. Bu nedenle kanseri, erken tanı ile tedavi edilebilir veya önlenebilir bir hastalık durumuna getirebilmek tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de ulusal sağlık politikası haline getirilmiştir. Bu bağlamda 1-7 Nisan arası çeşitli etkinlikler ve bilgilendirme toplantıları ile toplum da kanser konusunda bilinçlenme ve farkındalık oluşturma amacı ile “Erken teşhis hayat kurtarır” sloganı ile kanserle savaş haftası olarak anılmaktadır.

    Kalın bağırsak Kanseri Önlenebilir Bir Hastalıktır:

    Genel olarak kanser oluşumuna bakıldığında %90 çevresel,%10 oranında genetik faktörlerin sorumlu olduğu görülmektedir. Çevresel faktörler arasında sigara, alkol, obezite, içinde çeşitli katkı maddeleri olan paketlenmiş veya dondurulmuş gıdaların tüketilmesi, radyasyon, zehirli atıklar ile temas, bunlar ile bulaşmış gıdaların tüketilmesi veya havanın solunması ve enfeksiyonlar yer almaktadır. Genetiğimizi değiştirmek elimizde değildir, ancak yukarıda sayılan çevresel faktörleri kişisel ve yönetimsel olarak toplumsal düzeyde azaltarak birçok kanseri önlemek mümkündür. Örneğin içinde katran dahil elliye yakın zehirli maddeyi barındıran ve başta akciğer kanseri olmak üzere çok sayıda sindirim sistemi organı kanserinin nedeni olan sigaranın bırakılması ve sağlıklı beslenmenin öğrenilerek şişmanlık veya obesitenin önlenmesi kişisel olarak ilk yapılması gereken en basit önlemlerdir. Kalın bağırsak kanseri, oluşumunda çevresel etkenler ve genetiğin önemli oranda katkıda bulunduğu bir kanser türüdür. Kolon kanserlerinin %95 i kalın bağırsakta bulunan poliplerden gelişir. Polipler kalın bağırsağın yüzeyini örten tabakanın (mukoza) anormal büyümesi sonucu gelişen ve bağırsak kanalı içine doğru büyüyen oluşumlardır. Kolonoskopi olarak adlandırılan ışıklı elastik bir alet ile kalın bağırsağın içi görülerek teşhis edilip, aynı işlem esnasında polibin kalın bağırsak duvarına yapıştığı yerden kesilerek çıkarılması (bu işlem polipektomi olarak adlandırılır) ile tedavi edilmesi mümkündür. Çıkartılan poliplerin patoloji ile incelenmesi gerekir. Patolojik olarak incelenen polipler ya kanser öncüsü olan adenomatöz polipler veya hiperplastik olarak adlandırılan iltihabi polip olabilirler. Kalın bağırsak kanseri öncüsü olan polipler adenomatöz poliplerdir. Bunların polipektomi iyapılarak çıkartılması kanseri önleyici en etkili yöntemdir. Ailesel (anne, baba, kardeş gibi birinci derece akrabada) kalın bağırsak polip veya kanser hikayesi olan kişilerin bu yönden doktora başvurup gerekli tarama testlerini yaptırması kolon kanserini önlemede ilk ve en önemli adımdır.

    Ailesel risk faktörü olmayan kişilerde kolon kanser veya polip görülme sıklığı yaşla beraber artış göstermekte, kırk yaşından sonra her on yılda bir risk iki kat artmaktadır. Bu nedenle elli yaş üzeri kadın ve erkek tüm toplumda kalın bağırsak polip veya kanserinin erken tanısına yönelik yılda bir kez yapılacak “gaitada gizli kan testi” en basit tarama yöntemidir. Bu test Sağlık Bakanlığının kanser taramalarına yönelik, ülke genelinde Kanser Erken Teşhis, Tarama ve Eğitim Merkezleri (KETEM) tarafından yapılmaktadır. Testin negatif olması kanser veya polip olmadığını %100 göstermez, ancak pozitif olması hastaya mutlaka kolonoskopi yapılmasını göstermesi bakımından önemlidir.

    Kalın barsak polip ve kanserlerinin, kalın bağırsağın sol tarafında daha çok görülmesi nedeniyle kalın bağırsağın sol tarafının “fleksibl sigmodioskopi” olarak adlandırılan daha kısa bir ışıklı alet ile incelenmesi diğer bir tarama yöntemidir.

    Elli yaş üzeri ailesel kolon polip veya kanser hikayesi olmayan kişilerde yılda bir yapılacak gaitada gizli kan testi, 5 yılda bir yapılacak fleksibl sigmoidoskopi veya 10 yılda bir yapılacak kolonoskopi kolon kanserini önlemede en etkili yöntemlerdir.

    Erken Teşhis Hayat Kurtarır;

    Kanser türlerinin uyarılarını erken keşfetmek, bulgularını araştırmak ve ileri tetkik için hastaların sevk edilmesi erken tanı şansını arttırmaktadır. Bu nedenle, kanserde erken tanı programları ile; toplumun, sağlık çalışanlarının ve yöneticilerin bilgisi ve erken tanı olanakları konusunda farkındalıkları arttırılmalıdır. Bireylerin kendi vücutları hakkında bilgi sahibi olması ve olağan dışı bir değişikliğin fark edilmesi konusunda bilgilendirilmesi gereklidir. Kanserde erken teşhis tedavinin başarılı olmasında ilk ve en önemli adım olması nedeniyle gerek sağlık çalışanları gerek bireyler kanserde erken teşhisin değeri hakkında bilgilendirilmelidir.

    Kalın bağırsak kanserinde erken teşhis için ne yazık ki çok erken bir ipucu yoktur. Kalın bağırsağın sağ tarafı daha geniş ve gaita da bu kısmında daha cıvık ve sulu olduğu için bu kısım kanserlerinde tümörün büyüyerek bağırsağı tıkaması epey bir zaman alacağından bağırsak tıkanıklığı şikayeti ile teşhis edilen hastalarda tümör genellikle ileri evrededir, çevre organlara ve ya karaciğer gibi diğer organlara metastaz yapmıştır. Ancak erken dönemde polip veya kanserin üzerinin ülsere olup kanaması ile gaitada gizli kan tespiti, demir eksikliği kansızlığı veya demir deposunun azaldığını gösteren kan ferritin düzeyi düşüklüğü erken teşhis için önemli bulgulardır. Kalın bağırsağın sol kısmı veya anüse yakın bölümü olan rektumda hem gaitanın suyunu kaybederek daha sert kıvama gelmesi hem de bu bölümde bağırsağın daha dar olması nedeniyle bu bölge kanserlerinde makattan kırmızı renkli kan gelmesi, dışkı üzerine çizgi şeklinde bulaşmış kırmızı kan görülmesi, ishal veya kabız şeklinde gaita yapma düzeninin bozulması, dışkı çapının incelmesi veya tam boşalma hissinin olmayışı gibi belirtiler daha erken görülür ve kanseri daha erken dönemde teşhis etmeye götürecek belirtiler olabilir.

    Kırk yaşından sonra veya kadınlarda menapozdan sonra demir eksikliği kansızlığı, ferritin düşüklüğü veya gaita da gizli kan pozitifliği saptandığında yada ailesel kalın bağırsak polip veya kanser hikayesi olanlarda kolonoskopi yapılması kolon polip ve veya kanserini erken teşhis etmede; polibi, polipektomi ile çıkartmak kanseri önlemede en etkili yöntemdir.

  • Yemek borusu (özafagus)

    Reflü nedir?

    Mide içeriğinin yemek borusuna kaçmasıdır. Bu içerik asidik karakterde olabileceği gibi alkali özellikte de olabilir. Yemek borusuna kaçan bu içerik yalnızca yemek borusunda kalmayıp boğaza, yutağa, ağız boşluğuna, östaki borusu aracılığı ile kulak içine, solunum sistemine ve akciğerlere kadar gidebilir.

    Reflü normalde olur mu? Ne zaman hastalık olarak kabul edilir?

    Normal koşullarda görülebilen bir durumdur. Yeni doğanda, gebelikte ve aşırı yemek yenmesi durumunda görülebilir. Yaşam kalitesini bozan yakınmalara sebep olduğu zaman reflü hastalığından, patolojik reflüden söz edilir. Reflünün sıklıkla olması, göğüs ağrısı, yanma hissi olması durumunda Gastro-özofajial reflü hastalığı’ndan bahsedilir.

    Reflü hangi yakınmalar ile ortaya çıkar?

    Mide içeriğinin yemek borusuna kaçması (regürgitasyon) ile heartburn (göğüste yanma hissi), yutmada takılma hissi (disfaji) , ağrılı yutma (odinofaji) tipik yakınmalar olarak görülür. Ağıza kadar gelebilen asidik veya alkali mide içeriği kulak iltihabı, farenjit (boğaz iltihabı), öksürük, ses kısıklığı, diş çürükleri, solunum yolu enfeksiyonları (zatürre), alerjik astım gibi atipik refl, yakınmaları-semptomlarına- (tipik olmayan) sorunlarına da yol açabilir.

    Reflü hastalığının tanısı hangi yöntemle ile konulur?

    Tanı koymada altın standart olarak ph -etri (24 saatlik yemek borusu altından asit ölçümü) yöntemi bilinmkete ise de pratik uygulamda her hasta için gerekli değildir. Günümüzde tanısı gastroskopi (endoskopi) ile konulur. Her reflü hastasına endoskopi gerekli midir ? sorusuna yanıtlarsak akılcı yaklaşımın doğru zaman, doğru yer ve deneyimli Gastroenterolog tarafından endoskopinin yapılmasıdır diyebiliriz. Endoskopinin geciktirilmesi yanlış tanılara veya tanının geciktirilmesine sebep olmaktadır. Batı dünyası sigorta sistemleri bu konuda endoskopi yapılmasını sınırlayan ,geciktiren belirli koşullarda yapılmasını öneren standartlar belirlerken Japonya , Çin gibi doğu ülkeleri daha kolay endoskopi uygulamalarını önermektedirler. Bu sayede daha reflü tanısı ve ayırıcı tanısını koyabilmektedirler. Çocukluk çağında reflü yanışında gastroskopiden ziyade sintigrafik ( radyoaktif maddeler ile işaretli gıdaların yemek borusundan geçişleri veya geri kaçışlarının nükleer tıpta incelenmesi) yöntemler tercih edilirler.

    Refl, tanısında impedansın yeri nedir?

    İmpednas ph-metri yönteminden farklı olarak yemek borusunun içindeki içeriğin hem asit hem de safra özelliğinde olup olmadığını değerlendirebilmektedir. Bu değerlendirme genellikle sık olarak gereken bir yöntem değildir. Bununla birlikte mide operasyonu geçiren olgularda alkalen reflü gastrit gelişimi durumlarında refl, söz konusu ise impedans ölçümü yararlı olabilir. Bunun dışında midenin motilite ( kediliğinden oluşan mide hareketleri) kusurları söz konusu olduğunda safra reflüsü de olabileceği için impedans ölçümleri gerekebilir.

    Reflü ile özafagus (yemek borusu) kanseri ilişkili midir ?

    Reflü hastalığı yemek borusunun alt ucunda mukoza (örtü) değişikliklerine yol açarak Barrett epiteline (Mide örtüsüne değişim) dönüşümüne sebep olur ise % 10 yemek borusu altında adenokanser – kanserleşme riski ortaya çıkabilir. Ayrıca reflü hastalığının larinks kanseri (Yutak kanseri) ile ilişkisi mevcuttur. Türkiye’de reflü hastalarında kanser gelişme riski Amerika, İngiltere, Almanya gibi Batı ülkelerindeki oranlardan çok daha aşağıdadır. Sağlıklı istatistiksel bilgiler elimizde olmamasına rağmen gastroenteroloji alanındaki uzun deneyimlerimizle bu görüşü ileri sürmek mümkündür.

    Özafajit nedir? Hangi yakınmalar ile özafajitten kuşkulanılır?.

    Yemek borusu örtüsünün değişik sebeplere bağlı yangısıdır (İltihabıdır).

    Göğüs ağrısı (retrosternal ağrı) , lokma yutarken takılma hissi (disfaji) veya yanma hissi (pirozis) olabilir. Hiç lokma alınmaksızın da bu yakınmalar oluşabilir.

    Özafajit nasıl oluşur ?

    Akut (ani) veya kronik (süregen) oluşabilir. Akut özafajit aspirin, tetrasiklin gibi ilaçlar ile oluşabileceği gibi, koroziv madde (asidik veya alkali) maddeler: tuzruhu, çamaşır suyu vb temizlik malzemeleri alımında da ortaya çıkabilir. Kronik özafajit ise sıklıkla hiatus hernisi (mide fıtığı), Gastro-özafajial reflü hastalığına bağlı gelişebilir.

    Özafajit ile özafagus kanseri arasında ilişki var mıdır?

    Özafajit reflüye veya koroziv madde (tuz ruhu çamaşır sodası vb.) alımına bağlı ise kanserle ilişkili olabilir. Akalzya (yemek borusu alt ucunda yeterli açılmama ) seyri sırasında da yemek borusu kanseri gelişme riski mevcuttur.

    Özafagus kanseri neden gelişir?

    Yemek borusunun kanseri ne yazık ki sık rastlanan kanserler arasındadır. Yutmada takılma hissi (disfaji), ağrılı yutma (odinofaji), kansızlık (demir eksikliği anemisi ), göğüs ağrısı (retrosternal ağrı), kilo kaybı, iştahsızlık gibi yakınmalarla ortaya çıkabilir. Erken tanı konabilmesi için erken başvuru kadar doktorun bu yakınmaları dikkate alması da önemlidir. Ortaya çıktığında çevre dokulara yayılmış olma olasılığı yüksektir. Farklı tipleri mevcuttur. Kanser tipine göre farklı tedavi yöntemleri mevcuttur. Bu nedenle tedavi başarı oranları farklıdır. Endoskopik işlem ile tanı konması sonrası endoskopik veya cerrahi tedavi şansı mevcuttur. Kemoterapi (İlaç tedavisi) ve radyoterapi (Işın tedavisi) diğer tedavi yöntemleridir.

    Yemek borusu biyopsisinde displazi ne anlama gelir?

    Endoksopik girişim sırasında alınan biyopsilerde displazi her dokunun değerlendirmesinde olduğu gibi kanser gelişimi açısından risk olduğu anlamı taşır. Düşük derecede ve orta derecede displazi isimlendirmeden de anlaşılabileceği gibi biyopsi alınan dokunun hücrelerinde kansere doğru bir değişim ve başkalaşım düşük olasılıkla söz konusu olabileceğini fakat henüz kanser özelliği taşımadığını belirtir. Yüksek derecede displazi ise kötü anlam taşır ve kansere çok yakın değişikliklerin bulunduğu kuşkusunu belirtir. Bu tarzda bir sonuç kısa zamanda tekrar değerlendirmeyi gerektirir. Gastroenterolog bu sonuca göre işlemi yineleyebilir ya da başka bir yöntemle kanser olup olmadığını ivedilikle değerlendirir.

  • Helikobakter pilori ile ilgili bilmek istediklerimiz.

    Soru: Helikobakter pilori mikrobu normalde insan midesinde bulunur mu?

    Yanıt: Normalde bulunmaz. Doğuştan çocuk yaşadığı ortamdan alır. Yıllarca midede yer alır. Sonradan hastalık yapar. Temizlik ile yakın ilişkilidir.

    Soru: Anne veya baba çocuğuna Helikobakter piloriyi (Hp) nasıl verir?

    Yanıt: Anne veya babada Hp varsa tuvalet sonrası makatını (anüsünü) elle temizleme alışkanlığı varsa anne veya baba ellerini tuvalet sabunla yıkasalar bile temizlik yeterli olmadığından çocuklarına her şekilde Hp yi bulaştırabilirler. Çocuğun gıdasını hazırlama, gıdaya dokunma, çocuklarının ağzına kendi elleri ile gıda verme gibi pek çok yol ile bulaşmasına sebep olurlar. Çocuğu ağzından öpme veya kendi ağızlarına götürdükleri bir kaşık veya çatalı çocuklarının ağzına götürüler ise rahatlıkla bulaştırabilirler.

    Soru: Sebze veya meyveyi sirkeli suda yıkamak veya bekletmek Helikobakter piloriden (Hp) kesin olarak temizler mi?

    Yanıt: Sebze veya meyve Hp ile yoğun biçimde bulaşmış ise tam etkili olmayabilir. Sebze ve meyvenin güzelce yıkanması, sirkenin yoğunluğu, bekletme süresi, yıkama suyunun bir kaç Kez değiştirilmesi gibi fazla sayıda faktör temizliğin başarısını etkileyecektir.

    Soru: Helikobakter pilori (Hp) insan da mutlaka hastalık yapar mı?

    Yanıt: Hp normalde bulunan, midede zararsız yaşayan bir bakteri (mikrop) değildir. Midede yerleştiğinde iltihap yapar. Kişiden kişiye değişen bu iltihap derecesi kişinin savunma mekanizmasına, Hp ‘nin suşuna ( alt grubuna, cinsine), midede kaldığı süreye, kişinin genetik yapısına vb. pek çok faktöre bağlı olarak değişik değişik hastalıkları yapar.

  • Ülkemizde en çok görülen 10 kanser ve korunma yolları

    Dünyada kanser hastalarının sayısı ne yazık ki hızla artıyor….

    İstatistiklere göre 2008 yılında ortaya çıkan yeni vaka sayısı 12,4 milyon iken bunun 2030 yılında ikiye katlanarak 26,4 milyona ulaşacağı tahmin ediliyor. Bu rakamlar kanserin insanlık için ne denli büyük risk oluşturduğunu gösteriyor.

    Günümüz onkoloji bilgisi, hastalığın ortaya çıkmadan önlemesinde büyük gelişmeler sağlamıştır. Önleyemediğimiz durumlarda ise erken tanı birçok kanser için mümkündür ve bunun yaşamsal önemi vardır. Gayrettepe Florence Nightingale Hastanesi, medikal onkoloji bölümünden Prof. Dr. Coşkun Tecimer, ülkemize en sık görülen kanser türlerine ve korunma yollarına dikkat çekiyor;

    1- Akciğer kanseri: Anne ya da babasında akciğer kanseri olan, sigara içen ve öksürüğü olan kişilerde spiral tomografi çekilebilir.

    2- Prostat kanseri: Genellikle erken dönemde belirti vermez. Bu nedenle 50 yaşından itibaren erkeklerde yılda bir kez kanda PSA dediğimiz prostat spesifik antijene bakmak gerekir. Bu bir tümör belirteci olup prostat kanserli hastalarda yükselir.

    3- Meme kanseri: Küçük kitlelerin fizik incelemeyle tanısı pek mümkün değildir. Bu nedenle 40 yaşından itibaren kadınlara yılda bir kez mamografi yapılmalıdır. Gerektiğinde buna meme ultrasonografisi ve meme MR´ı eklenebilir.

    4- Deri kanserleri: Yüzeyde oldukları için genellikle fark edilirler. Ancak bazen kendi gözümüzle ulaşamadığımız deri kısımları olduğundan yılda bir kez dermatolojik inceleme yapılmalıdır. Burada saçlı deri gibi lezyonların saklanabildiği yerler de kontrol edilir. Ayrıca bizim fark edemediğimiz ben ve diğer cilt lezyonlarındaki değişiklikler dermatolog tarafından saptanabilir.

    5- Mide kanserleri: Rutin çek-up programı yoktur. Ancak gastrit diye geçiştirilen bazı mide rahatsızlıkları kanser belirtisi olabilir. Bu kişilere gastroskopi denilen üst endoskopik tetkik yapılmalıdır. Böylelikle yakınmaların nedeni anlaşılır. Biyopsi yapılarak kanser olup olmadığına karar verilir.

    6- Mesane kanseri: Rutin çekap programı yoktur. Hastalıktan kuşkulanıldığında sistoskopi denilen tetkikle idrar kanalından mesaneye girilerek bakılır ve gerekirse biyopsi alınır.

    7- Kalın barsak kanseri: Kalın barsaklardaki polipler zamanla kansere dönüşebilir ve bunlar hiç belirti vermezler. Bu nedenle 50 yaş üzerindeki herkese periyodik olarak kolonoskopi yapılmalıdır. Bu tetkikte bir tüp ile anüsten girilerek tüm kalın barsak gözlenmektedir. Polip bulunursa bunlar endoskopi sırasında çıkarılır ve tedavi tamamlanmış olur. Birçok kişi kolonoskopiden çekinmektedir. Oysa ki günümüzde bu tetkikin yapılması çok kolaylaşmıştır. Tetkik sırasında hasta uyutulduğu için herhangi bir acı ya da ağrı duymamaktadır. Kansere dönüşebilen polip bulunmuşsa kolonoskopinin bir yıl sonra tekrarı gerekir. Normal bulunan kişilerde 3 ile 10 yıl arasında tetkiki tekrarlamak gerekir. Ayrıca yılda bir kez dışkıda gizli kan bakılmalıdır. Dışkıda kan bulunan kişilerde kalın barsak kanseri olabileceğinden kolonoskopiyle barsaklar incelenmelidir.

    8- Tiroid kanseri: Rutin çekap programı yoktur. Kuşkulanılan durumda elle boyun muayenesi ve tiroid ultrasonografisi yapılmalıdır. Kuşkulu nodüllerden biyopsi alınmalıdır.

    9- Rahim kanseri: Rutin çekap programı yoktur. Rahim kanserlerinin % 20 kadarı belirti vermez. Bunlarda `pap smear´ denilen test yapılabilir. Bu testte rahim ağzından sürüntü alınmaktadır. Aslında `pap smear´ testi rahim ağzı kanserlerini oluşmadan yakalamada çok önemli bir testtir. Cinsel yaşam başladıktan sonra yılda bir kez yapılmalıdır. Ancak rahim ağzı değil de rahim kanserini yakalamada etkinliği azdır. Rahim kanserinden kuşkulanılan durumlarda `pap smear´a ek olarak karın bölgesinin tomografi ya da MR´ı çekilebilir.

  • Sağlıklı “sindirim sistemi mikrobiyotası” için kefir için

    Sağlıklı bir sindirim sistemi ve sağlıklı bir vücut için, bağırsaklarda “sindirim sistemi mikrobiyotası “olarak adlandırılan yararlı (iyi) bakterilerin bulunması gereklidir. İnsan sindirim kanalında 400’den fazla çeşidi olan 100 trilyon civarında canlı bakteri yaşamaktadır. Çoğu iyi huylu bakteridir. Bu iyi huylu bakteriler az miktarda olan kötü huylu bakterileri kontrol altında tutar, bunlardan açığa çıkan toksinleri salgıladığı birtakım kimyasal maddeler ile parçalar ve zararsız hale getirir, kötü huylu bakteriler ile savaşmada bağışıklık sistemine yardım eder. İyi ve kötü huylu bakteriler arasındaki denge bozulduğunda sindirim sisteminde rahatsızlıklar ve hastalıklar görülür. Gerekli gereksiz antibiyotik kullanımı; mikrobik bağırsak enfeksiyonları sonrası bazen de reflü veya gastritli hastalarda olduğu gibi çok uzun süreli asit bloke eden ilaçların kullanılması, yer değişikliği, beklemiş ve bozuk gıdaların tüketilmesi, hazır ve dondurulmuş gıdaların fazla tüketilmesi iyi huylu bakterilerin azalmasına kötü huylu olanların çoğalmasına yol açar. En sık görülen şikayet gaz ve şişkinliktir. Bunun yanında bazen spasm tarzında olan karın ağrısı, kabızlık, ishal, bulantı, kusma aşırı geğirme ve veya yellenme de sık görülür. Şikâyetler çoğu kez ataklar halinde alevlenme gösterir, günlük aktivite ve yaşam kalitesini düşürür, iş, okul ve sosyal aktiviteler kronik hastalıklardan daha fazla bozulur. Amerika birleşik devletlerinde her yıl 60-70 milyon hasta bu şikâyetler ile hastaneye başvurmakta, tanı ve tedavi giderleri için 125 milyon dolar sağlık harcaması yapılmaktadır. Ülkemizde bu konuda sağlıklı bir veri olmasa da gastroenteroloji polikliniklerine başvuran her 3-4 hastadan biri gaz şişkinlik şikayeti ile başvurmakta ve kanser endişesi ile hastalar doktor doktor dolaşarak problemine çözüm aramaktadır. Çoğu kez her gittiği doktor mide ve bağırsağa endoskopi ile bakmakta ve elinde 8-10 adet gastroskopi ve kolonoskopi raporu bulunmaktadır. Sonuçta bir yandan hastanın iş, okul, sosyal aktiviteleri ve yaşam kalitesi bozulmakta, diğer yandan ciddi iş gücü kaybı yaşanmakta ve sağlık giderleri artmaktadır. Sindirim sistemi mikrobiyotasının bozulması en sık irritabl bağırsak sendromu (İBS), antibiyotikle ilişkili diyare, inflamatuvar bağırsak hastalıkları (İBH: Ülseratif kolit, Crohn hastalığı), laktoz intoleransında görülür.

    Bozulan bağırsak mikrobiyotasını düzeltmek iyi huylu canlı bakterileri içeren yiyecek ve içeceklerin tüketilmesi ile mümkün olur. İyi huylu canlı mikroorganizmaları içeren bu yiyecek ve içecekler “PROBİYOTİK” olarak adlandırılır. Bilinen en eski probiyotik geleneksel mayalama yöntemi ile yapılan ev yoğurdudur. Pastorizasyon yöntemi ile yapılan ticari yoğurtlarda iyi huylu canlı bakteriler pastörizasyon ile öldüğü için probiyotik etkileri yoktur. Yoğurtta 100 milyon canlı bakteri vardır, ancak iyi huylu bakteri çeşidi bir tane ile sınırlıdır. Atalarımızın geleneksel içeceği olan “KEFİR” ise 10 dan fazla iyi huylu canlı bakteri türü içerir ve 1 mililitresinde 7-10 milyon canlı bakteri vardır. Bir su bardağı kefir içildiğinde 1.5 trilyon iyi huylu canlı bakteri sindirim sistemine girmiş olur. Her gün içilecek 1 bardak kefir ile sindirim sistemi mikrobiyotasının düzeltilmesi; İBS de şikayetleri büyük oranda azaltır, İBH da esas tedaviye yardımcı ve destek olur, laktoz intoleransı laktozsuz diyete daha iyi cevap verir; midede gastrit ve ülsere yol açan Hekilobakter pylorinin tedavisine ek olarak kulanıldığında bakterinini temizlenme oranı artar. Canlı bakterilerin tüketilmesi birtakım özel durumlar dışında oldukça güvenlidir. Kanser nedeni ile kemoterapi alan hastalarda, bağışıklık sistemi ciddi baskı altında olanlarda, ciddi kronik yandaş hastalığı olanlarda nadiren sepsis(mikrobun kana karışması), endokardit(kalp kapak iltihabı), karaciğer apsesi ve mantar enfeksiyonlarına yol açabilir. Bu yönden dikkatli olmak gerekir.

  • Çağımızın hastalığı kilo mu?

    Dün hem hastam hem de çok sevdiğim bir arkadaşım ziyaretime geldi. Çok güzel kilo vermesi bundan çok hoşnut olmasına rağmen tüm diğer kilo verenlerde olduğu gibi yeniden kilo alma korkusundan bahsetti. Böyle bir korku olması normal. Şimdiye kadar yapılan katı bir takım rejimler ile ortaya çıkan ünlü yoyo etkisinin de bu korkudaki payı cok yüksek. Peki nedir bu yoyo etkisi? Bunu açıklamak için öncelikle obezite tanımını yapmak gerekli diye düşünüyorum.

    Vücut yağ kitle ağırlığının normalin üzerinde olmasına obezite denir. Obezite insan vücudunda bulunan tüm sistemleri -kalp ve damar sistemi, solunum sistemi, hormonal sistem, sindirim sistemi gibi- sinsice etkileyen ve birçok önemli rahatsızlığa zemin hazırlayan mutlaka tedavi edilmesi gerekli bir hastalıktır. Aslında bu tanımı herkes biliyor, sonuçlarından kimsenin şüphesi yok ama nedense aşırı kilo halen günümüzün en büyük problemi olarak duruyor. Uzun yıllardır olan tecrübelerime dayanarak şunu söyleyebilirim ki kilo vermek aslında sorun değil. En büyük sorun verilen bu kiloyu koruyabilmek. Çoğunlukla yapılan katı bir takım rejimlerle hızlı kilo verilir. Ancak normal yemeye başlandıktan kısa bir süre sonra hızlı bir şekilde verilen kilolar geri alınır. Biz bu sorunu cocukların oynadığı yoyo ya benzeterek ‘’ yoyo etkisi’’ diyoruz.

    Ben her defasında ifade etmeye çalıştığım şeyi tekrar etmek istiyorum. Yaratılışımız itibari ile açlık yaratacak durumlar meydana geldiğinde enerji tüketim azalıyor ve aldığı az miktardaki besini bile son derece verimli kullanır hale geliyor. Yani bir kişi çöle düştüğü zaman kilo vermesinden daha doğal bir şey yoktur. Vücut kitlesi azaldığı için günlük almamız gereken kalori ihtiyacı azalır. Eğer söz konusu kişiler diyetten sonra yine eskisi kadar kalorili yeme düzenine devam edecek olurlarsa vücudumuzdaki enerji verimliliğini kontrol eden hormonlar devreye girerek alınan her kalori yağ depolanmasında kullanılır. Tabii ki kalori ihtiyacı azalmış olan bir vücut sadece kaybettiği kilo kaybını yerine koymakla kalmayıp, üzerine ilave edecektir. Aynı çöle düşmüş kişi örneğine dönersek çölden kurtulduğu zaman bir daha çöle düşebilirim bir daha aç kalabilirim diyerekten aldığı her kaloriyi yağ olarak depolayacaktır.

    Bu durum beslenme alışkanlığını oturtamamış kişilerde mutlaka görülecektir. Özellikle de anormal kalori kısıtlamalı diyetlerde bu durum sistematik bir başarısızlık olarak karşımıza çıkmaktadır.Diyet yaparken mutlaka kalori kısıtlaması yapılacaktır. Ama bunu yaparken dengeli kontrollü sağlıklı beslenme düzenini oturtarak yapmak gereklidir. Yani gerektiği kadar protein, yağ ve karbonhidrat almanın yanısıra, aynı zamanda gerektiğinde tatlı, alkol ve çikolata almak, sosyal hayatı bozmayacak şekilde küçük uyum alışkanlıkları geliştirmekte bu sistemin bir parçasıdır.

    Bütün bunların ışığında diyete karar verip uygulamaya başlamadan önce, yoyo etkisi ile karşılaşmamak için hedefi çok iyi belirleyebilmek gerekiyor. Bugün çok yaygın olarak kullandığımız boyla kilo arasındaki oranı belirleyen Beden Kitle Indeksi bu konuda bize yardımcı oluyor. Ama kişinin yapısına, spor yapıp yapmadığına, etnik kökenine ve ırkına göre değişiklikler gösteriryor. Eğer yanlızca BKI dikkate alınarak bu hedefi belirlemeye çalışırsak Brad Pitt gibi bir yıldız fazla kilolu, mehşur terminatör aşırı şişman olurdu. Sadece BKI ile değerlendirmek bizi çok ciddi yanılgıya düşebilir. Bu farkı belirleyebilmek için de vücut yağ kitlesini tespit ederek ideal kiloyu hesaplıyoruz. Vücut yağ kitlesi nedir?

    Aktif ve sağlıklı kalabilmemiz için vücudumuzun belli oranda yağa ihtiyacı vardır. Yağlar, eklemlerimizin desteklenmesi, organlarımızın korunması, vitamin teminimiz, vücut ısımızın kontrolü, enerji rezervlenmesi (aç kalma halinde), gibi görevler üstlenmektedir. Bu yüzden vücudumuzda belirli bir oranda yağ kitlesinin bulunması gereklidir. Fazla yağ oranı ciddi sağlık problemlerine yol açarken, gereğinden az yağ ise yaşamsal risk oluşturmaktadır. Şöyle ki yağ oranı, kadınlarda %10-%12’nin, erkeklerde ise %5-%6’nın altına düşmemelidir. Eğer bu rakamların altına düşecek olursa çok ciddi bir takım problemlerle karşılaşılabilir. Özellikle günümüzde aşırı zayıflık hali sağlıklı olmakla karıştırıldığı bir dönemde bu durumun bilinmesi ve öneminin vurgulanması çok önemlidir.

    Bazen görüntü de yanıltabilir. Çok zayıf görünen bir kişi Şekilde A ve B tipleri aynı kiloya sahiptirler. C ise daha hacimli ve daha yağlı görünmektedir. Üç tipin de yağ oranları ölçüldüğünde B ve C’nin yağ oranlarının normal düzeyde A’nın ise çok yüksek oranda yağ değerine sahip olduğu görünmektedir. Bu yüzden A zayıf göründüğü halde risk grubuna dahildir.

    İdeal kilo hedefine bu doğrultuda ve dengeli bir şekilde ulaşmış bir kişi sağlıklı beslenme alışkanlığını da devam ettirebiliyorsa kesinlikle yoyo etkisi ile karşılaşmaz. Sadece 8-10 kg kilo vermek değil her koşulda başta belirlediğimiz kilo hedefini yakalamak önemlidir. Bu hedefe doğru şekilde yürümeyi öğrenmediğimiz sürece, her yaz sezonu başlangıcında mecazi anlamda sarıldığınız koltuk değnekleri (mucize şok diyetler, yiyecek yerine gecen uzay karışımları vs) aksayarak yürümeye devam etmemize neden olacaktır.

    Işık ve Sevgiyle kalın….

    Dr Bilgin SILAN

  • Alerjik rinit mi ? Grip mi ?

    Grip, özellikle soğuk kış aylarında ya da mevsim geçişlerinde insanların en büyük sorunlarından biri haline gelmektedir. Birçok insan özellikle belli dönemlerde grip etkisi altına girerek sosyal hayatında, aile hayatında ve iş hayatında birçok olumsuz durumlarla karşılaşmasına neden olmaktadır. Grip hastalığı herkesin bildiği gibi oldukça bulaşıcı bir hastalıktır. Bu hastalık, aile içerisinde bir kişide görülse bile diğer aile bireylerinde çok kısa bir sürede aynı şikayetler ortaya çıkar. Grip, enfeksiyonlar nedeni ile ortaya çıkarak kişinin solunum yollarında yaşamını sürdüren virüslerin vücutta meydana getirdiği hasara bağlı olarak kişiye rahatsızlık veren ve insanların yaşam kalitesini oldukça düşüren bir hastalıktır. Hastalık kişiden kişiye bulaşıcı bir özellik göstererek ve vücuda girdikten yaklaşık bir iki gün içerisinde etkilerini meydana getiren bir hastalıktır.

    Özellikle mevsim değişimlerimde birçok hastada grip ve polen alerjisi karıştırılmaktadır. Bu yüzden gereksiz ilaç tedavileri ve hatta antibiyotik uygulamaları yapılmaktadır. Oysa polen alerjisi ve grip birbirinde ayrılabilir.

    Hangi Durumda ALLERJİ akla gelmelidir ?

    1.Şikayetler allerjen ile temas halinde ortaya çıkıyor ise. Her yıl benzer bahar aylarında olması.

    2. Burunda, boğazda, kulaklarda kaşıntının olması.

    3.Hapşırmanın arka arkaya defalarca olması, bazen arka arkaya 10′ dan fazla olması

    4.Beraberinde su gibi ve bol miktarda burun akıntısının olması,

    5. Gözlerde kaşıntı, kızarıklık ve sulanma yakınmalarının eşlik etmesi.

    6.Burunda bazen sağ tarafta bazen sol tarafta olabilen zaman zaman tıkanıklığın olması.

    7.Ateşin olmaması.

    8.Şikayetlerin uzun süreli bazen bütün mevsim ayları boyunca olması.

    9.Geçmişte veya aynı anda ciltte egzama veya ürtiker ( kurdeşen ) atakları olması.

    10.Ailenin diğer üyeleri arasında, özellikle kardeş ve akrabalarda benzer yakınmaları olan

    kişilerin olması.

    Alerjik olabileceğini aklımıza getirmektedir.

    Uluslararası derneklerin yayınlamış olduğu kriterler bize bu konuda yol göstericidir. ARIA (Allergic Rhinitis and its Impact on Asthma ) belirlemiş olduğu sorular alerjik rinit ile üst solunum yolu enfeksiyonlarının ayrımı konusunda bize çok yardım etmektedir.

    Soru

    YANIT

    Seçenekler

    Aşağıda şikayetlerden herhangi biri sizde var mı ?

    Burnun sadece bir tarafında semptomlar

    EVET

    HAYIR

    Burnunuzdan koyu yeşil veya sarı boşalma

    EVET

    HAYIR

    Postnazal akıntı (gırtlağınızın arka kısmından aşağı doğru) ve koyu mukus ve/veya sulu burun

    EVET

    HAYIR

    Yüzünüzde devamlı ağrı

    EVET

    HAYIR

    Tekrarlayan burun kanamaları

    EVET

    HAYIR

    Koku hissi kaybı

    EVET

    HAYIR

    2.Aşağıdaki semptomlardan herhangi biri çoğu günde en az bir saat var mı ?
    (veya semptomlarınız mevsimselse mevsimin çoğu gününde var mı)

    Islak, sulu burun

    EVET

    HAYIR

    Hapşırma, özellikle şiddetli ve krizler şeklinde

    EVET

    HAYIR

    Burun tıkanıklığı

    EVET

    HAYIR

    Burun kaşıntısı

    EVET

    HAYIR

    Konjunktivit (kızarık, kaşıntılı gözler)

    EVET

    HAYIR

    Birinci sorunun cevabı evetse alerjik rinit düşünülmez daha çok üst solunum yolu enfeksiyonlarında gördüğümüz şikayetlerle uyumludur. Koku hissi kaybı varsa, sarı yeşil akıntı oluyorsa, tek taraflı burun tıkanıklığı varsa, ciddi bir yüksek ateşe yol açıyorsa enfeksiyon aklımıza gelmelidir.

    İkinci sorunun cevabı evetse alerjik rinit düşünmemiz gerekir. Özellikle uzun süreli bu şikayetleri yaşayan hastaların alerji ile ilgili tetkiklerini yapması gereklidir.

    İlkbahar ve yaz mevsimi çoğumuzu mutlu ediyor. Ancak alerjisi olanlar için bahar mevsimi her tarafta uçuşan polenler; burun akıntısı, hapşırmalar, gözlerde kızarıklıklar ve kaşıntılar uykusuz geceler gün için devam eden yorgunluk anlamına geliyor. Alerji uzmanlarının ‘alerjik rinit’ tanısı koyduğu bu hastalık, her geçen gün daha çok insanın özellikle iş ve okul hayatını etkiliyor. Alerji uzmanları tarafından tanısı konulup tedavi edilirse, hastanın hayat kalitesi iş ve okul hayatı düzeliyor ancak tedavi edilmediğinde astımla sonuçlanan daha tehlikeli bir süreç başlıyor. Alerji ile ilgili şikayetlerimiz başladığında mutlaka alerji uzmanlarına gitmek gerekir.

  • Romatizmal hastalıklar

    İskelet sistemi başta olmak üzere birçok organ ve sistemi tutan bağ dokusu hastalıklarıdır. Normalde mikroplarla savaşan bağışıklık sisteminin kontrolden çıkarak kendi hücrelerine saldırması neticesinde gelişir. Hastalık tablosu genetik yatkınlığı olan bireylerde çevresel faktörlerin tetiklemesiyle ortaya çıkar. Bu hastalıklar etkilenen organ ve sisteme göre sınıflandırılır ve farklı isimlerle anılır. Bunlar arasında en çok bilinenler: Romatoid Artrit (RA), Juvenil İdyopatik Artrit (JIA), Sistemik Lupus Eritematozus (SLE), Anti-fosfolipid Sendrom (AFS), Skleroderma, Reynaud Fenomeni, Sjogren sendromu, Dermatomiyozit, Polimiyozit, Vaskülitler, Behçet Hastalığı, Spondilartrit (Ankilozan Spondilit, İnflamatuar (İltihaplı) Barsak Hastalığı ile İlişkili Artrit, Psöriatik (Sedef hastalığına bağlı) Artrit, Sarkoidoz, Akut Eklem Romatizması ve Ailesel Akdeniz Ateşidir.

    Romatizmal Hastalıklarda Tanı Koyma

    Fizik muayene

    Tanıda yol gösterici olan en önemli ipuçları hasta muayenesi ile elde edilir. Örneğin RA’de küçük eklemlerin simetrik tutulumu ve sabah tutukluğu tipiktir. Hastalık ilerlediğinde küçük eklemlerde erozyon ve şekil bozukluğu gelişir. SLE’de ise yüzde kelebek şeklinde olan ve burun sırtını kapsayan döküntü olması önemli bir bulgudur. Hastalığın ağır komplikasyonlardan biri olan “Lupus nefriti” böbreklerin hastalığa iştirak etmesi sonucunda ortaya çıkar. AFS’de damarların içerisinde pıhtılaşma ve tıkanıklık oluşturma (tromboz) eğilimi vardır. Sklerodermada deri sertleşerek elastikiyeti azalırken, Raynaud fenomeninde parmak uçlarında morarma ve ağrılı ülserler gelişir. Sjogren sendromunda göz ve ağız kuruluğu en önemli şikâyetlerdir. Dermatomiyozitli hastalarda üst göz kapaklarında, polimiyozitli hastalarda ise boyun ve göğüste gözlenen kızarıklık şeklindeki döküntüler karakteristiktir. Vaskülitler damarların iltihaplanmasıdır ve etkilenen organa göre farklı bulgular verir. Örneğin akciğerler etkilendiğinde kanlı balgam, böbrekler etkilendiğinde kanlı idrar görülür. Göz dibindeki damarların iltihaplanması körlüğe neden olur. Bazen de sinir sistemini besleyen damarlar etkilenir ve deride uyuşukluk, karıncalanma, yanma ve ağrı gibi belirtiler ortaya çıkar. Behçet hastalığında ağızda ve genital bölgede aftlar çıkar, gözde üveyit adı verilen iltihaplı bir hastalık gelişir. Damarlarda pıhtılaşma ve tıkanıklık olması Behçet hastalığında görülen önemli bir komplikasyondur. Ankilozan spondilitte leğen kemikleri ile omurga arasındaki eklemlerde ve omurgayı oluşturan yapılarda iltihaplanma olur. Şiddetli kalça, bel, sırt, boyun ve göğüs ağrıları vardır, eklem hareketlerinde kısıtlılık görülür. İnflamatuvar (iltihaplı) bağırsak hastalıklarında (Crohn hastalığı, ülseratif kolit) büyük (diz, dirsek) ve/veya küçük (bilekler, parmaklar) eklemlerde asimetrik ve gezici bir iltihaplanma olur. Bazen ankilozan spondiliti andıran bulgular da gelişebilir. Tendonların kemiklere bağlandığı noktalarda ltihaplanma olması, bu hastalıkta görülen başka bir komplikasyondur. Psöriyatikartritte (sedef hastalığına bağlı) gelişen eklem iltihaplanmasında da sıklıkla büyük ve küçük eklemler etkilenir. Bazen de omurga ve kalça eklemleri hastalığa yakalanır. Hastalık ilerlediği zaman küçük eklemlerde erozyon ve şekil bozukluğu meydana gelir. Sarkoidoz başlıca deri, solunum sistemi ve eklemleri ilgilendiren bir hastalık tablosu ortaya çıkarır. Akut eklem romatizması boğaz enfeksiyonu sonrasında ateş yüksekliği ve büyük eklemlerde artrit gelişmesi ile karakterizedir. Kalp kapaklarında yetmezlik gelişmesi ve kalp kasının hastalığa iştirak etmesi bu hastalığın en kötü komplikasyonlarıdır. Ailesel Akdeniz Ateşinde zaman zaman tekrarlayan ateş yüksekliği, karın ve göğüs ağrısı şikâyetleri vardır. Bazen büyük eklemlerde de asimetrik artrit tablosu gelişir, ancak erozyon ve şekil bozukluğuna yol açmaz.

    Laboratuvar

    Romatizmal hastalıklarda kanda yapılan bazı laboratuvar testleri tanı koymada önemli rol oynar. Örneğin RA’da RF (romatoid faktör), SLE’de ANA (anti-nükleer antikor) ve anti-dsDNA, AFS’de AKA-IgG ve AKA-IgM (kardiyolipin antikorlar), Sklerodermada anti-Scl 70, Sjogren sendromunda anti-SSA, anti-SSB, dermatomiyozitte ve polimiyozitte anti-jo1, vaskülitlerde ANCA (anti-nötrofil sitoplazmik antikor) testleri bu testlerden bazılarıdır. Tanı koymaya yardımcı olan, ancak varlığı tek başına bir anlam ifade etmeyen testler de vardır. Ankilozan spondilitte HLA-B27 ve Behçet hastalığında HLA-B5 bu kapsamdaki testlerdir. Ayrıca belli bir romatizmal hastalığa özgü olmayan, ancak hastalık seyrini değerlendirmede önemli olan bazı testler vardır. Bunlar genellikle hastalığın aktivitesi ile ilgilidir. Sedimantasyon, CRP (c-reaktif protein) ve fibrinojen bunlardan birkaçıdır.

    Tedavi

    Romatizmal hastalıklarda tedavi başlıca 3 şekilde yapılır. Bunlar tıbbi tedavi (ilaç tedavisi), fizik tedavi ve cerrahi tedavidir. Tıbbi tedavide kullanılan ilaçlar bağışıklık yanıtını baskılayarak ya da düzelterek etkili olur. Kortizon içeren ilaçlar tıbbi tedavide başvurulan en önemli ilaç gruplarından biridir. Birçok tedavi protokolünde ana ilaç ya da yardımcı ilaç olarak kullanılır. Diğer grup ilaçlar hidroksiklorokin, sulfasalazin, altın tuzları, D-penisilamin, metotreksat, leflunomide, azatiopürin ve siklofosfamid gibi geleneksel ilaçlar ve tümör nekroz faktörü(TNF)-α blokerleri, anakinra, abatasept ve rituksimab gibi biyolojik ajanlardır.

    Bu ilaçların iyileştirici etkileri bağışıklık sistemi üzerinden olduğu için hastada meydana gelen klinik ve laboratuvar değişikliklerinin kapsamlı laboratuvarlarda düzenli olarak takip edilmesi gerekir. Zira bu ilaçların enfeksiyon sıklığında (kısa vade) artma ya da kansere neden olma (uzun vade) gibi önemli yan etkileri vardır.