Kategori: Dahiliye – İç Hastalıkları

  • Yaz gelmeden zayıflama telaşı ile hasta olmayın

    Kısa sürede fazla kilolardan kurtulma isteğiyle zayıflama ilaçları ve bitkisel karışımlara başvurmak, pek çok hastalığı beraberinde getirerek hayati riske de neden olabiliyor. Ancak sağlıklı kilo vermenin yolu, uzman kontrolünde doğru yaşam tarzı değişikliklerinden geçiyor. Memorial Etiler Tıp Merkezi Dahiliye Bölümü’nden Uz. Dr. Özlem Kaplan, zayıflama ilaçlarının zararlı etkileri ve kalıcı kilo kontrolü için yapılması gerekenler hakkında bilgi verdi.

    Zayıflama ilaçlarının ve bitkisel ürünlerin bitki içerikli olması zararsız anlamına gelmiyor

    Şişmanlık özellikle gelişmekte olan ülkelerde ve Batı toplumlarında günlük yaşam tarzı, beslenme alışkanlıkları ve fiziksel aktivitenin azlığı nedeniyle giderek yaygınlaşan önemli bir sağlık sorunudur. Son yıllarda pek çok kişi, diyet ve egzersiz yapmadan bir an önce kilo vermek amacıyla çeşitli ilaç, bitki ve bitkisel ürünler kullanmaktadır. Toplumda bitkisel ürünlerin zararsız olduğuna dair yanlış bir inanış bulunmaktadır. Tüm bu ürünlere internet üzerinden kolayca ulaşım olması, geniş kitleler tarafından bu ilaç ve bitkisel ürünlerin yaygın kullanımına yol açmaktadır.

    Vücudunuzun dengesi bozulabilir

    Bu ürünlerin uzun süreli kullanımı sonucunda çeşitli istenmeyen etkiler görülebilir. Kilo verdirdiği ileri sürülen ürünlerin içerisinde dışkılamayı kolaylaştırıcı, idrar çıkışını ve terlemeyi arttırıcı, sindirim sistemini uyarıcı ve gaz giderici etkisi olan bitkilerin olduğu gözlenmiştir. Bu ürünlerin sürekli kullanımı vücuttan sıvı ve elektrolit kayıplarına neden olması nedeniyle hayati tehlike oluşturabilmektedir. Mide ve bağırsağın hareket kabiliyetini bozarak karında şişlik, kramplar, bulantı ve kusma neden olabilir. Sıvı ve elektrolit kayıpları sebebiyle de kişilerde yorgunluk, depresyon, tansiyon düşüklüğü, kalpte ritim ve ileti bozuklukları, solunum kaslarında zayıflık, kramplar gibi tablolar oraya çıkmaktadır. Ayrıca bu şekilde verilen kilolar sıvı kaybına bağlı olduğu için kalıcı değildir.

    Bu konuda farkındalık oluşturulması çok önemli

    Belirtilen risk faktörleri göz önünde bulundurularak, toplum bu zayıflama ilaçlarının neden olabileceği istenmeyen etkiler konusunda bilinçlendirilmeli, bu ürünleri kullanmak isteyen kişiler önce kapsamlı bir sağlık kontrolünden geçirildikten sonra doktor, diyetisyen ve eczacının kontrolünde kullanmaları sağlanmalıdır. Ayrıca bu tip ürünlerin ilaç olarak değerlendirilip standardizasyonunun sağlanması ve Sağlık Bakanlığından ruhsat alarak eczanelerde satışa sunulması toplum sağlığının korunması adına daha faydalı olacaktır.

    Sağlıkla zayıflamak istiyorsanız uzman yardımı alın

    Bedenen ve ruhen iyi hissetmek, hastalıklardan uzak, sağlıklı ve kaliteli bir yaşam sürmek için ideal kiloda olmak önemlidir. Günümüz yaşam koşullarında artık daha hareketsiz bir yaşam tarzının benimsenmesi, fast food ürün tüketimlerinin artması ile beraber kalp damar hastalıkları, hipertansiyon, diyabet gibi kronik hastalıklar da artmaktadır. İdeal kilo, “Beden Kitle İndeksi” ile ölçülmektedir. Beden Kitle indeksi; normal kilolu, fazla kilolu ve obez gibi sınıflandırılmaların yapılmasında kullanılan ölçüttür. Beden Kitle İndeksi, bireyin kilosunun boyunun karesine bölünmesiyle bulunur.

    BKİ = kg / m2
    BKİ < 25 = normal kilolu
    25 < BKİ < 30 = fazla kilolu
    30 < BKİ = obez olarak sınıflandırılır.

    Sağlıklı ve aynı zamanda kalıcı olarak haftalık kilo kaybı; kişinin yaşı, metabolizması ve fiziksel aktivitesi göz önünde bulundurularak yaklaşık olarak 0,5 – 1,5 kg arasındadır. Güne canlı ve zinde başlamak, öğle veya akşam öğünlerinde açlık krizleri yaşamamak için kahvaltı atlanmamalıdır. Gün içerisinde az ve sık beslenme modeli benimsenmelidir. Beslenme programında yeterli vitamin ve mineral olmasına dikkat edilmelidir. Meyve, sebze, tam tahıl ve yağ oranı düşük protein kaynakları dengeli bir şekilde tüketilmelidir. Metabolizmanın devamlılığını sağlaması, bağırsak hareketlerinin düzenlenmesi, vücutta oluşan zararlı maddelerin atımı için mutlaka yeteri kadar su tüketilmelidir.

    Yemekleri iyi çiğnemek, porsiyonları biraz küçültmek, tuzu daha sınırlı kullanmak, asansör yerine merdivenleri tercih etmek, kısa mesafeleri yürümek gibi küçük değişikliklerle kilo verme süreci desteklenebilir. Kişi kilo verme sürecinde değiştirdiği davranışlarına devam etmelidir. Fiziksel aktiviteyi ve dengeli beslenmeyi terk ettiği süreçte vücut tekrar kilo almaya başlar.

    Yaz gelmeden ideal kiloya ulaşmak için 10 öneri

    Güne mutlaka sağlıklı bir kahvaltı ile başlanmalıdır.

    Ana ve ara öğünler atlanmamalıdır, çünkü atlanılan her öğün gün içinde daha çok yemek yenmesine neden olur.

    Bütün besin grupları günlük beslenme düzeninde yer almalıdır.

    Yemek pişirme yöntemlerini gözden geçirilmelidir. Kızartma yerine; ızgara, fırın veya haşlama yöntemlerinden birini tercih edilmelidir.

    Günlük alınması gereken tuz miktarı yaklaşık olarak 6 gr yani bir tatlı kaşığı kadarolmalıdır.

    Sağlıklı yağları tüketmek önemlidir. Zeytinyağı, fındık fıstık, ceviz gibi kuruyemişler, avokado sağlıklı yağ gruplarındandır.

    Süt, yoğurt, peynir grubunu yarım yağlı tüketilmelidir. Yağlı kırmızı et yerine yağsız olanı tercih etmeye çalışılmalıdır.Kurubaklagiller veya sebze yemeklerinin az yağ ile hazırlanmış olmasına dikkat edilmelidir.

    Haftada 2 kere balık tüketilmelidir.

    Bol su içmek önemlidir.

    Gün içinde hareketli olunmalı, kişiye özel egzersizler belirlenerek düzenli yapılmalıdır.

  • Hızla yayılan ishal tehlikesine karşı önleminizi alın

    Hızla yayılan ishal tehlikesine karşı önleminizi alın

    Hava sıcaklıklarındaki ani değişimlere dikkat!

    Günde üç veya daha fazla sayıda yumuşak, sulu dışkılama durumu ishal olarak tanımlanmaktadır. Bu problemi yaşayan kişiler sürekli bir sıkışıklık hissi ile neredeyse tuvalete bağımlı kalmaktadır. Gelişmiş ülkelerde viral nedenli ishaller daha fazla görülürken; sosyoekonomik durumu düşük, alt yapı tesisleri yetersiz, temiz su sorunu yaşayan ve kişisel hijyene önem verilmeyen ülkelerde bakteriyel nedenler ön plandadır. Bu dönemlerde görülen ishaller de daha çok mikrobik ishaller olarak karşımıza çıkmaktadır. Uygun koşullarda saklanmayan yiyeceklerde üreyen mikroplar, enfekte suların içilmesi ya da bu sularla yıkanmış meyve sebzelerin tüketilmesi ishale neden olur. Aynı zamanda ishali olan kişilerin el hijyenine dikkat etmemesi de mikropların çevreye yayılımını kolaylaştırmaktadır. Başka hastalıklar nedeniyle kullanılan bazı antibiyotikler, bağırsağın emilim kusurları, bazı hormonal hastalıklar, stres de ishal nedenleri arasındadır.

    Aşırı sıvı kaybı hayati riske neden olabilir

    İshal hızla sıvı kaybına neden olduğu için tedavi edilmediği durumlarda ölüme kadar varan olumsuz sonuçlar doğurabilir. Bebeklerde, yaşlılarda, hamilelerde ve bağışıklık sistemi ile ilgili rahatsızlıkları olan bireylerde hastalık daha ağır seyreder. Bu nedenle sıvı ve elektrolit kayıplarının yerine konulması tedavi için çok önemlidir. İshali olan kişilerin hastalık öyküsünün alınması, muayene ve kapsamlı tetkiklerle tedavi sürecine karar verilmesi gerekir.

    Su, şeker, tuz ve karbonat karışımı sıvı kaybını önlüyor

    Genel durumu iyi olan bulantı ve kusmanın olmadığı ateşi olmayan hastalarda 1 litre kaynatılmış soğutulmuş suya 1 çorba kaşığı şeker, 1 tatlı kaşığı sofra tuzu ve 1 çay kaşığı karbonat konularak karıştırılır ve hazırlanan karışım içilebildiği kadar sık aralıklarla içilir. Daha ağır durumlarda kişi ağızdan beslenemiyorsa, ateşi varsa ve ishal 24 saatten uzun sürdüyse mutlaka hastane şartlarında damar yolu ile sıvı ve elektrolit takviyesi yapılmalı, dışkı incelemesi yapılarak tedavi belirlenmelidir.

    Patates ve muz tedaviye yardımcı oluyor

    Hastalık sürecinde doğru beslenme çok önemlidir. Bu dönemde yağlı ve lifli gıdalardan kaçınmak gerekir. Patates ve muz potasyum kaybını önlemek açısından en önemli gıdalardır. Çorba, haşlama, püre, maarna ve pirinç tüketimi sağlanmalıdır. Tedavinin en önemli kısmı sıvı ve elektrolit kaybını önlemektir.

    Açıkta satılan yiyecekleri yemeyin

    İshale karşı kişisel temizliğe dikkat etmek, özellikle her fırsatta elleri yıkamak, kaynağı bilinmeyen, açıkta satılan veya dağıtılan, denetimsiz içme suları ve bu sularla yıkanmış sebze ve meyveleri tüketmemek, yiyeceklerin taze olmasına, paketlenmiş olarak satılan yiyeceklerin üzerindeki son kullanma tarihinin geçmemiş olmasına dikkat edilmelidir.

  • Vücudunuzda hastalık habercisi olabilecek 5 sinyale dikkat!

    Vücudunuzda hastalık habercisi olabilecek 5 sinyale dikkat!

    Tırnakta beyaz ve sarı renkleri önemseyin

    Tırnaklardaki yapı ve renk değişikliği vücutta gelişen birtakım sistemik hastalıkların habercisi olabilmektedir. Örneğin; sarı tırnaklar mantar hastalığında görülürken, kaşık tırnak durumu veya tırnaklardaki beyaz lekeler demir eksikliği anemisinin bir bulgusu olarak ortaya çıkabilir. Tırnaklarda bombeliğin artması durumu ise; siroz, akciğer kanseri, bronşektazi ve bazı bağırsak hastalıklarında görülebilen bir belirtidir. Tırnakta siyah çizgilenmeler ise tırnak yatağında kanama veya melanoma denilen bir kanser türünün habercisi olabilir.

    Gözler de sağlığın aynası

    Sklera denilen gözün beyaz kısımlarında sarı renk olması, karaciğer ve safra yolları hastalıklarının bir belirtisi olabilir. Göz kapaklarındaki ödem, şişlik böbrek fonksiyon bozukluğuna işaret ederken, gözbebeklerinin eşit büyüklükte olmaması kafa içi kanama, ve beyin travmaları gibi ciddi nörolojik hastalık durumlarında görülebilir. Göz bebeğindeki küçülmeler ise bazı kimyasal toksinlerle ve ilaçlarla zehirlenmelerini işaret edebilmektedir.

    Ciltte beyazlama ve kuruluğa dikkat!

    Ciltte kendiliğinden ortaya çıkan morarmalar; lösemi, immun trombositopenik purpura gibi bazı kan hastalıklarının erken bulgusu olabilirken; ciltteki beyazlamalar vitiligo ya da mantar enfeksiyonlarında görülebilmektedir. Saçlı deride fazla kepek, diz ve dirseklerde beyaz lekelerin varlığı sedef hastalığını; ciltte ağrılı, yüzeyden kabarık, içi su dolu kırmızı lezyonların olması ise zona hastalığını işaret edebilir. Ciltteki kuruluk ve kaşıntı, az sıvı tüketimi ya da tiroit bezinizin az çalışmasına bağlı olabileceği gibi, böbrek yetmezliğinin de bir bulgusu olabilir. Özellikle kalp yetmezliğine bağlı periferik dolaşımın bozulduğu durumlarda cilt; soluk renkli, terli veya morumsu bir renk alabilir. Ciltteki sararmalar da karotenin aşırı tüketimine bağlı olabileceği gibi karaciğer ve safra yollarındaki tıkanıklıktan da kaynaklanabilmektedir.

    İstemsiz kilo kaybı hormon problemlerinden kaynaklanabilir

    Kişide istemsiz ve hızlı kilo kayıpları varsa mutlaka tiroit hormon fonksiyonları ve kan şekeri incelenmelidir. Hipertiroidi ve diyabet hastalıkları için ani kilo kayıpları hastalığın ilk bulgusu olabilir. Bunun yanında çoğu kanser hastalığı özellikle açıklanamayan kilo kaybı ile seyredebilmektedir. Gece terlemesi, ateş ve kilo kaybı üçlüsü lenfoma ve lösemi hastalıklarında, kansızlık ile birlikte kilo kaybı ise mide ve bağırsak kanserlerinde görülmektedir. Kilo kaybına eşlik eden halsizlik, öksürük ve yüksek ateş varsa akciğer enfeksiyonları ya da tümörleri açısından araştırılmalıdır. Sırt ağrısı ile ortaya çıkan kilo kayıpları da akciğer tümörlerinin ve pankreas hastalıklarının habercisi olabilmektedir.

    Kalp yetmezliği ve siroz nedeni ile kilo artışı olabilir

    Hareketin azalması ya da yeme alışkanlıklarında bozulma olmaksızın ortaya çıkan kilo artışları, metabolik bazı hastalıkların habercisi olabilmektedir. Tiroit bezi bazal metabolizmayı düzenleyen hormonlar üretmektedir. Tiroit bezinin yavaş çalıştığı hipotiroidi durumunda kilo artışı, halsizlik, cilt kuruluğu ve saçlarda dökülme meydana gelebilir. Yine şeker metabolizmasının bozulduğu insülin direnci ve diyabet hastalıklarında da ani, açıklanamayan kilo artışı kendini gösterebilir. Kalp yetmezliği, karaciğer sirozu gibi vücutta sıvı birikiminin görüldüğü hastalıklarda da kilo artışı görülebilmektedir.

  • Osteoartrit; kireçlenme mecburi bir kader midir?

    Osteoartrit; kireçlenme mecburi bir kader midir?

    Osteoartrit Nedir?

    Bedenlerimiz yaşımızın artmasıyla beraber eskimektedir ve zaman, bizler farkında bile olmadan bedenlerimizi değiştirir. Çok az insan gençliğinden itibaren sağlığına gerçekten saygı göstermektedir. Bazen hayat şartlarımız ağırdır ve beden gücüyle çalışırız, bazen de biz bedenimizi gereksiz yere zorlarız. Halk arasında kireçlenme olarak bilinen ve tıp literatüründe osteoartrit ismini verdiğimiz hastalık da, en belirgin olarak kötü kullanılmış bedenlerin hastalığıdır.

    60 yaşını geçen her 5 kadından ve her 10 erkekten birisinin osteoartriti gelişmektedir. Genellikle yaşlanmayla beraber karşımıza gelen hastalarımızda, özellikle diz, kalça, bel, sırt ve el ağrılarında bu hastalık akla gelmektedir. Diz ve kalça ağrıları nedeniyle yürümekte zorlanma, ayakta durmakla artan bel ağrıları, başparmak kökünde ağrı ve el parmaklarında kemik çıkıntılarının gelişmesi hastalarımızın en fazla şikayet ettikleri konulardır. Bugün için her ne kadar osteoartrit hastalığında son tedavi noktası protez cerrahileri olsa da, bu tedavi yöntemine gelene kadar hastalara yapılabilecek doğru tedaviler belirlenmeli ve özellikle koruyucu hekimlik yapılmalıdır.

    Osteoartritin gelişiminde en önemli sebep mekanik sorunlardır. Eklemlerimiz, fazla yüklenmelere karşı hassastır. Aşırı yük, ya da belli hareketlerin ömür boyu sürekli yapılması, eklemlerin aşınmaya başlamasını sağlar. Yaşla beraber kıkırdakların kendini tamir ve yenileme özellikleri de azalır. Bugün için kireçlenme yapan durumlar;

    1.Artan yaş; 60 yaş üzerine çıkıldığında her yıl, osteoartrit rski daha belirgin artar.

    2.Fazla kilo; Her vücudun kendine göre ideal ağırlığından daha fazla taşıdığı yük, bu riski daha da arttırır. Öte yandan kilonun yaptığı bu yük kalçada daha az iken, dizde çok daha belirgindir. Bence burada en önemli faktörlerden biriside yürüme şeklimizdir. Yanlış yere basma alışkanlıkları sonunda doğal duruş biçiminin dışında, her adımda diz eklemi bir travmaya maruz kalır. Bu tür travmalar da, zamanla kıkırdak yapının ödemli hal almasına yol açar. Bu durum devam ettikçe, diz kıkırdağında sürekli bir tamir çabası gerçekleşir ve bu da ileride osteoartriti tetikler. Ömrünü tarlada ve merdivensiz bir evde geçiren aynı kiloda iki kadın kıyaslansa, tarlada sürekli çalışma sonucu toprağa kontrolsüz basmanın diz üzerine yaptığı olumsuzluk daha iyi anlaşılabilir. Öte taraftan, zayıf bir insanda da osteoartrit gelişebileceği unutulmamalıdır.

    3.Kadın olmak; Yaşla beraber değişen hormonal dengenin ve östrojen azlığının, kıkırdak yapısı üzerine etkisi olduğu düşünülmektedir.

    4.Eklem zedeleyici travmalar; Burada kastettiğim, dize alınan darbelerdir. Yüksekten atlamalar, düşme gibi olaylar anlaşılmalıdır.

    5.Bir bacağın diğerinden 1cm den daha uzun olması; Küçük ve anlaşılmayan bir bacak farkı, her zaman kısa bacak üzerine travma etkisi yapacaktır. O kadar küçük fark belki de anlaşılmadan yıllar geçecek ve kişide osteoartrit gelişecektir.

    6.Genetik özellikler; İşin gerçeği 11 genin kireçlenme ile ilişkili olduğu düşünülmektedir. Oysa bu etki son derece zayıf bulunmuştur. Kireçlenme açısından eklemleri farklı ele almak gerekir. Örneğin hasarlı el kireçlenmesi diyeceğimiz “eroziv osteoartrit” için genetik yatkınlık, diz ve kalçadan farklı ve daha belirgindir. Böyle hastaların özellikle bayanlar için geçerli olan ve benim anne-teyze-hala ellerinin durumu ile hastanın elinin benzer şekilde olma ihtimali arasında ilişki vardır.

    olarak sıralanabilirler. Bu faktörler içerisinde en öne çıkanı yaş ve kilodur.

    Hastatığın geliştiğini nasıl anlarız?

    Yıllardır inanılan görüş, bu hastalığın iltihapsız bir romatizma olduğu yönündeydi. Oysa benim de inancım ve son veriler ışığında, hastalığın kendine ait bir romatizmal reaksiyon da içerdiğini gösterir. Bu anlayış farkı, osteoartriti tedavi edilebilir hastalıklar sınıfına yaklaştırır.

    Bu hastalığa tanı konulmasında ilk adım, şikayeti iyice dinlemektir. Hangi eklem veya eklemlerde ağrıların olduğunu ve bu ağrıları günün hangi vakitlerinde olduğunu bilmemiz gerekir. Osteoartritte;

    Ağrılar hareketle artar.

    İstirahat edince ağrı azalır. Sabah ağrısız kalkılır ve ağrı gün içinde artar.

    Merdiven, namazda dizi katlamak, oturarak yenilen yemekler ve klasik tuvalet kullanımı özellikle diz ağrısını arttırır.

    Kalça ekleminde değişiklikler dizden daha yavaş seyreder.

    El işi, soğuk su ile uğraşmak da el ağrılarını arttırır

    Ayakta kalmakla ağrılar özellikle bel ve dizde artar.

    Tanı koyarken

    Hasta ile iyi bir sohbet ve ardından muayene ilk adımdır

    Şikayet edilen bölgenin basit filmleri görülür

    Konusunda uzman kişilerin ve artık özellikle tüm romatoloji kliniklerinin kullandığı ultrasonografi de tanıda yardımcı ve basit bir testtir.

    Gerekirse ileri görüntüleme testleri istenir (MR veya tomografiler)

    Nadiren diğer iltihaplı romatizmalardan dikkatlice ayırmak gerekir

    Film çekmek bize yol göstericidir. Burada bozulmuş eklem yapıları, daralma ve hasar anlaşılır. 60 yaşının üzerinde eğer bir hastada ameliyat düşünülmüyorsa MR çekmek son derece gereksiz bir tetkiktir.

    Tedavi metodları hakkında yorumlarım

    Erken tanı koymak tedavide ilk ve en önemli adımdır. Çünkü osteoartritte tedaviye erken başlanmazsa, kalıcı değişiklikler oluştuktan sonra etkili tedavi çok zordur.

    En etkili tedavi yöntemi, eklemi zorlayan faktörü ortadan kaldırmaktır. Bu faktör, en sık görülen osteoartrit şekli diz ekleminde olduğu için, kilo vermektir. Gençlik çağından itibaren sporu hayatın bir parçası yapmak ta önemli bir koruyucu hekimliktir.

    Hayat tarzı değişiklikleri yapılmalıdır. Bu planı yaparken, hangi eklem etkilenmişse ona göre farklı öneriler yapılır. Örneğin diz osteoartriti olan birisinin merdivenden, el osteoartriti olan birisinin de el örgüsü veya elle yapılan temizlik işlerinden kaçınması gibi.

    Cerrahi işi biraz kafa karıştırıcıdır. Diz eklemine yapılan artroskopik cerrahilerin bir faydası olup olmadığı halen anlaşılabilmiş değildir ve bilimsel makaleler bizlere bu konuda ikna edici sonuçların oluşmadığını belirtir. Düzeltici yani protezsiz cerrahiler ise ancak çok özel ellerde ve seçilmiş vakalarda başarılı olabilmektedir. Protez cerrahisi için ciddi korkular vardır. Bu noktada, sıklıkla ileri yaşa sahip olan hastalarımızın, şeker tansiyon gibi ek hastalıklarının da olması, hekimi ameliyat yapmaktan uzaklaştırmaktadır. Protezlerin belli bir ömrü vardır diye bilinir ve bir protez konacaksa, hastanın ileri yaşlarda cerrahi için gelmesi istenir. Oysa bizler kaç yaşında olursak olalım, kaliteli yaşamak ve hayattan zevk almak isteriz. Geceleri bizi yataktan kaldıran bir diz ağrısını 50 yaşında ameliyat ile ortadan kaldırma imkanı varken, hastaya bu ameliyatı yaşlanınca yapalım demek, hastanın ömrünü kalitesiz bir şekilde yaşamasını istemektir. Ben bu noktada kendime hep şu soruyu sormaya çalışırım ve ben olsam ne isterdim derim. 80 yaşında ve hayat dolu bir insana da cerrahiyi, sadece yaşı nedeniyle yapmamak bence yanlış bir davranış olacaktır.

    Bugüne dek osteoartritin ilaç tedavisinde hep ağrı kesiciler temelli bir tedavi yaklaşımı benimsenmiştir. Oysa, sürekli ağrı kesici alan birisinin, eklemini doğru pozisyonda koruma imkanı da azalacaktır. Bir yandan osteoartritin de kısmi iltihabi bir romatizmal hastalık olduğuna dair artan deliller varken, bu hastalığı tedavi etmek için sadece ağrı kesicileri kullanma çabası yetersiz bir tedavi yaklaşımıdır. Ancak bu konuda da kesin çözüm diyebileceğimiz ilaçlar henüz mevcut değildir ve hekimlerin kendi tecrübelerine dayalı farklı tedavi yöntemleri belirmektedir.. Son dönemde artan ve kıkırdak geliştirici olarak nitelenen hiyaluronik asit ve glukozaminoglikanın gerçekten etkili olup olmadıkları tartışmalı olup, doğru vakalarda fayda sağlayabilmektedirler.

    Eklem içi kortizon uygulanması, dizde 1-2 kez denenebilir. Ancak sık tekrarlanan enjeksiyonlar diz kıkırdağının zedelenme hızını da arttıracaktır.

    Kıkırdak nakilleri, büyüme hormon önleyici ilaçlar, kök hücre tedavileri henüz tatminkar sonuçlar sağlamamıştır.

    Omuz ekleminin, omurgaların osteoartritinin de temel tedavi yöntemi egzersizdir.

    Son zamanlarda hastalarımızın daha bir merakla sorduğu, halk arasında kök hücre tedavisi denilen ancak gerçek anlamında kök hücre ile alakası olmayan PRP tedavisi giderek yaygın bir hal almıştır. Bu konudaki şahsi kanaatim de bu yöntemin etkisiz olduğu yönündedir ve çalışma sonuçları bu yönde iyi bir sonuçtan bahsetmemektedirler.

    El osteoartritinin daha farklı değerlendirilmesi gerektiğini unutmayalım.

  • Fibromiyalji her yerimizin ağrıması mıdır?

    Fibromiyalji her yerimizin ağrıması mıdır?

    Öyle bir hastalığınız olacak ki, sürekli ağrılar çekeceksiniz ancak gittiğiniz doktorlar sizi muayene ettiklerinde şikayetlerinizi açıklamakta zorlanacaklar ve yapılan tüm testler normal bulunacak. Bir süre sonra ağrılarınızı anlatma çabanıza yakınlarınız bile kuşkuyla bakacaklar. Diğer taraftan da siz, kendinizde gizli bir kanser olduğunu düşünmeye başlayacaksınız belki de. Oysa rahatsızlığınız, aslında beyin ve ilgili sinir yapısının aşırı olarak dışa vurduğu bir ağrı hissi olup, ilaveten unutkanlık, uyku bozuklukları, halsizlik ve özellikle duygusal durumunuzda iniş çıkışlarla ilişkili bir durum olan fibromiyaljidir. Şu gerçeği kabul etmeliyiz, bu insanlar gerçekten ciddi bir ağrı çekerler. Ancak bu ağrıyı bir paket yapsak ve tamamen sağlıklı bir insana iğneyle verebilsek, çok daha az bir ağrı hissedildiği görülecektir. Hastalarımız bize sıklıkla benim ağrı eşiğim aslında çok yüksektir dese de, burada ifade edilen gerçek hassasiyet eşiğinin çok fazla olduudur.

    Fibromiyalji hastasını yukarıdaki paragrafın güzelce tarif ettiğine inanıyorum aslında. İnsanoğlu her gün daha fazla imkana sahip olsa da, toplumların %8’ini etkileyen bu hastalığa hem hastanın çevresi hem de doktorlar gerçek bir hastalık gözüyle bakmadıkları için, işler daha da karışıyor. Sonuçta kişi kendini daha da anlaşılmaz bir halde buluyor ve günlük hareketler daha da fazla ağrı veriyor, uykular daha bir bozuluyor sanki.

    Fibromiyalji her yaşta görülebilir ve kadınlarda erkeklere göre belirgin olarak daha fazladır. Zengin fakir, gelişmiş gelişmemiş, kültürlü kültürsüz tüm toplumlar benzer oranlarda etkilenmektedirler. Özellikle ailesinde uzun süreli ağrı yakınması ve yine fibromiyaljisi olan bireyler, psikolojik stres ve travmaya maruz kalanlar, yıllardan beri ağrıdan yakınanlar daha da kuvvetli hasta adayıdırlar. Öte yandan eğer hastamızın romatoid artrit, lupus gibi kronik hastalıkları da varsa fibromiyalji riski 3 kat daha fazladır. Tedavisinin tamamlandığını düşündüğümüz ancak işlerin yolunda gitmediğini ve ağrısının devam ettiğini belirten hastalarımızda mutlaka aklımıza fibromiyalji gelmelidir. Uzun süredir devam eden özellikle romatizmal kökenli bu hastalıklar, kişinin psikolojik dayanma barajlarını yıkmış ve örselemiş ve içinde fırtınalar kopartmıştır.

    Hastaların önemli bir kısmında en önemli şikayet ağrıdır. Bazen derinden gelen ve tam olarak yerini tarif edemediği bir ağrı yıllardır rahatsız etmektedir. Omuz, boyun ve sırt ağrıları daha da fazla hissedilir. Ağrılı adet sancısı (dismenore) şikayeti olanlarda da fibromiyaljinin daha fazla görüldüğünü söyleyebiliriz. Farklı bölgelerimizde de anlamsız ağrılar ve yakınmalar vardır, örneğin; çene ağrıları, sürekli halsizlik, ağrılı ve sık sistit geçirme hissi gibi. Ancak benim için barsak sistemi ruhun dışa yansıyan aynalarından birisidir. Zihni duru olan kişinin tuvalet alışkanlığı da saat gibi işler ve kabızlık, gaz gibi şikayetleri olmaz. Oysa fibromiyalji hastalarının yarısında ciddi kabızlık sorunu vardır ve hastalarımız gastroenteroloji polikliniklerinde hassas barsak sendromu tanısı alırlar.

    Neden fibromiyalji hastalarının ağrı algılaması veya hissetmesi daha fazla olur, acaba bu sorunu anlasak hastaya daha fazla yardımcı olabilir miyiz? Davranışlarımız, ruh yapımız ve hayatımızdaki sosyal durumumuz bu noktada hep etkilidir. Kendini zamanın akışına bırakarak, hiçbir hadise karşısında ayakta durmaya çalışmayan, hayatındaki olaylarda sebepleri başkasında arayan, elinden geleni yapsa da şartlarını değiştiremediği için bırakan kişiler için ağrı, vücudun kendisini dışa anlattığı bir dildir aslında. Bu durumu bir numara yapmak tabiriyle açıklamaya çalışmak da hastanın etrafının yaptığı bir hatadır genellikle. Bu hastalığı oluşturan faktörlerin başında uyku bozuklukları gelir. Aslında gerçekten iyi uyku gibisi yoktur ve sabah kalktığında mutlu olan, gülümseyen ve ne güzel bir gün başlıyor diyebilen insanın bedenine aslında fibromiyalji diye bir hastalık da uğramaz. Öte yandan şişmanlık, tembellik veya aktivite azlığı veya sporsuzluk, iş hayatında tatminsizlik eklenince işte size fibromiyalji olmaya aday bir kişi ortaya çıkmıştır.

    Bizim lisanımızla bir adım atalım öyleyse…

    Neyiniz var? Her yerim ağrıyor veya dokunduğum her yerim ağrıyor, bazen kramplar giriyor

    Şikayetiniz ne zaman başladı? Uzun süredir hissediyorum

    En çok nerede hissediyorsunuz ağrınızı? Omuzlarımdan kollarıma yayılıyor sanki, boynum da çok ağrıyor ve her yerime yayılıyor, kalçalarım da ağrıyor, bacaklarıma doğru inen ağrı ve üşüme ve yanmalarım var….

    Peki başka şikayetiniz var mı? Uyuyamıyorum veya kabızlık veya gaz

    Önceleri fibromiyalji tanısı için hassas noktaların sayılması önerilirdi. Ancak aklıma hiç yatmayan bu tanı metodunu bugün terk etmiş vaziyetteyiz. Tanıda en önemli adım, hasta ile çok net bir görüşme ve ardından da iyi bir muayene yapmaktır. İşte bir dönüm noktası ve hastaya bir teşhis koyduk artık ve inanın hastamızı rahatlatan ilk en büyük hareketimiz burasıdır. Çünkü artık şikayetlerinin bir adı vardır ve gerçek olduğu anlaşılmıştır. Muayenesinde belirgin özellik olmaması, testlerinin de güzel çıkması da ayrı bir rahatlatıcı faktör olmuştur kendisi için. Bundan sonra bilinmesi gereken, daha fazla test ve araştırma yapmaya artık kesinlikle bir son verilmelidir. Eğer doktorun kendisinin fark ettiği ve ispat edilen tıbbi ipuçları varsa, zaten hekimlerimiz bunu araştırmaktadırlar.

    Fibromiyalji hastasının derdini anlatamama, kendini ifade edememe ve acaba başka birisine daha mı sorsam endişesi zamanla tıbba olan güvensizliğini artırarak onu, ne olduğu belirsiz ot-çöp tedavilerinin kucağına itecektir.

    Klinikte tedavi ettiğim 60 yaşlarında ve fibromiyalji tanısı alan bir hastamız, tedavisinin ikinci ayında şikayetlerinin yarıya yakınının azalsa da tam geçmediğini söyledi, konuşmamız boyunca bana bu soruyu 6-7 kere tekrarladı ve her defasında baştan alarak anlattığım şeyleri dinlemediğini fark ettim. Kendisine bu hastalığın tedavisinde en önemli olan şeyi (peki siz kendiniz için ne yaptınız?) sorduğumda bana kızdı. Aslında hastalarımıza belki de iyi anlatamadığımız ve bazen bizim de ihmal edebildiğimiz en önemli tedavi basamağı hastanın hayata motive edilmesidir. İyi olacağına inanan insan mücadele etmesi gerektiğini anlar. Fibromiyaljide kişinin kendi ile pozitif mücadelesine ne kadar ihtiyacımız olduğunu anlatmaya kelimeler inanın kifayetsiz kalır. Hayata tutunmaktır aslında bu uğraşın sonucu…

    1. Mutlaka egzersiz yapmalısınız ancak bu yapacağınız egzersizler düzenli ve belli bir disiplin içinde olmalıdır. Az bile olsa devamlı olursa egzersizleriniz faydalı olacaktır. Evde yapılabilecek aerobik, plates ve aletli plates inanın sizi tahmin ettiğinizden fazla rahatlatacaktır.

    2. Davranış tedavisi olarak isimlendirilen ve küçük grupların eğitimini hedef alan bu tedaviyi aslında kendi toplumumuza uyarlamamız gerekir. Çünkü ülkemizde çoğunlukla ev hanımlarının bence etkilendiği fibromiyaljiden çıkış yollarını bulmak gerekir. Beraber kitap okuma saatleri, el örgüsü veya uğraş saatleri planlanabilir. Ev hanımları bir araya geldiklerinde zamanlarını faydalı geçirmenin yollarını aramalılar. Vücudumuzdaki her noktanın her türlü ağrı ve sızısını dikkate alarak, üşümesinin ve yanmasının ardında ne gibi hastalıklar olduğunu araştırmayı bırakmak gerekir.

    3. Tamamlayıcı tıp olarak bitkisel kökenli ilaçlar akla gelse de bunlar gerçekten etkili değillerdir. Ağrısını geçirmekte zorlandığım hastalarda akupunkturu nadiren önermekteyim ve bu konuda bilimsel veriler de artmaktadır. Hamam ve kaplıcalar, ancak egzersizin de birlikte sürdürüldüğü ve hastaya öğretildiği bir tedavi ise işe yaramaktadırlar.

    4. Kullandığımız ilaçlara gelince; tek başına ağrıyı kesmeye çalışmak başarı şansımızı azaltmaktadır. Uzun süre kullanılacağı için en düşük doz ve etkideki ağrı kesiciler kullanılmalıdır. Öte yandan anti-depresanları, asıl amacın iyi bir uyku olduğunu hatırlayarak verdiğimizi belirtmek isterim. Her ne kadar hastalığın altta yatan sebeplerinden birisi kronik depresyon olsa da, sadece depresyonu tedavi ederek fibromiyaljiden kurtulma ihtimalimiz azdır. Son yıllarda gabapentin ve pregabalin içerikli ilaçlar bu alanda en çok başvurduğumuz yöntemlerdir. Ancak tüm bu tedavi seçeneklerinin özellikle iştah arttırıcı, sersemlik verici, ödem yapıcı yan etkileri nedeniyle kullanılmaları kolay değildir.

    İşin gerçeği bence gayret etmeyen, hayatına bakış açısını değiştiremeyen bir fibromiyalji hastasının iyileşme ihtimali de azdır. Şartların ortaya çıkardığı stres faktörleri ne olursa olsun, bunlaradan şikayet edeceğine, bütün gücümüzü toplayarak o engelleri aşmamız gerekir. Ruh hayatın girdabına kapılmış giderken, bedenin ona sağlıklı bir şekilde ayak uydurması imkansızdır.

  • Ankilozan spondilit (as) hastaları için yaşam ipuçları

    Ankilozan spondilit (as) hastaları için yaşam ipuçları

    Uzun süreden beri devam eden bel ağrıları, sabahları yataktan sanki donmuşçasına kalkma, zaman zaman kalçalarına giren şiddetli ağrılar ve onlarca tetkik tahlil derken bir gün bu teşhis konulmuştu sonunda…. Namı değer AS, yani kamburluk hastalığı. İşte o andan itibaren eşe, dosta, internete ve dahi kimi görse hastalığını bir şekilde anlatarak kamburluktan kurtulmanın yolunu aramaya başladı…

    İşte bu arayıştır bizim hastalarımızı sıklıkla umutsuzluğa ve depresyona iten. İlk zamanlarda yaşanan o araştırma telaşı zamanla insanın en önemli özelliklerinden olan alışma duygusuna bırakır yerini ve zamanla hastalarımıza bir boş vermişlik duygusu çöker. Biz doktorların da bu noktada suçu var, kabul etmeliyiz. Hastalarımıza sorunları hakkında doğru bilgi almalarını sağlamalı ve onları adeta okula başlayan bir çocuk gibi ellerinden tutarak doğru eğitimi vermeliyiz. Peki bu namı değer AS için temel hastalık prensipleri ve ilaçlardan başka ne önermeliyiz, hep birlikte okuyalım isterseniz.

    AS aslında standart bir hastalık değildir. Yani her teşhis koyduğumuz kişi kendisini hemen rahmetli Suna Pekuysal ve Ahmet Mete Işıkara ile özdeşleştiriverir. Ancak bu davranış aslında kocaman bir yanlıştır. Her hastamızın ayrı bir seyri vardır ve hastalık kişiye göre ciddi farklılıklar gösterir. Kimin kötü gideceğini Romatoloji uzmanı bilir aslında ve tedaviyi de buna göre ayarlar. Bu yazının konusu da, hastalarımızın nasıl yaşamaları gerektiğidir. Biz bu önerileri verirken, tıbbi referanslara dayalı bir liste hazırladık sizlere.

    1. Hayatımızın her anında; yani işte, dinlenirken veya uyurken uygun bir postürümüz yani duruş biçimimiz olmalıdır. Hastalık vücudumuzu öne doğru eğmeye çalışmaktadır. Otururken dik oturmak, çalışma masamızda boynumuzu fazlaca eğerek çalışmaktan kaçınmak, ne yumuşak ne sert bir sandalye seçmek ve belimizi destekleyerek oturmak önemlidir.

    Düzenli ve disiplinli bir hayata geçilmelidir. Aşırı yorgunluktan kaçınılmalı ve vücudumuzun dinlenmesi için hayat tarzımız düzenlenmelidir. Sigara mutlaka bırakılmalıdır, bunu tartışmak kendimizi kandırmaktan başka bir şey değildir. Burada en önemli tavsiye iyimser ve güzel gören bir bakış açısını yakalamak olacaktır. Aksi halde en iyi tedavi bile etkisini kaybedebilir.

    2. Sandalyemiz düz ve olmalı ve içine gömülen ve geriye eğimi fazla sandalye ve koltuklar kullanılmamalıdır. Uzun süre oturmaktan kaçınmak gerekir. Okurken kitap yukarı doğru bir eğimle desteklenerek boyun rahatlatılabilir.

    3. Adımlarımız yeterince büyük olursa kalça hareketlerimiz rahatlayacaktır. Elastik topuklu ayakkabılar sert zeminde yürürken bizleri rahatlatacaktır.

    4. Yatağımız aşırı sert veya yumuşak olmamalıdır. Yumuşak yaylı yataklar ve kanepeler uygun değildir. Uyku öncesinde ve sabah kalkarken en az 20-40 dakika yüzüstü yatmak, yan yatmaktan kaçınmak, kalın yastıkları terk ederek neredeyse incecik yastıkları tercih etmek doğru bir davranışlardır. İmkan varsa yastıksız yatılabilir ve uykuda sırt üstü yatmaya çalışılmalı, yan yatmaktan kaçınılmalıdır.

    5. Kuru ve cereyan olarak bildiğimiz hava akımının olmadığı çalışma ortamları uygundur. Eğilerek uzun süre çalışmaktan kaçınılmalıdır. İş ortamında oturma-ayakta kalma ve yürüme zamanları dönüşümlü olarak ayarlanabilir. Öğle arasında kısa süreli sırt üstü ve yüzü koyun uzanarak dinlenebilmek çok rahatlatıcı olur.

    6. Fiziksel aktivite çok önemlidir. Gövde hareketlerimizi arttıran, bizleri dik hale getiren yani geren sporlar tercih edilmelidir. Tabi ki hastalığımızın evresine yani erken veya geç hasta olmamıza bağlı olarak yapacağımız spor çeşitleri değişir. Uzun süreli bisiklet kullanımı, boks, futbol, kayak gibi öne eğilmelere ve darbelere açık sporlar tercih edilmemelidir. Boyun, hele de ileri dönem bir hasta için zorlanmaması gereken bir bölgedir. Eğer birlikte eklem şişliğimiz varsa, spor yapacağım diye eklemi zorlamamak gerekir. Bedeni geren sporlar ve özellikle yüzme başta olmak üzere, jimnastik tarzı sporlar önemli fayda sağlar. Sizlere önerdiğimiz egzersizlere sabah-akşam 5’er dakika bile ayırmak hayat kalitemizi arttıracaktır.

    Arada derin nefesler alınarak akciğer kapasitemizi arttırmak ve doğru nefes egzersizleri öğrenmek uzun vadede çok fayda sağlayacaktır.

    7. Haftalık kırmızı et tüketimi 2 öğün ve balık tüketimi 2 öğün olarak tavsiye edilmekte, aşırı et tüketimi önerilmemektedir. Boyumuza göre kilomuzu korumak önemli olup, tedavilerimizin özellikle kortizon ve anti-TNF olarak adlandırılan ilaçlarımızın iştahımızı açabileceği ve kilo aldırabileceği bilinmelidir. Kalsiyum ve D vitamini alımımız yeteri kadar olmalıdır. Az kalsiyum ve D vitamini aldığımız takdirde, kemik kalitemiz daha hızlı bir şekilde bozulacaktır. Vejetaryen bir diyetin inflamasyonu yani hastalık şiddetini azalttığına inanılır.

    8. Gebelik ve doğum konusunda rahat davranılabilir. Sezeryan ile doğum zorunluluğunuz yoktur, normal doğum yapabilirsiniz. Tabi ki ilaç tedavilerinizi bu sırada bizlerin ayarlaması gerekir, ancak artık gebelikte ve süt verme döneminde, sizlere verdiğimiz ilaçların çoğunun güvenli olduklarının kanıtlandığını da bilmeli ve Romatoloji doktorunuzla bu konuda yakın diyalog içinde olmalısınız. Bu noktada doğal olana yaklaşmak, en az ilaç ve en çok egzersizle bu dönemi geçirmek ise en doğru hedeftir. Ancak bazen ağır bir hastamızın ilaç ihtiyacı varsa bunu da göz ardı etmek yanlış bir davranış olur.

    9. Araba sürerken geniş aynalar kullanmak ve boynu desteklemek gerekir. Bel kısmını ince bir yastıkla desteklemek doğrudur. Uzun yolculuklarda 1-2 saatlik aralarla mola vererek birkaç dakikalık yürüyüş ve gerinme araları verilmesi önerilir.

    10. Sosyal olarak aktif egzersiz gruplarında bulunmak ve uygun egzersizleri yapmak önerilir. Sosyal izolasyondan kaçmak gerekir. Güvenilir bilgi kaynakları ile devamlı eğitime devam etmek gerekir.

    Ancak tüm bu anlattığımız bilgileri standart ve her hasta için değişmez olarak algılamamalıyız. Her hastamızın ayrı bir birey olduğunu düşünerek bireysel hasta özelliklerini ön planda tutmak gerekir.

  • Romatoid artrit hastası nasıl yaşamalıdır?

    Romatoid artrit hastası nasıl yaşamalıdır?

    Bir süre önce ellerinde ve ayaklarında ağrılar başlayan bir hastamızın, bu derdine çare ararken duymaya başladığı “sende iltihaplı romatizma var” sözleri ile içini bir endişe kaplamaya başlamıştır. Nihayet bu teşhisi açıklayacak veya doğru olup olmadığını söyleyecek Romatoloji uzmanına ulaştığında da, hastalığının “Romatoid Artrit” olduğunu öğrenir. Derhal eve gidilerek internete bakılır ve aman Allah’ım o nasıl bir hastalık öyle, insanı sakat bırakan, eklemleri yakan ve yıkan. İşte o an hastamızda tam bir çöküş başlamıştır. Konu-komşu ve eş-dost da bu kederi arttıracak ne kadar cümle varsa söyler sanki kendisine……

    Evet, sıklıkla böyle başlar bu hikaye ve maalesef bu, çok kötü bir başlangıçtır. Kötülük hastalığın kendisinden çok, uzun bir mücadeleye başlamak üzere olan bir insanın, moralinin sıfırlanması ile alakalıdır. Yıllarca sürecek bir savaşa giriyorsunuz ve girerken de, ben bu savaşı kesinlikle kaybedeceğim diye şartlanıyorsunuz. Zaten bu düşünce içimize yerleştiği anda bu engeli aşmanız neredeyse imkansız hale gelmiştir.

    Yeni ve pek çok sayıda ilaç hayatımıza girmiştir artık. Bir yandan ağrılı eklemler ve düşük bir hayat kalitesi, öte taraftan kırılmış umudumuz, şaşkınlık içerisinde pek çok kişiye danışmak için çırpınışımız ve azalan sabrımız işimizi daha da zorlaştırmaktadır. Zamanla evdekiler de yorulmaya ve huzursuzlanmaya başlar sanki ve her şey üzerimize gelir. Her kafadan bir ilaç, doktor ve şehir tavsiyesi yağmaktadır artık….

    Peki ne yapmamız ve gerçekten nasıl yaşamamız gerekir. Bugün için aşağıdaki cümleleri hafızamızın özel bir yerine iyice yerleştirmeliyiz:

    Romatoid artrit artık tedavi edilebilir bir hastalıktır.

    Bu tedavinin doğru netice verebilmesi için düzenli ve kesintisiz olması şarttır.

    Tedavideki en ufak bir değişiklik bile, Romatoloji uzmanından habersiz yapılmamalıdır.

    Tedavi hastaya özel olduğu için, bazen kişiye göre doğru ilaçların tam olarak kararlaştırılması birkaç ay sürebilir.

    Tedavide en önemli aktör, güçlü ve inancını koruyan bir hastadır.

    Bilinçsiz ulaşılan ve seçilmeden alınan kirli bilgiler (internet, eş-dost tavsiyeleri) çoğunlukla zarar verir.

    Bu hastalığa ait özel bir diyet türü yoktur. Ancak ideal vücut kilosunu korumak önemlidir.

    Sigara mutlaka bırakılmalı ve düzenli bir hayat planlanmalıdır.

    Yeni teşhis almış da olsa veya eski bir Romatoid Artrit hastası da olsa hayatımızın bazı düzenlemelere ihtiyaç duyduğu kesindir. Dışarıdan nasıl gözükürse gözüksün, şiş ve ağrılı bir eklemin içinde kıyametler kopmaktadır. Hiçbir şey olmamış gibi, o eklemi zorlayarak hayatımıza devam edemeyeceğimizi, öte yandan da hayatın devam ettiğini ve hayattan kopmamamızın önemini kavramamız şarttır. Bu noktada tavsiyelerimizi, hastalığın şiddetli ve hafif olduğu zamanlara göre yapalım.

    Eğer şiddetli bir hastalık dönemi yaşıyorsak:

    Problemli eklemimizin istirahati sağlanmalıdır. O eklemi yormayarak bunu başarabiliriz. Örneğin dizde şişlik varsa yürümeğe zorlamak, merdiven, çömelme hareketi ve dizi katlayarak iş yapmak son derece yanlıştır. Eğer el parmaklarımızda şişlik varsa, elimizi dinlendirmeye çalışmamız gerekir.

    Şiş eklem bizim için sıcak eklemdir. Dolayısıyla sıcaktan uzak durmamız gerekir. Sıcak su banyoları, kaplıcalar sakıncalıdır. Aksine aktif dönemde soğutma yani aralıklarla buz uygulaması yapılabilir.

    Sıfır hareket de yanlıştır. Eklemi rahat ettirmeye çalışmak doğru ancak bu dönemde bile kas kuvvetini korumak ve eklem bütünlüğünün devamlılığı ve katılaşmayı önlemek için, pasif egzersizler ve yumuşak hareketler yapılmalıdır.

    Eğer hastalık sakin dönemde ise:

    Bu dönemde de eklemler zorlanmamalıdır. Ancak günlük aktivite daha fazla yapılmalıdır. Su ile uğraş gerektiren işlerden hep kaçınılmalıdır. Çamaşır ve bulaşık makinesi hayatın vazgeçilmez yardımcılarından olmalıdır.

    Sıkma, bükme, el bileklerine direnç uygulama da kaçınılması gereken yöntemlerdir.

    Eller, ince hareketlerle yorulmamalıdır. Uzun süreli eklem yorgunluğundan hala kaçınılmalıdır.

    Fazla kilolardan kurtulmak için bu dönem değerlendirilmelidir.

    Fazla basamaklı ve merdivenli evler imkan varsa değiştirilmeli, asansör kullanılmalıdır.

    Tarla, bağ bahçe gibi yumuşak toprakta yürümek diz eklemlerini zedeleyici olabilir, kaçınılmalıdır.

    Yine her hangi bir özel diyet bulunmamaktadır.

    Mevcut tedaviler özellikle yeni tanı alan veya son 10 yıl içinde aksamadan ve hasarsız olarak bugüne kadar getirilebilmiş hastalarda daha da etkindir. Ancak sakatlık oluşmuş hastaların da bu durumları göz ardı edilmemelidir. Eğer eklemlerde sakatlık gelişmişse:

    Elleri kapatırken aralık kalıyorsa, eller tutma görevini yerine getirirken zorlanabilirler. Cisimleri kalınlaştırmak rahatlık sağlayacaktır. Örneğin bir kalemin etrafına sarılan bez veya uygun bir plastik hortum ile daha rahat kavrama sağlanabilir. Benzer şekilde uygulama yemek yerken de yapılabilir. Bugün için artık özel üretilmiş yardımcı cihazlar bulunmaktadır.

    Fermuar gibi ince demir/plastiklere, kalın çengelli iğneler takılarak daha kolay tutulması sağlanabilir.

    Uzun saplı çatal, kaşık temin edilebilir.

    Yürüme alanlarında ayağın takılmasına neden olabilecek eşik, halı, gibi şeyler kaldırılmalıdır. Görme kusuru varsa, uygun gözlük alınmalıdır.

    Evlerde ıslak ve kaygan zeminler olmamalı, varsa önlem alınmalıdır.

    Tuvalette uygun destek demirleri olmalıdır.

    Sonuç itibariyle, hayat devam etmektedir ve kimin karşısına neyin ve ne zaman çıkacağı ise her zaman sürprizdir. Bugün bize düşen görev hastalığımızı kabullenmek, ümitle ve inançla hayatımıza devam etmek ve modern tıbbın bizlere sunduğu imkanları sonuna kadar zorlamak olmalıdır.

  • Yetişkinlerde ürtiker

    Ürtiker deri yüzeyinde oluşan, etrafı kırmızı büyüklüğü birkaç milimetreden birkaç santimetreye kadar değişen, ortası sıklıkla soluk, kaşıntılı plaklar veya deri döküntüleridir. Ürtiker olarak tanımladığımız bu tablo genellikle 24-48 saat içinde solmakta ve cilt üzerinde iz bırakmamaktadır.

    Ürtiker tek başına görülebileceği gibi yaklaşık olarak % 50 anjiyoödem olarak adlandırdığımız üzerine basıldığında çökme olmayan şişlik ile birlikte olabilir. Anjiyoödemle birlikte olduğunda cilt yüzeyi dışında cilt altı tabakları da etkilenmiştir. Anjiyoödem, genellikle dudak, dil, göz çevresi, el, ayak ve genital bölgeleri tutması önemlidir. Ayrıca kaşıntıdan çok basınç, yanma, ağrı hissi olur. Hastalar tarafından göz kapağında dudağında şişlik ile birlikte tüm vücutta olabilen kaşıntılı kırmızı deriden kabarıklık lezyonlar olabilir.

    Ürtikeryal lezyonlar altı haftadan kısa sürüyorsa akut olarak tanımlanır. Lezyonlar 6 haftadan daha uzun sürüyorsa, kronik olarak tanımlanır.

    Ürtiker/anjiyoödem, oldukça yaygın görülen bir deri reaksiyonudur. İnsanlarda yaşam boyu herhangi bir zamanda görülme riski % 15-25 arasında değişir. Hayatımız boyunca bir ürtiker atağı geçirme ihtimalimiz bulunmaktadır. Özellikle akut ürtiker genç erişkin ve çocuklarda daha sıktır. Kronik ürtikerse %1 gibi daha nadir görülür ve daha çok erişkinlerde ve bayanlarda görülür.

    YETİŞKİNLERDE ÜRTİKER DÖKÜNTÜSÜ NASILDIR

    Ürtiker deri yüzeyinde oluşan, etrafı kırmızı büyüklüğü birkaç milimetreden birkaç santimetreye kadar değişen, ortası sıklıkla soluk, kaşıntılı plaklar veya deri döküntüleridir.

    Ürtiker döküntüsü genellikle vücudumuzun herhangi bir bölgesinde aniden oluşur. Deri üzerinde küçük kabarcıklar meydana gelebilir. Bu kabarcıklar ve kızarıklıklar toplu iğne başı kadar olabileceği gibi daha büyükte olabilir ve kaşıntılıdır. Kabartılar beyaz veya kırmızı renkte görülür.

    Bazen çok az sayıda oluşur, ancak bazen de vücudun çeşitli bölgelerinde veya tüm vücudu kaplayacak kadar çok olabilir. Kabarcıklar sönmeye başladığında, etrafındaki kızarıklık kalabilir, daha sonra bu kızarık lekelerde yok olur ve cilt normale döner. Genellikle oluşan lezyonlar 24 saat ile 48 arasında iz bırakmadan kaybolur gider. Kızarıklık ve kabarıklık 24 saatten daha uzun süre kaybolmadan kalıyorsa ve kaybolurken hafif kahverengi iz bırakıyorsa, eklem ağrısı halsizlik ateş gibi diğer şikayetlerle birlikteyse ürtikerin alerjik sebeplerle olmadığını damarları etkileyen vaskülit gibi daha ciddi bir nedene bağlı olabileceğini düşünmek gereklidir.

    YETİŞKİNLERDE ÜRTİKER BELİRTİLERİ NELERDİR ?

    Her şey normal seyrederken hastaların çoğu genellikle anlam veremedikleri bir şekilde vücutta kaşıntı kızarıklık şikayeti başladığını söyler bazen uyandıklarında tüm vücutlarında kaşıntılı kırmızı deri döküntüleri olduğunu belirtir. Akut ürtiker olarak tanımladığımız deri döküntüleri kendiliğinden birden ortaya çıkar ve yine kendiliğinden kaybolup gidebilir.

    Hastaların bir kısmında yerini tam olarak belirleyemedikleri kaşıntıları olduğunu ve sonrasında tipik ürtiker lezyonları ortaya çıktığını söylerler.

    Ürtiker bazen özellikle hasta tarafından nasıl oluştuğu fark edilir. Efor yaptığında, terlediğinde, güneşe çıktığında, sıcakta ve soğukta olabilir. ürtiker psikolojik faktörlerden etkilenebilir yoğun stress durumlarında ortaya çıkabilir.

    Yetişkin bir hastada; 24-48 saatten daha süren, deriden kabarık, kaşıntılı kırmızı ortası soluk deri döküntüsü varsa, kendiliğinden vücudun bir yerinde olup sonra kayboluyorsa yaygın vücut kaşıntısı ile birlikte veya göz kapağında dudakta şişlik ile birlikteyse ürtiker düşünmek gereklidir.

    YETİŞKİNLERDE ÜRTİKERİN SEBEPLERİ NELERDİR?

    Ürtikerden sorumlu olabilecek birçok faktör suçlanmıştır. Akut gelişen ürtikerdeki en önemli nedenleri ilaçlar, gıdalar ve enfeksiyonlardır. Kronik spontan ürtikerde çoğu zaman (%80-%90) sebebi pek belli değildir. Aslında ürtikerin nedenlerini araştırırken en önemlisi ayrıntılı bir şekilde hastanın hikayesini almaktır. Tek başına ayrıntılı bir hikaye ile nedenlerini bulma ihtimalimiz yüksektir. Hastalardan uygun ve ayrıntılı hikaye almak çok önemlidir ve bununla birlikte Kronik ürtikerden sorumlu olabilen nedenler araştırılmalıdır.

    Hastalar genellikle tüm vücutta yerini tam olarak belirleyemedikleri kaşıntılardan rahatsız olurlar. Hastaların kaşıntı şikayetleri sonrasında tipik ürtiker lezyonları belirir. Ürtikerde cilt üzerinde gördüğümüz tipik lezyonlar kısa sürede belirir, sonra kaybolurlar. Ürtiker plakları aynı yerde 24 saatten pek fazla kalmaz, gün içinde lezyonlar tekrarlayabilir. Ürtiker plakları yaygın olarak kol, bacak, gövdenin tümünde cilt kızarıklığı veya yüzeyden kabarık lezyonlar şeklinde olabildiği gibi birkaç milimetre büyüklüğünde toplu iğne başı gibi, bazen soluk ve birbirlerine çok benzeyen şekilde olabilir.

    Ürtiker oluşumunda birçok sebep temel olarak derideki alerji hücrelerinden histamin gibi kimyasal maddelerin salgılamasına neden olur. Bu maddeler o bölgede damarların genişlemesine, damar içinden dışarı doğru sıvı (serum) kaçmasıyla bunların deri içi alana sızmasına ve kaşıntıya neden olur. Buna ek olarak; aynı alerji hücreleri 5-6 saat gibi daha geç bir sürede diğer kimyasal maddeleri salgılar. Bu yeni salgılan maddelerde lezyonların daha uzun sürmesine neden olmaktadır. Sonuç olarak ciltte kızarıklık kaşıntı ve şişlik meydana gelir. Bu kimyasal maddeler kısa sürede vücutta ortadan kaldırılır. Ürtiker plakları vücudun bir yerinde kaybolurken başka yerinde ortaya çıkar genellikle 24 saatten uzun süre aynı yerde kalmazlar.

    Ürtiker nedenleri arasında ilaçlar ve gıdalar en sık nedenler içinde yer aldığı için bunlarla ilgili testleri yapılabilir. Bunun dışında alerjenler ( inhalasyon, kontakt ) ,Tranfüzyon reaksiyonları ,İnfeksiyonlar ( bakteriyal fungal viral helmitik ) Böcek sokmaları, romatizmal kollajen doku hastalıkları ,Malign hastalıkları (tümörler) otoimmun hastalıklar ( Hashimato troiditi ) gibi birçok neden sıralanabilir.

    Ürtiker nedenlerine baktığımızda birçok hastalığın seyrinde de ürtikeryal şikayetler ortaya çıkabilir. Bunlar içinde özellikle gıdalar, ilaçlar, yaygın alerjenler, hormon tedavileri, sıcak, soğuk, güneş ışığı, su, deriye baskı uygulanması gibi çevresel faktörler, duygusal stresler ve egzersiz yapılması gibi durumlar kurdeşene neden olma ihtimali daha yüksektir.

    YETİŞKİNLERDE ÜRTİKER İÇİN NE ZAMAN DOKTORA GİTMELİ

    Ürtiker deri yüzeyinde oluşan, etrafı kırmızı büyüklüğü birkaç milimetreden birkaç santimetreye kadar değişen, ortası sıklıkla soluk, kaşıntılı plaklar veya deri döküntüleridir. Ürtiker olarak tanımladığımız bu tablo genellikle 24-48 saat içinde solmakta ve cilt üzerinde iz bırakmamaktadır. Ürtiker kalıcı iz bırakmadan kaybolur gider fakat hastaların yaşam kalitesini hayat konforlarını çok etkilediği için depresyon gibi ciddi sorunlara yol açar. Ürtiker plaklar bazen daha önceden var olan hastalığın habercisi olabilir veya hastalığın seyri sırasında ortaya çıkabilir. Bu yüzden ürtiker önemsenmeli ve nedenleri araştırılmalıdır.

    Ürtikeryal döküntüler 6 haftadan fazla devam ediyorsa kronik ürtiker olarak değerlendirilir ve altında olabilecek hastalıklar araştırılmalıdır.

    Ani başlangıç gösteren ürtikeryal şikayetler 6 haftayı geçtiyse

    İnatçı ve uzun süre aynı yerde devam ediyorsa

    Solunum yollarını etkiliyorsa

    Ürtiker dışında halsizlik yorgunluk eklem ağrısı ciltte kuruluk gibi diğer şikayetleri de varsa mutlaka iç hastalıkları ile ilgili olabilecek hastalıklarda araştırılmalıdır. İç hastalıkları üzerine alerji hastalıkları eğitimi alan uzmanlar tarafından detaylı olarak incelenmelidir. Özellikle otoimmun hastalıklar, romatizmal hastalıklar, hepatit gibi enfeksiyon hastalıkları araştırılmalıdır.

    YETİŞKİNLERDE ÜRTİKER İÇİN DOKTORA GİDERKEN NE YAPMALI

    Her şey normal seyrederken hastaların çoğu genellikle anlam veremedikleri bir şekilde vücutta kaşıntı kızarıklık şikayeti başladığını söyler bazen uyandıklarında tüm vücutlarında kaşıntılı kırmızı deri döküntüleri olduğunu belirtir. Özellikle 6 haftadan fazla devam eden ürtiker şikayetleri olan hastalarda bu şikayetlerinin nedeninin araştırılması gereklidir. Ürtiker nedenlerini araştırırken hastaların kendi gözlemleri ve hikayesi son derece önemli olabilmektedir.

    Siz ve doktorunuz için muayenenin daha iyi olması açısından muayene öncesi yapmanız gereken bazı hazırlıklar bulunmaktadır. İşte muayene öncesi hazır olmanız için yapmanız gerekenler;

    -Belirtilerin ne zaman meydana geldiği ve ne kadar sürdüğü hasta tarafından bir yere not edilebilir. Ürtiker şikayetlerinde bazen gıdalar ve ilaçlar daha önce bir çok kez kullanmasına rağmen şikayetlere yol açabilir.

    -Çok sayıda nedeni olan ürtikerin hayatımızda kullandığımız ama önemli olmadığını düşündüğümüz Vitaminler, bitkisel ilaçlar ya da takviyeler de dahil olmak üzere, bir çok nedenle ortaya çıkabileceğini unutmamamız gerekir. Bu yüzden kullandığımız her türlü ürünü not etmeliyiz

    -Doktorunuza soracağınız soruları muayene öncesinde not edin ki muayene sırasında unutulmasını engelleyin.

    -Ürtiker bazen hastalığın ilk belirtisi veya hastalık seyri sırasında ortaya çıkabilir. Bu yüzden daha önceki hastalıklarımız ve tedavilerini mutlaka söylemeliyiz. Bazen uzun süredir kullandığımız bir hipertansiyon ilacı ciddi boğazda dudakta şişliğe anjiyoödeme yol açabilir.

    -Ürtiker altında yatan alerji olabileceği için alerji uzmanınız teşhis için deriden alerji testi yapabilir. Bu nedenle kullanmakta olduğu alerji ve ağrı kesici ve depresyon ilaçlarını muayeneden 1 hafta öncesinde kesin.

    -Önceden yapılmış olan test veya röntgen sonuçlarınızı yanınızda getirin.

    YETİŞKİNLERDE ÜRTİKER TEŞHİSİ NASIL KONUR

    Ürtiker deri yüzeyinde oluşan, etrafı kırmızı büyüklüğü birkaç milimetreden birkaç santimetreye kadar değişen, ortası sıklıkla soluk, kaşıntılı plaklar veya deri döküntüleridir. Ürtiker olarak tanımladığımız bu tablo genellikle 24-48 saat içinde solmakta ve cilt üzerinde iz bırakmamaktadır. Bu yüzden bazen üzerinde durulmayabilir. Özellikle 6 haftadan fazla devam eden ürtikerlerin altında yatan nedenlerin mutlaka araştırılması gereklidir.

    Ürtikerin tanısı anamnez ve fizik muayene ile konur. Laboratuvar bulgularından önce hastanın dikkatli bir hikayesinin alınması gerekir ve sonrasında muayenesi yapılır.

    Ürtiker altından yatan nedenlerden ilaç ve gıda alerjilerinin olabileceği unutulmamalıdır. Hastalar özellikle gıdalarla ilgili şikayeti varsa gıda deri testlerinin mutlaka yapılması gerekir. Gıdalar şikayetlerini artırıyorsa diyetten çıkarılıp tekrar eklendiğinde artıp artmadığı önemli olabilir.

    İlaçlar özellikle NSAİ ilaç grubundaki ilaçların ürtiker ataklarını artırdığı ve bununla ilgili önlemlerin alınması gerektiği anlatılmalıdır.

    Ürtikerli hastalarda hastanın hikayesine göre tanı koymak için yardımcı olabilecek kan tetkikleri istenir. Bunlarda tam kan sayımındaki ve eritrosit sedimantasyon hızındaki anomaliler olabilir. Ürtikerli vakalarda eozinofili parazitik enfeksiyon veya atopik durumun saptanması için yol gösterici olabilir.

    Ürtiker nedenleri içinde alerji dışında birçok hastalık olabileceği için bu nedenleri ortaya koymak gerekir. Alerji dışında nedeni belirlenememiş ürtikerde, ANA, tiroid peroksidaz antikorları, kompleman profilleri, hepatit markerleri ve serum protein elektroforezi çalışılmalıdır.

    Bazı özel hastalıklar sadece anjiyoödem ile ortaya çıkabilir herediter anjioödem olarak adlandırdığımız hastalıkta C4 düzeyi düşüktür. Hastanın C4 seviyesine bakmak gerekirse C1 inhibitör seviyesinin ve fonksiyonunun ölçülmesi faydalı olacaktır.

    YETİŞKİNLERDE ÜRTİKER TEŞHİSİNDE ALERJİ DERİ TESTİ YAPILMALI MI ?

    Alerji uzmanları tarafından ürtiker düşünülen hastalarda nedenini tespit etmek için deriden alerji testi, kandan alerji testi yapılması gerekebilir. Ürtiker nedenleri arasında gıda alerjisi düşünülüyorsa deri prick testi ile alerjik besin tespit edilebilir, ve buna göre bir tedavi yolu izlenir.

    Besinin tespit edilmesinden sonra, besini ve o besini içeren tüm yiyecekleri diyet listesinden çıkarmanız tavsiye edilir.

    Ürtiker bazen polen mevsimlerinde çoğalabilir. Özellikle polen alerjisi olanlarda bazen meyve sebzelerde polenler arasında çapraz reaksiyon olduğu için hastalar meyve veya sebze yediğinde ürtikeryal döküntüler olur. Oral alerji sendromu dediğimiz bu tabloda asıl neden polen alerjisi olmasına rağmen çapraz reaksiyon veren meyve ile şikayetleri ortaya çıkar. Bu yüzden ürtikerli hastalarda polen alerjisi olup olmadığı anlamak için deri testleri yapmak gereklidir.

    Hastaların deri testleri yapılamıyorsa bazen kandan bakılabilecek testlerle alerjisi olduğu gıda veya diğer alerjenler bulunabilir ama kan tetkikleri deri testlerine göre daha az duyarlıdır.

    YETİŞKİNLERDE ÜRTİKER NASIL TEDAVİ EDİLİR ?

    Her şey normal seyrederken hastaların çoğu genellikle anlam veremedikleri bir şekilde vücutta kaşıntı kızarıklık şikayeti başladığını söyler bazen uyandıklarında tüm vücutlarında kaşıntılı kırmızı deri döküntüleri olduğunu belirtir. Akut ürtiker olarak tanımladığımız deri döküntüleri kendiliğinden birden ortaya çıkar ve yine kendiliğinden kaybolup gidebilir.

    Akut ürtikerde bazen şikayetleri bir kez şiddetli bir şekilde olup sonrasında tekrarlamayabilir. Hastaların ilaç kullanma ihtiyacı olmayabilir. Özellikle 6 haftadan fazla devam eden kronik ürtikerde şikayetlerin yoğunluğuna bağlı olarak ilaç tedavisi gerekmektedir.

    Ürtiker tedavisi; Tedavide önce zeminde yatan bir hastalık varsa o tedavi edilir. Alerjik ürtiker anjioödem alerjen ile temas kesilebilirse kısa sürede tamamen düzelir. Ürtiker tanısı için yapılan tetkikler neticesinde nedenini bulabilirsek alerjik olan gıda veya alerjenden kaçınmak çok önemlidir. Ürtiker nedenini saptayamazsak yani idiopatik ürtikerse ilaç tedavisi gereklidir.

    Ürtiker tedavisinde ilk kullanılan ilaçlar antihistaminik ilaçlardır. Antihistaminik ilaçlar normal dozları genellikle yeterli olmayabilir. Bu nedenle hastanın şikayetlerini baskılayabilecek daha yüksek dozlarda antihistaminik ilaçlar verilebilir veya kombinasyonları kullanılabilir. Antihistaminik ilaçlar ile ilgili en önemli sorun maalesef uyku hali, dikkat dağınıklığı ve konsantrasyon bozukluğu ve iştah artışı gibi yan etkiler oluştururlar. Diğer bir sorunda bir süre sonra yeterli etkinliği kaybolmakta ve etkisiz hale gelmektedir. Bu yüzden hastalar ilaçları uzun süre kullansa da aynı etkiyi göremezler.

    Kortikosteroidler ürtiker etkili olan diğer ilaçlardır. Ancak ne yazık ki uzun süre kullanılması ciddi yan etkilerinin ortaya çıkmasına neden olur. Kortikosteroidler özellikle akut ürtikerde yakınmaların kontrol altına alınmasında yeterli olmaktadır. Yoğun ürtiker şikayetleri olan hastalarda kısa süreli olarak kortizon tedavisi uygulanabilir. Uzun süreli kortizon tedavisi yan etkileri de beraberinde getireceği için kullanılması önerilmez.

    Hayatı tehdit eden anjiyoödem veya anaflaksi atağı geçiren hastalar adrenaline (epinefrin) yanıt verirler

    Kronik ürtikerin tedavisi ise için birçok ilaç kullanılmıştır bunlardan bir kısmı immun sistemi baskılayıcı özelliğe sahiptir. Siklosproin gibi immun sistemi baskılayıcı ilaçlar tedavi etkili sonuçlar alınmıştır fakat immun sistemi baskıladığımızda oluşacak sorunlar nedeniyle çok dikkatli kullanmak gerekir.

    Ürtikerli hastalarda diğer yardımcı ilaçlarda histamin reseptörlerini baskılayan mide ilacı olarak kullanılan H2 reseptör antagonistleridir. Hastanın antihistaminiklerle birlikte ranitidin, famotidin gibi ilaçları kullanması ürtiker şikayetlerini de azaltabilir.

    YETİŞKİNLERDE ÜRTİKER TEDAVİSİNDE YENİ İLAÇLAR VAR MI ?

    Kronik ürtikerler hastalar için çok ciddi sorunlar oluşturmaktadır. Hastaların bir kısmında ciddi depresyona yol açacak kadar can sıkıcı sorunlar oluşturabilir. Ürtiker tedavisinde yeni geliştirilen ilaçlar bu sorunların giderilmesinde son derece etkili olmuştur

    Omalizumab ise son zamanlarda kullanılmaya başlanılan yeni bir ilaç tedavisidir Anti-IgE tedavisi ile kronik ürtiker hastalarının %90’nından fazlasında hastalık belirtileri tamamen düzeltir. Omalizumab, alerjik hastalıların oluşumunda rol oynayan IgE antikorunun etkisini önleyen bir ilaçtır. Omalizumab, halen antihistaminik veya kortikosteroid almasına rağmen semptomları bu ilaçlarla yeterli düzeyde kontrol edilemeyen 12 yaş ve üzeri kronik idiyopatik ürtiker tedavisinde kullanılmaya başlanmıştır. 4 haftada bir cilt altı enjeksiyon şeklinde kullanılmaktadır. Alerji uzmanlarının kontrolünde uygulanmaktadır. Tedavi süresi değişken olmakla birlikte özellikle kronik ürtikerde süre 3 aydır. İhtiyaç durumunda hastanın şikayetlerini kontrol altına almasına bağlı olarak daha uzun süreler güvenle kullanılabilir.

    Omalizumab ile birlikte artık ürtiker daha kolay tedavi edilmektedir hastaların ayda bir kez enjeksiyon olarak aldığı tedavi ile yaşam kalitesi son derece artmaktadır. Hayatlarında ki birçok kısıtlama zamanla ortadan kalkmaktadır.

    Yakın gelecekte hastalar anti-inflamatuar ve immün modülatör ajanlarla daha hızlı tedavi edilecektir. Alerjik hastalıkların tedavisi için üretilen 5-Lipooksijenaz inhibitörleri, PG-D reseptör antagonistleri, kronik ürtikerde etkili olması beklenmektedir.

    Alerji uzmanlarının ürtiker tedavi edilmesi konusunda her geçen gün daha etkili tedaviler bulunmaktadır. Ürtiker nedenleri araştırıldıktan sonra tedavisi yapılabilmektedir.

  • Yetişkinlerde arı (böcek) alerjisi

    Kendini hissettirmeye başlayan bahar mevsimi çoğumuzu mutlu ediyor. Ancak alerjisi olanlar için bahar mevsiminde her tarafta rengarenk açan çiçeklerin etrafında dolaşan arılar, hayatı tehdit eden ciddi sorunlara yol açabilir.

    Arı alerjisi hayatı tehdit edecek kadar ciddi alerjik reaksiyonlara alerjik şok (anafilaktik şok ) tablosunda yol açabilir. Arı sokmasından sonra içinde bulanan birçok kimyasal maddeye bağlı olarak kolda şişlik kızarıklık gibi reaksiyonlar gelişirken içerdikleri bazı alerjenlere bağlı olarak vücutta kaşıntı baş dönmesi nefes darlığı baygınlık gibi alerjik reaksiyonlar gelişebilir.

    Ülkemizde arı sokmasına bağlı ciddi yaygın reaksiyon gelişme riski % 2.2 olarak saptanmıştır. Arı alerjisine bağlı olarak bir kısmı ölümle sonuçlanmaktadır.

    Arılar genellikle bal arısı ve yabani arı olarak ayrılırlar. Bal arısı soktuğu yerde iğnesi kalırken diğer yabani arıların soktuğu yerde iğnesi kalmaz. Bu şekilde arıları ayırmak arı alerjisinin tedavisi içinde önemlidir.

    Arı alerjisi alerji uzmanları tarafından tedavi edilebilir bir alerjidir. Bu yüzden mutlaka alerji uzmanları tarafından görülmeli ve değerlendirilmelidir.

    YETİŞKİNLERDE ARI ALERJİSİ BELİRTİLERİ NELERDİR?

    Bahar ayları ile birlikte polen alerjilerinin dışında arı alerjilerinde de bir artış söz konusudur. Özellikle arıların çevrede dolaştığı bahar aylarında arı sokmalarına bağlı şikayetler daha çok görülmektedir.

    Şehirlerde yaşayan birçok insan arılarla yoğun bir temas içinde bulunmayabilir eğer arıcılık yapmıyorsa kırsal kesimlerde daha çok arılarla karşılaşabiliriz belki de her 10-15 yılda bir kez, eşekarısı tarafından sokulabiliriz. Yaban arısı sokmasına bağlı alerjik hassasiyet oluşması için birkaç sokması gerektirir bazen tek bir sokma sonrasında da ortaya çıkabilir.

    Buna karşılık, arı alerjisi çoğunlukla arılar tarafından sık sık sokulan insanlarda görülür. Arılara alerjisi olan hastaların hemen hemen çoğu arıcılar veya aileleri içerisinden çıkar, bazen de yakın komşularında ortaya çıkabilir.

    Arı sokmasının belirtileri nelerdir?

    – Ağrı

    -Kızarıklık

    -Şişlik (soktuğu alanda ve bazen tüm bölgede )

    -Yanma

    -Ürtiker ( Kurdeşen ) ve Anjiyoödem

    -Kaşıntı

    -Alerjik şok (Anafilaksi )

    Bunların dışında çok daha nadir olarak serum hastalığı, nöropati, ensafalit, glomerulonefrit, myokardit, guillain barre sendromu görülebilir.

    Arı alerjisi sokmasına bağlı oluşan belirtiler genellikle lokal ( bölgesel ) veya sistemik olarak karşımıza çıkar.

    Arı sokmasına bağlı olarak, soktuğu yerde yoğun ağrı, kızarıklık ve sıklıkla küçük bir alanda şişlik (1-2 cm çapa kadar) görülebilir. Lokal reaksiyonlara, bağlı olarak sokma yerinde ödem oluşur. Bu tür şişlikler birkaç saat içinde ortaya çıkar ve boyutları giderek artan şekilde değişir, bazen bir eli veya tüm kolu etkileyebilir. Sokulan yerde bazen baloncuk şeklinde şişlik oluşabilir daha sonrasında bu alanda enfeksiyon gelişebilir. Baş boyun bölgesinden sokulmadığı sürece hava yolu etkilenmiyorsa, bu tür şişlikler hayati tehlike yaratmaz.

    Arı sokmasına bağlı yaygın sistemik reaksiyonlar da arının soktuğu yerin dışında gelişir. Sistemik reaksiyonların şiddeti büyük ölçüde değişkendir. Erken ortaya çıkan belirtiler kızarık ve kaşıntı olarak görülürken bunları ürtiker ve anjiyoödem izler. Daha şiddetli sistemik reaksiyonlar gelişen hastalarda ölümcül olabilen belirtiler görülür. Fenalaşma hissi ile birlikte sıklıkla laringeal ödem ve astıma bağlı nefes darlığı şikayetleri oluşur. Bunun dışında şiddetli reaksiyonlarda, baş dönmesi, bayılma veya bilinç kaybına neden olan hipotansiyon görülür. Ayrıca karın ağrısı, idrar kaçırma, göğüs ağrısı veya görme bozuklukları görülebilir.

    Klinik tablo kişiden kişiye değişkenlik göstermektedir. Hastaların bir kısmında arı sokmasından sonra ortaya çıkan kızarıklık, ürtiker ve anjioödem gibi belirtiler ani şekilde başlayıp, ne yazık ki bir kaç dakika içinde bilinç kaybına neden olabilir. Hastaların bir kısmındaysa sistemik reaksiyonlar sokmadan 10 dakika sonra başlayabilir ve hastanın acile gitmesi için bir zaman olabilir.

    Arı soktuğunda ne yapmalıyız ?

    Arı sokmasına bağlı oluşan reaksiyonlar kolda şişlik kızarıklık şeklinde görülebildiği gibi bazen nefes darlığı baş dönmesi ve baygınlığa yol açan alerjik şok tablosu olarak da görülebilir.

    Arı sokmasından sonra tedavi için en önemli noktalardan biri arının tipini belirlenmesidir. Bal arısı ve yabani arı ayrımı çok önemlidir.

    Arı tarafından sokulduğunda çoğu kişi arıyı hatırlamaz. Bal arısı soktuğunda zehir kesesi ile birlikte iğnesini ciltte bırakır ve daha sonra ölür. Bu yüzden arının soktuğu yerde kesesi varsa bal arısı tarafından sokulduğunu gösterir. Zehir kesesinin içinde bulunan zehrin tümüyle boşalması 2-3 dakika alacağından bir an önce kesenin ciltten uzaklaştırılması ve iğnenin çıkartılması gerekir. İğne yandan tırnakla kazıyarak çıkartılması daha uygun olur. Zehir kesesinin yanlardan bastırılarak çıkartılması daha fazla zehrin içerisine girmesine yol açacağından dikkatli olmak gerekir.

    Arının soktuğu yerde kesesi yoksa muhtemelen yabani arı tarafından sokulmuştur. Sarıca arı, eşek arısı ve yaban arısı soktuğunda iğnelerini kaybetmedikleri için defalarca sokabilir.

    Arılar tarafından sokulduğunda sokulan alana bazı şeylerin sürülmesinin ( çamur, toprak soğan gibi ) yerine temiz suyla temizlenmesi ve soğuk kompres uygulanması uygun olur. Gerekirse lokal reaksiyonlar için lokal anestezik krem, antihistaminik tablet, ağrı kesici tablet, ağrı ve kaşıntının azaltılması için kullanması önerilir ve gerekirse sonradan enfeksiyon ilave olursa antibiyotik verilebilir.

    Sistemik reaksiyonlar gelişirse hafiften hayatı tehdit edici reaksiyona kadar çeşitli şekilde görülebilir. Hastanın yanında taşıyorsa epipen (adrenalin ototenjektör) kullanması önerilir.

    Arı alerjisi alerji uzmanları tarafından tedavi edilebilir bir alerjidir. Bu yüzden mutlaka alerji uzmanları tarafından görülmeli ve değerlendirilmelidir.

    YETİŞKİNLER ARI ALERJİSİ İÇİN NE ZAMAN DOKTORA GİTMELİDİR?

    Kendini hissettirmeye başlayan bahar mevsimi çoğumuzu mutlu ediyor. Ancak alerjisi olanlar için bahar mevsiminde her tarafta rengarenk açan çiçeklerin etrafında dolaşan arılar, hayatı tehdit eden ciddi sorunlara yol açabilir.

    Arı alerjisi sokmasına bağlı oluşan belirtiler genellikle lokal ( bölgesel ) veya sistemik olarak karşımıza çıkar.

    Arı alerjisi özellikle öncesinde alerjik rinit, astım ve egzama gibi diğer alerjik hastalıkları olanlarda anafilaksi gibi daha ciddi tablolara yol açabilir.

    Arı sokmasına bağlı olarak ürtiker anjiyoödem, nefes darlığı, baş dönmesi, baygınlık gibi şikayetler oluştuysa mutlak alerji uzmanına gitmelidir.

    Arı alerjisi alerji uzmanları tarafından tedavi edilebilir bir alerjidir. Bu yüzden mutlaka alerji uzmanları tarafından görülmeli ve değerlendirilmelidir.

    Arı alerjisi olan hastalar doktora gitmeden önce ne yapmalı?

    Arı sokmasından sonra tedavi için en önemli noktalardan biri arının tipini belirlenmesidir. Bal arısı ve yabani arı ayrımı çok önemlidir. Hastanın hangi arı tarafından sokulduğunu bilmesi teşhis ve tedavi için yol gösterici olacaktır.

    Alerji uzmanına gitmeden önce bazı ilaçların antihisitaminikler, antidepresanlar, öksürük ilaçları ve bazı ağrı kesicilerin 1 hafta önce kesilmesi gereklidir.

    Arı soktuktan sonra anafilaktik şok geçiren hastaların testleri en az 6 hafta sonra yapılabilir. 6 haftadan daha önce yapılan testleri doğru sonuç vermez.

    Arı alerjisine bağlı görülen büyük lokal reaksiyonlar ve sistemik reaksiyonlar daha sonraki anafilaktik şok habercisi olabileceği için mutlaka alerji hekimleri tarafından değerlendirilmedir.

    YETİŞKİNLERDE ARI ALERJİSİNİN TANISINI NASIL KOYARIZ?

    Arı alerjisinin tanısını koymak için hastanın arı soktuktan sonra hangi şikayetlerinin ne kadar zamanda oluştuğunu anlatan iyi bir anamnez almak gerekir

    Arı tarafından sokulan hastanın hangi arı tarafından şikayetlerinin oluştuğu alerji deri testi ve kan testlerinden faydalanarak teyit edilmesi gerekir. Arı için hastaya aşı tedavisinin başlanması düşünülüyorsa deri testleri yapmak son derece önemlidir. Alerji deri testlerin de arı alerjenleri kullanıldığı için deri prick test ve intradermal deri testleri son derece riskli olabilir. Bu yüzden alerji deri testleri mutlaka alerji hekimleri tarafından yapılmalıdır.

    Alternatif olarak, arılara özgü arı spesifik IgE, antikorları kanda ölçülebilir. Kandan yapılan alerji testlerinin tanı koyma olasılığı daha azdır.

    Arı alerjisi alerji uzmanları tarafından tedavi edilebilir bir alerjidir. Bu yüzden mutlaka alerji uzmanları tarafından görülmeli ve tanısının doğru bir şekilde konulması gerekir.

    YETİŞKİNLERDE ARI ALERJİSİ NASIL TEDAVİ EDİLİR?

    Kendini hissettirmeye başlayan bahar mevsimi çoğumuzu mutlu ediyor. Ancak alerjisi olanlar için bahar mevsiminde her tarafta rengarenk açan çiçeklerin etrafında dolaşan arılar, hayatı tehdit eden ciddi sorunlara yol açabilir.

    Arı alerjisinin tedavisi 3 basamaktan oluşur

    Arılardan kaçının, önlem alın

    Anafilaksi belirtileri ortaya çıkarsa hemen epinefrin (adrenalin otoenjektörü) enjekte edin .

    Alerji aşısı ( immünoterapi ).

    Arı alerjisinin tedavisi arılara karşı önlem, acil şikayetlerin ortadan kaldırılması için tedavi ve aşı tedavisini içeren 3 basamaktan oluşmaktadır.

    Arılara karşı nasıl önlem alabiliriz?

    Bal arıları genellikle saldırgan değildir. Özellikle bal arıları tahrik edilmediğinde sokmazlar bu yüzden bal arılarını üzerimize çekecek şeylerden kaçınmak gerekir.

    Yabani arılar daha saldırgandır aynı ortamda bulunduğumuzda birçok gıdanın üzerinde bulunabileceği için alacağımız bazı önlemler arılardan uzak durmamıza yardımcı olur.

    Arılara karşı bazı önlemler

    -Çıplak ayakla çimenlerde ve arıların beslendiği yerlerde yürümeyin.

    -Açık olan içecek kutularından içmeyin. Arılar kutuların içine girebilir ve sıkıştırıldığında sokabilir.

    -Dışarıda yemek yerken yiyecekleri kapalı tutun.

    -Tatlı kokulu parfüm, saç spreyi veya deodorant kullanmayınız.

    -Çiçek desenli, parlak renkli kıyafetler giymekten kaçının.

    -Dışarda çalışırken uzun pantolon, uzun kollu gömlekler, çoraplar, ayakkabı ve iş eldivenleri giyin.

    -Çalıların, saçakların ve çatı katlarının yakınında temkinli olun ve çöp konteynırlarından ve piknik alanların etrafında dikkat edin.

    -Arıların yuvalarına dikkat edin ve asla müdahale etmeyin profesyonel bir destek alın.

    Arı alerjisinde ilaç tedavisi nelerdir?

    Arının alerjisinde bal arısı soktuysa iğnesi dikkatli bir şekilde çıkarılmalıdır.

    Lokal hafif ciltte kaşıntı kızarıklık ve 1-2 cm şişlik genelde tedavi gerektirmez.

    Kaşıntı çok fazlaysa antihistaminik kremler bir kaç gün verilebilir.

    Lokal geniş reaksiyonlarda daha fazla kızarıklık ve şişlik olabileceği için

    Buz ile soğuk kompres yapılabilir.

    Ağızdan veya intramusküler yolla antihistaminikler verilebilir, yanında çok ağrısı varsa ağrı kesiciler verilebilir. Ağızdan kortiksteroid içeren tabletler birkaç gün düşük doz olarak verilebilir.

    Arını soktuğu yerde bazen sellülit veya lokal enfeksiyonlar gelişebilir bu durumlarda antibiyotikler verilebilir.

    Bu tedavilerin arı sokmasını takiben 1-2 saat içinde başlanması önerilir.

    Arı alerjisinde ciddi sistemik reaksiyonların tedavisi daha önemlidir

    Arı alerjisinde arı soktuktan sonra bazen dakikalar içinde tüm vücutta ürtiker, nefes darlığı, baş dönmesi ve bayılma ile sonlanan alerjik şok dediğimiz tablo gelişebilir.

    Anafilaksi riski olan hastalar mutlaka yanlarında adrenalin otoenjektörü bulundurması gerekir. Anafilaksi hikayesi olan hastalar alerji uzmanları tarafından adrenalin otoenjektörü yazılmalı ve nasıl kullanacağı anlatılmalıdır.

    Arı soktuktan sonra dakikalar içinde vücutta kaşıntı kızarıklık nefes darlığı baş dönmesi başladıysa acil olarak adrenalin içeren adrenalin otoenjektörleri hasta veya yakını tarafından hızlıca yapılmalıdır.

    Adrenalin otoenjektörleri hasta için hayat kurtarıcıdır fakat anafilaktik şok 6 saat içinde tekrarlayabileceği için sonrasında mutlaka acil şartları olan hastane veya sağlık merkezine gitmelidir.

    Anafilaktik şok tedavisi mutlaka acil müdahale koşulları uygun olan sağlık merkezlerinde yapılmalıdır.

    Arı alerjisinde alerji aşısı ( immunoterapi ) gerekli mi?

    Arı alerjisinde hayatı tehdit eden en ciddi reaksiyon anafilaktik şok tablosudur. Arı sokmasından sonra anafilaktik şok yaşamış olan hastaların mutlaka alerji uzmanları tarafından görülmesi gereklidir.

    Alerji aşısı ( immünoterapi ) tedavisi Dünya Sağlık Örgütü (WHO)’ nün onayladığı bir tedavidir. Arı alerjisinde en önemli tedavi aşı tedavisidir. Bu tedavinin % 90-97 gibi oranlarda tam tedavi sağladığı bilinmektedir. Arı alerjisinde uygulanan aşı tedavisi en az 3 -5 yıl kadar sürdürülmektedir.

    Aşı tedavisi ile alerjisi olduğu arı ile tekrar sokulduğunda anafilaktik şok tablosu gelişmemektedir. Bu yüzden arı alerjisinde en önemli tedavi aşı tedavisidir. Arı aşılarının etkinliği görülünceye kadar idame tedavisine kadar hastaların yanında adrenalin otoenjektörü taşıması önerilir.

    Arı alerjisi alerji uzmanları tarafından tedavi edilebilir bir alerjidir. Bu yüzden mutlaka alerji uzmanları tarafından görülmeli ve değerlendirilmelidir.

  • Yetişkinlerde ilaç alerjisi

    Günümüzde hastalıkların tedavisi için yeni ilaçlar geliştirilirken bu ilaçlara karşı vücudumuz tarafından alerjik reaksiyonlar oluşmaktadır. İlaç alerjileri aslında çok yaygın alerjik hastalıklardan değildir fakat her geçen gün yeni ilaçlarla birlikte daha sık görülmeye başlamıştır ayrıca ilaç alerjileri ölümle sonuçlanabilecek olan alerjik şoka yol açabildiği için tanısının mutlaka konulması gereklidir.

    İlaç alerjileri tedavi amacıyla almış olduğumuz ilaçlara karşı bağışıklık sistemimizin bu ilaçları yabancı madde olarak algılaması ve sonrasında bu maddelere karşı aşırı reaksiyon göstermesinde kaynaklanır. Aynı İlaç daha önce birçok kez kullanılmasına rağmen son kullandığında ürtikerden ( kurdeşen) anafilaktik şoka ( alerjik şok ) kadar ciddi birçok reaksiyona yol açabilir.

    İlaçlar tedavi amacıyla aldığımız her şeyi kapsar bazen kullandığımız bir ağrı kesiciden antibiyotiğe bazen de bitkisel ürünlerden gıda takviyelerine, vitaminlere kadar her aldığımız tüm ürünler alerjik reaksiyona yol açabilir. Hastaların çoğu kez kullanmış olduğu ağrı kesiciler veya daha önce birçok kez kullandığı antibiyotikler hiç beklenmedik bir şekilde alerjik reaksiyona yol açabilir. Basit bir ağrı kesici veya herkesin kullandığı antibiyotik diye düşündüğümüz her ilaç alerjik reaksiyonla sonlanabilir.

    YETİŞKİNLERDE İLAÇ REAKSİYONU MU İLAÇ ALERJİSİ Mİ SIK GÖRÜLÜR

    İlaç reaksiyonu teşhis veya tedavisi için kullanılan dozlarda oluşan herhangi bir zararlı veya istenmeyen tepki olarak tanımlanabilir. İlaç reaksiyonları günlük klinik uygulamalarda sık görülür ve hastaların % 15-25’ini etkiler; Ciddi reaksiyonlar hastaların % 7-13’ünde görülür.

    İlaç reaksiyonları, herhangi birinde ortaya çıkabilecek öngörülebilir reaksiyonlar (A tipi) veya yalnızca duyarlı bireylerde (tip B) ortaya çıkan öngörülemeyen reaksiyonlar olarak sınıflandırılır.

    Tahmin edilebilir reaksiyonlar ilaç reaksiyonlarının en yaygın türüdür ve genellikle doza bağlıdır ve ilacın bilinen farmakolojik etkileri ile ilişkilidir (örneğin yan etkiler, aşırı doz, ilaç etkileşimleri ). Nefes açıcı ilaçların çarpıntı yapması gibi reaksiyonlar görülebilir.

    Tahmin edilemeyen reaksiyonlar ilaç reaksiyonları geçiren hastaların yaklaşık % 20-25’inde görülür; Bu reaksiyonlar genellikle ilacın bildiğimiz kimyasal farmakolojik etkileri ile ilgisi yoktur.

    İlaç alerjisi, çeşitli mekanizmalar ile bağışıklık sisteminin aracılık ettiği aşırı duyarlılık reaksiyonlarına bağlı olarak ortaya çıkan öngörülemeyen ilaç reaksiyonlarının bir türüdür. Tüm ilaç reaksiyonlarının yaklaşık % 5-10’unu oluşturur. İlaç alerjileri sık rastlanmaz fakat ilaç reaksiyonları yani ilaçların istenemeyen etkileri de ilaç alerjisi olarak görüldüğü için daha sık karşımıza çıkabilir. İlaç alerjileri ilaçlara bağlı olarak oluşan hastalıklardan sadece biridir. Her ilaç reaksiyonunu alerji olarak isimlendirmemek gerekir. Alerji uzmanları tarafından mutlaka değerlendirilip gerekli testleri yapıldıktan sonra ilaç alerjisi tanısı konulması uygun olur. İlaç alerjileri tüm ilaç reaksiyonlarının küçük bir kısmını oluşturur. Ancak bazen ölümle sonuçlanabildiğinden çok ciddiye alınması gerekir.

    İlaç alerjileri sadece hastanın yaşam kalitesini etkilemekle kalmaz aynı zamanda tedavinin yapılmasını erteleyebilir veya engelleyebilir, daha az etkili alternatif ilaçların kullanılmasına, gereksiz araştırmalara ve hatta ölüme yol açabilir. İlaç alerjisinin belirlenmesi, farklı şikayetler ve klinik görünümler yüzünden zordur. Bu nedenle, bir ilaca bağlı alerjik bozukluk olduğundan şüpheleniliyorsa, ilaç alerjisi teşhis ve tedavisinde deneyimli bir alerji uzmanına danışılması önerilir.

    YETİŞKİNLERDE İLAÇ ALERJİSİ NASIL OLUŞUR ?

    Günümüzde hastalıkların tedavisi için yeni ilaçlar geliştirilirken bu ilaçlara karşıda vücudumuz tarafından alerjik reaksiyonlar oluşmaktadır. İlaç alerjileri aslında çok yaygın alerjik hastalıklardan değildir fakat her geçen gün yeni ilaçlarla birlikte daha sık görülmeye başlamıştır.

    İlaçlara karşı oluşan alerjik reaksiyonlara bakıldığında bağışıklık mekanizmalarını tanımlayan sınıflandırma sistemine göre 4 sınıfa ayrılabilir.

    Bu sınıflandırma sistemi aşağıdakileri içerir

    İmmünoglobülin E (IgE) antikorlarının (tip I) aracılık ettiği ani tip reaksiyonlar. Bu yanıt sırasında ilaca karşı oluşan immünoglobulin E (IgE) antikorları bu kişileri ilaca karşı duyarlı hale getirir. Bundan sonra bu duyarlı kişiler ilaç ile tekrar karşılaşırsa ilaç alerjisine ait şikayetler oluşur. Bu tip İlaç alerjisinde kişinin duyarlı hale gelmesi için kişiden kişiye değişen bir süreye gereksinim vardır. Bazı insanlar bir ilacı defalarca kullandıktan sonra duyarlı hale gelirken bazıları çok daha erken ilacın ikinci üçüncü dozunda belirti verir. Özellikle anafilaktik şok (alerjik şok ) ürtiker ( kurdeşen ) anjiyoödem, nefes darlığı gibi şikayetler bu yolla oluşur. İlaç alındıktan birkaç dakika veya saat sonra hızla bu şikayetler ortaya çıkar. Bu alerjik reaksiyonlar testler ile ortaya konulabilir.

    İmmunglobulin G (IgG) veya immünoglobülin M (IgM) antikorlarının (tip II) aracılık ettiği sitotoksik reaksiyonlar daha nadir görülen trombositopeni, anemi, gibi kan hücrelerinde düşüklüklere yol açar. İlaç alındıktan sonra süre olarak değişken olmakla birlikte hemen veya daha sonra ortaya çıkabilir.

    İmmün kompleks reaksiyonlar (tip III ) ilaç alındıktan haftalar sonra ortaya çıkabilir. Serum hastalığı vaskülit, artralji ateş, döküntü gibi tablolar alınan ilaçlardan 1-3 hafta sonra görülebilir.

    Hücresel bağışıklık mekanizmaları tarafından ortaya çıkan gecikmiş tip reaksiyonlar ( tip IV ), çoğu kontakt yolla maruz kalınan ilaçlarla görülür. Deriye uygulanan kremlerde yer alan ilaçlar veya katkı maddelerine bağlı oluşan kontakt dermatit en sık görülen alerjik tablodur. Cillte ortaya çıkan deri döküntüleri tip IV alerjilerle bağlıdır. İlaç uygulanmasından sonra genellikle 2-7 gün içinde ortaya çıkarlar. Bu alerjik reaksiyonlar ile ilgili alerji testleri yapılabilir.

    Bu tüm bağışıklık mekanizmaları dışında psödoalerjik reaksiyonlara yol açan ilaçlar vardır. Bazı ilaçlar direkt olarak alerji hücrelerini uyararak alerji hücrelerinden histamin adını verdiğimiz kimyasalların salınmasına yol açar. Bu tür reaksiyonlar özellikle NSAİ ağrı kesici ilaçlar, ACEİ içeren tansiyon ilaçları ve radyokontrast opak maddeler ile görülür ve immün sistemin diğer yollarını kullanmadan ciddi reaksiyonlara yol açar.

    İlaç alerjisi farklı mekanizmalarla ortaya çıktığı için farklı şikayetler ve klinik görünümlere yol açar. Bu nedenle, bir ilaca bağlı alerjik bozukluk olduğundan şüpheleniliyorsa, ilaç alerjisi teşhis ve tedavisinde deneyimli bir alerji uzmanına danışılması önerilir.

    YETİŞKİNLERDE İLAÇ ALERJİSİNİ ARTIRAN RİSK FAKTÖRLERİ NELERDİR ?

    Günümüzde hastalıkların tedavisi için yeni ilaçlar geliştirilirken bu ilaçlara karşı vücudumuz tarafından alerjik reaksiyonlar oluşmaktadır. İlaç alerjileri aslında çok yaygın alerjik hastalıklardan değildir fakat her geçen gün yeni ilaçlarla birlikte daha sık görülmeye başlamıştır.

    ilaç alerjisi geliştirme riskini artıran faktörler arasında yaş, cinsiyet, genetik özellikler, bazı viral enfeksiyonlar ve ilaçla ilgili kimyasal özellikler bulunur.

    İlaç alerjisi tipik olarak daha çok genç ve orta yaşlı erişkinlerde görülür çocuklarda çok sık görülmez. Kadınlarda erkeklerden daha yaygındır.

    İnsan immün yetmezlik virüsü (HIV) ve Epstein-Barr virüsü (EBV) gibi viral enfeksiyonların riski artırdığı bilinmektedir.

    Kişilerin genetik yapısı da ilaç alerji riskinin artıran nedenlerdendir. Ailesinde ilaç alerjisi olanlarda görülme riski daha fazladır. İlaçlara karşı olan bağışıklık mekanizmaları, ilaç reaksiyonu geliştirmesinde önemlidir. Ayrıca ilaçların vücudumuzda ortadan kaldırılmasında gerekli olan metabolizmamız genetik yapımızla doğrudan ilişkilidir.

    Buna ek olarak, topikal, kas içi, ve damar yolu ile ilaçların uygulanması, oral uygulamaya göre alerjik ilaç reaksiyonlarına neden olma olasılığı daha yüksektir. Damar yolu ile uygulama daha şiddetli reaksiyonlara yol açabilir. Uzun süreli yüksek dozlar veya sık dozlar aşırı duyarlılık reaksiyonlarına yol açma riski tek bir dozdan daha yüksektir. Ayrıca, penisilin gibi büyük makromoleküler yapılı ilaçların ve hapten (doku veya kan proteinlerine bağlanır ve bir bağışıklık tepkisi ortaya çıkaran) ilaçların alerjik reaksiyonlarına neden olma olasılığı daha yüksektir.

    Atopik alerjik yapıya sahip hastalarda ilaç alerjisi riski yüksek olmamakla birlikte ciddi alerjik reaksiyon görülme riski artar.

    İlaçlar hastalıkların tedavisinde mutlaka gereklidir fakat uygun şekilde verildiğinde faydalı olurken gereksiz veya doğru şekilde verilmezse ciddi sorunlara yol açabilir. İlaç tedavileri uygulanırken mutlaka kişilerin daha önce yaşamız olduğu alerjik reaksiyonları doktoruna söylemesi gerekir Bildiğimiz gibi ilaç alerjilerinde bir ilaçla alerji oluştuysa bir sonraki reaksiyon daha ciddi tablolara yol açar. İlaç alerjisi için risk faktörleri dikkate alınmalı ve tedavisi buna göre planlanmalıdır.

    YETİŞKİNLERDE İLAÇ ALERJİSİ BELİRTİLERİ NELERDİR ?

    Günümüzde hastalıkların tedavisi için yeni ilaçlar geliştirilirken bu ilaçlara karşı vücudumuz tarafından alerjik reaksiyonlar oluşmaktadır. İlaç alerjileri aslında çok yaygın alerjik hastalıklardan değildir fakat her geçen gün yeni ilaçlarla birlikte daha sık görülmeye başlamıştır.

    İlaç alerjileri kendini farklı zamanlarda farklı klinik görünümlerle ortaya koyabilir. İlaç alerjilerinde ilaç alındıktan dakikalar içinde reaksiyonlar görülebileceği gibi haftalar sonrada ilaca bağlı şikayetler görülebilir. İlaçlarla olan reaksiyonlar bağışıklık sisteminde kullanmış olduğu farklı mekanizmalar nedeniyle farklı zamanlarda görülebilir.

    İlaç alındıktan sonra dakikalar ve saatler içinde ortaya çıkan belirtiler

    -Deride döküntüsü

    -Ürtiker (kurdeşen)

    -Kaşıntı

    -Nefes almada zorluk Hırıltı

    -Burun akıntısı, gözlerde kaşınma ve sulanma

    -Karın ağrısı

    -Anafilaksi Riski olarak karşımıza çıkar

    Deri, ilaca bağlı alerjik reaksiyonlardan en sık ve en belirgin biçimde etkilenen organdır. Deri bulgularından biri, ilaca maruz kaldıktan sonraki gün ile 3 hafta arasında ortaya çıkan, gövdeden kaynaklanan ve sonuçta kol ve bacaklara yayılmış lekelerle karakterize olan yaygın ekzantemdir (makülopapüler döküntü olarak da bilinir)

    Ürtiker (kurdeşen) ve anjioödemde daha yaygındır ve hem IgE aracılı hem de IgE aracılı olmayan mekanizmalardan kaynaklanabilir. İlaç alındıktan sonra dakikalar içinde ortaya çıkabilir.

    Ciltte oluşan ilaç reaksiyonlarının en şiddetli biçimleri Stevens-Johnson sendromu (SJS) ve toksik epidermal nekrolizdir (TEN).

    Stevens-Johnson sendromu (SJS), makulopapüler bir döküntü ile başlar ve genellikle döküntüye, ağız içinde ülserler konjunktivit, ateş, boğaz ağrısı ve yorgunluk eşlik eder.

    Toksik epidermal nekrolizdir (TEN), SJS’ye benzer özelliklere sahip nadir bir durumdur, ancak cildin dış tabakasının büyük bölümlerini (cildin en dış tabakası) aşağıdaki tabakalardan ayrışarak geniş deri parçaları halinde kopmalara yol açar. Bu rahatsızlıkların şiddeti göz önüne alındığında, SJS ve TEN’e (en sık sülfonamidlere) neden olduğu düşünülen ilaçların hasta tarafından gelecekte kesinlikle kullanmaması gereklidir.

    Cilt reaksiyonları, ilaca bağlı alerjik reaksiyonların en yaygın görülen belirtileri olmasına rağmen, böbrek, karaciğer ve kan hücreleri gibi birçok organ ve sistemi tutulabilir.

    Serum hastalığı, ilaca bağlı lupus ve vaskülit daha nadir görülen ilaç alerjileri tablolarıdır.

    Anafilaksi, başlangıçta hızlı olan ve ölümle sonuçlanabilen ciddi bir sistemik alerjik reaksiyondur. İlaç alerjilerinde en ciddi tabloyu oluşturur saniyeler içinde baş dönmesi, nefes darlığı tansiyon düşüklüğü, bilinç kaybı ile birlikte ölüme kadar giden bir klinik tabloya yol açar.

    YETİŞKİNLER NİÇİN İLAÇ ALERJİSİ İÇİN DOKTORA GİTMELİ ?

    İlaç alerjileri aslında çok sık görülmezler fakat ilaç alerjisi için risk taşıyorsa alerji hekimleri tarafından değerlendirilmelidir. Özellikle ilaç aldıktan sonra alerjik reaksiyon geçirmiş bir hastada bir sonraki reaksiyonların daha ciddi sonuçlar oluşturabileceği mutlaka göz önünde bulundurulmalıdır.

    İlaç alerjisine yol açan ilaç hasta tarafından biliniyorsa hasta ilaçtan uzak kalması gerektiğini bilir fakat ilaçlar arasında çapraz reaksiyonlar sık görüldüğü için alerjik olduğu ilacı kullanmamasına rağmen aynı molekül yapısına sahip başka bir ilaçla da şikayetleri ortaya çıkabilir. Penisilin grubu ilaçlarla sefalosporin grubu ilaçlar arasında çapraz reaksiyon olduğu gibi diğer ilaçlar arasında da benzerlikler bulunur.

    İlaç alerji diğer alerjik hastalıklara göre tedavisi daha kolaydır alerjisi olan ilaçtan uzak durduğunda şikayetleri olmaz. Hastanın alerjisi olan ilaç bulunup benzerlerinde uzak durduğunda şikayetleri olmaz bu arada hastanın tedavisi için alternatif ilaçların saptanması gereklidir. Bu nedenle, bir ilaca bağlı alerjik bozukluk olduğundan şüpheleniliyorsa, ilaç alerjisi teşhis ve tedavisinde deneyimli bir alerji uzmanına danışılması önerilir.

    YETİŞKİNLER ALERJİ UZMANINA GİDERKEN NE YAPMALI ?

    İlaç alerjisinde alerjiye yol açan ilacı saptamak bazen zor olabilir. Yeni bir ilacı kullanmaya başladığında veya daha önce kullanmış olduğu ilacın alımından sonra bazı alerjik reaksiyonlar görülüyorsa bu ilacın mutlaka bir yere not edilmesi gereklidir. Doktora gitmeden önce bazı bilgilerin yazılması önceden hazırlık yapılması tanı koymaya yardımcı olacaktır.

    Bu hazırlıkları şöyle sıralayabiliriz:

    -Yetişkin hastalar ilaç kullanımından sonra gösterdiği belirtileri not etmeli. İlaç alerjilerinde ciltteki lezyonlar bazen dakikalar bazen haftalar içinde görülebileceği için mutlaka hastanın lezyonların olduğu dönemde gelmesi veya görüntülemesi fotoğrafını çekmesi doktorun tanı koymasında yardımcı olur.

    -Yetişkin hastalar bazen birden çok ilaç kullanabilir bu kullandığı ilaçları ve en son hangi ilacı kullandığını not etmesi uygun olur.

    -ilaçlarla ilgili oluşan reaksiyonların hangi ilaç aldıktan sonra oluştuğu hastane kayıtlarında yer alıyorsa veya hekim tarafından not edildiyse bu notların mutlaka getirilmesi uygun olur.

    -İlaç alerjilerinde bazen eşdeğer ilaçlar arasında farklılık olabileceği için mümkünse şüpheli ilacı yanınızda getirin.

    -Alerji, öksürük veya antidepresan ilaçlar muayeneden 1 hafta önce bırakılması uygun olur. Teşhis için alerji testi gerekebilir ve bu ilaçları kullanıyorsa testin sonucunu etkilenebilir.

    – Testlerin tekrar yapılmasını önlemek için önceden yapılan test sonuçlarınızı yanınızda getirin.

    -Anafilaktik şok geçiren hastaların testleri en az 6 hafta sonra yapılacağı için bu süre için başka ilaç kullanmadan beklemesi uygun olur.

    -Doktorunuza sormak istediğiniz soruları önceden not edip doktorunuza sorun. Çünkü muayene sırasında aklınıza gelmeyebilir, muayenenin verimliliği açısından önemlidir.

    İlaç alerjilerinde alerji uzmanlarının size soracağı bu sorular ilacın saptanmasında yardımcı olacaktır önceden bu sorulara hazırlıklı olmak tanı koymada yardımcı olur.

    Şüpheli hangi ilaca tepki vermiş olabilirsiniz?

    İlacı alerji olmadan önce ne zaman almaya başladın ve alerjik reaksiyon olmadan ne kadar süre önce almayı bıraktın ?

    İlaç kullandıktan ne kadar sonra belirtiler fark ettiniz ve ne tür şikayetler yaşadınız?

    Belirtileriniz ne kadar süre devam etti ve azalması için ne yaptınız?

    Reçeteli ve tezgah üstü başka hangi ilaçlar alıyor musunuz ?

    Bitkisel ilaçlar tüketiyor musunuz, vitamin veya mineral takviyeleri alıyor musunuz? Öyleyse, hangileri?

    Bu soruların hastalar tarafından cevaplanması tanı için istenecek tetkikleri kolaylaştıracaktır.

    YETİŞKİNLERDE İLAÇ ALERJİSİ TEŞHİSİ NASIL KONULUR?

    Günümüzde hastalıkların tedavisi için yeni ilaçlar geliştirilirken bu ilaçlara karşı vücudumuz tarafından alerjik reaksiyonlar oluşmaktadır. İlaç alerjileri aslında çok yaygın alerjik hastalıklardan değildir fakat her geçen gün yeni ilaçlarla birlikte daha sık görülmeye başlamıştır.

    İlaç alerjisinin tanısı, kapsamlı bir şekilde geçmişte kullandığı ilaçların hikayesinin alınması ile başlar bununla birlikte ilaca bağlı alerjik reaksiyonlarla uyumlu muayene bulgularının ve semptomların belirlenmesi ile yapılır. Hikaye ve fizik muayene sonuçlarına bağlı olarak cilt testi, kan testleri ve ilaç provakasyon testlerinin yapılması ile tanı konabilir. Bu nedenle, ilaç alerjisinden şüpheleniliyorsa, bu tanı yöntemlerinde deneyimli bir alerji uzmanının hastayı değerlendirmesi önemlidir.

    ilaç alerjisi olduğundan şüphenilen hastanın değerlendirilmesi, ilaçlar ile ilişkili olarak, ilacın uygulama tarihleri, ilacın formülasyonu, dozajı ve uygulama yolu, ile ilaca bağlı oluşan klinik semptomlar ve bunların zamanlaması ve süresi dahil olmak üzere, hasta tarafından alınan tüm reçeteli ve reçetesiz ilaçların detaylı öyküsünü içermelidir.

    Ayrıntılı öyküye ek olarak, dikkatli bir fizik muayene, reaksiyonun altında yatan olası mekanizmaları tanımlayabilir ve bu sayede tanı için daha sonraki istenecek testlere rehberlik edebilir.

    Deri prick testi (SPT) ve intradermal testler (alerjen cilt içine enjekte edilen test) gibi deri testleri, serumda spesifik IgE testleri yapılabilir.

    Yama testi, potansiyel alerjenler 48 saat boyunca hastanın sırtına koymayı ve ardından reaksiyonları değerlendirmeyi içerir. İlaç yama testi, çeşitli gecikmiş (tip IV) cilt reaksiyonlarını, özellikle ilaç sonrasında oluşan makülopapüler döküntülerin teşhisi için yararlıdır, ancak genellikle SJS veya TEN’in teşhisi için yararlı değildir

    Son çalışmalar, bazofiller hem immün aracılı hem de immün-aracılı olmayan reaksiyonlarda yer aldığından, ilaç allerjisinin teşhisinde bazofil aktivasyon testide kullanılmaya başlamıştır. Testin beta-laktam antibiyotiklerine, NSAID’lere ve kas gevşeticilere olası alerjilerin değerlendirilmesinde yararlı olduğuna dair bazı kanıtlar bulunmasına karşın, tanı yöntemleri arasında yaygın olarak kabul edilmeden önce başka doğrulayıcı çalışmalara ihtiyaç olduğu kesindir.

    YETİŞKİNLERDE İLAÇ ALERJİSİ TANISINDA DERİ TESTLERİ GEREKLİ Mİ?

    Deri prick testi (SPT) ve intradermal testler (alerjen cilt içine enjekte edilen test) gibi deri testleri, IgE aracılı (tip I) reaksiyonların teşhisi için yararlıdır.

    Deri testleri penisilin için standartlaştırılmıştır özel solüsyonlar ile yapılır. Lokal anestezikler, kas gevşeticiler için yararlıdır (fakat nadiren pozitiftir) ve insülin veya monoklonal antikorlar gibi yüksek molekül ağırlıklı protein maddeleri için çok duyarlıdırlar. Bu ilaçlara karşı pozitif cilt testleri, antijen spesifik IgE varlığını teyit eder ve tip I aşırı duyarlılık reaksiyonunun teşhisini destekler.

    Her şeyden önce ilaç testleri sırasında özellikle cilt içi testler sırasında alerjik reaksiyonlar oluşabileceğinden, anafilaksi tedavisinin yapılabileceği, her türlü önlemlerin alındığı bir merkezinde alerji uzmanları tarafından yapılması gereklidir. Testleri yanlış yapılması ve yorumlanması hastanın yanlış olarak alerjik olarak tanımlanmasına yol açabilir. Cilt testleri hastanın ilaca karşı duyarlılaşmasına yol açabilir. Bu nedenle gerekmedikçe yapılmamalıdır. Bu nedenle, bir ilaca bağlı alerjik bozukluk olduğundan şüpheleniliyorsa, ilaç alerjisi teşhis ve tedavisinde deneyimli bir alerji uzmanına danışılması önerilir.

    Sınırlı sayıda ilaç için serumda spesifik IgE testleri mevcuttur. Bununla birlikte, bu testler maliyetlidir ve cilt testlerinden genellikle daha az duyarlıdır. Ayrıca bunların çoğu için kan testleri yeterli değildir.

    YETİŞKİNLERDE İLAÇ ALERJİSİNİN TEDAVİSİ NASILDIR?

    İlaç alerjisinin tedavisi için en etkili strateji, alerjiye yol açan ilacın saptanması sonrasında bu ilacın alımının önlenmesi veya tedaviden çıkarılmasıdır. Tedavi alerjiye yol açan ilaç grubu ile ilişkisi ve kimyasal benzerliği olmayan alternatif ilaçlarla devam edilmelidir. Alternatif ajanlar seçilirken ilaçlar arasındaki çapraz reaktivite mutlaka göz önüne alınmalıdır.

    İlaç alerjisi gelişmesi riskini azaltmak için gerekmedikçe ilaç kullanılmamalıdır. İlaçların öncelikle ağız yolu ile alınan formlar tercih edilmelidir.

    Tüm kas içi ve damar yolu ile yapılacak uygulamalarının bir sağlık merkezinde yapılması, gerektiğinde sağlık merkezinde 30 dakika beklenilmesi önemidir.

    İlaç alerjilerinde oluşan reaksiyonları için tedavi büyük ölçüde destekleyici ve semptomatiktir. İlaç alerjisi sonrasında kullanılacak ilaçlar sadece şikayetlerini kontrol etmek içindir. İlaç alerjisinin tekrar oluşmasını engellemez.

    Kortikosteroid içeren kremler ve oral antihistaminiklerle ciltle ilgili şikayetleri iyileştirebilir.

    Kortikosteroidler ağızdan veya damar yolu ile uygulanabilir ve ciddi sistemik reaksiyonları tedavi etmek için kullanılabilir.

    Anafilaksi durumunda, tercih edilen tedavi, intramüsküler enjeksiyon yoluyla uygulanan adrenalindir (epinefrin)

    SJS ve TEN gibi şiddetli ilaç reaksiyonlarında, ciltte oluşan lezyonlar yoğun bakım veya yanık ünitesi ortamında en iyi şekilde tedavi edilebilir.

    Alerjisi olduğu ilaca kesin bir tıbbi gereksinim olduğu ve başka alternatifinin bulunmadığı durumlarda, ilaç karşı duyarsızlaştırma tedavisi uygulanabilir. İlaca karşı uygulanan duyarsızlaştırma işlemi çok riskli ve zor bir yöntemdir. Hastaların ilaca karşı duyarsızlaştırma işleminden sonra ilaç her gün alması gereklidir. İlaç duyarsızlaştırma prosedürlerinin başlatılması, ilacın artan dozlarının uygulanması yoluyla hastanın immünolojik bir yolla ilaca yanıtını geçici olarak değiştirir. İlaç toleransı genellikle sadece ilaç verildiği sürece korunur; Hasta önceden bir ilaca karşı duyarsızlaştırıldıysa ve sonra aynı ilacın tekrar kullanması gerekiyorsa, prosedürün aynı şekilde tekrarlanması gerekir. İlaç duyarsızlaştırma prosedürleri sadece resüsitasyon ekipmanı bulunan merkezlerde alerji hekimleri tarafından yapılmalıdır

    İlaç alerjilerinin tedavisinde en önemli parça gelecekteki reaksiyonların önlenmesi için hasta ve hasta yakınlarının bilgilendirilmesidir.

    Hastaya kaçınılması gereken ilaçlarla ilgili yazılı bilgi verilmelidir. Hastaneye gittiğinde alerjisi olduğu ilaçlar konusunda mutlaka doktorları ve sağlık personeli haberdar edilmeli ve bilgilendirilmelidir. Hastanın aile hekimi ilaç alerjisinden haberdar edilmelidir.

    Alerji uzmanları tarafından oluşturulan alerjisini belirten alerjik bilezikler / kolyeler veya kartlar hastaya verilmedir.